﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dinler Tarihi &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/dinler-tarihi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Apr 2026 07:50:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Dinler Tarihi &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Katolik Kilisesi’nin Kur’ân Araştırmaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesinin-kuran-arastirmalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 07:50:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=12120</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin Kur’ân’a yönelik ilgisi, yalnızca dinî merakın değil, aynı zamanda siyasî ve ideolojik amaçların da şekillendirdiği uzun ve karmaşık bir tarihe sahiptir. Ortaçağ’dan itibaren yapılan tercümeler, çoğu zaman metni anlamaktan ziyade yönlendirmek ve dönüştürmek amacıyla kaleme alınmış; bu durum Avrupa’da İslâm algısının oluşumunda belirleyici olmuştur. Yağmalanan yazmalar, taraflı çeviriler ve polemik eserler üzerinden ilerleyen bu süreç, aynı zamanda Kur’ân’ın Batı’daki serüveninin de izini sürmemizi sağlar. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin Kur’ân’a yönelik ilgisi, yalnızca dinî merakın değil, aynı zamanda siyasî ve ideolojik amaçların da şekillendirdiği uzun ve karmaşık bir tarihe sahiptir. Ortaçağ’dan itibaren yapılan tercümeler, çoğu zaman metni anlamaktan ziyade yönlendirmek ve dönüştürmek amacıyla kaleme alınmış; bu durum Avrupa’da İslâm algısının oluşumunda belirleyici olmuştur. Yağmalanan yazmalar, taraflı çeviriler ve polemik eserler üzerinden ilerleyen bu süreç, aynı zamanda Kur’ân’ın Batı’daki serüveninin de izini sürmemizi sağlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2026-/-sayi-169">Derin Tarih Nisan Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>IV. Lateran Konsili’nin Temel Prensibi: Avrupa Müslümanlardan Temizlenmeli</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/iv-lateran-konsilinin-temel-prensibi-avrupa-muslumanlardan-temizlenmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2026 15:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=12008</guid>

					<description><![CDATA[1 Kasım 1215 tarihli IV. Lateran Konsili, yalnızca Avrupa dışındaki Müslümanlara karşı Haçlı Seferleri’ni teşvik etmekle kalmamış, aynı zamanda Avrupa’daki Müslümanların yok edilmesine yönelik çeşitli önlemlerin meşrulaştırıldığı bir konsil olmuştur. Nitekim Papa III. Innocent’in hukuk danışmanı olan Huguccio’ya göre, Kilise Kanunlarında “putperest” olarak tanımlanan gruplar arasında Müslümanlar da yer almakta; putperestler için geçerli olan hükümlerin Müslümanlara da aynı şekilde uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. &#160; Devamı Derin Tarih Şubat Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1 Kasım 1215 tarihli IV. Lateran Konsili, yalnızca Avrupa dışındaki Müslümanlara karşı Haçlı Seferleri’ni teşvik etmekle kalmamış, aynı zamanda Avrupa’daki Müslümanların yok edilmesine yönelik çeşitli önlemlerin meşrulaştırıldığı bir konsil olmuştur. Nitekim Papa III. Innocent’in hukuk danışmanı olan Huguccio’ya göre, Kilise Kanunlarında “putperest” olarak tanımlanan gruplar arasında Müslümanlar da yer almakta; putperestler için geçerli olan hükümlerin Müslümanlara da aynı şekilde uygulanması gerektiği kabul edilmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2026-/-sayi-167">Derin Tarih Şubat Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa’da Radikal Hıristiyanlığın Doğuşu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/avrupada-radikal-hiristiyanligin-dogusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 14:32:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11932</guid>

					<description><![CDATA[Ulrich Zwingli, kurtuluşun yalnızca Kutsal Kitap’a (Sola Scriptura) ve imana (Sola Fide) dayandığını savunarak, geleneğe ve Kilise otoritesine dayalı din anlayışını köklü biçimde eleştirmiştir. Ona göre Tanrı ile insan arasındaki ilişki doğrudan bir nitelik taşır; ayinler, sakramentler ya da Kilise aracılığıyla gerçekleştirilemez. Ekmek ve şarabın Mesih’in bedeni ve kanını temsil etmesi bütünüyle sembolik olup, kurtarıcı olan unsur maddî unsurlar değil, Mesih’in getirdiği ilahî mesaja imandır. Zwingli, dinî uygulamaların toplumda hayata geçirilmesi sorumluluğunu sivil otoriteye yükleyerek din ile devlet arasında özgün bir ilişki modeli geliştirmiştir. Bu yaklaşım, onun ikonoklast tavrını ve İsviçre Reformu’nun siyasî ve toplumsal karakterini belirleyen temel unsurlardan biri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulrich Zwingli, kurtuluşun yalnızca Kutsal Kitap’a (Sola Scriptura) ve imana (Sola Fide) dayandığını savunarak, geleneğe ve Kilise otoritesine dayalı din anlayışını köklü biçimde eleştirmiştir. Ona göre Tanrı ile insan arasındaki ilişki doğrudan bir nitelik taşır; ayinler, sakramentler ya da Kilise aracılığıyla gerçekleştirilemez. Ekmek ve şarabın Mesih’in bedeni ve kanını temsil etmesi bütünüyle sembolik olup, kurtarıcı olan unsur maddî unsurlar değil, Mesih’in getirdiği ilahî mesaja imandır. Zwingli, dinî uygulamaların toplumda hayata geçirilmesi sorumluluğunu sivil otoriteye yükleyerek din ile devlet arasında özgün bir ilişki modeli geliştirmiştir. Bu yaklaşım, onun ikonoklast tavrını ve İsviçre Reformu’nun siyasî ve toplumsal karakterini belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2026-/-sayi-166">Derin Tarih Ocak Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cizvitler Hıristiyanlığı Konfüçyüsçülüğe Nasıl Uyarladılar?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/cizvitler-hiristiyanligi-konfucyusculuge-nasil-uyarladilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 11:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11711</guid>

					<description><![CDATA[İspanyol din adamı Ignace de Loyola tarafından 15 Ağustos 1534’te temelleri atılan Cizvit tarikatının temel misyonu yeryüzünde İsa’nın mesajının ulaşmadığı hiçbir yer bırakmamaktır. Katolik Kilisesi’nin “manevî hükümranlığını” yaymayı görev edinen tarikat, İncil’in mesajını yerel kültürlere adapte etme yöntemini benimseyerek Hindistan, Japonya ve Çin’de Hıristiyanlığı geniş kitlelere ulaştırmıştır. Buna karşılık dini yayarken kullanılan yöntemleri onaylamayan Papalık, 21 Temmuz 1773’te yayınlanan bir fermanla tarikata son verir. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İspanyol din adamı Ignace de Loyola tarafından 15 Ağustos 1534’te temelleri atılan Cizvit tarikatının temel misyonu yeryüzünde İsa’nın mesajının ulaşmadığı hiçbir yer bırakmamaktır. Katolik Kilisesi’nin “manevî hükümranlığını” yaymayı görev edinen tarikat, İncil’in mesajını yerel kültürlere adapte etme yöntemini benimseyerek Hindistan, Japonya ve Çin’de Hıristiyanlığı geniş kitlelere ulaştırmıştır. Buna karşılık dini yayarken kullanılan yöntemleri onaylamayan Papalık, 21 Temmuz 1773’te yayınlanan bir fermanla tarikata son verir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2025-/-sayi-162">Derin Tarih Eylül Sayısında… </a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Papalık Sarayı ve Teşrifatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/papalik-sarayi-ve-tesrifati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 11:12:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11587</guid>

