﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinema &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sinema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Jan 2023 08:53:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sinema &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Marksist Alman Tiyatrosu Faşizmin Gölgesinde Doğdu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/marksist-alman-tiyatrosu-fasizmin-golgesinde-dogdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 08:53:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8901</guid>

					<description><![CDATA[Hitler Almanya’sında tiyatronun özellikle ideolojik ve siyasî meseleleri ele almasının nedeni, bu sanatların yaşanan savaşta bir silah vazifesi görmesiydi. Tiyatro ve o dönem yeni yeni meyve vermeye başlayan sinema, ideolojiyi yaygınlaştırmada kullanılan en güçlü araçtı. Böyle bir ortamda Erwin Piscator, Bertolt Brecht ve Peter Weiss gibi isimler ideolojilerini kuramsal bir çerçeveye oturtarak sahneye aktarmış, böylece politik tiyatronun temeli atılmıştır. Günümüzde sahne sanatları alanında görülen Marksist ya da neo Marksist etkinin rüzgârı bu sanatı kuramsal çerçeveye oturtarak çağdaş tiyatroyu yapılandıran bu isimlerden gelmektedir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hitler Almanya’sında tiyatronun özellikle ideolojik ve siyasî meseleleri ele almasının nedeni, bu sanatların yaşanan savaşta bir silah vazifesi görmesiydi. Tiyatro ve o dönem yeni yeni meyve vermeye başlayan sinema, ideolojiyi yaygınlaştırmada kullanılan en güçlü araçtı. Böyle bir ortamda Erwin Piscator, Bertolt Brecht ve Peter Weiss gibi isimler ideolojilerini kuramsal bir çerçeveye oturtarak sahneye aktarmış, böylece politik tiyatronun temeli atılmıştır. Günümüzde sahne sanatları alanında görülen Marksist ya da neo Marksist etkinin rüzgârı bu sanatı kuramsal çerçeveye oturtarak çağdaş tiyatroyu yapılandıran bu isimlerden gelmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sinemada Çin Ve Destansı İki Film</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/sinemada-cin-ve-destansi-iki-film/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 07:43:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8556</guid>

					<description><![CDATA[Bugün dünyanın en büyük iktisadi gücünü temsil eden Çin, hanedanlıklarla yönetilen parçalı yapısı ve bu köklü yapıyı tehdit eden devrimlerle devasa bir tarihin de yükünü sırtlanır. Çin tarihindeki kritik kırılmaları beyaz perdeye taşıyan iki film, Son İmparator ve Kundun, sadece sinematografik değerleri ve ödülleri ile değil, sinemaseverleri bu kadim coğrafyanın kaderiyle buluşturması bakımından da dikkati hak ediyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün dünyanın en büyük iktisadi gücünü temsil eden Çin, hanedanlıklarla yönetilen parçalı yapısı ve bu köklü yapıyı tehdit eden devrimlerle devasa bir tarihin de yükünü sırtlanır. Çin tarihindeki kritik kırılmaları beyaz perdeye taşıyan iki film, Son İmparator ve Kundun, sadece sinematografik değerleri ve ödülleri ile değil, sinemaseverleri bu kadim coğrafyanın kaderiyle buluşturması bakımından da dikkati hak ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Yazımında Bir Enstrüman Olarak Sinema</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/tarih-yaziminda-bir-enstruman-olarak-sinema/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:42:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Süleyman Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8220</guid>

