﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yavuz Sultan Selim &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/yavuz-sultan-selim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jun 2022 07:41:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Yavuz Sultan Selim &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kanûnî ve Şah Tahmasb’ın Şiir Meydanındaki Cengi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/kanuni-ve-sah-tahmasbin-siir-meydanindaki-cengi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Güleç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:41:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmâil]]></category>
		<category><![CDATA[Şah Tahmasb]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8147</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mücadeleyi, mektupları ve birbirilerine yazdıkları şiirleri biliriz de Yavuz Sultan Selim’in biricik oğlu Kanûnî (ö. 1566) ile Şah İsmail’in büyük oğlu Şah Tahmasb (ö. 1576) arasındaki şiirleşmeyi pek bilmeyiz. İlk defa Köprülü’nün bahsettiği bu şiirlerde, iki devletin iki şair sultanı, babalarının yıllar önce yaptığı gibi mücadelelerini şiir vadisinde de sürdürürler. Kanûnî 26 yaşında tahta çıkar ve 46 yıllık bir saltanatın ardında eceliyle göçer. Şah Tahmasb ise 10 yaşında tahta çıkar ve 53 yıl hüküm sürer. Ölümü ise zehirlenerek olur. Saltanatlarının yarım asrı bulması aralarındaki ortak noktalardan biridir. Kanûnî, hacimli divanıyla Osmanlı şairleri arasında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mücadeleyi, mektupları ve birbirilerine yazdıkları şiirleri biliriz de Yavuz Sultan Selim’in biricik oğlu Kanûnî (ö. 1566) ile Şah İsmail’in büyük oğlu Şah Tahmasb (ö. 1576) arasındaki şiirleşmeyi pek bilmeyiz. İlk defa Köprülü’nün bahsettiği bu şiirlerde, iki devletin iki şair sultanı, babalarının yıllar önce yaptığı gibi mücadelelerini şiir vadisinde de sürdürürler.</p>
<p>Kanûnî 26 yaşında tahta çıkar ve 46 yıllık bir saltanatın ardında eceliyle göçer. Şah Tahmasb ise 10 yaşında tahta çıkar ve 53 yıl hüküm sürer. Ölümü ise zehirlenerek olur. Saltanatlarının yarım asrı bulması aralarındaki ortak noktalardan biridir.</p>
<p>Kanûnî, hacimli divanıyla Osmanlı şairleri arasında kendine müstesna bir yer edinirken Şah Tahmasb’ın divanı yoktur; ancak şiirleriyle devrinin iyi şairleri arasına girmeyi başarmıştır. Biri “Muhibbî” diğeri “Âdil” mahlasıyla şuara tezkirelerine girmeyi başaran bu iki sultan, kesinlikle sıradan şairler değildir.</p>
<p>Birbirlerini yokladıktan sonra biri asıl hedefi olan Batı ile uğraşmayı, diğeri ise rakibinin karşısına çıkacak kadar güçlü olmadığından sulhu seçen bu iki sultan arasında mektuplaşmalar olur ve bu mektuplarda da birbirlerine şiirler yazarlar.</p>
<p>Şah Tahmasb, Kanûnî’den çekinir ve onun hiçbir zaman karşısına çıkmaz. Dolayısıyla bu dönemde Yavuz ile Şah İsmail arasında gerçekleşen meydan savaşlarına benzer bir hadise vuku bulmaz. Şah Tahmasb’ın Kanûnî’den çekinmesinin altında, babasının düştüğü durumu ikinci kez tecrübe etmek istememesi yatıyor olabilir. Babasının yaptığı gibi Osmanlı sultanlarını kışkırtmaktan imtina eder, Kanûnî’den bahsederken veya ona hitap ederken özenli bir dil kullanır. Meydan okumaktan kaçınır. Kanûnî’nin ise böyle bir endişesi yoktur. Bunu birbirlerine yazdıkları şiirde görmek mümkün.</p>
<p>Kanûnî’den çekinmesine ve onu kışkırtacak bir dil kullanmaktan kaçınmasına rağmen şairliğin vermiş olduğu halet-i ruhiyeden olsa gerek, Şah Tahmasb şiirlerinde rakibini biraz küçük görür ve kendini övmekten çekinmez. Kılıç yerine kalemle de olsa bu meydan okumayı cevapsız bırakmayan Kanûnî bu şiirin altında kalacak değildir. Nihayetinde o, divan sahibi bir şairdir ve hasmına hak ettiği cevabı verecek kudrettedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mısır’daki Mahmûdiye Kanalı’nın Mahzun Kitabesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/misirdaki-mahmudiye-kanalinin-mahzun-kitabesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:09:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[İskenderiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmudiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Piri Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8027</guid>