					<description><![CDATA[İnciller Hz. İsa’nın “Benim krallığım bu dünyadan değildir” dediğini aktarıyor. Oysa onun halefleri Papalar, yeryüzünde kendi krallıklarını inşa ettiler. İlahî mesajın taşıyıcısı olmakla başlayan bir misyon, zamanla protokol listeleri, kıyafet kodları ve tören ihtişamına dönüştü. Roma İmparatorluğu’ndan miras aldığı teşrifat düzenlerini Katolik dünyaya uyarlayan Papalık Sarayı, Batı Hıristiyanlığının ruhanî merkezi olmaktan çıkıp dünyevî iktidarın ve sembolik gücün temsil mekânını halini aldı. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnciller Hz. İsa’nın “Benim krallığım bu dünyadan değildir” dediğini aktarıyor. Oysa onun halefleri Papalar, yeryüzünde kendi krallıklarını inşa ettiler. İlahî mesajın taşıyıcısı olmakla başlayan bir misyon, zamanla protokol listeleri, kıyafet kodları ve tören ihtişamına dönüştü. Roma İmparatorluğu’ndan miras aldığı teşrifat düzenlerini Katolik dünyaya uyarlayan Papalık Sarayı, Batı Hıristiyanlığının ruhanî merkezi olmaktan çıkıp dünyevî iktidarın ve sembolik gücün temsil mekânını halini aldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2025-/-sayi-160">Derin Tarih Temmuz Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sâsânîlerden Pehlevîlere Zerdüştîlerin Fırtınalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/sasanilerden-pehlevilere-zerdustilerin-firtinali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2024 11:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10781</guid>

					<description><![CDATA[İslâm’ın yayılmasıyla Zerdüştîliğin gerilemesi birbirine paralel gelişmelerdir. Kâdisiye ve Nihâvend savaşları ile Sâsânî İmparatorluğu yıkılınca, Zerdüştîleri koruyan yegâne güç de ortadan kalktı. Safevîler ve Kaçarlar dönemlerinde maruz kaldıkları baskılar yüzünden bir kısmı Hindistan’a göçerek Parsîler diye anıldılar. Rıza Şah Pehlevî döneminde Zerdüştîlere, asırlar sonra ilk kez resmen iade-i itibarda bulunuldu ve ordudan siyasete her alanda söz sahibi olmalarına izin verildi. Fakat bu durum da uzun sürmeyecek, 1979’daki İran Devrimi’nden sonra statü ve ayrıcalıklarını kaybedince büyük bir kısmı ülkeden göç etmek zorunda kalacaktı. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm’ın yayılmasıyla Zerdüştîliğin gerilemesi birbirine paralel gelişmelerdir. Kâdisiye ve Nihâvend savaşları ile Sâsânî İmparatorluğu yıkılınca, Zerdüştîleri koruyan yegâne güç de ortadan kalktı. Safevîler ve Kaçarlar dönemlerinde maruz kaldıkları baskılar yüzünden bir kısmı Hindistan’a göçerek Parsîler diye anıldılar. Rıza Şah Pehlevî döneminde Zerdüştîlere, asırlar sonra ilk kez resmen iade-i itibarda bulunuldu ve ordudan siyasete her alanda söz sahibi olmalarına izin verildi. Fakat bu durum da uzun sürmeyecek, 1979’daki İran Devrimi’nden sonra statü ve ayrıcalıklarını kaybedince büyük bir kısmı ülkeden göç etmek zorunda kalacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2024-/-sayi-150">Derin Tarih Eylül</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Papa XXIII. Jean ve II. Vatikan Konsili</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/papa-xxiii-jean-ve-ii-vatikan-konsili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 09:23:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10333</guid>

					<description><![CDATA[Papa XXIII. Jean, katı ve dışlayıcı bir anlayışın başta Katolikler olmak üzere tüm Hıristiyan âlemine büyük zarar verdiği ve bölünmelere neden olduğu kanaatindedir. Bu yüzden II. Vatikan Konsili’nin ayrıştırıcı değil birleştirici olmasından yanadır. Konsilin gayesini; Katolik imanının gelişmesini desteklemek, dindar Hıristiyanların hayatının ahlâkî boyutunu yenilemek, Kilise teşkilatına ait disiplin kurallarını zamanın ihtiyaç ve metodlarıyla uyumla hâle getirmek olarak tanımlamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Papa XXIII. Jean, katı ve dışlayıcı bir anlayışın başta Katolikler olmak üzere tüm Hıristiyan âlemine büyük zarar verdiği ve bölünmelere neden olduğu kanaatindedir. Bu yüzden II. Vatikan Konsili’nin ayrıştırıcı değil birleştirici olmasından yanadır. Konsilin gayesini; Katolik imanının gelişmesini desteklemek, dindar Hıristiyanların hayatının ahlâkî boyutunu yenilemek, Kilise teşkilatına ait disiplin kurallarını zamanın ihtiyaç ve metodlarıyla uyumla hâle getirmek olarak tanımlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mart-nisan-2024">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süleyman Mabedi Aslında Nerede?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/suleyman-mabedi-aslinda-nerede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2024 13:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10249</guid>

					<description><![CDATA[Genel kanaatin aksine bazı tarihçilere göre: Süleyman Mabedi, Kubbetü’s-Sahrâ’nın değil, Kıyame Kilisesi’nin bulunduğu yerdedir. günümüzde fanatik Yahudiler ile Evanjelik Hıristiyanların Süleyman Mabedi’ni Kubbetü’s-Sahrâ’nın da yer aldığı Mescid-i Aksâ meydanında değil, Kıyame Kilisesi’nin arazisinde aramaları gerekmektedir. söz konusu tarihçiler, bir asra yakın bir zamandır yapılan arkeolojik araştırmalarda Mabed’e ilişkin herhangi bir kalıntı bulunamamasını da tezlerine delil olarak gösterirler. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel kanaatin aksine bazı tarihçilere göre: Süleyman Mabedi, Kubbetü’s-Sahrâ’nın değil, Kıyame Kilisesi’nin bulunduğu yerdedir. günümüzde fanatik Yahudiler ile Evanjelik Hıristiyanların Süleyman Mabedi’ni Kubbetü’s-Sahrâ’nın da yer aldığı Mescid-i Aksâ meydanında değil, Kıyame Kilisesi’nin arazisinde aramaları gerekmektedir. söz konusu tarihçiler, bir asra yakın bir zamandır yapılan arkeolojik araştırmalarda Mabed’e ilişkin herhangi bir kalıntı bulunamamasını da tezlerine delil olarak gösterirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mart-kasim-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik Kilisesi Yahudileri Neden “Tanrı Katili” İlan Etmişti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesi-yahudileri-neden-tanri-katili-ilan-etmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:44:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9852</guid>

					<description><![CDATA[Pavlus’un Selaniklilere yazdığı mektuptaki şu sözler, Yahudilere yapılan zulümlerin gerekçelerinden birini teşkil eder: “Rab İsa’yı ve peygamberleri öldüren, bize de zulmeden Yahudilerdir. Öteki milletlerle konuşmamızı ve böylece onların kurtulmasını sağlamamızı da engellemekle Tanrı’nın hoşnutsuzluğuna yol açıyorlar ve bütün insanlara karşı geliyorlar. Böylece durmadan günahlarına günah katıyorlar. Sonunda Tanrı’nın gazabına uğradılar.” Hıristiyan inancına göre tarihte Yahudilerin başına gelen belalar, Hıristiyan teolojisinin Yahudi teolojisinin yerine ikame edildiğini ispatlamaktadır. Kurtuluşa ermek için Yahudilerin bu gerçeği kabul etmekten başka çareleri yoktur. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pavlus’un Selaniklilere yazdığı mektuptaki şu sözler, Yahudilere yapılan zulümlerin gerekçelerinden birini teşkil eder: “Rab İsa’yı ve peygamberleri öldüren, bize de zulmeden Yahudilerdir. Öteki milletlerle konuşmamızı ve böylece onların kurtulmasını sağlamamızı da engellemekle Tanrı’nın hoşnutsuzluğuna yol açıyorlar ve bütün insanlara karşı geliyorlar. Böylece durmadan günahlarına günah katıyorlar. Sonunda Tanrı’nın gazabına uğradılar.” Hıristiyan inancına göre tarihte Yahudilerin başına gelen belalar, Hıristiyan teolojisinin Yahudi teolojisinin yerine ikame edildiğini ispatlamaktadır. Kurtuluşa ermek için Yahudilerin bu gerçeği kabul etmekten başka çareleri yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Albililer</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/albililer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 12:28:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik]]></category>
		<category><![CDATA[Maniheizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8608</guid>

