﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkler &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/turkler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Jan 2023 12:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Türkler &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Büyük Meseleler Ve Fikirler Ancak Onlara Mümasil Bir Dille Anlatılabilir”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/bir-kitap-bir-yazar/buyuk-meseleler-ve-fikirler-ancak-onlara-mumasil-bir-dille-anlatilabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 12:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Kitap Bir Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8954</guid>

					<description><![CDATA[Tarihi, kahramanlar ve hainler üzerinden okumanın toplumsal hafızamıza zararları nelerdir? Ortadoğu tarihçileri Osmanlı ve Türkleri çağdaş İslâm düşüncesinin merkezinden nasıl ve niçin uzaklaştırdı? Türk aydınının İslâm kültürüyle ilişki kurma biçimi ve seviyesi tarih çalışmalarında hangi sorunlara yol açtı? Tarihin bir savaş meydanı olarak görülmesinin Türkiye’ye verdiği zararlar nelerdir? Tarih ilmi açısından semboller önemli, toplumsal yaralar neden önemli? Prof. Dr. İsmail Kara ile yakın dönem düşünce tarihimize dair önemli meselelerin üzerine eğilen son kitabı İçimden Geçen Günler üzerine sohbet ettik ve kitap bağlamında yukarıdaki soruların izini sürdük. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihi, kahramanlar ve hainler üzerinden okumanın toplumsal hafızamıza zararları nelerdir? Ortadoğu tarihçileri Osmanlı ve Türkleri çağdaş İslâm düşüncesinin merkezinden nasıl ve niçin uzaklaştırdı? Türk aydınının İslâm kültürüyle ilişki kurma biçimi ve seviyesi tarih çalışmalarında hangi sorunlara yol açtı? Tarihin bir savaş meydanı olarak görülmesinin Türkiye’ye verdiği zararlar nelerdir? Tarih ilmi açısından semboller önemli, toplumsal yaralar neden önemli? Prof. Dr. İsmail Kara ile yakın dönem düşünce tarihimize dair önemli meselelerin üzerine eğilen son kitabı <em>İçimden Geçen Günler</em> üzerine sohbet ettik ve kitap bağlamında yukarıdaki soruların izini sürdük.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunus’un İki Şiiri 15. Yüzyılda Latinceye Çevrilmişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yunusun-iki-siiri-15-yuzyilda-latinceye-cevrilmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Yağmur]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Augsburg]]></category>
		<category><![CDATA[Hungaria]]></category>
		<category><![CDATA[Königsberg]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantinopolis]]></category>
		<category><![CDATA[Prusya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7368</guid>

					<description><![CDATA[Avrupalıların Türkler ve Anadolu toprakları hakkında yazdıkları eserler, bilinçaltındaki “öcü” Türk imgesine rağmen yüzyıllar boyunca büyük alaka görmüştür. Öyle ki meşhur İspanyol edebiyatçı Juan Goytisolo 1501’den 1551’e değin Türkiye ve Osmanlı-İslâm dünyası hakkında Avrupa’da basılan kitap sayısını 901 olarak ifade eder.1 Bu ilgiye rağmen ziyaretçilerin Osmanlı toprakları hakkında yazdıkları çoğunlukla Batı dünyasının Doğu’ya yakıştırdığı basmakalıp ifadelerle doludur. Avrupa’nın sınırına dayanmış, Doğu Roma’yı ortadan kaldırmış bu muazzam askerî tehdidin uyandırdığı korkuyu