﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan II. Mahmud &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sultan-ii-mahmud/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Jul 2022 06:55:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sultan II. Mahmud &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İttihatçılar Karakoldaki Abdülhamid Tuğralarından Ne İstedi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/ittihatcilar-karakoldaki-abdulhamid-tugralarindan-ne-istedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Methiye]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Ali Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan V. Mehmed Reşad]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8230</guid>

					<description><![CDATA[Rejim değişikliklerinden sonra iktidara gelen hükümetlerin en belirgin özelliklerinden birinin eskiyle bağlantıları koparmak ve kendisi için yeni bir zemin inşa etmek olduğu birçok tarihî vakıa ile sabittir. Cumhuriyet’in ilanından sonra çıkarılan ve tarihî yapılardaki kitâbelerin tahribine sebep olan “Mebani-i Resmiyye ve Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Kanunu”nuyla yapılmak istenen de budur. Örneklerde de görüleceği gibi, bu kanunun icrası sırasında kimi yapıların üzerindeki kitâbelerin tuğraları kazınmıştır. Kitâbelerin tamamen kazınması ise istisnai düzeyde kalmıştır. Buna misal olarak Sultanahmet’teki Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi kitâbesi zikredilebilir. Bu kitâbe Hattat Prof. Ali Alparslan tarafından tamamlanmış olsa da sonradan taşa hâkkedilme işleminden vazgeçilmiş, bir ibret&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rejim değişikliklerinden sonra iktidara gelen hükümetlerin en belirgin özelliklerinden birinin eskiyle bağlantıları koparmak ve kendisi için yeni bir zemin inşa etmek olduğu birçok tarihî vakıa ile sabittir. Cumhuriyet’in ilanından sonra çıkarılan ve tarihî yapılardaki kitâbelerin tahribine sebep olan “Mebani-i Resmiyye ve Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Kanunu”nuyla yapılmak istenen de budur.</p>
<p>Örneklerde de görüleceği gibi, bu kanunun icrası sırasında kimi yapıların üzerindeki kitâbelerin tuğraları kazınmıştır. Kitâbelerin tamamen kazınması ise istisnai düzeyde kalmıştır. Buna misal olarak Sultanahmet’teki Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi kitâbesi zikredilebilir. Bu kitâbe Hattat Prof. Ali Alparslan tarafından tamamlanmış olsa da sonradan taşa hâkkedilme işleminden vazgeçilmiş, bir ibret vesikası olarak olduğu gibi bırakılmıştır. Bununla birlikte kitâbelere yönelik bu tutumun tarihi Cumhuriyet’ten öncesine gitmektedir. Sultan II. Abdülhamid’in hal’iyle tahta geçen İttihat ve Terakki Fırkası güdümündeki Sultan V. Mehmed Reşad devrinde de benzer uygulamaları görmek mümkün. Bunlara örnek kabilinden İstanbul’daki birkaç karakol kitâbesine bakabiliriz.</p>
<p>İstanbul’da müstakil karakol yapılarına ilk olarak Sultan II. Mahmud devrinde tesadüf edilir.1 Bu dönemde Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasının getirdiği asayiş açığı karakollarla telafi edilmeye çalışılır. Devletin yeni bir askerî sisteme geçtiği II. Mahmud saltanatında karakollar aynı zamanda devletin varlığını “yeni yüzüyle” bölgede ikame etme çabası olarak görülebilir. Nitekim Fatih Camii avlusundaki karakolun kitâbesinde, II. Mahmud “Fâtih-i sânî-i İslambol (İstanbul’un ikinci Fatih’i)” olarak nitelendikten sonra, “Kıldı ol şeh Asker-i Mansûre cây-i mûtenâ (O padişah Asker-i Mansûre seçkin bir yer yaptı)” denilmesi karakolların nasıl bir amaçla inşa edildiğini göstermektedir.</p>