					<description><![CDATA[Mısır’ın en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden olan İskenderiye, Osmanlı Devleti’ne Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferinden sonra geçmiştir. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyye’sindeki ifadeyle, “Arap memleketlerinin denize açılan kilidi” olan bu şehir, Osmanlı için daima önemli bir konumda olmuştur. Yüzyıllarca Osmanlı’ya tabi olarak varlığını sürdüren İskenderiye’nin 1798-1807 yıllarında işgalle maruz kalması şehre büyük bir darbe indirse de Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile Sultan II. Mahmud’un yaptığı yatırımlardan sonra toparlanmaya yoluna girmiştir. Bu yatırımların en önemlilerinden biri, Eşrefiye, bilinen diğer adıyla Mahmûdiye Kanalı’nın inşasıdır. Nil nehrinden İskenderiye’ye su taşıma gibi önemli bir fonksiyonu üstlenen bu kanal, hem içme suyu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>M</em>ısır’ın en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden olan İskenderiye, Osmanlı Devleti’ne Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferinden sonra geçmiştir. Piri Reis’in <em>Kitab-ı Bahriyye</em>’sindeki ifadeyle, “Arap memleketlerinin denize açılan kilidi” olan bu şehir, Osmanlı için daima önemli bir konumda olmuştur. Yüzyıllarca Osmanlı’ya tabi olarak varlığını sürdüren İskenderiye’nin 1798-1807 yıllarında işgalle maruz kalması şehre büyük bir darbe indirse de Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa ile Sultan II. Mahmud’un yaptığı yatırımlardan sonra toparlanmaya yoluna girmiştir.</p>
<p>Bu yatırımların en önemlilerinden biri, Eşrefiye, bilinen diğer adıyla Mahmûdiye Kanalı’nın inşasıdır. Nil nehrinden İskenderiye’ye su taşıma gibi önemli bir fonksiyonu üstlenen bu kanal, hem içme suyu temini hem de tarım için sulama kaynağı olması bakımından hayatiyete sahipti. Esasında Roma devrinden beri var olan bu su yolu çeşitli zamanlarda tıkandığı için tamire ihtiyaç duymuştu. Bu tamirlerin en esaslılarından biri de Sultan II. Mahmud tarafından 1818-19 yılında yaptırılmıştır. Kanal, Sultan II. Mahmud’un vezirlerinden Ali Paşa’nın vekâletiyle inşa edildi. Nitekim manzum kitâbenin ilk mısraında onun ismi geçmektedir.</p>
<p>Kanalın başlangıç noktası, bugün el-Mahmudiyye olarak adlandırılan Nil nehrinin kıyısındaki mevkidir. Buradan başlayıp kilometreler boyunca devam ederek İskenderiye’nin içinde son bulan kanal, bugün de Mahmûdiye olarak kayıtlarda yer almaktadır. Kanalın şehirle buluştuğu noktada ise bir zamanlar bu abidevi tesisi taçlandıran muhteşem bir kitâbe taşı yer alıyordu. En az bu kanal kadar önemli olan bu sanat eseri kitâbeye yakından bakalım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cüzzamlıların Merhamet Ve Rehabilitasyon Yuvası: Miskinler Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cuzzamlilarin-merhamet-ve-rehabilitasyon-yuvasi-miskinler-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Sezgin Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:21:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[15. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[cezem]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Miskinler Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7571</guid>

					<description><![CDATA[Vakıf kurumu İslâm/Osmanlı sosyal devlet anlayışının parlak numuneleri olarak asırlardır insanlığa ilham veriyor. Fakat aralarında biri var ki, cüzzamlı hastaları barındırma hizmetiyle hepsinden farklı bir ahlak zemininde kurar teknesini: Miskinler Tekkesi. Cüzzamlıları lanetleyen Avrupa’nın yüzünü kızartacak türden bir uygulamadır bu. Hatırlayın, Avrupa’da 15. yüzyıla kadar bırakın bu hastalığın teşhis ve tedavisine ihtimam gösterilmesini, büyücü sayılan cüzzamlılar Tanrı’nın laneti olarak damgalanmış ve en ağır hakaretlere maruz bırakılarak şehirlerin dışına sürülmüşlerdi. Arapça cezem kökünden gelen, vücudun bir parçasını koparma anlamındaki cüzzam, bir basilden kaynaklanan, sinir sistemi ve deri olmak üzere pek çok organı etkileyebilen ve ciltte ürkütücü şekil bozukluklarına neden olan bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakıf kurumu İslâm/Osmanlı sosyal devlet anlayışının parlak numuneleri olarak asırlardır insanlığa ilham veriyor. Fakat aralarında biri var ki, cüzzamlı hastaları barındırma hizmetiyle hepsinden farklı bir ahlak zemininde kurar teknesini: Miskinler Tekkesi.</p>
<p>Cüzzamlıları lanetleyen Avrupa’nın yüzünü kızartacak türden bir uygulamadır bu. Hatırlayın, Avrupa’da 15. yüzyıla kadar bırakın bu hastalığın teşhis ve tedavisine ihtimam gösterilmesini, büyücü sayılan cüzzamlılar Tanrı’nın laneti olarak damgalanmış ve en ağır hakaretlere maruz bırakılarak şehirlerin dışına sürülmüşlerdi.</p>
<p>Arapça <em>cezem</em> kökünden gelen, vücudun bir parçasını koparma anlamındaki cüzzam, bir basilden kaynaklanan, sinir sistemi ve deri olmak üzere pek çok organı etkileyebilen ve ciltte ürkütücü şekil bozukluklarına neden olan bir hastalık. “Zavallı” ve “hareketsiz” anlamlarını da barındırmasına binaen cüzzamlılara tahsis edilen kurum, Osmanlı sosyal diline “miskinhane” olarak yerleşir.</p>
