﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SSCB &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sscb/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 06:18:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>SSCB &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Beyaz Perdede Proletarya Şafağı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sinema-tarihi/beyaz-perdede-proletarya-safagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 06:18:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Lenin]]></category>
		<category><![CDATA[Romanov]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7519</guid>

					<description><![CDATA[Romanov Hanedanı tarafından yönetilen Rusya’da 1. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Ekim Devrimi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) kurulmasıyla birlikte Vladimir Lenin ülkeyi nihai amacın Komünizm olduğu Sosyalizm ile yönetmeye başladı. Bu dönemde ülkede güçlü bir merkezî otorite oluşturuldu ve Komünizm ideolojisine karşı olan muhalefet bastırıldı. 1917 yılında başlayan Rus İç Savaşı’nda, Sovyet yanlısı Kızıl Ordu ve milliyetçi güçler arasındaki Beyaz Ordu savaşını Kızıl Ordu kazandıktan sonra Lenin’in önderliğinde Rusya’da yeni bir dönem başladı. 20. yüzyılın dünya tarihinde önemli bir yeri olmasının nedenlerinden biri şüphesiz SSCB’nin kurulması ve bunun siyasî, ekonomik, teknolojik ve kültürel değişimlerin öncül gücünü teşkil etmesidir. Lenin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Romanov Hanedanı tarafından yönetilen Rusya’da 1. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Ekim Devrimi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) kurulmasıyla birlikte Vladimir Lenin ülkeyi nihai amacın Komünizm olduğu Sosyalizm ile yönetmeye başladı. Bu dönemde ülkede güçlü bir merkezî otorite oluşturuldu ve Komünizm ideolojisine karşı olan muhalefet bastırıldı. 1917 yılında başlayan Rus İç Savaşı’nda, Sovyet yanlısı Kızıl Ordu ve milliyetçi güçler arasındaki Beyaz Ordu savaşını Kızıl Ordu kazandıktan sonra Lenin’in önderliğinde Rusya’da yeni bir dönem başladı.</p>
<p>20. yüzyılın dünya tarihinde önemli bir yeri olmasının nedenlerinden biri şüphesiz SSCB’nin kurulması ve bunun siyasî, ekonomik, teknolojik ve kültürel değişimlerin öncül gücünü teşkil etmesidir. Lenin önderliğinde Bolşevik Parti tarafından 1917 yılında gerçekleştirilen devrim sonrası yeni rejim, büyük bir coğrafyaya sahip olan Rusya’nın çok kültürlü, çok dilli, farklı inanç ve mezheplerden oluşan halklarına yeni bir kültür ve hayat tarzı dayatmaya başlar. Bu nedenle Lenin yönetimi Sovyet eğitim ve kültür işlerini en önemli propaganda sahası olarak görmüştür.</p>
<p>Ekim Devrimine kadar sanatın bu denli asli bir propaganda aracı olarak görüldüğü ve ideolojik silaha dönüştürüldüğü başka bir dönem yaşanmamıştı. SSCB’de parti ve sivil toplum faaliyetlerinde bu araç bütün imkânlar seferber edilerek kullanıldı. Lenin yönetiminde sivil toplum faaliyeti olarak bilinen, ana teorisyeninin Alexander Bogdanov olduğu Proletkült hareketi de buna bağlı olarak sanatı sokağa yayma ve burjuva etkilerine karşı proletaryaya ait bir sanat oluşturma amacıyla hareket etti.  Özellikle görsel sanatlarda teorik ve pratik gelişmelerin çoğunun temelinin o yıllarda atıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla devrim dönemi sanat yaklaşımını inceleyen sosyologlar “asla bu kadar çok sinema ve tiyatro var olmamıştı, tiyatroda ve sinemada bu kadar çok deney yapılmamıştı” görüşünde hem fikirdir.</p>
