﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sultan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Mar 2022 14:25:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sultan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Siyasetnâme’nin Şifreleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/siyasetnamenin-sifreleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Melikşah]]></category>
		<category><![CDATA[Nizâmülmülk]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[vezir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7879</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklu tarihinin en büyük hükümdarları olan Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde uzun yıllar vezirlik yapan Nizâmülmülk, 14 Ekim 1092 tarihinde İsmâilî fedaisi olduğu ileri sürülen bir suikastçı tarafından Bağdat’a giderken öldürüldü. Tabir yerindeyse elinde büyüyen Sultan Melikşah ile arası bozuktu. Hükümdar bir süre önce kendisini “vezirlik divitini elinden almakla” tehdit etmiş, o da bunun altında kalmayarak “vezirlik diviti ile saltanat tacının birbirlerine bağlı olduğu, vezirlik divitinin kendisinden gitmesi durumunda sultanlık tacının da onun başında fazla kalmayacağı” karşılığını vermişti. Kendisi görememiş olsa da, Nizâmülmülk’ün ölümünden bir ay sonra Sultan Melikşah’ın da şüpheli bir şekilde ölmüş olmasından hareketle vezirin haklı olduğunu biliyoruz.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu tarihinin en büyük hükümdarları olan Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde uzun yıllar vezirlik yapan Nizâmülmülk, 14 Ekim 1092 tarihinde İsmâilî fedaisi olduğu ileri sürülen bir suikastçı tarafından Bağdat’a giderken öldürüldü. Tabir yerindeyse elinde büyüyen Sultan Melikşah ile arası bozuktu. Hükümdar bir süre önce kendisini “vezirlik divitini elinden almakla” tehdit etmiş, o da bunun altında kalmayarak “vezirlik diviti ile saltanat tacının birbirlerine bağlı olduğu, vezirlik divitinin kendisinden gitmesi durumunda sultanlık tacının da onun başında fazla kalmayacağı” karşılığını vermişti. Kendisi görememiş olsa da, Nizâmülmülk’ün ölümünden bir ay sonra Sultan Melikşah’ın da şüpheli bir şekilde ölmüş olmasından hareketle vezirin haklı olduğunu biliyoruz. Evet, vezirlik diviti ile saltanat tacı birbirine bağlıydı. Anlaşılan, vezirin “devlet içerisinde devlet haline geldiği” iddiaları kendisini çekemeyenlerin yaydığı dedikodu ve iftiralardan ibaret değildi. Nitekim kaynaklar tarafından “Sultan’ı öldürenlerin Nizâmiyyûn –Nizâmülmülk taraftarları- mensupları” olduğu iddiasının dile getirilmesi, merhum vezirin geride bıraktığı kudretin delili olarak görülebilir.</p>
<p>Selçuklu kaynakları, Nizâmülmülk’ün katlinden Sultan Melikşah’ı, hükümdarın vezirden pek hoşlanmayan hırslı eşi Terken Hatun’u ve bu dönemde Alamut merkezli Bâtınî bir terör teşkilatının reisi olarak temayüz eden Hasan Sabbah’ı sorumlu tutan çeşitli iddiaları naklederler. Sultan’ın, suikasttan sonra, evvela ölüm döşeğindeki vezirinin, ardından da huzursuzlanan askerlerin yanına giderek “bu işte parmağının olmadığını” belirtmesi kendisine dönük bir şüphenin varlığını gösterse de, nihayetinde suikast emrini verenin kim olduğu belli değildir. Öte yandan, Nizâmülmülk’ün varlığını kendileri açısından tehdit olarak gören güç odaklarının mevcut olduğu ve zikredilen iddiaların her birinin belli ölçüde haklılık payı taşıdığı, ayrıca vezirin de öldürülmekten endişe ettiği belirtilmelidir. Bu, suikasta uğradığı yolculuğa çıkmadan önce “seferden dönmesi nasip olmaz ise” Sultan’a takdim etsin diye “has kitapların kâtibi Muhammed b. Nâsih’e” teslim ettiği ve muhtemelen hükümdarın son halini görmediği meşhur eseri <em>Siyasetü’l-Mülûk</em>’ta (Siyasetnâme) yer alan bazı kısımlardan anlaşılmaktadır. <em>Siyasetnâme</em>, vezirin otobiyografik deneyimlerini yansıtan şifrelerle doludur.</p>