<p>Miskinler Tekkesi’ndeki “miskin” ifadesinin nereden geldiğini öğrendik. Peki ya “tekke”?</p>
<p>Halktan ayrı tutulan miskinhaneler çoğunlukla tarikat pîri türbelerinin yanında bulunmaları ve yerleşik grup halindeki hayatı kucaklamaları sebebiyle tekkelere benzetilmiş. Cüzzam hastaları halkın arasına karışamayacağından dervişler gibi münzevi bir hayat tarzını benimsediklerinden “tekke” ifadesi de eklenmiş adına. Hatta idarecilerine “şeyh” denilmiş.</p>
<p>Hem sağlıklı kişileri bu illetten korumak, hem de halk içinde yaşama şansı bulunmayan cüzzamlılara yaşayabilecekleri bir ortam sunmak amacıyla ilk miskinhane Sultan II. Murad döneminde Edirne’nin Kirişhane semtinde hizmete girmiş (1421). Bunu Üsküdar, Bursa, Lefkoşe, Kandiye ve Sakız’da açılanlar takip etmiş. En önemlisi ise Yavuz Sultan Selim zamanında (1514) yaptırılıp 1927’ye kadar Toptaşı Bimarhânesi’ne bağlı olarak hizmet veren Karacaahmet Miskinler Tekkesi.</p>
<p>Osmanlı’da tekke ve dergâh dervişlerine bahşedilen ihsan geleneğinin, miskinhanenin “tekke” adına hürmeten cüzzamlı hastalara da sadaka verilmesine vesile olduğunu biliyoruz. Yolculuk halindeki halk, genellikle şehirden uzakta ve işlek yollar üzerine kurulan bu tekkelerin sadaka taşı denilen oyuklarına gönüllerinden kopanı bırakırlardı. Kapıda bekleyen ve sadakaların bırakıldığını gören “gözcü dede” hastalara haber verir, sonra hep birlikte dua ederlerdi. Şeyh dediğimiz lider sadakaları toplar, hastalar arasında bölüştürürdü.</p>
<p>Hatırlatmakta fayda var; mescidi, çeşmesi, bahçesi ve hasta hücreleriyle sosyal bir kurum olan miskinhanelere bir süre sonra Evkaf Nezâreti (Vakıflar İdaresi) tarafından istihkak verilip hastaların geçimleri garanti altına alınmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Yavuz’dan Oğul Kanuni’ye Miras 7 Kızılelma</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/baba-yavuzdan-ogul-kanuniye-miras-7-kizilelma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Kızıltoprak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:12:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Savavşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Nur Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[Sevâkin]]></category>
		<category><![CDATA[Toroslar]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Zagros Dağları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6354</guid>

					<description><![CDATA[1) Stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşılmasını sağladı Yavuz Sultan Selim devletin ekonomik, siyasî ve kültürel büyüme hedeflerini başarıyla rayına oturtmuş; sınırları 8 yılda 2.5 kat büyüterek kısa süren padişahlığı sırasında devletin stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşmasını sağlamıştır. 2) Anadolu’da birlik ve beraberliği inşa etti Anadolu’daki sınırları genişletmek gayesiyle iki yönden doğuya hareket etti. Bir taraftan Toroslar, Nur dağları ve Fırat’ın ötesine; diğer yönden de Zagros dağları, Kars ve Erzurum’u birleştiren coğrafyayı birleştirmek istiyordu. Zira Osmanlı padişahları için en can alıcı hususlardan biri Avrupa’ya yapılan seferler sırasında devletin sırtını verdiği Anadolu’da birlik ve beraberliği sağlamaktı. Yıldırım Bayezid devrinde bu problem ciddi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) Stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşılmasını sağladı</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim devletin ekonomik, siyasî ve kültürel büyüme hedeflerini başarıyla rayına oturtmuş; sınırları 8 yılda 2.5 kat büyüterek kısa süren padişahlığı sırasında devletin stratejik açıdan savunulabilir sınırlara ulaşmasını sağlamıştır.</p>
<p><strong>2) Anadolu’da birlik ve beraberliği inşa etti</strong></p>
<p>Anadolu’daki sınırları genişletmek gayesiyle iki yönden doğuya hareket etti. Bir taraftan Toroslar, Nur dağları ve Fırat’ın ötesine; diğer yönden de Zagros dağları, Kars ve Erzurum’u birleştiren coğrafyayı birleştirmek istiyordu. Zira Osmanlı padişahları için en can alıcı hususlardan biri Avrupa’ya yapılan seferler sırasında devletin sırtını verdiği Anadolu’da birlik ve beraberliği sağlamaktı. Yıldırım Bayezid devrinde bu problem ciddi anlamda çözüldüyse de 1402’deki Ankara Savaşı’ndan sonra her şey alt üst olmuştu. Bu amaç doğrultusunda Fatih devrinden itibaren önemli kazanımlar elde edilmiş ve Yavuz devrinde bu amaç büyük ölçüde gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>3) Portekiz tehdidine son vermek için Mısır’a yöneldi</strong></p>
