﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/dogudan-batiya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Aug 2025 06:21:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.4</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Doğu&#8217;dan Batı&#8217;ya &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Domingo Badia ya da Ali Bey el-Abbâsî’nin İki Yüzü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/domingo-badia-ya-da-ali-bey-el-abbasinin-iki-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 06:21:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11662</guid>

					<description><![CDATA[Kimi zaman Ezher’de ders veren bir şeyh, kimi zaman Cizvit Kilisesi adına çalışan bir misyoner. Mekke’de hac yapan bir seyyid kılığında, ama aslında Fransa için çalışan İspanyol bir casus. Bilimsel raporlar hazırlayan bir doğabilimci, ama Fas’ta iç savaş çıkarmakla görevlendirilmiş bir provokatör. Kimi kaynaklarda kahraman, kimilerinde hain. Bir ömrü kostümler, takma adlar ve istihbarat raporları arasında geçen Domingo Badia’nın ya da bilinen adıyla Ali Bey el-Abbâsî’nin aslın kim? &#160; Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi zaman Ezher’de ders veren bir şeyh, kimi zaman Cizvit Kilisesi adına çalışan bir misyoner. Mekke’de hac yapan bir seyyid kılığında, ama aslında Fransa için çalışan İspanyol bir casus. Bilimsel raporlar hazırlayan bir doğabilimci, ama Fas’ta iç savaş çıkarmakla görevlendirilmiş bir provokatör. Kimi kaynaklarda kahraman, kimilerinde hain. Bir ömrü kostümler, takma adlar ve istihbarat raporları arasında geçen Domingo Badia’nın ya da bilinen adıyla Ali Bey el-Abbâsî’nin aslın kim?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2025-/-sayi-161">Derin Tarih Ağustos Sayısında… </a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rumeli Islah Heyeti’nde Bir İngiliz Sör Robert Graves (IV)</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/rumeli-islah-heyetinde-bir-ingiliz-sor-robert-graves-iv/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 08:48:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11015</guid>

					<description><![CDATA[1879 ile 1929 yılları arasındaki resmî vazifeleri esnasındaki gözlemlerini kitap hâline getiren İngiliz diplomat Sir Robert Windham Graves’in 1912’de Rumeli Islah Heyeti’yle birlikte yaptığı geziye dair notları, Balkan Savaşlarının hemen öncesindeki siyasî, sosyal ve ekonomik durumu anlamak bakımından oldukça faydalı. Önceki ay kaldığımız yerden devam ederek, İngiliz diplomatın adımlarını takip ediyoruz&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1879 ile 1929 yılları arasındaki resmî vazifeleri esnasındaki gözlemlerini kitap hâline getiren İngiliz diplomat Sir Robert Windham Graves’in 1912’de Rumeli Islah Heyeti’yle birlikte yaptığı geziye dair notları, Balkan Savaşlarının hemen öncesindeki siyasî, sosyal ve ekonomik durumu anlamak bakımından oldukça faydalı. Önceki ay kaldığımız yerden devam ederek, İngiliz diplomatın adımlarını takip ediyoruz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Napolyon’un Hezimeti Kâbe Örtüsünün Kaderini Nasil Değiştirdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/napolyonun-hezimeti-kabe-ortusunun-kaderini-nasil-degistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2024 10:54:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10846</guid>

					<description><![CDATA[Kâbe-i Muazzama’nın “kisve-i şerîf” adlı örtüsünün imali ve yenilenmesi işlemi, Mekke’yi kontrol eden ve hilâfeti elinde bulunduran devletlerin değişmesiyle farklılıklar arz etmiştir. Kisve bir dönem Yemen’de hüküm süren Türkmen asıllı bir hanedan olan Resûlîler tarafından diktirilirken, Sultan III. Selim döneminde Sultan Ahmed Camii avlusunda dokunduğunu biliyoruz. İşte, asırlar boyu kisvenin renklerinde, örtülme zamanlarında ve örtülme usullerinde görülen değişiklikler ve sebepleri… &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kâbe-i Muazzama’nın “kisve-i şerîf” adlı örtüsünün imali ve yenilenmesi işlemi, Mekke’yi kontrol eden ve hilâfeti elinde bulunduran devletlerin değişmesiyle farklılıklar arz etmiştir. Kisve bir dönem Yemen’de hüküm süren Türkmen asıllı bir hanedan olan Resûlîler tarafından diktirilirken, Sultan III. Selim döneminde Sultan Ahmed Camii avlusunda dokunduğunu biliyoruz. İşte, asırlar boyu kisvenin renklerinde, örtülme zamanlarında ve örtülme usullerinde görülen değişiklikler ve sebepleri…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2024-/-sayi-150">Derin Tarih Ekim</a></strong><strong><a href="https://birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2024-/-sayi-151"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyonistlerin Ağında Bir Din: Bahâîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/siyonistlerin-aginda-bir-din-bahailik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 11:28:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10605</guid>

					<description><![CDATA[İran’da mehdilik iddiası ile ortaya çıkarak taraftar toplayan ve oldukça sert bir tutum izleyen “Bâbîlik”, sonrasında Bahâullah’ın yönlendirmesiyle daha ılımlı bir politika takip ederek, “Bahâîlik” adıyla yeniden teşekkül etti. Kısa sürede İran’daki Pehlevî hanedanının kadrolarından birçok üst düzey ismi de himâyelerine aldılar. Bahâîler, özellikle Avrupa ve Amerika’da kurdukları ağlar aracılığıyla bir yandan fikirlerini dünyaya yayarken, bir yandan da uluslararası kamuoyu aracılığıyla İran’daki rakipleri Humeynî ile mücadele ettiler. Fakat 1979’daki İran Devrimi sonrasında ülkede itibarsızlaştırılmaları bir yana, birçoğu idam edildi. Sömürgecilerin ve Siyonistlerin gizli elleri tarafından yönetilen bu İslâm dışı din-mezhep, günümüzde de dünya çapında varlığını ve faaliyetlerini sürdürüyor. &#160; Devamı Derin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran’da mehdilik iddiası ile ortaya çıkarak taraftar toplayan ve oldukça sert bir tutum izleyen “Bâbîlik”, sonrasında Bahâullah’ın yönlendirmesiyle daha ılımlı bir politika takip ederek, “Bahâîlik” adıyla yeniden teşekkül etti. Kısa sürede İran’daki Pehlevî hanedanının kadrolarından birçok üst düzey ismi de himâyelerine aldılar. Bahâîler, özellikle Avrupa ve Amerika’da kurdukları ağlar aracılığıyla bir yandan fikirlerini dünyaya yayarken, bir yandan da uluslararası kamuoyu aracılığıyla İran’daki rakipleri Humeynî ile mücadele ettiler. Fakat 1979’daki İran Devrimi sonrasında ülkede itibarsızlaştırılmaları bir yana, birçoğu idam edildi. Sömürgecilerin ve Siyonistlerin gizli elleri tarafından yönetilen bu İslâm dışı din-mezhep, günümüzde de dünya çapında varlığını ve faaliyetlerini sürdürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148">Derin Tarih Temmuz</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afro Zeybekler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/afro-zeybekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Özçelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 12:48:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10145</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı sultanlarına biat etmiş Akdeniz korsanlarının ve Türk denizcilerin 16. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika’yı fethinin akabinde pek çok Afrikalı genç, gemilerle İstanbul’a ve İzmir’e getirilerek Aydın, Manisa ve Muğla gibi yerleşimlere sevk edildi. Anadolu topraklarında büyük bir hoşgörüyle karşılanan ve hukuken korunan Afro Türkler arasından istihdam edilemeyen, hayat konforundan memnun olmayan ya da silahı sabana yeğ tutan azatlı veya firari durumdakiler çetelere dâhil olmayı daha cazip bir seçenek olarak gördüler. Böylelikle zeybek folklorunda “Afro zeybek” olarak adlandırılan hizip ortaya çıktı. Gayrinizami savaş usullerini bildikleri için geçici olarak Osmanlı ordusuna dahil edilip kritik savaşlarda fayda göstererek yıldızları parlayan, ürkütücü ve ihtişamlı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı sultanlarına biat etmiş Akdeniz korsanlarının ve Türk denizcilerin 16. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika’yı fethinin akabinde pek çok Afrikalı genç, gemilerle İstanbul’a ve İzmir’e getirilerek Aydın, Manisa ve Muğla gibi yerleşimlere sevk edildi. Anadolu topraklarında büyük bir hoşgörüyle karşılanan ve hukuken korunan Afro Türkler arasından istihdam edilemeyen, hayat konforundan memnun olmayan ya da silahı sabana yeğ tutan azatlı veya firari durumdakiler çetelere dâhil olmayı daha cazip bir seçenek olarak gördüler. Böylelikle zeybek folklorunda “Afro zeybek” olarak adlandırılan hizip ortaya çıktı. Gayrinizami savaş usullerini bildikleri için geçici olarak Osmanlı ordusuna dahil edilip kritik savaşlarda fayda göstererek yıldızları parlayan, ürkütücü ve ihtişamlı görüntüleriyle oryantalist ressamların eserlerine konu edilen Afro zeybeklerin baş döndüren serüveni.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-subat-kasim-2023">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Emperyalizminin Sina’daki “Zin” Operasyonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/ingiliz-emperyalizminin-sinadaki-zin-operasyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 08:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10078</guid>