					<description><![CDATA[Albililer hareketi, Hıristiyanlık ile Maniheizm’in düalist yapısını sentezleyen agnostik bir inanç sistemi. Dünya varlığını hiçe sayan ve zühde önem veren bu din, şehirlerde taraftar toplamayı nasıl başardı? Böyle bir inancın 12. yüzyılda Fransa’nın Akdeniz’e paralel kıyı bölgelerinde ortaya çıkması nasıl açıklanabilir? Bazı araştırmacıların iddia ettikleri gibi Albililer, feodal sistem kaynaklı metafizik krizlere bir cevap olarak mı tezahür etmişti? Katolik Kilisesi, dünyaya dair hiçbir iddiası olmayan bu inancı yok etmek için neden bir asır boyunca haçlı seferleri düzenledi? &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Albililer hareketi, Hıristiyanlık ile Maniheizm’in düalist yapısını sentezleyen agnostik bir inanç sistemi. Dünya varlığını hiçe sayan ve zühde önem veren bu din, şehirlerde taraftar toplamayı nasıl başardı? Böyle bir inancın 12. yüzyılda Fransa’nın Akdeniz’e paralel kıyı bölgelerinde ortaya çıkması nasıl açıklanabilir? Bazı araştırmacıların iddia ettikleri gibi Albililer, feodal sistem kaynaklı metafizik krizlere bir cevap olarak mı tezahür etmişti? Katolik Kilisesi, dünyaya dair hiçbir iddiası olmayan bu inancı yok etmek için neden bir asır boyunca haçlı seferleri düzenledi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hint Alt Kıtası’nda Tek Tanrılı Bir Din: Sihizm</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/hint-alt-kitasinda-tek-tanrili-bir-din-sihizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 08:01:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Britannica]]></category>
		<category><![CDATA[David Hume]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Dinleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hint kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Husserl]]></category>
		<category><![CDATA[Sihizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8376</guid>

					<description><![CDATA[Dinler tarihi literatüründe dinler, konunun daha iyi anlaşılması amacıyla geleneksel, ilkel, ileri, millî, evrensel, vahyî, tabiî, hak ve bâtıl şeklindeki başlıklar altında tasnif edilir. Bazı müellifler ise dinleri coğrafî taksimata tabi tutarlar, “Hint Dinleri” örneğinde olduğu gibi. Bu yazımızda Hint Alt Kıtası sınırları içerisinde neşvünema bulan ve günümüzde dünyanın hemen yer yerinde müntesiplerine denk geleceğimiz bir Hint dini olan Sihizm’i konu edeceğiz. Söz konusu meseleyi enine boyuna ele almadan önce bir soruna dikkat çekmekte fayda görüyoruz. Batı’daki akademisyen, araştırmacı ve düşünürler arasında Hint kültürü, dini ve felsefesine küçümseyici bir bakışla yaklaşmak yaygın bir durumdur. Aydınlanma felsefesinin kurucu isimlerinden olan İngiliz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dinler tarihi literatüründe dinler, konunun daha iyi anlaşılması amacıyla geleneksel, ilkel, ileri, millî, evrensel, vahyî, tabiî, hak ve bâtıl şeklindeki başlıklar altında tasnif edilir. Bazı müellifler ise dinleri coğrafî taksimata tabi tutarlar, “Hint Dinleri” örneğinde olduğu gibi. Bu yazımızda Hint Alt Kıtası sınırları içerisinde neşvünema bulan ve günümüzde dünyanın hemen yer yerinde müntesiplerine denk geleceğimiz bir Hint dini olan Sihizm’i konu edeceğiz.</p>
<p>Söz konusu meseleyi enine boyuna ele almadan önce bir soruna dikkat çekmekte fayda görüyoruz. Batı’daki akademisyen, araştırmacı ve düşünürler arasında Hint kültürü, dini ve felsefesine küçümseyici bir bakışla yaklaşmak yaygın bir durumdur. Aydınlanma felsefesinin kurucu isimlerinden olan İngiliz filozof John Locke, Hintli düşünürleri bilmedikleri şeyler üzerine konuştukları gerekçesiyle küçümserken, David Hume’un gözünde Hintli filozoflar birer zavallıdır. Çağdaş Batılı filozoflardan Husserl’in kanaati de çok farklı değildir. O da felsefenin Hintlilere yabancı olduğunu savunur. 1920’ye dek <em>Encyclopedia Britannica</em>’da Hint felsefesine dair herhangi bir başlığın yer almaması ise dikkat çekicidir. Hindoloji üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ve felsefeyi genellikle Yunan’dan başlatmanın bir alışkanlık haline geldiğini belirten Korhan Kaya, bunda birtakım haklı gerekçeler öne sürmek mümkün olsa da Hint’e haksızlık yapıldığının ve değerlendirmelerde biraz insafsız davranıldığının altını çizer.</p>
<p>“Sih” kelimesi, Sanskrit dilinde “öğrenci, mürid, çırak” gibi anlamlara gelen şişya kelimesi ile bağlantılı olup benzer bir anlamı ihtiva eder. Sihizm ise 15. yüzyıl sonlarında Guru Nanak’ın öğretileri doğrultusunda Hint Alt Kıtası’nın kuzeybatısındaki Pencap bölgesinde ortaya çıkmış, İslâm ile Hinduizm’in sentezi niteliğinde senkretik bir dindir. Hint dinî ve siyasî hayatında önemli bir yeri bulunan Sihizm’in günümüzde ekserisi Hindistan’da olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde toplam 25-30 milyon mensubu olduğu ifade edilmektedir. Sihler, büyük çoğunluğun sefalet içinde yaşadığı Hindistan’da refah seviyesi en yüksek topluluklardan biri olarak dikkat çekmektedir. Tıp, mühendislik, inşaat, halıcılık gibi alanlarda ilk sıralarda bulunan Sihler, spor müsabakalarında Hindistan adına yarışan takımların önemli bir parçası oldukları gibi sanat ve edebiyatta da adlarından söz ettirmektedirler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindular Gibi Giyinip Müslümanlar Gibi İbadet Ettiler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/hindular-gibi-giyinip-muslumanlar-gibi-ibadet-ettiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:33:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Flavius Josephus]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[Kitâb-ı Mukeddes]]></category>
		<category><![CDATA[Razaniyye]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Tâcir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7953</guid>

