﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/turkistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2023 08:53:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Türkistan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kiyev Knyazlığı’nın Doğu Roma’yı Titreten Bozkırın Amansız Gücü Peçenekler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kiyev-knyazliginin-dogu-romayi-titreten-bozkirin-amansiz-gucu-pecenekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muallâ Uydu Yücel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2023 08:49:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[II. Kağanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz bozkırları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9111</guid>

					<description><![CDATA[Peçenekler, Oğuzların Türkistan’a gelmeleriyle, hâkimiyet altına girmek istemediklerinden batıya, Karadeniz bozkırlarına yönelmişlerdir. Konargöçer hayat biçimlerine uygun olan bu sahada tarih sahnesinde boy göstermeye başlayan Peçenekler, sonraları biri günümüzdeki Ukrayna, diğeri Bulgaristan topraklarında yer alan iki kağanlık kurmuşlardır. Bölge halklarıyla da zaman zaman çekişmeli ilişkiler yürütmüşlerdir. I. Kağanlık döneminde Rusların uzun bir dönem güneye inmelerine engel olmuşlar, II. Kağanlık döneminde de âdeta Doğu Roma’yı Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini seyretmek zorunda bırakmışlardır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Peçenekler, Oğuzların Türkistan’a gelmeleriyle, hâkimiyet altına girmek istemediklerinden batıya, Karadeniz bozkırlarına yönelmişlerdir. Konargöçer hayat biçimlerine uygun olan bu sahada tarih sahnesinde boy göstermeye başlayan Peçenekler, sonraları biri günümüzdeki Ukrayna, diğeri Bulgaristan topraklarında yer alan iki kağanlık kurmuşlardır. Bölge halklarıyla da zaman zaman çekişmeli ilişkiler yürütmüşlerdir. I. Kağanlık döneminde Rusların uzun bir dönem güneye inmelerine engel olmuşlar, II. Kağanlık döneminde de âdeta Doğu Roma’yı Türklerin Anadolu’ya yerleşmesini seyretmek zorunda bırakmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran Petrolleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/iran-petrolleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Munise Şimşek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 09:18:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Julious de Reuter]]></category>
		<category><![CDATA[Reuter]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8407</guid>

					<description><![CDATA[İran topraklarında ilk petrol arama çalışması 1855’de yapıldı İran’da petrolün bulunması ve işlenmesi İngilizler eliyle gerçekleşti. I. Elizabeth (1533-1603) dönemindeki denizaşırı ticarî faaliyetlerle başlayan İngiltere-İran ilişkileri 18. yüzyılın başlarından itibaren farklı bir mahiyet kazandı. Hindistan’ı sömürgeleştirme hedefleri doğrultusunda İngilizler, Rus Çarlığı’nın genişlemesini bir tehdit olarak algıladıklarından Türkistan coğrafyasında Ruslarla şiddetli bir rekabete giriştiler. İran coğrafyasının İngiliz emperyalizmine maruz kalması da böyle başladı. İngilizler bölgeye nüfuz ettiklerinde bütün yer üstü ve yer altı zenginliklerini araştırdılar. Bu sırada petrol araştırması da yapıldı. İlk imtiyaz 25 Temmuz 1872’de Julious de Reuter’e verildi İran’daki doğal kaynakları araştırmak amacıyla ilk imtiyaz 25 Temmuz 1872 yılında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İran topraklarında ilk petrol arama çalışması 1855’de yapıldı</strong></p>