<p>1922 yılında SSCB kuruluncaya dek kısa bir durgunluk dönemi yaşansa da o dönemde Lenin’in başkanlığını yaptığı Halk Komiserleri Konseyi’nde eğitim ve kültür işlerinden sorumlu Anatoli Vasilievich Lunacharsky ilk icraat olarak Anatoli Dolinov, Donat Pashkovsky ve Aleksandr Perovich Pantelee’nin yönetmenliğinde çekilen <em>Uplotnenie, </em>(Elele Vermek<strong>, </strong>1918) adlı filmin senaryosunda yazarlık yapmış ve filmi ülke genelinde dağıtmıştır. Gücün tam olarak ele alınamadığı 1917-22 yılları arasında bile bunun gibi 100’den fazla filmin çekildiği bilinmektedir.</p>
<p>Lenin’in bütün kurumları ve maddî kaynaklarıyla birlikte Çarlık dönemi sinemasını ulusallaştırdığını ilan ettiği 27 Ağustos 1919 tarihinden itibaren sinemanın gelişiminde kimilerinin müspet, kimilerininse menfi kabul ettiği pek çok değişiklik oldu. Bunların içinde şüphesiz en önemlisi, Devlet Sinema Enstitüsü’nün kurulmasıdır. Bu enstitü sayısız filmin çekilmesine ve nitelikli yönetmenlerin yetişmesine katkı sağlaması bakımından dünya sinemasının bugün geldiği noktada büyük önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sovyet Tabutundaki Son Çivi: Afganistan İşgali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sovyet-tabutundaki-son-civi-afganistan-isgali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:56:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şefvket Eygi]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7475</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti. 1979 yılında Sovyet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti.</p>
<p>1979 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin Kızıl Ordu askerleri havadan ve karadan Afganistan topraklarına girerken, komşuya gidiyormuşçasına rahattı. İşgalin ilk günlerinde Afganlar ile Sovyet Rusya askerleri karşılaştıklarında birbirlerine selam veriyorlardı. İlk başlarda bildiğimiz mânada korkunç bir işgal yaşanmadı. Hatta kimi Kızıl Ordu subayları gelirken eşlerini ve çocuklarını da getirmişlerdi. Bu özgüven, neredeyse 100 yıldır Afganistan ile Rusya’nın tabii müttefik olmasının yanı sıra iki ülke arasında ciddi bir sorun yaşanmamasından kaynaklanıyordu. Elbette Moskova’nın tavrı zamanla değişime uğramıştır. İşgal yaklaşık 10 yıl sürdü ve günümüze kadar sirayet eden küresel oyunların da tetikleyicisi oldu.</p>
<p>İki ülke arasındaki ilk münasebetler Rusya’nın temelini atan III. İvan döneminde (1462-1505) atılır. Ruslar henüz “Afganistan” denilmeyen bu topraklara ilgi duymaktadır. Bölgeye 1490’da bir elçilik heyeti gönderilir. İki ülke arasındaki münasebet o tarihte başlasa da 19. yüzyıla kadar ciddi bir etkileşim söz konusu değildir. Ruslar bölgedeki nüfuzlarını, Türkistan ve Hindistan üzerindeki emperyalist politikalarını hayata geçirdikten sonra arttırırlar. 18. asrın başlarından itibaren Türkistan, Kafkasya, Karabağ ve İran’ın altını üstüne getirmeye başlayan Ruslar, bu dönemde aniden Afgan Emirliği’nin de hudutlarında belirirler. Bu esnada Afganlar birbiriyle mücadele halindedir.</p>