ve bunun neticesinde 15. ve 16. yüzyıllarda Batı’daki Türk imajının ne kadar olumsuz olduğunu bu dönemde Türklerden korunmak için kaleme alınmış “Türk duaları” adlı edebi bir türün doğuşundan da anlayabiliriz.2&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupalıların Türkler ve Anadolu toprakları hakkında yazdıkları eserler, bilinçaltındaki “öcü” Türk imgesine rağmen yüzyıllar boyunca büyük alaka görmüştür. Öyle ki meşhur İspanyol edebiyatçı Juan Goytisolo 1501’den 1551’e değin Türkiye ve Osmanlı-İslâm dünyası hakkında Avrupa’da basılan kitap sayısını 901 olarak ifade eder.<sup>1</sup> Bu ilgiye rağmen ziyaretçilerin Osmanlı toprakları hakkında yazdıkları çoğunlukla Batı dünyasının Doğu’ya yakıştırdığı basmakalıp ifadelerle doludur. Avrupa’nın sınırına dayanmış, Doğu Roma’yı ortadan kaldırmış bu muazzam askerî tehdidin uyandırdığı korkuyu ve bunun neticesinde 15. ve 16. yüzyıllarda Batı’daki Türk imajının ne kadar olumsuz olduğunu bu dönemde Türklerden korunmak için kaleme alınmış “Türk duaları” adlı edebi bir türün doğuşundan da anlayabiliriz.<sup>2</sup></p>
<p>Memleketlerine dönen Avrupalı seyyahlar bu mistik topraklardaki gözlemlerini meraklı dinleyicilerine aktarma misyonunu da omuzlamışlardı. Prusya’nın Königsberg şehri eski meclis üyelerinden Reinhold Lubenau’nun 1573-89 yıllarında Osmanlı topraklarındaki ziyaretini ihtiva eden günlüğündeki şu satırlar Batı zihninde Türk imajını resmeder:</p>
<p>“Dışarıdan gelen yabancı asilzadeler nerede neyi bulabileceklerini bilmiyorlardı ve bazıları da Türklerin kendilerine zarar vereceklerinden korkacak kadar budalaydı. (…) Ayrıca Viyana’dan Konstantinopolis’e kadar yaptığımız yolculuğu ve Konstantinopolis’te görülecek şeyleri kaydettiğim defterden kısa özetler çıkarıp, onları da yolculara satıyordum. Zira bu adamlardan bazıları ya hiçbir not tutmamış ya da Konstantinopolis’te konutumuzun dışına çıkmamıştı. Benim yazdıklarım olmasaydı, bunlar evlerine hiçbir yeni şey öğrenmeden yaban kazları gibi birer avanak olarak döneceklerdi.”<sup>3</sup></p>
<p>16. yüzyılın ortalarından başlayarak Batılı seyahatnamelerdeki hasmane tutumun yavaş yavaş terk edildiğini görürüz. Osmanlı toplumu Batı nezdinde hayranlık uyandıracak konumdadır artık. Bugün sinema sayesinde bizim için New York ya da Paris sokakları nasıl tanıdıksa, Avrupalı okurlar da bu dönemde İstanbul panoramasına aşinadır.<sup>4</sup> Tüccar, gezgin, diplomat gibi sıfatlarla gelen Batılılar yanında Anadolu topraklarında zorunlu olarak uzun zaman geçirmiş savaş esirleri de vardı. Bunlar iç içe yaşadıkları toplum hakkında daha ayrıntılı bilgi ve gözleme sahipti. Avrupa muhayyilesinde korku, merak ve bir taraftan hayranlık uyandıran Türklerin günlük hayatına dair resimlerin cisimleşmesi ve toplum hayatının somutlaşarak Batı okuyucusuyla tanışması bu sayede olmuştur.<sup>5</sup> Türkler hakkındaki bu ilk kitaplar ayrıca yazıldığı dönemin Türkçe konuşma dilinden örnekler de sunmaktadır. Latin harfleriyle daha 15. yüzyılda kayda geçmiş söz konusu Türkçe kısıtlı örnekler, bu hatıra kitaplarına polyglotte (çok dilli) bir özellik de kazandırmaktadır.</p>
