﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>UNESCO &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/unesco/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Dec 2021 11:54:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>UNESCO &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Saraybosna’da Semâsız ve Ayinsiz Şeb-i Arus Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/saraybosnada-semasiz-ve-ayinsiz-seb-i-arus-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 11:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Muyaga Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Mula Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevî]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>
		<category><![CDATA[Şems-i Tebrizi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7650</guid>

					<description><![CDATA[UNESCO’nun 1955 yılını dünyada “Mevlana Yılı” ilan etmesiyle Türkiye’de ilk defa Hazreti Mevlânâ’nın vefat ettiği gece olan 17 Aralık’ta Düğün Gecesi anlamına gelen Şeb-i Arus ihtifali başlamıştır. Bir yıl sonra, modern dönemde Saraybosna’da Mesnevî dersleri geleneğini ihya eden Hacı Muyaga Merhemiç Efendi’yi Makedonya’dan tarihçi ve yazar Abdurrahman Mehmed Efendi Bakiç ziyarete gelir. Yanında getirdiği, Türkiye’de ilk defa yapılan Şeb-i Arus ile ilgili haberlerin yer aldığı gazeteleri de kendisine gösterir. Bunun üzerine Hacı Muyaga Efendi, “1462 senesinden beri Hazreti Mevlânâ’nın Mevlevihanesi olan bir şehirde yaşıyoruz. Mesnevi’den yaptığımız derslerin yanına bu tarihî ve kültürel günü de geleneğimize sokmalıyız” demiştir. Saraybosna’da Şeb-i Arus&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>UNESCO’nun 1955 yılını dünyada “Mevlana Yılı” ilan etmesiyle Türkiye’de ilk defa Hazreti Mevlânâ’nın vefat ettiği gece olan 17 Aralık’ta <em>Düğün Gecesi</em> anlamına gelen Şeb-i Arus ihtifali başlamıştır. Bir yıl sonra, modern dönemde Saraybosna’da <em>Mesnevî </em>dersleri geleneğini ihya eden Hacı Muyaga Merhemiç Efendi’yi Makedonya’dan tarihçi ve yazar Abdurrahman Mehmed Efendi Bakiç ziyarete gelir. Yanında getirdiği, Türkiye’de ilk defa yapılan Şeb-i Arus ile ilgili haberlerin yer aldığı gazeteleri de kendisine gösterir. Bunun üzerine Hacı Muyaga Efendi, “1462 senesinden beri Hazreti Mevlânâ’nın Mevlevihanesi olan bir şehirde yaşıyoruz. <em>Mesnevi’</em>den yaptığımız derslerin yanına bu tarihî ve kültürel günü de geleneğimize sokmalıyız” demiştir. Saraybosna’da Şeb-i Arus ilk defa 17 Aralık 1957 tarihinde Hacı Muyaga Efendi’nin evinde yapılmıştır. 1957 ve 1958 senelerinin Şeb-i Arus’u da yine onun evinde gerçekleşmiştir. 1959 senesinin Mart ayında Hacı Muyaga vefat edince o yılın ve bir sonraki yılın Şeb-i Arus ihtifali Hacı Muyaga Efendi’nin kızı Hafız Mula Hanım’ın isteği ve izni ile yine merhumun evinde yapılmıştır.</p>
<p>1961, 1962 ve 1963 yıllarında Şeb-i Arus programları Yediler Camii’nde; 1964 yılında Nakşibendi Tekkesi olan Nadmlini Tekkesi’nde; 1965, 1966, 1967 senelerinde Vekilharç Hacı Mustafa Camii’nde; 1968 yılında Hafız Mula Hanım’ın evinde; 1969 senesinde Hacı Sinanova Kâdiri Tekkesi’nde; 1970 senesinde Yediler Camii’nde; sonraki sekiz yıl (1971-78) Ferhadiye Camii’nde; ardından üç yıl (1979, 1980 ve 1981) Hacı Sinanova Tekkesi’nde; 1982-90 yılları arasında Küçük Katip Camii’nde ihya edilmiştir. 1991 yılından bu güne kadar ise eskiden cami, günümüzde Nakşibendi tekkesi olan Başçarşı’nın biraz yukarısındaki Potok Tekkesi’nde düzenli olarak tören yapılmaktadır.</p>
