﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sol &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2021 06:47:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sol &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Başka Açıdan Köy Enstitüleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bir-baska-acidan-koy-enstituleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çapar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:47:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1954]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekili]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Sol]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6702</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de üzerinde en çok tartışılan ve tartışmada güncelliğini sürdüren önemli eğitim kurumlarından biri ve belki de yegânesi Köy Enstitüleridir. Enstitüler kurulmadan önce, kuruluşu sırasında ve kurulduktan sonra dönemin devlet yetkilileri tarafından övgüye mazhar olur; Türkiye’yi köyden başlayıp modernleştirecek, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak refaha erdirecek kurumların başında geldiği vurgulanır. O dönemlerde nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan Türkiye’nin, bu kurumlar aracılığıyla köyden yükseleceğine inanılır ve bu nedenle de enstitülere epeyce bel bağlanır. Bu inanç ve umut devlet ricalinde 1940’ların sonuna kadar devam eder. Ancak bu dönemlerde Köy Enstitüleri kurucu ve savunucuları olan birçok CHP’li milletvekili tarafından tartışılmaya başlanır ve CHP’de iki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de üzerinde en çok tartışılan ve tartışmada güncelliğini sürdüren önemli eğitim kurumlarından biri ve belki de yegânesi Köy Enstitüleridir. Enstitüler kurulmadan önce, kuruluşu sırasında ve kurulduktan sonra dönemin devlet yetkilileri tarafından övgüye mazhar olur; Türkiye’yi köyden başlayıp modernleştirecek, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak refaha erdirecek kurumların başında geldiği vurgulanır. O dönemlerde nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan Türkiye’nin, bu kurumlar aracılığıyla köyden yükseleceğine inanılır ve bu nedenle de enstitülere epeyce bel bağlanır. Bu inanç ve umut devlet ricalinde 1940’ların sonuna kadar devam eder. Ancak bu dönemlerde Köy Enstitüleri kurucu ve savunucuları olan birçok CHP’li milletvekili tarafından tartışılmaya başlanır ve CHP’de iki kutup ortaya çıkar. Bir yandan bu kurumların hâlâ yararlı olduğunu/olacağını savunanlar, diğer yandan tersine Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ideolojik dengesinin bozduğunu/bozacağını söyleyenler yer alır. Tartışma Enstitülerin tamamıyla kapatıldığı 1954 yılına kadar ateşli bir şekilde sürer.</p>
<p>Köy Enstitüleri 1954’te kapatılır ancak tartışma bu tarihten sonra daha çok tek taraflı olarak devam eder. Enstitülerin kapatılmasını isteyenler başarıya ulaşıp okulların kapatılmasını sağlayınca tartışmadan büyük ölçüde çekilirler. Buna karşılık CHP’nin “devrimci”-milliyetçi kanadıyla Kemalist-sosyalist-sol-milliyetçi kanadı Köy Enstitülerinin yararları ve önemi hakkında bitmek tükenmek bilmez tartışmalara, onların övgüsünü yapmaya devam eder; üstelik bunu, CHP’nin Köy Enstitülerinin kapatılmasındaki rolünü pek göz önünde bulundurmadan yaparlar!</p>