					<description><![CDATA[20 asır kadar önce Yahudi tarihçi Flavius Josephus (yaklaşık 38-100), Yahudilerin yeryüzünün hemen hemen her yerinde ikamet ettiklerini söylediğinde, buna Hindistan’ı da dahil etmiş olmalı. Zira başta Kitâb-ı Mukaddes olmak üzere dönemin kaynakları, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırlarının Hint topraklarına kadar uzandığını kaydeder. Dolayısıyla Yahudilerin daha o tarihlerde Hint Yarımadası’nda da meskûn olduklarını söylemek mümkün. Bununla birlikte Yahudilik, Hindistan’da hiçbir zaman yaygın bir din olmamıştır. Hindistan’daki Yahudilerin varlığına ilişkin en erken ve güvenilir atıflar İslâm kaynaklarında bulunmaktadır. 9-14. yüzyıllar arasında yaşayan Müslüman seyyahların ve coğrafyacıların eserlerinde, Hindistan’da önemli sayıda Yahudi’nin yaşadığından bahsedilir. En erken kaynaklardan biri, meşhur seyyah Süleyman Tâcir’e (ö.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20 asır kadar önce Yahudi tarihçi Flavius Josephus (yaklaşık 38-100), Yahudilerin yeryüzünün hemen hemen her yerinde ikamet ettiklerini söylediğinde, buna Hindistan’ı da dahil etmiş olmalı. Zira başta Kitâb-ı Mukaddes olmak üzere dönemin kaynakları, Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırlarının Hint topraklarına kadar uzandığını kaydeder. Dolayısıyla Yahudilerin daha o tarihlerde Hint Yarımadası’nda da meskûn olduklarını söylemek mümkün. Bununla birlikte Yahudilik, Hindistan’da hiçbir zaman yaygın bir din olmamıştır.</p>
<p>Hindistan’daki Yahudilerin varlığına ilişkin en erken ve güvenilir atıflar İslâm kaynaklarında bulunmaktadır. 9-14. yüzyıllar arasında yaşayan Müslüman seyyahların ve coğrafyacıların eserlerinde, Hindistan’da önemli sayıda Yahudi’nin yaşadığından bahsedilir. En erken kaynaklardan biri, meşhur seyyah Süleyman Tâcir’e (ö. 851) aittir. <em>Ahbâru’s-Sind ve’l-Hind</em> adlı seyahatnamesinde Hindistan’a yaptığı yolculuktan bahsederken, güneydeki Serendib (Seylan) adasına da değinir. Seylan sultanının bütün dinlere ve mezheplere kendi dinî vecibelerini uygulama noktasında imkân tanıdığını nakleder ve adadaki dinî toplulukları zikrederken, kalabalık bir Yahudi topluluğuyla karşılaştığından bahseder.</p>
<p>9. yüzyılda yaşayan Ebu’l-Kâsım Ubeydullah b. Abdullah İbn Hordâzbeh’in <em>Kitabü’l-mesâlik ve’l-memâlik</em> adlı eseri de erken dönem İslâm seyahatname literatürünün seçkin bir örneğidir. Eserde, Yahudi tacirlerin izlediği Avrupa ile Asya arasındaki güzergâhtan da bahsedilir. “Razaniyye” denilen Yahudi tüccarlar Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, İspanyolca ile Frankların dilini ve Slav dillerini çok iyi bilmektedirler. Fransa’dan kalkan gemileriyle Medine ve Mekke civarındaki limanlara uğrayıp oradan Hindistan’a giderler.</p>
<p>10. yüzyılda yaşayan, İran’ın Hûzistan bölgesinin Râmuhurmuz şehrine mensup Bozork b. Şehriyâr er-Râmuhurmuzî’nin (ö. yaklaşık 953) <em>Kitâbü acâibi’l-Hind</em> adlı eserinde, iki farklı başlık altında Hindistan Yahudilerinden söz edilir. Bunlardan birinde, İshâk b. el-Yehûdî adındaki Ummanlı Yahudi tüccarın, ortaklarından bir Yahudi ile arasında çıkan husumet yüzünden Umman’ı terk ederek Hindistan’a yerleşmesinden bahsedilmektedir. İkincisinde ise, Hz. Süleyman’ın Hindistan’ın Andaman el-Kebîr şehrindeki kabrinden söz edilir.</p>
<p>11. yüzyılın meşhur tarihçilerinden Şerif el-İdrîsî (ö. 1154), <em>Kitâbü nüzheti’l-müştâk</em> adlı eserinde yine Hindistan’ın güneyindeki Serendib (Seylan) adasındaki Yahudi topluluğu ve adanın yönetimine katılmaları ile ilgili şu bilgileri aktarmaktadır: “Herkend denizinin en meşhur adalarından biri de Serendib adasıdır. Bu adada, üzerine Hz. Âdem’in indiği bir dağ vardır. (&#8230;) Dağın adı er-Rahuk’tur. (&#8230;) Bu adanın kralının veziri vardır. Bunlardan dördü kendi milletinden, dördü Hıristiyan, dördü Müslüman ve dördü de Yahudi’dir. Kral bunların her biri için, kendi milletlerinin toplanacağı, kendi delillerini ve rivayetlerini yazacakları bir yer tahsis etmiştir. Buralarda toplanan insanlar, kendi peygamberleri ve kralları ile ilgili faaliyetleri kaydetme usulünü, şeriatlarını ve bilmediklerini öğrenirler.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutezile’nin Gölgesinde Bir Yahudi Mezhebi: Karâîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/mutezilenin-golgesinde-bir-yahudi-mezhebi-karailik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:53:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Benyamin]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[Tanah]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7233</guid>

					<description><![CDATA[Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan Yahudilik, entelektüel gelişim bakımından en ihtişamlı devrini Müslümanların hâkimiyetinde olduğu dönemde yaşamıştır. İslâm düşünce ekolleri ve mezheplerinin oluştuğu ilk asırlardaki dinî tartışmalardan Yahudi ilahiyatı da etkilendi. Bu etkileşim neticesinde 8. yüzyılda Yahudi kutsal kitabını esas alan yeni bir mezhep ortaya çıktı. Kutsal kitabı çok okudukları (karâ) ve dinin ana kaynağı olarak gelenek yerine Yahudi kutsal kitabı Tanah’ı (Yahudilerin Tevrat ve Zebur’u da ihtiva eden kutsal kitabı) esas aldıkları için “Karâîlik” adını alan bu mezhebin mensupları kendilerine, Karâî âlim Benyamin en-Nihavendî’den (9. yüzyıl) itibaren Bney Mikra (Tevrat’ın Oğulları) adını vermişlerdir. Rabbânî geleneğin aksine, kutsal kitap dışında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihi binlerce yıl öncesine uzanan Yahudilik, entelektüel gelişim bakımından en ihtişamlı devrini Müslümanların hâkimiyetinde olduğu dönemde yaşamıştır. İslâm düşünce ekolleri ve mezheplerinin oluştuğu ilk asırlardaki dinî tartışmalardan Yahudi ilahiyatı da etkilendi. Bu etkileşim neticesinde 8. yüzyılda Yahudi kutsal kitabını esas alan yeni bir mezhep ortaya çıktı. Kutsal kitabı çok okudukları (karâ) ve dinin ana kaynağı olarak gelenek yerine Yahudi kutsal kitabı Tanah’ı (Yahudilerin Tevrat ve Zebur’u da ihtiva eden kutsal kitabı) esas aldıkları için “Karâîlik” adını alan bu mezhebin mensupları kendilerine, Karâî âlim Benyamin en-Nihavendî’den (9. yüzyıl) itibaren Bney Mikra (Tevrat’ın Oğulları) adını vermişlerdir. Rabbânî geleneğin aksine, kutsal kitap dışında vahiy mahsulü başka bir metin olamayacağını düşünen Karâîler, bu görüşleri yüzünden Ortodoks Yahudilerin tepkisini çekmiş ve Ortaçağ boyunca iki mezhep arasında ciddi tartışmalar zuhur etmiştir.</p>
<p>Bilinen ilk tartışma 761 yılında, Yahudi âlim Anan ben David’in (ö. 795), Babil’deki akademi başkanlarının yani gaonların kabul ettiği Talmud’un (Tevrat’taki ayetleri açıklayan, yorumlayan ve oradan hareketle hükümler çıkaran Yahudi sözlü geleneğinin ve Rabbânî hukukunun temel eseri. İslâm literatüründeki tefsir ve fıkıh kitaplarının muadili olarak düşünülebilir.) otoritesini reddetmesiyle başlar. Yahudi ilahiyatçılar tarafından yapılan Tevrat yorumlarının vahiy mahsulü olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığını düşünen Anan ben David Babil’i terk edip Filistin’e yerleşir. Burada görüşlerini anlatacağı bir sinagog kurar. Rabbânîler ise bu eleştirileri onun “gaon” olma arzusunun gerçekleşmemesine bağlayarak şahsi bir mesele gibi göstermeye çalışırlar. Anan ben David ayrılıkçı tavrı yüzünden Abbâsî Halifesi Mansur tarafından cezalandırılıp hapse atılır. İlginç olan, Rabbânî kaynaklarının Anan Ben David’in Yahudi toplumundaki itibarını yok etmek için, onun hapiste tanıştığı Müslüman bir fakihin fikirlerinden etkilendiğini iddia etmeleridir. Sonraki dönemlerde bu kişinin Ebu Hanife olduğu ileri sürülecektir. Ancak İslâm kaynaklarında bu hususta herhangi bir bilgi yer almamaktadır.</p>
<p>Kurgu bile olsa bu anlatı Rabbânîlerin Anan Ben David’i ve görüşlerinin ne kadar ciddiye aldıklarını göstermesi bakımından oldukça mühimdir. Rabbânîlerin din anlayışına karşı ciddi eleştiriler getiren Ben David’e göre, kendi içtihatlarından müteşekkil Talmud’u dinin temel kaynağı olarak kullanan din adamları, aslında Tevrat’ın açık hükümleri varken, bağlamdan kopuk yorumlarıyla kutsal kitabı tahrif etmektedirler. Oysa dinî hükümler için Tevrat tek başına yeterli olup onu doğru yöntemlerle yorumlamak gerekmektedir. Karâî âlimlerin Rabbânîlere yönelik eleştirileri bu görüş etrafında şekillenir. Tevrat’tan çıkarılan hüküm veya yorumların bir araya getirildiği Talmud’un vahiy mahsulü olduğu kabulü, Yahudilikte “Sözlü Tevrat” geleneğini doğurmuştur. Karâîlere göre bu durum, Rabbânî âlimlerin “vahiy aldıklarını” söylemeleri ile eş anlama gelmektedir ki bu, Tanrı’ya karşı büyük bir iftiradır. Rabbânîler aslında bu yolla kendilerini peygamber yerine koymaktadırlar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ermeni Rönesansı: Katolikleşiriz Ama Latinleşmeyiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/ermeni-ronesansi-katoliklesiriz-ama-latinlesmeyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 07:17:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Cizvit]]></category>
		<category><![CDATA[Lazzaro]]></category>
		<category><![CDATA[Manuk]]></category>
		<category><![CDATA[Mihitarist]]></category>
		<category><![CDATA[NApolyon Bonabart]]></category>
		<category><![CDATA[Rahip Vilod]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7029</guid>

