﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultanahmet &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/sultanahmet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2020 07:35:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sultanahmet &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kır Zincirlerini Ayasofya</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kir-zincirlerini-ayasofya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya-i Kebir]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Kumkapı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanahmet]]></category>
		<category><![CDATA[turkuaz]]></category>
		<category><![CDATA[Zilhicce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6280</guid>

					<description><![CDATA[3 Zilhicce 1441 veya 24 Temmuz 2010… Fatih Sultan Mehmed’in emaneti ve İstanbul’un Fethi’nin sembolü Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi açılıyor. Ayaklarım yollarda, aklım kalabalıkları yarıp da camiye nasıl vasıl olacağının planlarını iplere tespih gibi düzmekte, kalbim derseniz “Bütün bu sefil bahanelerden bana ne?” diyecek kadar Kızıl Elma’sına teksif olunmuş. Kumkapı’dan Kadırga, Küçük Ayasofya mahallesi yoluyla Sultanahmet meydanına vasıl olduğumda benzeri nadir görülecek derecede bir kalabalık göğüslüyor fakiri. Sultanahmet Meydanı önünde polis tarafından barikatlar kurulmuş; bağırış çağırış derken atlıyorum, sonra bir barikat daha; kontrol noktalarında güçlük çıkaranlar da oluyor, fotoğraf çektirmek için izin isteyen sevgili okurlarım da… Nihayet Cuma namazı için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>3 Zilhicce 1441 veya 24 Temmuz 2010…</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed’in emaneti ve İstanbul’un Fethi’nin sembolü Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi açılıyor. Ayaklarım yollarda, aklım kalabalıkları yarıp da camiye nasıl vasıl olacağının planlarını iplere tespih gibi düzmekte, kalbim derseniz “Bütün bu sefil bahanelerden bana ne?” diyecek kadar Kızıl Elma’sına teksif olunmuş.</p>
<p>Kumkapı’dan Kadırga, Küçük Ayasofya mahallesi yoluyla Sultanahmet meydanına vasıl olduğumda benzeri nadir görülecek derecede bir kalabalık göğüslüyor fakiri. Sultanahmet Meydanı önünde polis tarafından barikatlar kurulmuş; bağırış çağırış derken atlıyorum, sonra bir barikat daha; kontrol noktalarında güçlük çıkaranlar da oluyor, fotoğraf çektirmek için izin isteyen sevgili okurlarım da…</p>
<p>Nihayet Cuma namazı için açık havada seccadelerini serenlerin arasından bir sis gibi süzülüp protokol kapısına varıyorum. O da ne? Önümde tekerlekli sandalye ile camiye götürülen bir Ayasofya sevdalısı namazı bekleyenler tarafından şiddetle alkışlanıyor. Bu halde bile tarihe tanıklık etmeyi arzu etmiş belli ki.</p>
<p>Nihayet içeriye girebildiğimde saat 12’ye yaklaşmıştı. Devasa giriş kapısından geçtiğimde Kur’an-ı Kerim sesleri kubbelere ve duvarlara çarparak kulaklarıma düşüyordu.</p>
<p>İnanamıyordum Ulu Mabed’in eşiğine vardığıma, daha düne kadar inanılmaz görünen bir hadiseydi çünkü.</p>
<p>Gözlerimi yumdum, açtığımda ayakkabılarım ayağımdan çıkmış, turkuaz renkli halıların üzerine basmaya kıyamazken buldum kendimi; ama ‘buldum kendimi’ hakikaten. Ve insan kendini kaybetmeden bulamıyormuş, bunu bir kere daha bittecrübe öğrendim.</p>
<p>Islak kirpiklerimi açtığımda secdeden yeni kalkan başımın Şeyh Galib’in Mevlevi semahanesini tavsif ettiği beyitleriyle çalkalanmakta olduğunu gark ettim:</p>
<p>Gözüm dûş oldu gördüm bir gürûhu hep külâhîler,</p>
<p>Aceb heybet, aceb şevket, aceb tarz-ı ilahiler.</p>
<p>Kimler vardı içeride?</p>
<p>Protokoldekileri kast etmiyorum tabii ki, ama kimler vardı hakikaten?</p>
<p>Tabii ki Ufukların Sultanı… Fatih Sultan Mehmed’in alnının secde izleri yerleri damgalamıştı.</p>
<p>Ya Akşemseddin hazretleri… Her köşede buhurdan gibi tütüyordu onun ruhu.</p>
<p>Molla Gürani’den Zağanos Paşa’ya uzanıyordu bu insan zinciri, Hızır Beğ’den Mimar Sinan’a ilmekleniyor, sonra Eşref Edip’ten Necip Fazıl’a bağlanıyor ve Ulu Mabed’in dış kapısında bana Afyon’dan, Karlsruhe’den, Malatya’dan kalkıp bu bitimsiz anı yaşamak için koşup geldiklerini yüzlerindeki sürur ve huzur ile haykıranların içten Anadolu seslerine karışıyordu.</p>
