﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan Abdülaziz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sultan-abdulaziz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Aug 2021 07:38:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sultan Abdülaziz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Abdülaziz’in Modern Seyahat Programı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/sultan-abdulazizin-modern-seyahat-programi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Yörük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:38:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7255</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü. Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı. Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü.</p>
<p>Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı.</p>
<p>Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3 Nisan 1863 tarihinde yola çıktı.1 Marmara, Ege ve Akdeniz’de geminin uğradığı her limanda dost gemilerden padişah şerefine 100 pare top atışı yapıldığı, halkın sahillere akın ederek sevgi gösterileri eşliğinde padişahı ve maiyetini selamladığı kaydedilir.</p>
<p>Sultan Abdülaziz İskenderiye’de konsoloslardan, ulemadan ve eşraftan pek çok kimseyle görüşür, istişarelerde bulunur, sıkıntılarına çare bulunmasını sağlar. Trenle gittiği Kahire’de bulunduğu her gün, beş vakitte top atışları yapılır. Sultan, ziyaret ettiği şehirlerdeki cuma selamlıklarında vaizlerden ve hocalardan sohbetler dinler, maneviyatını besler. Şehirlerde tespit ettiği ihtiyaçlar hususunda tedbirler alınmasını emreder.</p>
<p>İskenderiye’den gemiyle İzmir’e gelir. Halk padişahı karşılamaya koşar, kurbanlar kesilir. Sultan, payitaht halkının dahi kendisini bu kadar coşkulu biçimde karşılamadığını belirterek, şehirden memnuniyetini ifade eder. Buradan Aydın’a geçer, halka konuşma yapar.</p>
<p>Sonraki durak Çanakkale’dir. Daha önce memleket gezisine çıkmış olan babası Sultan II. Mahmud daha çok tekke, cami ve zaviyelerle ilgilenmişken, Sultan Abdülaziz’in sanayi ve ticaret faaliyetleriyle alakadar olduğu, seyahati sırasında limanlar ile yolların inşasına, tamir ve imar faaliyetlerine önem verdiği görülür.</p>
<p>Gelibolu’ya da uğrayan Sultan, Süleyman Paşa ile Yazıcızâde Mehmed-i Bîcan’ın türbelerini ziyaret eder. Halk nezdinde büyük bir rağbet gören bu türbelerin ve buradaki vazifelilerin eksiklerini tamamlar. Heybeli Ada’ya uğrar, gayrimüslimlerin dertlerini dinler. Oradan da Beşiktaş’a varır.</p>
<p>Bu seyahatin devlet lehine mühim neticeleri olmuştur. Halk-devlet bütünleşmesinin yanı sıra bölgedeki ayrılıkçı fikirlerin bir süreliğine de olsa ortadan kalkması sağlanmış; ziyaret edilen şehirlerin ticarî hayatı canlanmış, imar hareketleri hız kazanmıştır. Ayrıca padişahın güzergâhı üzerindeki devlet adamlarına, imamlara, dervişlere, türbedarlara, voyvodalara, ayanlar ile ileri gelenlere hediyeler takdim ettiği bilinir.2 Gezdiği şehirlerin kalkınması için yollar ve hastaneler yaptırtmış; liman, cami, türbe ve tekkelerin imar ve onarımını gerçekleştirmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şamil’in Abidesi Dağlardır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/samilin-abidesi-daglardir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lesley Blanch]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:10:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Harito]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Temirhan Şura]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6782</guid>

