﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan II. Abdülhamid &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sultan-ii-abdulhamid/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2023 08:49:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sultan II. Abdülhamid &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çarpıtılan Bir Gerçek: Türk Havacılığının Kurucusu Kim?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/carpitilan-bir-gercek-turk-havaciliginin-kurucusu-kim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 08:41:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[28 Mayıs 1909]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Şevket Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Balonu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9185</guid>

					<description><![CDATA[28 Mayıs 1909 günü Taksim Meydanında uçurulan Osmanlı Balonu’nun, Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Mahmud Şevket Paşa’nın talimatıyla satın alındığı intibaı uyandırılmışsa da işin aslı farklıdır. Balonun alım kararı Meşrutiyet devrinde verilmiş olsa dahi padişahın onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu askerî balonun siparişinin Sultan II. Abdülhamid döneminde, onun izniyle verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Hava Torpidosu Fırka-i Askeriyesi adı altında bir havacı askerî birliğinin kurulması çalışmalarına da yine II. Abdülhamid döneminde başlanmıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Mayıs 1909 günü Taksim Meydanında uçurulan Osmanlı Balonu’nun, Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Mahmud Şevket Paşa’nın talimatıyla satın alındığı intibaı uyandırılmışsa da işin aslı farklıdır. Balonun alım kararı Meşrutiyet devrinde verilmiş olsa dahi padişahın onayı olmadan gerçekleştirilemeyeceği gerçeğinden hareketle, bu askerî balonun siparişinin Sultan II. Abdülhamid döneminde, onun izniyle verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Hava Torpidosu Fırka-i Askeriyesi adı altında bir havacı askerî birliğinin kurulması çalışmalarına da yine II. Abdülhamid döneminde başlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefatının 105. Seni-İ Devriyesinde “Tarih Yapan Son Padişah”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/vefatinin-105-seni-i-devriyesinde-tarih-yapan-son-padisah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:59:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9062</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttihadçıların “Abdülhamid Dönecek” Korkusu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/ittihadcilarin-abdulhamid-donecek-korkusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 11:18:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[1913]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8939</guid>

					<description><![CDATA[Enver Paşa’nın liderliğinde 23 Ocak 1913’te Bâbıâli’yi basan İttihadçılar, Harbiye Nâzırı Nazım Paşa’yı da öldürerek hem hükümeti düşürmüş hem de kendi tek parti iktidarlarını başlatmışlardı. Bâbıâli baskınının dikkate değer sebeplerden biri de Sultan II. Abdülhamid’in tahta dönebileceği şayiasının payitahtta ve cephedeki ordu içinde uyandırdığı heyecandır. İttihad ve Terakki Cemiyeti, Bâbıâli baskınıyla yeniden iktidarı ele geçirdiği gibi muhaliflerini sürgüne göndererek iktidarını sağlama almıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enver Paşa’nın liderliğinde 23 Ocak 1913’te Bâbıâli’yi basan İttihadçılar, Harbiye Nâzırı Nazım Paşa’yı da öldürerek hem hükümeti düşürmüş hem de kendi tek parti iktidarlarını başlatmışlardı. Bâbıâli baskınının dikkate değer sebeplerden biri de Sultan II. Abdülhamid’in tahta dönebileceği şayiasının payitahtta ve cephedeki ordu içinde uyandırdığı heyecandır. İttihad ve Terakki Cemiyeti, Bâbıâli baskınıyla yeniden iktidarı ele geçirdiği gibi muhaliflerini sürgüne göndererek iktidarını sağlama almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabistanlı Lawrens’ı Yetiştiren Hogarth’ın Anadolu Kazıları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/arabistanli-lawrensi-yetistiren-hogarthin-anadolu-kazilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:34:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistanlı Lawrence]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz istihbaratı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8920</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz istihbaratının kilit isimlerinden, arkeolog ve seyyah titriyle Anadolu ve Yakındoğu topraklarında kazılar yürüten David George Hogarth, aynı zamanda Arabistanlı Lawrence’ı Arapça öğrenmeye teşvik edip bir casus olarak yetiştiren kişidir. Birçok Batılının arkeolog, seyyah, misyoner gibi unvanlarla Anadolu’yu karış karış gezip azınlıkları tahrike yönelik siyasî faaliyetler ve istihbarat çalışmaları yürüttüğü dönemde Sultan II. Abdülhamid aldığı tedbirlerle Hogarth’ı bir süreliğine durdurmayı başardıysa da Hogarth İngiltere ile Yakındoğu toprakları arasında mekik dokuyacak, arkeolog kisvesi altında istihbarat çalışmalarını sürdürecekti. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz istihbaratının kilit isimlerinden, arkeolog ve seyyah titriyle Anadolu ve Yakındoğu topraklarında kazılar yürüten David George Hogarth, aynı zamanda Arabistanlı Lawrence’ı Arapça öğrenmeye teşvik edip bir casus olarak yetiştiren kişidir. Birçok Batılının arkeolog, seyyah, misyoner gibi unvanlarla Anadolu’yu karış karış gezip azınlıkları tahrike yönelik siyasî faaliyetler ve istihbarat çalışmaları yürüttüğü dönemde Sultan II. Abdülhamid aldığı tedbirlerle Hogarth’ı bir süreliğine durdurmayı başardıysa da Hogarth İngiltere ile Yakındoğu toprakları arasında mekik dokuyacak, arkeolog kisvesi altında istihbarat çalışmalarını sürdürecekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evel Zaman İçinde, Dolmabahçe Camii Önünde&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kadrajdaki-istanbul/evel-zaman-icinde-dolmabahce-camii-onunde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadrajdaki İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[1858]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8847</guid>

					<description><![CDATA[1858’de İstanbul Beyoğlu’nda Tünel semti yakınlarında bir fotoğrafçı dükkânı açan Abdullah Biraderler önce Sultan Abdülaziz’in, sonra da Sultan II. Abdülhamid’in saray fotoğrafçılığına atanırlar. 40 yıl boyunca İstanbul’daki insan tiplerini ve manzaraları belgeleyen eşsiz fotoğraflar çekerler. Siyasî ve toplumsal olayları, tarihî ve kültürel değerleri, yapıları gösteren albümler hazırlarlar. Dolmabahçe Sarayı önünden çekilen fotoğrafta, Abdullah Biraderlerin objektifinden temaşa ettiğimiz birçok eser ve kültürel değer artık yok. Bize düşen ise kayıp giden mazinin eteklerinden yakalayıp bir buruk hatıranın peşinden koşmak&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1858’de İstanbul Beyoğlu’nda Tünel semti yakınlarında bir fotoğrafçı dükkânı açan Abdullah Biraderler önce Sultan Abdülaziz’in, sonra da Sultan II. Abdülhamid’in saray fotoğrafçılığına atanırlar. 40 yıl boyunca İstanbul’daki insan tiplerini ve manzaraları belgeleyen eşsiz fotoğraflar çekerler. Siyasî ve toplumsal olayları, tarihî ve kültürel değerleri, yapıları gösteren albümler hazırlarlar. Dolmabahçe Sarayı önünden çekilen fotoğrafta, Abdullah Biraderlerin objektifinden temaşa ettiğimiz birçok eser ve kültürel değer artık yok. Bize düşen ise kayıp giden mazinin eteklerinden yakalayıp bir buruk hatıranın peşinden koşmak&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Bu El Yazması Mushaf-ı Şerif Size Hediyemizdir Sultanım”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/bu-el-yazmasi-mushaf-i-serif-size-hediyemizdir-sultanim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:24:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Bed-i Besmele]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Edhem Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Şehzade Mehmed Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8356</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid, diğer Osmanlı şehzadeleri ve hanım sultanları gibi küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim’le tanışmıştı. Arşiv belgelerine göre, babası Sultan Abdülmecid Han 20 Eylül 1847’de 7 yaşında olan Şehzade Mehmed Murad ve 5 yaşında olan Abdülhamid Efendilerin sünnetleri ve bir gün sonra Topkapı Sarayı’nda Kur’an-ı Kerim okumaya başlamaları hasebiyle Haydarpaşa’da ortak bir “Sünnet” ve “Bed-i Besmele” merasimi tertiplemişti. Bu haber ve merasime katılan önemli davetliler Takvîm-i Vekâyi’de kamuoyuna duyurulmuş; ayrıca Sadaret haberi 21 Eylül’de yurt içi ve yurt dışına ilan etmişti. Bu tarihten yaklaşık 6 yıl sonra, 28 Temmuz 1853’te Çırağan Sarayı’ndaki müzayede salonunda şehzadeler Mehmed, Murad ve Abdülhamid Efendilerin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid, diğer Osmanlı şehzadeleri ve hanım sultanları gibi küçük yaşlarda Kur’an-ı Kerim’le tanışmıştı. Arşiv belgelerine göre, babası Sultan Abdülmecid Han 20 Eylül 1847’de 7 yaşında olan Şehzade Mehmed Murad ve 5 yaşında olan Abdülhamid Efendilerin sünnetleri ve bir gün sonra Topkapı Sarayı’nda Kur’an-ı Kerim okumaya başlamaları hasebiyle Haydarpaşa’da ortak bir “Sünnet” ve “Bed-i Besmele” merasimi tertiplemişti. Bu haber ve merasime katılan önemli davetliler <em>Takvîm-i Vekâyi</em>’de kamuoyuna duyurulmuş; ayrıca Sadaret haberi 21 Eylül’de yurt içi ve yurt dışına ilan etmişti.</p>