<p>İran’da petrolün bulunması ve işlenmesi İngilizler eliyle gerçekleşti. I. Elizabeth (1533-1603) dönemindeki denizaşırı ticarî faaliyetlerle başlayan İngiltere-İran ilişkileri 18. yüzyılın başlarından itibaren farklı bir mahiyet kazandı. Hindistan’ı sömürgeleştirme hedefleri doğrultusunda İngilizler, Rus Çarlığı’nın genişlemesini bir tehdit olarak algıladıklarından Türkistan coğrafyasında Ruslarla şiddetli bir rekabete giriştiler. İran coğrafyasının İngiliz emperyalizmine maruz kalması da böyle başladı. İngilizler bölgeye nüfuz ettiklerinde bütün yer üstü ve yer altı zenginliklerini araştırdılar. Bu sırada petrol araştırması da yapıldı.</p>
<p><strong>İlk imtiyaz 25 Temmuz 1872’de Julious de Reuter’e verildi</strong></p>
<p>İran’daki doğal kaynakları araştırmak amacıyla ilk imtiyaz 25 Temmuz 1872 yılında verildi. İngiliz vatandaşı olan ve daha sonra kuracağı ajansla adını dünyaya duyuran Baron Julious de Reuter, İran topraklarındaki madenlerin araştırılmasına yönelik bir imtiyaz almayı başardı. Altın ve gümüş madenlerini 70 yıllığına işletme hakkını Reuter’e veren anlaşma petrol araştırmalarını da kapsıyordu. Ancak Rusların baskısı sonucunda, ülkesinden beklediği desteği alamayan Reuter’in imtiyazı İranlılar tarafından bir yıl sonra iptal edildi.</p>
<p><strong>Baron Julious de Reuter 1889’da ikinci imtiyazı koparmayı başardı</strong></p>
<p>Bölgedeki faaliyetlerinden vazgeçmek istemeyen Baron Julious de Reuter, ülkesinin Ruslara yaptığı baskı sonucunda 1889’da yeni bir imtiyaz anlaşması yapmayı başardı. Bu anlaşmayla İran’da bir banka açma hakkı kazandığı gibi, petrol dahil tüm doğal kaynakları araştırma yetkisine sahip oldu. 1891-93 yıllarında yapılan yoğun araştırmalara rağmen petrole rastlanmadı. Reuter için büyük bir hayal kırıklığına yol açan imtiyaz 1899’da sonlandırıldı. 1901 yılında banka da tasfiye edildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bursalı Safiye Hanim ve Mi’râciyye Vakfiyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/bursali-safiye-hanim-ve-miraciyye-vakfiyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:38:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Yesevî]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Mi'rac]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7959</guid>

					<description><![CDATA[Mi’râciyye vakfının Vâkıfıdır bu Hanım Resûl’e olan aşkın Şâhididir bu Hanım Vakfı yaşatanların Gayreti gerek canım (Vardavî) Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mi’râciyye vakfının </em></p>
<p><em>Vâkıfıdır bu Hanım</em></p>
<p><em>Resûl’e olan aşkın</em></p>
<p><em>Şâhididir bu Hanım</em></p>
<p><em>Vakfı yaşatanların</em></p>
<p><em>Gayreti gerek canım</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı müminlerin imanlı gönüllerine aktarmanın yollarını aramış bulmuşlardır. Bir müddet sonra bu şiirlerin bestelenmesiyle daha başka bir güzellik ortaya çıkmış, musikinin gönül tellerini okşayan meltemi esmeye başlamış,  bir başka ifade ile insan sesi ve nefesi ile Peygamber aşkı ve şevki bir araya gelmiştir.</p>
<p>Mevlid metinlerini makamlı, makamsız, toplu veya tek başına okuma geleneğine bir müddet sonra Mi’râciyye de eklenmiştir. Özellikle Mi’rac kandillerinde tekkelerde başlayan bu adet giderek yaygınlaşmıştır.</p>
<p><em>Dersini göklerde aldı</em></p>
<p><em>Muştusun ümmete saldı</em></p>
<p><em>Ruhunun özüne daldı</em></p>
<p><em>Mirac sultanı Muhammed</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Konu ile ilgili dikkat çekici bir davranış da Bursalı Safiye Hanım tarafından ortaya konmuştur. 1888 tarihli vakfiyeye göre Mevlid, Regâib ve Berat kandillerinde; mevlid, Kadir gecesi hatm-i şerif; Mi’rac kandilinde de Mi’râciyye okunması sağlanacaktır.</p>