					<description><![CDATA[İngiltere’deki Siyonist Hıristiyanlar tarafından 1865’te faaliyete geçirilen Filistin Keşif Fonu “Tevrat’ın izinde Kutsal Topraklar’da Hz. Musa ve kavmine ait yerleşim yerlerini aramak” üzere kurulmuştu. Kutsal kitaplarını seven ve onu daima okuyan yerel Museviler de vakfın bu çalışmalarına destek oldular. Bu çerçevede Savaş Dairesi, Sina’da keşif gezisi yapmak ve bölgenin haritalarını çizmek için Yüzbaşı S. F. Newcombe yönetiminde bir ekip hazırladı ve o sırada Karkamış’ta çalışan C. L. Woolley ve T. E. Lawrence’ın arkeolojik araştırmayı yürütecek kişiler olabileceğini bildirildi. Bu iki ismin bölgedeki incelemelerinden hareketle kaleme aldıkları “The Wilderness of Zin” adlı kitaptaki haritalar, Osmanlı’nın Kanal taarruzunu durdurmada, İngilizlerin Kudüs’e ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiltere’deki Siyonist Hıristiyanlar tarafından 1865’te faaliyete geçirilen Filistin Keşif Fonu “Tevrat’ın izinde Kutsal Topraklar’da Hz. Musa ve kavmine ait yerleşim yerlerini aramak” üzere kurulmuştu. Kutsal kitaplarını seven ve onu daima okuyan yerel Museviler de vakfın bu çalışmalarına destek oldular. Bu çerçevede Savaş Dairesi, Sina’da keşif gezisi yapmak ve bölgenin haritalarını çizmek için Yüzbaşı S. F. Newcombe yönetiminde bir ekip hazırladı ve o sırada Karkamış’ta çalışan C. L. Woolley ve T. E. Lawrence’ın arkeolojik araştırmayı yürütecek kişiler olabileceğini bildirildi. Bu iki ismin bölgedeki incelemelerinden hareketle kaleme aldıkları “The Wilderness of Zin” adlı kitaptaki haritalar, Osmanlı’nın Kanal taarruzunu durdurmada, İngilizlerin Kudüs’e ve Şam’a girişini sağlamada rol oynamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-ocak-kasim-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransızların Afrika’daki İşgal Projesinin Anahtarı: Timbuktu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/fransizlarin-afrikadaki-isgal-projesinin-anahtari-timbuktu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9849</guid>

					<description><![CDATA[Avrupalıların Afrika’daki sömürgecilik yarışının taraflarından biri de Fransa’ydı. 19. yüzyıl başlarında Afrika içlerine seyahat ve Timbuktu’ya ulaşma serüvenine katılan Fransızların bölgeye gönderdikleri kâşifler arazi yapısından kuyu sularına, hayvan türlerinden nehir debilerine kadar pek çok hususta bilgi toplayacak, bu bilgiler bölgedeki işgal projesinin ilk adımlarını teşkil edecekti. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci kısmını yayınlıyoruz. İşte yüksek para ödülü karşılığında Timbuktu’ya giden kâşifler ve bölgeye dair düşündürücü intibaları. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupalıların Afrika’daki sömürgecilik yarışının taraflarından biri de Fransa’ydı. 19. yüzyıl başlarında Afrika içlerine seyahat ve Timbuktu’ya ulaşma serüvenine katılan Fransızların bölgeye gönderdikleri kâşifler arazi yapısından kuyu sularına, hayvan türlerinden nehir debilerine kadar pek çok hususta bilgi toplayacak, bu bilgiler bölgedeki işgal projesinin ilk adımlarını teşkil edecekti. Geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz yazının ikinci kısmını yayınlıyoruz. İşte yüksek para ödülü karşılığında Timbuktu’ya giden kâşifler ve bölgeye dair düşündürücü intibaları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizler Orta Afrika’daki İlk Sömürge Kapanını Timbuktu’ya Kurmuştu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/ingilizler-orta-afrikadaki-ilk-somurge-kapanini-timbuktuya-kurmustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 14:22:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9757</guid>

					<description><![CDATA[Afrika kıtası, Güney Kutup Dairesi’ni bile geçebilmiş Avrupalı kâşifler için gizemli ve ulaşılması meşakkatli bir bölgeydi. Bu bölgeyi keşfetme uğruna kimliklerini değiştirmek ve bin bir sıkıntıyla başa çıkmak zorunda kalıyorlardı. Ancak hiçbiri, İslâm dünyasının önemli kültür merkezlerinden olan Timbuktu’ya hâkim olmaları için engel teşkil etmiyordu. Avrupalıların Afrika’daki sömürgecilik yarışlarının Timbuktu’daki ilk adımlarını birlikte takip edelim. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Afrika kıtası, Güney Kutup Dairesi’ni bile geçebilmiş Avrupalı kâşifler için gizemli ve ulaşılması meşakkatli bir bölgeydi. Bu bölgeyi keşfetme uğruna kimliklerini değiştirmek ve bin bir sıkıntıyla başa çıkmak zorunda kalıyorlardı. Ancak hiçbiri, İslâm dünyasının önemli kültür merkezlerinden olan Timbuktu’ya hâkim olmaları için engel teşkil etmiyordu. Avrupalıların Afrika’daki sömürgecilik yarışlarının Timbuktu’daki ilk adımlarını birlikte takip edelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nadir Şah Caferîliği Beşinci Mezhep Olarak Kabul Ettirmek İstemişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/nadir-sah-caferiligi-besinci-mezhep-olarak-kabul-ettirmek-istemisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:19:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9502</guid>