<p>Bu eserlerden en dikkat çekeni, şüphesiz, Anadolu topraklarında esaretle geçen 20 yılını, 50’li yaşlarının sonunda, tıpkı bir macera filmi sürükleyiciğinde ustaca metne aktaran Macaristanlı Georgius (Georgius de Hungaria)’dır. Bu nedenle 1480 yılında Urach ve 1481 yılında Roma’da baskıları yapılan <em>Tractatus de Moribus, Condictionibus et Nequicia Turcorum</em><sup>6</sup> (Türklerin Gelenekleri, Görenekleri ve Hinlikleri Üzerine) adlı eser halk arasında çok sevilir; hatta <em>Tractatus,</em> Johannes Schiltberger’in 1460’ta Augsburg’da ilk baskısı yapılan <em>Als Sklave im Osmanischen Reich und bei den Tataren 1394-1427 </em>adlı hatıratından sonra Avrupa’da bu türde en çok basılan ikinci kitap unvanını kazanır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüler Ormanında Donmuş Yüzlerce Türk Askeri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/oluler-ormaninda-donmus-yuzlerce-turk-askeri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Natalia Chernichenkina]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[Rus subay Valentin Levitskiy]]></category>
		<category><![CDATA[Ruslar]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4102</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ve Rusya tarihinde büyük bir önem taşıyan Sarıkamış Harekâtı hakkında birtakım araştırmalar yapılmış; resmî kaynaklara dayanan akademik tarihçiler dönemin olaylarını ve önde gelen figürlerini yakından incelemiştir. Ancak son zamanlarda sosyal tarihin gelişmesiyle beraber geleneksel olmayan, anlatıma dayalı şahsî kaynaklara dikkat çekilmekte. Geçmişin, bilhassa savaş gibi kritik olayların açıklanmasına katkı sağlayan hatıratların tarih biliminde özel bir yer işgal ettiği inkâr edilemez! Buradan hareketle, Sarıkamış olaylarını cephede bizzat yaşamış bir Rus subayın ve doktor kocasına yardım etmek üzere hastanede çalışan bir Rus hemşirenin hatıratlarından alıntıları paylaşmak istiyorum. Bu hatıratların, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda yazıldıkları halde benzer hususlara açıklık getirmeleri açısından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ve Rusya tarihinde büyük bir önem taşıyan Sarıkamış Harekâtı hakkında birtakım araştırmalar yapılmış; resmî kaynaklara dayanan akademik tarihçiler dönemin olaylarını ve önde gelen figürlerini yakından incelemiştir. Ancak son zamanlarda sosyal tarihin gelişmesiyle beraber geleneksel olmayan, anlatıma dayalı şahsî kaynaklara dikkat çekilmekte. Geçmişin, bilhassa savaş gibi kritik olayların açıklanmasına katkı sağlayan hatıratların tarih biliminde özel bir yer işgal ettiği inkâr edilemez! Buradan hareketle, Sarıkamış olaylarını cephede bizzat yaşamış bir Rus subayın ve doktor kocasına yardım etmek üzere hastanede çalışan bir Rus hemşirenin hatıratlarından alıntıları paylaşmak istiyorum. Bu hatıratların, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda yazıldıkları halde benzer hususlara açıklık getirmeleri açısından birbirlerini destekleyip tamamladıklarını söyleyebilirim. İki kişi de değişik şartlarda hem Türkler, hem de Ruslarla temasa girdikleri için farklı sosyal kesimlere ait insanların duygu ve fikirlerini yansıtıyor, böylece savaş ortamını gözümüzün önünde bütün yalınlığıyla yeniden canlandırıyorlar. Söz konusu Rus subay Valentin Levitskiy bir makineli tüfek grubunun komutanıydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10. Maddede Eski Türkler Nasıl Yönetilirdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/10-maddede-eski-turkler-nasil-yonetilirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 22:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Hun Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Bumin Kağan]]></category>