					<description><![CDATA[Tarih bilimiyle ilgilenenler için sanat eseri, ilk çağlardan itibaren önemli bir belge niteliği taşır. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden Osmanlı minyatürlerine, Roma resim sanatı örneklerinden günümüzdeki fotoğraf ve filmlere kadar pek çok eser, çeşitli araştırma tekniklerinin (karşılaştırmalı tarihî araştırmalar, nitel içerik analizleri, semiyotik çözümlemeler&#8230;) kullanılmasıyla halihazırda tarihî birer kayıt olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin Matrakçı Nasuh’un 16. yüzyılda Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han isimli eserinde çizdiği minyatürler Kanûnî’nin Irak seferini konu edinmekte; bu minyatürlerin ihtiva ettiği tasvirlerde şehir, kasaba, kale, han, dağ, geçit, akarsu, köprü ve iklim gibi sefer sırasında uğranılan menzillere mahsus ayrıntılar karşımıza çıkmaktadır. Sinematografın icadından sonra ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih bilimiyle ilgilenenler için sanat eseri, ilk çağlardan itibaren önemli bir belge niteliği taşır. Mağara duvarlarına çizilen resimlerden Osmanlı minyatürlerine, Roma resim sanatı örneklerinden günümüzdeki fotoğraf ve filmlere kadar pek çok eser, çeşitli araştırma tekniklerinin (karşılaştırmalı tarihî araştırmalar, nitel içerik analizleri, semiyotik çözümlemeler&#8230;) kullanılmasıyla halihazırda tarihî birer kayıt olarak önümüzde durmaktadır. Örneğin Matrakçı Nasuh’un 16. yüzyılda <em>Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn-i Sultan Süleyman Han </em>isimli eserinde çizdiği minyatürler Kanûnî’nin Irak seferini konu edinmekte; bu minyatürlerin ihtiva ettiği tasvirlerde şehir, kasaba, kale, han, dağ, geçit, akarsu, köprü ve iklim gibi sefer sırasında uğranılan menzillere mahsus ayrıntılar karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Sinematografın icadından sonra ise görüntünün gerçeğe en yakın haliyle aktarılabilmesi, resim sanatını soyut tasvire yönelterek tarihî belge niteliğinden çıkarmış, onun yerini fotoğraf ve video görüntüleri almıştır. Bu sayede savaşlar, darbeler ve 11 Eylül gibi mühim hadiseler sinematografın gözünden yeniden okunmaya, anlaşılmaya çalışılmıştır. Mustafa Güleç’in geçtiğimiz yıl Ketebe Yayınları etiketiyle çıkan <em>Avcı Siperinde Harp Sinematografı</em> isimli önemli çalışması da konuyla ilgili dikkat çekici bilgiler sunmaktadır. Kitapta görsel arşivlerden hareketle I. Dünya Savaşı’nı başka bir gerçeklikle okuma ve dönemin gündelik hayatına şahit olma imkânı bulabiliyoruz.</p>
<p>Sinema sanatı ortaya çıktığı ilk günden itibaren tarihle etkileşimini hep sürdürmüştür. Bugüne dek tarihî hadiselerden referans alınarak pek çok senaryo yazılmış, bu filmler seyircinin zihninde yeni bir tarih yazımına katkı sunmuştur. 1910’lardan itibaren tarih sahasının içine giren bu sanat, zaman ilerledikçe kendi tarihini de oluşturmaya başlamıştır. Özellikle ilk dönem sinema eserlerine baktığımızda pek çoğunun devlet eliyle desteklenen, hatta kurulan merkezlerden çıkması, sinema sanatını doğrudan tarih biliminin bir sahası haline getirmiştir. Osmanlı’da Enver Paşa’nın kurduğu Merkez Ordu Sinema Dairesi, İtalya’da Mussolini tarafından kurulan Cinecitta, Almanya’da kurulan Alman Ordu Film Dairesi, Rusya’da Lenin’in kurduğu VGIK (Sovyetler Birliği Devlet Sinematografi Enstitüsü) ve Amerika’da halen propaganda aracı olarak kullanılan Hollywood sineması buna örnektir.</p>