<p>Bu tarihten yaklaşık 6 yıl sonra, 28 Temmuz 1853’te Çırağan Sarayı’ndaki müzayede salonunda şehzadeler Mehmed, Murad ve Abdülhamid Efendilerin Kur’an-ı Kerim’i hatmetmeleri ve kardeşleri Mehmed Reşad, Ahmed Kemaleddin ve Burhaneddin Efendiler ile Münire ve Behice Sultanların Kur’an-ı Kerim’i okumaya yeni başlamaları sebebiyle Sultan Abdülmecid Han tarafından büyük bir merasim daha yapılmış ve toplam masraf olan 83.749 buçuk kuruş yine Sultan tarafından 8 Şubat 1854’de ceyb-i hümâyunundan Hazine’ye ödenmişti.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid de çocuklarına sarayında bir oda tahsis ettiği Hafız Edhem Efendi vasıtasıyla Kur’an-ı Kerim öğretti. Ayrıca hükümdarlığı döneminde daha önce sarayda kurulan ve şehzadelere başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinî ilimlerin ve temel bilgilerin öğretildiği Şehzadegân Mektebi’ni saray dışına taşıyarak, bazı devlet adamlarının oğulları ile birlikte devam edebilecekleri yeni bir mektebe dönüştürmüştü. Beşiktaş’ta faaliyet gösteren bu yeni mektepte şehzadelerin dinî ve fennî bilgiler yanında Kur’an-ı Kerim dersi de aldıkları ve bu dersi meşhur âlimlerden Mehmed Eşref Efendi’nin verdiği, hatta Kur’an-ı Kerim dersinden şehzadelerin genellikle “aliyyülâlâ” (pekiyi) aldıkları arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Bu da muhtemelen babaları Sultan II. Abdülhamid’in Kur’an-ı Kerim talimine verdiği ehemmiyetle ilgili olmalıdır.</p>
<p>Osmanlılarda sultanlara mushaf, kitap, şiir, sanat eseri vb. sunma, onların manevî destek ve himayesini talep etme geleneği asırlar öncesinden beri devam etmekteydi. Osmanlı arşiv vesikalarına göre Sultan II. Abdülhamid döneminde de bu gelenek devam etmiştir. Tespitlerimize göre hükümdarlığı döneminde Sultan II. Abdülhamid’e sunulan çok sayıda hediye içerisinde tarihî değer taşıyan yazma mushaf-ı şerifler de vardı. Bu hususta tespit edebildiğimiz ilk belgeler 1878 yılına ait. 4 Ocak 1878 tarihli bir belgeye göre Halimi ve Acem hattı ile yazılmış iki adet mushaf ile bir cilt <em>Delâil-i Hayrât</em> ve <em>Hizb-i Âzam</em> teberrüken Sultan’a hediye edilmiş; 11 Temmuz 1878’de ise Eski Rumeli Serdarı Mehmed Necib Paşa padişaha istediği zaman açıp okuyabilmesi için gayet iyi bir kalem ve hatla yazılmış bir mushaf-ı şerif ile birlikte besmele cüzleri de takdim etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mushaf Hırsızlarına Abdülhamid Şoku</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/mushaf-hirsizlarina-abdulhamid-soku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:17:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8047</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanların halifesi olarak Sultan II. Abdülhamid’in İslâmiyet, Hz. Peygamber (sas), Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye ve yeryüzündeki Müslümanlarla ilgili hassasiyeti hem onu takdir edenler, hem de ona düşmanlık yapanlarca çok iyi bilinmektedir. Özellikle Sultan’ın Kur’an-ı Kerim’e bağlılık ve hürmeti, basım ve dağıtımındaki dikkati, Osmanlı ülkesi ve İslâm coğrafyasının birçok bölgesine hediye olarak göndermesiyle ilgili olarak Osmanlı arşivinde çok sayıda vesika bulunmaktadır. Aslında bu, Osmanlı’da bir devlet politikası idi. Çünkü Sultan’ın tahta çıkmasından bir gün önce, 30 Ağustos 1876’da Osmanlı Maarif Nezareti tarafından vilayetlere verilen bir talimatta, oralara gönderilecek matbu Kur’an-ı Kerim’lerin ciltlenmiş olarak, sağlam bir paket yapılarak, ağızları kapalı ve mühürlü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların halifesi olarak Sultan II. Abdülhamid’in İslâmiyet, Hz. Peygamber (sas), Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye ve yeryüzündeki Müslümanlarla ilgili hassasiyeti hem onu takdir edenler, hem de ona düşmanlık yapanlarca çok iyi bilinmektedir. Özellikle Sultan’ın Kur’an-ı Kerim’e bağlılık ve hürmeti, basım ve dağıtımındaki dikkati, Osmanlı ülkesi ve İslâm coğrafyasının birçok bölgesine hediye olarak göndermesiyle ilgili olarak Osmanlı arşivinde çok sayıda vesika bulunmaktadır. Aslında bu, Osmanlı’da bir devlet politikası idi. Çünkü Sultan’ın tahta çıkmasından bir gün önce, 30 Ağustos 1876’da Osmanlı Maarif Nezareti tarafından vilayetlere verilen bir talimatta, oralara gönderilecek matbu Kur’an-ı Kerim’lerin ciltlenmiş olarak, sağlam bir paket yapılarak, ağızları kapalı ve mühürlü sandıklara konularak, üzerine “Mushaf-ı Şeriftir” yazısı ve adeti yazılarak Osmanlı Postası ile gönderileceği bildirilmekteydi.</p>
<p>Osmanlı arşivinde yaptığımız yeni bir araştırmaya göre Sultan, yazma Mushaflarla ilgili olarak da bir yandan yurt içinde Mushaf hırsızlığıyla mücadele ederken, diğer yandan da kendi döneminde yurt dışına kaçırılmak istenen ya da kaçırılan Mushaf-ı Şeriflerin bulunması ve geri alınması hususunda ciddi önlemler almıştı. Ayrıca farklı sebeplerle yabancıların elinde bulunan Mushaf-ı Şerifler tespit edilip, onlar da çeşitli yollarla elde edilmeye ve yerlerine döndürülmeye çalışılırken, özellikle ehil hattatların azalması ve yurt dışından gelen hatalarla dolu matbu Mushafların artması sebebiyle Kur’an-ı Kerim basımına da ihtiyaç duyulunca, Sultan bu noktada da hassasiyet göstermişti. Bu arada, onun Mushaf-ı Şeriflere verdiği önemi bir vesile öğrenen Osmanlı coğrafyasının birçok bölgesinden farklı insanlar da Sultan’a ailelerinden kalma tarihî yazma Mushaf-ı Şerifler hediye etmişlerdi.</p>
<p>Osmanlı arşivinde yaptığımız araştırmaya göre Osmanlı ülkesinde Kur’an-ı Kerim hırsızlığı ile ilgili ilk bilgilerin tarihi 16. yüzyıla kadar gitmektedir. 28 Kasım 1575 tarihli bir belgede Çorlu Kadısına gönderilen bir mühimme ile “İstanbul camilerinden bazı Mushaflar ve eşya çalıp Çorlu’da müzayede ile satarken tutulan hırsızın, çaldığı Mushaflar<em>ı</em> diğer eşyalarla birlikte sipahi oğlanlarından Hüseyin’e teslim edip İstanbul’a göndermesi” istenmektedir. Bir gün sonra -29 Kasım 1575’de- bu defa Bursa Beyine gönderilen bir başka mühimmede ise Çorlu’da yakalanan hırsızın Edirne Sultan Selim Camii ve İstanbul Süleymaniye Camii’nden çaldığı iki Mushaf’ı 49 Flori karşılığında Bursa Beyine sattığını itiraf ettiği belirtilerek, bu Mushafların İstanbul’dan Bursa’ya gönderilen Dergâh-ı Mualla çavuşlarından Mahmud vasıtası ile Sultan’a (III. Murad’a) gönderilmesi istenmekteydi. 31 Temmuz 1577’de Bursa Kadısına yazılan bir başka mühimmede, Cami-i Kebir’den çalınan Mushaf’ın, vakıf olduğu için acilen hırsızdan alınıp, çalındığı yere geri konulması istenmekteydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ermenistan Ölüm Döşeğinde Ama Dirilecek”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/ermenistan-olum-doseginde-ama-dirilecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:29:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Anatole France]]></category>
		<category><![CDATA[Armenia]]></category>
		<category><![CDATA[France]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7947</guid>

					<description><![CDATA[1894-96 Ermeni olaylarının ardından sosyalist yazar Anatole France, Sultan II. Abdülhamid’e siyasî ve edebî terbiyeye sığmayan “Le despote foud’épouvante (Korkunç Despot)” ya da “Evhamlı Despot”, “Kanlı Hayvan”, “Kötü Sultan” gibi ifadelerle hakarete yeltenmiş bir isimdi. Sözde insan hakları savunucusu olmasına rağmen sadece Sultan’ın değil, Osmanlı Devleti’nin ve Türk milletinin de düşmanı idi. Ermenilere ait bir internet sitesinde France’ın Osmanlı düşmanlığı ile ilgili faaliyetleri şöyle sıralanmaktadır: “Anatole France… özellikle Osmanlı İmparatorluğundaki Ermenilerin haklarını savundu. 1894-1896 yılları arasında Ermenilere karşı işlenen soykırım kurbanları için bağış toplama girişiminde bulundu. Paris’te yayınlanan Pro Armenia dergisinin yayın kurulu üyesiydi. 1903-1904 yılları arasında, farklı Avrupa şehirlerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1894-96 Ermeni olaylarının ardından sosyalist yazar Anatole France, Sultan II. Abdülhamid’e siyasî ve edebî terbiyeye sığmayan “Le despote foud’épouvante (Korkunç Despot)” ya da “Evhamlı Despot”, “Kanlı Hayvan”, “Kötü Sultan” gibi ifadelerle hakarete yeltenmiş bir isimdi. Sözde insan hakları savunucusu olmasına rağmen sadece Sultan’ın değil, Osmanlı Devleti’nin ve Türk milletinin de düşmanı idi. Ermenilere ait bir internet sitesinde France’ın Osmanlı düşmanlığı ile ilgili faaliyetleri şöyle sıralanmaktadır:</p>
<p>“Anatole France… özellikle Osmanlı İmparatorluğundaki Ermenilerin haklarını savundu. 1894-1896 yılları arasında Ermenilere karşı işlenen soykırım kurbanları için bağış toplama girişiminde bulundu. Paris’te yayınlanan <em>Pro Armenia</em> dergisinin yayın kurulu üyesiydi. 1903-1904 yılları arasında, farklı Avrupa şehirlerinde Ermenilerin ve Makedonların korunması için düzenlenen miting ve konferanslarda aktif rol aldı. Abdülhamid tarafından düzenlenen Ermenilerin toplu katliamları sırasında Türk yetkililere karşı protesto eyleminde bulundu, Ermeni yetimler için bağış toplama eylemi organize etti ve buna bizzat katıldı.</p>
