﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TBMM &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/tbmm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Nov 2022 12:07:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>TBMM &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstiklâl Harbi’nde Mevlevîler Ve Bektâşiler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/istiklal-harbinde-mevleviler-ve-bektasiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 12:05:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırşehir Mebusu]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhi Abdülhalîm Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8774</guid>

					<description><![CDATA[TBMM’nin kuruluşunda iki başkan vekilinin de şeyh, daha doğrusu çelebi olması dikkat çekicidir: Konya mebusu ve Mevlânâ Dergâhı Postnişini/Şeyhi Abdülhalîm Çelebi ile Kırşehir Mebusu ve Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi. Bu, bugün olduğu gibi o zaman da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ve Hacı Bektâş Velî soyundan gelmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir mahiyettedir. Başlatılan büyük mücadelenin halk tarafından kabul görmesi için sadece bu destekleri bile yeterliydi. Ama bu iki tarikat başka açılardan da millî hareketin meşrulaştırılması için gayret göstermiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM’nin kuruluşunda iki başkan vekilinin de şeyh, daha doğrusu çelebi olması dikkat çekicidir: Konya mebusu ve Mevlânâ Dergâhı Postnişini/Şeyhi Abdülhalîm Çelebi ile Kırşehir Mebusu ve Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi. Bu, bugün olduğu gibi o zaman da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ve Hacı Bektâş Velî soyundan gelmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir mahiyettedir. Başlatılan büyük mücadelenin halk tarafından kabul görmesi için sadece bu destekleri bile yeterliydi. Ama bu iki tarikat başka açılardan da millî hareketin meşrulaştırılması için gayret göstermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskilipli Atif Efendi’nin İstiklâl Mahkemesi’ndeki Savunma Metni</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/iskilipli-atif-efendinin-istiklal-mahkemesindeki-savunma-metni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 13:24:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8628</guid>

					<description><![CDATA[İlk defa Necip Fazıl tarafından yazılan sonra da umumi bir kabule mazhar olan İskilipli Atıf Efendi’nin Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanırken gördüğü bir rüya üzerine savunma yapmaktan vaz geçtiği söylemi, Tahirü’l-Mevlevi’nin -önemli bir kısmı İstiklâl Mahkemesi’ne tahsis edilen- hatıratı yayınlanınca epeyce şüpheli bir hale gelmişti. Yakın dönemde TBMM Vakfı tarafından yayınlanan İstiklâl Mahkemeleri zabıtları ise bu iddiayı tamamen çürüttü. Zira merhum İskilipli Atıf Efendi’nin, altı sayfalık bir savunma metni kaleme aldığı ve bunu mahkemede okuduğu ortaya çıktı. Söz konusu müdafaanamenin tam metni ilk defa yayınlanıyor&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk defa Necip Fazıl tarafından yazılan sonra da umumi bir kabule mazhar olan İskilipli Atıf Efendi’nin Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanırken gördüğü bir rüya üzerine savunma yapmaktan vaz geçtiği söylemi, Tahirü’l-Mevlevi’nin -önemli bir kısmı İstiklâl Mahkemesi’ne tahsis edilen- hatıratı yayınlanınca epeyce şüpheli bir hale gelmişti. Yakın dönemde TBMM Vakfı