<p>Bu okulların “Türkiye’nin aydınlık geleceği” için bir umut olduğu yönünde güçlü bir Kemalist milliyetçi iddia ve eğilim vardır. Köy Enstitüleri bir yandan romantize edilip eğitimde yaşanmış ama doyulamamış bir “altın çağ”ın imgesi olarak değerlendirilirken, diğer yandan idealize edilerek gelmiş geçmiş en demokratik, en özgürlükçü, en hümaniter ve en eşitlikçi kurumlar olduğu ileri sürülür. Bu tartışmalara göre şayet Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı Türkiye bugün daha demokratik, daha müreffeh, daha eşitlikçi, daha duyarlı ve daha ulusalcı/ milliyetçi bir ülke olurdu ve hiçbir etnik ve dinsel sorun çıkmazdı. Mesela Prof. Dr. Mehmet Âdem bu iddiayı şöyle ifade eder:</p>
<p>“Köy enstitüleri kaldırılmasaydı kalkınma köyden başlayacaktı, (…) sağlam bir demokrasi bilinci kazanacaktı. Türk demokrasisi 1960’da, 71’de, 80’de ve 97’de arızalanmayacaktı. Ülkemiz 15 yıl kadar PKK terörü yaşamayacaktı. Çünkü <em>tüm yurttaşlarımız eğitilmiş olacaktı, hatta Türkçeyi doğru dürüst konuşamayan yurttaşlarımız da bunu öğrenmiş olacaklardı. </em>Türkiye Hizbullah vahşeti yaşamayacaktı bu sistemde. O zaman eğitim sistemi imam öğretmen, imam hakim, imam doktor, imam kaymakam, kadın eli sıkmayana imam kaymakam yetiştirmeyecekti”</p>
<p>Köy Enstitülerini ve eğitim politikalarını savunanların büyük çoğunluğu bu kurumların milliyetçi/ulusalcı yönünü vurgulamadan onların (ve esasında bir iddia olmaktan öteye gitmeyen) demokratik hatta sosyalist yapısı üzerinde dururlar. Fakat Köy Enstitüleri savunucularından bazılarının iddia ettiği gibi enstitüler gerçekten sosyalist, hümaniter, eşitlikçi, demokratik saiklerle mi kurulmuştur veya gerçekten öyle midir? Enstitülerin amacı özgür bir Türkiye’ye öğretmen mi yetiştirmektir? Daha önemlisi, bu kurumlar resmi/milli eğitim politikasından ayrı, Türkiye’nin etnik, dinî, toplumsal ve kültürel çeşitliliğini yansıtan kurumlar mı yoksa milli eğitimin modernleştirici ama aynı zamanda tektipleştirici ideolojisinin köydeki uzantısı mıydılar? Hatta bir adım daha ileri giderek şu sorulabilir: Enstitüler CHP’nin (ve tabii devletin) ileri karakolları ve olası bir çokpartili seçimde CHP’nin oy depoları veya oy devşiricileri miydiler? Çokpartili hayata geçiş döneminde İnönü’nün, “Tonguç, bu çocuklar köylerine gidince bizi tutacaklar mı?” sorusu bu kuşkuyu haklı kılacak niteliktedir. Genellikle bu kurumlar idealize ve romantize edilirken es geçilen ve bu yazıda üzerinde durulacak olan soru(n)lar bunlardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FETHİ MURAT DOĞAN: BABAMIZIN MEZARINDA DUA ETMEK YERİNE SAYGI DURUŞUNA GEÇTİK.</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/babamizin-mezarinda-dua-etmek-yerine-saygi-durusuna-gectik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Dev-Gençliler]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimillî]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakâr]]></category>
		<category><![CDATA[Sol]]></category>