<p>Akademisyen Ahmet Gürata bir söyleşisinde bu hususu destekler nitelikte şunları söylemiştir: “Filmlerin kendisi artık tarih. Bir belge gibi. Bilhassa sinema teknolojisinin geliştiği bir çeyrek yüzyılı tarihî bir dönem olarak düşünürsek, filmler bizzat bunun bir belgesi oluyor. 1920’leri çalışıyorsunuz; o yıllardan çekilmiş belgeseller, haber filmler, erken aktüaliteler var.” Bu açıdan bakıldığında kurmaca filmlerin, özellikle de belgesel filmlerin bir seyirciye tarihçinin çalışma odasına girme imkanı verdiğini görürüz. Ancak o andan itibaren seyirci daha fazlasını öğrenmek istiyorsa elbette araştırıp öğrenmek durumunda kalacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki En Politik Sinemalardan Biri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/dunyadaki-en-politik-sinemalardan-biri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Wayne]]></category>
		<category><![CDATA[neoKemalist]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[yeşilçam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6815</guid>

					<description><![CDATA[“Kameranın konulduğu yer ideolojiktir” sözü bir kesim için klişe gelse de sinema ya da televizyon ürünlerini tüketenler tarafından ciddiyeti henüz tam kavranmış değil. Ne yazık ki sıradan seyirci ekranda gördüklerinin tamamen tarafsız bir bakış açısıyla sunulduğuna dair bir inanç taşımakta. Mike Wayne’nin Politik Film &#8211; Üçüncü Sinemanın Diyalektiği kitabındaki “Tüm filmler politiktir, ancak her film aynı tarzda politik değildir” şeklindeki kabul görmüş tanımı üzerine bir kez daha söylenebilir ki seyrettiğimiz her şey politiktir. Hatta dünya üzerindeki en politik sinemalardan biri de Yeşilçam sinemasıdır. Sinema için üç kategoride ele alınan bir sanat dalı denilebilir. Bunlardan birincisi tecimsel, egemen, ana akım sinema;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kameranın konulduğu yer ideolojiktir” sözü bir kesim için klişe gelse de sinema ya da televizyon ürünlerini tüketenler tarafından ciddiyeti henüz tam kavranmış değil. Ne yazık ki sıradan seyirci ekranda gördüklerinin tamamen tarafsız bir bakış açısıyla sunulduğuna dair bir inanç taşımakta. Mike Wayne’nin <em>Politik Film &#8211; Üçüncü Sinemanın Diyalektiği</em> kitabındaki “Tüm filmler politiktir, ancak her film aynı tarzda politik değildir” şeklindeki kabul görmüş tanımı üzerine bir kez daha söylenebilir ki seyrettiğimiz her şey politiktir. Hatta dünya üzerindeki en politik sinemalardan biri de Yeşilçam sinemasıdır.</p>
<p>Sinema için üç kategoride ele alınan bir sanat dalı denilebilir. Bunlardan birincisi tecimsel, egemen, ana akım sinema; ikincisi yönetmen, auteur, sanat sineması ve son olarak politik sinemadır. Politik sinema yani üçüncü sinemanın alt yapısı esasında ikinci paylaşım savaşı (2. Dünya Savaşı) sonrası oluşturulmuştur. Marksizm ise politik sinemanın temel teorisidir. Marksizmin üçüncü sinemaya etkisi Türkiye’de Yeşilçam sinemasında da çok net görülmektedir. 27 Mayıs darbesinden sonra başlayan toplumsal gerçekçi sinema hareketi diyebileceğimiz, kendi dönemi için neoKemalist yönetmenler tarafından çekilen filmlerle politik sinema olgusu Yeşilçam’da boy göstermiştir. 1960-65 yılları arasında bu hareketin ilk temsilcilerinin çektiği <em>Haremde Dört Kadın</em> ve <em>Karanlıkta Uyananlar </em>gibi toplumun zihnindeki gerçeklikle asla örtüşmeyen yapımlar halkın teveccühünü kazanamadığı için başarısızlığa uğramıştır.</p>