		<category><![CDATA[derin tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Töre]]></category>
		<category><![CDATA[Toy]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1794</guid>

					<description><![CDATA[10 Maddede Eski Türkler Nasıl Yönetilirdi? Başkanlık Sisteminin tartışıldığı şu günlerde “tarihten gelen kurtarıcı kement” yine imdadımıza yetişti. Kut anlayışından ikili teşkilata, cihan hâkimiyeti mefkûresinden toy’a eski Türklerin idarî kodları bugünün yönetim sistemi ihtiyacı için ne söylüyor, inceliyoruz. Başkanlık sistemi tartışmaları güncel rüzgârların etkisiyle alevlenedursun, biz yüzümüzü tarihe, eski Türklere dönüyoruz. İşte 10 maddede Başkanlık Sisteminin eski Türklerdeki izdüşümleri. &#160; Karizmatik Lider / Tek Başkan Ergenekon efsanesini işitmeyen yoktur. Demir dağı eriten Türk kavminin son unsurlarının bir kurdun rehberliğinde tarih sahnesine yeniden çıkış hikâyesi&#8230; Fakat hakiki tarihte de manzara pek değişmiyor. Türkler, her dönemde etrafında birleşecekleri bir lider bulduklarında tarihin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Maddede Eski Türkler Nasıl Yönetilirdi?</p>
<p>Başkanlık Sisteminin tartışıldığı şu günlerde “tarihten gelen kurtarıcı kement” yine imdadımıza yetişti. Kut anlayışından ikili teşkilata, cihan hâkimiyeti mefkûresinden toy’a eski Türklerin idarî kodları bugünün yönetim sistemi ihtiyacı için ne söylüyor, inceliyoruz.</p>
<p>Başkanlık sistemi tartışmaları güncel rüzgârların etkisiyle alevlenedursun, biz yüzümüzü tarihe, eski Türklere dönüyoruz. İşte 10 maddede Başkanlık Sisteminin eski Türklerdeki izdüşümleri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><strong>Karizmatik Lider / Tek Başkan</strong></li>
</ol>
<p>Ergenekon efsanesini işitmeyen yoktur. Demir dağı eriten Türk kavminin son unsurlarının bir kurdun rehberliğinde tarih sahnesine yeniden çıkış hikâyesi&#8230; Fakat hakiki tarihte de manzara pek değişmiyor. Türkler, her dönemde etrafında birleşecekleri bir lider bulduklarında tarihin seyrini değiştirmek üzere gayret sarf etmişlerdir. Asya Hun Devleti’nin kurucusu Teoman bu liderlere ilk örnek. Akabinde adını tarih sayfalarına yazdıran Mete Han sahneye çıkacak ve MÖ 209’da Hun tahtına oturacaktı. Halktan aldığı destekle kısa sürede Çin’le giriştiği savaşlardan galip çıkacak, ülkeyi vergiye bağlayacaktı. Askerî düzende çığır açan 10’lu sistemle günümüze ulaşan bir yeniliğe de imza atmıştı.</p>
<p>Türkler arasından ne zaman karizmatik bir lider zuhur etse, dünya tarihine etki edecek bir figür de ortaya çıkmış oluyordu. Göktürkler devrinde (552) Bumin Kağan’ın arkasında yekvücut olan Türkler, kısa süre içinde devasa Çin ülkesini vergiye bağlayacak kadar kuvvetlenirler.</p>
<p>Türk toplumunun başarıya kavuştuğu devirleri listeleyecek olsak, izdüşümünde ‘karizmatik’ bir lider ve ona canıyla kanıyla bağlanan halk çıkar karşımıza. Diğer milletlerin tarihinde sistemler ve hanedanlar ön plana çıkarken, Türk tarihinde liderlik vasfı kritik önem taşır. Nitekim Selçuklularda da köklü başarılar Alparslan, Melikşah, Kılıçarslan gibi şahsiyetler tarafından kazanılmıştır. Osmanlı sultanlarından ilk akla gelenler Fatih, Yavuz Selim, Kanuni ve II. Abdülhamid olacaktır. Bunun sebebi, zihnimize kazınan ‘kudretli’ devlet reisi idrakidir.</p>