<p>Mayıs 1903’te Roma’daki bir mitingde konuşma sırasında şöyle demişti: ‘Sultan II. Abdülhamid sefil bir canavardır. …300 bin Ermeni’yi diri diri yaktı ve öldürdü, yetimleri özenle yok etti…’ Anatole France, Ermeni diasporasının ünlü temsilcileri olan yazar Arşak Çobanyan ve ressam Edgar Şahin ile de dostane ilişkiler sürdürüyordu.”</p>
<p>Bir başka Ermeni kaynakta Anatole France’ın 24 Mayıs 1903 tarihli Roma konuşması aktarılır: “Ermeni davası artık Avrupa başkentlerinin tümünde gündemi oluşturmuş bulunmaktadır… Biz burada sadece parçalanmış Makedonya’nın veya feda edilmiş olan Ermenistan’ın sorunlarına eğilecek değil, aynı zamanda medeni Avrupa’nın ahlâkî değerler konusunda birleşmesine ve düşünce birliği ve dayanışma sağlamasına da önayak olacağız. Ermeni davası artık Avrupa başkentlerinin tümünde gündemi oluşturmuş bulunmaktadır. Bu konu kışın Paris’in gündemine alınmıştı. Siyasi arenanın, birbirlerine karşı amansız bir mücadele veren, birbirlerine yıllardır rakip olan iki siyasi parti arasında paylaşıldığı ülkemde, Ermeni davasına arka çıkmak konusunda bu rakip partiler bile görüş birliğine varmıştır…”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taşnaklarla İşbirliği İçinde Bir Nobelli: Anatole France</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/tasnaklarla-isbirligi-icinde-bir-nobelli-anatole-france/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Anatole France]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Maurice Barrês]]></category>
		<category><![CDATA[Osier]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7791</guid>

					<description><![CDATA[Fransız Akademisi üyesi ve 1921 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Anatole France (1844-1924), üslubu, sosyalist ve ateist fikirleri ile başta Fransa olmak üzere -özellikle Avrupa’da- bir kuşağı büyük ölçüde etkilemişti. Alaycı ve şüpheci üslubuyla klasik geleneğin önde gelen temsilcisi kabul edilen France’ın eserleri 1920’de Roma Katolik Kilisesinin yasaklı eserler listesine alınır. Osmanlı arşiv belgelerinde onunla ilgili ilk belge 11 Kasım 1900 tarihli olup, Sultan II. Abdülhamid’in irade-i seniyyesi gereği Paris’te yayınlanan Osier’nin Tasviri adlı kitabının Osmanlı ülkesinde yayınlanmasının ve ülkeye sokulmasının yasaklandığı bildiriliyordu. 1897’de yayınlanan Le Mannequin d’Osier adlı bu romanda France, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Batılıların Yunanları desteklememesi halinde Yunanistan’da Türklerin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransız Akademisi üyesi ve 1921 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Anatole France (1844-1924), üslubu, sosyalist ve ateist fikirleri ile başta Fransa olmak üzere -özellikle Avrupa’da- bir kuşağı büyük ölçüde etkilemişti. Alaycı ve şüpheci üslubuyla klasik geleneğin önde gelen temsilcisi kabul edilen France’ın eserleri 1920’de Roma Katolik Kilisesinin yasaklı eserler listesine alınır.</p>
<p>Osmanlı arşiv belgelerinde onunla ilgili ilk belge 11 Kasım 1900 tarihli olup, Sultan II. Abdülhamid’in irade-i seniyyesi gereği Paris’te yayınlanan <em>Osier’nin Tasviri</em> adlı kitabının Osmanlı ülkesinde yayınlanmasının ve ülkeye sokulmasının yasaklandığı bildiriliyordu. 1897’de yayınlanan <em>Le Mannequin d’Osier</em> adlı bu romanda France, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda Batılıların Yunanları desteklememesi halinde Yunanistan’da Türklerin büyük bir katliam yapacakları tezini işliyordu.</p>
<p>France’dan etkilenen ilk Türk yazarlardan Yahya Kemal ve Abdülhak Şinasi Hisar onu Paris’te Ecole Libre des Sciences Politiques’de talebe iken, Yakup Kadri ise eserlerinden tanıyıp sevmişti. Özellikle 1905 yılı sonlarına doğru Paris’e giden Abdülhak Şinasi onunla tanışmakla kalmamış, toplantılarına da katılmıştı. Hatta onun bu hayranlığını bilen Ahmet Haşim, 16 Haziran 1924’te Paris’ten gönderdiği mektupta, “Geçen gün Saint Michel Caddesi’nde Anatole France’ın son resmini gösteren bir kart görmüştüm. Onu göndermek istiyordum. Bu sabah dükkânı aradım bulamadım. Yarın tekrar arayıp size Anatole France ve Maurice Barrés’in son fotoğraflarını göndereceğim” diyordu.</p>
<p>İlginçtir, Süleyman Nazif de 15 Şubat 1910’da Basra’dan oğlu Said’e yazdığı mektupta, bazı Türk gençleri arasındaki Anatole France hayranlığını şu cümlelerle ifade ediyordu: “Victor Hugo ile Anatole France’dan hangisinin daha büyük olduğunu soruyorsun. Bu sualin cevabını bu âciz baban değil, hiç kimse veremez. Hesapta nasıl aynı neviden olmayan şeyler bir yerde toplanamazsa, meslekleri muhtelif olan insanlar arasında da öyle bir mukayese tesis edilemez. Bunların eserlerini tamamiyle anlayacak bir yaş ve iktidara vâsıl olduğun zaman zevk ve idrakine hangisi hoş gelirse birinciliği ve büyüklüğü ona tevcih edersin. Biz pek genç iken Victor Hugo’ya perestiş eder, Anatole France’ın adını bile bilmezdik. Fakat sen Anatole France’ı daha çok seven bir kuşağın evlâdındansın.”</p>
<p>Özellikle işgal yıllarındaki İstanbul basınında Anatole France övgüsü öne çıkar. 1921’de Nobel edebiyat ödülünü kazanmasına dair ilk bilgiler ve hakkındaki ilk değerlendirmeler, sosyalist çizgisiyle ön plana çıkan <em>Aydınlık</em> mecmuasında yayınlanır. İmzasız yazıya göre Fransız Sosyalist Parti üyesi olan “Anatole France yalnız yüksek bir edip değil, aynı zamanda büyük bir insandı”. Cenap Şehabettin 1921 ve 1922 yıllarında <em>Peyâm-ı Sabah</em> gazetesinde Anatole France hakkında yazdığı iki makalede ona methiyeler düzer. İlk makalede France’ın dinî inançlara ve ahlâk kuramlarına itibar etmeyen, onları ayak bağı olarak gören, yazdıklarına da bu inancını yansıtan, yüce zekâsı ve engin kültürü ile tanınan, okumadığı kitap ve öğrenmediği marifet kalmamış çok bilgili bir yazar olduğunu öne sürmektedir. İkinci makalede ise onu dinî değerlere düşman yapan sebebin küçük yaşlarda Stanislas Katolik Mektebi’nde gördüğü eğitim olduğunu vurgulayarak, özellikle bu mektepte ders veren papazların “verdikleri derslere inanmayan, talebeler arasında ayrım yapan, söyledikleri ile tatbik ettikleri birbirinden farklı ikiyüzlü tutumları ve karakterlerinin” onun dinî değerlere düşman olmasına sebep olduğunu belirtir. Yakup Kadri ise <em>İkdam</em>’da 1922’de kaleme aldığı yazısında France’ın inançlı bir insan olmamasına rağmen başkalarının dinî inançlarına çok saygılı olduğunu, fikren vatanperver ve dindar bir yazar olmamakla birlikte kendi vatanına saygı gösterdiğini ve onu sevdiğini ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz George H. Clıfton’un Kızı Dorına Hanım’ın Payitaht Hatıraları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/ingiliz-george-h-cliftonun-kizi-dorina-hanimin-payitaht-hatiralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:38:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[Dorina Lady Neave]]></category>
		<category><![CDATA[George H. Clifton]]></category>
		<category><![CDATA[Kandilli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7686</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’da doğması hasebiyle hemşerimiz olan bir İngiliz hanımın kuvvetli kalemi ve belgesel yönü ağır basan anlatımıyla, macera gibi bir hikâye başlıyor! İngiliz George H. Clifton, ülkesinin İzmir başkonsolosunun kızıyla evlenerek İstanbul Sefareti’nde çalışmaya başlayan bir memurdur. En küçük kızı Dorina 1881’de İstanbul’da dünyaya gelir. 1881-1907 yılları arasında İstanbul’da yaşar ve II. Abdülhamid’in saltanatının neredeyse tamamına şahitlik eder. İstanbul’dan ayrıldıktan bir sene sonra evlenip Dorina Lady Neave olarak anılmış ve üç kitap kaleme almıştır.1 Bunlardan ilki 1933 yılında Londra’da Twenty-six Years on the Bosphorus [Boğaziçi’nde 26 Yıl] ismiyle yayınlanır. Türkçesi, 1970’te Tercüman Yayınları’ndan Eski İstanbul’da Hayat ismiyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’da doğması hasebiyle hemşerimiz olan bir İngiliz hanımın kuvvetli kalemi ve belgesel yönü ağır basan anlatımıyla, macera gibi bir hikâye başlıyor!</p>
<p>İngiliz George H. Clifton, ülkesinin İzmir başkonsolosunun kızıyla evlenerek İstanbul Sefareti’nde çalışmaya başlayan bir memurdur. En küçük kızı Dorina 1881’de İstanbul’da dünyaya gelir. 1881-1907 yılları arasında İstanbul’da yaşar ve II. Abdülhamid’in saltanatının neredeyse tamamına şahitlik eder. İstanbul’dan ayrıldıktan bir sene sonra evlenip Dorina Lady Neave olarak anılmış ve üç kitap kaleme almıştır.1 Bunlardan ilki 1933 yılında Londra’da <em>Twenty-six Years on the Bosphorus</em> [Boğaziçi’nde 26 Yıl] ismiyle yayınlanır. Türkçesi, 1970’te Tercüman Yayınları’ndan <em>Eski İstanbul’da Hayat</em> ismiyle neşredilmiştir ki, yazımız için bu kitaptan istifade ettik.</p>
<p>II. Abdülhamid’in Hayatı, Yıldız Köşkü, Boğaziçi’nde Hayat, İstanbul’da Dinler, İstanbul Camileri ve Kiliseleri, Dervişler ve Bazı Tekkeler, İstanbul Köpekleri, Sokak Satıcıları ve Abdülhamid’in Kaderi… şeklinde başlıklandırılan 16 bölümden oluşan kitap, yer yer taraflı olsa da değerli bilgiler ihtiva etmektedir. Bunlardan biri de, hanımefendi ve ailesinin Kandilli’de ikamet ettiği Edip Efendi Yalısı’nda (hatıratta Clifford Yalısı diye geçer) şahit oldukları şaşırtıcı hadisedir.</p>