<p>İngilizlerin desteklediği isyanlarla baş edemeyen Afgan Emiri Dost Muhammed Han (1826-63) Ruslardan destek istemek zorunda kalır. Bu talep, Ruslara yapılan ilk davettir aynı zamanda. 1830’da Afgan tarihinde ilk defa bir elçi heyeti St. Petersburg’e gider ve Çar I. Nikolay’dan yardım ister. İngilizlerden çekinen Ruslar bu talebi kabul etmez. Birkaç yıl sonra Afgan topraklarında nüfuz sahibi olmadan Türkistan’a hâkim olmanın imkânsız olduğunu fark ettiklerinde hatalarını anlarlar. 1837 yılında başlarında genç bir subayın olduğu elçilik heyeti Afgan Emirliği’ne yollanır. Teğmen İvan Viktoroviç Vitkeviç beraberlerindekilerle Kabil’e vardığında Afgan Emiri Dost Muhammed Han’a, yıllık iki milyon ruble nakdi yardım ile yine iki milyon ruble değerinde çeşitli yardımlarda bulunacaklarının sözünü verir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerikan Hegemonyasının Sonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/amerikan-hegemonyasinin-sonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 05:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan hegemonyası]]></category>
		<category><![CDATA[Gramsci]]></category>
		<category><![CDATA[Pax Amerikana]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6489</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S 400 füze savunma sistemini denemeye başlaması üzerine ABD yetkilileri, bu hususta Türk yönetimini ikna edemedikleri için “çok mutsuz” olduklarını belirttiler. Türkiye’nin dış siyasetindeki bu köklü dönüşümün lehinde veya aleyhinde çok şey söylenebilir elbet. Benim üzerinde durmak istediğim husus, bu gibi gelişmelerin uluslararası sistemin yapısal dönüşümünü ne ölçüde yansıtmakta olduğudur. ABD’nin bir tür örtük tehdit sayılan mutsuzluk vurgusuna Türk hükümeti “savunma faaliyetimizi Amerikalılara soracak değiliz” açıklamasıyla cevap verdi. SSCB’nin ancak kısmen dengeleyebildiği Amerikan hegemonyası evresinde (yaklaşık 1945-1990) böyle bir tepki tasavvur edilemezdi. Dünyanın artık hegemonsuz bir çok-kutupluluk evresine girmiş olduğu söylenebilir. Özellikle 11 Eylül saldırılarından ve 2008&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S 400 füze savunma sistemini denemeye başlaması üzerine ABD yetkilileri, bu hususta Türk yönetimini ikna edemedikleri için “çok mutsuz” olduklarını belirttiler. Türkiye’nin dış siyasetindeki bu köklü dönüşümün lehinde veya aleyhinde çok şey söylenebilir elbet. Benim üzerinde durmak istediğim husus, bu gibi gelişmelerin uluslararası sistemin yapısal dönüşümünü ne ölçüde yansıtmakta olduğudur. ABD’nin bir tür örtük tehdit sayılan mutsuzluk vurgusuna Türk hükümeti “savunma faaliyetimizi Amerikalılara soracak değiliz” açıklamasıyla cevap verdi. SSCB’nin ancak kısmen dengeleyebildiği Amerikan hegemonyası evresinde (yaklaşık 1945-1990) böyle bir tepki tasavvur edilemezdi. Dünyanın artık hegemonsuz bir çok-kutupluluk evresine girmiş olduğu söylenebilir. Özellikle 11 Eylül saldırılarından ve 2008 finans krizinden itibaren “Amerikan hegemonyasının, Amerikan yüzyılının veya Pax Amerikana’nın sonu”ndan söz etmek adeta klişeleşti. Oysa 27 yıl önce ben <em>Amerikan Yüzyılının Sonu</em> başlıklı kitabımı yayınladığımda bu gibi ifadelere bıyık altından gülünüyordu. Türkiye Yazarlar Birliği jürisi meselenin farkında olacak ki, 1993 Fikir Ödülüne bu kitabı lâyık görmüş, ben de ender Ankara seyahatlerimden birini yaparak ödülümü merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun elinden almıştım.</p>