<p>1. Mahmud’un halefleri Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz devrinde yeni karakolların yapımına devam edildi ve Sultan II. Abdülhamid zamanında sayıları zirveye ulaştı. II. Abdülhamid’in hazırlattığı Yıldız Fotoğraf Albümlerinde rastlanılan 198 adet karakol fotoğrafı bunun en müşahhas göstergesidir.2 Gerçekten de arşiv incelendiğinde sözgelimi Bahçeköy, Kınalıada, Rumeli Kavağı gibi nüfusu sınırlı yerlerde bile karakolların olması devletin varlığının her yerde kendisini hissettirmesi anlamına geliyordu. Bu aynı zaman mezkûr padişahın payitahtta emniyeti temin etmek için gösterdiği çabayı da gözler önüne sermektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülaziz’in Modern Seyahat Programı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/sultan-abdulazizin-modern-seyahat-programi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Yörük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:38:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gelibolu]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7255</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü. Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı. Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülaziz ilk büyük gezisini bir Osmanlı memleketi olan Mısır’a gerçekleştirmiştir. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, Sultan II. Mahmud zamanında isyan etmesi ve Avrupalı ülkelerin desteğini alması üzerine zor duruma düşen devlet, eyaletin kendi bünyesinde kalabilmesi için büyük çaba sarf etmişti. Sultan Abdülaziz Osmanlı’nın varlığını ve gücünü tekrar hissettirmek için buraya bir gezi düzenlemeyi münasip gördü.</p>
<p>Aynı tarihlerde Arap ülkelerinde başlayan milliyetçi hareketlere de bir cevap olabileceği düşünülen bu seyahat, hem memleket genelinde, hem de Avrupa’da büyük bir ilgi ve heyecanla karşılanmıştı.</p>
<p>Şehzadeler Murad, Abdülhamid ve Yusuf İzzeddin’in yanı sıra Meclîs-i Vâlâ reisi Keçecizâde Fuad Paşa’yı da yanına alan padişah, 3 Nisan 1863 tarihinde yola çıktı.1 Marmara, Ege ve Akdeniz’de geminin uğradığı her limanda dost gemilerden padişah şerefine 100 pare top atışı yapıldığı, halkın sahillere akın ederek sevgi gösterileri eşliğinde padişahı ve maiyetini selamladığı kaydedilir.</p>
<p>Sultan Abdülaziz İskenderiye’de konsoloslardan, ulemadan ve eşraftan pek çok kimseyle görüşür, istişarelerde bulunur, sıkıntılarına çare bulunmasını sağlar. Trenle gittiği Kahire’de bulunduğu her gün, beş vakitte top atışları yapılır. Sultan, ziyaret ettiği şehirlerdeki cuma selamlıklarında vaizlerden ve hocalardan sohbetler dinler, maneviyatını besler. Şehirlerde tespit ettiği ihtiyaçlar hususunda tedbirler alınmasını emreder.</p>
<p>İskenderiye’den gemiyle İzmir’e gelir. Halk padişahı karşılamaya koşar, kurbanlar kesilir. Sultan, payitaht halkının dahi kendisini bu kadar coşkulu biçimde karşılamadığını belirterek, şehirden memnuniyetini ifade eder. Buradan Aydın’a geçer, halka konuşma yapar.</p>
<p>Sonraki durak Çanakkale’dir. Daha önce memleket gezisine çıkmış olan babası Sultan II. Mahmud daha çok tekke, cami ve zaviyelerle ilgilenmişken, Sultan Abdülaziz’in sanayi ve ticaret faaliyetleriyle alakadar olduğu, seyahati sırasında limanlar ile yolların inşasına, tamir ve imar faaliyetlerine önem verdiği görülür.</p>
<p>Gelibolu’ya da uğrayan Sultan, Süleyman Paşa ile Yazıcızâde Mehmed-i Bîcan’ın türbelerini ziyaret eder. Halk nezdinde büyük bir rağbet gören bu türbelerin ve buradaki vazifelilerin eksiklerini tamamlar. Heybeli Ada’ya uğrar, gayrimüslimlerin dertlerini dinler. Oradan da Beşiktaş’a varır.</p>