<p>140 yıl önce meşruti monarşiye geçmeye kim zorladı bizi? Türklerin tekrar bir lider etrafında birleşmesine engel olmak için miydi bütün bu ‘sistem’ değişiklikleri? 27 Mayıs darbesini yapıp Başbakan Adnan Menderes’i idam edenler halkın bu büyük lidere gönül vermesinden mi tedirgin olmuşlardı? Cevaplar soruların içinde mündemiç.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-1858 aligncenter" src="http://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2016/12/44-300x201.png" alt="44" width="517" height="346" srcset="https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2016/12/44-300x201.png 300w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2016/12/44-768x514.png 768w, https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2016/12/44.png 1000w" sizes="(max-width: 517px) 100vw, 517px" /></p>
<ol start="2">
<li><strong>Devlet ve Kut: Bu Makamı Sana Tanrı Verdi</strong></li>
</ol>
<p>Türkler devlete ‘il’ (kelime anlamı: barış) derlerdi. Savaşçı diye tanımlanan bir topluluğun devleti barış anlamına gelen bir kelimeyle karşılaması tezat gibi görünse de ‘adalet’ üzere yaşamayı prensip edindiklerinden, sosyal huzur devletin bekası için en önemli şarttı. Devletin Türklerin zihnine ‘baba’ figürüyle kazındığını düşünürsek millete düşen görev hayırlı bir evlat gibi babaya sadakattir. O sebepledir ki Türk töresinde en ağır cezalar devlete isyan edenlere uygulanırdı.</p>
<p>Bağımsızlıklarına düşkün oluşları tarihin birçok döneminde zuhur eden hadiselerden örneklerle ortaya konulabilir. En zor zamanlarda, mesela Çin zulmüne maruz kalındığında Kürşad çıkmış, Çin’i kalbinden vurarak bağımsızlığını kazanmıştır.</p>
<p>Uluslararası literatürde devletlerin hâkimiyet biçimleri 3 tipte değerlendirilir: Gelenekçi, karizmatik, kanuni hâkimiyet. Türk devlet geleneğinin temellendiği kut anlayışı karizmatik meşruiyet nazariyesinin merkezinde yer alır. ‘Kut’, Tanrı tarafından hükümdara bağışlanan kudreti ifade eder. Bu kudretin aynı ailenin üyeleri boyunca devam ettiğine inanılırdı. Yönetimde başarı devam ettiği sürece kağan tahtında oturur; ancak yönetiminde siyasî ve ekonomik sıkıntılar yaşanan kağandan Tanrı’nın verdiği “kut”u geri aldığına inanılır, töreye göre tahttan indirilirdi.</p>
<p>Kut inancı eski Türklerden Osmanlı’ya kadar devam etmiştir. Mesela Asya Hun İmparatorlarının unvanı, “Gök Tanrı’nın tahta çıkardığı kut sahibi Tanhu’dur”. Sadece Doğu’daki Türk devletlerinde değil, Atilla’nın liderliğindeki Avrupa Hunlarında da devlet reisleri ‘Tanrı’nın kılıcı’ unvanını taşırdı. Osmanlı sultanları da ‘zillullah- ı fi’l arz’ yani Allah’ın yeryüzündeki gölgesi unvanını kullanırlardı.</p>
<p>Avrupa’da sık gördüğümüz hanedan değişikliklerinin bu coğrafyada görülmemesinin hikmeti kut anlayışında aranmalı.</p>
<p>Yusuf Has Hacib Türklerin neden yüzyıllardır devletsiz yaşayamadığının ipuçlarını Kutadgu Bilig’de nasıl vermiş, bakalım:</p>
<p>“Kutun tabiatı hizmet, şiarıadalettir. Fazilet ve kısmet kuttan doğar… Beyliğe (Hükümdarlığa) yol ondan geçer. Her şey kutun eli altındadır, bütün istekler onun vasıtası ile gerçekleşir&#8230; İlâhidir. Dünyada tam bir iktidar kuşağı bağladı, kurt ile kuzu bir arada yaşadı. Bey, bu makama sen kendi gücün ve isteğin ile gelmedin, onu sana Tanrı verdi. Hükümdarlar iktidarı Tanrı’dan alırlar…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi</strong></li>
