﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Editörden &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/editorden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Mar 2025 15:41:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Editörden &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Şehirden Daha Fazlası&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/suriyenin-acilarla-dolu-yuzyili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:18:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11107</guid>

					<description><![CDATA[61 yıllık kanlı Baas rejiminin devrilmesiyle, gözler ve kulaklar yeniden Suriye’ye çevrildi. Tarihî Bilâdüşşâm mıntıkasının kalbinde yer alan Suriye’nin yüz yıllık yakın tarihi, birbirinden sarsıcı ve trajik hadiselerle örülü. Bugünleri daha iyi kavramak ve yarınlara makul bir zeminde hazırlanmak adına, Osmanlı İmparatorluğu sonrasında Suriye’nin geçirdiği dönüşümlere yakından bakalım… &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>61 yıllık kanlı Baas rejiminin devrilmesiyle, gözler ve kulaklar yeniden Suriye’ye çevrildi. Tarihî Bilâdüşşâm mıntıkasının kalbinde yer alan Suriye’nin yüz yıllık yakın tarihi, birbirinden sarsıcı ve trajik hadiselerle örülü. Bugünleri daha iyi kavramak ve yarınlara makul bir zeminde hazırlanmak adına, Osmanlı İmparatorluğu sonrasında Suriye’nin geçirdiği dönüşümlere yakından bakalım…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2025-/-sayi-154">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çağları Aşan Bir Tesir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-9/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 12:35:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11056</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde genellikle “Mektûbât” adlı eseriyle tanınan İmâm-ı Rabbânî (Ebu’l-Berekât Ahmed bin Abdilehad el-Fârûkî es-Sirhindî), ilginç bir şekilde, Hint Alt Kıtası’nda tasavvufa mesafeli duran düşünürlerin de takdirini kazanmış bir isimdir. Mevlânâ Ebu’l-Kelâm Âzâd’dan Ebu’l-Alâ Mevdûdî’ye kadar pek çok şahsiyet onu övmüş, “Müceddid-i Elf-Sânî” (Hicrî ikinci bin yılın yenileyicisi) sıfatını teyit eden yazılar yazmıştır. İmâm-ı Rabbânî’yi böylesine şöhrete ve hüsn-ü kabule kavuşturan şey hiç şüphesiz döneminin siyasî ve ilmî simalarıyla girdiği polemikler, bidatlere karşı verdiği keskin mücadele ve tasavvufu fasit felsefî düşüncelerden arındırmak için gösterdiği olağanüstü gayrettir. Keza Muhammed İkbâl’in onu “tasavvufun ihya edici otoritesi” olarak görmesi de aynı sebepledir. Hindistan’da Bâbürlü&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde genellikle “Mektûbât” adlı eseriyle tanınan İmâm-ı Rabbânî (Ebu’l-Berekât Ahmed bin Abdilehad el-Fârûkî es-Sirhindî), ilginç bir şekilde, Hint Alt Kıtası’nda tasavvufa mesafeli duran düşünürlerin de takdirini kazanmış bir isimdir. Mevlânâ Ebu’l-Kelâm Âzâd’dan Ebu’l-Alâ Mevdûdî’ye kadar pek çok şahsiyet onu övmüş, “Müceddid-i Elf-Sânî” (Hicrî ikinci bin yılın yenileyicisi) sıfatını teyit eden yazılar yazmıştır. İmâm-ı Rabbânî’yi böylesine şöhrete ve hüsn-ü kabule kavuşturan şey hiç şüphesiz döneminin siyasî ve ilmî simalarıyla girdiği polemikler, bidatlere karşı verdiği keskin mücadele ve tasavvufu fasit felsefî düşüncelerden arındırmak için gösterdiği olağanüstü gayrettir. Keza Muhammed İkbâl’in onu “tasavvufun ihya edici otoritesi” olarak görmesi de aynı sebepledir. Hindistan’da Bâbürlü İmparatorluğu’nun zirve dönemlerinde, Ekber Şah ve oğlu Cihangir Şah zamanlarında yaşayan İmâm-ı Rabbânî, gerek