					<description><![CDATA[Şamil 1870 yılının Mart ayında Çar’dan Mekke’ye gitmek için izin aldı. Yetmiş dört yaşındaydı. Yazdığı mektupta, bir ayağının çukurda olduğunu anlatmıştı. Buna rağmen yetkililer, fevkalade katı davrandı. Gazi Muhammed ve Muhammed Şefi’nin, Şamil’e refakat etmesine izin vermediler. Şamil’in en sadık taraftarlarından olan Hacı Harito, Mekke’ye gitmemeye karar verdi. Derdi, Kaluga’daki eğlenceden kopmamak değildi. Hacı Harito, Kafkasya’yı özlüyordu. Rusların, valinin emrinde Unkratl bölgesini yönetme teklifini kabul etti. İpek gömleklerini ve eşyalarını toplayan Hacı Harito, Kaluga’daki sevgilileriyle vedalaştı ve memleketine döndü. Şamil, eşleri, çocukları ve geriye kalan naipleriyle birlikte hacca gitmek üzere yola çıktı. Kafkasya’ya uğramadan Anapa üzerinden İstanbul’a gitmek için gemiye&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şamil 1870 yılının Mart ayında Çar’dan Mekke’ye gitmek için izin aldı. Yetmiş dört yaşındaydı. Yazdığı mektupta, bir ayağının çukurda olduğunu anlatmıştı. Buna rağmen yetkililer, fevkalade katı davrandı. Gazi Muhammed ve Muhammed Şefi’nin, Şamil’e refakat etmesine izin vermediler. Şamil’in en sadık taraftarlarından olan Hacı Harito, Mekke’ye gitmemeye karar verdi. Derdi, Kaluga’daki eğlenceden kopmamak değildi. Hacı Harito, Kafkasya’yı özlüyordu. Rusların, valinin emrinde Unkratl bölgesini yönetme teklifini kabul etti. İpek gömleklerini ve eşyalarını toplayan Hacı Harito, Kaluga’daki sevgilileriyle vedalaştı ve memleketine döndü.</p>
<p>Şamil, eşleri, çocukları ve geriye kalan naipleriyle birlikte hacca gitmek üzere yola çıktı. Kafkasya’ya uğramadan Anapa üzerinden İstanbul’a gitmek için gemiye bindiler. Şamil, “gerilmiş teller üzerinden” Temirhan Şura’daki arkadaşlarına telgraf gönderdiği için çocuk gibi sevindi. Haber iki saate ulaşır, demişlerdi. Kervanların aynı yolu iki ayda aldığını hatırlayan Şamil, hayrete düştü. İstanbul’a yanaşan gemiyi, sevinç gösterileri yapan devasa bir kalabalık karşıladı. Rus Elçiliği, grubu yanlarında kalmaya davet etti; ancak Türk topraklarında Padişah’ın misafiri olduğunu söyleyen Şamil, bu daveti geri çevirdi. Sultan Abdülaziz, Şamil’i fevkalade görkemli bir törenle karşıladı. Dolmabahçe Sarayı’nın incilerle süslenmiş, göz kamaştıran salonunda Şamil’i başıyla selamladı. Halk, nereye giderse gitsin Şamil’in peşinden ayrılmıyor, camiye giderken bastığı toprağı öpüyordu.</p>
<p>Sultan, konaklaması için Şamil’e birkaç saray önerdi; ancak bu mekânların hiçbiri, onun sade zevklerine uygun değildi. Kim bilir belki de ihtiyar savaşçı, sürgünü Osmanlı sarayının güzel kokulu odaları ve şaşaalı ortamında, Kaluga’daki yılmaz Rusların arasında olduğundan daha derinden hissetmiştir. Dini bir kenara bırakırsak, Bâb-ı Âli’deki hayat ona tamamen yabancıydı. Sultan, halkın çok sevdiği Şamil’in Osmanlı tahtını tehdit edebileceğinden çekinmişti. “Bana, sizin eşkıya olduğunuzu söylediler” dedi.” Yüzünde muzip bir gülümseme beliren Şamil, “Olsa olsa sizin kadar” diye cevap verdi. Sultan’a, söz verdiği yardımın neden gönderilmediğini sordu. İmam’ın varlığından faydalanmayı bilen Sultan, Türkiye ve Mısır arasındaki bir anlaşmazlıkta arabuluculuk yapması için Şamil’den Kahire’ye gitmesini istedi. Vazifeyi kabul eden Şamil, meseleyi başarıyla halletti. Müminler arasındaki ihtilafın gâvurları memnun edeceğini söyleyip Mısırlıları ikna etti.</p>