					<description><![CDATA[Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, 8 Eylül 1810’da yayınladığı ferman ile işgal ettiği kuzey İtalya’daki tarikatların mallarına el koymuş, faaliyetlerine son vermiş, manastırlarını kapatmıştı. Bu uygulamadan sadece San Lazzaro adasındaki Mihitarist Tarikatı muaf tutulmuş, faaliyetlerine devam etmesine izin verilmişti. Peki, bu imtiyazın sebebi neydi? Cevap bizi İtalya’dan uzakta, Anadolu topraklarında bekliyor. 1676’da Sivas’a bağlı Tokat sancağında doğan ve asıl adı Manuk olan Mihitar Appahayr (1676-1749), 5 yaşında okuma-yazma öğrenir, 9-10 yaşlarında Surp Nişan Manastırı’na yerleşir. Manastırdaki eğitimini tamamladıktan sonra 1691’de rahip olur ve Bedros Mihitar adıyla takdis edilir. Din eğitimine devam etmek için Eçmiyazin’de bir manastıra gider. Bu sırada Erzurum’a uğrar;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart, 8 Eylül 1810’da yayınladığı ferman ile işgal ettiği kuzey İtalya’daki tarikatların mallarına el koymuş, faaliyetlerine son vermiş, manastırlarını kapatmıştı. Bu uygulamadan sadece San Lazzaro adasındaki Mihitarist Tarikatı muaf tutulmuş, faaliyetlerine devam etmesine izin verilmişti. Peki, bu imtiyazın sebebi neydi? Cevap bizi İtalya’dan uzakta, Anadolu topraklarında bekliyor.</p>
<p>1676’da Sivas’a bağlı Tokat sancağında doğan ve asıl adı Manuk olan Mihitar Appahayr (1676-1749), 5 yaşında okuma-yazma öğrenir, 9-10 yaşlarında Surp Nişan Manastırı’na yerleşir. Manastırdaki eğitimini tamamladıktan sonra 1691’de rahip olur ve Bedros Mihitar adıyla takdis edilir. Din eğitimine devam etmek için Eçmiyazin’de bir manastıra gider. Bu sırada Erzurum’a uğrar; burada tanıştığı rahip Vilod aracılığıyla ilk kez Katoliklerle karşılaşır. Rahip Vilod’un eğitiminden, yönteminden ve Cizvit tarikat örgütlenmesinden hayli etkilenir. İşte, Mihitar’ın Katolik Kilisesi ile Ermenileri birleştirme tasarısının nüveleri bu günlerde oluşur.</p>
<p>Kendisinin ne zaman Katolik olduğunu bilemiyoruz. Cizvit papazlarından Anton Beauvollier’nin daveti üzerine Katolikliği kabul ettiği söylense de bunu doğrulama imkânımız yok. Mihitar’ın hem eğitime, hem manastır hayatına, hem de bilimsel araştırmaya ve kültüre verdiği önem düşünüldüğünde, Cizvit geleneği ile ilgilenmesi ve ondan etkilenmesi şaşırtıcı değildir.</p>
<p>Ermenilerin millet olarak gelişmesinin eğitimle mümkün olacağına inanan Mihitar Eçmiyazin’den ayrılarak ilk faaliyetlerini gerçekleştireceği İstanbul’un yolunu tutar. 1701’de İstanbul’da Ermeni halkının eğitimi için bir okul açar. Ermenilerin millî, fikrî ve dinî uyanışına vesile olmak arzusuyla “Mihitaryen Birliği” cemiyetini kurar. 16 kişiden oluşan bu cemiyetin temel gayesi, Ermenistan’a gönderilmek üzere misyoner yetiştirmek ve propagandada kullanılmak üzere kitaplar hazırlamaktır. Mihitar’ın eğitim faaliyetleri öncelikle kendi cemaatinin, yani Ermeni Kilisesi’nin tepkisiyle karşılaşır. Bu arada İstanbul’dayken biri Hz. İsa’nın Hayatı olmak üzere dört eser kaleme almıştır.</p>
<p>1703’te faaliyetlerini özgürce devam ettirebilmek için Venedik’e bağlı Mora yarımadasının güneyindeki Modon kasabasına taşınır. Burada kendisine tahsis edilen iki köy büyüklüğündeki arazide bir manastır ve Surp Anton adıyla bir de kilise inşa eder. Kendi adıyla kurduğu cemiyeti bir Katolik Benedikten tarikatına dönüşür; manastır hayatının esaslarını Aziz Benedikt’in (ö. 547) kurallarından alır. Böylece resmen kurulan Ermeni Benedikten tarikatının öğrencilerine, “Meryem’in oğulluğuna kabul edilenler ve tövbekârların öğretmenleri” adı verilir. Öte yandan Mihitar, Ermeni geleneğini takip ettiği için Doğu manastır geleneğinin kurucusu kabul edilen Aziz Antonius’un öğretisini de benimsemiştir.</p>
<p>Mihitaristler Tarikatı 1712’de papalık tarafından resmen tanınır. Mihitarist hareket olarak başlayan ve Ermeni millî bilincini oluşturmak üzere kurgulanan bu oluşum zamanla, din adamları ve rahiplerin faaliyet gösterdiği bir Katolik tarikatına dönüşür. En ilginç özelliği, hem Ermeni hem de Katolik dinine mensup olmayı aynı seviyede gören bir doktrine sahip olmasıdır. Mihitar, her ne kadar Katolik Kilisesi’ne tâbi olmayı kabul etseler de, Ermenilerin ayinlerini kendi dillerinde devam ettirmeleri taraftarıdır. Ona göre, Katolik Kilisesi’ne tâbi olmak “Latinleşmek” anlamına gelmemelidir. Bu yüzden Ermenilerin Katolikliği kabul etmesi taraftarı olmakla beraber, asırlardır devam eden âdet ve gelenekleri muhafaza etmeyi savunur. Mihitar’ın başlattığı bu “Ermeni milliyetine bağlı kalınarak Katolik olma” düşüncesi tartışmalara neden olacak; bu görüşü savunan Ermeni Katoliklere “Mihitaristler”, Latinleşme ve Latin kültürünü benimseme taraftarı olan Ermenilere de “Kolejliler” denilecektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Cüzzamla Sonra Türklerle Savaştılar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/once-cuzzamla-sonra-turklerle-savastilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 06:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[II. Frederick]]></category>
		<category><![CDATA[Lazare]]></category>
		<category><![CDATA[Luka]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[Saint-Lazare Hospitalye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6673</guid>