<p>Vedat Türkali, “Türkiye’de 27 Mayıs ile getirilmek istenen şeyleri halk, 14 Ekim 1973’de benimseyecektir” der. Türkali’nin ifadesinde de yer aldığı üzere halk 1960-65 yılları arasında sosyalist soslu Batı ideolojisinin tahakkümüne sinemada paye vermemiştir. 1973 seçimlerinden CHP’nin birinci parti olarak çıkıp meclisteki sandalye sayısını arttırmasıyla birlikte 12 Eylül darbesine kadar sürecek Marksist bir politik sinema akımı oluşmuş, etkileri günümüze dek ulaşmıştır.</p>
<p>Cumhuriyet rejimiyle birlikte kapitalistleştirilmeye çalışılan halkı sinema aracılığıyla sosyalist doğruculuğa inandırmaya çalışmak esasında birbiriyle çelişiyor gibi görünse de Batı kaynaklı köksüz izmlerin tahakkümü, yüksek şuur ve maneviyat sahibi bir toplumun her halükarda aklını çelme operasyonunun ürünüdür. İdris Küçükömer’in 70’li yıllarda yaptığı “Türkiye’de sol sağdır, sağ da soldur” tespiti olayların izahı noktasında bizlere yardımcı olmaktadır. Devlet eliyle toprağından, maneviyatından, geçmişinden hülasa bütün değerlerinden koparılıp Batı modeli yaşamaya yönlendirilen halka birtakım burjuva sınıfı sanatçının yine Batı modeli (İtalyan yeni gerçekçi, Sovyet toplumsal gerçekçi) sinema sunması ne sinemamızı ne de toplumsal değer yargılarımızı değiştirmeye yetmiştir. Bunun sağlamasını da seçim sonuçlarıyla yapmak mümkündür.</p>
<p>12 Eylül 1980 darbesinden sonra çekilen en bayağı filmlerde bile Türkiye sineması ya da Yeşilçam sineması ideolojik angajmanla film yapmaya devam etmiştir. Burjuva sınıfının evinde soyut tablolar, heykeller varken fakir, düşkün halkın evinde gelişigüzel hat levhaları yer alır. Zengin aile kızı piyano çalar, partilere gider, Avrupalıdan daha Avrupalı görünür; fakir aile kızı yarım da olsa eşarbını takar, mutlaka bir işte çalışır ve genellikle aşkın sahibidir. Hepimizin bildiği bu örnekler çoğaltılabilir ama tam da bu noktada hâlâ varlığını sürdüren klişelerin gerçek hayattaki kaynağına dair bir anektod paylaşmakta yarar var.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Popüler Tarih Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/populer-tarih-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdullah Burgu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hilmi Ziya Ülken]]></category>
		<category><![CDATA[Homeros]]></category>
		<category><![CDATA[Menâkıbnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6588</guid>

					<description><![CDATA[Popüler tarih, tarihî olayları geniş halk kitlelerine ulaştırma amacıyla ele alan faaliyetlerin genel adı&#8230; Edebiyat, sinema, tiyatro vb. sanatlar ve uğraşlar popüler tarihin iletişim aracı olarak kullanılır. Geçmişten günümüze her dönemin iletişim aracı farklılık göstermektedir. Eskiçağlarda kaya resimleri ile anlatılmak istenilenler, ortaçağlarda nesirle hedef kitlesine ulaşır hale gelmiştir. Bugün ise medya kuruluşları ve sinema-dizi yapımları bu mecrada en etkin rolü üstlenmektedir. Bu da birtakım tartışmaları beraberinde getirmiştir. Tartışmaların ana eksenini tarihî olayların veriliş biçimi ve tarihî karakterlerin aslına uygunluğu oluşturmaktadır. Günümüzde medyaya yansıyan tarihi anlayabilmek için popüler tarihin kökenine kısaca bakmak gerekir. Böylece her dönemde kitleleri etkileyen bir popüler geleneğin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler tarih, tarihî olayları geniş halk kitlelerine ulaştırma amacıyla ele alan faaliyetlerin genel adı&#8230; Edebiyat, sinema, tiyatro vb. sanatlar ve uğraşlar popüler tarihin iletişim aracı olarak kullanılır. Geçmişten günümüze her dönemin iletişim aracı farklılık göstermektedir. Eskiçağlarda kaya resimleri ile anlatılmak istenilenler, ortaçağlarda nesirle hedef kitlesine ulaşır hale gelmiştir. Bugün ise medya kuruluşları ve sinema-dizi yapımları bu mecrada en etkin rolü üstlenmektedir. Bu da birtakım tartışmaları beraberinde getirmiştir. Tartışmaların ana eksenini tarihî olayların veriliş biçimi ve tarihî karakterlerin aslına uygunluğu oluşturmaktadır.</p>