tarafından yayınlanan İstiklâl Mahkemeleri zabıtları ise bu iddiayı tamamen çürüttü. Zira merhum İskilipli Atıf Efendi’nin, altı sayfalık bir savunma metni kaleme aldığı ve bunu mahkemede okuduğu ortaya çıktı. Söz konusu müdafaanamenin tam metni ilk defa yayınlanıyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Ordusunun Bursa’ya Girişi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turk-ordusunun-bursaya-girisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derin Tarih]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:08:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[yunan işgali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8518</guid>

					<description><![CDATA[8 Temmuz 1920’den 11 Eylül 1922’de kurtuluşuna kadar Bursa’nın Yunan işgalinde kaldığı süreçte Osman Gazi’nin türbesi tekmelenmiş, TBMM kürsüsüne siyah örtü örtülmüştü. Acı katliamların ve hasarların meydana geldiği Bursa’nın işgalden kurtuluşunu, o günlere dair şahitlerin kaleminden ve dönemin gazetelerinden dinleyelim&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>8 Temmuz 1920’den 11 Eylül 1922’de kurtuluşuna kadar Bursa’nın Yunan işgalinde kaldığı süreçte Osman Gazi’nin türbesi tekmelenmiş, TBMM kürsüsüne siyah örtü örtülmüştü. Acı katliamların ve hasarların meydana geldiği Bursa’nın işgalden kurtuluşunu, o günlere dair şahitlerin kaleminden ve dönemin gazetelerinden dinleyelim&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sönük Bir Hatıradan Millî Bayrama</title>
		<link>https://www.derintarih.com/selcuklu-tarihi/sonuk-bir-hatiradan-milli-bayrama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Özalper]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:06:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Selçuklu Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bayazit]]></category>
		<category><![CDATA[Bizanslılar]]></category>
		<category><![CDATA[Hasanan aşireti]]></category>
		<category><![CDATA[Haydaran aşireti]]></category>
		<category><![CDATA[Malazgirt]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8380</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklular ile Bizanslılar arasındaki büyük savaşa sahne olan Malazgirt, Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerinde uzak bir taşra kasabası görünümündeydi. TBMM’nin resmî kayıtlarında ilk defa 1921 tarihli zabıtlarda zikredilmişti ve kaza statüsündeydi. Muş milletvekillerinden Abdülgani Ertan’ın kazaya bir telgrafhane kurulması yönündeki önerisini ihtiva eden kayda ilave olarak, 1934 yılında Bayazit (Ağrı) vilayetine bağlanması yönündeki bir talebi yansıtan başka bir kayda daha denk geldiğimiz Malazgirt’in ne zaman ilçe haline getirildiğini bilmiyoruz. 1945 yılında Ankara’dan Malazgirt’e gelen bir inceleme heyetinin raporuna bakılırsa, ilçe idarî açıdan bağlı olduğu Muş’a 120, Ağrı’ya ise 90 kilometre uzaklıkta olduğu için ekonomik iş ve alışverişlerini Ağrı ile yürütüyordu. Bundan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklular ile Bizanslılar arasındaki büyük savaşa sahne olan Malazgirt, Cumhuriyet tarihinin ilk dönemlerinde uzak bir taşra kasabası görünümündeydi. TBMM’nin resmî kayıtlarında ilk defa 1921 tarihli zabıtlarda zikredilmişti ve kaza statüsündeydi. Muş milletvekillerinden Abdülgani Ertan’ın kazaya bir telgrafhane kurulması yönündeki önerisini ihtiva eden kayda ilave olarak, 1934 yılında Bayazit (Ağrı) vilayetine bağlanması yönündeki bir talebi yansıtan başka bir kayda daha denk geldiğimiz Malazgirt’in ne zaman ilçe haline getirildiğini bilmiyoruz. 