<p>Safiye Hanım, damadı Mustafa Rakım Efendi ile birlikte hazırladıkları bu vakfiyenin Mi’râciyye ile ilgili bölümü -belki inanmayacaksınız ama- bugün yaşamaktadır. Her sene Mi’râc kandilinin olduğu günün ikindi namazından sonra Nâyî Osman Dede’nin bestelediği Mi’râciyye, vakfiye gereği okunmaktadır. Mi’râciyyehânlar görevlerini Hoca Muslihuddin/Mahkeme Camii’nde (Kız Lisesi’nin karşısında) ifa etmektedirler. Dergâhların sırlanmasıyla birlikte bu gelenek de unutulmuştu. Söz konusu geleneğin günümüzde yaşamasına vesile olanlardan biri de Bursa Numaniye Dergâhı son postnişini Safiyyüddin Efendi’nin oğlu Ziya Eşrefoğlu’dur (öl. 1977). Yeğenleri Safiyyuddin Erhan beyefendi aynı hizmeti yıllardan beri zevkle ve muazzez bir emanet şuuruyla sürdürmektedir.</p>
<p><em>Medet yâ sâhibe’l-Mi’râc meded senden kerem senden</em></p>
<p><em>Meded yâ şefia’l-usât lutuf senden himem senden</em></p>
<p>(Şemseddin Mısrî)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizlerin Afganistan’daki 200 Yıllık Suç Dosyaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ingilizlerin-afganistandaki-200-yillik-suc-dosyalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:49:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Burnes]]></category>
		<category><![CDATA[Barekzai]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sedozai]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7598</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyılda bugünkü Afganistan coğrafyası, İngiltere ve Rusya arasında büyük bir güç mücadelesinin merkezinde yer aldı. Bir yandan İran ve Batı Türkistan üzerinden Hazar ve Kafkasya’nın tamamına hâkim olmak isteyen İngiltere, diğer taraftan Batı Türkistan’ı işgal ederek Hindistan’a inmek isteyen Rusya arasında sıkışan ve stratejik konumunun kurbanı olan Afganistan o tarihten günümüze 200 yıl boyunca Batılı araştırmacıların “Büyük Oyun” olarak adlandırdıkları siyasî, askerî ve ekonomik güç mücadelesine sahne oldu. Özellikle 1807’den sonra ilgi duydukları, 1809’da saldırmazlık ve dostluk antlaşması yaptıkları Afganistan’da özellikle 1826 yılı ve sonrasında Sedozai ve Barekzai ailelerinden gelen emirler arasında yaşanan taht kavgaları, İngilizlerin oyun kurucu ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyılda bugünkü Afganistan coğrafyası, İngiltere ve Rusya arasında büyük bir güç mücadelesinin merkezinde yer aldı. Bir yandan İran ve Batı Türkistan üzerinden Hazar ve Kafkasya’nın tamamına hâkim olmak isteyen İngiltere, diğer taraftan Batı Türkistan’ı işgal ederek Hindistan’a inmek isteyen Rusya arasında sıkışan ve stratejik konumunun kurbanı olan Afganistan o tarihten günümüze 200 yıl boyunca Batılı araştırmacıların “Büyük Oyun” olarak adlandırdıkları siyasî, askerî ve ekonomik güç mücadelesine sahne oldu. Özellikle 1807’den sonra ilgi duydukları, 1809’da saldırmazlık ve dostluk antlaşması yaptıkları Afganistan’da özellikle 1826 yılı ve sonrasında Sedozai ve Barekzai ailelerinden gelen emirler arasında yaşanan taht kavgaları, İngilizlerin oyun kurucu ve tahta geçenleri belirleyici bir rol oynamalarına sebep oldu.</p>
<p>26 Nisan 1838’de yedi aydır Kâbil’de bulunan Alexander Burnes başkanlığındaki İngiliz heyetinin Rusların kışkırtması ile Dost Muhammed Han tarafından Afganistan’dan kovulması bu ülkeden ilk kez resmî olarak “Afganistan” olarak bahseden ve gözünü bu ülkeye diken İngilizleri hayli rahatsız etmişti. Buna karşılık İngilizler, 26 Haziran 1838’de Üçlü Lahor Antlaşması ile Afganistan’ı ilk defa istila edip, Hindistan’da sürgünde bulunan devrik hükümdar Şeca’yı 7 Ağustos 1839’da Kâbil’e getirerek yeniden hükümdar ilan ettiler. Ancak bu işgal 1840’ta Şah Şeca’yı “kâfirleri Afganistan’a sokmakla ve büyük bir günah işlemekle” suçlayan kabilelerin ayaklanmasına ve Dost Muhammed’in “cihad” ilan etmesine sebep oldu.</p>