<p>Bu seyahatin devlet lehine mühim neticeleri olmuştur. Halk-devlet bütünleşmesinin yanı sıra bölgedeki ayrılıkçı fikirlerin bir süreliğine de olsa ortadan kalkması sağlanmış; ziyaret edilen şehirlerin ticarî hayatı canlanmış, imar hareketleri hız kazanmıştır. Ayrıca padişahın güzergâhı üzerindeki devlet adamlarına, imamlara, dervişlere, türbedarlara, voyvodalara, ayanlar ile ileri gelenlere hediyeler takdim ettiği bilinir.2 Gezdiği şehirlerin kalkınması için yollar ve hastaneler yaptırtmış; liman, cami, türbe ve tekkelerin imar ve onarımını gerçekleştirmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan II. Mahmud’un “Gâvur” İthamına Cevabı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/sultan-ii-mahmudun-gavur-ithamina-cevabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:20:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Aimêe]]></category>
		<category><![CDATA[Halet Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ocağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7164</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Mahmud hakkındaki efsaneler, daha padişahın annesi Nakşidil Sultan ile başlar. Martinik’ten Fransa’ya gelirken, Cezayir korsanlarının eline düşen Fransız asilzadesi Aimée de Rivery saraya getirilmiş; burada yetiştirilerek Sultan I. Abdülhamid ile evlenip Sultan II. Mahmud’u doğurmuş &#8211; tur. Aimée, Fransız İmparatoru Napoléon’un zevcesi Josephine ile teyze çocuğudur. Böyle bir hanım vardır ama Sultan II. Mahmud’un annesi değildir. Sultan II. Mahmud’un annesi Kafkasya asıllı bir cariyedir. 1807’de İngiliz gazeteleri tarafından ortaya atılan bu iddia, 1867’de Sultan Aziz’in Avrupa seyahatinde tekrar moda olmuş, padişahın o zamanki Avrupa aristokrasisi ile akrabalığı Fransız mecmualarına çekici gelmiştir. Çocuğu olmayan Sultan III. Selim, Şehzâde Mahmud’u&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Mahmud hakkındaki efsaneler, daha padişahın annesi Nakşidil Sultan ile başlar. Martinik’ten Fransa’ya gelirken, Cezayir korsanlarının eline düşen Fransız asilzadesi Aimée de Rivery saraya getirilmiş; burada yetiştirilerek Sultan I. Abdülhamid ile evlenip Sultan II. Mahmud’u doğurmuş &#8211; tur. Aimée, Fransız İmparatoru Napoléon’un zevcesi Josephine ile teyze çocuğudur. Böyle bir hanım vardır ama Sultan II. Mahmud’un annesi değildir. Sultan II. Mahmud’un annesi Kafkasya asıllı bir cariyedir. 1807’de İngiliz gazeteleri tarafından ortaya atılan bu iddia, 1867’de Sultan Aziz’in Avrupa seyahatinde tekrar moda olmuş, padişahın o zamanki Avrupa aristokrasisi ile akrabalığı Fransız mecmualarına çekici gelmiştir.</p>
<p>Çocuğu olmayan Sultan III. Selim, Şehzâde Mahmud’u evladı gibi himaye ve terbiye etti. Şehzade, amcasının ıslahat fikrinin tesirinde kaldı. En buhranlı zamanlarda, imparatorluğu uçurumun kenarından aldı. Uzun süren saltanatında hem harpler, hem isyanlarla sarsılan devletin çözülmesine mâni olmak kudretini gösterdi. Her sahadaki ıslahat faaliyetleriyle imparatorluğa hayatiyet kazandırdı. Cahil ve mutaassıp bir kesimin reaksiyonunu çekmekle beraber, aklıselim sahipleri tarafından hizmetleri şükranla anılmış; Garp menbalarında bile hürmetle anılmıştır.</p>
<p>95. halife ve 30. padişah olarak 1808’de tahta çıktı. Sultan III. Selim tahttan indirilip şehid edilmiş, bu arada kendisini de öldürmeye yeltenmişler ise de Allah’ın inayeti kabilinden hayatta kalarak, Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’nın desteğiyle tahta çıkmıştır. Sultan III. Selim’in düştüğü hatalara düşmemeye çalıştı. Onun maraz doğuran merhametli siyasetini terk etti. Sert tedbirlerle, içeride istikrarı temin etti. Asırlar boyunca gitgide tefessüh etmiş ve artık ıslahı kabil görülmeyen Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırdı. Ocak mensuplarının zulümlerinden bezmiş olan halk da kendisine var gücüyle destek oldu. Gönüllü ve mecburi esasa müstenid yeni bir ordu kurdu ki, şimdiki ordunun nüvesi sayılır.</p>
