﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>soğuk savaş &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/soguk-savas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 06:09:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>soğuk savaş &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Abd’nin Yerini Çin mi Alacak?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/abdnin-yerini-cin-mi-alacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Lasch]]></category>
		<category><![CDATA[hegemonik]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6745</guid>

					<description><![CDATA[Ulusların veya devletlerin yükseliş ve düşüşlerinden söz etmek Soğuk Savaş sonrası dönemde akademik bir modaya dönüştü. Önce, düşenlerin sosyalist ülkeler/uluslar olduğu fazlaca dillendirilse bile, esas düşmekte olanın o çok heybetli gözüken “Amerikan İmparatorluğu” olduğu gün geçtikçe netleşmeye başladı. Tabiat boşluktan hazzetmediğine göre, düşenlerin yerini yeni güçlerin alması gerekiyordu. Son 30 yıllık gelişmeler, Çin’in dünya sisteminde hegemonik rol oynamaya en güçlü aday olduğunu gösterdi. Adaylık sürecinin de en az 30 yıl sürebileceği tahmin edilmekte ve devir teslim töreninin “kanlı mı, kansız mı” olacağı tartışılmaktadır. Muhtemel gelişmelerin hem ulusal hem de küresel ekonomik/politik düzenlerimizin ne ölçüde hayrına olacağı da ciddi birer tartışma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusların veya devletlerin yükseliş ve düşüşlerinden söz etmek Soğuk Savaş sonrası dönemde akademik bir modaya dönüştü. Önce, düşenlerin sosyalist ülkeler/uluslar olduğu fazlaca dillendirilse bile, esas düşmekte olanın o çok heybetli gözüken “Amerikan İmparatorluğu” olduğu gün geçtikçe netleşmeye başladı. Tabiat boşluktan hazzetmediğine göre, düşenlerin yerini yeni güçlerin alması gerekiyordu. Son 30 yıllık gelişmeler, Çin’in dünya sisteminde hegemonik rol oynamaya en güçlü aday olduğunu gösterdi. Adaylık sürecinin de en az 30 yıl sürebileceği tahmin edilmekte ve devir teslim töreninin “kanlı mı, kansız mı” olacağı tartışılmaktadır. Muhtemel gelişmelerin hem ulusal hem de küresel ekonomik/politik düzenlerimizin ne ölçüde hayrına olacağı da ciddi birer tartışma konusudur. Ulusal yönden yükseliş sırası ‘Doğu’da olsa bile, ‘Batı’ ile ittifak ilişkisi Türkiye için hâlâ daha yararlı olabilir. Küresel yönden, 1,5 milyar nüfuslu bir ülkenin kapitalist sistemin merkezine oturması, kocaman bir mandanın bebek leğenine oturmasına benzer bir ekolojik felaket doğurabilir. Keza Çin’in yükselişi içeride yeni sosyal gerilim ve çatışmalara yol açabileceği gibi, ABD’nin düşüşü de toplum-içi gerilim ve çatışmaları zapt edilemez boyutlara getirebilir.</p>
<p>Amerika’daki sosyal gerilimler aslında işin başından itibaren hissediliyordu. Popüler yazarlardan Christopher Lasch, <em>Seçkinlerin İsyanı ve Demokrasiye İhanet</em> başlıklı kitabında açıkça “Amerikalılar gelecekten korkuyorlar” diyordu. Çeyrek asır önce yayımlanmış olan bu kitabı okursanız, 2021 yılında Amerikan kongre binasının “boynuzlu beyazlar” tarafından basılmasını hiç mi hiç yadırgamazsınız. Kelimesi kelimesine şöyle diyordu: “Etnik düşmanlıklar cemaatleri bölmektedir. Yönetim hantallaşmıştır. Devlet okullarının cılkı çıkıyor, uyuşturucu ticareti almış başını gidiyor, her yerde şiddet suçları işleniyor. Orta sınıf, rekabetçi küresel ekonomide iş güvencesini yitiriyor. Amerika’nın sorunları o kadar başedilmez durumdadır ki, demokrasinin bu ülkede yaşayıp yaşamayacağı bile şüphelidir.” Immanuel Wallerstein ise Güney’den Kuzey’e (özellikle de ABD’ye) yönelen muazzam göç, bütün zengin ülkeleri demokrasiden çark ettirebilecektir diyordu: “ABD kendini umutsuzluktan ve Üçüncü Dünya savaşlarının maliyetlerinden uzak tutmaya çalışırken, zenginliğini korumak isteyecektir. Göç dalgasını durdurmada başarısız olması halinde, vatandaşlar ile vatandaş-olmayanlar arasında bir duvar oluşturacaktır. Göz kapayıp açıncaya kadar ABD, kendini tabandaki yüzde 30, hatta yüzde 50 ücretli emek gücünün vatandaşlık hakkı olmayanlardan meydana geldiği bir durumda bulabilir. Bu vuku bulursa, saatlerimizi 150-200 yıl geriye almış olacağız.