﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Trakya &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/trakya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 07:16:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Trakya &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sirkeci’den Sadece Tren Mi Kalkardı Dersiniz?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kadrajdaki-istanbul/sirkeciden-sadece-tren-mi-kalkardi-dersiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadrajdaki İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Güler]]></category>
		<category><![CDATA[Haydarpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sirkeci Tren Garı]]></category>
		<category><![CDATA[Tophane]]></category>
		<category><![CDATA[Topkapı]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7565</guid>

					<description><![CDATA[Fotoğrafa bakıp bir hayal kurun! Büyük ve tarihî bir şehirde yaşıyorsunuz. 1954 yılında Türkiye’nin en büyük şehri olmasına rağmen bir ucundan öbür ucuna pek de yorulmadan yürüyerek gidebilirsiniz. Buna rağmen insanlar kalabalık ve gürültülü olmasından şikâyet ediyor muhtemelen. Eşsiz tabii güzelliklere sahip, ticaretin merkezi durumunda ve tarihî bir belde ki bu yüzden nüfus sığmıyor, yollar kifayet etmiyor. 1,5 milyon insanın sığmadığı (!) şehirde, trafik sabah akşam çile. Otobüs, tren, tramvay ve vapurlara sığmıyor kibar beyler, hanımefendiler, esnaf, memurlar, köylü ve hamallar. Şehirlerarası ulaşım da en zorlu meselelerden biri. Merak uyandırmak kabilinden yazıma bu methal ile başladıktan sonra 1954 İstanbul’unda, ticaretin,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafa bakıp bir hayal kurun! Büyük ve tarihî bir şehirde yaşıyorsunuz. 1954 yılında Türkiye’nin en büyük şehri olmasına rağmen bir ucundan öbür ucuna pek de yorulmadan yürüyerek gidebilirsiniz. Buna rağmen insanlar kalabalık ve gürültülü olmasından şikâyet ediyor muhtemelen. Eşsiz tabii güzelliklere sahip, ticaretin merkezi durumunda ve tarihî bir belde ki bu yüzden nüfus sığmıyor, yollar kifayet etmiyor. 1,5 milyon insanın sığmadığı (!) şehirde, trafik sabah akşam çile. Otobüs, tren, tramvay ve vapurlara sığmıyor kibar beyler, hanımefendiler, esnaf, memurlar, köylü ve hamallar. Şehirlerarası ulaşım da en zorlu meselelerden biri.</p>
<p>Merak uyandırmak kabilinden yazıma bu methal ile başladıktan sonra 1954 İstanbul’unda, ticaretin, çarşıların, aynı zamanda şehirlerarası ulaşımın merkezi olan Sirkeci’yi anlatacağım. Dikkatli bir bakışla, fotoğrafta gördüğünüz kalabalık size ipucu verecek. Neden bu fotoğrafı seçti acaba, dediğinizi duyar gibiyim. Kimin çektiğini bilmiyorum. Ancak Ara Güler ustadan duyduğumu söyleyeyim: “İnsanlı fotoğraflar daha güzeldir, fotoğrafa hareket katar.” Hakikaten tam öyle, cıvıl cıvıl bir fotoğraf.</p>
<p>1929 doğumlu olan rahmetli babam, “Eskiden biz şehirlerarası otobüslere Sirkeci’den binerdik oğlum” diye anlatırdı. Anlam veremezdim, çünkü ben 70’li yılların çocuğu olduğumdan şehirlerarası otobüs deyince ilk olarak Topkapı’daki Anadolu ve Trakya otogarlarını hatırlarım. “Baba, yüzlerce koca otobüs o daracık Sirkeci sokaklarına nasıl sığıyordu” diye sorduğumda gülerdi: “Evladım, İstanbul kaç kişiydi ki o zaman, ne 100’ü, ancak 10-15 otobüs bulunurdu aynı anda. Hem şimdiki gibi büyük otobüsler yoktu, nispeten daha küçüklerdi. Sirkeci Tren Garı’nın hemen bitişiğindeki sokağa yanaşmaları bu yüzden zor olmuyordu.” Ben de bu fotoğrafı gördüğümde daldım gittim hatıralar denizine.</p>
<p>Her ne kadar babamdan duysam da şehirlerarası otobüslerin bu sokaklardan kalkmasını çocukken tam idrak edemezdim. Bir tarihçi olunca, o zamanları yaşamasam bile, birazcık tetkik ve tahayyül ile ancak anlayabildim. Böylece otobüs firmalarının orada bulunmasının mantığını çözebildim. Bu fotoğrafın çekildiği yerin yakınlarında bulunan iskelelerden Haydarpaşa, Kadıköy, Üsküdar ve Boğaz hattına vapurların kalkması, bu otobüslerin burada bulunmasının tabii bir sebebi ve meseleyi anlayabilmemdeki en önemli ipucudur. Galata Köprüsü’nü geçtikten sonra karşınıza gelen Tophane-Karaköy arası rıhtımlarda yer alan İstanbul Limanı ise Türkiye ve uluslararası iskelelerden kalkan vapurların son durağıydı. Durun, daha bitmedi. Osmanlı zamanında Avrupa’dan gelen Şark (Orient) Ekspresi’nin İstanbul’daki son istasyonu olan tarihî Sirkeci Gar binası II. Abdülhamid zamanında 1890’da açılmıştı. Eh, mesele şimdi açıklığa kavuştu. Üç tarafı denizlerle çevrili İstanbul’umuzun deniz yolculuğu, şehir içi ulaşım aksları ve tren yollarının birleştiği Sirkeci’de, şehirlerarası bir otobüs merkezinin bulunmasından daha doğal ne olabilirdi ki?