﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkiye &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/turkiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jul 2023 13:05:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Türkiye &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Osmanlı Arapları”Na Dair…</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/bir-kitap-bir-yazar/osmanli-araplarina-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 15:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Kitap Bir Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet-Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[I.Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9099</guid>

					<description><![CDATA[I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet (1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan <em>Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet </em>(1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da Meşrutiyetçi İranlılar Ve Jön Îrâniyân</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/istanbulda-mesrutiyetci-iranlilar-ve-jon-iraniyan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 14:32:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Îrâniyân]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9093</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Süleyman’ın Vurduğu O Mühür&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sultan-suleymanin-vurdugu-o-muhur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 12:45:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Süleyman Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8969</guid>

					<description><![CDATA[Rodos, bugün Yunanistan sınırları içinde yer alsa da, genel manzarası Türkiye’nin tarihî şehirlerinden birini andırıyor hâlâ. Sultan Süleyman Camii, adanın bütün fotoğraflarında en dikkat çekici eser. Ara sokakları adımlarken, Osmanlı asırlarının soluk alıp verişini duyuyor, yolu Rodos’a düşen nice âlim ve siyasetçiyi adeta önünüzde yürürken görüyorsunuz. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rodos, bugün Yunanistan sınırları içinde yer alsa da, genel manzarası Türkiye’nin tarihî şehirlerinden birini andırıyor hâlâ. Sultan Süleyman Camii, adanın bütün fotoğraflarında en dikkat çekici eser. Ara sokakları adımlarken, Osmanlı asırlarının soluk alıp verişini duyuyor, yolu Rodos’a düşen nice âlim ve siyasetçiyi adeta önünüzde yürürken görüyorsunuz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dedem Küsmediyse, Benim Buna Ne Hakkım Var!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dedem-kusmediyse-benim-buna-ne-hakkim-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selma Argon]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:42:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[derin tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8878</guid>

					<description><![CDATA[Mehmed Âkif Ersoy’un torunu Selma Argon Hanımefendi 2011 yılından beri dedesinin âdeta sesi olup onun mücadelesini ve dava şuurunu Türkiye’yi karış karış gezerek anlatmaya gayret ediyor. Bu 11 yıl zarfında, halkla buluşmaları sırasında Âkif ona pek çok şey öğretmiş, öğretmeye devam ediyor. Bizim de payımıza düşenler olsun arzusuyla Selma Hanım’la Derin Tarih ofisinde sohbet ettik. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmed Âkif Ersoy’un torunu Selma Argon Hanımefendi 2011 yılından beri dedesinin âdeta sesi olup onun mücadelesini ve dava şuurunu Türkiye’yi karış karış gezerek anlatmaya gayret ediyor. Bu 11 yıl zarfında, halkla buluşmaları sırasında Âkif ona pek çok şey öğretmiş, öğretmeye devam ediyor. Bizim de payımıza düşenler olsun arzusuyla Selma Hanım’la <em>Derin Tarih</em> ofisinde sohbet ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âkif’in Meâline Ne Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/akifin-mealine-ne-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Yasin Çomoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:37:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8875</guid>

