﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>vakıf &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/vakif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Nov 2021 07:34:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>vakıf &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı’ya Hayran Bırakan Hizmet Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanliya-hayran-birakan-hizmet-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihan Su]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:34:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Fakir]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7582</guid>

					<description><![CDATA[Vakıf kurma ve vakfetme, Türk ve İslâm toplumlarında bir gelenek halini almış ve şehirlerden kasabalara, hatta köylere kadar uzanmıştır. Bu mirası devralarak tekâmüle erdiren Osmanlı, vakıf konusunda oldukça gelişmiştir. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın ayrılmaz parçası olan vakıflar vasıtasıyla pek çok sosyo-ekonomik ve kültürel faaliyet gerçekleştirilmiştir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerden vakıflar sorumlu olduğu gibi dinî görevlerin yerine getirilmesi için gereken cami, mescit gibi yapıların bakımını, onarımını, tamirini ve devamlılığını da onlar sağlıyorlardı. Fakirleri doyurmak, giydirmek, öğrencilere burs vermek, hastaları tedavi ettirmek, kimsesiz genç kızlara çeyiz hazırlamak, yetim ve öksüzlere kol kanat germek gibi toplumun her türlü temel ihtiyacına&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf kurma ve vakfetme, Türk ve İslâm toplumlarında bir gelenek halini almış ve şehirlerden kasabalara, hatta köylere kadar uzanmıştır. Bu mirası devralarak tekâmüle erdiren Osmanlı, vakıf konusunda oldukça gelişmiştir. Dinî, sosyal ve ekonomik hayatın ayrılmaz parçası olan vakıflar vasıtasıyla pek çok sosyo-ekonomik ve kültürel faaliyet gerçekleştirilmiştir. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi hizmetlerden vakıflar sorumlu olduğu gibi dinî görevlerin yerine getirilmesi için gereken cami, mescit gibi yapıların bakımını, onarımını, tamirini ve devamlılığını da onlar sağlıyorlardı. Fakirleri doyurmak, giydirmek, öğrencilere burs vermek, hastaları tedavi ettirmek, kimsesiz genç kızlara çeyiz hazırlamak, yetim ve öksüzlere kol kanat germek gibi toplumun her türlü temel ihtiyacına koşan vakıflar, bugün için bize çok uçuk gelecek alanlarda dahi hizmet vermişlerdir. Hasta hayvanlara ilaç yapma vakfı, öğrencileri pikniğe götürme vakfı, kışın soğuk suyla abdest alanlara sıcak su temin etme vakfı gibi örnekleri sıralamak Osmanlı toplumunun hizmet anlayışının ne derece inceldiğini görmeye yetecektir.</p>
<p>Çocuklar ve gençler için Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce hazırlanıp yayımlanan <em>Tarihte İlginç Vakıflar</em> kitabının yetişkinler için hazırlanmış bir versiyonu da olsa fena olmazdı. Kitaptaki konu başlıklarına bakmak bile hayretimizi kabartmaya yetiyor: Sokak Hayvanlarına Ekmek Verme Vakfı, Hastalara Evinde Bakma Vakfı, Kadın Sığınma Evi Vakfı, Sıcak Pide Dağıtma Vakfı, Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtma Vakfı, Sıcakta Sebillere Kar Koyma Vakfı, Yol Güvenliğini Sağlama Vakfı, Helalleşme Vakfı, Hıristiyan Esirleri Kurtarma Vakfı, Tohum Saklama Vakfı, Yoksul Mahkûmlara Harçlık Verme Vakfı, Güvercin Hane Yaptırma Vakfı, Leylekleri Koruma Vakfı, Dara Düşenlerin Vergisini Ödeme Vakfı, İflas Eden Tüccarlara Yardım Vakfı, İlmi Kitapları Bağışlama Vakfı, Şehit ve Sahabe Türbelerini Tamir Etme Vakfı, Şehir Estetiğini Koruma Vakfı… Kitaptan hareketle, bu ilginç vakıflardan bazılarını derledik.</p>