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Köklerde Buluşan 3 Hareket: Milliyetçilik, İslamcılık, Ümmetçilik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/koklerde-bulusan-3-hareket-milliyetcilik-islamcilik-ummetcilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmed Fatih Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:42:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Necip Fazıl]]></category>
		<category><![CDATA[Peyâmi Safâ]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6030</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluğumun geçtiği Trakya’da, Atsız tipi Türkçü tarafının ağır bastığını büyüyünce anladığım bir abi; galiba müftü çocuğu olduğum için olsa gerek beni ne zaman görse “Söyle bakalım Türk müsün, Müslüman mısın?” diye takılırdı. “Bunda ne var? Hem Türküm hem Müslümanım elhamdülillah…” kalıbındaki cevabım üzerine çocuk kafamı karıştırmak için “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye devam eder; “Şart mı? Birini bir koltuğa, diğerini de öbürüne…” cevabım üzerine pes etmez; “Peki önce hangisi?” diye ısrarcı olurdu. Göğsümü kabartarak, “Önce Müslümanım, sonra da Türküm” deyince de, “Olmaz! Önce Türklük, sonra Müslümanlık…” der; mukabil itirazımı beklemeden çocuğa bak havasında gülümseyerek uzaklaşırdı. 1970’li yılların Türkiye’si&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumun geçtiği Trakya’da, Atsız tipi Türkçü tarafının ağır bastığını büyüyünce anladığım bir abi; galiba müftü çocuğu olduğum için olsa gerek beni ne zaman görse “Söyle bakalım Türk müsün, Müslüman mısın?” diye takılırdı. “Bunda ne var? Hem Türküm hem Müslümanım elhamdülillah…” kalıbındaki cevabım üzerine çocuk kafamı karıştırmak için “İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye devam eder; “Şart mı? Birini bir koltuğa, diğerini de öbürüne…” cevabım üzerine pes etmez; “Peki önce hangisi?” diye ısrarcı olurdu. Göğsümü kabartarak, “Önce Müslümanım, sonra da Türküm” deyince de, “Olmaz! Önce Türklük, sonra Müslümanlık…” der; mukabil itirazımı beklemeden çocuğa bak havasında gülümseyerek uzaklaşırdı. 1970’li yılların Türkiye’si böyleydi. Necip Fâzıl, Peyâmi Safâ gibi kalemşorlar bile 1950’li yıllarda “Önce Türk müyüz Müslüman mı?” tartışması etrafında ne rüzgârlar estirmişlerdi. “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!” sloganı, bu fosil muammayı(!) çözmek isteyen Osman Yüksel Serdengeçti merhumun bulduğu harika bir çözümdü; epey tutmuştu da…</p>
<p><strong>“Kimin milletindensin?”</strong></p>
<p>Annelerimizin önünde diz kırıp iptida, “Rabbin kim? Rabbim Allah” sorusuyla talimi başlayan geleneksel “İlmihal” dersinde öğrendiğimiz diğer soruların cevabı, hayata attığımız adımlar arttıkça karşımıza çıkan türlü ideolojik kalıpların cenderesinde pestillenmiş cevaplara benzemiyordu.</p>
<p>“Rabbin kim?” sorusunu takip eden, “Kimin kulusun? Allah’ın kuluyum. Kimin ümmetindensin? Hz. Muhammed’in (sas) ümmetindenim. Kimin milletindensin? Hz. İbrahim’in milletindenim…” soru ve cevapları, sabi zihnimizin pâk “tabula rasa”sına ana kucağında hakkedilmişti. Daha ilk adımda kişiliğimize nakşedilen “kul”, “ümmet”, “millet” gibi kimlikler, büyüdükçe bambaşka anlamlar yüklenmiş olarak karşımıza dikiliyor, zihinlerimizi allak bullak ediyordu. Henüz rüştüne baliğ olmamış Türkiye’nin delikanlılık çağını idrak eden bir ferdi olarak savruk memleketimde Türkçüler vardı; Ümmetçi Akıncılar, İslamcılar, Geleneksel Müslümanlar, Modernist Müslümanlar vardı. Ülkücü Milliyetçiler, Kültürel Milliyetçiler, Atatürk Milliyetçileri vardı. Türk-İslam sentezcileri, hatta Kürt İslamcılar vardı…</p>
<p>Yetmezmiş gibi bunların çeşit çeşit alt versiyonları, şubeleri de mevcuttu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
