﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Trump &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/trump/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2021 06:04:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Trump &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kritik Dönemlerde İtimat ve Din</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/kritik-donemlerde-itimat-ve-din/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Anglo-Sakson]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin Duvarı]]></category>
		<category><![CDATA[Fukuyama]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6855</guid>

					<description><![CDATA[Salgın ortamı ülke içi dostluk ve dayanışmayı ne denli arttırdıysa, ülkeler arası güveni de o denli sarstı. Daha doğrusu, saygınlık ve güvenilirliği kendinden menkul nice büyük siyasî organizasyonun hiç de itimada şayan olmadıkları anlaşıldı. Aşı bir yana, maske gibi basit konularda bile ülke yönetimlerinin ne kadar bencil ve çıkarcı oldukları meydana çıktı. Salgının ferdî düzlemde yol açtığı nefs muhasebesi, örgütsel düzlemde pek görülmedi. Noam Chomsky pandemi vesilesiyle çocukluğunun atom bombalı acılı günlerine geri döndüğünü, çocukluk korkularının galiba tamamen yersiz olmadığını dile getirdi. Mesela Trump’ı dinlerken gözünün önüne o zamanki Hitler’in geldiğini ve bu fikirsiz sosyopatların insanlığın uçuruma doğru ilerlemesini hızlandırdıklarını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Salgın ortamı ülke içi dostluk ve dayanışmayı ne denli arttırdıysa, ülkeler arası güveni de o denli sarstı. Daha doğrusu, saygınlık ve güvenilirliği kendinden menkul nice büyük siyasî organizasyonun hiç de itimada şayan olmadıkları anlaşıldı. Aşı bir yana, maske gibi basit konularda bile ülke yönetimlerinin ne kadar bencil ve çıkarcı oldukları meydana çıktı. Salgının ferdî düzlemde yol açtığı nefs muhasebesi, örgütsel düzlemde pek görülmedi. Noam Chomsky pandemi vesilesiyle çocukluğunun atom bombalı acılı günlerine geri döndüğünü, çocukluk korkularının galiba tamamen yersiz olmadığını dile getirdi. Mesela Trump’ı dinlerken gözünün önüne o zamanki Hitler’in geldiğini ve bu fikirsiz sosyopatların insanlığın uçuruma doğru ilerlemesini hızlandırdıklarını belirten Chomsky, salgının diğer iki büyük tehdide nazaran daha kolay baş edilebilir bir felaket olduğuna inanıyor: Nükleer Savaş ve Küresel Isınma. Hatta salgın, “insanları nasıl bir dünya istediğimiz konusunda düşünmeye iteceğinden” belki de hayırlı olacaktır.</p>
<p>Salgın sonrası muhasebe ve müzakerelerin bir benzerine 30 yıl önce komünist blok çöküp de liberal kapitalizm rakipsiz kaldığında şahit olmuştum. Genelde kapitalizmin ve Amerikan hegemonyasının zaferi olarak selamlanan “Berlin Duvarı’nın yıkılması”nı ben, kapitalizm ve demokrasinin zaferinden çok, 20. yüzyılda Anglo-Sakson dünyası karşısında iki kez başarısız olan Almanya’nın üçüncü bir şans için ayağa kalkması olarak okuyordum. O toz duman içinde iki düşünce öne çıktı veya çıkarıldı: Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması. Belki de “tarihin sonu” ifadesinin şiiriyeti yüzünden, Fukuyama adlı genç bir Amerikan siyaset-bilimci umulanın çok fevkinde bir şöhrete kondu. Japon bir anne ile Amerikalı bir Protestan rahibin oğlu olarak Chicago’da dünyaya gelen Fukuyama, New York’ta büyümüş, Harvard’da okumuş ve Japoncayı bir türlü öğrenememişti. Harvard’daki yüksek lisans derslerinden birinde Japon siyaseti üzerinde çalıştıysa da, son derece sıkıcı bulduğu rivayet ediliyor. Bir ara Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Fukuyama, sonra Rand Corporation’da ve bazı akademilerde görev aldı.</p>
<p>Herkes Fukuyama’nın <em>Tarihin Sonu </em>kitabı üzerinde yoğunlaşırken, bana göre onun esas akademik katkısı “İtimat” (Trust) başlıklı çalışmasıyla belirginleşti. Bu kitapta, bazı toplumların niçin diğerlerinden iktisaden daha başarılı olduğuna dair küresel ve kadim soruya cevap arıyordu. “Başarının anahtarı, ülkelerin toplumsal iltisak düzeyi, yani bireylerin birbirlerine itimat etme derecesi; ve bunun ailelerle merkezî yönetim arasındaki güçlü aracı kurumlardaki tezahürüdür” diyordu. Çalışmasında esas olarak altı ülkeyi ele alıyordu: Yoğun bir devlet-dışı sosyal kurumlar ağına sahip olmaktan ötürü “yüksek derecede itimat” hasıl eden üç ülke (ABD, Japonya, Almanya); aileler ile merkezî devletin ülkedeki güçlü kuvvetler olduğu, bu yüzden de “düşük itimatlı” diye tasnif edilen üç ülke (Fransa, Çin, İtalya). İngiltere ise tam bir paradoks: Çok sayıda ara kuruma sahip olmasına rağmen, aşırı sınıf karşıtlıklarından ötürü, birçok komünal örgüt biçimleri orada doğru dürüst çalışmıyor.</p>