					<description><![CDATA[Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim. Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Varlığını modern döneme kadar devam ettiren nadir tarikatlardan biri var ki, kuruluş amacı hayli şaşırtıcı: Kudüslü Saint-Lazare Hospitalye Tarikatı, diğer adıyla Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı Haçlı seferleri esnasında Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen Hıristiyan Katolik hacılardan cüzzam hastalığına yakalananların tedavisi için kurulmuştu. Bir şövalye tarikatı olması bakımından geleneksel tarikat yapılanmalarından ayrıldığının altını çizelim.</p>
<p>Adını Hz. İsa’nın gösterdiği bir mucizeden alır. Luka İncili’nde (17/11-19) 10 cüzzamlının Hz. İsa vasıtasıyla şifa bulduğundan bahsedilir. İyileşen cüzzamlılardan biri bu olaydan sonra Hz. İsa’ya inanarak kurtuluşa erer. Ortaçağ kaynaklarında bu kişiyle, Matta (26/6- 13) ve Markos (14/39) İncillerinde yer alan ve Hz. İsa’nın sevgili arkadaşı Bitinyalı Simon Lazare aynileştirilir. Yani Hz. İsa’nın dört gün önce vefat eden ve mucizevi olarak dirilttiği Lazare’ın, cüzzamlı iken şifa verdiği kişi olduğuna hükmedilir. Böylece Aziz (Saint) Lazare cüzzamlıların manevi koruyucusu haline gelir. Nitekim cüzzam hastalığına yakalananlara bu isimden türeyen ‘lazaretler’ denmektedir.</p>
<p>Tarikatın manevî kuruluş esasları Hz. İsa’nın son akşam yemeğinde havarilerinin ayağını yıkayarak yaptığı vaaza ve bu vaazdaki merhamete dayandırılır. Tarikatın Hıristiyan kültüründe özellikle Hz. İsa’nın hayat hikâyesinin anlatıldığı İncillerde vurgulanan cüzzamlılara karşı merhamete vurgu yaptığı görülür. Cüzzam hastalığının Tanrı’nın cezası ve kırbacı olarak görüldüğü Ortaçağ’da tarikatın Hıristiyan kültüründeki bu hassasiyete dikkat çekmesi takdir toplamıştır. Özellikle hac yolcularına verilen bu hizmetin Avrupa’daki birçok zenginin merhamet duygularını kabarttığını söylemek mümkün. Hizmetleri duyuldukça bağışlar artmış, böylece tarikat beklentisinin üstünde bir gelire sahip olmuştur. Kutsal Roma imparatoru II. Frederick’in de tarikata büyük miktarda bağışta bulunduğu kaydedilir; ancak yardım edenlerin arasında Fransız krallarının daima ilk sırayı aldığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Hangi yılda kurulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1142 yılına ait belgelerden yola çıkılarak 1140’ta kurulduğu kanaati yaygın. Kuruluşundan itibaren üyelerinin tamamı cüzzamlılardan oluşuyordu. Korkutucu görüntüleri ve hastalığın bulaşıcılığı yüzünden cüzzamlılar şehrin dışında yaşamak zorundaydılar. Haçlı seferlerine katılarak yollara düşen şövalyelerden bazıları bu hastalığa yakalanıp ordularından tecrit edilince kendilerini cüzzamlıların tedavisine adadılar. Yani cüzzamlı hastaların bakımıyla yine cüzzamlılar ilgileniyordu. Bu maksatla kurdukları hastaneye diğer tarikatlara mensup cüzzamlı şövalyelerin de katılmasıyla sayıları hızla arttı. Bir süre sonra cüzzam olmayanların da tarikata kabul edildiği kaydedilir.</p>
<p>Kudüslü Saint-Lazare Tarikatının kendisini hizmet etmekle yükümlü saydığı diğer bir grup da hac yolcularıydı. Kudüs’ü ziyaret etmek isteyen hacılardan bazıları uzun yolculuk esnasında cüzzama yakalanıyor, kafileden uzaklaştırılıp ölüme terk ediliyordu. Cüzzamlı Şövalyeler Tarikatı bu kimselerin bakımı ve tedavisini üstlendi. Kurdukları hastanelerde cüzzamlı keşişlerle bunların bakımını üstlenen sağlıklı keşişler ayrı yerlerde kalmaktaydı. Ayrıca tarikat üyelerinin, hastalığın topluma bulaşmaması için hastaneleri ve barındıkları yerleri şehirden uzak mekânlarda kurmaya özen gösterdikleri anlaşılıyor. 12. yüzyılda Tancredi Kulesi’nin yanında yer alan büyük yapı bunlardan biriydi. İçinde bir kilise, revaklı bir avlu, bir toplantı salonu, yemekhane ve hastalar için iki ayrı bir bölüm bulunuyordu.</p>
<p>Saint-Lazare Tarikatı Kudüs’te kurulduğu için Doğu Hıristiyanlarından Kudüs Rum-Melkit Patriği’ne bağlı idi. Bu sebeple nizamnamesinde keşişlerin uyacağı, dinî hayatı düzenleyen kurallar Aziz Basil’in tarikat kurallarına göre şekillenmişti. Ayrıca Papa IV. Aleksandr 1255’te tarikatı bu özellikleri nedeniyle kutsamış ve tarikat statüsünü onaylamıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hıristiyanların İlk Savaşçı Tarikatı: Hospitalier</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/hiristiyanlarin-ilk-savasci-tarikati-hospitalier/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 05:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Augustine]]></category>
		<category><![CDATA[Fâtimî halifesi]]></category>
		<category><![CDATA[I. İznik Konsili]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustansır-Billah]]></category>
		<category><![CDATA[Sainte-Marie Latine]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6482</guid>