<p>“1890 Şubat’ında bir öğle, garip bir tıkırtı dikkatimizi çekti. Balkona çıkınca denizin binlerce büyük balık kafasıyla kaplı olduğunu hayretle gördük. Kocaman balıklardı; kafalarını sudan çıkarmış, hava almak için ağızlarını açıp kapadıkça o garip tıkırtılı sesi çıkartıyorlardı. Balıkların nefes almaktan başka hiçbir hareket yapamadıklarını, adeta felç olduklarını gördük. Torik denilen çok lezzetli ve zor bulunan bu balıkları kolaylıkla yakaladık. Rum hizmetçiler, bahçıvanlar ağlar ağırlıktan yırtılana kadar bize yardım ettiler. Sonra süpürge saplarına tencereler bağlayıp, balıkları denize inen merdivenin basamaklarına kadar çekmeye, oradan elle toplamaya başladık.</p>
<p>Üstelik uskumru, barbunya, tekir birçok balıkların donmuş açık ağızlı kafaları çoğaldıkça, bu olağanüstü hadise de tuhaf bir hal aldı. Bahçe gittikçe çoğalan kaygan ve parlak bir kitle haline gelmişti. Bütün gece bu garip balık akını sürdü ve sabaha karşı balıklar normal güçlerini kazanmaya başlayınca hemen hepsi gözden kayboldu. Bu garip olayın tek akla yakın izahı, soğuk suyun solungaçları üzerindeki dondurucu etkisinden kaçmak için balıkların hava alabilmek için ağızlarını sudan dışarı çıkarmalarıydı.</p>
<p>&#8230;Ertesi gün annem köylülerin gelip, mutfak, kiler, bahçe ve hatta banyomuzu kaplayan balık yığınlarından istedikleri kadar almaları için haber yolladı. Çoluk çocuk, torbalar, sepetlerle gelip gün boyu taşıyabildikleri kadar götürdüler. Çünkü fazlasını tuzlayıp yiyebileceklerini biliyorlardı.”</p>
<p>Balıkların kulağına kar suyu kaçmış, diye duyarız ya hep, işte Dorina Hanım muhtemelen kırk yılda bir rastlanan bu hadiseye şahit olmuş. Hatıralarından aktarmaya devam edelim, film şeridi gibi akan hikâye henüz bitmedi!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülhamid Düşmanlığının Kaynakları -V-</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/sultan-abdulhamid-dusmanliginin-kaynaklari-v/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:20:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Henri de Bornier]]></category>
		<category><![CDATA[Lavisse]]></category>
		<category><![CDATA[Mahomet]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7669</guid>

					<description><![CDATA[Fransa’da Sultan II. Abdülhamid düşmanlığı Académie Française (Fransız Akademisi) üyesi bazı milliyetçi ve sosyalistler yanında ateist-anarşist eylemciler ve masonlar tarafından organize edilmiştir. 29 Ocak 1635’te Kardinal Richelieu tarafından Fransız kültürünün gelişimine katkıda bulunmak için devlet destekli olarak kurulan Académie Française; Fransızca eser veren şairlerin, romancıların, oyun yazarlarının, edebiyat eleştirmenlerinin, filozofların, tarihçilerin, bilim adamlarının ve geleneklere göre yüksek rütbeli askerlerin, devlet adamlarının ve din adamlarının üye olarak kabul edildiği bir kurum olup, her yıl bir üyesine ya da üye olacak kişilere verdiği “Edebiyat Büyük Ödülü” ile tanınmaktaydı. Akademiyi bizim açımızdan ilginç kılan, kuruma üye kabul edilen ya da ödül verilenlerin -istisnalar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa’da Sultan II. Abdülhamid düşmanlığı Académie Française (Fransız Akademisi) üyesi bazı milliyetçi ve sosyalistler yanında ateist-anarşist eylemciler ve masonlar tarafından organize edilmiştir. 29 Ocak 1635’te Kardinal Richelieu tarafından Fransız kültürünün gelişimine katkıda bulunmak için devlet destekli olarak kurulan Académie Française; Fransızca eser veren şairlerin, romancıların, oyun yazarlarının, edebiyat eleştirmenlerinin, filozofların, tarihçilerin, bilim adamlarının ve geleneklere göre yüksek rütbeli askerlerin, devlet adamlarının ve din adamlarının üye olarak kabul edildiği bir kurum olup, her yıl bir üyesine ya da üye olacak kişilere verdiği “Edebiyat Büyük Ödülü” ile tanınmaktaydı.</p>
<p>Akademiyi bizim açımızdan ilginç kılan, kuruma üye kabul edilen ya da ödül verilenlerin -istisnalar dışında- genelde Türk ve İslâm düşmanı olmalarıydı. Buna en meşhur örnek, yazdığı <em>Mahomet</em> adlı piyesle 1894’te Osmanlı başta olmak üzere dünya Müslümanlarından büyük tepki çeken Henri de Bornier idi. Tarık Zafer Tunaya’nın “Türk Siyaset ve Üniversite Yaşamında Fransa ve Fransızca” başlığıyla Fransa’da yayımlanan bir makalesinde, “Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine yarı sömürge gözüyle bakan ve bu yüzden de azınlıkların haklarını korumak adı altında onları destekleyen ve Türklere menfi bir gözle bakan” isimler olarak zikrettiği yazar Victor Hugo ve Albert Vandal, siyasetçi Georges Clemenceau gibi yazar ve siyasetçiler bu akademiye üyeydiler.</p>
<p>Vandal ve Clemenceau gibi isimler yanında bu listeye yazar Anatole France, siyasetçi Denys Cochin ve tarihçi Ernest Lavisse gibi Ermeni meselesinde Osmanlılar ve Sultan II. Abdülhamid aleyhine kampanyalar yürüten isimleri de eklemek gerekir. Bu kimselerin Ermeni meselesindeki rollerini, Osmanlı ve sultanına düşmanlıklarını daha iyi anlayabilmek için Fransa’nın Ermeni meselesindeki rolünü bilmek şarttır. Katolik Ermenilerin Gregoryen Ermenilerden gördükleri tepki ve baskı üzerine 6 Ocak 1830’da Fransa elçisinin Bâbıâli nezdindeki uzun diplomatik girişimleri sonrasında Osmanlılar ilk defa Katolik Ermenileri ayrı bir millet olarak tanımışlardı. Ayrıca 1701 yılında Katolikliğe giren Sivaslı Mkhitar’ın öncülüğünde kurulan Mkhitaristler örgütü, 1846’da Paris’te açtıkları Muratyan Koleji aracılığıyla Osmanlı ülkesinden götürdükleri birçok Ermeni genci Batı kültürüne ve siyasî fikirlerine entegre edip, ardından da tekrar Osmanlı ülkesine göndermişlerdi.</p>
<p>1861’de Zeytun’da kadim Ermeni hanedanı Lusinyanların soyundan geldiğini iddia eden Levon adlı biri Paris’e giderek Fransa İmparatoru III. Napolyon’a hitaben “Zeytun Ermenilerinin bağımsızlık talep ettiklerini, 70 bin kişinin bu uğurda silah kuşanmaya hazır olduğunu” iddia edip Napolyon’dan yardım isteyen bir mektup vermiş, ancak mektupta belirtilen rakamların mübalağalı olduğu gerekçesi ile kendisine olumlu cevap verilmemişti. Buna rağmen Anadolu’da çıkan ilk Ermeni ayaklanması kabul edilen 1862 Zeytun isyanını bastırmak için bölgeye giden Osmanlı ordusu, Fransa ve III. Napolyon’un baskısı ve müdahalesi ile engellenmişti.</p>
<p>Ermeniler 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren kitleler halinde Fransa’ya göç etmiş; Paris, Marsilya ve Lyon gibi şehirlere yerleşmişlerdi. İlk zamanlarda Paris’e yerleşenlerin sayısı azdı. Osmanlı Devleti Paris’te bulunan Ermenilerin faaliyetlerini sıkı şekilde takip etmeye çalıştı. İlk defa 1883’te, Paris’teki Osmanlı Büyükelçisi Esad Paşa Paris’te çok da etkin olmasa da bir Ermeni cemiyetinin varlığından bahsetmekteydi. Dört Ermeni, 8 Kasım 1885’te Fransa Dışişleri Bakanı Charles de Freycinet’e, tıpkı İngiltere gibi Fransa’nın da uluslararası bir konferans ile Ermeni meselesine müdahil olmasını istemişlerdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizlerin Rahatını Bozan Osmanlı-Afganistan Dostluğu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/ingilizlerin-rahatini-bozan-osmanli-afganistan-dostlugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:58:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bombay Başkonsolosu]]></category>
		<category><![CDATA[Hindû]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kabil]]></category>
		<category><![CDATA[Peşaver]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7480</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’in Afganistan ile ilişkisi saltanatının ilk yıllarında başlamıştı. 26 Aralık 1876’da Osmanlı’nın Bombay Başkonsolosu Hüseyin Hasib Bey’in, 23 Mayıs 1877’de İstanbul’da bulunan Buharalı tüccar Hacı Osman Efendi’nin ve 1877 yılı sonlarında Kabil’e gönderilen Ahmed Hulûsi Efendi’nin verdiği raporlar bu ilişkinin başlangıcıdır. Bu gelişmelerin ardından 1880 yılı başlarında, Afganistan Müslümanlarının Osmanlı’ya duyduğu ilgiden rahatsız olan İngiltere’deki bazı gazetelerde Sultan II. Abdülhamid’in “Hindistan ve Afganistan’a İngilizlere karşı isyan hareketini teşvik edici bazı memurlar (casuslar) ve yazılar gönderdiği” haberleri yer almış ve bunlar 2 Ağustos 1880’de Osmanlı yönetimince tekzip edilmişti. 20 Mayıs 1887’de Bombay Şehbenderi İsmail Bey’in Sultan II. Abdülhamid’e sunulan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid’in Afganistan ile ilişkisi saltanatının ilk yıllarında başlamıştı. 26 Aralık 1876’da Osmanlı’nın Bombay Başkonsolosu Hüseyin Hasib Bey’in, 23 Mayıs 1877’de İstanbul’da bulunan Buharalı tüccar Hacı Osman Efendi’nin ve 1877 yılı sonlarında Kabil’e gönderilen Ahmed Hulûsi Efendi’nin verdiği raporlar bu ilişkinin başlangıcıdır. Bu gelişmelerin ardından 1880 yılı başlarında, Afganistan Müslümanlarının Osmanlı’ya duyduğu ilgiden rahatsız olan İngiltere’deki bazı gazetelerde Sultan II. Abdülhamid’in “Hindistan ve Afganistan’a İngilizlere karşı isyan hareketini teşvik edici bazı memurlar (casuslar) ve yazılar gönderdiği” haberleri yer almış ve bunlar 2 Ağustos 1880’de Osmanlı yönetimince tekzip edilmişti.</p>
<p>20 Mayıs 1887’de Bombay Şehbenderi İsmail Bey’in Sultan II. Abdülhamid’e sunulan raporuna göre “Osmanlı’nın bir milyon neferlik askerî güce ulaşabileceği, bu yolda hızla yol aldığı ve terakki ettiğine dair” Afgan Emiri Abdurrahman Han’ın bir risale yayınladığı haberi Hindistan’daki İngiliz gazetelerinde yayınlanmış, bu haber sadece Hindistan Müslümanlarını değil, Hindistan’daki gayrimüslim Hindûları bile çok memnun etmiş ve heyecanlandırmıştı.</p>