					<description><![CDATA[Âkif’in Kur’ân meâlinin serüveni, başlı başına bir Türkiye hikâyesidir. Yazılışından yakılışına dek, millî şairin yıllarını verdiği meâl metninin başına gelenler&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Âkif’in Kur’ân meâlinin serüveni, başlı başına bir Türkiye hikâyesidir. Yazılışından yakılışına dek, millî şairin yıllarını verdiği meâl metninin başına gelenler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dosya No: İrtica-906</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/dosya-no-irtica-906/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mirza Mahmut Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2022 12:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1925]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkiye Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8862</guid>

					<description><![CDATA[Ülkesinden uzakta geçirdiği gönüllü Mısır sürgünü (1925-1936) boyunca, Mehmed Âkif sürekli takibata uğramıştı. Türkiye’de dönemin devlet ricâli gerekli görmüş olmalıydı ki, gittiği ve kaldığı yerler, görüştüğü ve konuştuğu kimseler ayrıntılı bir şekilde rapor edilmişti. Âkif’in dosyası, “İrtica-906” şeklinde kodlanmış ve vesikalarda bu şekilde anılmıştı. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkesinden uzakta geçirdiği gönüllü Mısır sürgünü (1925-1936) boyunca, Mehmed Âkif sürekli takibata uğramıştı. Türkiye’de dönemin devlet ricâli gerekli görmüş olmalıydı ki, gittiği ve kaldığı yerler, görüştüğü ve konuştuğu kimseler ayrıntılı bir şekilde rapor edilmişti. Âkif’in dosyası, “İrtica-906” şeklinde kodlanmış ve vesikalarda bu şekilde anılmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parantezlerin Arası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/parantezlerin-arasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 14:43:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8666</guid>

					<description><![CDATA[Saatler gece yarısından sonra 02.00’yi vururken uykularından uyandırıldılar. Kendilerine hızlıca giyinmeleri söylendi. Nihayet hazır olduklarında, tam 78 gündür dışarıyla irtibatları tamamen kesilmiş biçimde tutuldukları evin bodrum katına indirildiler. Başlarındaki nöbetçiye niçin yataklarından kaldırılıp bodruma indirildiklerini sorunca, aldıkları cevap ikna ediciydi: “Düşmanlar yaklaşıyor, güvenliğinizi sağlamak zorundayız!” Ancak az sonra daracık odaya silahlı adamlar doluştu ve komutanlarının emriyle, birden yaylım ateşine başladılar. Yalnızca yirmi dakika sonra, devrik Rus Çarı II. Nikolay, karısı Alexandra Fyodorovna, oğlu Aleksey ve kızları Olga, Maria, Anastasia ile Tatiana’nın cesetleri yerde yatıyordu. Takvimler 17 Temmuz 1918’i gösterirken; bir yıl önce devrilen ve ev hapsine alınan Çar ve ailesinin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Saatler gece yarısından sonra 02.00’yi vururken uykularından uyandırıldılar. Kendilerine hızlıca giyinmeleri söylendi. Nihayet hazır olduklarında, tam 78 gündür dışarıyla irtibatları tamamen kesilmiş biçimde tutuldukları evin bodrum katına indirildiler. Başlarındaki nöbetçiye niçin yataklarından kaldırılıp bodruma indirildiklerini sorunca, aldıkları cevap ikna ediciydi: “Düşmanlar yaklaşıyor, güvenliğinizi sağlamak zorundayız!”</p>
<p>Ancak az sonra daracık odaya silahlı adamlar doluştu ve komutanlarının emriyle, birden yaylım ateşine başladılar. Yalnızca yirmi dakika sonra, devrik Rus Çarı II. Nikolay, karısı Alexandra Fyodorovna, oğlu Aleksey ve kızları Olga, Maria, Anastasia ile Tatiana’nın cesetleri yerde yatıyordu. Takvimler 17 Temmuz 1918’i gösterirken; bir yıl önce devrilen ve ev hapsine alınan Çar ve ailesinin Yekaterinburg’da kurşuna dizilmesiyle, Rusya tarihinde bir dönem sona eriyor, 1613’te açılan Romanov hanedanına ait parantez kanlı biçimde kapanıyordu.</p>