hareketli ve bereketli hayatıyla, gerekse de şahit olduğu asrın ruhunu yansıtan vurucu eserleriyle, bugün İslâm coğrafyasında yaygın biçimde tanınan bir mutasavvıf. Özellikle Nakşibendiyye tarikatının Müceddidiyye kolunun da kurucusu olduğu için, İmâm-ı Rabbânî’nin çağları aşan çok boyutlu tesiri, Türkiye ve diğer İslâm beldelerinde hâlâ yoğun şekilde hissediliyor. Vefatının 400’üncü yıldönümü münasebetiyle, <em>DerinTarih </em>olarak, İmâm-ı Rabbânî’nin hayatına, fikirlerine ve mücadelesine daha yakından baktığımız dosyamızla karşınızdayız. Dosyamızın hem İmâm-ı Rabbânî hem de Hint Alt Kıtası’nın İslâmî kimliğinin yapı taşları konusunda aydınlatıcı bir çerçeve çizdiğini düşünüyoruz. Bu vesileyle, daha evvel özel bir sayıyla selamladığımız Bâbürlü İmparatorluğu’nun dinî ve ilmî mirasının bugüne uzantılarını da yeniden hatırlamış oluyoruz. Gelecek sayımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyazlar Ülkesine Seyahat</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-8/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 14:11:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10968</guid>

					<description><![CDATA[Tarihçiler ve dilbilimciler, Lübnan’ın isminin, sırtını yasladığı bembeyaz karlı dağlardan geldiğini söyler. Sâmî lisanlarında “l-b-n” kökü gerçekten de beyaz ve beyazlık anlamına işaret eder. Aslen süt demek olan leben, bugün modern Arapçada yoğurt ve ayran için kullanılır mesela; bir peynir çeşidi olarak “labne” de yine bizim bildiğimiz kelimelerdendir. Etimolojinin sürprizlerle dolu koridorlarında dolaşmak çok keyifli. Ancak Ortadoğu’nun en sıra dışı ve fizikî açıdan en güzel ülkesi olan Lübnan’ın bugünkü durumu, keyif kaçıracak birçok detayı barındırıyor. Öyle ki, Lübnan denildiğinde akla neredeyse güzel ve olumlu hiçbir nokta gelmiyor. Hadiseleri sadece “sıcak gelişmeler” bağlamında değerlendirenler için, Lübnan’ın hatırlattığı tek şey, bitmek bilmeyen&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihçiler ve dilbilimciler, Lübnan’ın isminin, sırtını yasladığı bembeyaz karlı dağlardan geldiğini söyler. Sâmî lisanlarında “l-b-n” kökü gerçekten de beyaz ve beyazlık anlamına işaret eder. Aslen süt demek olan leben, bugün modern Arapçada yoğurt ve ayran için kullanılır mesela; bir peynir çeşidi olarak “labne” de yine bizim bildiğimiz kelimelerdendir.</p>
<p>Etimolojinin sürprizlerle dolu koridorlarında dolaşmak çok keyifli. Ancak Ortadoğu’nun en sıra dışı ve fizikî açıdan en güzel ülkesi olan Lübnan’ın bugünkü durumu, keyif kaçıracak birçok detayı barındırıyor. Öyle ki, Lübnan denildiğinde akla neredeyse güzel ve olumlu hiçbir nokta gelmiyor. Hadiseleri sadece “sıcak gelişmeler” bağlamında değerlendirenler için, Lübnan’ın hatırlattığı tek şey, bitmek bilmeyen ve gittikçe derinleşen bir kaos.</p>
<p>İsrail’in 2023 sonbaharında Gazze’de başlattığı ve hâlâ sürdürdüğü soykırım, Lübnan’a da sıçradı. <em>Derin Tarih</em> olarak, bu ay Lübnan’ı gündemimize alma sebebimiz bu. Fakat -geçen yıl Gazze dosyamızı takip eden okurlarımızın da hatırlayacağı üzere- trajedi tasvirinin ötesine geçerek, Lübnan’ı kadîm hafızamız açısından taşıdığı anlamlar üzerinden inceliyoruz. Bu nazenin ülkenin tarihini ve bağrında taşıdığı güzellikleri öne çıkararak. Dergimizle birlikte takdim ettiğimiz Lübnan haritası tam da bu amaçla hazırlandı.</p>