<p>Fukuyama’ya göre, Amerika uluslararası itimat liginde aşağı doğru kayıyor. Şiddet suçlarıyla dava sayılarındaki artış bunu açıkça gösteriyor. Anne babalar şimdi çocuklarına “yabancılara güvenmemeleri gerektiğini” aşılıyorlar. Ne var ki, ırk meselesi ile sınıf meselesini ayrı değerlendirmek gerekir. Sınıf farkı işleri daha da zorlaştırıyor, zira işletmeler idarecilerle işçilerin etkileşimine bağlıdır. İktisadî bakımdan, Amerika’daki ırksal bölünme daha az önemlidir, zira zenciler işin başından itibaren iktisadî hayatın merkezine alınmamışlardır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN KÖNİ: İSRAİL’İN VARLIĞINI SÜRDÜRMESİ İÇİN ORTADOĞU’NUN HUZURSUZ EDİLMESİ ŞART</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hasan-koni-israilin-varligini-surdurmesi-icin-ortadogunun-huzursuz-edilmesi-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymanî]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Usame Bin Ladin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN   11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?   Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise “resmî” İran üniforması giyen bir general olmasına rağmen Kudüs Güçlerine komutanlık etmesi sebebiyle ABD nezdinde önce terörist ilân edildi, akabinde bir suikastle öldürüldü. Büyük ihtimalle Trump’a danışmanlık yapanlar bu suikastın Şiî çevrelerde bir şok etkisi uyandıracağını ve Süleymanî gibi güçlü bir ismin bir daha ortaya çıkamayacağını düşündüler. Bense ABD’nin çok büyük bir yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum. “Elitlere” çevrilen silahlarla sorunların ortadan kaldırılacağını düşünerek büyük hata yapıyor. Sorunlar üzerlerine eğilmeden, kökleri kurutulmadan çözülemez. Bir de meselenin diğer boyutunu düşünelim. Suriye’de barış sağlandı, İran nükleer silah yapmaktan vazgeçti, Lübnan’daki Hizbullah İsrail ile çatışmayı bıraktı… Böyle bir fütürist senaryodan İsrail zararlı çıkacaktır. İsrail’in varlık sebebini sürdürebilmek için Ortadoğu’nun her daim huzursuz olması gerekir. Süleymanî suikastini değerlendirirken şu cümleyi asla unutmayın: “Ortadoğu’da sıkılan her kurşun İsrail’in güvenliği içindir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin’i Sömürgelikten Kurtarmak İçin ABD’ye İhtiyacımız Yok</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/filistini-somurgelikten-kurtarmak-icin-abdye-ihtiyacimiz-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ilan Pappe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 14:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD politikası]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail-Filistin çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3477</guid>

					<description><![CDATA[Uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre çatışmaların hepsi aynı nitelikte değildir. Her bir olayın istisnaî özellikleri vardır ve Amerika’nın İsrail-Filistin çatışmasındaki arabuluculuk çalışmalarında yaptığı gibi, bunlar göz ardı edildiğinde, bütün ilgili taraflar için barış sürecinin başarısız kalmasına ve bütün taraflar için ağır sonuçlar doğurmasına yol açar. Trump’ın Kudüs konusundaki açıklamaları ve kararı, birçok yönden Filistin sorununun benzersizliğinin ve Amerika’nın bu bölgedeki barış ve uzlaşma şansları üzerindeki olumsuz etkisinin büyüklüğünün gün ışığına çıkmasına yol açtı. İlk olarak belirtilmelidir ki, Başkan Trump birçok yönden Filistin sorununa yönelik temel Amerikan politikalarından çok fazla sapmamıştır. Tarzı farklı olsa ve Amerika’nın rolü konusunda seleflerine göre daha net&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre çatışmaların hepsi aynı nitelikte değildir. Her bir olayın istisnaî özellikleri vardır ve Amerika’nın İsrail-Filistin çatışmasındaki arabuluculuk çalışmalarında yaptığı gibi, bunlar göz ardı edildiğinde, bütün ilgili taraflar için barış sürecinin başarısız kalmasına ve bütün taraflar için ağır sonuçlar doğurmasına yol açar. Trump’ın Kudüs konusundaki açıklamaları ve kararı, birçok yönden Filistin sorununun benzersizliğinin ve Amerika’nın bu bölgedeki barış ve uzlaşma şansları üzerindeki olumsuz etkisinin büyüklüğünün gün ışığına çıkmasına yol açtı. İlk olarak belirtilmelidir ki, Başkan Trump birçok yönden Filistin sorununa yönelik temel Amerikan politikalarından çok fazla sapmamıştır. Tarzı farklı olsa ve Amerika’nın rolü konusunda seleflerine göre daha net davransa da politikaları şimdiye kadar Bill Clinton, oğul George Bush ve Barack Obama’dan çok farklı değildir. Bu politika üç prensibe dayanmaktadır: Amerika’nın 1967 yılından bu yana Filistin’de arabuluculukta baskın rol üstlenmede ısrarı, İsrail’in talepleri ve kaygılarına öncelik veren ve Filistin’in talepleri ve kaygılarını tamamen göz ardı eden bir önyargılı Amerikan arabuluculuğu, İsrail’in bölgedeki ABD politikasına müdahale etmemesi ve buna karşılık Amerika’nın tarihî Filistin (yeşil hattın her iki tarafı) konusundaki İsrail politikalarına açık çek vermesine yönelik İsrail’le varılmış gayrı resmî mutabakat.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2018">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