1945 yılında Ankara’dan Malazgirt’e gelen bir inceleme heyetinin raporuna bakılırsa, ilçe idarî açıdan bağlı olduğu Muş’a 120, Ağrı’ya ise 90 kilometre uzaklıkta olduğu için ekonomik iş ve alışverişlerini Ağrı ile yürütüyordu. Bundan dolayı da Ağrı’ya bağlanması hususu ciddi olarak düşünülmeliydi. Muş halkının Malazgirt’in Ağrı’ya bağlanabileceği düşüncesinden rahatsızlık duyduğu doğruydu; fakat Malazgirt ve Muş arasındaki bağlantıyı oluşturan karayolunun kötü olduğu unutulmamalıydı. Öte yandan, devlet de bölgedeki ulaşım hatlarının iyileştirilmesi hususunu ciddiye alıyordu. Mesele yerel basının da zaman zaman gündeme getirdiği konu başlıkları arasındaydı.</p>
<p>1534 kilometrekarelik yüzölçümü ile Muş’un ikinci büyük ilçesi olan Malazgirt’in ekonomisi Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Üç adet ot biçme makinesinin bulunduğu ilçede harmanlar düvenle dövülüyor, bir başka ifadeyle tarımsal faaliyetler geleneksel usullerle yürütülüyordu. Elde edilen buğday, arpa, mısır, nohut, mercimek ve fasulye türünden tarımsal ya da yün ve yağ gibi hayvansal ürünler coğrafî yakınlık dolayısıyla Ağrı’ya satılıyordu. Trabzon’un Sürmene ilçesinden Malazgirt’e gelip yerleşen bir topluluğun karpuz yetiştirdiği ve zaman içerisinde bunlar tarafından başlatılan tarımsal üretim faaliyetinin gelişerek Malazgirt’i karpuz ve kavunun yoğun olarak gerçekleştirildiği bir yer haline getirdiğini belirtmek ilgi çekici olabilir.</p>
<p>O yıllarda üç öğretmeni olan beş sınıflı bir ilkokulun varlığını bildiğimiz Malazgirt’te doktor ve eczane yoktu. Bundan dolayı da sıtma ve trahoma gibi hastalıklar yaygındı. Zaman zaman devlet büyükleri tarafından da ziyaret edilen ilçenin 1940’lı yıllardaki nüfusu 11 bin civarındaydı. Rus işgalinden önce 50 binlerde olduğu tahmin edilen nüfusun 1945 yılında henüz 20 bine ulaşamamış olması, şehrin yaşadığı toplumsal daralmayı göstermesi bakımından dikkate değer. Nitekim Rus işgalinden önce ilçenin merkez nüfusu 10 bin civarındayken, bu sayı 1945’e gelindiğinde 600’e düşmüştü. Eskilerden kalan aşiret yapılanmaları (örneğin Haydaran ve Hasanan aşiretleri) mevcutsa da ekonomik sıkıntılardan dolayı beli bükülmüş olan vatandaşlar bu yapılanmalara pek itibar etmiyordu. İlçe merkezinde dört büyük aile (isimlerini bilmiyoruz) vardı ve bunlar, “köylerden ve Bitlis’ten gelip” ilçeye yerleşen diğerlerinin aksine kendilerini Malazgirt’in en eski ve yerli sakinleri olarak tarif ediyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ben Sansür Koymam, Sen Haddini Bileceksin”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/ben-sansur-koymam-sen-haddini-bileceksin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:17:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Hayri Üstündağ]]></category>
		<category><![CDATA[Mücteba Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Nihad Kürşad]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8134</guid>

					<description><![CDATA[Sene: 1946. CHP’ye muhalif Demokrat Parti’yi destekleyen Başkent gazetesi, köşe yazıları ve haberlerinde CHP’nin halkın meclise girmesini engellediğini, polislerin hükümet yanlısı hareketlerini, 1700 memurun işten çıkarılmasını ve memleketin muhtelif yerlerinde CHP üyelerinin Demokrat Partili üyelere tehdit ve zarar verici davranışlarda bulunduğunu haber yapar. Hükümet için bardağı taşıran son yazı “Nesebi gayrı sahih çocuklar” manşeti altında Nihad Kürşad imzasıyla, hanımının kaleme aldığı yazıdır. Bu