<p>İslâm dünyasının içinden geçtiği süreçte, bombardımanlarla yüklü gündemin zihinlerimiz üzerinde meydana getirdiği en büyük tahribatlardan biri, coğrafyamızın kadîm beldelerinin sadece kanla, gözyaşıyla ve kargaşayla eşitlenmesi. <em>Derin Tarih</em>’in İslâm coğrafyasının farklı bölgelerine zaman zaman tuttuğu ışıklar, hafızalarımızın güncelin esiri olmaktan kurtarılması hedefine matuf. Lübnan dosyamızın da bu gözle ve bakışla okunmasını arzu ediyoruz doğrusu. Daha derine ve daha öteye bakabilmek için…</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2024-/-sayi-152">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ölsek de Ravzanı ruhumuz bekler!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-7/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2024 13:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10880</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’un Aksaray semti Çakırağa Mahallesi nüfusuna kayıtlı İdris Sabih Efendi, Dârulfünûn Hukuk Mektebi’ni bitirmesine iki ay kala askere alındığında, tarihler 10 Ağustos 1914’ü gösteriyordu. Birinci Cihan Harbi patlak vermiş, imparatorluğun gencecik nesilleri cepheden cepheye savrulmuştu. İdris Sabih’in talihine ise 6. Ordu bünyesindeki Medine Kuvve-i Seferiyesi düşmüş, birinci şubede Fahreddin Paşa’nın sır kâtibi olarak görevlendirilmişti. Medine-i Münevvere’de kaldığı süre boyunca, fıtraten zaten duygusal bir insan olan İdris Sabih’in Hz. Peygamber’e bağlılığı aşk seviyesine yükseldi. Fahreddin Paşa’nın idare ettiği meşhur “Medine Müdafaası” sırasında komutanından bir an bile ayrılmayan İdris Sabih, nihayet mütareke imzalanıp da Medine’den çekilmek mecburiyeti doğunca, duygularını çok içli bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un Aksaray semti Çakırağa Mahallesi nüfusuna kayıtlı İdris Sabih Efendi, Dârulfünûn Hukuk Mektebi’ni bitirmesine iki ay kala askere alındığında, tarihler 10 Ağustos 1914’ü gösteriyordu. Birinci Cihan Harbi patlak vermiş, imparatorluğun gencecik nesilleri cepheden cepheye savrulmuştu. İdris Sabih’in talihine ise 6. Ordu bünyesindeki Medine Kuvve-i Seferiyesi düşmüş, birinci şubede Fahreddin Paşa’nın sır kâtibi olarak görevlendirilmişti.</p>
<p>Medine-i Münevvere’de kaldığı süre boyunca, fıtraten zaten duygusal bir insan olan İdris Sabih’in Hz. Peygamber’e bağlılığı aşk seviyesine yükseldi. Fahreddin Paşa’nın idare ettiği meşhur “Medine Müdafaası” sırasında komutanından bir an bile ayrılmayan İdris Sabih, nihayet mütareke imzalanıp da Medine’den çekilmek mecburiyeti doğunca, duygularını çok içli bir şiirle ifade etti. Şiirin son dörtlüğü, herhalde tarihe meraklı herkesin ezberindedir:</p>
<p><em>Yapamaz Ertuğrul Evlâdı sensiz,</em></p>
<p><em>Can verir, cânanı veremez Türkler.</em></p>
<p><em>Ebedî Hâdimü’l-Harameyn’iniz,</em></p>
<p><em>Ölsek de Ravzanı ruhumuz bekler! </em></p>
<p>Yürekten dökülen bu satırlar, Müslüman Türklerin Mekke ve Medine’ye hangi açıdan yaklaştıklarının çok çarpıcı bir hülasasıdır. Hissedilen, hesapsız bir imanın eşlik ettiği manevî bir sorumluluktur. Başka hiçbir şey, bu saf ve tertemiz zemini bulandıramaz.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak bu ay <em>Kutsal Emanetler</em> konusunu siz kıymetli okurlarımıza takdim ederken, Osmanlı’nın ufkunda İslâm’ın nerede durduğunu bir kez daha hatırlatmak istedik. Zira sadece somut bazı eşyalar veya hatıralar değildi söz konusu olan; koskoca bir milletin teslimiyeti, muhabbeti ve samimiyetiydi. Dosyamızı okurken, “Ölsek de Ravzanı ruhumuz bekler!” mısraında özetlenen o şuuru derinden hissedeceksiniz.