<p>Dersaadet İstinaf Mahkemesi Müdde-i Umumîliği Başmuavini olan Mustafa oğlu Hacı İsmail Hakkı Efendi de bu raporu destekler mahiyette bir rapor yazarak sultana sundu. 18 Şubat 1895’te sultana sunduğu “mahrem ve mühim” üst yazılı raporunda Afganistan Emiri Abdurrahman Han’ın 50 yıldan beri İngiliz işgalinde bulunan Peşaver ve çevresini kurtarmak için üç aydan beri o bölgedeki Afgan aşiret ve kabileleri ayaklandırdığını belirtiyordu. Ayrıca İngiltere ve Rusya arasında denge politikası izleyen Abdurrahman Han’a yardımcı olmak ve bölgedeki gelişmeleri yakından izlemek için İstanbul’dan Afganistan’a bir memur gönderilmesi gerektiğini de yazmaktaydı.</p>
<p>İsmail Hakkı, 17 Nisan 1895’de İngilizlerin Afganistan’daki durumu hakkında Afganistan Emiri Abdurrahman Han’ın amcazadesiyle Hicaz’da yaptığı görüşme sonrası Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu yeni raporunda, Osmanlıların Afganistan hükümdarı Abdurrahman Han ile İttihad-ı İslâm’ın gereği olarak bir ittifak yapması gerektiği üzerinde durmaktaydı. İsmail Hakkı, Abdurrahman Han’ın 150 bin kişilik bir ordusu olduğunu ve bunun birkaç sene zarfında 300 bin kişilik muazzam bir orduya dönüşeceğini, bu yüzden de İngiltere’de bazı mahfillerde “Hindistan’ı kendilerinden yalnızca Abdurrahman Han’ın alabileceğinin” konuşulduğunu belirtmekteydi.</p>
<p>İsmail Hakkı’nın Osmanlı-Afgan ilişkisinde tenkit ettiği ve tedbir alınması gerektiğini savunduğu bir husus vardı: 1877’de Ahmed Hulûsi’nin İngiliz çıkarları doğrultusunda Afganistan’a gönderilmesi. Raporda Osmanlı elçisi, Kabil’de Ramazan ayında oruç tutmamakla ve yanında bir İngiliz bulundurmakla suçlanıyordu. Ayrıca Ahmed Hulûsi’nin sürekli olarak İngiliz hükümetinin Müslümanların ve Osmanlı’nın dostu olduğuna vurgu yapması, Osmanlı dostu olan ve hutbelerde halife olarak Sultan II. Abdülhamid’in adını okutan Afgan Emirinin, ulemasının ve halkının tepkisini çekti. İsmail Hakkı’ya göre Afganistan ile ilişkileri güçlendirmek için Abdurrahman Han’a mektup yazılmalı; iki oğluna nişan, gayet nadide iki Mushaf-ı Şerif ve kılıç gibi hediyeler verilmeliydi. Ayrıca önce özel bir heyet gönderilmeli ve ardından da Kabil’de daimi elçilikler kurulmalıydı. Bu konuda İngilizlerin engellerinden de İstanbul’daki Afgan Dergâhı Şeyhi Mustafa Resul Efendi’nin Afganistan’daki irtibatları sayesinde kurtulmak mümkün olabilirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emîru’ş-Şuarâ Ahmed Şevkî</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/emirus-suara-ahmed-sevki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Bozbeşparmak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 06:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şevkî]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7429</guid>

					<description><![CDATA[Ermeni komitacılar Osmanlı toprakları üzerinde kurmak istedikleri devlete en büyük engel olarak gördükleri Sultan II. Abdülhamid’i ortadan kaldırmak istiyordu. Bir suikast tertibine karar verdiler. Her ayrıntısı inceden inceye hesaplanan suikast, padişahın mutat cuma selamlığı sırasında yapılacaktı. Padişahın geçeceği yola konulan bir bombalı araç, her cuma olduğu gibi sultanın camiden çıkıp arabaya bindiği anda tam 1 dakika 42 saniye içinde patlayacaktı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Camii’nden çıkan II. Abdülhamid, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bir sorusu üzerine biraz gecikince, bomba erken patladı. Sultan suikasttan en ufak bir yara almadan kurtulmuştu. İç ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu suikast üzerine şiirler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni komitacılar Osmanlı toprakları üzerinde kurmak istedikleri devlete en büyük engel olarak gördükleri Sultan II. Abdülhamid’i ortadan kaldırmak istiyordu. Bir suikast tertibine karar verdiler. Her ayrıntısı inceden inceye hesaplanan suikast, padişahın mutat cuma selamlığı sırasında yapılacaktı. Padişahın geçeceği yola konulan bir bombalı araç, her cuma olduğu gibi sultanın camiden çıkıp arabaya bindiği anda tam 1 dakika 42 saniye içinde patlayacaktı. 21 Temmuz 1905 Cuma günü Yıldız Camii’nden çıkan II. Abdülhamid, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bir sorusu üzerine biraz gecikince, bomba erken patladı. Sultan suikasttan en ufak bir yara almadan kurtulmuştu.</p>
<p>İç ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu suikast üzerine şiirler de kaleme alındı. O günlerde buhrandan buhrana savrulan Tevfik Fikret suikastın başarısız oluşunu üzüntüyle karşılamıştı. “Bir lahza-i taahhür” adlı şiirinde hezeyanlarına yer veren şair, suikastçıyı “şanlı avcı” olarak tavsif etmiş, başarısız netice üzerine yaşadığı hayal kırıklığını dile getirmişti. Aynı günlerde Mısır’da da yankılanan suikast haberi Tevfik Fikret’in muasırı başka bir şairin zarif gönlünde çok daha farklı hisler uyandıracaktı. Sultanın kurtuluşuna çok sevinen o şair, duygularını şöyle dökmüştü mısralara: “Geçmiş olsun Ey Müminlerin Emiri, senin kurtuluşun yüce din için de bir kurtuluştur… Hz. Peygambere, Kur’an’a ve Müslümanlara da geçmiş olsun, senin hayatın onlar için de hayattır…” Bu mısraların sahibi Osmanlı ve hilafet aşığı, Arapların son dönemdeki en meşhur şairi Ahmed Şevkî’den başkası değildi.</p>
<p>Ahmed Şevkî 16 Eylül 1870’de Mısır Hıdivi İsmail Paşa’nın Kahire’deki sarayında hayata gözlerini açtı. Ailesi dedesinden itibaren Kavalalıların hizmetinde bulunmuş, itibar sahibi insanlardı. İsmini aldığı baba tarafından büyük dedesi Ahmed Şevkî Bey, Kavalalı Mehmed Ali Paşa döneminde yaşayan yüksek seviyeli bir memurdu. Babaannesi, nezaketiyle tanınan ama yine de sert mizaçlı Çerkes bir hanımdı. Anne tarafından dedesi Ahmed Halim en-Necdeli, Niğde’den Kahire’ye göçmüş bir Türk’tü. Anneannesi ise Mora savaşında esir edilmiş, daha sonra Kavalalı İbrahim Paşa tarafından azat edilmiş bir cariyeydi. Ahmed Şevkî’nin ailesinin etnik yapısı adeta Osmanlı toplumunun renkliliğinin bir özeti gibiydi. O bu durumu, yazdığı divanın önsözünde şöyle ifade eder: “Ben bir Arab, Türk, Yunan ve Çerkesim. Dört asıl, bir dalda toplanmıştır.”</p>
<p>Hem babası hem annesi tarafından varlıklı ve seçkin bir ailenin çocuğu olan Ahmed Şevkî, bu rahatlığın gölgesini ömrü boyunca üzerinde hissedecekti. Üç yaşında anneannesi tarafından Hıdiv İsmail Paşa’nın himayesine verildi, onun sarayında kültürel ve ilmî açıdan iyi bir şekilde yetişti. Dört yaşında mahalle mektebinde başladığı ilk ve orta düzey tahsilini 1885’te bitirdi. Aynı yıl Kahire’de yeni açılan hukuk mektebine başladı. Fakat hukukla yıldızı pek barışmadı. Fıtratına daha uygun gördüğü tercüme bölümüne geçmeye karar verdi. Bu tercih hayatının güzergâhını bütünüyle değiştirdi. Kendisi de bir şair olan Arapça hocası Şeyh Muhammed Besyunî, şiir yeteneğini fark ederek onu bu yönde teşvik etmişti.</p>
<p>1887’de tercüme bölümünden mezun olduğunda Ahmed Şevkî artık Fransızca ve Türkçeyi iyi derecede bilen, Arapçanın da derin vadilerinde gezinecek kadar dile hâkim, çiçeği burnunda bir şairdi. Mısır’ın meşhur gazetelerinde şiirleri yayınlanmaya başlamıştı. Özellikle <em>El-Vekai’ul Mısriyye</em> gazetesinde yayınlanan ve Hıdiv İsmail Paşa’nın oğlu Tevfik Paşa’yı övdüğü şiirler dikkat çekti. Daha sonraları babasının azliyle Mısır hıdivi olacak Tevfik Paşa, Şevkî’yi önce sarayında bir memuriyete tayin etti, ardından masrafları özel hazinesinden karşılanmak üzere onu edebiyat ve hukuk tahsili için Fransa’ya gönderdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUHAMMED RAŞİT ALAS: ABDÜRREŞİD İBRAHİM 130 YILLIK TÜRK-JAPON DOSTLUĞUNA UNUTULMAZ KATKILAR YAPMIŞTIR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/muhammed-rasit-alas-abdurresid-ibrahim-130-yillik-turk-japon-dostluguna-unutulmaz-katkilar-yapmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 08:22:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Shinokubo]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Tokyo Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Tomigaya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman Başkut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7276</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: TAHA KILINÇ   Tokyo Camii’nin hikâyesini anlatır mısınız? Japonya’nın başkentinde bir Müslüman mabedi nasıl kurulmuş? Tokyo Camii’nin hikâyesi Abdürreşid İbrahim’in 1900 yılında Japonya’ya ilk ziyaretiyle başlar. O andan itibaren en büyük hayali Tokyo’da bir cami inşa etmek olmuştur. Japonya’da bulunduğu sürede bu amaçla Asya Gikay Derneği’ni kurar. Dernek Tokyo’da cami inşası için bazı teşebbüslerde bulunur. Ancak Abdürreşid İbrahim 1909 yılında Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirildiğini öğrenir öğrenmez 7 ay boyunca üzerinde çalıştığı her şeyi yarıda bırakarak Japonya’dan dönme kararı alır. Öte yandan 1917 yılında Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilalinden sonra Japonya’ya yerleşen Kazan Türkleri, çocuklarının eğitim ihtiyacını karşılamak maksadıyla&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: TAHA KILINÇ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tokyo Camii’nin hikâyesini anlatır mısınız? Japonya’nın başkentinde bir Müslüman mabedi nasıl kurulmuş?</strong></p>