<p>1917 Bolşevik (Ekim) Devrimi, sadece Rusya’yı etkilemedi hiç şüphesiz. Sonrasında yaşanan gelişmelerle, Sovyetler Birliği döneminde bir parantez daha açıldı ve 1990’ların başına kadar, İslâm coğrafyasının geniş bir bölümü de bu parantezin içinde kaldı. Sonra Sovyetler dağıldı ve tarih, Romanovların son temsilcisine iade-i itibar yaptı: Rus Ortodoks Kilisesi’nin 2000’de aldığı bir kararla Çar II. Nikolay ve ailesi “aziz” ilân edildi.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında Ekim Devrimi’ni işlerken, yakın dönemin bu bol sürprizli zaman dilimini mercek altına alıyoruz. Çok boyutlu neticeleriyle Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Ekim Devrimi, ayrıntılarında gizlediği hiç düşmeyen gerilimle, film senaryolarını aratmayacak bir sürükleyiciliğe sahip.</p>
<p>Dosyamızın, ülkemizde genellikle tek bir bakış açısı üzerinden ele alınan bu çok önemli dönüm noktasına farklı noktalardan bakmaya yardımcı olacağına inanıyoruz.</p>
<p>Yeni sayımıza kadar, hayırla kalınız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Mücadele Sırasında Stalin&#8217;den Nasıl Para Yardımı Alındı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/milli-mucadele-sirasinda-stalinden-nasil-para-yardimi-alindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 14:24:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8652</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal Tengirşenk ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’dan oluşan Türk heyeti ile Rusya tarafında Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin ve Merkez Komitesi üyesi Celal Korkmazov arasında 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’nın perde arkasında yaşananlar, Rıza Nur’un hatıratında ayrıntılarıyla anlatılır. Türkiye’nin kuzeydoğu sınırlarını belirlemesi yanında, Ekim Devrimi sonrasında Batılı ülkeler karşısında yeni bir eksene oturan Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında bilgi vermesi bakımından da ehemmiyet arz eden bu antlaşmayı, söz konusu hatırattan iktibaslarla mercek altına alalım.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal Tengirşenk ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’dan oluşan Türk heyeti ile Rusya tarafında Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin ve Merkez Komitesi üyesi Celal Korkmazov arasında 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması’nın perde arkasında yaşananlar, Rıza Nur’un hatıratında ayrıntılarıyla anlatılır. Türkiye’nin kuzeydoğu sınırlarını belirlemesi yanında, Ekim Devrimi sonrasında Batılı ülkeler karşısında yeni bir eksene oturan Türkiye-Rusya ilişkileri hakkında bilgi vermesi bakımından da ehemmiyet arz eden bu antlaşmayı, söz konusu hatırattan iktibaslarla mercek altına alalım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Anayasalarında Devletin Dini</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/turkiye-anayasalarinda-devletin-dini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 13:13:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8622</guid>

					<description><![CDATA[1924 Anayasası, 10 Nisan 1928’de 1222 sayılı kanunla tadil edilmiş ve anayasanın 2. maddesi olan “Türkiye Devleti’nin dini, din-i İslâm’dır” maddesi çıkartılmıştır. Bu tadilattan sonra 1961 ve 1982 anayasalarında da devletin dinine dair herhangi bir maddeye yer verilmez. Böylece tarihimizde devletin dininden bahsedilmeyen yeni bir dönem başlamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1924 Anayasası, 10 Nisan 1928’de 1222 sayılı kanunla tadil edilmiş ve anayasanın 2. maddesi olan “Türkiye Devleti’nin dini, din-i İslâm’dır” maddesi çıkartılmıştır. Bu tadilattan sonra 1961 ve 1982 anayasalarında da devletin dinine dair herhangi bir maddeye yer verilmez. Böylece tarihimizde devletin dininden bahsedilmeyen yeni bir dönem başlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Çarpıtmayan Bir Üslupla&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/tarihi-carpitmayan-bir-uslupla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 14:02:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İdris Bostan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7731</guid>