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzaklara Mahzun Bir Selam</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-6/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2024 13:24:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10808</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nun gurûb vaktinde tahta oturan Sultan II. Abdülhamid, dünyayı hem yakından takip ediyor hem de dağılmakta olan devleti bir arada tutmanın çarelerini arıyordu. Onun şu sözleri, en uzakları bile yakından takip ettiğinin delilidir: “Bize sulh ve sükûnet nasip olsa&#8230; Fakat büyük devletler, geniş teşkilatlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar, ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa Japonların -Meiji devriminin başlangıcından beri- o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.” Japonya sadece bir terakkî numunesi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun gurûb vaktinde tahta oturan Sultan II. Abdülhamid, dünyayı hem yakından takip ediyor hem de dağılmakta olan devleti bir arada tutmanın çarelerini arıyordu. Onun şu sözleri, en uzakları bile yakından takip ettiğinin delilidir:</p>
<p><em>“Bize sulh ve sükûnet nasip olsa&#8230; Fakat büyük devletler, geniş teşkilatlı imparatorluğumuzu inşa edecek ne zaman bıraktılar, ne de sükûnet! Bize de hiç olmazsa on senelik bir sulh tanınsa Japonların -Meiji devriminin başlangıcından beri- o kadar methedilen terakkîlerini biz de yapabilirdik. Onlar Avrupalıların pençelerinden uzak olduklarından, bize nazaran bahtiyardırlar, emniyet içinde yaşamaktadırlar. Maalesef biz, tam Avrupalı sırtlanların geçiş yerine çadırımızı kurmuşuz.”</em></p>
<p>Japonya sadece bir terakkî numunesi olarak kalmadı Sultan’ın zihninde. Japon Prensi Komatsu 1887’de kendisini İstanbul’da ziyaret edince, Japonya’yla diplomatik ve kültürel temas için bir fırsat da yakalanmış oldu. İmparator Meiji’ye takdim edilecek mücevherli imtiyaz nişanıyla çok sayıda hediyeyi taşıyan Ertuğrul Fırkateyni’nin Uzakdoğu seyahati işte böyle başladı.</p>
<p>Temmuz 1889’da İstanbul’dan ayrılan Osmanlı denizcileri, yol üzerinde uğradıkları her limanda coşkuyla ve heyecanla karşılandıktan sonra, 7 Haziran 1890’da nihayet Japonya’ya ulaştılar. Üç aylık Japonya temasları da son derece mutluluk vericiydi. Ne var ki, dönüş yolunda büyük bir trajedi yaşandı: Ertuğrul Fırkateyni, 16 Eylül 1890’da Japonya’nın güneyindeki Kuşimoto kasabası açıklarında kayalıklara çarparak battı, 550’den fazla Osmanlı denizcisi hayatını kaybetti.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak bu ay Ertuğrul Faciası’nı gündemimize taşırken, uzaklara mahzun bir selam gönderiyor ve kazada ebediyete intikal eden Osmanlı askerlerini rahmetle anıyoruz.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2024-/-sayi-150">Derin Tarih Eylül</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ayna Olarak Mescid-i Aksâ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-5/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 11:06:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10734</guid>

					<description><![CDATA[Bundan 55 yıl önce, 21 Ağustos 1969 sabahı, Müslümanların ilk kıblesi ve üç mescidin üçüncüsü Mescid-i Aksâ, Avustralyalı bir saldırganın çıkardığı yangınla harabeye dönmüştü. Polise verdiği ilk ifadede, eylemini “Mesih’in gelişini hızlandırmak için” gerçekleştirdiğini söyleyen Denis Michael Rohan, Siyonist saplantılarla hareket eden bağnaz bir Hıristiyan’dı. Kudüs’ün İsrail ordusu tarafından işgalinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra yaşanan yangın, İslâm dünyası için ikinci bir şoktu. Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdulaziz’in çağrısıyla Fas’ın başkenti Rabat’ta toplanan Müslüman devlet ve hükümet başkanları, İslâm Konferansı Örgütü’nü (bugünkü adıyla, İslâm İşbirliği Teşkilâtı) kurdu. Derin Tarih’in Ağustos sayısında, bütün detaylarıyla Aksâ yangınını ele alırken, bu vesileyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan 55 yıl önce, 21 Ağustos 1969 sabahı, Müslümanların ilk kıblesi ve üç mescidin üçüncüsü Mescid-i Aksâ, Avustralyalı bir saldırganın çıkardığı yangınla harabeye dönmüştü. Polise verdiği ilk ifadede, eylemini “Mesih’in gelişini hızlandırmak için” gerçekleştirdiğini söyleyen Denis Michael Rohan, Siyonist saplantılarla hareket eden bağnaz bir Hıristiyan’dı.</p>
<p>Kudüs’ün İsrail ordusu tarafından işgalinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra yaşanan yangın, İslâm dünyası için ikinci bir şoktu. Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdulaziz’in çağrısıyla Fas’ın başkenti Rabat’ta toplanan Müslüman devlet ve hükümet başkanları, İslâm Konferansı Örgütü’nü (bugünkü adıyla, İslâm İşbirliği Teşkilâtı) kurdu.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in Ağustos sayısında, bütün detaylarıyla Aksâ yangınını ele alırken, bu vesileyle İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın kuruluşunu, Kral Faysal’ın bağımsız İslâm dünyası idealini, teşkilâtın Kral Faysal suikastından sonraki serencâmını, Siyonist işgalle mücadelede 1970’lerin atmosferini yeniden hatırlamak ve hatırlatmak istedik.</p>
<p>Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksâ’nın bugünkü sahipsizliği ve kendi yalnızlığına terk edilmişliği, Müslüman dünya içindeki ayrışmaların da tek başına sembolü olarak değerlendirilebilir. Hatta İsrail -farzımuhal- işgali bugün sona erdireceğini ve Kudüs’ün istikbalini tayin yetkisini İslâm dünyasına bırakacağını ilân etse, Müslümanlar arasında “Aksâ’nın sahipliği” üzerinden yeni krizlerin ve çatışmaların çıkacağı bile tahmin olunabilir. Filistin davasının yüzyıllık mazisi, bu konuda çok az şüpheye yer bırakıyor.</p>
<p>Kudüs ve Mescid-i Aksâ, bu açıdan, İslâm coğrafyasının takatinin, kudretinin, kararlılıklarının, kararsızlıklarının ve kendi istikbaline ne kadar sahip çıkmak istediğinin bir kıstası ve ahvâlimizin bir aynası olarak da karşımıza dikilmiş, hepimizin gözlerinin içine bakıyor.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2024-/-sayi-149">Derin Tarih Ağustos</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muallim ve Muhakkik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-4/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 12:11:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10640</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç ay önce, M. Uğur Derman Üstadımız bir sohbetimiz sırasında bana hatırlattı: “9 Temmuz, Mahir İz Hoca’nın 50’nci vefat yıldönümü. Kendisiyle ilgili yazı yazacağım, aklında bulunsun.” Hemen notumu aldım, yazı işlerindeki arkadaşlarımı da bilgilendirdim. Vakit yaklaşınca, Mahir İz gibi kıymetli bir ismi anmak için tek bir yazının yeterli olmayacağını düşündüm. Uğur Hocam’la da istişare ederek, Mahir İz’i Derin Tarih’in Temmuz sayısında kapak konusu olarak işlemeye karar verdik. Böylece, bugün maalesef yeterince tanınmayan ve hatırlanmayan bir şahsiyeti, yeni nesillere de tanıtmış ve hatırlatmış olacaktık. Şimdi artık yerinde çoktan yeller esen güzel zamanlarda yaşanmış nice tatlı hatıra eşliğinde… Bu noktadan hareketle, “Vefatının&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç ay önce, M. Uğur Derman Üstadımız bir sohbetimiz sırasında bana hatırlattı: “9 Temmuz, Mahir İz Hoca’nın 50’nci vefat yıldönümü. Kendisiyle ilgili yazı yazacağım, aklında bulunsun.” Hemen notumu aldım, yazı işlerindeki arkadaşlarımı da bilgilendirdim.</p>
