﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tabiat &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/tabiat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Aug 2021 07:55:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Tabiat &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hindistan’ın Masa Başında Taksimi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hindistanin-masa-basinda-taksimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:55:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l-Kelâm Âzâd]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7264</guid>

					<description><![CDATA[Hint alt kıtası olarak bilinen; bugünkü Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in hepsini içine alan coğrafya insanlık tarihine özgün katkıları olan kadim medeniyet havzalarından biriydi. 1858’de İngiltere’nin sömürgesi haline gelen bölge 1947’ye kadar bütünlüğünü korudu. O yıl 14-15 Ağustos gecesi birden Hindistan ve Pakistan adında iki devlet çıktı ortaya. Hindistan’ın taksimi, ardında bugün hâlâ derinden hissedilen tarifsiz acılar bıraktı. Coğrafyayı çok yönlü olarak etkileyen bu hadisenin yıldönümünde, sürece daha yakından bakalım. Hindistan Müslümanlarının (ki 1947 öncesine ait olan bu kullanımla Pakistan, Bangladeş sınırları içerisinde yaşayan bütün Müslümanlar kastedilir) bağımsızlık sürecindeki tavırlarını ana hatlarıyla iki kategoride değerlendirebiliriz: 1. İngilizlere karşı ülkenin bağımsızlığı için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint alt kıtası olarak bilinen; bugünkü Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’in hepsini içine alan coğrafya insanlık tarihine özgün katkıları olan kadim medeniyet havzalarından biriydi. 1858’de İngiltere’nin sömürgesi haline gelen bölge 1947’ye kadar bütünlüğünü korudu. O yıl 14-15 Ağustos gecesi birden Hindistan ve Pakistan adında iki devlet çıktı ortaya. Hindistan’ın taksimi, ardında bugün hâlâ derinden hissedilen tarifsiz acılar bıraktı. Coğrafyayı çok yönlü olarak etkileyen bu hadisenin yıldönümünde, sürece daha yakından bakalım.</p>
<p>Hindistan Müslümanlarının (ki 1947 öncesine ait olan bu kullanımla Pakistan, Bangladeş sınırları içerisinde yaşayan bütün Müslümanlar kastedilir) bağımsızlık sürecindeki tavırlarını ana hatlarıyla iki kategoride değerlendirebiliriz:</p>
<p>1. İngilizlere karşı ülkenin bağımsızlığı için Hindularla beraber hareket edip İki Ulus Teorisi’ne karşı çıkanlar: Hakîm Ecmel Han, Muhtâr Ahmed Ensârî, Ebü’l-Kelâm Âzâd gibi isimler, Hindistan’ın bağımsızlığı için Müslümanlar ile Hinduların İngilizlere karşı aynı safta mücadele vermeleri gerektiğini savundular. 1912-14 yılları arasında Hindistan’da yayımladığı el-Hilâl isimli gazete aracılığıyla Hindistan’ın bölünmesi sürecine başından beri karşı çıkan Hindistanlı ilim ve siyaset adamı Ebü’l-Kelâm Âzâd’a göre ayrı bir Pakistan devleti kurulması, Müslümanların Hindistan’ın tamamından vazgeçmesi demekti. Başkanlığını yaptığı Hindistan Kongre Partisi’nin bir toplantısında yaptığı konuşmada da Âzâd, Hindu-Müslüman birlikteliğini şu sözlerle dile getirdi: “Bin yıllık müşterek hayatımız bizleri ortak bir millete dönüştürmüştür. Bu, asla yapay olarak sağlanamaz. Tabiat, kendi şeklini yüzyılların arkasına gizlenen usulleri ile ortaya koymuştur. Biz istesek de, istemesek de Hindistan artık tek bir millet olmuştur, birleşmiştir, bölünemezdir. Ülkeyi bölme ve parçalamaya yönelik hiçbir fantezi veya yapay taslak bu birliği yıkamayacaktır.”</p>
<p>2. Müslümanların maslahatı açısından bağımsız bir İslâm devleti kurulması gerektiğini söyleyip İki Ulus Teorisi’ni savunanlar: Muhammed Ali Cinnah ve Rahmet Ali bu grupta yer alır; ancak İki Ulus Teorisi denildiğinde akla gelen iki isim Seyyid Ahmed Han ve Muhammed İkbal’dir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abd’nin Yerini Çin mi Alacak?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/abdnin-yerini-cin-mi-alacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatler]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Lasch]]></category>