<p><strong>Kanadı Kırık Leyleklerin Bakımı Vakfı:</strong> İzmir Ödemiş’te Mürselli İbrahim Ağa, Yenicami etrafında bulunan veya hastalanarak göç edemeyen leyleklerin bakımı ve beslenmesi için kurduğu vakfın gelirinin bir bölümünü, yıl boyunca ciğer ve işkembe alınmak üzere ayırmıştır.</p>
<p><strong>Çocukları Gezdirme Vakfı:</strong> 1768’de Eski Matbah-ı Amire Emiri Haseki Hacı Mustafa Ağa’nın İstanbul’da kurduğu vakıf, çocukları gezdirip eğlendirmek amacı taşır. Yılda üç bin akçe sarf edip çocukların kırlara götürülerek temiz hava almaları hedeflenmiştir. Bu sırada çocuklar ayrıca birbirleriyle kaynaşıp yeni arkadaşlıklar da kuracaklardır.</p>
<p><strong>Savaşa Giden Gazilere At Veren Vakıf:</strong> İstanbul’da 1574 yılında kurulan bu vakıf cihat şevkiyle Osmanlı ordusunun seferlerine iştirak etmek isteyen ancak maddî imkânsızlıkları yüzünden binek alamayan kimselere hizmet vermiyor. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa tarafından kurulan vakfın şartnamesine şunlar yazıyor: “Fî sebîlillah vakf olunan yundlardan hâsıl olan atları, &#8230; guzâtı müslimîn ve kihat-ı alâ simat-ı mücâhidînden herhangi gazinin atı olmayub küffar-ı bed-tebâra gaza etmek için at isteye, &#8230; ol gaziye bir yarar at verile&#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın Cumhuriyet Devrinde Yok Eilen Vakıf Eserleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/ankaranin-cumhuriyet-devrinde-yok-eilen-vakif-eserleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kılcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ahi Elvan Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Alâaddin Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Şerafeddin Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6658</guid>

					<description><![CDATA[Türklerin bu coğrafyaya vurdukları medeniyet mührünün temel unsuru vakıf sistemidir. Anadolu’yu Türk-İslam medeniyetine katarak vatan haline getiren atalarımız bunu vakıflar yoluyla başarmışlardır. İlk bakışta cami ve mescit gibi dinî yapıların öne çıkması vakıfların hizmetlerinin sadece bu alana hasredildiği izlenimini verse de vakıflar doğumdan ölüme hayatının her aşamasında insanlara yardım etmeyi hedefler. Eğitim, sağlık, sosyal yardımlaşma ve imar faaliyetleri bu hizmetlerin başında gelir. Hayır sahibi kimseler tarafından kurulan vakıflar toplumun her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak karşılama gayesini güder. Bunun yanında vakfedilen ticari yapılar aracılığıyla bu sistem ekonomik ve ticarî hayata canlılık katmıştır. Coğrafî konumu sebebiyle Ankara Anadolu için stratejik bir öneme&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türklerin bu coğrafyaya vurdukları medeniyet mührünün temel unsuru vakıf sistemidir. Anadolu’yu Türk-İslam medeniyetine katarak vatan haline getiren atalarımız bunu vakıflar yoluyla başarmışlardır. İlk bakışta cami ve mescit gibi dinî yapıların öne çıkması vakıfların hizmetlerinin sadece bu alana hasredildiği izlenimini verse de vakıflar doğumdan ölüme hayatının her aşamasında insanlara yardım etmeyi hedefler. Eğitim, sağlık, sosyal yardımlaşma ve imar faaliyetleri bu hizmetlerin başında gelir. Hayır sahibi kimseler tarafından kurulan vakıflar toplumun her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak karşılama gayesini güder. Bunun yanında vakfedilen ticari yapılar aracılığıyla bu sistem ekonomik ve ticarî hayata canlılık katmıştır.</p>