<p>Vakit yaklaşınca, Mahir İz gibi kıymetli bir ismi anmak için tek bir yazının yeterli olmayacağını düşündüm. Uğur Hocam’la da istişare ederek, Mahir İz’i <em>Derin Tarih</em>’in Temmuz sayısında kapak konusu olarak işlemeye karar verdik. Böylece, bugün maalesef yeterince tanınmayan ve hatırlanmayan bir şahsiyeti, yeni nesillere de tanıtmış ve hatırlatmış olacaktık. Şimdi artık yerinde çoktan yeller esen güzel zamanlarda yaşanmış nice tatlı hatıra eşliğinde…</p>
<p>Bu noktadan hareketle, “Vefatının 50’nci Yıldönümünde Muallim Mahir İz” dosyamızla karşınıza çıkmış bulunuyoruz. Uğur Derman Üstadımızla yaptığımız mufassal mülakatın yanında İsmail Kara, Mustafa İsmet Uzun ve İdris Topçuoğlu hocalarımız çok kıymetli katkılarda bulundular. Mahir İz’in hayatı, şahsiyeti, etkilendiği kişiler, talebeleri, hizmetleri, emek verdiği kurumlar, eserleri ve bugün ardında bıraktığı ilmî miras bütün yönleriyle işlenmiş oldu. Mahir İz’in muallim ve muhakkik bir kültür adamı olarak, dört başı mamur bir portresini çizebildiğimizi umuyorum.</p>
<p>Dosyamızda, Murtaza Özeren imzalı “Mahir İz’in tavsiye ettiği kitaplar” başlıklı bir yazı da göreceksiniz. Sadece bu liste bile, Mahir İz’in kendi döneminde kitap ve düşünce dünyasını ne kadar yakından takip ettiğini gösteriyor. Tercih ve tavsiye ettiği kitapların çeşitliliği ise, İz’in kendisini herhangi bir ekolle sınırlamadığını, aksine İslâm düşüncesinin yerli ve yabancı bütün kaynaklarına uzanma gayretinde olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Bu vesileyle, dosyamıza katkı sunan bütün hocalarımıza yeniden teşekkür ederken, Muallim Mahir İz’e rahmet diliyorum.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148">Derin Tarih Temmuz</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Milletin Ruh Haritası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-3/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2024 14:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10557</guid>

					<description><![CDATA[“Vakıflar arasında şüphesiz en önemlileri sosyal yardımla ilgili olanıdır. Türk ruhunun bütün şefkat ve basireti bu vakıflarda belirir. Türk sosyal yardım ruhunun esası, Türk toplumu içinde sosyal sefaleti önlemek ve dayanışmayı sağlamaktır. Türk basiretinin bu sosyal müessesesinin siyasi bakımdan da tesirli olması bakımından ilginçtir. Bu müessese [Ömer Lütfi] Barkan’ın tabiriyle “kolonizatör dervişler ve tekkeler” müessesesidir. Atalarımız, fütuhat devirlerinde sosyal yardımı, bir expansiyon [genişleme] vasıtası olarak da kullanmışlardır. Sınır bölgelerinde hatta düşman toprakları içinde sistemli olarak tekke ve zaviyeler kurmuşlardır. Bu müesseselerin vazifesi sosyal yardım yoluyla pro-Türk bir sempati havası yaratmaktır. Esasen Anadolu’nun bir asır zarfında bir baştan öteki başa Türkleşmesinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Vakıflar arasında şüphesiz en önemlileri sosyal yardımla ilgili olanıdır. Türk ruhunun bütün şefkat ve basireti bu vakıflarda belirir.</em></p>
<p><em>Türk sosyal yardım ruhunun esası, Türk toplumu içinde sosyal sefaleti önlemek ve dayanışmayı sağlamaktır. Türk basiretinin bu sosyal müessesesinin siyasi bakımdan da tesirli olması bakımından ilginçtir. Bu müessese [</em>Ömer Lütfi<em>] Barkan’ın tabiriyle “kolonizatör dervişler ve tekkeler” müessesesidir. Atalarımız, fütuhat devirlerinde sosyal yardımı, bir expansiyon [genişleme] vasıtası olarak da kullanmışlardır. Sınır bölgelerinde hatta düşman toprakları içinde sistemli olarak tekke ve zaviyeler kurmuşlardır. Bu müesseselerin vazifesi sosyal yardım yoluyla pro-Türk bir sempati havası yaratmaktır.</em></p>