<p>Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Hicrî 470 (M. 1077-1078) yılında veziri Nizâmülmülk’e ve diğer devlet adamlarına “memleketin durumu” ile ilgili düşüncelerini kaleme almalarını emretmiş, bu talimat üzerine “nasihatnâme” türü içerisinde değerlendirilebilecek birçok eser yazılarak hükümdara takdim edilmişti. Nizâmülmülk’ün “Siyasetnâme” ismiyle meşhur olan <em>Siyasetü’l-Mülûk</em> adlı eseri de bunlardan biriydi ve Sultan Melikşah kendisine sunulanlar içerisinde en çok onu beğenmişti. Öte yandan eserini bu şekilde bırakmayan vezirin sonraki yıllarda metni genişlettiğini biliyoruz. O, nihaî metnin son kısmında, Sultan’a sunulan <em>Siyasetü’l-Mülûk</em>’un özet olduğunu ve daha sonra “bu özeti genişletme ihtiyacı hissettiğini” belirtmiştir. Bir başka ifadeyle, hükümdarın metni görüp de beğenmesinden sonra Nizâmülmülk kitabına yeni kısımlar eklemiş, yeni hikâye ve nükteler koyarak metni oldukça hacimli bir şekle büründürmüştür. Bugün elimizde bulunan nüshanın hangi kısımlarının önce kaleme alındığını ya da hangilerinin sonra ilave edildiğini anlamak kolay değildir. Fakat Sultan’a dönük bazı sitemlerin (hatta yer yer ithamların) yer aldığı ve vezirin yaşamında karşılaştığı sorunlara dönük atıflarda bulunduğunu hissettirdiği kısımların metne sonradan ilave edildiğini düşünmek doğru olabilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafiye Teşkilatı Abdülhamid’in Zaafiyeti Mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hafiye-teskilati-abdulhamidin-zaafiyeti-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Beyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 11:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hafiye Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mülkiye Mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[Said Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[vegâne]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Sarayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6126</guid>

					<description><![CDATA[Hafiye Teşkilatı’nın 19 Ekim 1879 tarihinde sadrazamlığa atanan Said Paşa tarafından kurulduğu bilinir.1 Bu, paşanın ilk sadaretidir. Uzun yıllar Yıldız Sarayı’nda Mabeyn Başkâtibi olan Tahsin Paşa hatıralarında böyle bir teşkilatın Said Paşa’nın ilk sadaretinde yapıldığını ifade eder.2 Ancak teşkilatın, Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışından çok daha sonra kurulduğunu yazanlar da vardır: O dönemlerde Mülkiye Mektebi’nde öğrenci olan Mehmet Ali Aynî, Mizancı Murad Bey’in tarih derslerinde anlattığı Fransız İhtilali’nin etkisinde kalarak okul bahçesinde arkadaşlarıyla ihtilali canlandırdıklarını ve herhangi bir takibata uğramadıklarından bahseder. 3 Aynî’nin verdiği bilgi, zaman olarak Sultan Abdülhamid devrinin 10. yılına (1886) tesadüf etmektedir. Fakat Said Paşa’nın ilk sadaretinde böyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hafiye Teşkilatı’nın 19 Ekim 1879 tarihinde sadrazamlığa atanan Said Paşa tarafından kurulduğu bilinir.1 Bu, paşanın ilk sadaretidir. Uzun yıllar Yıldız Sarayı’nda Mabeyn Başkâtibi olan Tahsin Paşa hatıralarında böyle bir teşkilatın Said Paşa’nın ilk sadaretinde yapıldığını ifade eder.2 Ancak teşkilatın, Sultan Abdülhamid’in tahta çıkışından çok daha sonra kurulduğunu yazanlar da vardır: O dönemlerde Mülkiye Mektebi’nde öğrenci olan Mehmet Ali Aynî, Mizancı Murad Bey’in tarih derslerinde anlattığı Fransız İhtilali’nin etkisinde kalarak okul bahçesinde arkadaşlarıyla ihtilali canlandırdıklarını ve herhangi bir takibata uğramadıklarından bahseder. 3 Aynî’nin verdiği bilgi, zaman olarak Sultan Abdülhamid devrinin 10. yılına (1886) tesadüf etmektedir.</p>
