﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Venedik &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/venedik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 09 Oct 2021 08:02:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Venedik &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Mora’daki Soykırım Ancak Öldürecek Başka Türk Kalmadığında Sona Erdi”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/moradaki-soykirim-ancak-oldurecek-baska-turk-kalmadiginda-sona-erdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[William St. Clair]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 08:02:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kalamata]]></category>
		<category><![CDATA[Mora]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Romenler]]></category>
		<category><![CDATA[Rum Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Slavlar]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7485</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum nüfusu, isyandan evvelki yıllarda önceki dönemlere göre birçok açıdan çok daha iyi durumdaydılar. Zengin ve eğitimli Rumlar açısından Osmanlı Devleti’nin yönetim kademelerinde ilerleme şartları iyileşiyordu. Devlet kurumlarında kendilerine ayrılan makamların sayısı düzenli olarak artıyor, bunlardan bir kısmı miras olarak intikal ediyordu. İki Tuna vilayetinde Romenler ve Slavlar münhasıran Yunanlar tarafından yönetiliyordu. Kalabalık Rum tüccar sınıfı güçleniyordu; dış ticaret ve gemicilik büyük ölçüde Rumların elindeydi. Gelişen ve oldukça zengin olan Rum kolonileri batı Avrupa ve güney Rusya şehirleri ve limanlarına yerleşiyorlardı. İmparatorluğun Rumların çoğunlukta olduğu bölgelerinde, Türklerin müdahalesinden büyük oranda bağımsız kendi belediyeleri vardı. Patrikhanesi İstanbul’da bulunan Rum&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun Rum nüfusu, isyandan evvelki yıllarda önceki dönemlere göre birçok açıdan çok daha iyi durumdaydılar. Zengin ve eğitimli Rumlar açısından Osmanlı Devleti’nin yönetim kademelerinde ilerleme şartları iyileşiyordu. Devlet kurumlarında kendilerine ayrılan makamların sayısı düzenli olarak artıyor, bunlardan bir kısmı miras olarak intikal ediyordu. İki Tuna vilayetinde Romenler ve Slavlar münhasıran Yunanlar tarafından yönetiliyordu. Kalabalık Rum tüccar sınıfı güçleniyordu; dış ticaret ve gemicilik büyük ölçüde Rumların elindeydi.</p>
<p>Gelişen ve oldukça zengin olan Rum kolonileri batı Avrupa ve güney Rusya şehirleri ve limanlarına yerleşiyorlardı. İmparatorluğun Rumların çoğunlukta olduğu bölgelerinde, Türklerin müdahalesinden büyük oranda bağımsız kendi belediyeleri vardı. Patrikhanesi İstanbul’da bulunan Rum Kilisesi çok geniş ayrıcalıklara sahip olup imparatorluk yönetiminin ayrılmaz bir parçasıydı. Hatta Rum köylüler bile imparatorluğun Müslüman tebaası için büyük çilelere yol açan askerlik gibi bazı yükümlülüklerden muaf oldukları düşüncesiyle teselli bulabiliyorlardı. Gözlemciler Rumların isyan öncesinde Katolik İrlandalılardan daha talihli oldukları kanaatindedir.</p>
<p>Yunanistan’ın birçok bölgesinde Yunanlar ve Türkler birlikte, dostça bir ortamda yaşıyorlardı. Mora yarımadasının bazı kısımlarında nüfus tamamen Yunanlardan oluşurken, bazı kısımlarında Türklerden müteşekkildi. Türk garnizonları oldukça küçüktü ve iç güvenliğe pek ihtiyaç olmadığından, eğitimlerini uzun süredir ihmal ediyorlardı. Kaleler bakımsızlıktan çöküyordu; bazı yerlerde tek silahları Venediklilerden kalan tüfek ve barutlardı. Kimi Türkler o kadar uzun süredir Yunanlar arasında yaşıyordu ki, artık Türkçe konuşamıyorlardı. Yunan İsyanı tarihi yazılırken, Yunanların gerekçe arayışı içinde Türklerin zulmüne örnek gösterdikleri -çocuklarının Yeniçeri olarak yetiştirilmek üzere ellerinden alınması gibi- birçok durum, isyandan uzun süre önce uygulamadan kalkmıştı. (…)</p>