		<category><![CDATA[Turancı Sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[ümmetçilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4929</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN Kemalizmin Türkiye’de inşa etmeye çalıştığı düzen, sosyalist dünya görüşü ile ne kadar kâbil-i telif (uzlaştırılabilir) bir düzendir?   Türkiye’deki sosyalist sol, ciddi bir sol değildir; yani daha doğuştan halktan kopuk, seçkinci ve gayrimillîdir. Mesela Şefik Hüsnü, Bağımsızlık Savaşımız yıllarında bile bu topluma yabancıdır ve Bağımsızlık Savaşımızın dışındadır. Hatta Allah’ın Süngüleri-Reis Paşa adlı kitabında Attila İlhan, Şefik Hüsnü ve diğerlerinin bu halka nasıl yabancı olduğunu anlatır. Türkiye’deki komünist hareket, ciddiye alınacak bir hareket değildir. Doğuştan gayrimillî ve seçkincidir. Bilindiği gibi, Sovyetler Birliği’nde Komünist Parti ve işletme yöneticileri, generaller, sanatçılar vs.’den oluşan “yeni-seçkinler” yönetime egemendi. Bugün dönüp baktığımızda bazıları&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN</strong></p>
<p><strong>Kemalizmin Türkiye’de inşa etmeye çalıştığı düzen, sosyalist dünya görüşü ile ne kadar kâbil-i telif (uzlaştırılabilir) bir düzendir?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye’deki sosyalist sol, ciddi bir sol değildir; yani daha doğuştan halktan kopuk, seçkinci ve gayrimillîdir. Mesela Şefik Hüsnü, Bağımsızlık Savaşımız yıllarında bile bu topluma yabancıdır ve Bağımsızlık Savaşımızın dışındadır. Hatta Allah’ın Süngüleri-Reis Paşa adlı kitabında Attila İlhan, Şefik Hüsnü ve diğerlerinin bu halka nasıl yabancı olduğunu anlatır. Türkiye’deki komünist hareket, ciddiye alınacak bir hareket değildir. Doğuştan gayrimillî ve seçkincidir. Bilindiği gibi, Sovyetler Birliği’nde Komünist Parti ve işletme yöneticileri, generaller, sanatçılar vs.’den oluşan “yeni-seçkinler” yönetime egemendi.</p>
<p>Bugün dönüp baktığımızda bazıları kuşkusuz o günlerde de bunun bilincindeydi. Solun ciddiye alınacak bölümünü bağımsızlıkçı, anti-emperyalist, millî ve sosyal ihtilalci olarak belirtebiliriz. Buna, Sultangaliyev ekolü, hatta “Turancı Sosyalist” ekol bile denilebilir. Attila İlhan, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk öyledir. Lenin’in seçkinciliğe yol açan parti anlayışına ve Stalinciliğe karşı çıkması bakımından Mehmet Ali Aybar da bu çerçevede ele alınabilir.</p>
<p>Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk’un, kısaca “Sol Kemalistlerin” eleştirilmesi gereken en önemli yönü, darbecilikleridir. Bilindiği gibi Ecevit, o dönemde “Sol” darbeye karşı çıktığı için Dev-Gençliler tarafından yuhalanmıştı. Mehmet Ali Aybar da “cuntacılığa” esastan karşı çıkmıştı. Son dönemde de Toktamış Ateş, “asık suratlı Kemalist” anlayışa karşı çıkmıştı. Aybar da Stalinci despotik ve totaliter anlayışa karşı “güler yüzlü Sosyalizm”i savunmuştu.</p>
<p>Solun serancâmını, geldiği noktadan da görmek mümkün. Bugün radikal sol, tamamen halktan kopmuş ve marjinalleşmiştir; ırkçı-şoven Taşnakların ve ABD piyonu etnik-ırkçı PKK’nın kuyruğuna takılmış; şahsiyetini kaybetmiş, çürümüştür. Bundan dolayı sol, 15 Temmuz’da, ABD’nin dinci-faşist askerî darbesine karşı sokağa çıkmadı! Hatta vatanseverliğinden kuşku duymayacağımız Banu Avar bile açıkça tavır alamadı! Öğrencilerimin aleyhinde konuşmak âdetim değildir ancak öğrencim Sezai Temelli’nin, “bağımsız sosyalist sol” çizgiden PKK yardakçılığında öne fırlaması, ne yazık ki solun geldiği noktayı ortaya koyuyor! Dolayısıyla Emperyalizm’e karşı bağımsızlık ve millî egemenlik mücadelesi veren, al bayrağıyla emperyalizme karşı yürüyen, millî, anti-emperyalist, istiklalci sol anlayış, eski Moskovacı-Pekinci vs. Stalinci anlayış karşısında zafer kazanmıştır ve bu anlayış, ciddi Kemalist-Atatürkçü anlayışa yaklaşmıştır.</p>