<p>Fakat Said Paşa’nın ilk sadaretinde böyle bir teşkilatın düşünülmesi daha mantıklıdır. Zira Abdülhamid’in saltanatının 3. yılıdır ve bu kısa zamanda meydana gelen olaylar; Osmanlı-Rus Savaşı, Ali Suavi ve Skaliyeri’nin V. Murad’ı tekrar tahta çıkarma teşebbüsleri tazeliğini korumaktadır. Olaylarda rol alan devlet adamları hakkında Sultan Abdülhamid’in düşünceleri çok nettir. Sultan Abdülaziz’in hal‘i ve katli olayının üç önemli ismi Hüseyin Avni, Mithat ve Redif paşalar için kullandığı “hâin-i saltanat ve şâyân-ı la‘net” sıfatı bu netliği gösterir. Böyle değerlendirdiği devlet adamlarına karşı bazı tedbirler almak zorundadır.</p>
<p>“Her şeyden haberdar olmak, buna göre gerekli tedbirleri zamanında almak ve ülkenin geleceği için zararlı gördüğü faaliyetleri engellemek” Abdülhamid’in yegâne amacıdır. Teşkilatın devletin örgüt şemasında görünür bir yüzü yoktur. Sadece Sultan’ın güvendiği kişilerin, memurların oluşturduğu ve Osmanlı coğrafyasının her tarafında, ülke dışında görev yapan bir örgüttür. Teşkilat mensupları olup biten her şeyden, devlet adamlarının hal ve hareketlerinden, bulundukları bölgenin ahvalinden sarayı haberdar etmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlber Ortaylı Tarihin İzinde’de Doğru Söyler; En Uzun Yüzyıl’da Şaşar!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/ilber-ortayli-tarihin-izindede-dogru-soyler-en-uzun-yuzyilda-sasar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan 2. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5441</guid>

					<description><![CDATA[Bir kitabında intihar etti dediği Sultan’a başka bir kitabında öldürüldü diyen birine tarihçi, hem de büyük tarihçi deniliyorsa bir ülkede, orada fikir tankları boşalmış demektir. Birine büyük denildi mi, akan sular duruyor Türkiye’nin tarih kısırlığında. Ne bilgileri kontrol eden var ne de cesaret edip eleştirebilen. (Y. Hakan Erdem’in Tarih-i Leng’de birilerini eleştirmeye kalkınca kimseye yaranamadığını hatırlayın.) Bilgileri kritik edebilecekler birbirlerini okumuyor, okusa da al gülüm ver gülüm’den dolayı yazamıyor, meslektaş olmayanlar ise bir kült gibi ne yazılmışsa iman ediyor. Böylece tarih yayını sayısında patlama yaşadığımız bu dönemden geriye -az sayıda nitelikli çalışma hariç- bir çöp yığını kalıyor. Sultan Abdülaziz’in 1876&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kitabında intihar etti dediği Sultan’a başka bir kitabında öldürüldü diyen birine tarihçi, hem de büyük tarihçi deniliyorsa bir ülkede, orada fikir tankları boşalmış demektir. Birine büyük denildi mi, akan sular duruyor Türkiye’nin tarih kısırlığında. Ne bilgileri kontrol eden var ne de cesaret edip eleştirebilen. (Y. Hakan Erdem’in Tarih-i Leng’de birilerini eleştirmeye kalkınca kimseye yaranamadığını hatırlayın.) Bilgileri kritik edebilecekler birbirlerini okumuyor, okusa da al gülüm ver gülüm’den dolayı yazamıyor, meslektaş olmayanlar ise bir kült gibi ne yazılmışsa iman ediyor. Böylece tarih yayını sayısında patlama yaşadığımız bu dönemden geriye -az sayıda nitelikli çalışma hariç- bir çöp yığını kalıyor. Sultan Abdülaziz’in 1876 yılında tahttan indirilmesinden günler sonra odasında iki bileği birden kesilmiş, kanlar içinde ölü bulunması tarihimizin en ateşli tartışmalarından birini tetiklemiş ve “Sultan Aziz öldü mü yoksa öldürüldü mü?” sorusu büyük ölçüde siyasete endeksli olarak ele alınmıştır. Sultan 2. Abdülhamid’in dava açması ve Yıldız Mahkemesi’nin Sultan Abdülaziz’in Midhat Paşa ve ekibi tarafından katledildiğine kararı vermesi meseleyi o gün için halletmiş gibiydi. Ancak tahttan indirilmesinin ardından ders kitaplarında Abdülaziz Han’ın intihar ettiği iddiasına yer verilmiş olup bu iddialar Osmanlı’ya yönelik tahkir ve red edici bir tavır benimsemiş olan Cumhuriyet yıllarında benimsenmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