haber üzerine gazetenin aynı zamanda imtiyaz sahibi olan Mücteba Hanım haksız yere sekiz ay hapse mahkûm edilir. Bülent Üstündağ, İzmir ve Ankara’daki makamlara onun suçsuz olduğunu bildiren ve beraatını isteyen mektuplar yazar. Sonuç alamayınca da silahı ile&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sene: 1946. CHP’ye muhalif Demokrat Parti’yi destekleyen <em>Başkent</em> gazetesi, köşe yazıları ve haberlerinde CHP’nin halkın meclise girmesini engellediğini, polislerin hükümet yanlısı hareketlerini, 1700 memurun işten çıkarılmasını ve memleketin muhtelif yerlerinde CHP üyelerinin Demokrat Partili üyelere tehdit ve zarar verici davranışlarda bulunduğunu haber yapar. Hükümet için bardağı taşıran son yazı “Nesebi gayrı sahih çocuklar” manşeti altında Nihad Kürşad imzasıyla, hanımının kaleme aldığı yazıdır. Bu haber üzerine gazetenin aynı zamanda imtiyaz sahibi olan Mücteba Hanım haksız yere sekiz ay hapse mahkûm edilir. Bülent Üstündağ, İzmir ve Ankara’daki makamlara onun suçsuz olduğunu bildiren ve beraatını isteyen mektuplar yazar. Sonuç alamayınca da silahı ile kendisini vurmak suretiyle intihar eder. Tarih 10 Kasım 1946’dır. Bu olay <em>Başkent</em> gazetesinde “Meslektaşımız Üstündağ Antidemokratik Basın Kanunu yüzünden intihar etti. Aynı kanunun kurbanı olan karısı İzmir Hapishanesi’nde, yirmi günlük yavrusu ile baş başa kaldı” sözleriyle halka duyurulur. Hemen belirtelim, Bülent Üstündağ, İzmir Demokrat Parti Başkanı Dr. Hayri Üstündağ’ın oğlu idi ve TBMM’de Demokrat Partili ve bağımsız milletvekillerinin üzerinde ısrarla durdukları ve çoğunluk sağladıkları halde, basın kanununun hatalı maddelerini değiştirememişlerdi.</p>
<p>Nadir Nadi, Almanya’yı destekleyen ve Alman realitesini bütün Avrupa’nın kabul etmesi gerektiğini ifade eden makaleleriyle Türkiye’nin bir an evvel Alman saflarına iltihak etmesi gerektiğini savunmaktadır. Buna tepki verenlerin başında, <em>Yeni Sabah</em>’ın başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın gelir. Yalçın, 31 Temmuz 1940 tarihli yazısında, “Alman galibiyeti bugün asla bir realite değildir. Bir harp müteaddit safhaları ve muharebeleri ihtiva eder. Harbin nihai safhası ancak ortada muharip kalmadığı ve bir sulh yapılmadığı zaman taayyün eder. Harp henüz bitmeden Almanya’nın galibiyetini realite diye kabule nasıl imkân olur ki…” diye yazmış ve kalemşorlar arasında, yıllar sürecek çatışmalar başlamıştır.</p>
<p>Nadir Nadi ve Hüseyin Cahit arasındaki kalem kavgası alevlendiği dönemde, Yunus Nadi gazetenin bir oldubittiye getirilip kapatılmasını önlemek için durumu anlatmak üzere Ankara Garı’nda Millî Şefi karşılayarak, bir görüşme rica etmek üzere harekete geçer. Bu olayı oğlu, <em>Cumhuriyet</em> muharriri Nadir Nadi, <em>Perde Aralığından</em> isimli kitabının 125-126. sayfalarında şöyle anlatır:</p>
<p>“Herkesi selamlayan Şef, babamı (Yunus Nadi kast edilmekte) görünce, “Sen biraz dur” demiş ve yanında alıkoyup ortalıkta yalnız ilgililer kalınca da, babama dönerek sert bir sesle, “Ticari maksatlar uğruna siyasi yazılar yazılmasına müsaade edemem” diye çıkmıştır. Babam üzüntülü, “Yok böyle bir şey” diyerek, Cumhuriyet’i savunmak istiyorsa da, Şef sinirlidir. Bu sefer daha yüksek bir sesle tekrarlıyor: “Katiyen müsaade edemem!” Ve babamın elini sıkmadan çıkış kapısına doğru ilerlemiştir. Olayı yarım saat sonra Ankara temsilcimiz haber verdiği zaman yıldırımla vurulmuşa döndüm. Bir insan; Cumhurbaşkanı da olsa, Milli Şef de olsa anlamadan, dinlemeden, sırf etrafın doldurmasıyla eski bir arkadaşına bu muameleyi nasıl reva görebilirdi? Üstelik yazı ile babamın hiçbir ilintisi yoktu. (…) Sorumsuz bir Cumhurbaşkanı nasıl olur da tıpkı Hitler gibi Mussolini gibi hakaret edercesine uluorta bir arkadaşını paylardı?”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-I Millî Yoktur, İstediğimiz Gibi Bir Harita Çizeceğiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-yoktur-istedigimiz-gibi-bir-harita-cizecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5730</guid>

