﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yılmaz Öztuna &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/etiket/yilmaz-oztuna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jan 2021 06:40:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Yılmaz Öztuna &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Öğretmen Yetiştirme Vaadiyle Komünist Yuvası Oldular</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ogretmen-yetistirme-vaadiyle-komunist-yuvasi-oldular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz Bülent Bâkiler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:40:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[14. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Türkiye Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Öztuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6696</guid>

					<description><![CDATA[Merhum Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi isimli eserinin 4. cildinde deniliyor ki, Sultan III. Murad devrinde, 1595 yılında devletimizin yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 kilometrekare idi. Fransa 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar dünyada 13 yıl lider devlet olarak yaşadı. Aynı asırlar arasında İngiltere 128 yıl, Devlet-i Aliyye ise 322 yıl dünyada lider devlet olarak hüküm sürdü. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman vatanımızın yüzölçümü 780 bin 576 kilometrekare idi. Aydınlarımız, idarecilerimiz düşünmeye başladılar. 23 milyon 337 bin 600 kilometrekareden 780 bin 576 kilometrekareye nasıl ve neden düştük? Batı devletleri bizi önce Avrupa içlerinden Balkanlara sürdüler. Sonra da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Yılmaz Öztuna’nın <em>Büyük Türkiye Tarihi</em> isimli eserinin 4. cildinde deniliyor ki, Sultan III. Murad devrinde, 1595 yılında devletimizin yüzölçümü 23 milyon 337 bin 600 kilometrekare idi. Fransa 14. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar dünyada 13 yıl lider devlet olarak yaşadı. Aynı asırlar arasında İngiltere 128 yıl, Devlet-i Aliyye ise 322 yıl dünyada lider devlet olarak hüküm sürdü.</p>
<p>29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman vatanımızın yüzölçümü 780 bin 576 kilometrekare idi. Aydınlarımız, idarecilerimiz düşünmeye başladılar. 23 milyon 337 bin 600 kilometrekareden 780 bin 576 kilometrekareye nasıl ve neden düştük? Batı devletleri bizi önce Avrupa içlerinden Balkanlara sürdüler. Sonra da Anadolu’ya attılar. 1914-18 yılları arasında İngiltere, Fransa, Rusya gibi büyük devletlerin maksatları Anadolu’muzu da bölmekti, parçalamaktı.</p>
<p>Birtakım fikir ve sanat adamlarımız bizim bu gerileyişimizi ilim ve teknik dünyasından kopmamıza bağladılar. Dünün üniversiteleri olan medreselerimizden tabii ilimleri kaldırdığımızı, sadece naklî ilimler üzerinde durduğumuzu, bunun da büyük bir yanlış olduğunu söylediler. Devlet adamlarımızın büyük yanlışları yüzünden Batı devletleri karşısında çaresiz kaldığımızı ileri sürdüler. Halkımızın büyük çoğunluğunun okur-yazar olmamasını şiddetle tenkit ettiler.</p>
<p>Cumhuriyetimiz ilan edildiği zaman sadece İstanbul’da bir üniversitemiz vardı. Şehirlerimizin çoğunda lise yoktu. 40 bin köyümüzün sadece 4.500’ünde ilkokul vardı. O okullarda öğretmen olarak çalışan kimselerin çoğu ya ilkokul mezunu idiler veya okuma-yazmayı askerlikte öğrenen kimselerdi. Okuma-yazmayı askerde öğrenen, sonra köy okullarında çocuklarımızın başlarına geçen kimselere eğitmen deniliyordu. Bu bakımdan onlara göre Köy Enstitülerinin kurulması çok büyük bir zaruretti. Enstitüler 17 Nisan 1940 tarihinde kuruldu. O tarihte 40 bin civarında köyümüz vardı. Her köyümüze bir ilkokul açmak çok zordu. O bakımdan ilk imkânda 20 köy enstitüsünün kurulması uygun görülmüştü. Bu 20 okul bulunduğu bölgenin köy çocuklarını eğitecekti.</p>
<p>Ders saatlerinin yüzde 50’si kültür konularına ayrılacaktı. Yüzde 25’inde çocuklara tarımla ilgili bilgiler verilecek, yüzde 25’inde de enstitü öğrencileri teknik işlerde eğitileceklerdi. Enstitülere kaydolan çocuklar iş konusunda önce ikiye bölündüler. Öğrencilerin yarısı marangozluk, yarısı da demircilik mesleklerine ayrıldı. Öğrencilere ayrıca arıcılık, meyvecilik, fotoğrafçılık, tenekecilik ve dokumacılık dersleri de veriliyordu. Bütün bu dersler yanında enstitü öğrencileri bataklıkları kurutmak, tarlaları bellemek ve kanallar açmak için çalıştırılacaklardı.</p>
<p>Hiç şüphesiz Köy Enstitülerinde okuyan çocuklarla kasabalarda, şehirlerde okuyan çocuklar arasında fırsat eşitsizliği vardı. Enstitülerde okuyan ve mezun olan çocuklar 20 yıl köylerde kalacaklardı. Başka herhangi bir okulda okumak imkânına sahip olamayacaklar ve ayda sadece 20 lira alacaklardı. Bu düşüncelerle 17 Nisan 1940 tarihinde 20 enstitü açıldı. Bunlar Akçadağ, Aksu, Akpınar, Arifiye, Beşikdüzü, Cilavuz, Çifteler, Düziçi, Gölköy, Gönen, Hasanoğlan, İvriz, Kepirtepe, Kızılçullu, Savaştepe, Pamukpınar, Pazarören, Pulur, Dicle, Ortaklar köy enstitüleriydi.</p>