<p>Coğrafî konumu sebebiyle Ankara Anadolu için stratejik bir öneme sahiptir. Anadolu’nun dört bir tarafına uzanan yolların kavşak noktasında yer alması hasebiyle, medeniyetlerin uğruna mücadele verdiği şehirlerden biridir. Yine bu özelliği sebebiyle birçok defa istilaya maruz kalmış, büyük savaşlara sahne olmuştur. Heybetli Ankara kalesi kadim medeniyetlerin şehre bıraktığı bir tarihî mirastır.</p>
<p>Selçuklu hâkimiyetine geçince Ankara bir Türk-İslam şehrine dönüşür. Vakıflar aracılığıyla yaptırılan eserler kısa sürede şehre yeni bir kimlik kazandırmıştır. Selçuklular yıkıldıktan sonra da bu imar faaliyetleri devam eder. Bu dönemde Sultan Alâaddin Camii, Kızılbey Külliyesi, Şerafeddin Camii, Ahi Elvan Camii ile şehre mescit, medrese, han, hamam, zaviye, köprü ve türbe gibi yapılar kazandırılmıştır. Ayrıca bu hayratların çevresinde şehrin mahalleleri teşekkül eder. Ulu camisi, çarşı ve pazarı, şehrin doğusunda içine bir kasaba sığacak büyüklükteki kalesinin güneyinde kurulmuştur. Şehir bu dönemdeki yerini bazı değişiklikler olsa da Osmanlı devrinin sonuna kadar korumuştur.</p>
<p>Selçuklu devrinde ahilerin denetimindeki imalat ve üretim faaliyetleri Ankara’ya ekonomik canlılık getirmiştir. Osmanlı döneminde devlet bu gücün farkına varmış ve şehrin imarına ayrı bir önem verilmiştir. Bilhassa şehrin ticarî yönünü canlandıracak yatırımlar yapılmıştır. Hoca Paşa, Karaca Bey, Eyne Bey, Fenari İsa Bey, Turasan Bey ve Yeğen Bey Ankara’yı imar eden önemli hayır sahipleridir. Fatih devrinden itibaren sadrazam ve vezirlerin yürüttükleri imar çalışmalarıyla şehir en canlı günlerini yaşamıştır. Mahmud Paşa, İshak Paşa, Rum Mehmed Paşa, Rüstem Paşa ve Hasan Paşa’nın yaptırdıkları bedesten, han, hamam, çarşı ve yüzlerce dükkanla Ankara Anadolu’nun önemli ticarî merkezlerinden biri haline gelir. Bilhassa Ankara ve çevresinde üretilen sof, yurt dışına ihraç edildiğinden, şehre büyük canlılık getirmiştir. Bu dönemde kalenin dibinde “Yukarı yüz” diye isimlendirilen yerdeki bedestenin çevresinde çok sayıda han ve çarşı yapıldı. Ulus çevresi “Aşağı yüz” diye isimlendirilmiş, Suluhan ve çevresinde Karaoğlan ve Tahtakale gibi çarşılar inşa edilmişti. Bu iki merkez sonradan Uzun Çarşı ile birbirine bağlanmıştır. Görüldüğü üzere Ankara, iddia edildiği gibi küçük bir bozkır kasabası değildi. Aksine, Selçuklu ve Osmanlı devirlerindeki bazı kriz ve felaket dönemleri hariç, canlı ve mamur bir şehirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Para Vakıfları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/para-vakiflari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:26:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[Muslihüddin]]></category>
		<category><![CDATA[Nukûd]]></category>
		<category><![CDATA[ribâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şer'iyye mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6591</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı cemiyetinde maariften sıhhiyeye kadar hemen bütün amme hizmetleri vakıflar vasıtasıyla yürütülürdü. Zira şer’i hukukta devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahale etmemesi esastır. Osmanlı tarihinde, hastalara ilaç tedarik etmekten kuşlara yem dağıtmaya, duvar yazılarını silmekten yaz günlerinde halka soğuk su dağıtmaya kadar çok enteresan sahalarda hizmetler veren vakıflar mevcuttur. Para vakıfları da onlardan biridir. İnsanların ihtiyaçları sınırsızdır ve bunları karşılamak için her zaman nakit bulunamaz. İşte bu yüzden ihtiyacı olana borç vermek, hukuken meşru ve dinen de sevaplı bir iş olarak görülmüştür. Ancak