					<description><![CDATA[“Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta &#8216;Osmanlı Akdeniz’i&#8217; başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dahil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: &#8216;Akdeniz bir Türk gölü&#8217;. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir. Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Denizcilik tarihi sadece bizde değil, Batı’da da ciddi anlamda çalışılıyor artık. Sempozyumlarda, kitap ve makalelerimdeki vurgularım yavaş yavaş araştırmalarda ve yapılan tezlerde karşılık buluyor, dile getiriliyor. Hatta &#8216;Osmanlı Akdeniz’i&#8217; başlıklı makale yazanlar bile oldu. Fakat önceki zamanlarda Osmanlı’yı Akdeniz’e dahil bile etmezlerdi. Bizde ise bir hamaset vardı: &#8216;Akdeniz bir Türk gölü&#8217;. İşte bizdeki bu ifrat ve tefrit meselesi ilmî kriterlerle örtüşmemektedir.</p>
<p>Taraf tutmayan bir tarihçiliğe ihtiyaç var. Taraf tutmamakla kastettiğim; nötr, hiç hissî tarafı, fikrî altyapısı olmayan bir yaklaşım da değil. Tarihi çarpıtmamak ve ideolojisine alet etmemek suretiyle, doğru bilgiler neyse, makul ölçülerle tarihin kendi metotlarıyla ortaya konulmasıdır. Bunu bize öğreten, üzerine kitaplar yazan Batılılar kendileri bu prensiplere riayet etmediler. Bizim entelektüelimiz, ilim adamlarımız, bu işi meslek edinmiş, mesele edinmiş bazı hocalarımız da bunu görmediler. Türkiye’nin entelektüel kimliğinin tam olarak oluşmaması veya tamamen ideolojik olarak bölünüp parçalanması da bununla alakalı.”</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in Aralık sayısında hangi konuyu kapak dosyası olarak belirleyelim diye tartışırken, Osmanlı denizciliğine müstakil şekilde eğilmemiz gerektiği görüşü ağır bastı. Konu Osmanlı denizciliği olunca da, Türkiye’de bu noktada başvuracağımız isim belliydi: Prof. Dr. İdris Bostan.</p>
<p>Yalnızca ülkemizde değil, bütün dünyada da Osmanlı denizciliği sahasının otorite isimlerinden biri olan İdris Hocamız, kendisiyle yaptığımız mufassal mülakatta, hem denizlerde neler yaşandığını anlattı hem de meseleye hangi prensipler çerçevesinde bakmamız gerektiğini izah etti. Kendisine ve dosyamıza katkıda bulunan diğer hocalarımıza müteşekkiriz.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>, bu ay yine coğrafyamızın dört bir yanından, birbirinden dikkat çekici başlıklarla dopdolu. Beğeneceğiniz ve arşivinize katmaya değer bulacağınız bir sayı hazırladığımıza inanıyoruz. Ancak her zaman hatırlattığım gibi: Daha iyisi için, sizlerin eleştirilerine, desteklerine ve katkılarına ihtiyacımız var. İstişare mekanizması işletilmeden ve ortak akıl devreye sokulmadan, kalıcı güzelliklere ulaşmak çok zor.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki Amerikan Okulları Krizinin Fitili Lozan’da Ateşlenmiş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/turkiyedeki-amerikan-okullari-krizinin-fitili-lozanda-ateslenmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph C. Grew]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[müttefik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6831</guid>

					<description><![CDATA[Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı. İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı.</p>
<p>İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma teklifini, “önce müttefiklerle sorunu çöz, sonra görüşelim” babında erteler. Amerikalılar Lozan’da netleşecek tabloyu görmeden Türkiye’ye yanaşmaya pek niyetli değildir anlayacağınız. 1923 Mayıs’ından itibaren Lozan görüşmeleri müttefiklerin arzuladığı istikamete doğru giderken, ABD &#8211; Türkiye görüşmeleri de başlamış olur. Nihayetinde 6 Ağustos 1923’te ABD ve Türkiye arasında, iki ülkenin resmî olarak “genel antlaşma” diye adlandırdığı 32 maddelik “Türk-Amerikan Lozan Antlaşması” imzalanır. Lozan Antlaşması’nın üzerinden iki hafta geçmiştir.</p>