<p>Saltanatının ilk senelerinde, yeniçerilere arkasını verip padişahı kıskaca alan meşhur nişancı Halet Efendi’nin nüfuzu görülür. Fırsatını bulunca, kendisini ortadan kaldırdı. O kadar çok kişinin canını yakmıştı ki, arkasından,</p>
<p><em>Ne kendi etti rahat, ne âleme verdi huzur</em></p>
<p><em>Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehl-i kubur</em></p>
<p>mısraları söylenmiştir. Padişah ancak ondan ve Yeniçeri Ocağı’nın ilgasından sonra serbest hareket etme imkânı bulmuştur. Böylece Sultan II. Mahmud’un saltanatı, Halet Efendi’nin ölümü ve Yeniçeri Ocağı’nın ilgasından evvel ve sonra olmak üzere iki devreye ayrılır. Böylece padişah, mazide el ele verip uğursuz roller oynayan bürokrat, asker ve ilmiyeyi sindirdi ve devletin fonksiyonlarını elinde toplayarak memleketi saraydan idare etmeye başladı. Bunun için otokratlıkla itham edilir ama bu teşebbüsü, bir cihetle devleti uçurumun kenarından almıştır. Sultan II. Abdülhamid de 93 Harbi felâketi üzerine babasının yolunu bırakıp dedesinin yolunu takip edecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Padişahın Huzurunda Ramazan Dersleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ramazan-medeniyeti/padisahin-huzurunda-ramazan-dersleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:23:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ramazan Medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan I. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[sultânîde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6955</guid>

					<description><![CDATA[Yöneticilerin yanı başında, içinden çıkılamayan meselelerin çözümü için hazır bulunan Osmanlı uleması, ilerleyen zamanlarda padişahların da iştirak ettiği müzakere meclislerinde ilimlerini siyaset erbabıyla paylaşmıştır. Huzur-u sultânîde gerçekleştirildiği için “huzur dersleri” adı verilen bu meclislerin ilki, Sultan III. Mustafa’nın saltanatı sırasında 1759 ramazanında gerçekleştirildi. Huzur dersleri genellikle Kâdî Beyzâvî’nin Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl adlı tefsirinden bir ayet okunarak başlar, ardından dersi takrir eden mukarrir sözü alarak yorumunu belirtir, sonrasında kendilerine muhatap denen âlimler sırasıyla konuşurdu. Öğle ile ikindi arasında yapılan huzur derslerine katılan âlim sayısı 1767 ramazanında 129’u bularak en yüksek sayıya ulaştı. 1775’te, Sultan I. Abdülhamid’in emriyle bu sayı düşürüldü, katılımcıların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yöneticilerin yanı başında, içinden çıkılamayan meselelerin çözümü için hazır bulunan Osmanlı uleması, ilerleyen zamanlarda padişahların da iştirak ettiği müzakere meclislerinde ilimlerini siyaset erbabıyla paylaşmıştır. Huzur-u sultânîde gerçekleştirildiği için “huzur dersleri” adı verilen bu meclislerin ilki, Sultan III. Mustafa’nın saltanatı sırasında 1759 ramazanında gerçekleştirildi.</p>
<p>Huzur dersleri genellikle Kâdî Beyzâvî’nin <em>Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl</em> adlı tefsirinden bir ayet okunarak başlar, ardından dersi takrir eden mukarrir sözü alarak yorumunu belirtir, sonrasında kendilerine <em>muhatap</em> denen âlimler sırasıyla konuşurdu. Öğle ile ikindi arasında yapılan huzur derslerine katılan âlim sayısı 1767 ramazanında 129’u bularak en yüksek sayıya ulaştı. 1775’te, Sultan I. Abdülhamid’in emriyle bu sayı düşürüldü, katılımcıların da şeyhülislâm tarafından tespit edilmesi karara bağlandı. Sultan III. Selim döneminde (1789-1807) <em>muhatap</em>ların sayısı yediye kadar indirildi. Sultan II. Mahmud, 1834’te huzur derslerinin konularının hafifleştirilmesini, üslubunun halk diline yaklaştırılmasını irade etti. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde artık haftanın iki günü, saray erkânının ve Harem’deki hanımların da -perde arkasından- katıldıkları sistemli müzakerelere dönüşen huzur dersleri Sultan Mehmed Reşad, Vahideddin ve Son Halife Abdülmecid Efendi zamanlarında ramazanın ilk 10 gününde yapıldı.</p>