<p><em>Esasen Anadolu’nun bir asır zarfında bir baştan öteki başa Türkleşmesinde sosyal yardım düşüncesi büyük rol oynamıştır. Böylece sosyal yardım, sosyal olduğu kadar politik basiret eseri olarak görülmektedir. Sosyal yardım geleneğinin hâlâ izleri silinmemiş olan bir belirtisi de aşhanelerin yerine kaim olan evden-eve yardımlardır. Bu evde güzel neşeden bir yemek pişirildiği zaman kokunun yayılabileceği evlere o yemekten yollamak âdeti Orta Anadolu’da yaşamaktadır.</em></p>
<p><em>Esasen Türk töresinde komşuluk çok önemli bir rol oynar. “Ev alma komşu al.” atasözü çok manalıdır. Komşuluk bir nevi akrabalık ifade eder. Komşunun bütün acıları paylaşılır, bütün sevinçleri beraber tadılır. Bu bakımdan “Türk milletinin şuuruna, necabetine, yardım anlayışına ulaşabilen bir millet yoktur.” demekte mübalağa yoktur.”</em></p>
<p>Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ın 11-13 Haziran 1964’te düzenlenen I. Millî Kızılay Konferansı’nda dile getirdiği hususlar, bugün de hâlâ aynı şekilde geçerliliğini koruyor. Hem kamu hem de özel yardım kuruluşlarımızın dünyanın dört bir yanında gösterdiği faaliyetler, Irmak’ın özellikle son cümlesinin teyidi mahiyetinde.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak, Osmanlı’dan Cumhuriyet&#8217;e miras kalan yüz akı kurumlarımızdan Hilâl-i Ahmer’i (Kızılay) kapak konusu olarak seçerken, insanî yardım sahasındaki mazimizi ve sicilimizi öne çıkarmak istedik. Sürprizlerle dolu, zengin görsellerle desteklenmiş muhtevamızı keyifle okuyacağınızı ümit ediyorum.</p>
<p>Hilâl-i Ahmer dosyamız için, Kızılay Akademi Başkanı Alparslan Durmuş Beyefendi’ye özel teşekkür borçluyuz. Kendisinin yönlendirmeleri, bize ulaştırdığı belge ve yazılarla çizdiği geniş ufuk olmasaydı, böyle bir sayıyla karşınıza çıkamazdık.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2024-/-sayi-147">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Dönemin Bilançosu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 14:14:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10454</guid>

					<description><![CDATA[Kerim Abdurraufoviç Hakimov, 1924’te Sovyetler Birliği’nin Cidde Başkonsolosu olarak atanmış Müslüman bir Tatar’dı. (Kral) Abdülaziz ve ordusu Hicaz’ı ele geçirdikten sonra, 16 Şubat 1926’da Abdülaziz’i bizzat ziyaret eden Hakimov, ülkesi adına dostluk ve saygılarını sunmuştu. Sovyetler Birliği, “Hicaz ve Necd Kralı”nı resmen tanıyan ilk ülkeydi. Arapçayı ana dili gibi konuşan Hakimov’un, aynı zamanda dindar bir Müslüman oluşu, Kral’ın ona kısa sürede güvenmesini sağladı, ikili arasında sıkı bir dostluk meydana geldi. 1932’de Suudi Arabistan bağımsız bir devlet olarak sahneye çıktıktan sonra, Kerim Hakimov, bu defa ülkesinin Riyad’daki büyükelçisi olarak görevlendirildi. Cidde’deki görevi sırasında zaten büyükelçi gibi çalışan Hakimov, şahsî girişimleri ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kerim Abdurraufoviç Hakimov, 1924’te Sovyetler Birliği’nin Cidde Başkonsolosu olarak atanmış Müslüman bir Tatar’dı. (Kral) Abdülaziz ve ordusu Hicaz’ı ele geçirdikten sonra, 16 Şubat 1926’da Abdülaziz’i bizzat ziyaret eden Hakimov, ülkesi adına dostluk ve saygılarını sunmuştu. Sovyetler Birliği, “Hicaz ve Necd Kralı”nı resmen tanıyan ilk ülkeydi. Arapçayı ana dili gibi konuşan Hakimov’un, aynı zamanda dindar bir Müslüman oluşu, Kral’ın ona kısa sürede güvenmesini sağladı, ikili arasında sıkı bir dostluk meydana geldi.</p>