<p>Türk-Amerikan Lozan Antlaşması, dönemin ABD hükümeti tarafından onaylanmak üzere Amerikan senatosuna götürülür. Sözde Ermeni sorununa yer verilmemesi ve kapitülasyonların kaldırılması bahane edilerek onay verilmez. Antlaşma son olarak 18 Ocak 1927’de bir daha oylamaya sunulur. 34 oy aleyhte, 50 oy lehte çıkar; üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için antlaşma reddedilir. Fakat senatoda antlaşmayla ilgili olumlu bir yaklaşımın olduğu anlaşılmıştır. ABD hükümeti Türkiye ile diplomatik ilişkilerini başlatmak için başka bir arayışa girer. Çözüm 17 Şubat 1927 günü imzalanan geçici antlaşmadır. ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na dahil olmasıyla Türkiye ile 1917 Nisan’ında kopan diplomatik ilişkiler bu geçici antlaşmayla yeniden başlamış olur. Geçici antlaşmanın imzalanmasından 6-7 ay sonra, 18 Eylül 1927’de ABD’nin Lozan heyeti başkanı Joseph C. Grew Türkiye büyükelçisi olarak İstanbul’a gelir ve Ekim ayında göreve başlar. 12 Ekim’de de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e güven mektubunu sunar.</p>
<p>Joseph C. Grew’in büyükelçilik görevine gelmesinden kısa süre sonra Kasım ayında, Türkiye’deki Amerikan okulları gündeme gelir. O dönem Türkiye’de sekiz Amerikan okulu faaliyet göstermekteydi. Üçü İstanbul’da olmak üzere Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus ve Bursa’da birer Amerikan okulu mevcuttu. Ayrıca İzmir’de yine Amerikan destekli, Milletlerarası Yüksek Öğretim Enstitüsü, diğer adıyla İzmir Uluslararası Koleji faaliyet gösteriyordu. 19. yüzyılda misyonerler tarafından Hıristiyanlığı yayma amaçlı açılmış ve görünürde Osmanlı tebaasındaki gayrimüslimlerin temel eğitimleri için tasarlanmış olsalar da, ileride durumun pek de öyle olmadığı anlaşılacaktı. 1890’lı yıllarda Osmanlı’ya başkaldıran Ermenilerin çoğu Amerikan okullarından mezun olmuştur. Hatta Ermeni terör örgütleri bu okulları karargâh olarak kullanmıştır. Mesela 1892-93’te Merzifon’daki ayaklanmalarda Hınçak Komitesi’nin karargâhı buradaki Amerikan Koleji idi. Öte yandan American okullarının ABD hükümeti ile resmî bir bağı olmayıp, doğrudan American Board adındaki misyonerlik kuruluşuna bağlıydılar. Bible House adında bir başka misyonerlik kuruluşu da İstanbul merkezli olarak Amerikan okullarının destekçileri arasındaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Türk Vatanıdır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/suriye-turk-vatanidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:34:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilâdü'ş-Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Hicaz]]></category>
		<category><![CDATA[semavî]]></category>
		<category><![CDATA[Türk ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5807</guid>

					<description><![CDATA[Son yıllarda bölgemizde yaşanan ve ülkemizi doğrudan etkileyen sosyal ve siyasî sorunlara karşı bir çözüm arayışı olarak Türk ordusunun Suriye’de yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin buradaki siyasî ve askerî varlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir tür hak sahipliği ya da tevarüs hukuku anlayışı içerisinde ele alınan ve tarihî bir zemine çekilmek istenen tartışma, teleolojik olarak Türkiye’nin bölgedeki tarihî varlığını dışlama eğilimleri gösteriyor. Bu çerçevede de soruluyor: “Türkiye’nin bu bölgede ne işi var?” Yine aynı çerçeve içerisinden bu soruya bir cevap da veriliyor: “Tarihî olarak Kürtlerin ya da Arapların yurtları olan bu bölgelerde Türkiye’nin bir tür zımnî hak sahipliği iddiasında bulunması işgaldir.”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Son yıllarda bölgemizde yaşanan ve ülkemizi doğrudan etkileyen sosyal ve siyasî sorunlara karşı bir çözüm arayışı olarak Türk ordusunun Suriye’de yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin buradaki siyasî ve askerî varlığına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi. Bir tür hak sahipliği ya da tevarüs hukuku anlayışı içerisinde ele alınan ve tarihî bir zemine çekilmek istenen tartışma, teleolojik olarak Türkiye’nin bölgedeki tarihî varlığını dışlama eğilimleri gösteriyor. Bu çerçevede de soruluyor: “Türkiye’nin bu bölgede ne işi var?” Yine aynı çerçeve içerisinden bu soruya bir cevap da veriliyor: “Tarihî olarak Kürtlerin ya da Arapların yurtları olan bu bölgelerde Türkiye’nin bir tür zımnî hak sahipliği iddiasında bulunması işgaldir.” Kuşkusuz bu doğru değil. Tarih, bölgedeki Türk varlığının yalnızca ne kadar eski ve coğrafyanın tarihî yapılanışında temel unsur olduğunu değil, aynı zamanda bunun devamını temin etmenin Türkiye’nin varoluşu ve geleceği açısından da hayatî olduğunu gösteriyor. Bunu görebilmek için kuşbakışı bir tarihî okuma bile yeterli olacaktır.