﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tasavvur &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/tasavvur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 07:08:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>tasavvur &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>SOPHIA ROSE ARJANA: AVRUPA, İSLÂM TEHDİDİNİ MÜSLÜMAN CANAVARLARLA KOVMAYI DENEDİ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/sophia-rose-arjana-avrupa-islam-tehdidini-musluman-canavarlarla-kovmayi-denedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:08:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Bram Stoker]]></category>
		<category><![CDATA[Gotik korku]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Şark]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7447</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda kapsamlı şekilde anlatıyorsunuz ama okurlarımız için giriş mahiyetinde genel bir çerçeve çizmek gerekirse, kimlik politikasının tarihine bakarsak, Müslüman kimliği Batı tahayyülünde kabaca nasıl görselleştirilmişti? Araştırmalarıma göre Müslümanlar, özellikle de Müslüman erkekler Batılıların zihninde daima canavarlar ve haydutlar olarak tasavvur edilmiştir.  Bu tasavvurun tarihçesini kitabımda bir dizi metin aracılığıyla -özellikle tablo gibi görsel kaynaklar ve Gotik korku romanları gibi ebedi metinler dahil olmak üzere- ayrıntılı olarak ele aldım. Kadınlar daha düşük oranda da olsa insanlık dışı varlık, canavar, haydut ve tehlikeli olarak “tasavvur” edilmiştir. Müslüman kadınlar genellikle cinsel bağlamda nesneleştirilmiş ve peçenin ardına gizlenmiş gizemli, bazen de tehlikeli ayartıcılar olarak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabınızda kapsamlı şekilde anlatıyorsunuz ama okurlarımız için giriş mahiyetinde genel bir çerçeve çizmek gerekirse, kimlik politikasının tarihine bakarsak, Müslüman kimliği Batı tahayyülünde kabaca nasıl görselleştirilmişti?</p>
<p>Araştırmalarıma göre Müslümanlar, özellikle de Müslüman erkekler Batılıların zihninde daima canavarlar ve haydutlar olarak tasavvur edilmiştir.  Bu tasavvurun tarihçesini kitabımda bir dizi metin aracılığıyla -özellikle tablo gibi görsel kaynaklar ve Gotik korku romanları gibi ebedi metinler dahil olmak üzere- ayrıntılı olarak ele aldım. Kadınlar daha düşük oranda da olsa insanlık dışı varlık, canavar, haydut ve tehlikeli olarak “tasavvur” edilmiştir. Müslüman kadınlar genellikle cinsel bağlamda nesneleştirilmiş ve peçenin ardına gizlenmiş gizemli, bazen de tehlikeli ayartıcılar olarak tasvir edilmiştir.</p>
<p>Bu görselleştirmenin tarihî, politik ve coğrafî referansları neler olabilir? İslâmiyet’in doğduğu coğrafyanın fizikî ve iklimsel özellikleri, İslâmiyet’in ontolojik altyapısı, Müslümanların Avrupa’ya ulaşan fetih hareketleri…</p>
<p>Şark’a dair fantezilerden biri, mekânın tehlikeli oluşudur. Buna Şark’ın daima tehlikeli, sihir, gizem ve canavarlarla dolu olduğu fikri eşlik etmektedir. İslâm Avrupa’ya yönelik bir tehdit olarak görüldüğü kadar, Müslüman bedenlerin canavar olarak doğuşu, Hıristiyanlığı kabul etme yoluyla bu canların affedilişine dair fantezilerin de konusudur. Hatta Müslümanlar canavar bir ırkın mensupları olarak bile görülmüş, Müslüman erkeklerin Hıristiyan topraklarına ve canlarına yönelik tehlikeler olduğu tasvir edilmiştir. Sonraki yüzyıllarda Şark, boyunduruk altına alınması gereken, kaynaklarını ve topraklarını yönetmeyi beceremeyen, Batı’ya ve Batı’nın modern teknolojilerine ihtiyacı olan bir alan olarak görülmüştür.</p>
<p>“Canavarların yaratılması siyasî bir hamledir ve canavarlar siyasî yaratıklardır.” Bu tespitten yola çıkarsak, Batı’nın kapılarına dayanan canavarlar onu neyle tehdit ediyordu? Beyaz Hıristiyanlığın huzurunu kaçıran neydi dersiniz?</p>