<p>Dönüş yolunda, Şamil’in gizemli güçlere sahip olduğu efsanesini güçlendiren etkileyici bir olay yaşandı. Korkunç bir fırtına başlamış ve gemi denizde kaybolmuştu. Duruma kayıtsız kalamayan Şamil, fırtınayı dindireceğine söz verdi. Bir muska yazdı. Dualar eşliğinde kâğıdı dalgalara bıraktı. Kabaran deniz bir anda duruldu.</p>
<p>Şamil’in yokluğunda ailesi, Sultan’ın tahsis ettiği Aksaray mahallesindeki Koska’da bulunan köşkte bekledi. Bu elli odalı eski Türk evinin etrafı çınar ağaçlarıyla çevriliydi. Evin kendi mescidi vardı. Şamil’in evi beğenme nedeni, bu mescit olmuştu. Evin geniş selamlığını dolduran Kafkas sürgünler, dağları ve savaş günlerini yâd ediyordu. Söyledikleri yaslı şarkılar Şamil’in ailesinde nesilden nesle aktarıldı. Doğan her bebek bu ninnilerle uyutulurdu. Ey Gunib dağları, ey Şamil’in askerleri, Şamil’in hisarı savaşçılarla doluydu, yine de düştü, düştü ebediyen&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hac Güzergâhında Bir Osmanlı Karantinahanesi: Kamaran</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hac-guzergahinda-bir-osmanli-karantinahanesi-kamaran/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Pazan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:33:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[karantinahane]]></category>
		<category><![CDATA[Mekteb-i Tıbbiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5878</guid>

					<description><![CDATA[1831’deki ilk büyük kolera salgınından sonra Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki belli başlı limanlara “karantinahaneler” ve “tahaffuzhaneler” inşasına girişilmişti (“Tahaffuz” kelimesi “muhafaza”dan gelmektedir). Özellikle hac ibadeti için dünyanın her tarafından Hicaz’a doğru yola çıkan Müslümanları taşıyan gemilerin güzergâhı üzerindeki kilit noktalara, büyük ve donanımlı karantina tesisleri kurulmuştu. İstanbul’da Çatalca, Kavak ve Tuzla’da tahaffuzhanelerin bulunduğunu biliyoruz. Akdeniz’den gelen gemiler için Antalya, İzmir, Urla ve Çanakkale’de tahaffuzhaneler vardı. Hac güzergâhı için ise iki büyük tahaffuzhane öne çıkmaktadır: Karadeniz üzerinden gelenler için Sinop ve Asya Müslümanları için Kızıldeniz’deki Kamaran tahaffuzhaneleri. Osmanlı bu karantina tesislerinde, Mekteb-i Tıbbiyyeden mezun olmuş ve Avrupa’ya ihtisas için gönderilmiş en gözde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1831’deki ilk büyük kolera salgınından sonra Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki belli başlı limanlara “karantinahaneler” ve “tahaffuzhaneler” inşasına girişilmişti (“Tahaffuz” kelimesi “muhafaza”dan gelmektedir). Özellikle hac ibadeti için dünyanın her tarafından Hicaz’a doğru yola çıkan Müslümanları taşıyan gemilerin güzergâhı üzerindeki kilit noktalara, büyük ve donanımlı karantina tesisleri kurulmuştu.</p>
<p>İstanbul’da Çatalca, Kavak ve Tuzla’da tahaffuzhanelerin bulunduğunu biliyoruz. Akdeniz’den gelen gemiler için Antalya, İzmir, Urla ve Çanakkale’de tahaffuzhaneler vardı. Hac güzergâhı için ise iki büyük tahaffuzhane öne çıkmaktadır: Karadeniz üzerinden gelenler için Sinop ve Asya Müslümanları için Kızıldeniz’deki Kamaran tahaffuzhaneleri.</p>