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">İslam tarihinde kuşkusuz Hicaz’ın merkeze alınmasıyla “Kuzey Ülkeleri” anlamına gelen Bilâdü’ş-Şam adıyla (zamanla sadece Şam’a dönüşecektir) anılan coğrafya, bugünkü Suriye’nin büyük bir kısmını içerisine alan geniş bir bölgeye karşılık geliyordu. Tabiî burada sözü edilen dönemde bu coğrafyanın bugünkü Filistin, Lübnan ve Ürdün ile birlikte sözde İsrail’in işgali altındaki topraklara da şamil olduğunu belirtmek gerekir. Mümbit Hilal olarak meşhur bereketli topraklara sahip olması, semavî dinlerin mukaddes kabul ettiği beldeleri ihtiva etmesi ve eski çağlardan beri ticaret yollarının kavşağında bulunması dolayısıyla tarihin her döneminde yoğun bir trafiğin bulunduğu Suriye, aynı zamanda Mısır ile el-Cezîre, Irak ve İran’ı da birbirine bağlamaktaydı. Bundan dolayı da bölgede siyasî hâkimiyet iddiasında olan güçlerin en temel ilgi alanı olarak öne çıkıyordu. Nitekim Suriye’deki Türk varlığının da bu hat üzerinden ele alınması uygundur.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahitsiz, Delilsiz, Bilimsel Mesnetsiz Konuşmaz Da Yazmaz Da!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/sahitsiz-delilsiz-bilimsel-mesnetsiz-konusmaz-da-yazmaz-da/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebubekir Sofuoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 22:32:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4578</guid>

					<description><![CDATA[Kadir Mısıroğlu üstadın tarihçiliği ile ilgili birçok eleştiri yapılmaktadır. Yazılar kalem alan, konferans veren, kanaatlerini bir şekilde ortaya koyan insanlar hakkında eleştirilerin olması elbette normaldir. Bu bağlamda Kadir Mısıroğlu ile ilgili de eleştiriler pekâlâ yapılabilir. Ancak eleştirilerin sağlam kaynaklara dayalı olması gerekir. Fakat Üstad’la ilgili eleştirilerin bir kısmının hissi olduğunu görmek mümkün. O, Türkiye’de çoğu tarihçinin söylemeye cesaret edemediği konuları gündeme taşıdığı için haliyle birçok kişi tarafından tenkit edilmektedir. Bu da anlaşılır bir durum. Kadir Mısıroğlu’nun kimi tarihçilerin takdir ettiği kişilikleri eleştirmesi sebebiyle tabii olarak onlar da kendisine muhalif pozisyon belirlemektedir ki bu normal bir savunma refleksidir. Fakat karşı açıklamalar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Kadir Mısıroğlu üstadın tarihçiliği ile ilgili birçok eleştiri yapılmaktadır. Yazılar kalem alan, konferans veren, kanaatlerini bir şekilde ortaya koyan insanlar hakkında eleştirilerin olması elbette normaldir. Bu bağlamda Kadir Mısıroğlu ile ilgili de eleştiriler pekâlâ yapılabilir. Ancak eleştirilerin sağlam kaynaklara dayalı olması gerekir. Fakat Üstad’la ilgili eleştirilerin bir kısmının hissi olduğunu görmek mümkün. O, Türkiye’de çoğu tarihçinin söylemeye cesaret edemediği konuları gündeme taşıdığı için haliyle birçok kişi tarafından tenkit edilmektedir. Bu da anlaşılır bir durum. Kadir Mısıroğlu’nun kimi tarihçilerin takdir ettiği kişilikleri eleştirmesi sebebiyle tabii olarak onlar da kendisine muhalif pozisyon belirlemektedir ki bu normal bir savunma refleksidir. Fakat karşı açıklamalar yapılırken sağlam delillere dayanmak bilimsel bir mecburiyettir. Sadece Mısıroğlu’na cevap yetiştirmek saikiyle mesnedi olmayan, delile dayanmayan savunmalar tabii olarak bilimsel değerlendirme olarak kabul edilemeyecektir. Elbette Kadir Mısıroğlu’nun yanlış söyleme ihtimali de mevcut ancak bunların da delilleriyle ortaya konulması gerekir. Bir başka açıdan bakıldığında Kadir Mısıroğlu Türkiye’de konuşulmaya pek cesaret edilemeyen meselelerde beyanda bulunduğunda kendilerini o konuların birinci derece muhatabı sayanlar tarafından da eleştirilere maruz bırakılmakta; bahsettiği konular ve getirdiği eleştiriler lüzumsuz, gündemi geçmiş, tarihte artık kıymeti kalmamış boş çabalar olarak değerlendirilmektedir.</span></span></span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2019">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masalını Arayan Türkiye</title>