					<description><![CDATA[İran şahlarından Nadir Şah, Safevî hanedanını devirip Sünnîliğe geçmeyi ve Caferî mezhebinin Osmanlı Devleti tarafından beşinci mezhep olarak tanınmasını istiyordu. Bu hususta Şeyhülislâm Feyzullahefendizade Seyyid Mustafa Efendi tarafından hazırlanan ve İran’a gönderilen fetvada geçen ifadeler, teklifin Osmanlı Devleti tarafından niçin reddedildiğini gözler önüne sermektedir. Bazı yönleriyle yanlış bilinen ve karanlıkta bırakılan konunun perde arkası ve fetvada yazılanlar&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran şahlarından Nadir Şah, Safevî hanedanını devirip Sünnîliğe geçmeyi ve Caferî mezhebinin Osmanlı Devleti tarafından beşinci mezhep olarak tanınmasını istiyordu. Bu hususta Şeyhülislâm Feyzullahefendizade Seyyid Mustafa Efendi tarafından hazırlanan ve İran’a gönderilen fetvada geçen ifadeler, teklifin Osmanlı Devleti tarafından niçin reddedildiğini gözler önüne sermektedir. Bazı yönleriyle yanlış bilinen ve karanlıkta bırakılan konunun perde arkası ve fetvada yazılanlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hint Alt Kıtası’nda Melfûzât Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/hint-alt-kitasinda-melfuzat-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 12:34:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9425</guid>

					<description><![CDATA[Tasavvuf düşüncesinde kilit rol oynayan şeyhin sohbetlerinde müridân tarafından tutulan notlardan müteşekkil eserlere melfûzât denir. hindistan dışında ortaya çıkmasına rağmen bu edebî türe nihai şeklini veren, Hint Alt Kıtası’ndan mutasavvıf ve şair Hasan Dihlevî’dir. coğrafyada bu sahada günümüze kadar uzanan zengin ve renkli bir literatür teşekkül etmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Haziran Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tasavvuf düşüncesinde kilit rol oynayan şeyhin sohbetlerinde müridân tarafından tutulan notlardan müteşekkil eserlere melfûzât denir. hindistan dışında ortaya çıkmasına rağmen bu edebî türe nihai şeklini veren, Hint Alt Kıtası’ndan mutasavvıf ve şair Hasan Dihlevî’dir. coğrafyada bu sahada günümüze kadar uzanan zengin ve renkli bir literatür teşekkül etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2023">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Yugoslavya’ya Miras Kalan Mevlevîhaneler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/osmanlidan-yugoslavyaya-miras-kalan-mevlevihaneler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:47:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmî sanat]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8844</guid>

					<description><![CDATA[Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Zamanlar Dünyayı Hint Ustaları Giydiriyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/bir-zamanlar-dunyayi-hint-ustalari-giydiriyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Elif Gülbaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 11:21:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[hint kumaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi Devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8585</guid>

					<description><![CDATA[Hint kumaşları cilde uyumu, serinliği, sıcak tutması, yumuşaklığı, renklerin canlılığı ve üretimlerindeki ustalık dolayısıyla çok değerliydi. Asya’dan Avrupa’ya, Osmanlı’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanına ihraç edilirdi. Bu ölçüde rağbet görmesinin bir nedeni de benzerlerinden daha ucuz olmasıydı. Hintli tüccarların dışında Portekizliler, Hollandalılar ve İngilizler de ucuz ve kaliteli Hint kumaşlarının ticaretini yapmışlardır. Zaman içerisinde bu “ucuz” ticaret, dünya tarihini değiştiren Sanayi Devrimi’nin ilham kaynağı olacaktır. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hint kumaşları cilde uyumu, serinliği, sıcak tutması, yumuşaklığı, renklerin canlılığı ve üretimlerindeki ustalık dolayısıyla çok değerliydi. Asya’dan Avrupa’ya, Osmanlı’dan Afrika’ya kadar dünyanın dört bir yanına ihraç edilirdi. Bu ölçüde rağbet görmesinin bir nedeni de benzerlerinden daha ucuz olmasıydı. Hintli tüccarların dışında Portekizliler, Hollandalılar ve İngilizler de ucuz ve kaliteli Hint kumaşlarının ticaretini yapmışlardır. Zaman içerisinde bu “ucuz” ticaret, dünya tarihini değiştiren Sanayi Devrimi’nin ilham kaynağı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Hüseyin Muhabbeti ve Edebiyatımızda Maktel-i Hüseyin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/hz-huseyin-muhabbeti-ve-edebiyatimizda-maktel-i-huseyin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Güleç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:10:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Aşure]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbelâ]]></category>
		<category><![CDATA[Muharrem ayı]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8347</guid>

					<description><![CDATA[680 yılında cereyan eden, Hz. Hüseyin (ra) ile ailesi ve yakınlarının hunharca şehit edildiği Kerbelâ, okuyanların ve dinleyenlerin içini sızlatan en yakıcı olaylardan biridir İslâm tarihinde. Kerbelâ’nın Türk muhayyilesinde ve bu muhayyilenin ürettiği edebiyatta mühim bir yeri vardır. Tarih boyunca evlerde, konaklarda, köy odalarında, tekkelerde Hz. Hüseyin’in hikâyesini anlatan eserlerin okunması onun hatırasının canlı kalmasında etkili oldu. Kerbelâ’yı sanki kısa süre önce vuku bulmuş bir hadise gibi taze tuttu, unutmamıza izin vermedi. &#8211; Muharrem gelince milletçe adeta seferber oluruz. Aşure pişirmek ve dağıtmak en yaygın adetimiz. Bu ay girince ayrıca; &#8211; Muharremin ilk gününden Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerin toprağa verildiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>680 yılında cereyan eden, Hz. Hüseyin (ra) ile ailesi ve yakınlarının hunharca şehit edildiği Kerbelâ, okuyanların ve dinleyenlerin içini sızlatan en yakıcı olaylardan biridir İslâm tarihinde. Kerbelâ’nın Türk muhayyilesinde ve bu muhayyilenin ürettiği edebiyatta mühim bir yeri vardır. Tarih boyunca evlerde, konaklarda, köy odalarında, tekkelerde Hz. Hüseyin’in hikâyesini anlatan eserlerin okunması onun hatırasının canlı kalmasında etkili oldu. Kerbelâ’yı sanki kısa süre önce vuku bulmuş bir hadise gibi taze tuttu, unutmamıza izin vermedi.</p>
<p>&#8211; Muharrem gelince milletçe adeta seferber oluruz. Aşure pişirmek ve dağıtmak en yaygın adetimiz. Bu ay girince ayrıca;</p>
<p>&#8211; Muharremin ilk gününden Hz. Hüseyin’in ve beraberindekilerin toprağa verildiği 12. günü sonuna kadar oruç tutulur.</p>
<p>&#8211; Tutum ve davranışlarda bir yakını kaybetmenin verdiği hüzün ve sükûnet olur, aşırılığa kaçılmaz.</p>
<p>&#8211; Hz. Hüseyin’in ve yakınlarının Kerbelâ’da çektiği susuzluğu hissetmek için su yalın hali ile içilmez. Susuzluk ayran, meyve suyu gibi sıvılarla giderilir. Ayrıca bu günlerde çay, komposto ve diğer sıvılar da kana kana içilmez. Matem günleri boyunca susuzluğu hissetmek esastır.</p>
<p>&#8211; Ramazan iftarlarının aksine Muharrem orucu iftarlarında envai çeşit yemek olmaz. İftar bir şölene ve ziyafete dönüştürülmez. Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da yediği yemekler düşünülerek sadece ölmeyecek ve ayakta duracak kadar yemek yenir. Mide tıka basa doldurulmaz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindistan’in Ezher’i: Dâru’l-Ulûm Diyobend</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/hindistanin-erheri-darul-ulum-diyobend/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Ganj Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[II. Bahadır Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Kanpûr]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaffernagar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8024</guid>