<p>Aralarından geçiyorum ve ıssız, sessiz bir köşe buluyorum kendime. Çocukluğumdan beri köşeler daima ilgimi çekmiştir, Ayasofya’da da bir ilki yaşayacağım ve ikinci defa secdeye varacağım yer kimsenin iltifat etmediği bir kuytu olmalıydı.</p>
<p>Girdim kuytuya. Kur’an tilaveti devam ederken arada kalkıp ettiğim secdeler şükür namazından hacet namazlarına el veriyor, her secdeden kirpiklerim biraz daha ıslanmış kalkıyordum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Çevre ve Temizlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlida-cevre-ve-temizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:37:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa Orhan Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanahmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5929</guid>

					<description><![CDATA[İslamiyetin çevreye bakışı, çevrecilik denilen seküler akımınkinden çok daha ihatalıdır. Çevreyi sadece yatay düzlemde ele almaz, onu aynı zamanda kâinatın kutsal kubbesi altına da sokarak ele alır. Böylece ‘ot’, parktaki sıradan bir yeşillik olmakla kalmaz, aynı zamanda üzerinde ilahi ışığın tecelli ettiği bir ayet olarak imanını rükünlerine bağlanır. Bu sebepledir ki, İslamiyet dünya mabet anlayışına tabiatın içinde ibadet etme anlayışını getirmiştir. Mesela Budistler de diyelim okyanus kenarında yoga yaparlar ama mabetlerinin karanlık köşelerde binlerce mum yanar. Ve içerisi korkunç bir yanık mum kokusuyla kaplanır. İbadetin sizi tarafsız olarak bırakacağı o nesnel vasatı yakalayamazsınız bir türlü. Her şey sizi yönlendirmektedir, iradenizi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslamiyetin çevreye bakışı, çevrecilik denilen seküler akımınkinden çok daha ihatalıdır. Çevreyi sadece yatay düzlemde ele almaz, onu aynı zamanda kâinatın kutsal kubbesi altına da sokarak ele alır. Böylece ‘ot’, parktaki sıradan bir yeşillik olmakla kalmaz, aynı zamanda üzerinde ilahi ışığın tecelli ettiği bir ayet olarak imanını rükünlerine bağlanır. Bu sebepledir ki, İslamiyet dünya mabet anlayışına tabiatın içinde ibadet etme anlayışını getirmiştir. Mesela Budistler de diyelim okyanus kenarında yoga yaparlar ama mabetlerinin karanlık köşelerde binlerce mum yanar. Ve içerisi korkunç bir yanık mum kokusuyla kaplanır. İbadetin sizi tarafsız olarak bırakacağı o nesnel vasatı yakalayamazsınız bir türlü. Her şey sizi yönlendirmektedir, iradenizi esir almaktadır. Kurallar, heykeller şu bu. Hıristiyanlık daha da böyle. Üç nefli yapılan kiliselerin ana amacı, içeriye giren mümini yanlara sapmadan apsise yönlendirmektir. Yani hep bir yönlendirme ve inisiyatifini elinden alma tavrı hakim. Oysa Müslüman mabetlerine baktığınızda buna hiç gerek duyulmadığını görürsünüz. Cami içinde kimin nereye oturacağı hiç önemli değildir. İmam bile ruhbanlar gibi bir hiyerarşik makamın sahibi olmayıp cemaat tarafından seçilmiş bir görevliden ibarettir. Daha da önemlisi, özellikle Osmanlı camilerinde karşımıza çıkan, geniş pencerelerle tabiata açılan birer dev çadır görünümüdür. Namaz kılarken Sultanahmet’te denizi temaşa edebilir, selam verirken Bursa Orhan Camii’nde bahçedeki gülleri seyredebilirsiniz. İbadet tabiatın içine taşınmıştır adeta. Oysa Hıristiyanlıkta biliyorsunuz küçücük pencereler, dar kapılar filan şeytanların, kötü ruhların mabetlere girememesi için mahsus böyle yapılmış önlemler cümlesindendir.</p>
<p>Nereye getireceğimi anladınız sözü. İslamda mabetler bile tabiatla iç içe tasarlanmış, çevreden koparılmamış yapılardır. Bir mümin, temiz ve helal kabul edilen bir çevre içerisinde yaşar, ibadet eder, yok şeytan, yok iblis, yok kötü ruhlar, poltergeistlar filan demeden Rabbinin kendisine mescid eylediği arz üzerinde bu derin bilinçle yaşar, bu bilinçle camisini inşa eder, hatta bu bilinçle evini tasarlar. Özetleyecek olursak Seyyid Hüseyin Nasr’ın dediği gibi Müslüman, tabiata kendisine karşı sorumluluk hissedilmeyen bir ‘fahişe’ gibi değil, sonuna kadar beraber yürüyeceği bir ‘eş’ gibi bakar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