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Yürekle Yazılır!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/tarih-yurekle-yazilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Tâhir]]></category>
		<category><![CDATA[Sait Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Tanpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5911</guid>

					<description><![CDATA[Yeni bir Soğuk Savaşın eşiğinde gibiyiz. Yalnız bu sefer dünya iki süper gücün değil, birbirini kollayan çok sayıda güç merkezinin etrafında kümeleniyor. Her merkezin kudret ve zaafları var tabii, hiçbiri ayağını sağlam bir zemine basmıyor. Minnacık bir virüs, Almanya-merkezli Birleşik Avrupa’nın bile ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu kanıtlıyor. ABD’de petrol bir gecede (ne demekse?) sıfır doların altına iniyor, petrol gelirine bağımlı Rusya kara kara düşünüyor ve hep birlikte Çin’i suçluyorlar. Saatlerimizi bir asır öncesine geri alıyoruz! Neler olmuştu bir asır önce? 1900’lerin dünyasında neler olup bittiğine dair okumalarım beni tarihçilerden çok romancıları dikkate almaya yöneltti. Kurgu eserlerde bir yandan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir Soğuk Savaşın eşiğinde gibiyiz. Yalnız bu sefer dünya iki süper gücün değil, birbirini kollayan çok sayıda güç merkezinin etrafında kümeleniyor. Her merkezin kudret ve zaafları var tabii, hiçbiri ayağını sağlam bir zemine basmıyor. Minnacık bir virüs, Almanya-merkezli Birleşik Avrupa’nın bile ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu kanıtlıyor. ABD’de petrol bir gecede (ne demekse?) sıfır doların altına iniyor, petrol gelirine bağımlı Rusya kara kara düşünüyor ve hep birlikte Çin’i suçluyorlar. Saatlerimizi bir asır öncesine geri alıyoruz!</p>
<p>Neler olmuştu bir asır önce? 1900’lerin dünyasında neler olup bittiğine dair okumalarım beni tarihçilerden çok romancıları dikkate almaya yöneltti. Kurgu eserlerde bir yandan ülke içi aydınların ve devlet adamlarının birbirleriyle mücadelesi ve özeleştirileri; diğer yandan da başlıca güç merkezlerine karşı tutumları irdeleniyordu. Tanpınar 1950’lerde, Kemal Tahir ise 1960’larda kaleme aldıkları kurgularda, yarım asır önceki gelişmeleri “canlandırmaya” çabalıyorlardı. Mesela Sahnenin Dışındakiler yüzyıl başı aydınımızın konumundaki müphemlik ve tatminsizliğe sâdık bir ayna tutuyordu. Tanpınar’a göre, bozuk musikiyle intikam marşları çalmak nasıl “sonunda milletlerin hayatında içinden bir türlü çıkılamayan kuyular hâline geliyor, bu yüzden hareket ve düşünce hürriyetimizi kaybedip lüzumsuz maceralara sürükleniyor, alalım düşmandan eski yerleri diye yaşayıp mütemadiyen kaybediyor” idiysek; temel millî meseleleri de gülünç ve yetkisiz cevaplarla münakaşa ediyorduk. “Bunlar Türkçülük meselesi, kadın meselesi, ferdiyet meselesi, içtimaî kalkınma ve adem-i merkeziyet meselesi, şahsî teşebbüs meselesi gibi davalardı. Fakat asıl mühimi zihinlere gelen şüphe ve tatminsizlikti.” Bu durum devlet idaresine de yansıyor, genç yöneticileri hızla yaşlandırıyordu. “Nazırları arasında Sadrazam Sait Paşa’dan başka kırk yaşını aşmış pek az adam bulunmasına rağmen devlet ihtiyardı. Arkasında sade kendi altı asırlık mâzisi değil, bütün ihtiyar Şark vardı.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