					<description><![CDATA[İktisadî, siyasî ve dinî sonuçları dikkate alındığında Hint Alt Kıtası tarihinde dönüm noktası olan 1857 Hint Ayaklanmasının sembolik de olsa son Bâbürlü imparatoru II. Bahadır Şah’ın liderliğinde gerçekleşmesi, İngilizleri söz konusu ayaklanmanın yegâne sorumlusunun Müslümanlar olduğu düşüncesine sevk etmiştir. Ayaklanma sonrasında kurulan askerî mahkemenin karar metninde yer alan ifadeler, İngilizlerin Müslümanları nasıl hedef haline getirdiklerini ve hadiseye sübjektif baktıklarını gözler önüne sermektedir. 1857 Hint Ayaklanması, doğurduğu sonuçlar itibariyle Hint Alt Kıtası’ndaki Müslümanlar açısından kelimenin tam anlamıyla bir felaket olmuştur. Ayaklanmayı bahane eden İngilizlerin sadece Kanpûr’da yaklaşık 30 bin masum insanı topa tutması, bir kısmını meşhur Ganj Nehri’ne atarken ulema ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktisadî, siyasî ve dinî sonuçları dikkate alındığında Hint Alt Kıtası tarihinde dönüm noktası olan 1857 Hint Ayaklanmasının sembolik de olsa son Bâbürlü imparatoru II. Bahadır Şah’ın liderliğinde gerçekleşmesi, İngilizleri söz konusu ayaklanmanın yegâne sorumlusunun Müslümanlar olduğu düşüncesine sevk etmiştir. Ayaklanma sonrasında kurulan askerî mahkemenin karar metninde yer alan ifadeler, İngilizlerin Müslümanları nasıl hedef haline getirdiklerini ve hadiseye sübjektif baktıklarını gözler önüne sermektedir.</p>
<p>1857 Hint Ayaklanması, doğurduğu sonuçlar itibariyle Hint Alt Kıtası’ndaki Müslümanlar açısından kelimenin tam anlamıyla bir felaket olmuştur. Ayaklanmayı bahane eden İngilizlerin sadece Kanpûr’da yaklaşık 30 bin masum insanı topa tutması, bir kısmını meşhur Ganj Nehri’ne atarken ulema ve meşayihten pek çok kişiyi diri diri yakması, 1909’da aradan geçen 50 seneye rağmen bu meseleyi hatırlayan her Hintlinin olay yeni vuku bulmuş gibi kahrolup intikam hırsına kapılması1 yaşanan felaketin boyutları hakkında yeterince fikir vermektedir. 1857’de hezimeti yaşayan ve İngilizlere karşı cephede yürütülecek bir mücadelede başarılı olmanın neredeyse imkânsız olduğunu anlayan Müslümanlar, eğitim faaliyetlerine ağırlık vermeleri gerektiğini düşündüler. Bu sebeple de geleneksel, yarı modern ve modern tarzda eğitim müesseseleri kurdular.  1857 sonrasında geleneksel düşüncenin temsilcisi olarak kurulan ilk ve ciddi medrese ise yazımızın konusunu teşkil eden Dâru’l-Ulûm Diyobend’dir.</p>
<p>10 Mayıs 1857 tarihinde Mirat’ta İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ordusundaki sipahilerin isyanı ile başlayan Hint Ayaklanması, kısa sürede başta Delhi olmak üzere pek çok bölgeye sıçradı. Ayaklanmanın yayıldığı bölgelerden biri de Muzaffernagar’a bağlı Tehânebihûn’dur. İmdâdullah Tehânevî, Muhammed Kâsım Nânevtevî, Reşîd Ahmed Gangôhî, Hâfız Muhammed Zemîn gibi önemli isimlerden oluşan Meclis-i Şûrâ durum değerlendirmesi yapmak üzere Tehânebihûn’da toplandı ve toplantıdan İngilizlere karşı cihad edilmesi kararı çıktı. Bu kararın alınmasında Nânevtevî’nin, “İngilizlerin tepemize çöktüklerinin farkında değil misiniz? Ülke çapında bir tuzak kurdular. Savaşa hazır olun. Ya paramparça edileceğiz ya da onlara karşı sonuna kadar savaşacağız. İngilizlerin bu ülkede yaşamalarına izin vermeyeceğiz.”2 şeklindeki sözleri etkili olmuştur.</p>
<p>Toplantı sırasında İngilizlere karşı başlatılacak cihad hareketine kimin önderlik edeceği hususu da gündeme gelmiş ve toplantıya katılan isimlerin hemen hemen tamamının ittifakıyla Tehânevî cihad emiri ilan edilmiş; Muhammed Kâsım Nânevtevî, Reşîd Ahmed Gangôhî ve Hâfız Muhammed Zemîn Tehânevî’ye biat etmişlerdir. Tehânevî cihad emiri seçildikten sonra ulemanın nasıl bir savaş planı yaptığına dair malumat bulunmamakla birlikte Tehânevî’nin hareketin lideri olarak Tehânebihûn’da kaldığı bilinmektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbnü’l-Arabî’nin Kabrindeki Osmanli Emaneti Kitâbeler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/ibnul-arabinin-kabrindeki-osmanli-emaneti-kitabeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:12:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Dımaşk]]></category>
		<category><![CDATA[Fusûsü'l Hikem]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalpaşazâde]]></category>
		<category><![CDATA[Muhyiddin İbnü-l Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[Sin Şın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7932</guid>