<p>Tokyo Camii’nin hikâyesi Abdürreşid İbrahim’in 1900 yılında Japonya’ya ilk ziyaretiyle başlar. O andan itibaren en büyük hayali Tokyo’da bir cami inşa etmek olmuştur. Japonya’da bulunduğu sürede bu amaçla Asya Gikay Derneği’ni kurar. Dernek Tokyo’da cami inşası için bazı teşebbüslerde bulunur. Ancak Abdürreşid İbrahim 1909 yılında Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirildiğini öğrenir öğrenmez 7 ay boyunca üzerinde çalıştığı her şeyi yarıda bırakarak Japonya’dan dönme kararı alır. Öte yandan 1917 yılında Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilalinden sonra Japonya’ya yerleşen Kazan Türkleri, çocuklarının eğitim ihtiyacını karşılamak maksadıyla 1927 yılında Japon hükümetine okul açmak için müracaat ederler. Alınan izinden sonra, Shinokubo semtinde bir bina kiralayarak 1928 yılında Mekteb-i İslâmiye adıyla bir okul açarlar. 1931’de ise Tomigaya semtinde bir bina alınarak okul buraya taşınır. Daha sonra birkaç Japon şirketinin yardımıyla Shibuya semtinde bir arazi satın alınmış; okul, 1935 yılında buraya inşa edilen binaya taşınmıştır.</p>
<p>76 yaşında Japonya’ya dönen Abdürreşid İbrahim, 1933’te Japonya’da Türk Tatar nüfus tarafından çok iyi karşılanır. 1934’de en büyük hayali olan Tokyo Camii’ni yaptırmak için girişimlere başlayan İbrahim, o zamanın para birimiyle 120 bin yene, yani 1 milyon dolara mal olan Tokyo Camii’nin bütün giderlerini Japon zenginlerinden karşılamış, ilk tuğlayı da kendisi koymuştur. Mimar Yashimoto tarafından çizilen ve bir Japon şirketi tarafından 4 yılda tamamlanan cami, okulun yanındaki arazi üzerine inşa edilmiştir.</p>
<p>Müslümanların dinî ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayan Tokyo Camii’nde zamanla çeşitli hasarlar meydana gelince 1986 yılında yıkılır. Daha sonra cami ve okulun bulunduğu arazi, cami yapılması şartı ile Türkiye Cumhuriyeti’ne hibe edilir. Arsa mülkiyetinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne geçmesinin ardından 1997 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bir çalışma başlatılarak Tokyo Camii Vakfı kurulur. Vakıf kurucuları arasında dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Sami Uslu, Diyanet İşleri Başkanlığı Emekli 1. Hukuk Müşavirleri Ahmet Uzunoğlu ile Şemsettin Yazırlı yer almıştır. 12 Nisan 1996 tarihinde temeli atılan caminin 30 Haziran 1998’de inşaatına başlanır, 30 Haziran 2000’de de ibadete açılır. Açılışı Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz ve Tokyo Büyükelçisi Yaman Başkut yapmıştır. Ayrıca Japon hükümet temsilcisi, Shibuya Belediye Başkanı, İslâm ülkeleri büyükelçileri, Türk ve Japon basın mensupları, Japonya’da İslâmî faaliyet gösteren dernek temsilcileri ve büyük bir cemaat topluluğu törene katılmıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Japonya’nın diğer şehirlerinde de camiler var mı? Onlar nasıl hikâyelere sahip?</strong></p>
<p>Japonya’da hâlihazırda 100’e yakın irili ufaklı mescit ve cami bulunuyor. Japonya’nın en güneyi Okinawa’dan en kuzeyi Hokkaido’ya kadar uzanan aralıkta her eyalette belli başlı camiler bulunurken, yoğunluk başkent Tokyo’dadır. Bu camiler arasında 1935’te inşa edilen Kobe Camii en eski tarihli olanıdır. Kansai bölgesinde bulunan Kobe Camii Japonya’nın ilk mescidi olma özelliği taşır. Liman kenti olması hasebiyle ticaret merkezi olan Kobe’de yabancılar ve işadamları ikamet etmektedir. Cami Hintli tüccarların girişimi ve Japon İmparatoru’nun izniyle resmî olarak Ekim 1935’te açılır. 1928’de başlayan inşaatı Kobe İslâm Komitesi tarafından toplanan bağışlarla finanse edilmiştir. 1945’te Kobe’nin 2. Dünya Savaşı’nda kentsel bölgelerinin çoğunu harap eden hava saldırılarından kurtularak ayakta kalmayı başarır. 1995’teki büyük Hanshin depreminden de zarar görmez. Kobe’nin turistik bölgelerinden birinde yer alan cami, Çek mimar Jan Josef Švagr (1885-1969) tarafından geleneksel Hint-İslâm tarzında inşa edilmiştir. Günümüzde de aktif olarak işlevini sürdüren Kobe Camii, 80 yıldır Müslümanlara emsalsiz bir tecrübe sunuyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tokyo’da Rusya kökenli Müslümanların varlığı biliniyor. Onları buraya toplanmaya sevk eden neydi?</strong></p>
<p>1917 yılında Rusya’da meydana gelen Bolşevik İhtilalinden sonra Orta Asya ülkelerinde yaşayan Müslümanlar işkence ve zulümlere maruz kalmışlar. Hayatlarını kurtarmak için o bölgede yaşayan Müslümanlar başka ülkelere göç etmeye başlamışlar. Böylelikle Bolşevik İhtilalinden sonraki dönemde Japonya’ya Kazan Türkleri yerleşmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Papazdan Sultana Darbe Çağrısı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/ingiliz-papazdan-sultana-darbe-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Gladsone]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Malcolm MacColl]]></category>
		<category><![CDATA[Napoli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7243</guid>

					<description><![CDATA[Fakir bir İskoç ailesinin çocuğu olan Malcolm MacColl (1831- 1907), kilise bursu ile Trinity Koleji’nde okumuş, 1857’de papaz olarak İskoç Anglikan Kilisesi’nde göreve başlamıştı. Mayıs 1858’de yazdığı bir mektup bütün hayatını değiştirecek, Gladstone ile tanışıp himayesine girmesine sebep olacaktı. Gladstone’un yardımları ile önce Londra, ardından da 1864- 67 yılları arasında St. Petersburg ve Napoli’de İngiliz Büyükelçiliği papazı olarak görev yaptı. 1870’lerden itibaren değişik gazete ve dergilerde Osmanlılar ve İslâmiyet aleyhinde, Türkiye’deki Hıristiyan azınlıkların haklarını savunan yazıları ile dikkati çekmiş; ardından da bu doğrultuda kitaplar yazmaya başlamıştı. Bir sonraki adımda Sultan II. Abdülhamid’in en fanatik muhaliflerinden biri olacaktı. Özellikle Şark Meselesi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fakir bir İskoç ailesinin çocuğu olan Malcolm MacColl (1831- 1907), kilise bursu ile Trinity Koleji’nde okumuş, 1857’de papaz olarak İskoç Anglikan Kilisesi’nde göreve başlamıştı. Mayıs 1858’de yazdığı bir mektup bütün hayatını değiştirecek, Gladstone ile tanışıp himayesine girmesine sebep olacaktı. Gladstone’un yardımları ile önce Londra, ardından da 1864- 67 yılları arasında St. Petersburg ve Napoli’de İngiliz Büyükelçiliği papazı olarak görev yaptı. 1870’lerden itibaren değişik gazete ve dergilerde Osmanlılar ve İslâmiyet aleyhinde, Türkiye’deki Hıristiyan azınlıkların haklarını savunan yazıları ile dikkati çekmiş; ardından da bu doğrultuda kitaplar yazmaya başlamıştı. Bir sonraki adımda Sultan II. Abdülhamid’in en fanatik muhaliflerinden biri olacaktı.</p>
<p>Özellikle Şark Meselesi ve Balkanlar’daki Türk hâkimiyetinin sona ermesiyle yakından ilgilenen, Roma Katolik Kilisesi’ne muhalefet eden Hırvat Piskopos Strossmayer ve Alman von Dollinger gibi papazlarla İngiltere’de liberallerin lideri Gladstone arasında aracılık yapmıştı. İngiliz gazete ve dergilerine Türkiye’ye ve Türkiye’nin İngiltere’deki dostlarına yönelik acımasız saldırılarla dolu birçok mektup, makale ve kitap yazdı.</p>
<p>Yazılarını, İngiliz konsoloslarının gönderdiği ve “Mavi Kitap” olarak bilinen raporlardan işine gelen kısımlarını çarpıtmak suretiyle kaleme alıyordu. Bazen komik denilebilecek uydurma belgeler de üretiyordu. Ağustos 1876’da bir papaz arkadaşı ile Osmanlıların Hıristiyanları katlettiği iddiasını ispat için Sırbistan’a giden MacColl, Osmanlı-Sırbistan sınırındaki Sava Nehri’nde bir tekne gezintisi sırasında “kazığa geçirilmiş bir insan cesedi gördüklerini” iddia etmişti. Gördükleri şeyin “yalnızca bir torba fasulye” olduğunu yazan Sırbistan’daki İngiliz konsolosunun raporlarına rağmen ülkelerine dönüşte bu uydurma bilgi üzerine bir katliam kampanyası başlattılar. Bunu vaazlarında (Gladstone’un ezeli rakibi Benjamin Disraeli gibi) Türk yönetimine aktif olarak karşı çıkmayanların da onların günahlarına ortak oldukları propagandası için bir malzeme olarak kullanmıştı.</p>
<p>1876 yılı ve sonrasında özellikle -sözde- Bulgar mezalimini gündeme getirmiş; Osmanlıları kınamaya çağırdığı Gladstone’un 1876-77’de yaptığı konuşmaların baş tahrikçisi ve malzemecisi olmuştu. MacColl bu yıllarda konuyla ilgili -ilki beş baskı yapan- iki de eser yayınladı. 1877’de yazdığı <em>The Eastern Question: Its Facts and Fallacies</em> (Şark Meselesi: Gerçekleri ve Yanılgıları) adlı kitabını, 1878’de yayımlanan <em>Three Years of the Eastern Question</em> (Şark Meselesinin Üç Yılı) izledi. Gladstone’un iktidardan düşmesinden sonra Kuzey Yorkshire Kontluğuna bağlı ikinci sınıf bir bölgede yer alan Ripon şehrinde büyük bir malikânede yaşamaya başlamış, Avrupa’nın çeşitli ülkelerine seyahat ederek evinde sık sık dostları ile toplantılar yapmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiltere’de Gladstone Ve Dostları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/ingilterede-gladstone-ve-dostlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:16:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Les Temps]]></category>
		<category><![CDATA[Makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Koloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7131</guid>

