﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sezai Karakoç &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sezai-karakoc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 08:43:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sezai Karakoç &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sezai Karakoç’un Çeşmelerinden Tarihi İçmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/sezai-karakocun-cesmelerinden-tarihi-icmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:06:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeşmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[Körfez]]></category>
		<category><![CDATA[Şehzadebaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7770</guid>

					<description><![CDATA[Sezai Karakoç 16 Kasım 2021’de ebediyete irtihal etti. Bir gün sonra Şehzade Camii’nde kılınan ikindi namazının ardından caminin haziresine defnedildi. Körfez kitabındaki “Şehzadebaşı’nda Gün Doğmadan” (şiirlerinin toplandığı kitabın ismi de buradan gelir) şiirinde yıllarını geçirdiği bu semt için “Mutlaka olmak isterim / Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda” demişti. Bir vefa borcu olarak bu dileği yerine getirilmiş oldu. O artık bedeniyle değil ama önceden olduğu gibi şiirleri ve fikirleriyle daima aramızda. Çeşmeler kitabı 1975 tarihlidir ve hemen hemen her şiir kitabında kendini hissettiren İstanbul, burada da şehrin muhtelif yerlerindeki çeşmeler vesilesiyle yer bulur. Kitapta dokuz şiir vardır ve bu şiirlere yalnızca rakamla başlık&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sezai Karakoç 16 Kasım 2021’de ebediyete irtihal etti. Bir gün sonra Şehzade Camii’nde kılınan ikindi namazının ardından caminin haziresine defnedildi. <em>Körfez</em> kitabındaki “<em>Şehzadebaşı’nda Gün Doğmadan</em>” (şiirlerinin toplandığı kitabın ismi de buradan gelir) şiirinde yıllarını geçirdiği bu semt için “Mutlaka olmak isterim / Gün doğmadan Şehzadebaşı’nda” demişti. Bir vefa borcu olarak bu dileği yerine getirilmiş oldu. O artık bedeniyle değil ama önceden olduğu gibi şiirleri ve fikirleriyle daima aramızda.</p>
<p><em>Çeşmeler</em> kitabı 1975 tarihlidir ve hemen hemen her şiir kitabında kendini hissettiren İstanbul, burada da şehrin muhtelif yerlerindeki çeşmeler vesilesiyle yer bulur. Kitapta dokuz şiir vardır ve bu şiirlere yalnızca rakamla başlık verilmiştir. İlk şiirde, “Benim yalnızlığımdan / Damıtılmış çeşmeler” diye tavsif ettiği bu eserlerin yalnızca mimari değil, aynı zamanda metafizik unsurlar olduğunu algılarız. Aynı şiirde bir çeşme adı verir:</p>
<p><em>Fındıklılı Mehmet Ağa</em><br />
<em>Çeşmesi</em><br />
<em>-Silâhtar Tarihi’nin yazarı-</em><br />
<em>Yenilmez karpuzlar</em><br />
<em>Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda</em><br />
<em>(…)</em><br />
<em>Silinmeye yüz tutmuş yazı</em><br />
<em>Ölümü hecelemiştik…</em></p>
<p>Bu çeşme Beyoğlu’ndaki Kazancı Yokuşu’nda, apartmanların arasında, talihine dargın, sokağı izliyor. Bir mezar taşı misali banisine Fatiha istiyor sanki. Ayna taşındaki “Maşaallah” (Allah’ın dilediği olur) kitabesiyle bir çeşme olarak değil lakin bir tevekkül anıtı misali nöbette. Alıntılanan bölümden şairin gündelik faaliyetlerini gerçekleştirdiği bir yer olduğunu anladığımız bu çeşmenin “yenilmez karpuzlar(ı)” ve “acı salatalıklar(ı)” dahi temiz hale getiren suyundan bahsedilmesi, yukarıda zikrettiğimiz metafizik algının bir neticesi olsa gerek: Çeşme mimari veçhesinden sıyrılır ve bir temizlik kaynağına dönüşür onun ellerinde.</p>