<p>Hegemonya kelimesi Yunancada şehir-devletler arasındaki hâkimiyet ilişkisini açıklamada kullanılan hegemonia teriminden geliyor. Gramsci ile beraber kelimenin kullanımı, modern çağda “kapitalist devletin hayatiyetini” anlamada anahtar bir işlev üstlendi. Gramsci hâkim yönetim tarzının sınıfsal olduğunu düşünüyor ve bu bağlamda somut kurumsal biçimlerin ve maddî üretim ilişkilerinin nasıl öne çıktığını açıklamaya çalışıyordu. “Bir sınıfın üstünlüğü ve dolayısıyla onunla irtibatlı üretim tarzının yeniden üretimi kaba kuvvet veya cebirle sağlanabilir. Fakat Gramsci’ye göre ileri kapitalist toplumlarda sınıf hâkimiyeti büyük ölçüde bir fikir ittifakı, entelektüel ve ahlâkî bir liderlik sayesinde başarıldı.” Hegemonya oluşumunda nihaî amaç iktisadî üstünlük sağlamak olsa da, bunun sürdürülebilir olması için düşünce ve sanatla bütünleştirilmesi (“fikrî iktidar”) gerekiyor. İktisadî üstünlüğün sık sık el değiştirmesinden ötürü de hiçbir hegemonya uzun ömürlü olamıyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Karabağ Azerbaycan’ındır” Deyince Benzin Dökerek Diri Diri Yaktılar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/karabag-azerbaycanindir-deyince-benzin-dokerek-diri-diri-yaktilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aygün Hasanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:05:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[aşkarlık]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[Mihail Gorbaçov]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5498</guid>

					<description><![CDATA[SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov’un “aşkarlık”, “yeniden kurma” sloganlarıyla başladığı reformdan yararlanan Ermeniler “milletlerin kendi kaderlerini tayin etme prensibini” kullanarak Azerbaycan’ın tarihî arazisi olan Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi için harekete geçti. 1988 Şubat’ından itibaren 500 bin kadar Azerbaycan Türkü Ermenistan’dan kovuldu. 7 Aralık 1988’de Ermenistan’da yaşanan deprem sonrasında ise Azerbaycan, Ermenilere doktor ve kurtarıcı ekipler göndermiş, bu ekipler bir günde 63 Ermeni’yi enkaz altından çıkartmıştı. Lakin 11 Aralık’ta Azerbaycan’dan kalkan İL 76 uçağı deprem bölgesine uçarken Ermeniler tarafından vuruldu. 77 Azerbaycan Türkü uçakla beraber yanarak hayatını kaybetti. Bundan başka Azerbaycan’ın dört bakanı, üst düzey devlet görevlileri ve dört Kazakistan temsilcisinin olduğu helikopter,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov’un “aşkarlık”, “yeniden kurma” sloganlarıyla başladığı reformdan yararlanan Ermeniler “milletlerin kendi kaderlerini tayin etme prensibini” kullanarak Azerbaycan’ın tarihî arazisi olan Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi için harekete geçti. 1988 Şubat’ından itibaren 500 bin kadar Azerbaycan Türkü Ermenistan’dan kovuldu. 7 Aralık 1988’de Ermenistan’da yaşanan deprem sonrasında ise Azerbaycan, Ermenilere doktor ve kurtarıcı ekipler göndermiş, bu ekipler bir günde 63 Ermeni’yi enkaz altından çıkartmıştı. Lakin 11 Aralık’ta Azerbaycan’dan kalkan İL 76 uçağı deprem bölgesine uçarken Ermeniler tarafından vuruldu. 77 Azerbaycan Türkü uçakla beraber yanarak hayatını kaybetti. Bundan başka Azerbaycan’ın dört bakanı, üst düzey devlet görevlileri ve dört Kazakistan temsilcisinin olduğu helikopter, toplantı için Dağlık Karabağ’a uçarken Ermeniler tarafından yine vuruldu. Helikopterdekilerin hepsi yanarak hayatlarını kaybettiler. Kısacası Ermeniler barış adımlarına bu şekilde cevap vermişlerdi.</p>
<p>Karabağ’daki çatışmayı körüklemek; Sovyetlere ülkedeki ekonomik sorunlardan dolayı çıkacak isyanı bastırmak ve Afganistan’dan çıkarılmış orduları yerleştirmek için gerekliydi. Amerika ve Avrupa ise bu çatışmayı Sovyetleri bitirecek bir hamle gibi görüyordu. Böylece Azerbaycan halkı çatışan büyük güçlerin ortasında yalnız başına kaldı. Sovyet yönetiminin haklarını korumadığını gören halk sokaklara çıktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