					<description><![CDATA[İslâm düşünce ve tasavvuf tarihinin önemli isimlerinden Muhyiddin İbnü’l-Arabî 1165 yılında Endülüs’ün güneydoğusundaki Mürsiye (Murcia) şehrinde dünyaya gelir. Özellikle “vahdet-i vücud” teorisiyle bilinen İbnü’l-Arabî’nin ilmî otoritesi kendisine “Şeyhü’l-Ekber” denilmesini sağlamıştır. İslâm dünyasının çeşitli bölgelerine seyahat ettikten sonra Dımaşk’a (Şam) gelir ve görüşlerinin muhtasar bir örneği olarak görülen Fusûsü’l-Hikem adlı eserini 1230’da burada neşreder. 1240 senesinde vefat ederek Şam’ın kuzeydoğusundaki Sâlihiye’de bulunan Kadı Muhyiddin İbnü’z-Zekî ailesinin kabristanına defnedilir. Zamanla bölgede hâkim olan tasavvuf karşıtı görüşlerden kaynaklı olarak kabri bakımsız kalmış ve kaybolmuştur. Yavuz Sultan Selim, Mercidabık Savaşı sonrasında Mısır’dan dönüşünde Osmanlı uleması arasında muteber bir yere sahip olan İbnü’l-Arabî’nin kabrini bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm düşünce ve tasavvuf tarihinin önemli isimlerinden Muhyiddin İbnü’l-Arabî 1165 yılında Endülüs’ün güneydoğusundaki Mürsiye (Murcia) şehrinde dünyaya gelir. Özellikle “vahdet-i vücud” teorisiyle bilinen İbnü’l-Arabî’nin ilmî otoritesi kendisine “Şeyhü’l-Ekber” denilmesini sağlamıştır.</p>
<p>İslâm dünyasının çeşitli bölgelerine seyahat ettikten sonra Dımaşk’a (Şam) gelir ve görüşlerinin muhtasar bir örneği olarak görülen <em>Fusûsü’l-Hikem</em> adlı eserini 1230’da burada neşreder. 1240 senesinde vefat ederek Şam’ın kuzeydoğusundaki Sâlihiye’de bulunan Kadı Muhyiddin İbnü’z-Zekî ailesinin kabristanına defnedilir. Zamanla bölgede hâkim olan tasavvuf karşıtı görüşlerden kaynaklı olarak kabri bakımsız kalmış ve kaybolmuştur. Yavuz Sultan Selim, Mercidabık Savaşı sonrasında Mısır’dan dönüşünde Osmanlı uleması arasında muteber bir yere sahip olan İbnü’l-Arabî’nin kabrini bir keşif sırasında bulur ve üzerine yaptırdığı türbenin yanına cami, imaret ve tekkeden müteşekkil küçük bir külliye tesis eder.</p>
<p>Burada bir parantez açalım ve Yavuz Selim’in, kabri nasıl bulduğuna ilişkin anekdotu aktaralım. Denilene göre İbnü’l-Arabî bir kitabında, “Sin Şın’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” yazmıştır. Yavuz Selim, kendisine seferde refakat eden şeyhülislamı Kemalpaşazâde ile birlikte bu ifadeyi tetkik edince, bir harf sembolizminin olduğu sonucuna varır. Buna göre Sin (Yavuz Sultan) Selim’i, Şın Şam’ı, Mim de Muhyiddin’i karşılamaktadır. Bu düşünce, Yavuz Selim’in İbnü’l-Arabî’nin kendisinden kabrinin bulunmasını talep ettiği bir rüya görmesiyle pekişir. Sultanın yerini arattığı kabir nihayet toprağın derinlerinde bulunur. Yavuz Sultan Selim adına oğlu Kanûnî Sultan Süleyman tarafından İstanbul’un Fatih ilçesinde, Haliç’in dik yamacı üzerinde kurulmuş olan külliyedeki türbesini ziyaret ederseniz, sultanın sandukasının yanı başında “Sin Şın” taşının bulunduğunu görürsünüz. Derviş Hasan tarafından teberrük edilmiş bu taşta, İbnü’l-Arabî’nin kitabında yazdığı söylenen ifadenin Arapçası yazar:</p>
<p><em>“İza dehale sînün fi’ş-şîn zahara fî kabrihî Muhyiddîn”</em></p>
<p>Her ne kadar bu tür hikâyeler cazip olsa da, hadise vuku bulduktan sonra böyle bir rivayetin yayılması ihtimal dahilindedir diyerek bu hususa bir “mim” koyalım. Hakikat şu ki, İbnü’l-Arabî’nin türbesi Osmanlı için daima ihtimam gösterilen bir mekân olmuştur. İşte tam bu noktada, bugün türbenin girişinde bulunan iki kitâbeye yakından bakalım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Osmanlı Seyyahının Unutulan Eseri: Menâzıru’l-Avâlim</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/bir-osmanli-seyyahinin-unutulan-eseri-menazirul-avalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:20:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[bîgâne]]></category>
		<category><![CDATA[iptidâî]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib]]></category>
		<category><![CDATA[Pehlevîce]]></category>
		<category><![CDATA[sâik]]></category>
		<category><![CDATA[vetîre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7861</guid>