<p>Osmanlı bu karantina tesislerinde, Mekteb-i Tıbbiyyeden mezun olmuş ve Avrupa’ya ihtisas için gönderilmiş en gözde doktorlarını görevlendiriyordu. Bunlardan biri de Sultan Abdülaziz devrinde Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane’yi bitirmiş, 1872’de yüzbaşı rütbesindeyken fenn-i kimya tahsili için üç seneliğine Paris’e gönderilmiş olan Doktor Duka Efendi idi. 1881’de, Sultan II. Abdülhamid devrinde, Sıhhiye Nezareti tarafından Yemen’in Kızıldeniz sahillerinde, Cidde’ye 1.000 kilometre mesafedeki Kamaran Adası’na geçici bir karantinahane kurmakla görevlendirilmiş, bu uygulamanın faydalı olduğu görülünce ertesi sene esas karantina tesislerini inşa ve idare etmeye memur edilmişti. Sonraları Sıhhiye Nezareti bünyesinde sıhhiye müfettişliği, umur-ı sıhhiye umum müfettişliği ve karantina umum müfettişliği görevlerinde bulunmuş, ayrıca paşalık rütbesini de almıştır. Kamaran’daki beş yıllık görevinden döndükten sonra, 1888 yılında İstanbul’da Fransızca olarak neşredilen <em>Revue Médico-Pharmaceutique</em> isimli dergide Kamaran’daki çalışmalarını bir rapor hâlinde kaleme alır. Bu yazıları tercüme edilerek <em>Tercümân-ı Hakîkat</em> gazetesinin 4, 6 ve 8 Ağustos 1888 tarih, 3039, 3040 ve 3042 sayılı nüshalarında yayınlanır. Doktor Duka Paşa bu raporunda, adadaki karantinahane ile ilgili geniş bilgi vermenin yanı sıra, o yıllarda Asya’dan gelen ve çeşitli milletlere mensup hacıların özelliklerini de etraflıca anlatmıştır. Bu raporu Osmanlıcadan sadeleştirerek aktarıyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbecilerin Keyfini Kaçıran Demiryolu Devrimlerimiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/darbecilerin-keyfini-kaciran-demiryolu-devrimlerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Demiryolları]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire-İskenderiye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4894</guid>

					<description><![CDATA[Demiryolları 1830’lu yıllardan itibaren İngiltere’de kullanılmaya başlamış; Osmanlı topraklarında ise Sultan Abdülmecid zamanında, 1851 yılında Kahire-İskenderiye hattı inşa edilmişti. Bunu beş yıl sonra inşasına başlanan 130 kmlik İzmir-Aydın yolu takip etti ve hat 1866’da işletmeye açıldı. Böylece İstanbul’un ardından İzmir limanı da ithalat ve ihracat merkezi konumuna geldi. 1869’a gelindiğinde Sultan Abdülaziz Rumeli demiryollarının inşasına karar verdi. Hat İstanbul’dan başlayacak; Edirne, Filibe ve Saraybosna’dan geçerek Sava nehri kıyısına uzanacaktı. Enez, Selanik ve Burgaz’ı da birbirine bağlaması planlanıyordu. Hattın ilk bölümünün inşasına 1870 yılında 15 kmlik Yedikule-Küçükçekmece istasyonları arasında başlandı ve ertesi yıl bitirilerek hizmete açıldı. Küçükçekmece, Yeşilköy, Bakırköy ve Yedikule&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demiryolları 1830’lu yıllardan itibaren İngiltere’de kullanılmaya başlamış; Osmanlı topraklarında ise Sultan Abdülmecid zamanında, 1851 yılında Kahire-İskenderiye hattı inşa edilmişti. Bunu beş yıl sonra inşasına başlanan 130 kmlik İzmir-Aydın yolu takip etti ve hat 1866’da işletmeye açıldı. Böylece İstanbul’un ardından İzmir limanı da ithalat ve ihracat merkezi konumuna geldi.</p>