<p>İlk yıllarda Hacı Muyaga Merhemiç’in evinde gerçekleştirilen Şeb-i Arus programlarına yatsı namazından sonra Kur’an-ı Kerim’den bir Aşr-ı Şerif ve Şems-i Tebrizi’nin Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (sas) öven Nât-ı Şerif’i okunarak başlanırdı. Bunların ardından, Eşref Kovaçeviç tarafından Boşnakçaya çevrilen Şeb-i Arus Gazeli okunur; hatim duasının ardından sonra <em>Mesnevi’</em>den kısa bir ders yapılarak program nihayete ererdi. Saraybosna’da sema ve Mevlevî ayini icra olunmadan yapılan bu Şeb-i Arus ihtifalleri Hacı Muyaga Efendi’den sonra Mesnevihanlık görevini icra eden, aynı zamanda bir Kâdiri şeyhi olan ve Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’nde eski eserler uzmanı olarak çalışan büyük âlim ve şeyh Feyzullah Efendi Hacıbayriç tarafından bir akademiye dönüştürülmüştür. Böylece o yıl yayımlanmış olan dinî ve tasavvufî eserlere ve makalelere dair birkaç bildiri de sunuldu. Ayrıca, o yıl içinde Bosna Hersek’te vefat eden tekke mensuplarının adı hatim duasında anılmaya başlandı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezopotamya’nın Venedik’i</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-ve-mimari/mezopotamyanin-venediki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semih Akşeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:01:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Mimarî]]></category>
		<category><![CDATA[Cayuga]]></category>
		<category><![CDATA[Dalabonca]]></category>
		<category><![CDATA[Division]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7152</guid>

					<description><![CDATA[Dünya çok dilli, çok renkli, çok zengin kültürel çeşitliliğini kaybediyor. İnsanlık için bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi, bilmiyorum. Tabiat boşluk kabul etmiyor ve baskın kültür yok olan diğer kültürlerin yerini alıyor. Tek kültürlü bir dünya kim bilir ne kadar renksiz, kokusuz, tatsız ve ne kadar yavan bir yer olacak. UNESCO’nun tahminlerine göre bugün dünyada 6 bin dil var. Bu dillerin yarısı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların en başında yerli halkların dilleri geliyor. Mesela Almanya’da yaklaşık 7 bin kişinin konuştuğu Aşağı Sorbca tehdit altında. Kuzey Amerika’da yaklaşık 250 kişinin anadil olarak konuştuğu Cayuga ölmek üzere. Dalaboncayı konuşan ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya çok dilli, çok renkli, çok zengin kültürel çeşitliliğini kaybediyor. İnsanlık için bundan daha büyük bir kayıp olabilir mi, bilmiyorum. Tabiat boşluk kabul etmiyor ve baskın kültür yok olan diğer kültürlerin yerini alıyor. Tek kültürlü bir dünya kim bilir ne kadar renksiz, kokusuz, tatsız ve ne kadar yavan bir yer olacak.</p>
<p>UNESCO’nun tahminlerine göre bugün dünyada 6 bin dil var. Bu dillerin yarısı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların en başında yerli halkların dilleri geliyor. Mesela Almanya’da yaklaşık 7 bin kişinin konuştuğu Aşağı Sorbca tehdit altında. Kuzey Amerika’da yaklaşık 250 kişinin anadil olarak konuştuğu Cayuga ölmek üzere. Dalaboncayı konuşan ise sadece 11 kişi kalmış. Dil gibi, lehçe gibi kaybolan daha o kadar çok maddi, manevi kültürel öğe var ki, bunları diller gibi sayma imkânı da yok. Hayat tarzları, inançlar, töreler, gelenekler, adetler, eşyalar, düğünler, yemekler, giyim-kuşam, müzikler, oyunlar, üretimler, teknikler…</p>
<p>Para, sağlık, mevki, mal, mülk kaybedildiğinde tekrar geri kazanılabilir. Ancak kültürel kayıpların maalesef telafisi yok. Merhum Halil İnalcık Hoca kaybolan kültürler karşısında şöyle hayıflanır: “UNESCO’nun Division of International Cultural Cooperation, Preservation and Enrichment of Cultural Identities isimli bir örgütü var. Bu örgütün hedefi bireysel kültürlerin korunması ve geliştirilmesi. Zira yerel kültürler dünya bahçesinin korunmaya muhtaç renkli ve kokulu çiçekleridir.”</p>
<p>İnsanlık son birkaç yüzyılda modernizm ile pek çok kazanımlar elde etti. Ancak öyle görünüyor ki modernliğin yol açtığı sorunlar, çözüm getirdiği sorunlardan çok daha fazla. Tabiat tahrip edildi, ekosistem büyük yaralar aldı. İklimler değişiyor, buzullar eriyor, denizler asitleniyor, toprak, su ve hava kirlenmeye devam ediyor. Havadaki karbondioksit miktarı 1880’de 291 ppm/m3 iken, 2020 yılında bu rakam 415 ppm/m3’e yükseldi. Diğer büyük tehlike ise hayvan ve bitki türlerinin hızla soylarının tükenmesi. Zoologlar 2003 yılında 717 tür, 2006 yılında 735 tür, 2007 yılında ise 698 hayvan türü ve 37 hayvan alttürünün neslinin tükendiğini kayda geçtiler.</p>
