﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Üsküdar &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/uskudar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Jan 2023 13:26:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Üsküdar &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Rodos Seferi Günlüğü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/rodos-seferi-gunlugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hacer Kılıçarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 13:25:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[1522]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[rodos]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8984</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlılar döneminde daha önce de kuşatılan Rodos’un fethi Kanûnî Sultan Süleyman’a nasip olmuştu. Plan ve hazırlıkların ardından Kanûnî’nin 4 Haziran 1522’de Üsküdar’a geçmesiyle resmî olarak başlayan sefer, saray kâtipleri tarafından adım adım kayda geçirildi. Sefer ruznâmesine göre yolculuk gidiş ve dönüş olarak 233 gün sürmüştür. Bu süreçteki gelişmeleri ve fethin neden geciktiğini adım adım takip ediyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında… &#160; &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlılar döneminde daha önce de kuşatılan Rodos’un fethi Kanûnî Sultan Süleyman’a nasip olmuştu. Plan ve hazırlıkların ardından Kanûnî’nin 4 Haziran 1522’de Üsküdar’a geçmesiyle resmî olarak başlayan sefer, saray kâtipleri tarafından adım adım kayda geçirildi. Sefer ruznâmesine göre yolculuk gidiş ve dönüş olarak 233 gün sürmüştür. Bu süreçteki gelişmeleri ve fethin neden geciktiğini adım adım takip ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süheyl Ünver’in 1962 Yılı Üsküdar’ında Zevkli Ramazan Temaşaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/defter/suheyl-unverin-1962-yili-uskudarinda-zevkli-ramazan-temasalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:25:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Defter]]></category>
		<category><![CDATA[Atik Valide Külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gülbün Mesara]]></category>
		<category><![CDATA[kırkanbarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Süheyl Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8063</guid>

					<description><![CDATA[26 Mart 2022 Derin Tarih’in Nisan sayısında yayınlanan “Ramazan Aydınlığı yahut Mahyalar ve Kandiller” yazısını birkaç gün önce bitirip görsel dosyasıyla birlikte göndermişken başka bir vesile ile yazıştığımız Gülbün Mesara hanımefendiden bir not aldım: “(…) Ramazan öncesi 325 numaralı defterden bazı sayfaları takdim ediyorum (…)”. Rahmetli Süheyl Ünver Hoca’nın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan hazine kıymetindeki yüzlerce defterinden biriydi bu. Örnek sayfalardan zevkli Ramazan günlükleri ve çizimleriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştı. Hemen defterin PDF’inin peşine düştüm, sonra da vakit buldukça Latin harflerine aktarmaya başladım. İstanbul’un tarihî semtlerinin, ecdat yadigârı yapılarının, mahalle ve sokaklarının, ahşap evlerinin, ağaç ve çiçeklerinin hayranı ve takipçisi Süheyl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Mart 2022</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in Nisan sayısında yayınlanan “Ramazan Aydınlığı yahut Mahyalar ve Kandiller” yazısını birkaç gün önce bitirip görsel dosyasıyla birlikte göndermişken başka bir vesile ile yazıştığımız Gülbün Mesara hanımefendiden bir not aldım: “(…) Ramazan öncesi 325 numaralı defterden bazı sayfaları takdim ediyorum (…)”. Rahmetli Süheyl Ünver Hoca’nın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan hazine kıymetindeki yüzlerce defterinden biriydi bu. Örnek sayfalardan zevkli Ramazan günlükleri ve çizimleriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşılmıştı.</p>