bir yandan cemiyetteki para darlığı, öte yandan verilen paranın çoğu kez geri dönmeyip borç verenin mağduriyete uğraması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı cemiyetinde maariften sıhhiyeye kadar hemen bütün amme hizmetleri vakıflar vasıtasıyla yürütülürdü. Zira şer’i hukukta devletin ekonomik ve sosyal hayata müdahale etmemesi esastır. Osmanlı tarihinde, hastalara ilaç tedarik etmekten kuşlara yem dağıtmaya, duvar yazılarını silmekten yaz günlerinde halka soğuk su dağıtmaya kadar çok enteresan sahalarda hizmetler veren vakıflar mevcuttur. Para vakıfları da onlardan biridir.</p>
<p>İnsanların ihtiyaçları sınırsızdır ve bunları karşılamak için her zaman nakit bulunamaz. İşte bu yüzden ihtiyacı olana borç vermek, hukuken meşru ve dinen de sevaplı bir iş olarak görülmüştür. Ancak bir yandan cemiyetteki para darlığı, öte yandan verilen paranın çoğu kez geri dönmeyip borç verenin mağduriyete uğraması bu tür akitlerin tatbikatını zorlaştırır. Hayli riskli bir muamele hâline geldiği için insanlardan borç vermelerini istemek imkânsız olur. Ayrıca İslam hukukundaki ribâ (faiz) yasağı sebebiyle kredi bulmak pek de kolay değildir. Peki, bu hâlde darda kalan insanlar ne yapabilir?</p>
<p>İslam hukukunun parlak ve şümullü bir şekilde cereyan ettiği Osmanlı cemiyetinde bu meseleye çareler aranmış ve bulunmuştur da: Para vakıfları (vakfu’n-nukûd). Nukûd, nakdin çokluk hâlidir ki, altın ve gümüş para demektir. İslam hukukunda da esas alınan bu ikisidir. Bunun dışında ufak tefek şeyleri almak için başka metallerden de para basılmasına cevaz vardır; ama vadeli akitlerde onlara değil, altın ve gümüşe itibar edilir. Gelelim bu vakıfların nasıl kurulduğuna ve çalıştığına. Para vakfında muayyen bir meblağ vakfedilir. Bu meblağ çeşitli usullerle tenmiye edilir, yani nemalandırılarak işletilir. Böylece vakfın sermayesi ile fertlerin kredi ihtiyacı karşılanırken, vakfın geliri de bir hayır cihetine sarf edilmiş olur.</p>
<p>Şer’iyye mahkemesi sicillerinden öğrendiğimiz kadarıyla para vakıflarının bilinen en eskisi 1423 tarihine aittir. Edirne’de Yağcı Hacı Muslihüddin 10 bin akçe vakfedip gelirinin, Kilise Camii’nde her gün Kur’an-ı Kerim okuyan üç kişinin her birine 1’er akçe verilmesini şart koşmuştu. Sultan Fatih’in kurduğu bir para vakfı da yeniçerilerin et ihtiyacının karşılanması cihetinde hizmet veriyordu. Kanuni Sultan Süleyman zamanında bu vakıf daha da büyütüldü.</p>
<p>Osmanlı buluşu olduğu anlaşılan para vakıfları 16. asırda Sofyalı Bâli Efendi’nin risalesinden öğrenildiğine göre, öteden beri Rumeli’de hayrat eserlerinin gelir kaynağı olarak tatbik edilmekteydi. Demek ki daha o zaman buna cevaz verilmişti. Nitekim Şeyhülislâm İbn Kemal, nam-ı diğer Kemalpaşazade’nin (ö. 1534) para vakıflarının cevazı ve faydası üzerine bir risalesi olduğuna göre bu mevzu daha eskiye gitmektedir. Bu devirde para vakıfları o kadar yayılmıştı ki, çoğu vakıfta müderris ve imam maaşları buradan karşılanıyordu. Sultan II. Bayezid (1481-1512) İstanbul’da yaptırdığı medresenin vakfiyesine, şeyhülislamın haftada bir gün ders vermesi mukabilinde para vakfından ücret alması şartını koydurtmuştu.</p>