<p>Tripoliçe 5 Ekim 1821 tarihinde Yunanların eline geçti. Yalnızca 20 civarında Avrupalı topçu vardı. Kalamata’dan gelmekte olan 50 kadar topçu ise zamanında yetişemediler. İpsilantis ve alayı daha önce korkunç şartlar altındaydı. Paraları tükenmiş, alayın üniformaları eskimişti. Askerlerin çoğu artık yaya idi ve ikmal yokluğu nedeniyle açlıktan ölmek üzereydi. İpsilantis ani bir kararla, düşmek üzere olduğu yönündeki söylentilere güvenerek, Patra’ya (Balyabadra) yürümeye başladı. Olaylar kontrolünden çıkmış gibi görünüyordu. Onun yokluğunda, Teodoros Kolokotronis ve diğer subaylar Türklerle teslim şartlarını müzakere etmeye başlamışlardı. Arnavutlar ayrı bir antlaşma yaptılar. Silahlarıyla birlikte Epir’e gitmek üzere ayrılmalarına izin verildi. Böylece müdafaanın gücü büyük ölçüde zayıfladı.</p>
<p>Zengin Türkler güvenliklerinin sağlanması için bedel ödemeyi teklif ederken, kaleler içindeki diğer gruplar isyan öncesinde tanıdıkları Yunan liderleriyle anlaşmalar yaptılar. Yağma için bekleyen silahlı Yunanlar, geceleri kasabalardan çıkan eşya yüklü at arabalarını fark ettiler. Yunan liderleri sürekli olarak Türklerle müzakere yapmak için gelip gidiyorlardı. Resmî bir teslim antlaşması yapılıp yapılmadığının pek bir önemi yoktu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun Şiileşmesini Önleyen Zafer: Çaldıran</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/anadolunun-siilesmesini-onleyen-zafer-caldiran/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ekrem Buğra Ekinci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:14:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Boğdan]]></category>
		<category><![CDATA[Büveyhoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Eflak]]></category>
		<category><![CDATA[II. Bayezid]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6357</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim tahta geçtikten sonra (1512) Eflak, Boğdan, Macar, Venedik, Mısır hükümetleriyle sulh yaparak hükümdarlığını teminat altına aldı ve yüzünü şarka çevirdi. Daha Trabzon’da vali/şehzade iken, Safevi İran/Azerbaycan hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Hatta babasıyla yaşadığı zıtlığın esasında da sulhsever Sultan II. Bayezid’in hadiseye gerekli ehemmiyeti vermemesi yatıyordu. 1511’de Anadolu’yu kasıp kavuran Şahkulu isyanının acı hatıraları hafızalarda pek tazeydi. Asırlar evvel Şii Büveyhoğullarının Bağdat’ta ve Fatımilerin Kuzey Afrika’daki zalimane faaliyetleri de henüz unutulmadığı için bütün ehl-i sünnet efkâr-ı umumiyesinde büyük bir endişe hâkimdi. Şah ve adamlarının vahşiyane hareketleri karşısında herkes dehşet içinde kalmıştı. Sultan Selim’in yeğeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim tahta geçtikten sonra (1512) Eflak, Boğdan, Macar, Venedik, Mısır hükümetleriyle sulh yaparak hükümdarlığını teminat altına aldı ve yüzünü şarka çevirdi. Daha Trabzon’da vali/şehzade iken, Safevi İran/Azerbaycan hükümdarı Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetlerini yakından takip ediyordu. Hatta babasıyla yaşadığı zıtlığın esasında da sulhsever Sultan II. Bayezid’in hadiseye gerekli ehemmiyeti vermemesi yatıyordu.</p>
<p>1511’de Anadolu’yu kasıp kavuran Şahkulu isyanının acı hatıraları hafızalarda pek tazeydi. Asırlar evvel Şii Büveyhoğullarının Bağdat’ta ve Fatımilerin Kuzey Afrika’daki zalimane faaliyetleri de henüz unutulmadığı için bütün ehl-i sünnet efkâr-ı umumiyesinde büyük bir endişe hâkimdi. Şah ve adamlarının vahşiyane hareketleri karşısında herkes dehşet içinde kalmıştı.</p>
<p>Sultan Selim’in yeğeni olup babası Şehzade Ahmed’in taht mücadelesinde yenilmesi üzerine Şah İsmail’e iltica eden Şehzade Murad, Safeviler tarafından Osmanlı tahtının vârisi kabul ediliyordu. Bu arada Şah’ın Diyarbekr’i işgal eden kumandanlarından Ustaçlıoğlu padişaha meydan okuyor; Şii dâîleri Anadolu’daki cahil köylü ve göçebeleri isyana davet ediyordu. Şah bir yandan da Memlûk sultanına hediyelerle elçi gönderip kendisine ittifak teklif ediyordu.</p>