<p>1513 yılında Portekiz donanması Sevâkin ve Kamaran limanlarını işgal edip yağmaladı. Amaçları Sevâkin veya Massava’ limanında büyük bir askerî üs kurmak ve kale inşa etmekti. Osmanlı denizcilerinden Selman Reis, Memlûk Devleti adına Portekizlilere karşı mücadeleye katıldı. Payitahta yazdığı raporlarda Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki Portekiz tehdidine dair ayrıntılar verdi. Yavuz Sultan Selim Mısır seferiyle Endülüs’teki İslam hâkimiyeti sona erdikten sonra kuzey Afrika ve Kızıldeniz’i işgal amaçlı gemileriyle tehdit eden İspanyol ve Portekiz saldırılarına karşı koyma azminde olmuştur.</p>
<p>Portekizliler Cidde Limanı’nı bombalayıp Mekke ve Medine’yi istila tehditleri savurduğunda Osmanlı Devleti kutsal şehirleri koruma sorumluluğunu üstlendi. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin batıya doğru sağlıklı ilerleyebilmesi için doğu ve güney sınırlarını emniyete alma gereği de duymuştur. Kanuni döneminde Arap yarımadası ve Afrika’da bazı bölgeler de Osmanlı egemenliğine girdi. Bu gelişmeler üzerine Portekizliler Mısır’a ve Kızıldeniz’e hâkim olan Türklerin bölgedeki varlıklarına son vermek amacıyla 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı Devleti ile ciddi bir mücadele yürüttüler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim’i Doğru Anlamarehberi: Selimnâmeler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yavuz-sultan-selimi-dogru-anlamarehberi-selimnameler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 06:04:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[II. Bayezid]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Selimnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Tursun Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6347</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nda tarih yazıcılığı devletin tarih sahnesine çıktığı 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başına nazaran çok daha geç dönemde başlamıştır. İmparatorluğun asıl kurucusu olan Fatih Sultan Mehmed döneminde dahi üç eser kaleme alındığı dikkate alınırsa bu keyfiyet kolaylıkla idrak edilebilir. Lâkin Fatih’in hemen akabinde tahta geçen II. Bayezid devri adeta tarihçilik açısından bir ‘altın çağa’ dönüşmüş; en bilindik kronikler -Âşık Paşazâde’den Neşrî’ye Oruç Bey’den Tursun Bey’e kadar- bu dönemde yazılmıştır. II.Bayezid’den sonra Osmanlı tahtına oturan Yavuz Sultan Selim ile birlikte ise bir dönemi esas alan tarihler karşımıza çıkmaya başlar. Yalnız döneminin hükümdarını anlatıp o hükümdarın ismini taşıyan bu eserler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nda tarih yazıcılığı devletin tarih sahnesine çıktığı 13. yüzyılın sonu ve 14. yüzyılın başına nazaran çok daha geç dönemde başlamıştır. İmparatorluğun asıl kurucusu olan Fatih Sultan Mehmed döneminde dahi üç eser kaleme alındığı dikkate alınırsa bu keyfiyet kolaylıkla idrak edilebilir. Lâkin Fatih’in hemen akabinde tahta geçen II. Bayezid devri adeta tarihçilik açısından bir ‘altın çağa’ dönüşmüş; en bilindik kronikler -Âşık Paşazâde’den Neşrî’ye Oruç Bey’den Tursun Bey’e kadar- bu dönemde yazılmıştır.</p>
<p>II.Bayezid’den sonra Osmanlı tahtına oturan Yavuz Sultan Selim ile birlikte ise bir dönemi esas alan tarihler karşımıza çıkmaya başlar. Yalnız döneminin hükümdarını anlatıp o hükümdarın ismini taşıyan bu eserler iki padişah ile başlayıp bir üçüncüsünde nihayet bulmuştur. Ancak devrinin kitapları olması bakımından birinci el kaynak niteliği taşımaktadır. Bu tip eserler Yavuz Sultan Selim devrinde Selimnâme, Kanunî Sultan Süleyman döneminde Süleymannâme ismini taşırken, II. Selim döneminde de yine üç tane eser Selimnâme olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim dönemini esas alan Selimnâmelerin bir kısmı kendi döneminde, büyük bir kısmı ise Kanunî zamanında yazıldığı anlaşılmaktadır. Bunun haricinde daha sonraki yıllarda ‘Selimnâme’ türünde eserler de vücuda getirilmiştir. Bunların kısm-ı azamı Türkçe olmakla birlikte Arapça ve Farsça yazılanları da mevcuttur. Yine Selimnâmelerin çoğunun mensur, bir kısmının ise manzum olduğu görülmektedir.</p>
<p>Selimnâmeler içerisinde en başta geleni İdris-i Bitlisî’ye ait olan <em>Selim Şahnâme</em>’dir. Müellif daha evvel ilk sekiz hükümdarı anlattığı <em>Heşt Behişt</em> gibi bu eseri de Farsça olarak kaleme almıştır. Aslında eser Yavuz Sultan Selim’in bizzat emriyle kaleme alınmıştır. I. Selim Han, ilk sekiz hükümdara ilâve olarak kendi döneminin yazılmasını istemiş, İdris-i Bitlisî ise Yavuz’un diğer padişahlardan daha üstün ve yüce olduğunu belirterek müstakil bir eser yazmayı tercih etmiştir.</p>