					<description><![CDATA[Önemli bir ilim dalı olarak coğrafyanın İslâm dünyasında parlaması 7. ile 10. yüzyıllar arasında gerçekleşen ve “Tercüme Hareketleri” olarak bilinen vetîrede meydana gelmiş; bu dönemde Sanskritçe, Pehlevîce ve Yunan kaynaklarından yapılan coğrafyayla alakalı tercümeler, İslâm entelektüel dünyasında bu ilme alakanın da artmasını sağlamıştı. Coğrafya hiç şüphesiz Müslümanlar tarafından bundan önce de malum bir ilimdi. Harpler, seyahatler ve hava tahminleri, bazı coğrafî bilgilere sahip olmayı gerektiriyordu. Mevcut ama iptidâî olan bu ilim dalının temeli, Abbâsîler döneminde yapılan tercüme faaliyetleriyle atılmış, 16. yüzyıla gelinceye kadar İslâm dünyasındaki âlimler tarafından büyük eserler telif edilmişti. Osmanlı döneminde de coğrafya önemli bir ilim dalı olmuş,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Önemli bir ilim dalı olarak coğrafyanın İslâm dünyasında parlaması 7. ile 10. yüzyıllar arasında gerçekleşen ve “Tercüme Hareketleri” olarak bilinen vetîrede meydana gelmiş; bu dönemde Sanskritçe, Pehlevîce ve Yunan kaynaklarından yapılan coğrafyayla alakalı tercümeler, İslâm entelektüel dünyasında bu ilme alakanın da artmasını sağlamıştı. Coğrafya hiç şüphesiz Müslümanlar tarafından bundan önce de malum bir ilimdi. Harpler, seyahatler ve hava tahminleri, bazı coğrafî bilgilere sahip olmayı gerektiriyordu. Mevcut ama iptidâî olan bu ilim dalının temeli, Abbâsîler döneminde yapılan tercüme faaliyetleriyle atılmış, 16. yüzyıla gelinceye kadar İslâm dünyasındaki âlimler tarafından büyük eserler telif edilmişti.</p>
<p>Osmanlı döneminde de coğrafya önemli bir ilim dalı olmuş, bu sahada ciddi bir yekûn tutan telif eserler verilmişti. Osmanlı’nın dev bir coğrafyaya hakim olması, ilim adamlarının bu ilme bîgâne kalmamalarını gerektiriyordu şüphesiz. Savaşlarda strateji geliştirmek için coğrafyaya hakim olmak zaruriydi. İbn Haldun, otobiyografisi <em>et-Ta’rîf</em>’te, Timur ile görüşmesinden bahsederken onun kendisinden Kuzey Afrika coğrafyasıyla alakalı iştahla bilgi istediğini, hatta bununla yetinmeyip bütün ayrıntılarıyla Mağrib diyarını, oraları görüyormuşçasına yazmasını talep ettiğini aktarmıştı. Timur bu bilgilere muhtemelen kafasında planladığı bir Kuzey Afrika seferi için ihtiyaç duymuştu. Özellikle müspet bilimlerin ilerleme kaydetmesinde askerî sâiklerin inkar edilemez bir payı vardır. İbn Haldun’a, yine kendisinin <em>et-Ta’rîf</em>’te belirttiği üzere, 12 sayfalık bir risâle yazdırtan ve bunu Moğol diline tercüme ettiren sâik de askerî idi. Sıklıkla kullandığımız GPS uygulamaları da zamanında askerî sâiklerle geliştirilip sonrasında yaygınlaşmamış mıydı?</p>
<p>Osmanlı da askerî sâiklerden vâreste değildi ama tek sebep de bu değildi. Mesela Allen James Fromherz’in <em>İbn Haldun, Hayatı ve Dönemi</em> isimli eserinde ifade ettiği gibi Kuzey Afrika’ya ulaşan Osmanlı hâkimiyeti bu bölgeyi, insanlarını ve tarihini tanımak için şüphesiz yazılı kaynaklara yönelmiş, böylece <em>Mukaddime</em> ile tanışmıştı. Entelektüel bir gayret de söz konusuydu ve bunun tarihi Osmanlı’da hayli eskilere uzanıyordu. Mesela Ali bin Abdurrahman’ın sade, güzel bir Türkçeye sahip <em>Acâibu’l-mahlûkât</em>’ı 14. yüzyıla, Edirne’nin yeni fethedildiği döneme aittir.</p>
<p>Bu sahada eser veren büyük isimlerden biri Âşık Mehmed idi. Onun, Kâtip Çelebi’nin coğrafyaya dair meşhur eseri <em>Cihannümâ</em>’ya, ayrıca Osmanlı coğrafyacısı Ebû Bekir bin Behrâm ile Evliyâ Çelebi’ye kaynaklık eden <em>Menâzıru’l-avâlim</em> isimli eseri, Osmanlı coğrafyacılığında yepyeni bir dönemin de mübeşşiridir. Başta Ebü’l-Fidâ’nın coğrafyaya dair eseri <em>Takvîmü’l-büldân</em>’dan istifade eden Âşık Mehmed, kendi dönemine kadar yazılmış önemli coğrafya eserlerini ciddi bir tenkid süzgecinden geçirmiş, onlara ilaveler yapmıştı. Eserini orijinal kılan tek unsur bu değildi şüphesiz. Aynı zamanda bir seyyah olan Âşık Mehmed, 20 yıldan uzun süren seyahatlerinin birikimini de hayatının sonlarına doğru kaleme aldığı bu eserine akıtmıştı. Kimi zaman Osmanlı seferlerine katılmış, şehzadelerin meclislerinde bulunmuş; kimi zaman esir edildiği yerde bağışlanarak serbest bırakıldığı renkli ve hızlı bir hayata sahip olmuştu. Takip ettiği tenkid usûlü ve verdiği orijinal bilgiler bir tarafa, başta Osmanlı coğrafyası olmak üzere seyahat ettiği bölgeleri döneminin bir şahidi olarak yazması, onu diğer coğrafya müelliflerinden ayıran en mühim unsurdur. Fakat başta Kâtip Çelebi olmak üzere pek çok isme kaynaklık etmesine mukabil, hem kendisi hem de eseri gölgede kalmıştı. Kimdi peki Âşık Mehmed?</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrikalı Müslüman Kölelerin Brezilya’daki Büyük İsyanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/afrikali-musluman-kolelerin-brezilyadaki-buyuk-isyani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:16:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Latin Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Mezoamerika]]></category>
		<category><![CDATA[Orta And Dğları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7785</guid>