<p>Burada ırkların birbirine karışmasını çevreleyen korkuları görüyoruz. Buna örnek olarak, Bram Stoker’ın <em>Drakula</em>’sını gösterebiliriz. Burada canavar Türk (ve Yahudi) olarak tasvir edilir; bu özellikleri de onu canavar yapar. Irkların karışmasının doğurduğu endişeler bu metinde açıkça görülmekte; ırk bakımından ‘öteki’nin Avrupa’nın kapısına dayandığı, kirlenmiş bedenleriyle Avrupa halklarına saldırmaya hazır olduğu fikri yansıtılmaktadır. Bu fikir Müslümanların, özellikle siyasal iktidara sahip Müslümanların doğurduğu korkuyla bağlantılıdır. Bu nedenle kitabımda bir bölümü tamamıyla Türk canavarlara ayırdım. Canavarlar genellikle bir grubun kendisini tanımlama yöntemi olarak yaratılır: ‘Öteki’ canavar iken; bizler insan, normal, rasyonel, modern vesaireyizdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İBRAHİM KALIN: “BATININ DİPNOTU OLMAYI REDDEDİYORUZ”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ibrahim-kalin-batinin-dipnotu-olmayi-reddediyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:07:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Batı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Heidegger]]></category>
		<category><![CDATA[inter-disipliner]]></category>
		<category><![CDATA[İslam-Batı]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6173</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN Gerek Türkiye’de, gerekse yurt dışında yaptığım çalışmalarda İslam-Batı ilişkilerinin hemen her alanda karşıma çıktığını erken bir dönemde fark ettim. Tarih yazıcılığından uluslararası sistem tartışmalarına, felsefeden edebiyata, dinler tarihinden modern İslam dünyasının sorunlarına kadar çok geniş bir alanda meseleler bir şekilde İslam ve Batı toplumları arasındaki ilişkilerin mahiyetiyle ve tarihî serüveniyle irtibatlı. Avrupa-merkezci tarih ve kültür anlayışının sorgulanması gerektiğini üniversite yıllarında hissetmeye başlamıştım. Zira bu tarih tasavvurunda biz yokuz; Batılı olmayan hiçbir toplum ve medeniyet yok. Bizler Batı tarihine eklenmiş birer küçük dipnot yahut detay olarak muamele görüyoruz. Bu haksızlığı neden kabul edelim? Ama bu adaletsizliğe karşı çıkmak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: MUSTAFA ARMAĞAN</strong></p>
<p>Gerek Türkiye’de, gerekse yurt dışında yaptığım çalışmalarda İslam-Batı ilişkilerinin hemen her alanda karşıma çıktığını erken bir dönemde fark ettim. Tarih yazıcılığından uluslararası sistem tartışmalarına, felsefeden edebiyata, dinler tarihinden modern İslam dünyasının sorunlarına kadar çok geniş bir alanda meseleler bir şekilde İslam ve Batı toplumları arasındaki ilişkilerin mahiyetiyle ve tarihî serüveniyle irtibatlı. Avrupa-merkezci tarih ve kültür anlayışının sorgulanması gerektiğini üniversite yıllarında hissetmeye başlamıştım. Zira bu tarih tasavvurunda biz yokuz; Batılı olmayan hiçbir toplum ve medeniyet yok. Bizler Batı tarihine eklenmiş birer küçük dipnot yahut detay olarak muamele görüyoruz. Bu haksızlığı neden kabul edelim?</p>
<p>Ama bu adaletsizliğe karşı çıkmak için bizim ortaya ciddi bir çaba koymamız gerekiyor. Biz kendi hakkımızı arama gayreti içinde olmazsak başkalarından nasıl adalet talep edebiliriz? Dahası Batı’da yapılan Avrupa-merkezcilik eleştirileri bir noktadan sonra yine Batı düşünce sistematiği içinde üretiliyor ve Batılı paradigmanın dışına çıkamıyor. Heidegger’in modern hümanizm ve teknolojik medeniyet eleştirisi elbette önemlidir ve dikkatle incelenmelidir. Ama o eleştiriden hareketle ben kendi varlık tasavvurumu ve dünya görüşümü inşa edemem. Daha farklı temellere, mefhumlara ve araçlara ihtiyacım var. Bunu da ancak biz kendi çabamızla -tabii ki dünyaya kendimizi kapatmadan- yapabiliriz.</p>
<p>Böyle bir çaba inter-disipliner ve çok-boyutlu çalışmalar yapılmasını zorunlu kılar. Tarih, felsefe, edebiyat, siyaset, bilim tarihi ve felsefesi, vd. alanlarda derinlikli çalışmalar yapmadan ne kendi tarihimizin engin birikimini, ne de Batı toplumlarının zihinsel ve tarihî serüvenini bi-hakkın anlayabiliriz. Bu olmadan da İslam-Batı ilişkilerinin uzun, karmaşık ama bir o kadar da renkli tarihini anlama ve anlamlandırma imkânına sahip olamayız. Kitap, bu kaygı ve düşüncelerden hareketle kaleme alındı. Tarih ile düşünce, ilke ile tezahür, norm ile tecrübe arasındaki ilişkiyi bu konu bağlamında ne kadar başarıyla ortaya koyabildiğim, okuyucuların takdiridir. Bu alanda daha çok çalışma yapılması gerektiği aşikar olsa gerektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