<p>Bu dönemde Kâbil, İngilizlerin yönetime hâkim oldukları, kriket oynadıkları, buz pateni yaptıkları, at yarışları düzenledikleri, hatta Afgan kadınların namuslarına tasallut ettikleri, şarap içip eğlendikleri bir zulme şahit oldu. Dost Muhammed’in yeğeni Cihan Begüm’ün Kaptan Robert Warburton ile, bir Gılcay reisinin kız kardeşinin ise Teğmen Lynch ile evlenmesi Afgan halkını isyana sürükledi. 2 Kasım 1841’de Peştûn liderlerden Abdullah Han Açakzay’ın çağrısı ile Kâbil’de çıkan ani ve şiddetli isyanda âdeta hükümdar gibi hareket eden İngiliz temsilcisi Alexander Burnes öldürüldü. İngilizler bu isyanı bastırmıştı; ancak Dost Muhammed’in oğlu Ekber Han yönetiminde Hindukuş Dağlarından harekete geçen Afganlar Kâbil’i tehdide başlamışlardı.</p>
<p>Bu savaşta yer alan bir İngiliz generalinin eşi olan Lady Sale’in anlatımıyla, “topların önüne vücutlarını siper ederek” direnen ve “tepelerin üzerinden İngiliz birliklerinin üzerine kurtların koyun sürüsüne saldırdığı gibi saldıran” mücahitlerin lideri Ekber Han kendileri ile pazarlık edip İngiliz işgalini dayatan İngiliz temsilcisi William Hay Macnaghten ve yanındakileri, 23 Aralık 1841’de, Afgan halkının izlediği bir görüşme sırasında “İngilizlerin, Afganistan’ı işgal etme amacı güttüğünü ve sahtekâr olduklarını” öde sürerek öldürdü. Bu durum İngilizleri, 1 Ocak 1842’de onunla 13 maddelik Kâbil antlaşmasını imzalamak, Dost Muhammed’in hükümdarlığını ve 24 saat içinde Afganistan’ı terk etmeyi kabul etmek zorunda bırakmıştı.</p>
<p>Bu antlaşmaya rağmen İngilizler bazı oyalamalar ile altı günde Kâbil’i terk ettiler. Bu gecikme 17 bin askeri olan İngilizlerin -dört metre enindeki Karanlık geçitte- 3 bin asker kaybına sebep olmuştu. Bu zafer Alman yazar Wilhelm Dietl’e göre “Pekin’den İstanbul’a kadar bütün İslâm dünyasını gururlandırmış, buna karşılık yenilmez Britanya İmparatorluğunun imajını yerle bir etmiş ve İngilizler bu tarihten sonra bu küçük ülkenin yok edilmesi için çok uğraşmışlardı.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönüllerin Kırık Sazı Rebab Osmanlı Elinde Nasıl Kemâle Erdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/gonullerin-kirik-sazi-rebab-osmanli-elinde-nasil-kemale-erdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:22:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsiki]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7217</guid>

					<description><![CDATA[Musiki, Türk’ün Orta Asya’dan başlayan tarih ve medeniyet yolculuğunun merhalelerini anlamanın en belirgin numunesidir. Bilhassa İslâm’ın istikamet vermesiyle birlikte varılan her coğrafyayı, kurulan her yeni devleti, karşılaşılan her medeniyet havzasını ve ruh dünyamızı zenginleştiren “yeni”yi, beraberinde getirdiği “kadim” ile mezcederek insanlığın istifadesine sunabilme kabiliyetini gösteren musikinin nadir sazlarındandır rebab. Turfan’dan Semerkand’a kadar bütün Türkistan’da boğuk ve içli sesiyle gönüllere işleyen “ıklığ”, Hamedan’dan Isfahan’a İran coğrafyasında “kemâne”ye, Bağdad’dan Kahire’ye Arap coğrafyasında ise rebaba inkılap etmiştir. Iklık, ıklığ, rebab, rebabe, rübab, murabba, kemâne, ayaklı kemâne, kemânçe, uzun boyunlu Osmanlı kemençesi ve daha birçok isimle anılan bu mübarek saz, ayak bastığı bütün