<p>İkinci şiirde, “Ve hiç beklemediğim bir zamanda / Birden beliren bir köşede” der ve çeşmeleri işaret ederek ekler: “Ruhumun hiyeroglifleri”. İstanbul’un belki de en heyecan verici tarafı, nereden neyin ne zaman çıkacağını bilememektir. Fakat bu bilinemezlik bir gerginliği ve tekinsizliği değil, aksine heyecanı ve muhayyileyi tetikleyen bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden İstanbul, içinde kaybolunması gereken bir şehirdir. “Gönlümün çözülmez şifreleri” dediği çeşmeleri de böyle okumalıyız. Aynı şiirin devamında, “Kendisine benzediğini / Bilirdi şair bir çeşmenin” denir. Birçok çeşme, üzerinde inşası ile alakalı kitabe taşır. Bu kitabeler manzum olarak yazılmıştır çoğu defa ve bu manzumelerin şairleri olur. Karakoç, realite düzleminde kurduğu bu ilişkiyi bir adım ileri taşır: Çeşmelerle şairleri, “toplumun ortasında çağıldayıp dur(mak), insanların susuzluğunu -biri fizikî, diğer ruhsal bakımdan- gider(mek), unutulmak terk edilmek” gibi müşterek yönlerle metafizik olarak birbirine bağlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korkuyu Yenen Adamdı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/4605/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Işıklar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 23:16:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4605</guid>

					<description><![CDATA[1957 senesinde Fetih gazetesini çıkartıyordum. Kadir Bey’in ismini duyardım ama fakültede falan rastlamamıştım. Etrafımıza bazı gençler geliyor ve “Kadir abi” diye bahsediyorlardı. Bir gün gazeteyi çıkartmak için yine odamda çalışmaya oturmuştum. Etrafımdaki gençlerden biri camdan bakarak “Ooo, Kadir abi geldi” dedi. Baktım ki gayet şık, ceketinde bir mendil, uzun boylu, renkli gözlü, yakışıklı bir adam geliyor. Gidip kapıyı açtım. Bana gülerek “Abdullah, geldim” dedi. Ben de “Hoş geldin, safa getirdin” dedim. Gazeteden memnun olduğunu bildirdi, yazı vereceğini söyledi. Bu tanışmadan sonra birbirimizden hiç ayrılmadık. İlk yazısından sonra aradı, “Ya, Mısırlıoğlu yazmışsınız, Mısıroğlu Mısıroğlu” dedi. Daha sonra en çok Muhammed Hamidullah&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">1957 senesinde <i>Fetih</i> gazetesini çıkartıyordum. Kadir Bey’in ismini duyardım ama fakültede falan rastlamamıştım. Etrafımıza bazı gençler geliyor ve “Kadir abi” diye bahsediyorlardı. Bir gün gazeteyi çıkartmak için yine odamda çalışmaya oturmuştum. Etrafımdaki gençlerden biri camdan bakarak “Ooo, Kadir abi geldi” dedi. Baktım ki gayet şık, ceketinde bir mendil, uzun boylu, renkli gözlü, yakışıklı bir adam geliyor. Gidip kapıyı açtım. Bana gülerek “Abdullah, geldim” dedi. Ben de “Hoş geldin, safa getirdin” dedim. Gazeteden memnun olduğunu bildirdi, yazı vereceğini söyledi. Bu tanışmadan sonra birbirimizden hiç ayrılmadık. İlk yazısından sonra aradı, “Ya, Mısırlıoğlu yazmışsınız, Mısıroğlu Mısıroğlu” dedi.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Daha sonra en çok Muhammed Hamidullah Bey’in derslerinde karşılaştık. Hatta hanımıyla beraber gelirdi. Üstadın en mühim tarafı İslam büyüklerine hürmetiydi. Zahid Kotku Hazretleri, Gönenli Mehmed Efendi, Muzaffer Efendi… kim olursa olsun hepsini sever ve asla laf söyletmezdi. Bir de arkadaşlarından Sezai Karakoç’u çok severdi. Zaten Necip Fazıl ile muhabbeti belli.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Çok hareketli, çok heyecanlıydı. O zaman “Kur’an Türkçe okunmalı” diye bir yaygara çıkarttılar. Bizim gazetede buna cevap hazırladık. Kadir Bey kardeşim bir yazı yazdı. Zaten çok cesurdu, korkuyu yenen adamdı. Sevmediği kişilerin bütün davranışlarını haykırdı. <i>Cumhuriyet</i>’in 2 bin basıldığı zamanda biz 5 bin basıyorduk. Ziya Nur Aksun, Hasan Basri Çantay, Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Davutoğlu, Ali Rıza Sağman… herkes yazdı o zaman.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Edebiyat Fakültesi’nde Halis Akaydın vardı. Onunla da görüşürdük. Bir gün Kadir Bey demiş ki, ben diplomayı alacağım, sen de benimle gel. Gitmişler; dekan “Yemin etmeniz lazım” demiş. Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laikliğe yemin ettirecek. Halis şahit, anlattı. Kadir Bey, “Ben yemin etmem” demiş. “Ben de vermem diplomanı” demiş dekan. O da “Vermezsen verme” diye cevap vermiş. İşte böyle örnek bir insandı.</span></span></span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2019">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