					<description><![CDATA[Orhan Koloğlu’na göre Sultan II. Abdülhamid’e “Kızıl Sultan” ve “eli kanlı katil” diye hakaret edilmesi 1894-96 Ermeni olayları sırasında başlamış, Yunan ve Makedonya olaylarıyla kökleşmişti. “Le Sultan Rouge” (Kızıl Sultan) tabirini ilk kullanan Fransız Albert Vandal’dır. “Katil” sıfatını en çok tercih eden ise İngiltere Başbakanı Gladstone’du. Bu tür hakaretlere katkıda bulunanlar da azımsanmayacak sayıdadır. Örneğin (Londra’da Ermenilerce yayınlanan) Arménié dergisi 15 Eylül 1890 sayısında şöyle diyor: “En iyi uyruklarını yiyen Yıldız Köşkü’nün minotaurunun (boğa başlı insan vücutlu, insan yiyen canavar) sertliği arttıkça bu propaganda da artacak ve karşı konulamaz şekilde Osmanlı Devleti’nin saygınlığını yıkacaktır.” Fransa’da anarşistlerin yayın organ Les Temps&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orhan Koloğlu’na göre Sultan II. Abdülhamid’e “Kızıl Sultan” ve “eli kanlı katil” diye hakaret edilmesi 1894-96 Ermeni olayları sırasında başlamış, Yunan ve Makedonya olaylarıyla kökleşmişti. “Le Sultan Rouge” (Kızıl Sultan) tabirini ilk kullanan Fransız Albert Vandal’dır. “Katil” sıfatını en çok tercih eden ise İngiltere Başbakanı Gladstone’du. Bu tür hakaretlere katkıda bulunanlar da azımsanmayacak sayıdadır. Örneğin (Londra’da Ermenilerce yayınlanan) Arménié dergisi 15 Eylül 1890 sayısında şöyle diyor: “En iyi uyruklarını yiyen Yıldız Köşkü’nün minotaurunun (boğa başlı insan vücutlu, insan yiyen canavar) sertliği arttıkça bu propaganda da artacak ve karşı konulamaz şekilde Osmanlı Devleti’nin saygınlığını yıkacaktır.” Fransa’da anarşistlerin yayın organ <em>Les Temps Nouveaux</em>’nun 5 Ağustos 1905 tarihli nüshasındaki bir yazıda “büyük katil” suçlamasının yanı sıra ilginç bir benzetme de vardı: “Vicdanında birkaç yüz bin yurttaşının cesedinin sorumluluğu bulunan en vahşi kaplan.”</p>
<p>Batılı devletler artık işlerini sadrazam ve diğer devlet adamlarıyla görüşerek çözme imkânını kaybetmeleri sebebiyle Yıldız Sarayı’na ve Sultan II. Abdülhamid’e düşman olmuşlardı. Koloğlu’na göre Sultan Abdülhamid’in Mısır meselesinde İngiltere’ye direnmesi sadece Batılı emperyalistlerin kendi aralarındaki ilişkilerin gerginleşmesine sebep olmakla kalmamış, İngiltere’nin bir Ermeni meselesi ortaya çıkarmasında ve Abdülhamid-İngiliz ilişkilerinin tam bir düşmanlığa dönüşmesinde de başrol oynamıştı.</p>
<p>Olayın kökeninde Doğulu Hıristiyanlara hümanistçe bakıp onları Osmanlı yönetimine karşı ayaklanma ve bağımsızlık aramaya teşvik eden Avrupalıların, Mısır’da Avrupalılardan bağımsızlığını arayan Arabi Paşa hareketine tahammül edememeleri yatıyordu. Bu anlayışta ileri giden İngiltere, diğer ortaklarının muhalefetine rağmen yabancılara saldırı bahanesiyle İskenderiye’yi bombalamak ve suçsuz sivil halkı öldürmekle yetinmemiş, karaya asker çıkararak ülkeye el koymuş, bunu da “medeniyetin gereği” olarak sunmuştu. Ardından da dönemin İngiltere Başbakanı Gladstone “Güney Afrika ile Kuzey Afrika’yı İngiliz bayrağı altında birleştirme” projesini gerçekleştirmek için Sudan’ı işgale başlamıştı. 1885-87’de İngiltere’nin Mısır pazarlıklarına Sultan II. Abdülhamid’in direnmesi sonucu, 1890’da başta İngiliz gazeteleri olmak üzere bütün Avrupa’da Ermeni meselesi süratle gündeme taşınmış, İngiltere Başbakanı Lord Salisbury (Robert Gascoyne-Cecil) 1891’de “Rusya’nın İstanbul’u almasının artık kendileri için bir sıkıntı oluşturmayacağını” açıklarken, 1895’te İngiltere diğer Batılı devletlerle “Türkiye’nin paylaşılması” projesini konuşmaya başlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülhamid İle Tarihin Merkezine Seyahat</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ajanda/sultan-abdulhamid-ile-tarihin-merkezine-seyahat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:06:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ajanda]]></category>
		<category><![CDATA[Aşiret Kökleri]]></category>
		<category><![CDATA[Koç Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7118</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nun kök saldığı ve altı asrı aşkın mirasın ilk meyvelerini verdiği cömert topraklardan bugünün heybesine ne düşer dersiniz? Bu sorumuza cevap bulduğumuz, bizi Sultan Abdülhamid’in mihmandarlığında bir yolculuğa çıkararak Osmanlı’nın köklerini keşfe davet eden online serginin haberini aldık bu ay: “Tarihin Merkezine Seyahat: Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)”. 2021 Aralık’ına kadar internet üzerinden ziyaret edebileceğiniz sergi, Sultan II. Abdülhamid’in verdiği talimatla 1886’da Söğüt ve civarına gerçekleştirilen keşif gezisi sonucunda hazırlanmış ve Almanya şansölyesi Otto von Bismarck’a hediye edilen üç cilt fotoğraf albümünden yola çıkılarak hayata geçirilmiş. Mayıs 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) tarafından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun kök saldığı ve altı asrı aşkın mirasın ilk meyvelerini verdiği cömert topraklardan bugünün heybesine ne düşer dersiniz? Bu sorumuza cevap bulduğumuz, bizi Sultan Abdülhamid’in mihmandarlığında bir yolculuğa çıkararak Osmanlı’nın köklerini keşfe davet eden online serginin haberini aldık bu ay: “Tarihin Merkezine Seyahat: Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)”.</p>
<p>2021 Aralık’ına kadar internet üzerinden ziyaret edebileceğiniz sergi, Sultan II. Abdülhamid’in verdiği talimatla 1886’da Söğüt ve civarına gerçekleştirilen keşif gezisi sonucunda hazırlanmış ve Almanya şansölyesi Otto von Bismarck’a hediye edilen üç cilt fotoğraf albümünden yola çıkılarak hayata geçirilmiş.</p>
<p>Mayıs 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) tarafından düzenlenen ve büyük ilgi gören sergiyi ziyaret edemeyenler bu ikinci fırsatı kaçırmasınlar derim.</p>
<p>Serginin ana temasını oluşturan, Sultan II. Abdülhamid’in iradesiyle, 1886 yılında Söğüt ve çevresinde yapılan keşif gezisinin gayesi demografik ve fiziksel açıdan bölgenin incelenmesi, iyileştirilmesi ve belgelenmesiymiş. Keşif heyeti Hoca Ali Rıza, Sururili Ahmed Emin, Ahmed Şekûr ve Mehmed Emin gibi dönemin önde gelen fotoğrafçı ve ressamlarından oluşuyormuş. Bu sanatçıların Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti Bursa ile Yenişehir, İznik, Söğüt ve Bozüyük gibi erken Osmanlı yerleşim birimlerindeki gezileri sonucunda ortaya çıkan çok sayıda fotoğraf, karakalem, yağlı boya resim vb. belgelerle Yıldız Sarayı Kütüphanesi için üç ciltlik albüm hazırlanmış. Bu değerli albümler 2017 yılında Bismarck Kütüphanesinde gerçekleştirilen müzayedede satın alınarak Ömer M. Koç Koleksiyonu’na dahil edilmiş.</p>
<p>Küratörlüğünü Bahattin Öztuncay, Ahmet Ersoy, Deniz Türker’in yaptığı sergide Demiryolu Hatları ve Diplomatik Bağlantılar, Söğüt Keşif Gezisi Ekibi, Topografya / Ertuğrul Sancağı, Aşiret Kökleri ve Arşiv bölümleri yer alıyor. Yörede o dönemde yaşayan Türkmen ve yörük aşiretlerine ait izlere, kıyafetlere, hayat şartlarına ve sosyal ilişkilere şahitlik ederken, fotoğrafların kanatlarında çıkacağınız bu tuhaf ama büyüleyici seyahat hafızanızdan silinmeyecek.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Okuyan Şaşırmaz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/tarih-okuyan-sasirmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 08:03:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Meiji]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Terakki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6985</guid>

					<description><![CDATA[“Allah bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar, ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.” Tarihin en zor dönemeçlerinden birinde, dağılmanın arefesindeki bir imparatorluğu ayakta tutmanın mücadelesini veren Sultan II. Abdülhamid, devletin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri bu sözlerle özetlemişti. “Sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, gerçekten de meselenin bam teliydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Allah bize sulh ve sükûnet nasip etsin! Fakat büyük devletler, geniş teşkilâtlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar, ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa, Japonların (Meiji devriminin başlangıcından beri) o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.”</p>
<p>Tarihin en zor dönemeçlerinden birinde, dağılmanın arefesindeki bir imparatorluğu ayakta tutmanın mücadelesini veren Sultan II. Abdülhamid, devletin karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri bu sözlerle özetlemişti. “Sırtlanların geçiş yerine çadır kurmuş olmak” teşbihi, gerçekten de meselenin bam teliydi. Osmanlı İmparatorluğu’nun merkez coğrafyası, tam olarak Sultan’ın anlattığı gibi, sürekli hedefteydi. Tarih boyunca olduğu, gelecekte de olacağı gibi…</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak bu sayımızda, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına giden süreci başlatan 93 Harbi’ni bütün yönleriyle ele alıyoruz. 144 yıl sonra bugün 93 Harbi’ni yeniden düşünürken, Sultan Abdülhamid’in saltanatının hemen başlangıcında nasıl bir krizler yumağını kucağında bulduğunu, sonrasında attığı bütün adımların da bu krizlerden etkilendiğini daha iyi anlıyoruz.</p>
<p>Dergimiz bu sayısından itibaren, bazı yeni bölümlerle sizleri selâmlayacak. İslâm dünyasının dört bir yanından merak uyandırıcı malumatlar, birbirinden önemli portreler, hep duyduğumuz bazı bölgelerin bugün nereye düştüğünü harita eşliğinde sunacağımız “Bugün Neresi?” köşemiz ve daha birçok yenilikle karşınızda olacağız…</p>