					<description><![CDATA[100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı. Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>100 yıl önce son Osmanlı Meclisi’nde kabul ve ilan edilen Misak-ı Millî, Millî Mücadelenin hedeflerini belirleyen temel bir strateji belgesiydi. Bu belgeyle asgarî sınırlar ve kırmızı çizgiler belirlenmişti. Misak-ı Millî’ye sadakat yemini eden Ankara’daki millî hareket, Misaktaki amaçlara ulaşılıncaya kadar mücadeleye ahd etmişti. Ankara’da açılan TBMM, Misak-ı Millî hedeflerine ulaşılıncaya kadar Meclis’in sürekli açık kalmasını kararlaştırmıştı.</p>
<p>Misak-ı Millî net bir sınır çizmemekle birlikte prensip olarak asgari sınırları belirlemişti. Buna göre Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918) işgal edilmemiş bütün topraklar vatanın bir parçasıdır. İşgal edilen topraklarda, Arap çoğunluğun bulunduğu bölgelerde referandum yapılacaktır (referandum sonucunda Osmanlı’ya katılmak isterlerse buralar da vatana dâhil olacaktır). İşgal edilen topraklarda çoğunluğun Araplardan oluşmadığı (Osmanlı-İslam çoğunluğunun bulunduğu) bölgeler de vatanın ayrılmaz bir parçasıdır.</p>
<p>Resmî tarih yorumunun görmek istemediği bir nokta vardır: Misak-ı Millî asgari sınırların dışında kalan bölgeleri kendi kaderine terk etmemiş; hattın dışında kalan Müslümanların da birlik ve bütünlüğünü savunmuştur. Misak’ın 1. maddesine göre “…hatt-ı mütareke dâhil ve haricinde dinen, irfânen, emelen müttehid (birleşmiş)” Müslümanlar ayrılık kabul etmez bir bütündür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tbmm’de Lozan’a Kimler Nasıl Muhalefet Etti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/tbmmde-lozana-kimler-nasil-muhalefet-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahtiyar Dedeoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum limanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan-ı Harbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5725</guid>

					<description><![CDATA[Misak-ı Millî, hazırlanması ve kamuoyuna ilân edilmesinin ardından Millî Mücadele’nin esas ve hedefini oluşturmuştu. Misak-ı Millî bir hedef, bir yol haritası olması hasebiyle gerek Büyük Millet Meclisi, gerekse Anadolu yanlısı basın tarafından savunuluyordu. İtilaf devletleri yahut Rusya gibi tarafsız ülkelerle yapılacak antlaşmalarda Misak-ı Millî’nin göz önünde bulundurulması esası Meclis tarafından benimsenmişti. Nitekim TBMM’nin 21 Mart 1337 (1921) tarihli gizli oturumunda Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Sovyetler Birliği ile ilişkiler görüşülürken söz alan Mustafa Kemal Paşa “TBMM Hükümeti bu günkü şeraite (şartlara) göre Misak-ı Millî’ye muhalif bir sulhe vaz’-ı imza edemez (imza koyamaz). Bunda mahzurlar vardı. Çünkü böyle ufak bir mesele için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Misak-ı Millî, hazırlanması ve kamuoyuna ilân edilmesinin ardından Millî Mücadele’nin esas ve hedefini oluşturmuştu. Misak-ı Millî bir hedef, bir yol haritası olması hasebiyle gerek Büyük Millet Meclisi, gerekse Anadolu yanlısı basın tarafından savunuluyordu. İtilaf devletleri yahut Rusya gibi tarafsız ülkelerle yapılacak antlaşmalarda Misak-ı Millî’nin göz önünde bulundurulması esası Meclis tarafından benimsenmişti.</p>