<p>Hilâfetin ilgasına kadar, tam 165 yıl boyunca devam ettirilen huzur dersleri, böylece Osmanlı ilim tarihinin ışıltılı sayfaları arasında yerini almıştır. Hukukçu Ebül’ulâ Mardin’in (1881-1957) <em>Huzur Dersleri</em> adlı eseri, konuyla ilgili başvurulabilecek en önemli kaynaklardan biridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asrın Mehdisi Mi Gavur Padişah Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/asrin-mehdisi-mi-gavur-padisah-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:11:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Kavalalı Mehmed Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Stanford Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Stefanos Yerasimos]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5694</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Mahmud hakkında en fazla manipülasyon yapılan padişahların başında gelir. Devlet sisteminde yaptığı köklü değişikliklerle kendinden evvelki ile sonraki Osmanlı arasında bariz bir fark oluşturan II. Mahmud vesikalara, tarihçi ve âlimlerin beyanlarına nazaran bin yılda bir gelen “müceddid”, asrın “mehdisi” ve “gazi”dir. Muhalifi ve amansız düşmanı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yaptığı propagandalar ve kimi yabancı seyyah ve elçilerin beyanlarına göre ise “gâvur padişah”tır. Bernard Lewis, Stanford Shaw, Stefanos Yerasimos, Niyazi Berkes ve emsallerine göre Batıcı, laik, modern ve seküler bir profil arz eder. Bu devir ve kahramanı sadece münferit şahısların değil, bir rejimin de dikkat sahasına girmiştir: Kemalist rejimin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Mahmud hakkında en fazla manipülasyon yapılan padişahların başında gelir. Devlet sisteminde yaptığı köklü değişikliklerle kendinden evvelki ile sonraki Osmanlı arasında bariz bir fark oluşturan II. Mahmud vesikalara, tarihçi ve âlimlerin beyanlarına nazaran bin yılda bir gelen “müceddid”, asrın “mehdisi” ve “gazi”dir. Muhalifi ve amansız düşmanı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yaptığı propagandalar ve kimi yabancı seyyah ve elçilerin beyanlarına göre ise “gâvur padişah”tır. Bernard Lewis, Stanford Shaw, Stefanos Yerasimos, Niyazi Berkes ve emsallerine göre Batıcı, laik, modern ve seküler bir profil arz eder. Bu devir ve kahramanı sadece münferit şahısların değil, bir rejimin de dikkat sahasına girmiştir: Kemalist rejimin tahkimi için yapılan inkılaplar, kurucu kadroları bir meşruiyet problemiyle baş başa bırakmış, bu maksatla Osmanlı tarihi kötülendiği gibi Cumhuriyeti doğuracak bir rahim olarak da yeniden kurgulanmaya çalışılmıştır. Bundan sağ ve sol kanattan pek çok ismin hakkında görüş serdettiği Sultan II. Mahmud ve icraatı da nasibini almıştır.</p>
<p>1940 yılında Maarif Vekaletinin bastığı Tanzimat isimli eser Cumhuriyet’in kendi meşruiyeti için Osmanlı tarihini depo olarak kullanmasına güzel bir misal teşkil eder. Fakat Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucu ismi M. Kemâl Paşa’nın 1921 senesinde II. Mahmud ve devri üzerine meclis kürsüsünden yaptığı bir değerlendirme vardır ki hakikaten calib-i dikkattir. 1940 yılındaki meşruiyetçi yaklaşımın tersine, tenkitçi bir gözle devre yaklaşan bu konuşma Sultan II. Mahmud ve icraatının elastikî yapısına güzel bir misal olsa gerek. Gelin şimdi birlikte M. Kemâl Paşa’ya kulak verelim:</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