<p>Eser Yavuz Sultan Selim’in doğumundan 1518’e kadar geçen dönemi ele almıştır. Müellifin <em>Heşt Behişt</em>’te fazla orijinal bilgiler kullanmamasına mukabil Selim Şahnâmesi kendi müşahedelerini ihtiva etmesi bakımından mühimdir. Eser mensur ve manzum karışıktır. İdris-i Bitlisî eseri yazarken vefat etmiş ve müsvedde hâldeki notların bir kısmı kaybolmuştur. Kanunî’nin emriyle İdris- i Bitlisî’nin oğlu Ebû’l-Fazl Mehmed Efendi 1567’de eseri tamamlamıştır. Lâkin Ebû’l-Fazl’ın yazdığı yerler çok fazla değildir. Binaenaleyh eserin doğrudan İdris-i Bitlisî’ye ait olduğu kabul görmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Mısır Seferi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yavuzun-misir-seferi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahameddin Başar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:58:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Çaldıran Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kansu Gavri]]></category>
		<category><![CDATA[Memlük]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6341</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim kısa süren hükümdarlığına önemli zaferler sığdırmış, Asya ve Avrupa’daki Osmanlı hâkimiyetini Afrika kıtasına da ulaştırmıştı. Saltanatının ikinci yılında Safeviler ile yaptığı Çaldıran Muharebesi’nden (1514) sonra Mısır’a yönelmiş, Memlûk ordusuna karşı önce Mercidâbık (1516) ve sonra Ridâniye’de (1517) galibiyet elde etmişti. Osmanlı-Memlûk ilişkileri Sultan II. Bayezid devrinde dostane bir şekil almıştı. 1490 yılında Memlûklar ile Osmanlılar arasında, Portekiz tehdidine karşı bir anlaşma imzalanmış ve sonrasında Bayezid ile Memlûk Sultanı Kansu Gavri (1501-1516) arasında iyi ilişkiler kurulmuş; Osmanlı Devleti, Portekiz tehdidi altındaki Mısır sultanına yardım dahi göndermişti. Ancak bu dostluk Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkmasıyla bozulacaktı. Filistin, Suriye ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim kısa süren hükümdarlığına önemli zaferler sığdırmış, Asya ve Avrupa’daki Osmanlı hâkimiyetini Afrika kıtasına da ulaştırmıştı. Saltanatının ikinci yılında Safeviler ile yaptığı Çaldıran Muharebesi’nden (1514) sonra Mısır’a yönelmiş, Memlûk ordusuna karşı önce Mercidâbık (1516) ve sonra Ridâniye’de (1517) galibiyet elde etmişti.</p>
<p>Osmanlı-Memlûk ilişkileri Sultan II. Bayezid devrinde dostane bir şekil almıştı. 1490 yılında Memlûklar ile Osmanlılar arasında, Portekiz tehdidine karşı bir anlaşma imzalanmış ve sonrasında Bayezid ile Memlûk Sultanı Kansu Gavri (1501-1516) arasında iyi ilişkiler kurulmuş; Osmanlı Devleti, Portekiz tehdidi altındaki Mısır sultanına yardım dahi göndermişti. Ancak bu dostluk Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkmasıyla bozulacaktı. Filistin, Suriye ve Irak’ı ellerinde bulunduran Mısır Memlûkları, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya da hâkim olmak istiyor ve buralardaki Türk beyliklerine baskı yapıyorlardı.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim, şehzadeliğinden itibaren doğu sınırlarındaki komşusu Safevilerin ve güneydeki Memlûkların tehdit oluşturduğunu düşünerek dikkatini bu iki yöne çevirmişti. Nitekim tahta çıktıktan sonra önce Safeviler üzerine yürüyecek, Şah İsmail ile yaptığı Çaldıran Muharebesi’nden galibiyetle ayrılacaktı.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim’in Safevi ordusu karşısındaki başarısı, ortak düşman olması dolayısıyla Memlûkları da sevindirmişti. Her ne kadar Kansu Gavri, Şah İsmail ile Selim arasındaki savaşta tarafsız kalmış ise de Memlûkların Anadolu’ya kadar ulaşan yayılma politikası ve Dulkadıroğulları üzerindeki nüfuzu Osmanlıları rahatsız etmekteydi. Öte yandan Çaldıran mağlubiyetinden sonra Şah İsmail, o sırada Suriye’de bulunan Sultan Kansu Gavri’ye Osmanlılara karşı ittifak kurmayı teklif etmişti.</p>
<p>Sultan Selim, Şah İsmail’i mağlup ettikten sonra payitahta dönerken Dulkadıroğulları Beyliği’ne son vererek Dulkadır ili ile Kemah, Erzincan ve civarını ele geçirirken, Diyarbakır’ı da zapt etti. Memlûkların eskiden beri kendi nüfuz ve hâkimiyet bölgesi saydıkları bölgeyi ele geçirmesi iki devlet arasındaki ilişkiyi gerginleştirecekti. Çaldıran Savaşı ile doğudaki rakibini etkisiz hale getiren Sultan Selim’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hâkim olmak için giriştiği faaliyetler, bölgede önemli bazı şehirleri elinde bulunduran Kansu Gavri’yi endişelendiriyordu. Bundan dolayı da Kansu Gavri, Şah İsmail’den gelen ve Osmanlılara karşı ittifak teklif eden elçilik heyetini memnuniyetle karşıladı. Bu ittifakın gerçekleşmesi Osmanlı Devleti için tehlikeli olacağından, Sultan Selim Memlûk tehdidini ortadan kaldırma düşüncesindeydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7 Soruda Hilâfet Ve Kutsal Emanetler Konuşan: Resul Orman</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/7-soruda-hilafet-ve-kutsal-emanetler-konusan-resul-orman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:56:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Dört halife]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6338</guid>