<p>Hemen defterin PDF’inin peşine düştüm, sonra da vakit buldukça Latin harflerine aktarmaya başladım.</p>
<p>İstanbul’un tarihî semtlerinin, ecdat yadigârı yapılarının, mahalle ve sokaklarının, ahşap evlerinin, ağaç ve çiçeklerinin hayranı ve takipçisi Süheyl Hoca’nın Ramazan aylarında zevkle ve düzenli olarak yaptığı işlerden biri de İstanbul’un selâtin camilerinde kurulan mahyaları izlemek ve listeleyerek kaydetmek, fotoğraflamak, çizimlerini yapmak, notlarını düşmekti&#8230;</p>
<p>325 numaralı defter de bunlardan biri idi ve Şubat-Mart aylarına tesadüf eden 1962 yılı Ramazanının “fakir” Üsküdar’daki hareketlerini, bu arada mahyalarını, insanlarını temaşa edip anlatmaya, çizmeye, fotoğraflamaya tahsis edilmişti.</p>
<p>Her defterinde, her notunda olduğu gibi beklenmedik sürprizleri de vardı. Daha önce görüp resimlerinin-tablolarının derlemesinde yer verdiğimiz harika bir Atik Valide Külliyesi ve mahallesi suluboya resminin hikâyesi ve fotoğrafı da bu defterde yer alıyordu. Resmin altında zaten çoğu eserinde olduğu gibi tarih ve imza vardı; fakat nasıl vücut bulduğunu, hatta tam perspektifini ve Ramazanla irtibatını bilmiyorduk. O tablonun mufassal altyazısı da böylece ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>Hâlâ yeterince keşfedilmemiş ve hakları verilmemiş (mufassal bir tasnif ve özetleri bile yapılmış değil maalesef) bu defterler bereketli ve esrarlı kırkanbarlar gibi. Göz nuru, gönül işi, el mahareti… Tahsis edildikleri alanda/alanlarda düzenli ve tarihî yahut aktüel bilgiler vermekle kalmıyor bir hissiyatı, âdeta bir intisabı, hissî-ilmî-felsefî kademeleri olan bir mensubiyeti de, elden kayıp gidenler, “müşrif-i harap” olanlar, kaybolmaya yüz tutanlar için aynı zamanda hayıflanmaları da veriyor. Fani dünyanın yahut kendini bilmezliklerin halleri… Hoyratlıkların, tarih husumetinin, imarla tahribi ayırt edemeyenlerin, kör kazmanın…</p>
<p>Ya bir kuyruklu yıldız gibi görünüp çekilen büyük insanlar! Hocalar, sanatkârlar, yoldaşlar… Süheyl Hoca Üsküdar’ı sessizce ve bütün dikkatiyle dolaşırken bunlara da mânen tesadüf ediyor, izlerini, hatıralarını hoş ifadelerle yâd ediyor; Ressam Ali Rıza Bey, Necmettin (Okyay) Efendi, Yahya Kemal, hattat-tuğrakeş İsmail Hakkı… Ve annesi, hattat dedesi…</p>
<p>1443/2022 Ramazan-ı şerifini bu nadide notlarla ve onlara eşlik eden çizimlerle, fotoğraflarla, tablolarla uğurlamaya ne dersiniz? Bu da bir “kutlu bayram” olabilir mi?</p>
<p>Buyurun o zaman…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sirkeci’den Sadece Tren Mi Kalkardı Dersiniz?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kadrajdaki-istanbul/sirkeciden-sadece-tren-mi-kalkardi-dersiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:16:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadrajdaki İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Güler]]></category>
		<category><![CDATA[Haydarpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sirkeci Tren Garı]]></category>
		<category><![CDATA[Tophane]]></category>
		<category><![CDATA[Topkapı]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7565</guid>

					<description><![CDATA[Fotoğrafa bakıp bir hayal kurun! Büyük ve tarihî bir şehirde yaşıyorsunuz. 1954 yılında Türkiye’nin en büyük şehri olmasına rağmen bir ucundan öbür ucuna pek de yorulmadan yürüyerek gidebilirsiniz. Buna rağmen insanlar kalabalık ve gürültülü olmasından şikâyet ediyor muhtemelen. Eşsiz tabii güzelliklere sahip, ticaretin merkezi durumunda ve tarihî bir belde ki bu yüzden nüfus sığmıyor, yollar kifayet etmiyor. 1,5 milyon insanın sığmadığı (!) şehirde, trafik sabah akşam çile. Otobüs, tren, tramvay ve vapurlara sığmıyor kibar beyler, hanımefendiler, esnaf, memurlar, köylü ve hamallar. Şehirlerarası ulaşım da en zorlu meselelerden biri. Merak uyandırmak kabilinden yazıma bu methal ile başladıktan sonra 1954 İstanbul’unda, ticaretin,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafa bakıp bir hayal kurun! Büyük ve tarihî bir şehirde yaşıyorsunuz. 