<p>Günümüzde medyaya yansıyan tarihi anlayabilmek için popüler tarihin kökenine kısaca bakmak gerekir. Böylece her dönemde kitleleri etkileyen bir popüler geleneğin mevcut olduğu da görülecektir. İşte üç temel aşama:</p>
<p><strong>1- Popüler tarih literatürü: </strong>Antik dünyadan günümüze toplum tahayyülü gerçeklik olgusundan bağımsız bir şekilde kendi tarihini inşa etmenin çeşitli yollarını aramıştır. Bunu da genellikle söz ile beslemeye ve aktarmaya çalışmıştır. Hayal gücü esatir ile sentezlenerek söze dökülmüştür. Şifahi kültür olarak tanımlanan ve genellikle edebi sanatların farklı varyantları ile günümüze ulaşan bu anlatı geleneği Homeros’un <em>İlyada</em>’sı, Arapların <em>el-muallakât- ı seb’a</em>’sı gibi zamanla yazıya geçen sözlerden çok da farklı şeyler değildir. Eski Türk destanları, Acemlerin masalları ve İbranilerin tarihî olaylar ve efsanevî karakterlerle süslü edebi klasikleri de bunun bir parçasıdır. Dolayısıyla her dönemin kendine özgü bir biçimde, tarihî kişilik ve motiflere anlam ve önem atfettiği bir reflekse sahip olduğu görülmektedir. Tarihçi için tarih ilminin tenkit ve tahlil metodu olmadan, yani bilimin süzgecinden geçmeden kullanılamayacak bilgiler ihtiva eden bu eserler halk bilincinde derin etkiler bırakagelmiştir.</p>
<p><strong>2- Anadolu tecrübesi: </strong>Kendi tecrübemize gelindiği zaman, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde eski Türk toplumunun inançlarının yansımasının da etkisiyle oldukça sık karşılaşılan evliya/veli kültü, zamanla toplum hafızasının vazgeçilmez bir unsuruna bürünmüş; bu nedenle “menâkıbnâme” adı verilen bir yazım kültürü doğmuştur. Menâkıbnâmelerin konu edindiği menkıbevî kişilik, zamanla toplumun ona biçtiği rol etrafında tarihî bir ideal tipe, esasında bir nevi Ortaçağ Anadolu insanının popüler yorumuna dönüşmüştür. Anadolu coğrafyasının çeşitli bölgelerinin kültür ögelerini yansıtan <em>Battalnâme</em>, <em>Danişmendnâme</em> ve <em>Saltuknâme</em> gibi halk klasikleri de döneminin popüler tarih anlayışıyla şekillenmiştir. Hatta zamanla özgün anlatıya muhayyel ekleme ve çıkarmalar yapılmıştır. Bu nedenle de her biri faklı nüshalardan oluşan battâlnâmeler ve danişmendnâmeler meydana gelmiştir.</p>
<p>19. W. Hasluck’un 19. yüzyılın sonlarına doğru kaleme aldığı <em>Christianity and lslam under the Sultans</em> ve S. Vryonis’in 20. yüzyılın başında yazdığı <em>The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteen Century</em> Anadolu halkının magazinsel zihin dünyasına ışık tutar niteliktedir. Hilmi Ziya Ülken halk tahayyülünden türeyen tarih anlayışını fark etmiş olmalı ki, bu konular üzerine müstakil çalışmalar yapmıştır. Yine geleceğe yönelik muhtemel kriz ve buhranların önlemini almaya odaklı melhame geleneği de Anadolu coğrafyasında karşılık bulan, bizzat halk tarafından içeriği zenginleştirilen, kaynağını tarihten alan hayalî gelecek tasarımı idi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deliler: Tarih Şuurunu Hollywood Standardında