</ol>
<p>Karizmatik bir lider etrafında kenetlenen Türkler, semadan aldıkları enginlik tahayyülüyle cihanda hâkimiyet kurmak için adımlar atmışlardır. Evrensel hâkimiyet telakkisi olarak tarif edilen bu sistemde göğün tekliğinden hareketle yeryüzünde de tek hükümdarın olması gerektiğine inanılır.</p>
<p>Zaman zaman bu anlayışın bir yansıması olarak Türk devletlerinin cenk meydanlarında karşı karşıya geldiği de olmuştur. Sadi Şirazî’nin meşhur beyti “Kırk derviş bir posta sığar da iki hükümdar bir cihana dar gelir” bu telakkinin edebî bir örneğidir. Timur ile Yıldırım Bayezid’in harbi aynı düşüncenin vücut bulmuş halidir.</p>
<p>Bu tahayyül aynı zamanda fütüvvet hareketinin de temel aldığı noktadır. Atilla’nın Macaristan ovalarında, Kanuni’nin yaşlılığında at sırtında Zigetvar’da olmasının sebebi yine bu anlayıştır. Bizans tarihçisi Priskos (5. yüzyıl) ve Got tarihçisi Jordanes’e (6. yüzyıl) göre Tanrı Ares’in kılıcına sahip olan Atilla dünyayı idaresine almak arzusundaydı. Fatih Sultan Mehmed’in Otranto’yu fethi ve Roma’yı hedef seçmesi bir rastlantı değildi. İslamiyetin kabulünden sonra gaza ve fetih anlayışıyla harmanlanan cihan hâkimiyeti mefkûresi Türklerin ‘kızıl elması’ olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="4">
<li><strong>Devlet Meclisi: Toy</strong></li>
</ol>
<p>Eski Türk devletlerinde Mete Han devrinden itibaren (MÖ 209-174) devlet işlerinin görüşüldüğü üç farklı toplantı kayıtlarda zikredilir. İlki dinî hüviyette olup sarayda yapılıyordu. Karakum’da yapılan ikinci toplantı ilkbaharın gelişiyle gerçekleştirilir; ekonomik meseleler hal yoluna konulmaya çalışılırdı. Üçüncü ve son toplantıysa atların güç topladığı sonbahar mevsimine denk getirilirdi.</p>
<p>Türk devletlerinin kadim özelliklerinden olan askerî kuvvetlerin genel yapısı ele alınır, girilecek savaşlarla ilgili bilgiler devlet riyasetine bildirilirdi. İşte bu meclislere “toy” denirdi. Toylarda görüşülen konular -modern terimlerle karşılaştıracak olursak- hem yürütmeye, hem de yasamaya dâhil edilebilir. Kurultay da denilen bu toplantılarda töreye bağlılık esastır. Eski Türk devletlerinde yasama ve yürütme bütün ülkeye ait olmakla birlikte sorumluluğun ‘gerçek’ sahibi Kağan’dır. Hukukî meselelerde istişareler sonucu son söz yine ona aitti.</p>
<p>Toplantıların en mühimi, ilkbaharda gerçekleşen ikincisidir. Yeni devlet reisi ‘Tanhu’ da bu toplantı sonunda seçilirdi. Tanhu’nun riyasetinde başlayan toplantılara liderin hanımı Hatun’un katılması bir gelenektir. Askerî ve sivil bürokrasinin ‘başbuğ’ları toplantılarda hazır bulunurdu.</p>
<p>Bugün Cumhurbaşkanı’nın riyasetinde Bakanlar Kurulu toplantısını eleştiren çevrelere biraz eski Türk tarihi okumaları tavsiye ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="5">
<li><strong>Hükümdarın Alametleri</strong></li>
</ol>
<p>Türk devletlerinde hükümdarlar için 5. yüzyılın ortalarına kadar tanhu, kağan, kan-han, yabgu, il-teber, idi-kut tabirleri kullanılmakla beraber en yaygını ‘kağan’dır. Hâkimiyeti temsil eden alametlere de Türk kültüründe önem verilmiştir. Özellikle davul ve sorguç uzun yıllar Orta Asya’da kurulan devletlerin bağımsızlığının alamet-i farikası sayılmıştır. Orta Asya’da dönemin en değerli süs eşyasını, at kuyruğunu sorguçlarında kullanmışlardı. İslamiyetin kabulüyle adına hutbe okutulması, para bastırılması da hükümdarlık alametlerinden sayılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="6">