<p>İslamî-muhafazakâr kesimdeki yanlış bir “ümmetçilik” anlayışı, işbirlikçi liberallerdeki “kozmopolitizm” veya ortodoks komünistlerin “enternasyonalizm”i birbirine benzemektedir; tamamen gerçek dışıdır ve gayrimillîdir. Elbette ki biz bugün bütün İslam dünyasının, Türk dünyasının, mazlum milletlerin sorunlarıyla yakından ilgiliyiz. Bakınız Türkiye demek, sadece hükümet, sadece Tayyip Bey demek değildir. Türkiye, kültürel hinterlandı müthiş bir ülke. Şu anda emperyalizme karşı direnen biziz. ABD devlet tahvillerinin önemli bölümü Çin’in elinde, neredeyse diz çökmüş durumdaydı! ABD, Çin’in üstüne gidiyor, onu ilerisi için tehlike görüyor. Rusya’da da vaziyet aynıydı. Ahmet Davutoğlu döneminde bizim de kuyruğuna takıldığımız Suriye’ye Haçlı saldırısında, Rusya ortalıkta yoktu! Rusya ne zaman Suriye’ye girdi? Türkiye ile ABD orada karşı karşıya gelince Rusya girdi. Hatta Batı basınında “Türkiye Rusya’yı Suriye’ye soktu” diyenler bile oldu. Şimdi Türkiye’deki sol okumuyor, araştırmıyor. Öğrencilerim arasında daha ziyade İslamî kesimden öğrencilerim ve MHP’ye sempati duyan ülkücü öğrencilerim okuyor, araştırıyordu. Radikal solun etkisindeki öğrencilerim maalesef çokbilmiş geçiniyorlardı. Benim kuşağımda da böyle bir sorun vardı. Kapital’i okuyan beş-on kişi zor çıkar. “Mao’nun Seçme Eserleri’ni kendileri çevirtip de okumayan “Maocu” şeflere de rastlanır. Dolayısıyla sizin dediğiniz altyapı-üstyapı ilişkisiyle ilgili çok mühim bir kitap olan Engels’in Felsefe İncelemeleri de Türkiye’de okunmayan kitaplardan biridir. Orada, Joseph Bloch’a mektubunda Engels, “üstyapı”nın da “altyapı” üzerindeki etkisini belirtir. Öte yandan Murat Belge’nin de takipçisi olduğu Louis Althusser ciddiye alınacak biri değildir. İtalyan sosyalist Gramsci daha ciddidir. Althusser gibilere “düşünür” deniliyor! İslamî kesimde çok ilgi gösterilen Oryantalizm yazarı, Osmanlı’ya ve Türklere mesafeli olan Edward Said de “düşünür”!</p>
<p>Felsefî bakımdan Türkiye’deki sol, “ekonomizm”in, kaba materyalizmin etkisinde olduğundan bizler manevî alanı ne yazık ki, ihmal ettik. Burada rahmetli Erbakan, sola eleştirisinde haklıdır. Biz ezan ve başörtü konusunda çok yanlışlar yaptık. Sözde Atatürkçülere, gayrı millî masonlara karşı gereken tepkiyi gösteremedik. Türkiye üzerine oynanan oyunu göremedik! Bizim İngilizlerden bazı konularda muhafazakârlığı öğrenmemiz gerekiyor! Atatürk’ün Şapka Kanunu Ecevit ve Baykal tarafından da eleştirilmişti. Ecevit’in “inançlara saygılı laiklik” anlayışını, ne yazık ki sol, CHP ve Atatürkçüler anlayamadı. Gelelim son zamanlarda Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşımına… Mitingde Kur’ân-ı Kerim okundu. Bu çok önemli ve çok olumlu bir gelişmedir. Kemalizm ve Atatürkçülük askerlere ve Kenan Evren’e atfedildiği gibi de değildir. Elbette değişik yorumlar olabilir, ancak biz eskiden de “gardırop Atatürkçülüğü” diye bunlara karşı çıkardık. Tabii sadece radikal solu, “Kadro”cuları, “Sol Kemalizm”i kastetmiyorum. Farklı yorumlar elbette olmalı; fakat Marksist sol, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çökmüş durumda. Türkiye’de daha olumsuz olarak etnik-ırkçılığa ve terörizmi desteklemeye yöneldi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