					<description><![CDATA[1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz? Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1) Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine kadar Osmanlı’nın Hilâfet kurumu ile teması ve ilişkisi hakkında ne söyleyebiliriz?</strong></p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kurucuları Osman Bey ve oğlu Orhan Bey zamanında Cuma ve Bayram hutbelerinde padişahın adından önce, Konya’da bulunan Selçuklu sultanı ile Kahire’deki Abbasî halifesinin adı zikredilmiştir. İslam devletlerinde “hutbe” hâkimiyet sembolüdür. 1335’te Moğolların Anadolu hâkimiyeti son bulana kadar Osmanlı Devleti ve hükümdarlarının Selçuklulara, sonra da Moğollara (İlhanlılara) bağlılığı kabul edilmektedir. 1335 yılından 1516’ya kadar ise padişahın adından önce sadece Kahire’deki Abbasî halifesinin adının zikredildiğini biliyoruz. Bununla birlikte, hilâfet bir müessese olarak Osmanlılara geçmeden önce de padişahlar için “halife” unvanının çeşitli vesilelerle kullanıldığı kayıtlara yansımıştır. Bunlar Yavuz Sultan Selim’den sonraki evrensel Hilâfet iddiasından ziyade, güç ve istiklâl sahibi olan Müslüman bir hâkimin siyasî idarede Hz. Peygamber’in (sas) takipçisi olması veya Araplardaki “emîr” anlamında ulemâ çevrelerinin literatür tercihinden ibarettir. Nitekim Orhan Gazi’nin oğlu Sultan I. Murad’ın akıncı beyi Evrenos Gazi’ye verdiği “sancak” beratında, “<em>Ol vilâyetler, Hak subhanehû ve teâlâ hazretlerinindir, ondan sonra Resûlünündür, ondan sonra Allah subhânehû ve teâlâ hazretlerinin emr-i şerifiyle Resûl Aleyhisselâm’dan sonra halifesinindir</em>” ibaresi kullanılmıştır. Buradaki “halife”nin, “emîr” anlamında Sultan Murad’a nispet ettiği açıktır. Öyle ki, daha sonra Sultan Murad Hüdavendigâr Mısır’a gönderdiği elçi aracılığıyla, Mısır/Abbasî halifesinden hükümetinin şer‘î, yani İslamî kurallara uygun olduğuna dair icazetnâme, kendisine de “Sultan-ı Rûm” unvanı verilmesini istemiştir. Halife de ona istediği icazetnâmeyi verdiği gibi, devletine Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, saltanat sülâlesine de Hânedân-ı Âl-i Osman denildiğine dair gerekli menşûr ve ber‘atı göndermiştir. Bu geleneğin Yavuz Sultan Selim devrine kadar değişik vesilelerle tekrarlandığı kayıtlara yansır. Dahası, Osmanlı padişahları, Mısır/Abbasî halifeleri ile bir rekabete girmemişlerdir. Osmanlı-Memlûk rekabeti ancak Sultan I. Mehmed (1412-21) devrinden görülmeye başlanır. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethinden sonra ise fetih, Hilâfet’i bile gölgelemiştir. Fatih’ten itibaren Osmanlı-Memlûk rekabeti zaman zaman savaşlara sebep olmuş, ancak Osmanlı sultanları ile Mısır/Abbasî halifeleri arasında bir rekabet görülmemiştir. Zaten Mısır/Abbasî halifelerinin siyasî güçleri söz konusu olmayıp varlıkları manevîdir. Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı padişahları hilâfeti kılıç hakkı olarak kendi unvanları arasına katmış, padişahların hilâfeti, Dört Halife (Hulefâ-yı Râşidîn)’den sonra kurumun kazandığı siyasî görünümden ibaret olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Manevî Çehresi Selimî’nin Mısralarında Saklı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yavuzun-manevi-cehresi-seliminin-misralarinda-sakli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:49:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[fevkalâde]]></category>
		<category><![CDATA[Fuskola]]></category>
		<category><![CDATA[Selîm]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6335</guid>