<li><strong>İkili Teşkilat Tek Hâkimiyet</strong></li>
</ol>
<p>Eski Türk devletleri genellikle ülkeyi iki bölüm halinde yönetmişlerdir. Misâl Bulgarlar ve Macarlarda büyük-küçük, Oğuzlar ve Karluklarda iç-dış, Asya Hunları ve Göktürklerde kuzey-güney, Tabgaçlarda doğu-batı şeklinde bir idarî teşkilatlanma görülür. Bu bölünmede devamlı surette bir taraf diğerinin hâkimiyetini tanımak mecburiyetindeydi. Bu idarî yapılanmanın akabinde hanedana mensup kişiler iki yakanın da yönetiminde yer alırlardı.</p>
<p>Eski Türk devletlerinin kurulduğu bozkır coğrafyası düşünüldüğünde bunun hikmeti anlaşılabilir. Geniş bozkırların tek elden yönetilmesinin güçlüğü ve Türk devletlerinin iktisadî yapısının ticaretle birlikte komşu ülkelerin arazilerinde çapul tabir edilen yağmalardan kuvvetini alması idarecileri böyle bir tasarrufta bulunmaya itmiştir. Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle bu uygulamadan vazgeçildiğini görüyoruz. Çıkarılması gereken sonuç, Türk devletlerinin durağan bir yapıya sahip olmadığı ve teşkilat yapısında tecrübeler vasıtasıyla zaman içinde değişikliğe gidilebildiğidir.</p>
<p>İkili teşkilattan hareketle kimi araştırmacılar ‘çifte krallık’ teorisini ortaya atmışlardır. Fakat Çin kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre Türk devlet teşkilatı tek merkezden hükümet eden bir formda hayatiyetini sürdürüyordu. Yönetimi kolaylaştırmak adına alınan ikili teşkilat yapısı bugün Avrupa Birliği’nin de savunduğu yerinden yönetim sisteminin ilkel bir modelidir diyebiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Türk Hukuku: Töre</strong></li>
</ol>
<p>Türklerin sosyal hayatında en belirleyici etken töredir. Başta devlet başkanlığı olmak üzere halkın uyması gereken kuralların tamamına töre denirdi. Hukukî bağlayıcılık bakımından oldukça sert kurallar içerdiğini bilsek de ne yazık ki o dönemde verilen cezaların mahiyeti hakkında bilgilerimiz kısıtlı. Şurası kesin ki devlete karşı işlenen suçlarda kesinlikle taviz verilmezdi.</p>
<p>Adam öldürenler ve zina edenler idam edilirdi. Hırsızlar da idama mahkûm olur, malları müsadereye tabi tutulurdu. Irza geçmek en büyük suçlardandı. Vatana ihanet edenlere ve savaş sırasında askerlikten kaçanlara kesinlikle müsaade edilmez, öldürülürlerdi. Devletin suçlulara bu denli kesin hükümlerle cezalar vermesi kan davalarına engel olmuştur. Eski Türklerde adlî teşkilata hükümdar başkanlık ediyordu. Hükümdar adına töre hükümlerini uygulamakla sorumlu yetkilerse yargan ve maiyetindekilere bırakılmıştı. Atilla’nın kendisine suikast hazırlığındaki kişileri bizzat sorguladığı kayıtlarda geçer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Veliaht: Aslolan Liyakat</strong></li>
</ol>
<p>Nasıl ki tasavvufta post hak edenin ve ehli olanınsa, devlet mekanizmasında da durum aynıdır. Aslolan liyakattir. Veliaht tayin edilen hükümdar çocukları Kağan’ın katılmadığı savaşlarda orduyu komuta ederlerdi. Ölen hükümdardan sonra tahta kimin geçeceği kurala bağlanmadığından taht mücadelesine başlayan veliahtların devleti güçten düşürdüğü, iç savaşların yaşandığı dönemler olmuştur. Fakat bunun tam tersi olarak yönetme kabiliyeti en yüksek olan adayın savaşların sonunda tahta geçerek devletin itibarını yükselttiği durumlar çoğunluktadır</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="9">