1954 yılında Türkiye’nin en büyük şehri olmasına rağmen bir ucundan öbür ucuna pek de yorulmadan yürüyerek gidebilirsiniz. Buna rağmen insanlar kalabalık ve gürültülü olmasından şikâyet ediyor muhtemelen. Eşsiz tabii güzelliklere sahip, ticaretin merkezi durumunda ve tarihî bir belde ki bu yüzden nüfus sığmıyor, yollar kifayet etmiyor. 1,5 milyon insanın sığmadığı (!) şehirde, trafik sabah akşam çile. Otobüs, tren, tramvay ve vapurlara sığmıyor kibar beyler, hanımefendiler, esnaf, memurlar, köylü ve hamallar. Şehirlerarası ulaşım da en zorlu meselelerden biri.</p>
<p>Merak uyandırmak kabilinden yazıma bu methal ile başladıktan sonra 1954 İstanbul’unda, ticaretin, çarşıların, aynı zamanda şehirlerarası ulaşımın merkezi olan Sirkeci’yi anlatacağım. Dikkatli bir bakışla, fotoğrafta gördüğünüz kalabalık size ipucu verecek. Neden bu fotoğrafı seçti acaba, dediğinizi duyar gibiyim. Kimin çektiğini bilmiyorum. Ancak Ara Güler ustadan duyduğumu söyleyeyim: “İnsanlı fotoğraflar daha güzeldir, fotoğrafa hareket katar.” Hakikaten tam öyle, cıvıl cıvıl bir fotoğraf.</p>
<p>1929 doğumlu olan rahmetli babam, “Eskiden biz şehirlerarası otobüslere Sirkeci’den binerdik oğlum” diye anlatırdı. Anlam veremezdim, çünkü ben 70’li yılların çocuğu olduğumdan şehirlerarası otobüs deyince ilk olarak Topkapı’daki Anadolu ve Trakya otogarlarını hatırlarım. “Baba, yüzlerce koca otobüs o daracık Sirkeci sokaklarına nasıl sığıyordu” diye sorduğumda gülerdi: “Evladım, İstanbul kaç kişiydi ki o zaman, ne 100’ü, ancak 10-15 otobüs bulunurdu aynı anda. Hem şimdiki gibi büyük otobüsler yoktu, nispeten daha küçüklerdi. Sirkeci Tren Garı’nın hemen bitişiğindeki sokağa yanaşmaları bu yüzden zor olmuyordu.” Ben de bu fotoğrafı gördüğümde daldım gittim hatıralar denizine.</p>
<p>Her ne kadar babamdan duysam da şehirlerarası otobüslerin bu sokaklardan kalkmasını çocukken tam idrak edemezdim. Bir tarihçi olunca, o zamanları yaşamasam bile, birazcık tetkik ve tahayyül ile ancak anlayabildim. Böylece otobüs firmalarının orada bulunmasının mantığını çözebildim. Bu fotoğrafın çekildiği yerin yakınlarında bulunan iskelelerden Haydarpaşa, Kadıköy, Üsküdar ve Boğaz hattına vapurların kalkması, bu otobüslerin burada bulunmasının tabii bir sebebi ve meseleyi anlayabilmemdeki en önemli ipucudur. Galata Köprüsü’nü geçtikten sonra karşınıza gelen Tophane-Karaköy arası rıhtımlarda yer alan İstanbul Limanı ise Türkiye ve uluslararası iskelelerden kalkan vapurların son durağıydı. Durun, daha bitmedi. Osmanlı zamanında Avrupa’dan gelen Şark (Orient) Ekspresi’nin İstanbul’daki son istasyonu olan tarihî Sirkeci Gar binası II. Abdülhamid zamanında 1890’da açılmıştı. Eh, mesele şimdi açıklığa kavuştu. Üç tarafı denizlerle çevrili İstanbul’umuzun deniz yolculuğu, şehir içi ulaşım aksları ve tren yollarının birleştiği Sirkeci’de, şehirlerarası bir otobüs merkezinin bulunmasından daha doğal ne olabilirdi ki?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UĞUR DERMAN: BEREKETLİ BİR ÖMRÜN HÂSILASI</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ugur-derman-bereketli-bir-omrun-hasilasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:37:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Hadarpaşa Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Necmeddin Okyay]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Uluant]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7462</guid>