<p>Nitekim TBMM’nin 21 Mart 1337 (1921) tarihli gizli oturumunda Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve Sovyetler Birliği ile ilişkiler görüşülürken söz alan Mustafa Kemal Paşa “TBMM Hükümeti bu günkü şeraite (şartlara) göre Misak-ı Millî’ye muhalif bir sulhe vaz’-ı imza edemez (imza koyamaz). Bunda mahzurlar vardı. Çünkü böyle ufak bir mesele için değil; istiklalimizi temin ve müdafaa için Londra’ya giden murahhaslarımızın elindeki düstur da Misak-ı Millî’dir. Bundan sarfınazar edemeyiz dedik. Onlar da bütün cihana karşı bunu müdafaa edeceklerdir… Diğer taraftan Batum limanı ve şehri için ahalisinin reyine müracaatla vaziyeti tespit olunacaktır. Ârâ-yi umumiye (halk oylaması) müracaat zamanını dahi onlara bırakıyorum. Yani orada da Misak-ı Millî’nin emrettiği kaydı ifade ediyoruz. Şimdi bu esas dairesinde ve Misâk-ı Millî’nin emrettiği bir sulh yapmak isterlerse ona vaz-ı imza edebiliriz. Fakat ‘Batum bila kayd-ü şart terk olunacaktır’ kaydını ihtiva eden bir sulhe vaz-ı imza edemeyiz…” Yine “Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti’nin ve şark ordusunun planı; demek ki bir sulh vardır. Misak-ı Millî’deki kuyudu (kayıtları) muhafaza etmek şartıyla, aksi sulha vaz-ı imza edemeyiz”1 sözleriyle Misak-ı Millî’nin kırmızı çizgi olduğunu belirtmişti.</p>
<p>Şüphesiz Misak-ı Millî’nin en çok mevzu bahis olduğu ve en sert tartışmalara yol açtığı süreç Lozan Barış görüşmelerinin öncesinde ve kesintiye uğradığı devrede olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chf Diktatörlüğü Komünistlerin Canına Okuyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/chf-diktatorlugu-komunistlerin-canina-okuyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[anti-monarşizm]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Cumhuriyet Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4917</guid>

					<description><![CDATA[“Atatürk’ün halkçılıktan, geniş katılmalı bir demokrasiyi değil, yalnız anti-monarşizmi, statü ayrıcalıklarına düşmanlığı anladığı açıktır. Muhalefetten hiçbir zaman hoşlanmamış, muhaliflerin varlığına katlanmak zorunda kaldığı zamanlarda da, onlara âdeta askerî bir taktik uygulamıştır. TBMM’nin birinci ve ikinci dönemlerinin başlarında, 1920 güzünde sol muhalefete, 1923-24’te de sağ muhalefete karşı, önce bölmek ve bir bölümünü ele geçirmek, daha sonra öteki bölümünü aşırılığa iterek, en sonunda büsbütün yasaklatmak yöntemini izlemiştir. (…) (1930’daki üç aylık Serbest Cumhuriyet Fırkası oyunu sayılmazsa) 1925’in ilk yarısından itibaren, Türkiye’de muhalefete ve dolayısıyla siyasete yaşama hakkı tanınmamıştır. Milletvekilleri onu değil; o, milletvekillerini bir bir seçmiştir. Teslim etmek gerekir ki, ilk yıllarda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Atatürk’ün halkçılıktan, geniş katılmalı bir demokrasiyi değil, yalnız anti-monarşizmi, statü ayrıcalıklarına düşmanlığı anladığı açıktır. Muhalefetten hiçbir zaman hoşlanmamış, muhaliflerin varlığına katlanmak zorunda kaldığı zamanlarda da, onlara âdeta askerî bir taktik uygulamıştır. TBMM’nin birinci ve ikinci dönemlerinin başlarında, 1920 güzünde sol muhalefete, 1923-24’te de sağ muhalefete karşı, önce bölmek ve bir bölümünü ele geçirmek, daha sonra öteki bölümünü aşırılığa