<p>İşte gelinen bu noktada çevre duyarlılığına sahip pek çok insan, çare olabileceği ümidiyle “sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir çevre, sürdürülebilir mimari” gibi kavramlara sığınıyor. Fakat bütün bu yaklaşımlar büyük çevresel sorunlara çare olamayacaktır maalesef. Gerçekten sürdürülebilir evlerde yaşamak ve sürdürülebilir hayatlar kurmak isteyenler için komşumuz Irak’ta güzel bir örnek var.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihin Başını Döndüren Keşif</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/tarihin-basini-donduren-kesif/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rüstem Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Göbeklitepe]]></category>
		<category><![CDATA[Neolitik]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6764</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu toprakları dünya kültür mirası açısından zengin bir hazinedir. Bu bağlamda insanoğlunun avcı-toplayıcı hayat biçiminden yerleşik hayata, tarım toplumundan kentsel hayat tarzına geçirdiği pek çok aşama bu topraklarda doğmuş, şekil almış ve dünyaya yayılmıştır. İnanç ve kutsal mekânların doğuşunda başlangıç noktası olan Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürü içindeki yeni buluntu yerleri, tarihin en önemli kırılma noktalarına şahitlik etmiş, bu sürecin en önemli aktörleri olmuşlardır. Neolitik dönem insanların avcılık ve toplayıcılık yerine besin üretimine, avcı toplayıcı bir hayattan yerleşik hayata geçtiği, toplumun yeni geçim ekonomisi ve inanç sistemiyle yeniden biçimlendiği bir dönemin çıkış noktasıdır. Bu süreçte ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik yapılanma,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu toprakları dünya kültür mirası açısından zengin bir hazinedir. Bu bağlamda insanoğlunun avcı-toplayıcı hayat biçiminden yerleşik hayata, tarım toplumundan kentsel hayat tarzına geçirdiği pek çok aşama bu topraklarda doğmuş, şekil almış ve dünyaya yayılmıştır. İnanç ve kutsal mekânların doğuşunda başlangıç noktası olan Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürü içindeki yeni buluntu yerleri, tarihin en önemli kırılma noktalarına şahitlik etmiş, bu sürecin en önemli aktörleri olmuşlardır.</p>
<p>Neolitik dönem insanların avcılık ve toplayıcılık yerine besin üretimine, avcı toplayıcı bir hayattan yerleşik hayata geçtiği, toplumun yeni geçim ekonomisi ve inanç sistemiyle yeniden biçimlendiği bir dönemin çıkış noktasıdır. Bu süreçte ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik yapılanma, 1000 yıllar içinde gelişerek çiftçi köy yaşantısı, kentleşme, devlet oluşumu, imparatorlukların ortaya çıkışından endüstri devrimine kadar gelen düzenin temelini oluşturmuştur. İşte bu nedenle Dünya Kültür Mirası’nda Türkiye bir süper güçtür. Göbeklitepe’nin 2018 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası’na Türkiye’den giren 18. kültürel miras alanı olması, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Şanlıurfa Müzesi’nin yoğun, uzun ve verimli bir çalışmasının sonucudur.</p>
<p>Göbeklitepe’de 1995 yılından itibaren gerçekleştirilen kazılar sonucunda elde edilen sonuçlar, akademik camia ve kamuoyunda bir şaşkınlığa neden olmuştu. Göbeklitepe ve etrafındaki bölge, günümüzden 12 bin yıl önce bir dağ üzerinde inşa edilmiş yapılardan oluşan dinî toplanma ve tören alanıydı. Bu dönem avcı toplayıcılıktan tarımcılığa geçişin yaşandığı, ‘insanın insan olduğu’ bir süreçtir.</p>
<p>Göbeklitepe kazılarda ortaya çıkartılan görkemli kült yapılarıyla özellikle boyları 6 metreyi bulan dikilitaş, heykel ve kabartmalarıyla herkesi derinden etkileyecek buluntuların sergilendiği bir kazı yeridir. Söz konusu yapıların 12 bin yıl öncesine ait olması Göbeklitepe’ye büyük bir ‘gizem’ yüklemiştir.</p>