<p>Şeyhülislâm Sa’di Efendi de (ö. 1539) bizzat para vakfı kurmuş; kârının her gün anne ve babasının kabri başında birer cüz okuyan iki dârülkurrâ (hafızlık mektebi) talebesine verilmesini şart koşmuştu. Para vakıfları halkın kredi ihtiyacının karşılanması yanında, ulemanın maddî olarak desteklenmesi fonksiyonunu da icra ediyordu. Aynı zamanda bu vakıflar hükümet kontrolünde cereyan eden bir para pazarı hüviyetindeydi. Hem beklenmedik afetlerin hâsıl ettiği zararın telafisi veya ani vergilerin karşılanması için kurulan avarız vakıfları; hem de yeniçeri, esnaf ve harem ağalarının kredi ve tekaüt maaşı için kurduğu orta sandıkları birer para vakfıdır. Böylece bu müesseseler sadece bir kredi kaynağı değil, aynı zamanda bir sosyal sigorta fonksiyonunu da görmüştür. Ayrıca tefecilerin halkı sömürmesine mâni olan meşru bir alternatif teşkil etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vakıflara Padişah Bile El Koymazdı!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/vakiflara-padisah-bile-el-koymazdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:10:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Beytülmâle]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[iskân]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5908</guid>

					<description><![CDATA[Bir vakıf medeniyeti olan Osmanlı’da vakfeden vakfa, hukuka aykırı olmayan her türlü şartı koyabilir; bu şartları sonradan kimse değiştiremezdi. “Şart-ı vâkıf, nass-ı şâri gibidir”, yani vakfedenin şartı, Allah ve Resulü’nün (sas) sözü gibidir, kaidesi meşhurdur. Mülk mallar üzerinde hakikî şahıslar tarafından kurulan vakıflara sahih vakıf denir. Sahih vakıfların kâfi gelmediği hâllerde veya mevcut vakıfları desteklemek üzere hükümet bazen devreye girerdi. Beytülmâle (devlet hazinesine) ait (mîrî) araziyi, rakabesi (çıplak mülkiyeti) devlette kalmak ve gelirleri bir amme hizmetine sarf olunmak üzere vakfederdi. Buna da gayri sahih vakıf veya irsâdî vakıf yahut tahsis kabilinden vakıf adı verilmişti. Bu çeşit vakıflara gayri sahih (sahih&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir vakıf medeniyeti olan Osmanlı’da vakfeden vakfa, hukuka aykırı olmayan her türlü şartı koyabilir; bu şartları sonradan kimse değiştiremezdi. “Şart-ı vâkıf, nass-ı şâri gibidir”, yani vakfedenin şartı, Allah ve Resulü’nün (sas) sözü gibidir, kaidesi meşhurdur. Mülk mallar üzerinde hakikî şahıslar tarafından kurulan vakıflara sahih vakıf denir. Sahih vakıfların kâfi gelmediği hâllerde veya mevcut vakıfları desteklemek üzere hükümet bazen devreye girerdi. Beytülmâle (devlet hazinesine) ait (mîrî) araziyi, rakabesi (çıplak mülkiyeti) devlette kalmak ve gelirleri bir amme hizmetine sarf olunmak üzere vakfederdi. Buna da gayri sahih vakıf veya irsâdî vakıf yahut tahsis kabilinden vakıf adı verilmişti. Bu çeşit vakıflara gayri sahih (sahih olmayan) vakıf denilmesi, bu vakfın hukuken muteber (geçerli) olmadığını değil, hakikî mânâda vakıf sayılmadığını ifade eder. Tahsis, bir şahsın kendi mülkü üzerinde cereyan etmediğinden, Sultan uygun gördüğü zaman bu tahsisi kaldırabilir ve mîrî arazinin geliri tekrar beytülmâle dönerdi. Mîrî arazinin tahsisi, yani gayrı sahih vakıf olarak vakfedilmesi, rakabesinin (mülkiyetinin) hazineden çıkmasına sebep olmaz; aşar ve rüsumunun (kira ve vergilerinin) hazineye ödenmesine de halel gelmezdi. Hz. Peygamber mîrî arazi gelirlerini yeni Müslüman olanların kalbini ısındırmak ya da âtıl tabiî kaynakların şenlendirilmesi için muayyen kişi veya cihetlere tahsis ederdi. Buna iktâ adı verilir. Sonraki halifeler de fetih ve iskân yanında siyasî, idarî ve askerî personele, âlimlere, edebiyatçı ve tabiplere iktâlarda bulundular. İktâ hükümdarın salahiyetinde ise de bunu yaparken maslahatı nazara alması icap eder. Bu sebeple Ömer bin Abdülaziz gibi halifeler zaman zaman -hayatları pahasına- bu iktâların yerinde yapılmayan bazılarını feshetmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