					<description><![CDATA[Payitahta gelen elçiler dönemin padişahına dair kritik bilgileri raporlamış; başarılı sultanları kendileri ve hâkimiyetleri için tehlikeli gördüklerinden olsa gerek onların şahsiyetini ve görünüşünü de kendilerine göre yazıp çizmişlerdir. Mesela zamanın İskender’i, Şark’ın fatihi olarak methedilen Yavuz Sultan Selim Osmanlı kaynaklarında orta boylu, çatık ve sert bakışlı, sakalsız, ancak gür ve palabıyıklı, yuvarlak yüzlü ve koç burunlu, kendisini halkın işine vermiş; ne harem ne de işrete düşkün, matruş ve asabî mizaçlı, fevkalâde cesur, günlerini ava çıkmak ve silah kullanmakla geçiren, çok mâhir bir avcı, harp sanatında emsalsiz bir kumandan, menfaatlerini devletin ve milletin önünde tutanlara asla fırsat vermeyen, lalalarından çok iyi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Payitahta gelen elçiler dönemin padişahına dair kritik bilgileri raporlamış; başarılı sultanları kendileri ve hâkimiyetleri için tehlikeli gördüklerinden olsa gerek onların şahsiyetini ve görünüşünü de kendilerine göre yazıp çizmişlerdir. Mesela zamanın İskender’i, Şark’ın fatihi olarak methedilen Yavuz Sultan Selim Osmanlı kaynaklarında orta boylu, çatık ve sert bakışlı, sakalsız, ancak gür ve palabıyıklı, yuvarlak yüzlü ve koç burunlu, kendisini halkın işine vermiş; ne harem ne de işrete düşkün, matruş ve asabî mizaçlı, fevkalâde cesur, günlerini ava çıkmak ve silah kullanmakla geçiren, çok mâhir bir avcı, harp sanatında emsalsiz bir kumandan, menfaatlerini devletin ve milletin önünde tutanlara asla fırsat vermeyen, lalalarından çok iyi teorik ve pratik eğitimler almış olan, malumatı vasi, birçok cihetten hünerli, harika bir zekâya sahip, açık fikirli, dimağı münevver, hileyi sevmeyen ve israftan kaçınan, yerine göre düşmanlarına görkemli görünmek için giyinen ama genellikle sadelikten hoşlanan, lüksü ve şatafatı sevmeyen, kitap düşkünü, Osmanlı hanedanı içinde en karizmatik padişah olarak tavsif edilir.Venedik elçisi Fuskola devlet başkanına gönderdiği raporda ise şöyle tanıtır sultanı: “Vechen kırmızı olan Selim hunhar görünüyor, zalimane tabiatı kendisine yeniçerilerin muhabbetini celp etmiştir. Selîm güzel olmaktan ziyade çirkindir.”</p>
<p>Batılı kaynaklar -bazı istisnalar hariçsultanı “kısa bacaklı, uzun gövdeli, yuvarlak yüzlü, büyük ve parlak gözlü, siyah ve sık kaşlı, pala bıyıklı” olarak tavsif eder. Bir başka raporda ise şöyle tarif edilir: “Bu hükümdar insanların en zalimidir, yalnız fütuhat düşünüyor ve yalnız müteallik işlerle meşgul oluyor.”</p>
<p>Bizim bazı tarihçiler de bu kaynaklara müracaat edip Yavuz’u kötüleme hususunda adeta onlarla yarışa girmişler, ne acı!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ORHAN KOLOĞLU : “YAVUZ DEVLET İŞLERİNDE KATI, HALKINA KARŞI YUMUŞAK HUYLUYDU”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/orhan-kologlu-yavuz-devlet-islerinde-kati-halkina-karsi-yumusah-huyluydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5863</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN &#160; Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı? Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı?</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde katı, halkına karşı yumuşak huyluydu. Onun dönemini özetleyen bir söz vardır; Halk birine kızarsa “Allah seni Sultan Selim’e vezir eylesin” derdi. Devlet adamlarının hatasına tahammülü yoktu. Âlimlere karşı ise son derece hoşgörülüydü.</p>
<p><strong>Safevilerle mücadelesi ve Şah İsmail’i yenmesi nasıl değerlendirilebilir?</strong></p>
<p>Bir kere Osmanlı Devleti’nin köklü ve oturmuş bir sistemi, yani gücü vardı. Bu gücü askerî ve ekonomik açıdan değerlendirmek gerekiyordu; çünkü köklü bir devlet karşısında yeni kurulmuş bir devlet vardı: Coğrafî olarak kurak alanları ve tarıma elverişsiz toprakları ile Safeviler. Başında genç bir hükümdar, Şah İsmail bulunuyordu. Osmanlı’nın sınır komşusu olan bu devlet Selim Han’ın sancakbeyliği döneminde savaştığı ve yendiği, en önemlisi ilerideki tehlikeyi önceden fark ettiği bir devlet vardı. Şah İsmail Anadolu’da dinî olarak yayılmak istiyor gibi görünse de asıl amacı ekonomikti. Düşünün, komşunuz güçlü ve sizi yok etmek istiyor, daha önce de bunu yaşamışsınız. Ekonomik ve savaş teçhizatı bakımından iyi değilsiniz, bir de ambargo uygulanıyor devletinize. Ayrıca tek hükümdar anlayışına sahipsiniz. Kaçınılmaz son malumdur. Nitekim 1514’te Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail yenildi ve savaş alanını kaçarak terk etti.</p>
<p>Buradaki diğer bir önemli husus, Yavuz Sultan Selim’in tehlikeye karşı dirayet gösterip kendi toprağında değil de Safevi topraklarında savaşması, geride güçlü bir askerî birlik bırakıp arkasından gelebilecek tehlikelere karşı önlem almasıydı. Düşmanını kendi toprağında sıkıştırıp ordu içinde ikilik çıkma tehlikesine karşılık savaş için çok beklememesi zaferinin keskin bir noktası oldu. Bir de Safevi ordusu süvari yani atlı birliklerden oluşuyordu; dönemin savaş aletleri açısından yeteri kadar donanımlı değildi. Bu da yenilginin diğer hazırlayıcısı olmuştu.</p>
<p><strong>Safevi politikası isabetli miydi?</strong></p>
<p>Politikası sert ve doğruydu; çünkü öncelikle toprak bütünlüğünü korumak zorundaydı. Özellikle daha önce yaşanan Şahkulu isyanını görmüştü ve müdahale edilmezse tehlikenin büyüyeceğinin farkındaydı. Tarihe olmuş bitmiş bir şey gibi bakmamak gerekir, ibret alıp ders çıkarılmalıdır. Yavuz</p>