					<description><![CDATA[Muhterem Hocam, gelenekli sanatlarımıza ilginizin nasıl başladığını anlatır mısınız? Genç bir lise talebesi, niçin hatta, ebruya, tezhibe ilgi duyar? Benim içimde bu hususta bir meyil hep vardı. Çocukluğum ve gençliğim Üsküdar’da geçtiği için, baktığım her yerde gördüğüm eserlerin kitabeleri, kabristanlardaki taşlar, camilerin yazıları, çeşmeler ilgimi çekerdi. Bütün eski eserlere karşı yüreğimde daima bir yakınlık duyardım. Yıllar geçtikçe, bu yakınlık büyüdü. Mesela, bir hatıram vardır hiç unutmadığım: Haydarpaşa Lisesi’nde okurken, Üsküdar’dan Kadıköy’e doğru güzel havalarda bazen yürürdüm. Baytar Mektebi’nin yakınında, ana cadde üzerinde, etrafı çevrili bir mezar ve üzerinde bir taş görürdüm. Yıllar sonra, Osmanlı Türkçesi okumayı öğrenince fark ettim ki,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Muhterem Hocam, gelenekli sanatlarımıza ilginizin nasıl başladığını anlatır mısınız? Genç bir lise talebesi, niçin hatta, ebruya, tezhibe ilgi duyar?</strong></p>
<p>Benim içimde bu hususta bir meyil hep vardı. Çocukluğum ve gençliğim Üsküdar’da geçtiği için, baktığım her yerde gördüğüm eserlerin kitabeleri, kabristanlardaki taşlar, camilerin yazıları, çeşmeler ilgimi çekerdi. Bütün eski eserlere karşı yüreğimde daima bir yakınlık duyardım. Yıllar geçtikçe, bu yakınlık büyüdü. Mesela, bir hatıram vardır hiç unutmadığım: Haydarpaşa Lisesi’nde okurken, Üsküdar’dan Kadıköy’e doğru güzel havalarda bazen yürürdüm. Baytar Mektebi’nin yakınında, ana cadde üzerinde, etrafı çevrili bir mezar ve üzerinde bir taş görürdüm. Yıllar sonra, Osmanlı Türkçesi okumayı öğrenince fark ettim ki, orası bir namazgâhmış. Taş da kıble yönünü gösteren kıble taşıymış. Mahir (İz) Hocam, bana “Sen meraklısın, ama bunun anahtarını öğrenmezsen boşuna gayret olur” dedi. 1953’te böylece Osmanlı Türkçesine başladık. Ondan önce, elifi görsem mertek sanacak seviyedeydim. Çünkü bizim çocukluğumuzda böyle şeylere müsaade yoktu, yasaktı. Sonra açığı kapatmaya çabaladık işte. Hele Üsküdar’da olmam hasebiyle, karşıma bir de Necmeddin (Okyay) Hoca çıkınca…</p>
<p><strong>Siz “geleneksel sanatlarımız” yerine “gelenekli sanatlarımız” demeyi tercih ediyorsunuz. Okurlarımız için, bunun sebebini açıklar mısınız?</strong></p>
<p>Ben Türkçeye saplanan, Türkçeyi katleden “-sel”, “-sal” eklerine düşmanım. Bizim gençliğimizde bu ekler, çok nadir kullanılırdı. Bir kelimenin aslı Arapça ise, ona asla ilave edilmezdi. Mesela şu anda “tarihsel” diyorlar; eskiden “tarihî” denirdi. Şimdi her kelimenin sonuna bu ekleri getiriyorlar. Bazen işitiyordum da, “Bu kelimenin sonunda ‘sel’in ne işi var?” diyorum. Üniversite hocaları bile böyle kullanıyor. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu’nun bir sözü vardı: “Türkçeyi sala koyup sele verdiler.” O hale getirildi maalesef. Ben bu duruma düşmemek için, eserlerimin hiçbirinde “-sel” veya “-sal” ekiyle biten kelimeler kullanmamışımdır. Tek istisna kumsal ve uysal kelimeleridir. Onlar da zaten geçmişden kalmadır.</p>
<p>“Geleneksel” deyince, vaktiyle geleneğe bağlı olarak yapılan bir sanatın, eski halinden hiç taviz vermeden, değişmeden ve adeta taklit edilerek bugüne gelişi anlaşılıyor. Hâlbuki “gelenekli” dediğimiz zaman, eskiden istifade eden, ama kendisi de üzerine yenilikleri ekleyen bir anlayışı kastediyoruz. Ben bu sebeple “gelenekli” demeyi tercih ediyorum.</p>
<p><strong>Makalelerinizi topladığınız 4 kitaplık serinin adı “Ömrümün Bereketi”. Gerçekten de ismiyle müsemma bir eser olduğunu görüyoruz okuyunca. Bu ismi vermek kimin fikriydi?</strong></p>
<p>Bunun için hiçbir düşüncem olmamıştı. Bu serinin hazırlanmasını bana Kubbealtı’nın başkanı Sinan Uluant teklif etmişti. “İsim de bulalım” dedi. Ben kendilerine 15 isim teklif ettim. İçlerinden biri de “Ömrümün Bereketi” idi. Nihayetinde bu isim beğenildi.</p>
<p><strong>“Ömrümün Bereketi” serisinin dördüncü ve sonuncu kitabının başında, muhterem eşiniz Çiçek Hoca’nın bir takrizi var. Orada “Eski makaleleri toplamaya ne gerek vardı? Bunlar zaten yayınlanmış. Yeni eserler vermeye odaklanmak daha iyi” şeklindeki eleştirilere cevap verilmiş.</strong></p>
<p>Bu kitaplarda bir araya getirdiğim makalelerim, artık hiçbir yerde bulunmuyordu. Makalelerde aktardıklarım da, benim kendi hocalarımdan bizzat öğrendiğim ve işittiğim şeyler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