coğrafyalarda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Musiki, Türk’ün Orta Asya’dan başlayan tarih ve medeniyet yolculuğunun merhalelerini anlamanın en belirgin numunesidir. Bilhassa İslâm’ın istikamet vermesiyle birlikte varılan her coğrafyayı, kurulan her yeni devleti, karşılaşılan her medeniyet havzasını ve ruh dünyamızı zenginleştiren “yeni”yi, beraberinde getirdiği “kadim” ile mezcederek insanlığın istifadesine sunabilme kabiliyetini gösteren musikinin nadir sazlarındandır rebab. Turfan’dan Semerkand’a kadar bütün Türkistan’da boğuk ve içli sesiyle gönüllere işleyen “ıklığ”, Hamedan’dan Isfahan’a İran coğrafyasında “kemâne”ye, Bağdad’dan Kahire’ye Arap coğrafyasında ise rebaba inkılap etmiştir. Iklık, ıklığ, rebab, rebabe, rübab, murabba, kemâne, ayaklı kemâne, kemânçe, uzun boyunlu Osmanlı kemençesi ve daha birçok isimle anılan bu mübarek saz, ayak bastığı bütün coğrafyalarda ismiyle birlikte bazı hususiyetleri de değişerek Selçuklu ve Osmanlı eliyle kemâl bulacağı Anadolu coğrafyasına vasıl olmuştur.</p>
<p>Mehmet Nazmi Özalp <em>Musiki Tarihi </em>isimli eserinin birinci cildinde, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yayımladığı bir belgeden bahseder: “&#8230; Bu saz ki, ismine dahi Kemân-ı Arabî ve kemançe vü rebab dahi dirler. Arabistan sazlarındandır. Eğerçi heyet-i ayaklı keman misüllü, lâkin kiriş ve telden olmayub al atın kuyruğundan altmış kadar kıl cem’i olunub bâdehû ne veçhile tanzim olduğu erbabına ma’lûmdur. Farabî eyledi deyû meşhurdur.”</p>
<p>İlk haline Uygur Türklerinde ıklığ (iklık veya iklik) ismiyle rastladığımız bu saz, hindistancevizi bir tekne üzerine hayvan derisi gerilerek ve silindirik bir sap takılarak imal edilirdi. Üç telli ve telleri ile yayı at kılı olan ıklığın, “ayak” olarak isimlendirilen ve yere dayanan kısmı ise genellikle aynı cins ağaçtan, pirinçten veya farklı malzemelerden olabilirdi. Perdesiz bir saz olması itibariyle icrası zor olan ıklığ, yaylı sazların ilk prototipi olarak görülür. “Yay” anlamındaki “ık”tan türediği düşünülen ıklığa, kopuzun yay ile çalınmasından dolayı bu isim verilmiştir. “Oklu kopuz” olarak da isimlendirilir.</p>
<p>Rebab Şark’a mahsus bir hengâme ile bazen benzer bütün sazlar için bir müşterek isim olarak (Farsçada “kemâne” bütün yaylı sazlar için kullanılır), bazen de farklı yaylı sazlar için kullanılmıştır. Nitekim rebabla ilgili en çok bilgi veren kaynaklardan olan Evliya Çelebi İstanbul’da esnaf gruplarını anlatırken rebabzenleri ve ıklıkçıları ayrı ayrı zikreder. Kültür tarihimizin bu sevimli ve nüktedan kalem efendisi, <em>Seyahatname</em>’sinin İstanbul’u konu alan birinci cildinde sazendelerden bahsederken ilginç bilgilere yer verir. Iklığın Türkistan ve Arabistan’da yoğun olarak kullanılmasına rağmen Rumeli’de hiç bilinmediğini kaydeden Çelebi, rebabı ise Hekim Fisagores’ten (Pisagor) Abdullah Faryabî’nin (Farabi) alarak düzenlediğini, Süleyman Peygamber’in Belkıs ile düğününde çalındığını, yine Hz. Peygamber’in (sas) Hz. Hatice (ra) ile düğününde def, kudüm ve ney ile birlikte rebab da çalındığını <em>Siyer-i Cerir</em>’i şahit göstererek nakleder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/abide-sahsiyetler/ord-prof-dr-zeki-velidi-togan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahameddin Başar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:08:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Abide Şahsiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Zeki Velidi Togan]]></category>
		<category><![CDATA[Başkırt Özerk]]></category>