<p>Bu Köy Enstitülerinin birbirinden çok farklı iki yüzü vardı. Bazı idareciler ve siyasiler onları sadece eğitim ve öğretim merkezleri olarak görüyorlardı. Bazı idareciler ve siyasiler ise Köy Enstitülerinde okuyan köy çocuklarını komünist fikirlerle yetiştirmek, onların gayretleri ile belirli bir süre sonra köylerimizi komünist merkezleri haline getirmek ve Türkiye’yi komünizm ile kucaklamak istiyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih Dergilerinin Serencamı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/tarih-dergilerinin-serencami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[M.Fatih Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 12:18:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Niyazi Ahmet Banoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[resmî tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Öztuna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6182</guid>

					<description><![CDATA[Tarihin biraz da magazin ve hamaset tarafıyla sevildiği ülkemizde tarih dergiciliği adına en parlak yıllar 1950’ler oldu. Bu durumun elbette 1950’lerin siyasî, içtimaî ve iktisadî yapısıyla alâkasını açıklayan bir tarafı da var; fakat önce koyu bir dikta rejiminin sona ermesinden sonra adeta patlama yapan bu sahanın ilklerini zikretmek lâzım. Bahse konu zaman diliminde Server İskit’in, tirajı 30 binleri aşan, 84 sayı çıkan, popüler mündericatı ve resimleriyle alâka gören Resimli Tarih Dergisi; bu derginin devamı mahiyetinde daha sonra çıkarttığı Yeni Tarih Dünyası isimli dergi; İbrahim Hakkı Konyalı’nın 17 sayı çıkartabildiği ve muhtevası itibariyle “derdi olan” bir neşriyat diyebileceğimiz Tarih Hazinesi dergisi;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin biraz da magazin ve hamaset tarafıyla sevildiği ülkemizde tarih dergiciliği adına en parlak yıllar 1950’ler oldu. Bu durumun elbette 1950’lerin siyasî, içtimaî ve iktisadî yapısıyla alâkasını açıklayan bir tarafı da var; fakat önce koyu bir dikta rejiminin sona ermesinden sonra adeta patlama yapan bu sahanın ilklerini zikretmek lâzım.</p>
<p>Bahse konu zaman diliminde Server İskit’in, tirajı 30 binleri aşan, 84 sayı çıkan, popüler mündericatı ve resimleriyle alâka gören <em>Resimli Tarih Dergisi</em>; bu derginin devamı mahiyetinde daha sonra çıkarttığı <em>Yeni Tarih Dünyası</em> isimli dergi; İbrahim Hakkı Konyalı’nın 17 sayı çıkartabildiği ve muhtevası itibariyle “derdi olan” bir neşriyat diyebileceğimiz <em>Tarih Hazinesi </em>dergisi; Feridun Kandemir’in 52 sayı çıkıp sonra kapanan <em>Yakın Tarihimiz</em> mecmuası; Niyazi Ahmet Banoğlu’nun 38 sayı devam ettirebildiği <em>Tarih Dünyası</em> ki aynı isim 60’lı yıllarda da yine dergiciliğe soyunup <em>Tarih ve Coğrafya Dünyası</em> adıyla 12 sayı neşrolunan bir dergi daha çıkarmıştı ve hâlen tiraj ve sayı rekoru kırılamamış olan, o yıllar itibariyle “tifdruk” denilen ileri baskı sistemiyle basılan, 1956’dan 1965’e kadar haftalık 1965’ten 1982’ye kadar da aylık olarak çıkan ve 100 bini aşkın tiraja sahip, Şevket Rado’nun imtiyaz sahibi olduğu, Yılmaz Öztuna’nın neşriyat müdürlüğünü yaptığı <em>Hayat Tarih Mecmuası</em>&#8230;</p>
<p>Bunlar 50’li yılların zincirlerini kırmış Türkiye’sinin ilk planda sıralanması gereken tarih dergileri. Tarih dergiciliği sahasının bahse konu yıllar itibariyle “amiral gemisi” nitelemesini hak eden dergi, 1978 yılında adını <em>Hayat Tarih ve Edebiyat Mecmuası </em>olarak değiştirdikten sonra zayıflama emareleri göstermeye başlamış ve bir müddet sonra da kapanmıştı. Bir grup dergisi olan <em>Hayat Tarih</em> biraz da bünyesinde <em>Hayat, Ses, Doğan Kardeş ve Resimli Roman </em>gibi renkli magazin yayınları da bulunan “Hayat Neşriyat Müessesesi” nin finans ve dağıtım imkânları sayesinde tarih dergiciliği sahasını domine edebilmişti.</p>
<p>Şimdiki adı Genel Kurmay Başkanlığı olan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye’nin 1952’de çıkarmaya başladığı <em>Harp Tarihi Vesikaları Dergisi</em> ve <em>Tarih Orduya Sesleniyor</em> gibi askerî tarih dergileri meyanında <em>Tarih Dünyası, Tarih Sesleniyor, Tarih Aynası, Dün ve Bugün, Tarihçi, Tarihin Sesi, Tarih Konuşuyor</em> serlevhalı dergileri de 50’li yılların tarih dergileri arasında görüyoruz.</p>
<p>Türk Tarih Kurumu’nun 1937’de neşretmeye başladığı ve dört ayda bir yayımlanarak günümüze kadar devam edegelen <em>Belleten</em> dergisi, yine Maarif Vekâleti’nin 1941’de yayın hayatına dahil ettiği ve 18 sayı çıkan <em>Tarih Vesikaları </em>mecmuası da 50 öncesinin “resmî tarih” dergileri olarak ve adeta o devrin atmosferini yansıtan siret ve suretleriyle listeye dahil edilebilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