<p>1869’a gelindiğinde Sultan Abdülaziz Rumeli demiryollarının inşasına karar verdi. Hat İstanbul’dan başlayacak; Edirne, Filibe ve Saraybosna’dan geçerek Sava nehri kıyısına uzanacaktı. Enez, Selanik ve Burgaz’ı da birbirine bağlaması planlanıyordu. Hattın ilk bölümünün inşasına 1870 yılında 15 kmlik Yedikule-Küçükçekmece istasyonları arasında başlandı ve ertesi yıl bitirilerek hizmete açıldı. Küçükçekmece, Yeşilköy, Bakırköy ve Yedikule istasyonlarını kapsayan bu hat Bakırköy ve Yeşilköy’ün gelişip büyümesini sağladı. İstanbul halkı hattın Sirkeci’ye kadar uzatılmasını talep ettiyse de bu durumda demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gerekecek, bahçe ile sahil köşkleri zarar görecekti. Durumu değerlendiren Sultan Abdülaziz kararını açıkladı: “Memleketime tren yolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin.” Böylece Rumeli demiryollarının başlangıç istasyonu Sirkeci olarak belirlenmiş oldu. 1872 yılında ise bu hat Küçükçekmece’den Çatalca’ya kadar uzatıldı. Bunlardan başka, gerek Sultan Abdülmecid, gerekse Sultan Abdülaziz dönemlerinde Balkanlarda Köstence-Çernova ve Rusçuk-Varna demiryolu inşaatları gerçekleştirilmiş; yine Sultan Abdülaziz döneminde 1871’de Haydarpaşa-İzmit hattının devlet eliyle yapımına başlanmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal’i Anadolu’ya İngilizler Mi Gönderdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/mustafa-kemali-anadoluya-ingilizler-mi-gonderdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengiz Yazoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 22:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı mülkü]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4487</guid>

					<description><![CDATA[Mondros Mütarekesi Osmanlı Devleti’nin siyasî hayatını sona erdirirken Osmanlı’yı ve Osmanlı insanını tasfiye edemedi. Batılı güçler Sultan Abdülaziz’in katlinden sonra devletin değişik Batıcı unsurlarla değiştirilmesini düşünmüşlerse de toprak paylaşımlarına rağmen Osmanlı’yı ve Osmanlı insanını binlerce yıldan beri edindikleri değerlerden koparıp tasfiye edemediler. Günümüzde Osmanlı mülkü ve siyaseti yok edilip yerine yeni millî devletler kurulmasına karşılık Osmanlı toprakları huzur bulamamış; hele ki hilafetin kaldırılmasıyla birlikte Müslüman halklar mutluluğa kavuşamamıştır. Millî devletlerin geliştiği görülünce Osmanlı Devleti Anadolu’daki Müslüman Türklerle diğerleri gibi kendi millî devletini kurma yoluna sokulmak istendi. Ama bu toprakların halkı, diliyle, diniyle Osmanlı özünü taşıyordu. Anadolu insanı yerinden, dininden, değerlerinden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Mondros Mütarekesi Osmanlı Devleti’nin siyasî hayatını sona erdirirken Osmanlı’yı ve Osmanlı insanını tasfiye edemedi. Batılı güçler Sultan Abdülaziz’in katlinden sonra devletin değişik Batıcı unsurlarla değiştirilmesini düşünmüşlerse de toprak paylaşımlarına rağmen Osmanlı’yı ve Osmanlı insanını binlerce yıldan beri edindikleri değerlerden koparıp tasfiye edemediler. Günümüzde Osmanlı mülkü ve siyaseti yok edilip yerine yeni millî devletler kurulmasına karşılık </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Osmanlı toprakları huzur bulamamış; hele ki hilafetin kaldırılmasıyla birlikte Müslüman halklar mutluluğa kavuşamamıştır. Millî devletlerin geliştiği görülünce Osmanlı Devleti Anadolu’daki Müslüman Türklerle diğerleri gibi kendi millî devletini kurma yoluna sokulmak istendi. Ama bu toprakların halkı, diliyle, diniyle Osmanlı özünü taşıyordu. Anadolu insanı yerinden, dininden, </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">değerlerinden koparılamayınca ona Osmanlı dışında yeni bir devlet kurmak kolay olmayacaktı.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