					<description><![CDATA[Hıristiyan ilahiyatçılar I. İznik Konsili öncesinde savaşı aslan tasvip etmiyorlardı. 4. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle iç içe geçen Hıristiyanlığın bu tavrını değiştirdiği, hatta savaşı devletin varlığı için gerekli gördüğü dikkat çeker. Özellikle 5. yüzyılda yaşayan meşhur ilahiyatçı Aziz Augustine ile ibre tamamen savaş taraftarlığına kaymıştır. 6. yüzyılda Papa I. Grégoire sapkın mezheplere ve Hıristiyan olmayanlara, yani ‘kafirlere’ karşı ‘dini yaymak için’ silaha başvurulabileceğine karar verdi. 9. yüzyıldan itibaren papalar, Müslümanlara karşı yapılan savaşlarda ölenlerin günahlarının affedileceğini ilan ettiler. 10. yüzyılda şövalyelerden istifade etme yolunu benimseyen Katolik Kilisesi ise onları kutsal topraklarda Müslümanlara karşı kullanmaya karar verdi. Böylece ortaya usta&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyan ilahiyatçılar I. İznik Konsili öncesinde savaşı aslan tasvip etmiyorlardı. 4. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletle iç içe geçen Hıristiyanlığın bu tavrını değiştirdiği, hatta savaşı devletin varlığı için gerekli gördüğü dikkat çeker. Özellikle 5. yüzyılda yaşayan meşhur ilahiyatçı Aziz Augustine ile ibre tamamen savaş taraftarlığına kaymıştır. 6. yüzyılda Papa I. Grégoire sapkın mezheplere ve Hıristiyan olmayanlara, yani ‘kafirlere’ karşı ‘dini yaymak için’ silaha başvurulabileceğine karar verdi. 9. yüzyıldan itibaren papalar, Müslümanlara karşı yapılan savaşlarda ölenlerin günahlarının affedileceğini ilan ettiler. 10. yüzyılda şövalyelerden istifade etme yolunu benimseyen Katolik Kilisesi ise onları kutsal topraklarda Müslümanlara karşı kullanmaya karar verdi. Böylece ortaya usta savaşçılardan oluşan silahlı Hıristiyan tarikatları çıktı. Bunların en meşhur örneği Tapınak Şövalyeleri olsa da Hospitalier tarikatı da faaliyet ve tesir sahasıyla dikkat çeker.</p>
<p>Tarikatın temelleri Haçlı Seferleri öncesinde, 1050 yılında Kudüs’e gelen Avrupalı hacıların ve fakirlerin ikameti, hastalananların tedavisi için bir hastane (hôpital) kurulmasıyla atıldı. Benedikten tarikatına mensup Sainte-Marie Latine Kilisesi ve Manastırının çatısı altında hizmet veren bu hastanenin açılmasına Amalfili tüccarlar öncülük etmişti. Amalfili tüccarlar elde ettikleri imtiyazlar sayesinde Müslümanların sahil şehirlerinde kalıp dinlenebilecekleri yerlere sahiptiler. Bunun bir benzerini Kudüs’e gelen hacılar için de inşa etmek istediler. Bu taleplerini arz ettiklerinde Fâtimî halifesi Mustansır-Billah (1036-94) Kudüs’te Hıristiyanların yaşadığı mahallede bir bina inşa etmelerine izin verdi. Önce Meryem Ana’ya tahsis edilmiş bir manastır yaptırdılar. Ardından da fakir, hasta ve kimsesiz hacıların barınacağı bir dârülaceze görevi de gören hastane kurdular. Kurumların idaresini Amalfili tüccarların reisi Gérard (1040-1120) üstlendi. Giderlerinin tamamı Amalfili tüccarlar tarafından karşılanan bu kurumlara zamanla Avrupa’nın farklı şehirlerinden bağışlar gelmeye başladı.</p>
<p>Dindar bir tüccar olan Gérard, Kudüs’ün 1099’da Haçlılar tarafından alınmasından sonra ilk yapılan binaları yıktırarak daha büyük bir hastane ve katedral inşa ettirdi. Hıristiyan hacılara ve yoksullara hizmet eden bu hastanenin kendi kuralları olan bağımsız dinî bir kurum statüsü kazanması amacıyla bu düşüncesini Papalık’la paylaştı. Papa II. Pascal, 15 Şubat 1113’te yayınladığı ‘Pie Postulatio Volontaris’ (Adanmışlıkla Yapılmış Gönüllü Talep) adlı imtiyaz belgesi ile Kudüslü Aziz Yuhanna’ya adanmış Hospitalierlerin dinî bir kurum olduğunu ilan etti ve Gérard’ın da başkanı olduğunu duyurdu. Papa ayrıca hem Doğu’dan, hem de Batı’dan birçok akar, arazi ve müesseseyi hastanenin hizmetine verdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katolik Kilisesi’nin Veba ile İmtihanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/katolik-kilisesinin-veba-ile-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:59:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Sebastiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5901</guid>

					<description><![CDATA[Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katolik Kilisesi’nin ve genel olarak Avrupa’nın veba gibi bulaşıcı hastalıkların yapısına ilişkin ilk ciddi bilgileri 19. yüzyılda oluşmuştu. Özellikle 1348-52 yılları arasında görülen ve etkileri uzun yıllar devam eden Kara Veba sırasında Katolik Kilisesi çareyi kiliselerde toplu halde yapılacak ayinlerde görüyordu. Hatta belânın şiddeti arttıkça, toplu ayin ve ritüellerin hem adedi, hem de çeşidi artıyordu. İnsanları kapalı bir alana toplayarak hastalığın yayılmasına sebep olduğunun farkında olmayan Katolik Kilisesi, vebaya karşı çeşitli dinî ritüeller, dua formülleri ve ibadetler üzerinde durmuştu. Hatta törenlerde yeni azizler ve kültler ihdas edilmişti. Vebadan koruyan azizler kültü bir anda Avrupa’nın birçok yerinde yayılmaya başladı. Bunlar içerisinde özellikle 2. yüzyılda Roma’da yaşayan Aziz Sebastiyen en meşhur olanıydı. Rivayete göre bir asker olan ve dönemin putperest yönetiminde görevi icabı Hıristiyanlığını gizleyen Aziz Sebastiyen, birçok masum Hıristiyan’ın ölmesine engel olmuştu. Bu kerameti binlerce kişinin putperestliği bırakıp Hıristiyanlığı kabul etmesine vesile oldu. Bu durumu öğrenen ve aldatıldığını düşünen İmparatoru Diyokletiyen, Aziz Sebastiyen’i yakalattı. Ölüm cezasına çarptırarak hedef tahtasına yerleştirdi ve vücudunun tamamı oklarla kaplanacak şekilde atış yapılmasını emretti. Öldüğü zannedilen Aziz Sebastiyen’in cesedi nehre atıldı. Ancak ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi imparatorun huzuruna çıkan Aziz Sebastiyen haksız yere tutuklanıp işkence gören Hıristiyanların salıverilmesini istedi. İmparator Diyokletiyen’den bir asır önce yaşamış olsa da Aziz Sebastiyen’in olağanüstü şifa kerametleri ve dirilmesine dair rivayetler, vebanın yaygınlaştığı dönemde Kilise tarafından ‘vebadan koruyucu Aziz’ ilân edilmesine neden olmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanuni’den Yahudiler İçin Filistin’de Toprak İstemişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/kanuniden-yahudiler-icin-filistinde-toprak-istemisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:22:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Agostingo]]></category>
		<category><![CDATA[İspanyol]]></category>
		<category><![CDATA[Lizbon Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Portekiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yosef Nasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5707</guid>