		<category><![CDATA[Kasımiye Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya Başkırt]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5690</guid>

					<description><![CDATA[1890 yılında Rusya’nın Başkırt bölgesinde doğmuş olan Ahmet Zeki Velidi Togan (1890-1970), eğitimli bir ailenin çocuğu idi. Arapçayı babasından, Farsçayı annesinden öğrendi. Babasının kendisini evlendirip köye imam yapmak istediğini öğrenince Kazan’a kaçtı ve oradaki Kasımiye Medresesi’nde eğitimini tamamladı. Burada Rus şarkiyatçılarla tanışan Togan, 1909 yılında Kazan’da bulunan Kasımiye Medresesi’nde ve Ufa’daki Osmaniye Medresesi’nde Türk tarihi ve Arap edebiyatı tarihi alanında hoca olarak çalışmış, bu sırada Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yapmaya başlamış, Türkistan’a geziler yapmıştı. 1915 yılında Rusya Meclisi’ndeki mebuslara Müslümanların meselelerine yardımcı olacak heyete Başkırt temsilcisi olarak seçilince Peterbursg’a gitti ve orada siyasî işlerle de uğraşmaya başladı. Bu sırada Rus&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1890 yılında Rusya’nın Başkırt bölgesinde doğmuş olan Ahmet Zeki Velidi Togan (1890-1970), eğitimli bir ailenin çocuğu idi. Arapçayı babasından, Farsçayı annesinden öğrendi. Babasının kendisini evlendirip köye imam yapmak istediğini öğrenince Kazan’a kaçtı ve oradaki Kasımiye Medresesi’nde eğitimini tamamladı. Burada Rus şarkiyatçılarla tanışan Togan, 1909 yılında Kazan’da bulunan Kasımiye Medresesi’nde ve Ufa’daki Osmaniye Medresesi’nde Türk tarihi ve Arap edebiyatı tarihi alanında hoca olarak çalışmış, bu sırada Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yapmaya başlamış, Türkistan’a geziler yapmıştı. 1915 yılında Rusya Meclisi’ndeki mebuslara Müslümanların meselelerine yardımcı olacak heyete Başkırt temsilcisi olarak seçilince Peterbursg’a gitti ve orada siyasî işlerle de uğraşmaya başladı. Bu sırada Rus Türkolog ve şarkiyatçısı V. V. Barthold’un (1869-1930) yardımıyla askere gitmekten kurtuldu; 1917 Ekim İhtilali’nden sonra Başkırt halkının ihtiyaçlarını karşılamak üzere siyasete girdi ve Başkırt Özerk hükümetinin kurulmasına öncülük etti. Bu hükümette Savaş Bakanı ve ardından hükümet başkanı olan Togan, Rusya’daki iç savaş sırasında Çarlık generallerin baskısına karşı Sovyetler’le işbirliği yaptı. Diğer taraftan Lenin, Troçki ve Stalin gibi liderlerle görüştü, Başkırt hareketi başarılı olamayınca 1920 yılında Türkistan’a giderek mücadelesini orada sürdürdü.</p>
<p>Türkistan’da bulunduğu 30 yıl boyunca Basmacılar’la birlikte Bolşevik Ruslarla mücadele etmiş ancak Türkistan’da Rusların baskısı artınca İran’a kaçmak mecburiyetinde kalmıştı. Orada kütüphanelerde çalışırken Meşhed’deki kitaplıkta o zamana kadar metni bilinmeyen İbn Fadlan’ın eserini buldu. Aynı yıl Afganistan’a geçen Togan, bir süre Herat ve Kâbil’de incelemelerde bulundu, daha sonra Hindistan yoluyla Türkiye’ye ulaştı. Ancak vizesi olmadığından Avrupa’ya gitti; 18 ay kaldığı bu coğrafyada İngiliz, Alman ve Fransız ilim çevreleriyle tanıştı. Nihayet Türkiye Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin daveti üzerine 1925 yılında İstanbul’a geldi ve bir süre sonra Ankara’ya giderek Türk vatandaşı oldu. Türkiye’deki ilk görevi olan Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti üyeliğine tayin edilmişse de Ankara’yı sevememiş, İstanbul’a gelerek 1927 yılında İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Türk Tarihi muallimliğine getirilmişti. Bu sırada Türkiyat Enstitüsü’nün davetiyle Türkiye’ye gelen Rus Türkolog Barthold’un konferanslarında tercümanlık yaptı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