		<link>https://www.derintarih.com/derin-kitap/masalini-arayan-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halil Solak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 22:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Derin Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar]]></category>
		<category><![CDATA[Darülfünun]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yahya Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1882</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Hamdi Tanpınar, Darülfünun’un Edebiyat şubesinde öğrenciyken 1919 Kasım’ında bir gün Zeynep Hanım Konağı’nın koridorlarında elinde “gizlemeyi unuttuğu” bir kitap olduğu halde Yahya Kemal’le karşılaşır. Kitabı eline alan Kendi Gök Kubbemiz şairi, “gençliğinden bir şeylere bakar gibi” bakmış ve talebesine şu ikazda bulunmuştur: “Güzel, ama sizin için daha erken. Klasikleri okuyun, sırasıyla okuyun. Ve her muharriri tekmil okuyun!” Tanpınar, yıllar sonra kaleme aldığı Yahya Kemal monografisinde hocasının bu ikazını,  onun yolunu kısaltma çabası olarak yorumlayacaktı. D. Mehmet Doğan’ın “muhabbetle” imzalayıp gönderdiği Neden Klasiklerimiz Yok? adlı son kitabını elime alınca aklıma Tanpınar ile üstadının arasında geçen yukarıdaki hadise geldi. Bugün de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Hamdi Tanpınar, Darülfünun’un Edebiyat şubesinde öğrenciyken 1919 Kasım’ında bir gün Zeynep Hanım Konağı’nın koridorlarında elinde “gizlemeyi unuttuğu” bir kitap olduğu halde Yahya Kemal’le karşılaşır. Kitabı eline alan Kendi Gök Kubbemiz şairi, “gençliğinden bir şeylere bakar gibi” bakmış ve talebesine şu ikazda bulunmuştur:</p>
<p>“Güzel, ama sizin için daha erken. Klasikleri okuyun, sırasıyla okuyun. Ve her muharriri tekmil okuyun!”</p>
<p>Tanpınar, yıllar sonra kaleme aldığı Yahya Kemal monografisinde hocasının bu ikazını,  onun yolunu kısaltma çabası olarak yorumlayacaktı.</p>
<p>D. Mehmet Doğan’ın “muhabbetle” imzalayıp gönderdiği Neden Klasiklerimiz Yok? adlı son kitabını elime alınca aklıma Tanpınar ile üstadının arasında geçen yukarıdaki hadise geldi.</p>
<p>Bugün de gençlere verilen nasihat aşağı yukarı aynı: “Önce klasikleri okuyun, sonra diğerlerini.” İyi ama hangi klasikleri? Ya da klasikler meselesinin Türkiye macerasına baktığımızda soruyu şöyle değiştirmemiz gerekiyor: Kimin klasikleri?</p>
<p>Klasikler mevzuu, Efendibabamız Ahmed Midhat Efendi’den beri, yani 100 yıldır entelektüel gündemimizde.</p>
<p>Bu arada bu bahiste hemen herkesin aklına ilk anda Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’in 1940’larda yaptığı klasiklerin neşri hamlesi gelecektir. Bu dönemde Yücel, büyük bir tercüme faaliyetiyle klasikleri Türkçeye kazandırmıştır. Ancak bu dizide tercüme edilen eserler hala tartışılıyor. Yapacağımız kısa bir muhasebe bize tartışmanın seyri hakkında bilgi verecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2017">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fırat Kalkanı Harekatı’nda Terör Koridoruna Müsaade Yok</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/firat-kalkani-harekatinda-teror-koridoruna-musaade-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2016 22:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1885</guid>