					<description><![CDATA[15. yüzyıldan itibaren Avrupalılar, köle ticareti olarak bilinen trajik ve barbarca bir uygulamayla çok sayıda Afrikalıyı Amerika kıtasına taşıdılar. Bunların içinde Müslümanlar da vardı. Bu transatlantik insan ticaretiyle İspanyollar ve Portekizliler, maden ocakları ve şeker plantasyonlarında ihtiyaç duyulan işgücünü karşıladılar. Latin Amerika nüfusunun üçte ikisinden çoğu, 1492’den sonra başlayan insan ticareti neticesinde oluştu. Bu dönemde Karayipler, Brezilya ve Güney Amerika’nın diğer yerlerinde, Batı ve Orta Afrika’dan getirilen, çoğunun yaşı 15-30 arasında değişen köleler tercih edilmişti. Sayıları birkaç yüzyılda 12 milyona ulaşacaktı. Orta And Dağları (Bolivya, Peru ve Ekvador) ve Mezoamerika (Honduras, Guatemala ve Meksika’nın en güneyi) hariç tutulursa, köle ticaretiyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15. yüzyıldan itibaren Avrupalılar, köle ticareti olarak bilinen trajik ve barbarca bir uygulamayla çok sayıda Afrikalıyı Amerika kıtasına taşıdılar. Bunların içinde Müslümanlar da vardı. Bu transatlantik insan ticaretiyle İspanyollar ve Portekizliler, maden ocakları ve şeker plantasyonlarında ihtiyaç duyulan işgücünü karşıladılar. Latin Amerika nüfusunun üçte ikisinden çoğu, 1492’den sonra başlayan insan ticareti neticesinde oluştu.</p>
<p>Bu dönemde Karayipler, Brezilya ve Güney Amerika’nın diğer yerlerinde, Batı ve Orta Afrika’dan getirilen, çoğunun yaşı 15-30 arasında değişen köleler tercih edilmişti. Sayıları birkaç yüzyılda 12 milyona ulaşacaktı. Orta And Dağları (Bolivya, Peru ve Ekvador) ve Mezoamerika (Honduras, Guatemala ve Meksika’nın en güneyi) hariç tutulursa, köle ticaretiyle getirilenlerin nüfusa oranı %78’e kadar yükseldi. Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda dışında dünyanın başka hiçbir yerinde, dışarıdan getirilmek suretiyle bu oranda yeni bir nüfus oluşturulmamıştır.</p>
<p>Portekizlilerin 1538’den itibaren Latin Amerika sahillerinde kurdukları kolonilerde çalıştırmak üzere Afrika’dan getirdikleri köleler önce bazı merkezlerde toplanıyor, sonra maden veya çiftliklere gönderiliyorlardı. Brezilya’nın Atlantik kıyı şeridindeki Bahia bölgesi de bu merkezlerden biriydi. Verimli topraklarıyla öne çıkan bölge, sömürgeciler tarafından büyük çiftliklere bölünmüştü. Dönemin en kârlı ürünü şeker olduğundan, bu bereketli toprakların büyük kısmı şeker kamışı plantasyonlarına dönüştürüldü. Şekerin yanı sıra pirinç ve mısır gibi mahsuller de ekilip biçiliyordu. Şeker üretiminin sağladığı avantajla bölge, sömürgecilerin gözdesiydi. Elbette bu ekonomik büyümenin motor gücü, Afrika’dan getirilen kölelerdi.</p>
<p>Bahia’daki şeker plantasyonlarının sayısı süratle artınca, daha fazla işçiye ihtiyaç duyuldu. Portekizliler bu açığı kapatabilmek için köle ticaretini arttırdılar. 17. yüzyılın sonlarında Gine, Kongo ve Angola’dan her yıl yaklaşık 10-15 bin insan Brezilya’ya taşındı.</p>
<p>Portekiz sömürgeciliğinin iş gücünü karşılayan köle grupları, 19. yüzyılda aralarında politik, sosyal ve ekonomik bir ağ kurmaya çalıştılar. Bunlar çoğunlukla Afrika kökenli yoksul kimselerdi. 18. yüzyıl sonlarında Luís dos Santos Vilhena, Salvador ve Recôncavo şehirlerindeki sayıları 110 bine ulaşmıştı. Nagô/Yoruba halkı ve gelenekleri Bahia’da giderek daha yaygın ve hegemonik hale geldi. Buna paralel olarak, alt etnik grupların üyeleri birbirleriyle ve Müslüman Nagô kimliğiyle özdeşleşmeye başladılar.</p>
<p>Sömürge yönetiminin dayattığı ağır çalışma şartları ve ekonomik baskılar nedeniyle Bahia bölgesinde yaşayan köleler için hayat hayli zordu. Çetin şartlar 19. yüzyılın başından itibaren, özgürlüğünü kazanmış eski kölelerin liderliğinde, aralarındaki bağları kuvvetlendirerek ortak hareket etme şuurunu ortaya çıkardı. Bu da yönetime karşı direnişi ve ayaklanmaları tetikledi. Bahia’da 1807’den 1831’e kadar irili ufaklı dokuz köle isyanı patlak vermiştir. Özerk bir yönetim kurmayı hedefleyen bu ilk isyanların yerel kolluk kuvvetlerini devirmek, köleleri serbest bırakmak ve Afrika’ya giden gemilere kumanda etmek gibi sebeplerle vuku bulduğu görülmektedir. Ne var ki bazı kölelerin yerel polise muhbirlik yapmaları bu ilk direnişleri akamete uğratmış ve erken davranan yönetim, liderlerinin öldürülmesiyle isyanları bastırmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halvetîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/halvetilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Cemâl Öztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:28:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Azîz Mahmûd Hüdâyî]]></category>
		<category><![CDATA[Cemâl-i Halvetî]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Halvetîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sünbül Efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7676</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluğumuzda her sene okullar açılmadan rahmetli annem, kardeşimle beni Eyüp Sultan, Sünbül Efendi, Merkez Efendi, Yahya Efendi ve Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerini ziyarete götürürdü. Bu külliyelerden ilk ikisi en kıdemliler olup, diğerleri hemen hemen onların akabinde yapılmışlar. Sonradan öğrendik ki, Sünbül Efendi ve Merkez Efendi Halvetî, Yahya Efendi Üveysî, Hz. Hüdâyî de Celvetî büyüklerinden ve tasavvuf tarihimizin en mühim simalarındanmış. İsterseniz, Sünbül ve Merkez Efendilerin mensub olduğu Halvetî tarikatını ve kendilerini kısaca tanıyalım. Halvetîlik, 13. yüzyılda Horasan’da ortaya çıkmış bir Türk tarikatıdır. Pîri Sirâceddîn Ömerü’l-Halvetî (ö.1397), Hazar gölünün güneybatısındaki Geylân nâhiyelerinden Lâhican’da doğmuştur. Harizm’de yaşayan İbrahim Zâhid-i Geylâni’nin halifesi olan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluğumuzda her sene okullar açılmadan rahmetli annem, kardeşimle beni Eyüp Sultan, Sünbül Efendi, Merkez Efendi, Yahya Efendi ve Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerini ziyarete götürürdü. Bu külliyelerden ilk ikisi en kıdemliler olup, diğerleri hemen hemen onların akabinde yapılmışlar. Sonradan öğrendik ki, Sünbül Efendi ve Merkez Efendi Halvetî, Yahya Efendi Üveysî, Hz. Hüdâyî de Celvetî büyüklerinden ve tasavvuf tarihimizin en mühim simalarındanmış. İsterseniz, Sünbül ve Merkez Efendilerin mensub olduğu Halvetî tarikatını ve kendilerini kısaca tanıyalım.</p>
<p>Halvetîlik, 13. yüzyılda Horasan’da ortaya çıkmış bir Türk tarikatıdır. Pîri Sirâceddîn Ömerü’l-Halvetî (ö.1397), Hazar gölünün güneybatısındaki Geylân nâhiyelerinden Lâhican’da doğmuştur. Harizm’de yaşayan İbrahim Zâhid-i Geylâni’nin halifesi olan amcası Ahî Muhammed Halvetî’ye intisap ederek vefatında yerine geçmiş; Hicâz, Mısır ve Tebriz’e gitmiştir. Bir ağaç kovuğunda 40 defa halvet yaptığından kendisine halvetî lakabı verilmiştir.</p>
<p>Halvetîlik, ikinci pîr kabul edilen Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî Baküvî (ö.1464)’nin 360 kadar halifesi ile geniş bir coğrafyaya yayılır. Telif ettiği 20 kadar eserinden bazıları yayınlanmıştır. Tertib ettiği Vird-i Settâr isimli virdi ise bütün Halvetîler tarafından okunur.</p>
<p>Halvetîlik; Rûşenîlik, Cemâlîlik, Ahmedîlik ve Şemsîlik olmak üzere dört ana kola ayrılmış, bu kolların 40’tan fazla şubesi ile en yaygın tarikattır. Balkan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde halen faaliyetleri devam etmektedir. En bilinen şubeleri; Şabânîlik, Uşşâkîlik, Gülşenîlik, Cerrâhîlik, Balkanlarda Ramazânîlik, Hayâtilik, Sinânilik, Ortadoğu ve Afrika’da Demirdâşilik, Bekrîlik ve Sümmânîlik’tir. Halvetîliğin esasları; halvet, esmâ-i seb’a denilen esmâ-i hüsnâdan yedi isimle (bu sayı bazı şubelerde 12 ve Cerrâhilikte 28’dir) zikir, vird-i settâr okumak ve devrândan oluşur. Tarikatlarda zikir şekilleri beştir: Kuûdî (oturarak-Nakşibendiler), kıyâmi (ayakta karşılıklı iki sıra halinde-Rifâîler), devrânî (kolkola daire oluşturarak ritimle dönme), semâ (Mevlevîler) ve semah (Bektaşîler). Halvetîler devrânî olup, cehri (sesli) zikir yaparlar. Zikir esnasında ilâhiler de olunur. Devrâna başlarken okunan ilâhiye ise usul ilâhisi denir.</p>
<p>Cemâlîliğin pîri, Cemâl-i Halvetî (ö.1494) Aksaraylı olup, Amasya’da şeyhlik yapmıştır. Burada Şehzade Bayezid’le tanışır, padişah olunca da onun davetiyle 1489 senesinde İstanbul’a gelir. Suriçinde, Kocamustafa Paşa semtindeki Kızlar manastırı kendisine tahsis edilir. 10 sene burada şeyhlik yapar. Bu tekke, İstanbul’un Halvetî tekkelerinin en kıdemlisi ve merkezi konumunu alır. İlk devrandan, 1925’te tekâyâ ve zevâyanın seddine kadarki son devrâna kadar 400 küsur sene Cemâl-i Halvetî hazretlerinin “Safha-i sadrında dâim âşıkın efkârı Hû” diye başlayan ilâhisi ile kalkılmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cezayir’i Bağımsızlık Savaşı’na Götüren Sömürgeci Şiddetin İki Yüzü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/cezayiri-bagimsizlik-savasina-goturen-somurgeci-siddetin-iki-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Yiğit]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 06:55:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayit]]></category>
		<category><![CDATA[Edgar Morin]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuel Macron]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7553</guid>