		<category><![CDATA[hegemonik]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Tabiat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6745</guid>

					<description><![CDATA[Ulusların veya devletlerin yükseliş ve düşüşlerinden söz etmek Soğuk Savaş sonrası dönemde akademik bir modaya dönüştü. Önce, düşenlerin sosyalist ülkeler/uluslar olduğu fazlaca dillendirilse bile, esas düşmekte olanın o çok heybetli gözüken “Amerikan İmparatorluğu” olduğu gün geçtikçe netleşmeye başladı. Tabiat boşluktan hazzetmediğine göre, düşenlerin yerini yeni güçlerin alması gerekiyordu. Son 30 yıllık gelişmeler, Çin’in dünya sisteminde hegemonik rol oynamaya en güçlü aday olduğunu gösterdi. Adaylık sürecinin de en az 30 yıl sürebileceği tahmin edilmekte ve devir teslim töreninin “kanlı mı, kansız mı” olacağı tartışılmaktadır. Muhtemel gelişmelerin hem ulusal hem de küresel ekonomik/politik düzenlerimizin ne ölçüde hayrına olacağı da ciddi birer tartışma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusların veya devletlerin yükseliş ve düşüşlerinden söz etmek Soğuk Savaş sonrası dönemde akademik bir modaya dönüştü. Önce, düşenlerin sosyalist ülkeler/uluslar olduğu fazlaca dillendirilse bile, esas düşmekte olanın o çok heybetli gözüken “Amerikan İmparatorluğu” olduğu gün geçtikçe netleşmeye başladı. Tabiat boşluktan hazzetmediğine göre, düşenlerin yerini yeni güçlerin alması gerekiyordu. Son 30 yıllık gelişmeler, Çin’in dünya sisteminde hegemonik rol oynamaya en güçlü aday olduğunu gösterdi. Adaylık sürecinin de en az 30 yıl sürebileceği tahmin edilmekte ve devir teslim töreninin “kanlı mı, kansız mı” olacağı tartışılmaktadır. Muhtemel gelişmelerin hem ulusal hem de küresel ekonomik/politik düzenlerimizin ne ölçüde hayrına olacağı da ciddi birer tartışma konusudur. Ulusal yönden yükseliş sırası ‘Doğu’da olsa bile, ‘Batı’ ile ittifak ilişkisi Türkiye için hâlâ daha yararlı olabilir. Küresel yönden, 1,5 milyar nüfuslu bir ülkenin kapitalist sistemin merkezine oturması, kocaman bir mandanın bebek leğenine oturmasına benzer bir ekolojik felaket doğurabilir. Keza Çin’in yükselişi içeride yeni sosyal gerilim ve çatışmalara yol açabileceği gibi, ABD’nin düşüşü de toplum-içi gerilim ve çatışmaları zapt edilemez boyutlara getirebilir.</p>
<p>Amerika’daki sosyal gerilimler aslında işin başından itibaren hissediliyordu. Popüler yazarlardan Christopher Lasch, <em>Seçkinlerin İsyanı ve Demokrasiye İhanet</em> başlıklı kitabında açıkça “Amerikalılar gelecekten korkuyorlar” diyordu. Çeyrek asır önce yayımlanmış olan bu kitabı okursanız, 2021 yılında Amerikan kongre binasının “boynuzlu beyazlar” tarafından basılmasını hiç mi hiç yadırgamazsınız. Kelimesi kelimesine şöyle diyordu: “Etnik düşmanlıklar cemaatleri bölmektedir. Yönetim hantallaşmıştır. Devlet okullarının cılkı çıkıyor, uyuşturucu ticareti almış başını gidiyor, her yerde şiddet suçları işleniyor. Orta sınıf, rekabetçi küresel ekonomide iş güvencesini yitiriyor. Amerika’nın sorunları o kadar başedilmez durumdadır ki, demokrasinin bu ülkede yaşayıp yaşamayacağı bile şüphelidir.” Immanuel Wallerstein ise Güney’den Kuzey’e (özellikle de ABD’ye) yönelen muazzam göç, bütün zengin ülkeleri demokrasiden çark ettirebilecektir diyordu: “ABD kendini umutsuzluktan ve Üçüncü Dünya savaşlarının maliyetlerinden uzak tutmaya çalışırken, zenginliğini korumak isteyecektir. Göç dalgasını durdurmada başarısız olması halinde, vatandaşlar ile vatandaş-olmayanlar arasında bir duvar oluşturacaktır. Göz kapayıp açıncaya kadar ABD, kendini tabandaki yüzde 30, hatta yüzde 50 ücretli emek gücünün vatandaşlık hakkı olmayanlardan meydana geldiği bir durumda bulabilir. Bu vuku bulursa, saatlerimizi 150-200 yıl geriye almış olacağız.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