<p>mücadeleye girişmeden önce tahtını sağlama alma gayesindeydi; babası vefat etmişti; bu yüzden kardeşleriyle mücadele başlamıştı. Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkut’un tehdidini ortadan kaldırdıktan sonra divandan savaş hazırlıkları kararını çıkartmış, askerî ve ekonomik hazırlıkları başlatmıştı. Şeyhülislamdan da fetva aldıktan sonra özellikle İdris-i Bitlisî’nin desteğiyle güçlü bir şekilde yola çıkmış, geride çıkabilecek durumlar için Sivas’a güçlü bir birlik bırakmıştı. Bu arada Şah İsmail ile mektuplaştığı da olmuştu ama Safevi ordusunun bir türlü karşılarına çıkmaması asker içinde huzursuzluk oluşturmuş, askerin isyanı sırasında Yavuz’un çadırına ok isabet etmişti. Sonuçta Yavuz süreci iyi yönetmiş, Safevi ordusu ile Çaldıran Ovası’nda karşılaşmış ve mutlak bir zafer elde etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Ebediyete Yürüdüğü O An, O Mekân</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/yavuzun-ebediyete-yurudugu-o-an-o-mekan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 05:56:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Celâlzade]]></category>
		<category><![CDATA[Dulkadiroğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ridaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5777</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim’in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Celâlzade Mustafa Çelebi, “Seksen yıllık işi, sekiz yıla sığdıran hükümdar” diye tavsif eder Sultan’ı. Sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınan Sultan Selim, şehzadeliği sırasında 1507 yılında Erzincan’da Şah İsmail’in ordusunu yenmiş, ardından Gürcülerin tehditlerine karşı gerçekleştirdiği 1508 yılındaki Kütayis seferi ile Gürcüleri yenip Müslüman olmalarını sağlamıştır. 1514 Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail ve ordusunu İran’da; bir yıl sonra da Hadım Sinan Paşa komutasında Dulkadiroğullarını Turnadağ Savaşı’nda mağlup eder. Büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in çok yaklaştığı Anadolu birliğini sağlamış olur. 1516 Mercidabık Meydan Muharebesi ile Memlûk Sultanı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Yavuz Sultan Selim’in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Celâlzade Mustafa Çelebi, “Seksen yıllık işi, sekiz yıla sığdıran hükümdar” diye tavsif eder Sultan’ı. Sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınan Sultan Selim, şehzadeliği sırasında 1507 yılında Erzincan’da Şah İsmail’in ordusunu yenmiş, ardından Gürcülerin tehditlerine karşı gerçekleştirdiği 1508 yılındaki Kütayis seferi ile Gürcüleri yenip Müslüman olmalarını sağlamıştır. 1514 Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail ve ordusunu İran’da; bir yıl sonra da Hadım Sinan Paşa komutasında Dulkadiroğullarını Turnadağ Savaşı’nda mağlup eder. Büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in çok yaklaştığı Anadolu birliğini sağlamış olur. 1516 Mercidabık Meydan Muharebesi ile Memlûk Sultanı Gansu Gavri’yi, 1517’de de geçilemez denen Sina Çölü’nü 13 günde geçerek Ridaniye Meydan Muharebesi’nde Tomambey’i yener. Halifelik unvanını taşıyan Osmanlı padişahı ve Mekke ile Medine’nin koruyucusu olarak Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirtir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bu kadar başarının ardından sonraki seferinin nereye olacağı hususunda devrin büyük âlimi Kemâl Paşazâde’ye niyetinin “Feth-i Efrenciye” yani Avrupa olduğunu bildirir. Bu sefer üzere iken, Edirne yolu üzerinde fenalaşan Yavuz, Tekirdağ Muratlı’da başhekim nezaretinde tedavi görür. İki ay hasta yatıp 1520’de 21 Eylül’ü 22 Eylül’e bağlayan Cuma akşamı Osmanlı karargâhının bulunduğu Muratlı’nın Yukarısırt köyünde vefat eder.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hastalığın iyice ağırlaştığı bir sırada Yavuz Sultan Selim’in, “Hasan Can, bu ne haldir?” sorusuna karşılık, en yakınlarından olan ve vefatına kadar 6 yıl boyunca hizmetinde bulunan Hasan Can, “Sultanım, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edip O’nunla olacak zamandır” diye cevap verir. Bunun üzerine Yavuz tarihe mâl olan o meşhur cevabını verir: “Ya bunca zamandan beri bizi kiminle bilirdin?” Ardından Yâsin-i Şerîf okumasını ister, okunurken de ruhunu teslim eder. Cenazesi İstanbul’a getirilip inşaatını başlattığı Sultan Selim Camii yanına defnedilir. Yerine geçen oğlu Sultan Süleyman tarafından cami tamamlanıp kabri üstüne türbe yapılır. Ruhu şâd olsun&#8230;</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