					<description><![CDATA[Kısa süre önce Fransa ve Cezayir arasındaki diplomatik ilişkilerde kopuş yaşandı. Cezayir, hava sahasını Fransa’nın savaş uçaklarına kapattı. Cezayir’in bağımsızlığına kavuştuğu 1962 yılından beri iki ülke arasında ilk defa bu kadar sert rüzgârlar esiyor. Bu kararın ilk gerekçesi Fransa’nın Cezayir vatandaşlarına uyguladığı vize rejimini giderek zorlaştırmasıydı. Fakat çatışmanın arka planındaki gerçek neden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un diliyle ifadesini buldu. Derinlerdeki sorun, Fransızların Cezayir’de uyguladığı soykırımın sorumluluğunu kabul etmeye yanaşmaması ve üstünlükçü üslubunu devam ettirmesiydi. Şöyle demişti Macron: “Cezayir’in bir ulus olarak inşası, izlenmesi gereken bir fenomendir. Fransız sömürgesinden önce Cezayir ulusu var mıydı? Soru bu. Türkiye’nin Cezayir’de oynadığı rolü ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kısa süre önce Fransa ve Cezayir arasındaki diplomatik ilişkilerde kopuş yaşandı. Cezayir, hava sahasını Fransa’nın savaş uçaklarına kapattı. Cezayir’in bağımsızlığına kavuştuğu 1962 yılından beri iki ülke arasında ilk defa bu kadar sert rüzgârlar esiyor. Bu kararın ilk gerekçesi Fransa’nın Cezayir vatandaşlarına uyguladığı vize rejimini giderek zorlaştırmasıydı. Fakat çatışmanın arka planındaki gerçek neden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un diliyle ifadesini buldu. Derinlerdeki sorun, Fransızların Cezayir’de uyguladığı soykırımın sorumluluğunu kabul etmeye yanaşmaması ve üstünlükçü üslubunu devam ettirmesiydi. Şöyle demişti Macron: “Cezayir’in bir ulus olarak inşası, izlenmesi gereken bir fenomendir. Fransız sömürgesinden önce Cezayir ulusu var mıydı? Soru bu. Türkiye’nin Cezayir’de oynadığı rolü ve kurduğu hâkimiyeti tamamen unutturabilmesi beni büyüledi ve tek sömürgecinin Fransa olduğunu açıklamak, bu harika. Cezayirliler buna inanıyor. Resmî tarih Türkiye’nin propagandasının etkisiyle yeniden yazılarak, Fransa’ya düşmanlık üzerine inşa ediliyor.”</p>
<p>Macron’un, Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik ithamları sömürgecilik literatürünün ortaya koyduğu parametreleri karşılayamadığından mesnetsiz, sığ ve politik bir çerçevede kalacaktır elbette. Fakat Fransa’nın, “Cezayir’in uluslaşmasına yaptığı katkı”, hatta “Fransa olmasaydı, Cezayir diye bir ülke olmazdı” anlamına gelecek açıklamalar, iki ülkenin tarihi algılamasını yeniden tartıştıracak düzeyde önemlidir. Orta ve uzun vadede ikili ilişkilerin değişime uğrayacağını söylemeye lüzum yok. Fransa, sömürgecilik döneminde istilâ ve vahşetlerine gerekçe olarak sunduğu “medenileştirici misyon” söyleminin uzantısı olarak üstünlükçü dilini sömürge sonrasında da hep muhafaza etti. Dolayısıyla Macron’un çıkışı “aykırı” olarak nitelenemez.</p>
<p>Fransa’nın sömürgeci barbarlığını en acımasız ve yoğun şekilde sergilediği ülke olan Cezayir, sömürgecilik olgusunun genel manada en karakteristik kurbanıdır da. Cezayir’in şehirleri ve kırsalı işgalin gerçekleştiği 1830 senesinden itibaren 132 yıl boyunca en kanlı saldırılar ve katliamların hedefi olmuştur. Bir ulus inşa etmeyi bir kenara bırakalım, Fransa yalnızca gösterdiği fiziksel vahşetle değil, Cezayir’in etnik, dinî, kültürel kimliğini doğrudan hedef alarak da bu halkı yok etme niyetini sonuna kadar göstermiştir. Buna mukabil Cezayir’in bir millet olarak kendisini inşa süreci, Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) Fransa’ya karşı bağımsızlık savaşını ilan ettiği 1 Kasım 1954 tarihinde başlamıştır. Fransa’nın böylesi bir inşa sürecine yegâne katkısı ancak “istiklalin kendisinden söküp alınacağı düşman” sıfatıyla savaşta yer almasıdır.</p>
<p>Fransız düşünür Edgar Morin’e göre modern Batı sömürgeciliğinde medeniyet ve barbarlık birlikte hareket etmiş, hatta medeniyet denilen olguyu barbarlık tetiklemiş ve doğurmuştur.  Kasım ayında filizlenen Cezayir bağımsızlık mücadelesi sekiz yıllık bir savaş döneminin ardından kesin bir zafer kazandı. Ancak Fransa’nın sömürgecilikten kalma söylem ve pratikleri bütünüyle sona ermedi. Morin’in sözünü ettiği barbarlığın boyutlarını hatırlamak ve yeniden ele almak, Fransa’nın Cezayir’e yönelik resmî ve siyasî söyleminin bir illüzyondan ibaret olduğunu bir kez daha ortaya koyacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Değerlendirilmeyi Bekleyen Fırsat: İslâm İşbirliği Teşkilatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/degerlendirilmeyi-bekleyen-firsat-islam-isbirligi-teskilati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdurrahman Selim Çelikbilek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:30:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Bello]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7310</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanların ortak sesi olma iddiasını taşıyan İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) veya önceki adıyla İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ), Birleşmiş Milletlerin (BM) ardından en geniş katılımlı ikinci hükümetler arası teşkilat olarak biliniyor. Ancak bu kapsayıcı özelliği, BM’nin aktifliğine nazaran İslâm dünyasında yaşanan krizler karşısında takındığı pasif tutumuyla çelişiyor. 1969 yılında, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’nın Avusturalyalı bir Hıristiyan tarafından kundaklanmasından sonra kurulan ve müşterek sorunlara birlikte çözüm üretilmesini hedefleyen teşkilat, yarım asrı geçen ömrüne rağmen Müslüman siyasetçilerin pek değerlendiremediği bir fırsat olarak karşımızda duruyor. İİT kurulmadan evvel, 1920’li yıllardan itibaren Müslümanları siyasî olarak bir araya getirebilecek birçok teklif değerlendirilmeye başlamıştı. İslâm ülkelerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların ortak sesi olma iddiasını taşıyan İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT) veya önceki adıyla İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ), Birleşmiş Milletlerin (BM) ardından en geniş katılımlı ikinci hükümetler arası teşkilat olarak biliniyor. Ancak bu kapsayıcı özelliği, BM’nin aktifliğine nazaran İslâm dünyasında yaşanan krizler karşısında takındığı pasif tutumuyla çelişiyor. 1969 yılında, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’nın Avusturalyalı bir Hıristiyan tarafından kundaklanmasından sonra kurulan ve müşterek sorunlara birlikte çözüm üretilmesini hedefleyen teşkilat, yarım asrı geçen ömrüne rağmen Müslüman siyasetçilerin pek değerlendiremediği bir fırsat olarak karşımızda duruyor.</p>
<p>İİT kurulmadan evvel, 1920’li yıllardan itibaren Müslümanları siyasî olarak bir araya getirebilecek birçok teklif değerlendirilmeye başlamıştı. İslâm ülkelerinde devam eden işgal ve çatışmalardan dolayı istikrarlı ve sürdürülebilir olmayan bazı denemeler, temsilcilerin bir araya gelmesinden öteye geçemiyordu. 1926 yılının hac mevsiminde Mekke’de toplanan İslâm Kongresi, her sene toplanma kararı almış ancak bu düzeni sağlayamamıştı. İkinci kez 1931’de Kudüs’te toplanan kongre, Müslümanların menfaatini korumak ve kutsal beldeleri savunmak amacıyla bir teşkilat kurulması gerekliliğinde mutabık kalmış ama bunu da uygulayamamıştı.</p>
<p>2. Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyen örgütlenme süreci, Birleşmiş Milletler gibi geniş katılımlı kuruluşların yanı sıra dar kapsamlı ve bölgesel birliklerin kurulmasına da zemin hazırlamıştı. Fakat bu sefer de Müslüman ülkelerin bir araya gelmesini Soğuk Savaş atmosferi engelliyordu. Farklı coğrafyalarda farklı devletlerin etkisinde kalan İslâm ülkeleri, karşılıklı menfaat çatışmaları yaşıyor, bu da ortak meselelerin çözümünde uzlaşmalarını imkânsız kılıyordu. Üstelik çoğu devletin bağımsızlığını yeni kazanmış olması da “İslâm birliği” düşüncesine sıcak bakamamalarına yol açıyordu.</p>
<p>1962 yılında İslâm dünyası yeni bir oluşuma daha şahitlik edecekti. Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan “Dünya İslâm Birliği” (Rabıta) Müslüman toplumların maddî ve manevî ilerlemesini sağlamak, aralarındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek amaçlarını taşıyordu. Müslüman toplulukları temsil bakımından zayıf kalan bu örgüt, yönetim kadrosunda bulunan isimler sayesinde hatırı sayılır bir itibara sahipti. Bütün Müslümanların temsilci bulunduracağı bir konferans tertip etme fikri de ilk defa Rabıta’nın toplantılarından birinde öne sürülmüştü. Nijerya Başbakanı Ahmed Bello, 1965’te Mekke’de düzenlenen toplantıda bu teklifi dile getirmiş, teklif özellikle Suudi Arabistan Kralı Faysal ve Fas Kralı Hasan tarafından ilgiyle karşılanmıştı. Müslümanların devletlerarası siyasette daha çok söz sahibi olması gerektiğine inanan Faysal, bu teklifi şahsen görüştüğü liderlere de sunacak, ancak bu sefer de 1967’de patlak veren Altı Gün Savaşı yüzünden Müslüman birliği kesintiye uğrayacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