					<description><![CDATA[Nisan 2011’den bu yana Suriye’de yaşanan iç savaşta 600 bin Suriyeli Beşşar Esed’in ordusu tarafından katledildi. 12 milyon civarında Suriyeli yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı ve bunlardan 6 milyonu başka ülkelere iltica etti. Türkiye’de 3 milyona yakın mülteci yaşarken 1 milyon Suriyeli başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine dağılmış durumda. Ne var ki hiçbir Avrupa ülkesinin bu insanları topraklarında istemiyor. Türkiye 2014’den bu yana Suriye’nin kuzeyinde “uçuşa yasak bölge” ile “güvenli bölge” oluşturulmasını gündeme getirmişse de ne ABD’den olumlu bir cevap alabildi, ne de Avrupalı devletlerden. Türkiye’nin Batı’nın bütün umursamazlığına rağmen kapılarını sonuna kadar açtığı Suriyeli sığınmacılar için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan 2011’den bu yana Suriye’de yaşanan iç savaşta 600 bin Suriyeli Beşşar Esed’in ordusu tarafından katledildi. 12 milyon civarında Suriyeli yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı ve bunlardan 6 milyonu başka ülkelere iltica etti. Türkiye’de 3 milyona yakın mülteci yaşarken 1 milyon Suriyeli başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine dağılmış durumda. Ne var ki hiçbir Avrupa ülkesinin bu insanları topraklarında istemiyor. Türkiye 2014’den bu yana Suriye’nin kuzeyinde “uçuşa yasak bölge” ile “güvenli bölge” oluşturulmasını gündeme getirmişse de ne ABD’den olumlu bir cevap alabildi, ne de Avrupalı devletlerden. Türkiye’nin Batı’nın bütün umursamazlığına rağmen kapılarını sonuna kadar açtığı Suriyeli sığınmacılar için yaklaşık 20 milyar dolar harcadığını hatırlatalım.</p>
<p>2014’te DEAŞ aktif bir saldırı politikasıyla Irak’ın %40’nı, Suriye’nin ise %60’ını ele geçirdi. Türkiye DEAŞ ile mücadele etmek için ABD liderliğindeki koalisyonla beraber hareket etmeye hazır olduğunu defaten söyledi. Ayrıca gerek Esed, gerekse DEAŞ ile etkin mücadele için başta Özgür Suriye Ordusu olmak üzere Suriye Muhalif Güçlerine “eğit-donat” desteğinin şart olduğunu ısrarla ifade etti.</p>
<p>2015’in başına kadar Suriye sorununa Esed’siz bir çözüm getirme ve muhalif güçlere destek konusunda Türkiye ile aynı politikayı paylaştığı görüntüsünü veren ABD yönetimi, Ocak ayından itibaren çok farklı bir uygulama için düğmeye bastı. DEAŞ ile mücadeleyi PKK/PYD ile yürütmeye karar verdi. Pentagon, Suriye’deki ılımlı muhalefete mesafeli davranırken, PKK/PYD terör örgütünü hızla eğitip silahlandırmaya başladı. 2015 Ocak’ından itibaren başta ABD olmak üzere koalisyon güçlerinin hava desteğini arkasına alan PKK/PYD saldırıya geçti. Bu saldırı sonucu DEAŞ, Mart ayında Kobani’nin (Ayn el Arap) 30 km güneyine çekildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2017">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musul Operasyonu İmkân Mı Tehdit Mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/musul-operasyonu-imkan-mi-tehdit-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bülent Aras]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 22:27:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1751</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır. Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye yönetimi güney sınırındaki topografyanın kontrol edilemez bir hızla değişmesinden derin bir endişe duyuyor. Hem hükümet yanlısı kaynaklar, hem de muhalif gazeteler Türkiye’yi bölge jeopolitiğinin dışında bırakmaya dönük sinsi planları, daha kötüsü, Batı’nın PKK ve uzantılarına verdiği desteği anlatan haberleri sayfalarına taşıyor. Bu anlayışa göre İslam Devleti tehdidi, bölgede kurulacak ve Sünnileri dışarıda bırakacak bir Batı ve İsrail yanlısı koalisyon için gerekli zemini hazırlıyor ve bu koalisyon Türkiye’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Bu yorumun bir başka iddiası ise özellikle İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın ertesinde İran’ın bölgedeki etkisinin arttığı ve bölge üzerindeki planlarının Batı nezdinde meşruiyet kazandığıdır.</p>
<p>Bölgesel jeopolitiğinin temel unsurlarıyla çelişkiler bir tarafa, gelişmelerle ilgili bu tür yanlış yorumlar hem Türk hükümetini, hem de Türkiye kamuoyunu Arap Baharı sonrası Suriye ve Irak konusunda çok daha hassaslaştırdı. Türkiye, Arap Baharı’nın ilk yıllarında değişime ve Arap dünyasıyla entegrasyon namına halk ayaklanmalarına destek vermişse de, bugün değişim rüzgarını tersine çevirmenin imkânsızlığına rağmen, bölge ülkelerinde esas olarak statükonun yanında duran bir pozisyonu benimsemiş vaziyette.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2016" target="_blank">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