					<description><![CDATA[İspanyol asıllı Yahudi tüccar ve banker Yosef Nasi 1524’te Portekiz’de gelir dünyaya. İspanya’daki Yahudi düşmanlığından kaçan ailesi Portekiz’e yerleşmiştir; ancak aile Katolik Kilisesi’nin İspanya’dan sonra Portekiz’de de Yahudilere uyguladığı zorla din değiştirme politikaları nedeniyle Hıristiyan olur. Babası Samuel Micas Hıristiyan olduktan sonraki adıyla Agostinho Miguez saray hekimliği yapar, aynı zamanda Lizbon Üniversitesi’nde ders verir. Yosef Nasi’nin 3 yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine halası Gracia Hannah la Luna -Hıristiyan adıyla Beatriz la Luna- Yosef Nasi ve kardeşi Bernardo’yu himayesi altına alır. Ne var ki Gracia Hannah mücevher ticareti ile uğraşan ve kendisi gibi her ne kadar zahiren Hıristiyan olsa da Yahudilikle bağlarını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İspanyol asıllı Yahudi tüccar ve banker Yosef Nasi 1524’te Portekiz’de gelir dünyaya. İspanya’daki Yahudi düşmanlığından kaçan ailesi Portekiz’e yerleşmiştir; ancak aile Katolik Kilisesi’nin İspanya’dan sonra Portekiz’de de Yahudilere uyguladığı zorla din değiştirme politikaları nedeniyle Hıristiyan olur. Babası Samuel Micas Hıristiyan olduktan sonraki adıyla Agostinho Miguez saray hekimliği yapar, aynı zamanda Lizbon Üniversitesi’nde ders verir.</p>
<p>Yosef Nasi’nin 3 yaşındayken babasını kaybetmesi üzerine halası Gracia Hannah la Luna -Hıristiyan adıyla Beatriz la Luna- Yosef Nasi ve kardeşi Bernardo’yu himayesi altına alır. Ne var ki Gracia Hannah mücevher ticareti ile uğraşan ve kendisi gibi her ne kadar zahiren Hıristiyan olsa da Yahudilikle bağlarını gizlice devam ettiren marranolardan kocası Fransisco Mendes’in ölümü üzerine Portekiz’deki dinî ve siyasî baskılardan kaçar. Yeğenleri ile birlikte 1536’da kayınbiraderi ve aynı zamanda eniştesi olan (kardeşi Brianda’nın kocası) Diégo Mendes’in başında bulunduğu Mendes şirketinin banka şubesinin bulunduğu Belçika’nın başkenti ve önemli iş merkezi Anvers’e giderler. Dona Gracia bir yandan da İspanya ve Portekiz’de kalan yakınları ve dostlarını kurtarmak için Papa ve çevresine rüşvet verir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizler Versay Antlaşması’nda Hz. Osman Mushafı’nı İstemişlerdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/ingilizler-versay-antlasmasinda-hz-osman-mushafini-istemislerdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Versay Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5260</guid>

					<description><![CDATA[1.Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşma olarak bilinen Versay Antlaşması (28 Haziran 1919), genellikle savaşı kaybeden tarafların kazananlara verecekleri topraklar ve tazminatlar ile gündeme gelmişti. Ancak bu antlaşmayı ele alan makale ve araştırmaların bugüne kadar hiç gündeme getirmedikleri önemli bir konu vardı. Versay Antlaşması’nın maddeleri arasında savaşı kaybedenlerin ‘Düzeltmeleri Gereken Hususlar’ (Réparations) başlığını taşıyan özel bir kısım yer almaktadır. Bir Giriş ve 15 Bölümden oluşan Versay Antlaşması’nın 8. Bölümü’nde yer alan bu kısım, savaşı kaybeden taraflardan antlaşmanın geçerli olması için yerine getirilmesi gereken konuları içermektedir. Bu konular, maddî değeri parayla ölçülemeyecek olan ‘manevî kıymeti yüksek’ değerlerle ilgilidir. İşte Versay Antlaşması’nın söz konusu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1.Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşma olarak bilinen Versay Antlaşması (28 Haziran 1919), genellikle savaşı kaybeden tarafların kazananlara verecekleri topraklar ve tazminatlar ile gündeme gelmişti. Ancak bu antlaşmayı ele alan makale ve araştırmaların bugüne kadar hiç gündeme getirmedikleri önemli bir konu vardı. Versay Antlaşması’nın maddeleri arasında savaşı kaybedenlerin ‘Düzeltmeleri Gereken Hususlar’ (Réparations) başlığını taşıyan özel bir kısım yer almaktadır. Bir Giriş ve 15 Bölümden oluşan Versay Antlaşması’nın 8. Bölümü’nde yer alan bu kısım, savaşı kaybeden taraflardan antlaşmanın geçerli olması için yerine getirilmesi gereken konuları içermektedir. Bu konular, maddî değeri parayla ölçülemeyecek olan ‘manevî kıymeti yüksek’ değerlerle ilgilidir. İşte Versay Antlaşması’nın söz konusu başlığı altında, 1. Dünya Savaşı’nı kazanan taraflar Almanya’dan antlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte belirlenmiş olan zaman içerisinde ‘Hz. Osman Mushafı’nı iade etmesini’ de talep etmektedirler. Ancak bu durum Almanya için yerine getirilmesi kolay olmayan ve görüşmeler esnasında şiddetli tartışmalara neden olan bir konu olacaktır (Versay Antlaşması maddeleri için bkz.: Traités de Versailles 1919, Nancy-Paris-Strasbourg 1919).</p>
<p>Osmanlı Devleti, Almanya ile ittifak ederek bu savaşa girmişti. Almanya, Avrupa’nın büyük üç ülkesine karşı girişeceği bu savaşta cephelerin tamamında tek başına mücadele etmenin güç olacağını fark etmiş; bu yüzden bazı cephelerin yükünü kendisi ile ittifak edecek bir ülke ile hafifletmek istemiş ve Osmanlı Devleti’ni yanına çekmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jacob Frank, Sabetay Sevi’nin Reenkarnasyonu Mu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dinler-tarihi/jacob-frank-sabetay-sevinin-reenkarnasyonu-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:45:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dinler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabala]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5168</guid>

					<description><![CDATA[17.yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Sabetayist hareketin kurucusu Sabetay Sevi öldükten bir asır sonra, Yahudi dinî hareketleri arasında en az 20 kadar Sabetaycı grubun bulunduğunu biliyor muydunuz? Bu dinî hareketlerin kurucularından bazıları Sabetay’ın reenkarnasyonu olduklarını iddia ediyor, kimileri ise onun yeniden döneceği günün hazırlıklarını yapıyorlardı. Her ne kadar aralarında öğreti ve uygulamalar bakımından farklılıklar olsa da, hepsi de kendisini Sabetay Sevi’nin mirası üzerinden meşrulaştırıyordu. Bunun en temel sebebi, 17. yüzyılda Sabetayist hareketin Yahudi toplumu içerisinde çok güçlü bir karşılık bulmuş olmasıdır. Bunların bir kısmı bulundukları ülkede kalmayı tercih ederken, bazıları Sabetay Sevi’nin dönüşünü beklemek üzere Kudüs’e taşınmıştır. Hareketlerin birbiriyle bağlantı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>17.yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Sabetayist hareketin kurucusu Sabetay Sevi öldükten bir asır sonra, Yahudi dinî hareketleri arasında en az 20 kadar Sabetaycı grubun bulunduğunu biliyor muydunuz? Bu dinî hareketlerin kurucularından bazıları Sabetay’ın reenkarnasyonu olduklarını iddia ediyor, kimileri ise onun yeniden döneceği günün hazırlıklarını yapıyorlardı. Her ne kadar aralarında öğreti ve uygulamalar bakımından farklılıklar olsa da, hepsi de kendisini Sabetay Sevi’nin mirası üzerinden meşrulaştırıyordu. Bunun en temel sebebi, 17. yüzyılda Sabetayist hareketin Yahudi toplumu içerisinde çok güçlü bir karşılık bulmuş olmasıdır.</p>
<p>Bunların bir kısmı bulundukları ülkede kalmayı tercih ederken, bazıları Sabetay Sevi’nin dönüşünü beklemek üzere Kudüs’e taşınmıştır. Hareketlerin birbiriyle bağlantı kurdukları merkezî bir otoriteleri yoktu. Bu arada, geleneksel Yahudiliğin temsilcileri olan hahamlar, gizli Sabetayist olduğundan şüphelendikleri kimselere karşı suçlamalarda bulunuyor veya cemaatten atılmaları için gayret ediyorlardı.</p>
<p>Geleneksel Yahudiliğin yaşadığı bu krizin temelleri, 14. ve 15. yüzyılda Kabala’nın Mesihçi yönünün başta İspanya olmak üzere, Avrupa ve Kuzey Afrika Yahudileri arasında yayılmış olmasıdır. Kabala’nın Mesih anlayışı, İspanya Yahudilerine uygulanan katliamın artması ve oradan sürgün edilmeleriyle sonuçlanan sürecin en yoğun olduğu dönemde en uygun zemini bulmuştu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