<li><strong>Diplomasi: Bozkırda Siyaset Yapmak</strong></li>
</ol>
<p>Orta Asya gibi ticarî yolların kavşağındaki bir bölgede hâkimiyetinizi muhafaza etmek istiyorsanız askerî gücünüz kadar diplomatik kabiliyetleriniz de yüksek olmalı. Bunun şuuruyla Asya Hunlarından itibaren kurulan Türk devletlerinde yabancı dillere hâkim çok kalabalık bir diplomasi heyeti istihdam edilirdi. Elçilik heyetleri yeni hanın tahta çıkışını dost ve müttefik devletlere bildirmek için ziyaretlere giderlerdi. 1283’te Altın Orda Hanı Tuda Mengü’nün elçilik heyeti hanlarının Müslümanlığı kabul ettiğini bildirmek ve Kalavun’un Memlük tahtına çıkışını tebrik mahiyetinde Mısır’a gitmişlerdi. Çin sarayına giden Türk elçilerinin faaliyetlerine de Çin yıllıklarından ulaşıyoruz. Devletin güçlü olduğu dönemlerde Çin’den alınacak ipek vergisinin miktarını Kağan belirler, elçiler bu haberi Çin sarayına götürürdü. Resmî yazışmaları da yürüten bu heyetler, yabancı devletlerle yapılacak anlaşmalarda kağanın onayını almak mecburiyetindeydi.</p>
<p>İletişim imkânlarının zayıf olduğu o dönemlerde casusluk faaliyetleri devletlerin kaderinde çok önemli bir yere sahipti. Hun hükümdarı Rua, Bizanslıların kendi topraklarına tacir, dilenci kisvesiyle casusluk yapmak için girmelerinden hayli mustarip olduğundan bu kişilerin girişini yasaklamıştı. Nitekim I. Göktürk Devleti’nin yıkılışını Çinlilerin bir dizi casusluk faaliyeti hızlandıracaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Ordu: Paralı Değil, Gönüllü Asker</strong></li>
</ol>
<p>Türk töresinin şiar edinilen kavramıdır “ordu-millet”. Paralı askerlik diye bir şey bilmezler. Savaş sırasında herkes hazır askerdir (Bizans’ın bir dönem Türklerin askerî gücünden yararlanmak için onları paralı asker olarak istihdam ettiği tarihî bir hakikattir). Mete Han’ın buluşu olan 10’lu sistemin iki önemli vasfı vardı. İlki sosyal tabakalaşmanın önünü kesmekti. Hangi aileden ya da sosyal sınıftan geliyorsanız gelin 10’lu sistem bunların hiçbirine bakmaksızın oluşturulurdu. En zengin ile en fakirin aynı sistemde birlikte hareket etmesi istenirdi. İkinci olarak, herkesin ‘asker’ olduğu şuuru toplumun bilinçaltına işleniyor, böylece her türlü sivil ve idarî birimin askerî disiplin içinde çalışması temin ediliyordu. Ayrıca bozkır yerleşik hayata engel teşkil ettiğinden konar-göçer Türkler eğlenceden spora birçok farklı faaliyeti savaş zamanına hazırlanmak üzere kullanmışlardır. Cirit, güreş gibi spor dalları aslında savaşa hazırlık oyunlarıydı.</p>
<p>Dikkatlerden kaçmaması gereken en önemli nokta, Türk ordularının çoğunu atlı süvarilerin oluşturduğudur. Çinliler Türklerin at üzerindeki hünerlerini anlata anlata bitiremezler. At üstünde giderken ok atan süvarileri Çinliler de kullanmak istemiş, bu amaçla askerî okullar inşa etmişlerdi.</p>
<p>Sonuç olarak karizmatik bir lider ve ona inanan ordu-millet ile bozkırda kurulan Türk devletleri devirlerinin en kudretli askerî güçlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Türk tarihinin her sayfası ordu-millet- kağan anlayışının neleri başardığının misalleriyle doludur.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