Veren Bir Film</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/deliler-tarih-suurunu-hollywood-standardinda-veren-bir-film/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Deliler dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[Senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4116</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde tarih dizileri hem senaryo, hem de teknik anlamda yükselişe geçti. Sinema ve televizyon tarihi keşfetti nihayet! Sizce ümit edilen noktada mıyız? Cem Uçan: Son zamanlarda ekranlarda dönem dizilerinin başarılı örneklerini izliyoruz; ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Çekimlerin haftanın 6 günü, uzun saatler boyu devam etmesi yapımcıyı da oyuncuları da yoruyor elbette ama teknik ve görsel olarak çok daha iyi işler yapacağımıza inanıyorum. Zamana ve en önemlisi tecrübeye ihtiyacımız var. Mehmet Pala: Senaryo zekâsı çok önemli! Fakat dünya geneline baktığınızda orijinal hikâye bulmak ve kaliteli bir senaryo ortaya koymak gittikçe zorlaşıyor. Dünya bu kıtlığı hazır hikâyeler üzerinden aşmaya çalışıyor&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ülkemizde tarih dizileri hem senaryo, hem de teknik anlamda yükselişe geçti. Sinema ve televizyon tarihi keşfetti nihayet! Sizce ümit edilen noktada mıyız?</strong></em></p>
<p><strong>Cem Uçan:</strong> Son zamanlarda ekranlarda dönem dizilerinin başarılı örneklerini izliyoruz; ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Çekimlerin haftanın 6 günü, uzun saatler boyu devam etmesi yapımcıyı da oyuncuları da yoruyor elbette ama teknik ve görsel olarak çok daha iyi işler yapacağımıza inanıyorum. Zamana ve en önemlisi tecrübeye ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Mehmet Pala:</strong> Senaryo zekâsı çok önemli! Fakat dünya geneline baktığınızda orijinal hikâye bulmak ve kaliteli bir senaryo ortaya koymak gittikçe zorlaşıyor. Dünya bu kıtlığı hazır hikâyeler üzerinden aşmaya çalışıyor gibi geliyor bana. Genel itibariyle tarihî olayları ya tamamen dönüştürerek ya da küçük yorumlarla aktarıyorlar. Ülkemizde ise durum biraz daha farklı. Hem tarihimiz, hem o tarihin yarattığı medeniyetimiz, dünyada bir başka örneği olmayan pırıl pırıl bir tarih ve medeniyet. Fakat bu gerçek özellikle tiyatro, sinema, televizyon işlerinde hak ettiği gibi gösterilmedi maalesef. Hakaret eden, aşağılayan, tabiri caizse yerin dibine sokan söylemler geliştirildi hep. İnsanımız kendi sanat ürünlerinde kendi tarihine, medeniyetine, kültürüne sövülmesinden, hakaret edilmesinden bıktı. Elbette Kara Murat, Malkoçoğlu, Tarkan gibi filmler bunun dışında iyi niyetli teşebbüslerdi ama onlar da son derece kısıtlı imkânlarla ortaya çıkarılan işlerdi. Artık öyle değil&#8230; İşte Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamid ve şimdi Deliler gibi yapımlar hem teknik, hem de fikir olarak son derece iyi niyetli ve kaliteli yapımlar. Çok doğru bir kabul var: Türkiye dünyanın vicdanıdır. Bu vicdan, kendini kültür sanat eserlerinde de göstermeli, ispatlamalı. Yüzyıllardır sadece katilini seçme özgürlüğü verilen mazlumlara ve onlara insafsız sömürü düzenini reva gören zalimlere bir başka yolun, bir başka dünyanın mümkün olduğunu göstermek zorundayız. Bu hem tarihimizin, hem geleceğimizin bize yüklediği bir sorumluluk. Bu sorumluluğu yerine getirmenin en etkili yolları da bugüne kadar maalesef ihmal ettiğimiz kültür-sanat sahasındadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