<p>Belli kurallar ve sebep-sonuç zinciri içinde akan tarih, dünü derinden kavrayıp bugünü anlamak ve yarına sağlam biçimde hazırlanmak için okunur malum. Bu nedenle, tarihi dikkatli bir şekilde okuyan, şaşırmaz. Hem yolunu şaşırmaz hem algıları şaşmaz hem de yaşanan hiçbir şey onu hayrete düşürmez.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> dergisi olarak, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da, tarihi ibret aynasına yansıtarak, bugüne dair dersler çıkarma odaklı üslubumuzu devam ettireceğiz. Ve her zaman olduğu gibi, gücümüzü de siz kıymetli okurlarımızdan alacağız.</p>
<p>Gelecek ayki buluşmamıza kadar,<br />
hayırla kalınız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Din ve Maneviyatımızın Koruyucusu Sultan Abdülhamid’den İslamofobiye Karşı Beyaz Diplomasi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/din-ve-maneviyatimizin-koruyucusu-sultan-abdulhamidden-islamofobiye-karsi-beyaz-diplomasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:51:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Düvel-i Muazzama]]></category>
		<category><![CDATA[Lyceum]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Münir Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Vicomte Henri de Bornier]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6611</guid>

					<description><![CDATA[Son olarak, 2015 yılında yayımlanan karikatürlerin önceki ay sonunda Fransa devlet binalarına yansıtılması örneğinde olduğu gibi, Garp canibinden esen üzücü haberleri işitip de Sultan Abdülhamid’i anmamak mümkün mü? Devletin en müşkül anlarında bile Düvel-i Muazzama’nın idarecilerine sözünü geçirebilen ve İslamiyet hakkında kalem oynatırken veya tiyatroda bir eser sahneye koyarken dinî değerlerimize karşı daha saygılı ve özenli olmalarını sağlayan bir derin hassasiyetin değişmez adresiydi Halife hazretleri. Sultan II. Abdülhamid denilince Fransa, İngiltere, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Peygamber Efendimiz (sas) aleyhinde bir piyes oynanacağını haber alınca engellenmesi için çok etkin diplomatik girişimlerde bulunan ve meseleyi ortada bırakmayıp sonuç almasını da bilen&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son olarak, 2015 yılında yayımlanan karikatürlerin önceki ay sonunda Fransa devlet binalarına yansıtılması örneğinde olduğu gibi, Garp canibinden esen üzücü haberleri işitip de Sultan Abdülhamid’i anmamak mümkün mü? Devletin en müşkül anlarında bile Düvel-i Muazzama’nın idarecilerine sözünü geçirebilen ve İslamiyet hakkında kalem oynatırken veya tiyatroda bir eser sahneye koyarken dinî değerlerimize karşı daha saygılı ve özenli olmalarını sağlayan bir derin hassasiyetin değişmez adresiydi Halife hazretleri.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid denilince Fransa, İngiltere, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Peygamber Efendimiz (sas) aleyhinde bir piyes oynanacağını haber alınca engellenmesi için çok etkin diplomatik girişimlerde bulunan ve meseleyi ortada bırakmayıp sonuç almasını da bilen bir padişahın, bir devlet adamının uyanık bilinci yanında, bir büyük Müslümanın hassas ruhuyla da karşı karşıya olduğumuzu asla unutmamamız gerekiyor. Özellikle Paris Büyükelçisi Esad Paşa ile Salih Münir Paşa’yı nasıl yönlendirdiğini hatırlamakta yarar var.</p>
<p>Dosyamızda Ahmet Uçar tarafından kaleme alınan yazıda Fransa’da sahnelenmesi planlanın piyesi yasaklatmak suretiyle, Abdülhamid Han’ın Peygamber Efendimiz’in ve ecdadının, din ve devletinin haklarını, hem de Yıldız Sarayı’ndan dışarıya adımını atmadan nasıl savunduğunu görmek mümkün. Ancak bu tek örnek değil.</p>
<p>Piyesin yazarı Vicomte Henri de Bornier işin peşini bırakmaya hiç mi hiç niyetli değildir. Bu defa eserini Abdülhamid Han’ın diş geçiremeyeceğini tahmin ettiği, devrin süpergücü olan İngiltere’de oynatmak için girişimde bulunur. Ne var ki, Irving adlı bir aktörle anlaşmış olmasına, bir nevi devlet tiyatrosu olan Lyceum Kraliyet Tiyatrosu’nda oynanması kararlaştırılmasına rağmen, Sultanın inatçı müdahalesinden yakasını kurtaramaz.</p>
<p>Bu defa diplomatik kanallardan bizzat İngiltere’nin ılımlı Dışişleri Bakanı Lord Salisbury devreye sokularak piyesin Fransa’da olduğu gibi yalnız o tiyatroda değil, bütün İngiltere’de oynanması yasaklanacaktır. Ne var ki Sultan Abdülhamid-Henri de Bornier kovalamacasının böylece noktalanmış olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Çünkü bu işin bir de üçüncü raundu var. Bu defa üç yıl sonrasındayız. Devir değişmiş, Lord Salisbury gitmiş, yerine bir başka Lord, İslamiyete karşı daha mesafeli duran Lord Roserbery Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmuştur. Bu değişiklikten cesaret bulan Henri de Bornier yeniden atağa kalkar ve bir başka Londra tiyatrosuyla anlaşır. Ancak bu defa da eserini sahneye koydurmayı başaramayacak, ne yaptıysa Sultan Abdülhamid’in mahir diplomasisi, bu mel’aneti sahneye koymasına müsaade etmeyecektir.</p>
<p>Nitekim 1900 yılında Paris’te oynatılmak istenen <em>Muhammed’in Cenneti</em> adlı bir başka piyesin ancak ismi ve muhtevası değiştirilmesi şartıyla sahneye konulur hale getirilmesi de sultanın ince diplomatik girişimlerinin eseridir. Keza bir başka belgeden 1894 yılında Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da Mozart’ın <em>Saraydan Kız Kaçırma</em> operasının sahnelenmesine engel olduğunu da öğreniyoruz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Semalarında Süzülen İlk Balon ve Uçaklar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/istanbul-semalarinda-suzulen-ilk-balon-ve-ucaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:45:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Barbout]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmud Şükrü Bey]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim Topçu Kışlası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6605</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’in talimatlarıyla Osmanlı askerî bürokrasisi, 1880’li yıllardan itibaren havacılık faaliyetleri ile ilgili malumat toplamaktaydı. Bu çalışmalarla Osmanlı ordusunda havadan bomba atan bir balon teşkilatı kurulması da düşünülmüştü. Avrupa’da havacılıkla ilgili her gelişme raporlanarak Sultan II. Abdülhamid’e sunuluyordu. Hatta bu çerçevede Fransız baloncu Barbout’a bir balon siparişi de verilmişti. “Osmanlı Balonu” ismi verilen bu balon sarı renkliydi ve 1200 m³lük bir hacme sahipti. Ancak üretilip İstanbul’a gelene kadar Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi; hayata geçirmeyi düşündüğü bütün projeler de rafa kaldırılmış oldu. Osmanlı ordusunda kullanılmak üzere İstanbul’a getirtilen Osmanlı Balonu, 28 Mayıs 1909 günü Taksim Topçu Kışlası önünde şişirilerek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid’in talimatlarıyla Osmanlı askerî bürokrasisi, 1880’li yıllardan itibaren havacılık faaliyetleri ile ilgili malumat toplamaktaydı. Bu çalışmalarla Osmanlı ordusunda havadan bomba atan bir balon teşkilatı kurulması da düşünülmüştü. Avrupa’da havacılıkla ilgili her gelişme raporlanarak Sultan II. Abdülhamid’e sunuluyordu. Hatta bu çerçevede Fransız baloncu Barbout’a bir balon siparişi de verilmişti. “Osmanlı Balonu” ismi verilen bu balon sarı renkliydi ve 1200 m³lük bir hacme sahipti. Ancak üretilip İstanbul’a gelene kadar Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi; hayata geçirmeyi düşündüğü bütün projeler de rafa kaldırılmış oldu. Osmanlı ordusunda kullanılmak üzere İstanbul’a getirtilen Osmanlı Balonu, 28 Mayıs 1909 günü Taksim Topçu Kışlası önünde şişirilerek ilk uçuşunu gerçekleştirmiştir (<em>Servet-i Fünûn </em>gazetesi, 3 Haziran 1909). Balona binenler bir müddet İstanbul semalarında süzüldüler ve Üsküdar’a iniş yaptılar. Aralarında balonu üreten Barbout da vardı.</p>
<p>Osmanlı Balonu’nun bu ilk uçuşunda Altıncı Dâire mühendislerinden Mahmud Şükrü Bey de bulunmuştur. Mahmud Şükrü Bey <em>La-Türki </em>gazetesi müdürü Bondini’ye yazdığı mektupta, hissiyatını ve balonla İstanbul semalarında seyrederken gördüklerini şöyle anlatmaktaydı (<em>Tanin </em>gazetesi, 30 Mayıs 1909):</p>
<p>“Aziz Mösyö Bondini,</p>
<p>Şehrimizde balonla vukû’ bulan ilk suûd (yükselme) hakkındaki meşhûdât (gözle görülen şeyler) ve intibââtımı (izlenimler) öğrenmek arzu etmiştiniz; bunun üzerine ben de eğer bu cevelân-ı havâîden (hava gezintisi) sağ ve sâlim sath-ı arza (yeryüzü) inecek olursam bu husûstaki meşhûdâtımı yazacağımı va’d eylemiştim. İşte va’dimi îfâ ediyorum:</p>
<p>Saat üçe doğru bir taraftan binlerce temâşâgerân (seyirciler) bizi alkışlara gark ediyor, diğer taraftan da muzika latîf bir hava çalıyordu. Bu esnâda ben pek ziyâde neş’e içinde idim. Nihâyet havaya suûd ediyorduk. Rüfekâmız (arkadaşlar) hayâtını balonlarda geçirmiş olan Mösyö Barbout ile Mösyö Toro’nun her ikisi için de bu suûd âdî bir şey olduğu hâlde bizim için ilk defa vukua gelen bir şeydi.</p>
<p>Balon bir parça yükselir yükselmez fikrime gelen ilk şey şu oldu: Ya bir hâdise vukûa gelirse? Bu endîşe beni balona binmekteki cür’ete teessüf ettiriyordu. Lakin rüfekâ-i seyâhatimizin göstermiş oldukları itidâl-i dem (soğukkanlılık) ile lâkaydı gerek bana, gerek Muhtâr Bey’e emniyet bahş oluyordu. Birkaç dakika içinde her ikimizde de havf (korku) ve endîşe zâil (yok olan), yerine bir hiss-i merâk kâim olmuştur (yerine geçmek).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