<p>Sultan Selim bu meseleye bir nokta koymak üzere sefere niyetlendi. Çaldıran Harbi ile noktalanan bu karara, Osmanlıların cengâverlik hevesi değil, Safevilerin güç sevdası sebebiyet vermiştir. Anadolu Türkleri arasında mezhep propagandası ve mezhebe dayalı isyanlar tertiplemesi Sultan Selim’e bu tehdidin önlenmesi hususunda başka bir yol bırakmamıştır. Padişah seferin meşruiyetine dair İstanbul Müftüsü Sarıgürz Nureddin Efendi ve kazasker Kemalpaşazade’den fetva almayı da ihmal etmedi. Cihad, yani meşru harp yalnızca gayrimüslim düşman ile yapılmaz, devlete isyan edenlerle de yapılabilirdi. Dinî ve siyasî zaruretler Müslüman bir devletle savaşmayı gerektiriyorsa, bu da meşrudur. Çünkü İslam hukukunda fertlere can, mal ve ırza yapılan tecavüzleri fiilen def etmek için izin verilmiştir. Hatta bu yolda ölenler şehid sayılır. Kaldı ki verilen fetvalardan, Şah İsmail’in taşkınca itikadı sebebiyle, Safevi ordusunun Müslüman olarak görülmediği anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rus Çarını Tahtından İndiren Doğu Akdeniz Rekabeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/rus-carini-tahtindan-indiren-dogu-akdeniz-rekabeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:15:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Habsburglar]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5423</guid>

					<description><![CDATA[Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek İngiltere’nin önüne geçme politikası Osmanlı’yı sarsmaktan başka, Rusya’da darbe yaşanmasına bile yol açacaktı.</p>
<p>18. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’daki ittifakların değişikliği, Fransa’nın yükselişi ve Akdeniz-Hint Okyanusu hattında yaşanan gelişmeler dünya siyasetinde yeni bir dönemin doğuşunu hazırlıyordu. Genç Fransız Kumandan Napolyon Bonapart, 1797’de İtalya’da yürütülen operasyonları idare ediyordu. Bonapart’ın başarıları, Fransa ile Avusturya arasında Venedik Cumhuriyeti’ni tarihe gömüp İtalya’yı paylaşan Campo Formio Antlaşması’nın imzalanmasını sağladı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan’ın Taşöz’deki “Hesaplanabilir Risk” Stratejisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sultanin-tasozdeki-hesaplanabilir-risk-stratejisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Kızıltoprak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 06:35:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Taşöz Adası]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5198</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Ege adalarının bir parçası olan Taşöz Adası’nın Osmanlı İmparatorluğu’na geçişi Fatih Sultan Mehmed zamanında olmuştu. Ege Adaları’nda başlayan fetih politikası sebebiyle Ege, imparatorluğun bir iç denizi haline geldi. Bundan sonra ada bir dönem Venediklilerle yapılan deniz muharebelerine sahne oldu. Ardından 18. yüzyılda Rusların işgallerine ve korsan saldırılarına maruz kaldı. II.Abdülhamid dönemine gelindiğinde Taşöz Adası konusu diğer iç ve dış problemler arasında öne çıkmamıştı. Ancak en azından Taşöz’ün idare biçimi, devletin hükümranlık haklarına halel getiren bir durumdaydı. Zamanla Taşöz Adası ile ilgili sorunlar hem Babıâli’nin, hem de padişahın dikkatini çekmişti. II.Abdülhamid bu meselenin hallolduğu dönem göz önüne alınırsa çözüm konusunda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Ege adalarının bir parçası olan Taşöz Adası’nın Osmanlı İmparatorluğu’na geçişi Fatih Sultan Mehmed zamanında olmuştu. Ege Adaları’nda başlayan fetih politikası sebebiyle Ege, imparatorluğun bir iç denizi haline geldi. Bundan sonra ada bir dönem Venediklilerle yapılan deniz muharebelerine sahne oldu. Ardından 18. yüzyılda Rusların işgallerine ve korsan saldırılarına maruz kaldı.</p>
<p>II.Abdülhamid dönemine gelindiğinde Taşöz Adası konusu diğer iç ve dış problemler arasında öne çıkmamıştı. Ancak en azından Taşöz’ün idare biçimi, devletin hükümranlık haklarına halel getiren bir durumdaydı. Zamanla Taşöz Adası ile ilgili sorunlar hem Babıâli’nin, hem de padişahın dikkatini çekmişti.</p>
<p>II.Abdülhamid bu meselenin hallolduğu dönem göz önüne alınırsa çözüm konusunda acele etmeyip uygun şartların oluşmasını beklemiştir.</p>
<p>Taşöz Adası probleminin ortaya çıkması Kavala’da Mehmed Ali Paşa’ya ait bir külliyenin inşasıyla gerçekleşmişti. Kavala şehri Selânik’e bağlıydı ve hemen karşısında Taşöz Adası yer alıyordu. Mehmed Ali Paşa, 1805 yılından itibaren askerî, siyasî ve iktisadî açıdan Mısır’da büyük başarılara imza attı ve akabinde Osmanlı İmparatorluğu’nu çok zor bir duruma sokan isyan hareketi başlattı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