<p>Bu yapıların nasıl ve hangi tekniklerle inşa edildiği merak konusudur. Ancak önemli olan nasıl inşa edildikleri değil, neden inşa edildikleridir.</p>
<p>Anadolu’daki bu tür mekânların işlevi ve bunun inanç sistemindeki yeri, elbette önümüzdeki dönemlerde yeni buluntu yerlerindeki kazı çalışmalarıyla daha iyi anlaşılabilecektir. Göbeklitepe ve Göbeklitepe kültürleri buluntu yerleri bizleri şaşırtmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Artık Bir Müze Değildir; Çünkü&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ayasofya-artik-bir-muze-degildir-cunku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:46:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6286</guid>

					<description><![CDATA[Kimi müze olarak kalsın, kimi inkılaptan evvelki hâline bakarak cami, kimi de yapılışını nazara alarak kilise olsun dedi. Kimi güya orta bir yol bularak yarısının cami, yarısının kilise olmasını teklif etti. Belki içinden sanat galerisine dönüştürülmesini, hatta yıkılıp yerine otopark yapılmasını bile geçirenler oldu. Nihayet başında kendisini kapalı camileri açtırma mücadelesine hasretmiş İsmail Kandemir adında emekli bir öğretmenin bulunduğu Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Cemiyeti’nin talebi üzerine, Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020 tarihinde 5 asır cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye dönüştüren 24 Kasım 1934 tarihli münakaşalı Bakanlar Kurulu kararını ittifakla iptal etti. Böylece 70&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi müze olarak kalsın, kimi inkılaptan evvelki hâline bakarak cami, kimi de yapılışını nazara alarak kilise olsun dedi. Kimi güya orta bir yol bularak yarısının cami, yarısının kilise olmasını teklif etti. Belki içinden sanat galerisine dönüştürülmesini, hatta yıkılıp yerine otopark yapılmasını bile geçirenler oldu.</p>
<p>Nihayet başında kendisini kapalı camileri açtırma mücadelesine hasretmiş İsmail Kandemir adında emekli bir öğretmenin bulunduğu Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Cemiyeti’nin talebi üzerine, Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020 tarihinde 5 asır cami olarak hizmet veren Ayasofya’yı ibadete kapatıp müzeye dönüştüren 24 Kasım 1934 tarihli münakaşalı Bakanlar Kurulu kararını ittifakla iptal etti. Böylece 70 senedir devam eden, “açılırdı açılamazdı” düelloları nihayet bularak, koca mabede tekrar cami olma yolu gözüktü.</p>
<p>Danıştay kararının 19 sayfalık esbab-ı mucibesinde (gerekçesinde) şunlar hülasa ediliyor: “Mesele mevzuat, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde değerlendirilerek; Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmed vakfının mülkiyetinde olduğu; cami olarak cemiyetin hizmetine arzedildiği; vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanılmasının ve başka bir maksada tahsisinin hukuken mümkün olmadığı neticesine varılmıştır.</p>
<p>Vakıf senedi, hukuk kaidesi tesir, değer ve kuvvetindedir. Vakfedilen gayrimenkulün vakıf senedindeki vasfının ve kullanılma gayesi değiştirilemez. Bu husus, tüm hakiki ve hükmî şahıslarla beraber, davalı idare için de bağlayıcıdır. Türk hukuk sisteminde kadimden beri korunarak yaşatılan vakfa ait gayrimenkul ve hakların, vakfiyesi istikametinde istifadesine bırakıldığı cemiyet tarafından kullanılmasına engel olunamaz. Vakıf senedinde sürekli olarak tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanılması ve başka bir gayeye tahsisi hukuken mümkün değildir.”</p>
<p>Mahkeme, Ayasofya’nın kullanılma şeklinin, iç hukuka göre tayin edilmesinin, gerek 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’ye aykırı olmadığını, gerekse bu çerçevede meydana getirilen UNESCO’ya bağlı Dünya Mirası Listesi’nde yer almasına engel bulunmadığını da beyan etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