iterek, en sonunda büsbütün yasaklatmak yöntemini izlemiştir. (…) (1930’daki üç aylık Serbest Cumhuriyet Fırkası oyunu sayılmazsa) 1925’in ilk yarısından itibaren, Türkiye’de muhalefete ve dolayısıyla siyasete yaşama hakkı tanınmamıştır. Milletvekilleri onu değil; o, milletvekillerini bir bir seçmiştir. Teslim etmek gerekir ki, ilk yıllarda Atatürk’e karşı çıkan sol ve sağ muhalefet oldukça sığ bir düzeydeydi. Önemleri, geniş ölçüde bastırılmış olmalarından ileri gelmektedir. Fakat Atatürk onları kaldırdıktan sonra, halk kitleleriyle doğrudan bir ilişki kurmakta pek başarılı olamamıştır. Artık Atatürk konusuna boş övgüsüz ve sövgüsüz yaklaşmayı öğrenmeliyiz. Bize ve ona böylesi yaraşır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cuntanın Kuvvet Komutanını Mit Deşifre Etti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cuntanin-kuvvet-komutanini-mit-desifre-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Avni Özgürel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 08:31:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Fuat Doğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Kuvvetleri]]></category>
		<category><![CDATA[MİT Müsteşarı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Demirel]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4838</guid>

					<description><![CDATA[12 Mart öncesi ordu komutanları ve cuntalar arasındaki kıyasıya rekabette kavga, TBMM’yi İstanbul’a taşıma tehdidinden Kara Kuvvetleri Komutanı’nın oğlunu kaçırmaya kadar tırmanmıştı. Trajikomik bir sahne anlatarak 1971’in tablosunu gözünüzde biraz canlandırasınız istiyorum. 12 Mart muhtırasına giden yolda, Ankara’da MİT’in kullanımına verilen Marmara Köşkü’nde dönemin başbakanı Süleyman Demirel, kuvvet komutanları ve başta MİT Müsteşarı Fuat Doğu olmak üzere üst düzey birkaç istihbaratçının katılımıyla yapılan toplantı&#8230; Basının dikkatini çekmemek için toplantının başbakanlık binası yerine Marmara Köşkü’nde ve hava karardıktan sonra yapılmasını istemişti Fuat Doğu. Demirel de uygun görmüştü onun isteğini. Toplantıyı doğal olarak başbakan açtı. Demirel’in olağanüstü toplantı gerektirecek derecede aciliyeti bulunmayan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Mart öncesi ordu komutanları ve cuntalar arasındaki kıyasıya rekabette kavga, TBMM’yi İstanbul’a taşıma tehdidinden Kara Kuvvetleri Komutanı’nın oğlunu kaçırmaya kadar tırmanmıştı.</p>
<p>Trajikomik bir sahne anlatarak 1971’in tablosunu gözünüzde biraz canlandırasınız istiyorum. 12 Mart muhtırasına giden yolda, Ankara’da MİT’in kullanımına verilen Marmara Köşkü’nde dönemin başbakanı Süleyman Demirel, kuvvet komutanları ve başta MİT Müsteşarı Fuat Doğu olmak üzere üst düzey birkaç istihbaratçının katılımıyla yapılan toplantı&#8230; Basının dikkatini çekmemek için toplantının başbakanlık binası yerine Marmara Köşkü’nde ve hava karardıktan sonra yapılmasını istemişti Fuat Doğu. Demirel de uygun görmüştü onun isteğini. Toplantıyı doğal olarak başbakan açtı. Demirel’in olağanüstü toplantı gerektirecek derecede aciliyeti bulunmayan birkaç meseleden bahsedip üstelik bunları geçiştirmesinden davetin esas sebebinin farklı olduğunu anlamıştı komutanlar. Nitekim başbakanın, “Bu mevzuları bilahare konuşuruz ama MİT müsteşarından bana ilettiği ve bilgimize sunmak istediği önemli bir dosya olduğu notunun mahiyetini öğrenelim kendisinden” demesiyle Fuat Doğu önünde duran dosyanın kapağını açtı ve konuşmaya başladı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