<p>1932’de Suudi Arabistan bağımsız bir devlet olarak sahneye çıktıktan sonra, Kerim Hakimov, bu defa ülkesinin Riyad’daki büyükelçisi olarak görevlendirildi. Cidde’deki görevi sırasında zaten büyükelçi gibi çalışan Hakimov, şahsî girişimleri ve Kral’la olan dostluğu sayesinde Sovyet vatandaşlarının Arabistan’da ciddi imtiyazlar elde etmesine yardımcı olmuştu. Emir Faysal, 1932’de Moskova’yı ziyaret ettiğinde ona eşlik eden Hakimov, geleceğin Suudi Arabistan kralını Sovyet yönetimine bizzat tanıtmıştı.</p>
<p>Arabistan’daki görevinin yanı sıra, ülkesinin Yemen’le ilişkilerini de koordine eden Hakimov, 1937’nin Eylül ayında aniden Moskova’ya çağrıldı. Eşi ve kızı o sırada Moskova’da bulunan Hakimov, davetin rutin bir istişare için olduğunu düşünürken, kendisini birden bire Sibirya’daki bir toplama kampında buldu. Komünist Parti Genel Sekreteri Josef Stalin’in başlattığı cadı avı ona da pençesini uzatmış, “ajanlık” suçlamasıyla yaftalanmasına yol açmıştı. Hakimov, 10 Ocak 1938’de, kendisi gibi onlarca “politik suçlu” ile birlikte kurşuna dizilerek öldürüldü.</p>
<p>Kerim Hakimov, Stalin döneminin sayısız kurbanından yalnızca biriydi. Sovyet diktatörün emriyle, böyle nice potansiyel söndürülüp yok edilmiş, üstelik bu cinnet hâli, dünyanın dört bir yanına adeta “insanlık tarihinin en ideal devri” şeklinde pazarlanabilmişti. Bugün Rusya Federasyonu’nun siyasî kodlarında etkisi hâlâ hissedilen Stalin’in imza attığı günahların bilançosunu çıkarmayı işte bu yüzden istedik. Bir dönemin fotoğrafını en doğru şekilde çekebilmek için&#8230;</p>
<p>Yeni sayılarımızda buluşmak üzere, hayırla kalınız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2024-/-sayi-146">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünden Bugüne ve Yarına&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/bizden-size/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 10:15:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10374</guid>

					<description><![CDATA[O günü hiç unutmuyorum: Bayezid Devlet Kütüphanesi Müdürü Şerafettin Kocaman Bey’in odasında, bembeyaz sakallı bir zat, elimi elinin içine alıp dizlerinin üzerine yerleştirdiği kalınca bir yazma eserin sayfalarında gezdirmişti. Hem gülümsüyor hem de “Dokun evladım” diyordu, “buna dokunmak her zaman nasip olmaz. Bu, Dîvânu Lugâti’t-Türk’tür”. Ta ilkokuldan itibaren adını sürekli duyduğum bir kitabın dünyadaki tek nüshasına dokunmak… Heyecanımı tahmin edersiniz. Bembeyaz sakallı zat, Mehmet Serhan Tayşi, 2003’ün tatlı bir bahar gününde Dursun Gürlek Bey’in tavassutuyla gerçekleşen o tanışmada Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü, Kâşgarlı Mahmud’u, Ali Emîrî Efendi’yi ve daha birçok şeyi öylesine hoş bir üslupla anlatmıştı ki, dayanamayıp “Efendim, hatıratınızı yazıyor musunuz?”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>O günü hiç unutmuyorum: Bayezid Devlet Kütüphanesi Müdürü Şerafettin Kocaman Bey’in odasında, bembeyaz sakallı bir zat, elimi elinin içine alıp dizlerinin üzerine yerleştirdiği kalınca bir yazma eserin sayfalarında gezdirmişti. Hem gülümsüyor hem de “Dokun evladım” diyordu, “buna dokunmak her zaman nasip olmaz. Bu, <em>Dîvânu Lugâti’t-Türk</em>’tür”. Ta ilkokuldan itibaren adını sürekli duyduğum bir kitabın dünyadaki tek nüshasına dokunmak… Heyecanımı tahmin edersiniz.</p>
<p>Bembeyaz sakallı zat, Mehmet Serhan Tayşi, 2003’ün tatlı bir bahar gününde Dursun Gürlek Bey’in tavassutuyla gerçekleşen o tanışmada <em>Dîvânu Lugâti’t-Türk</em>’ü, Kâşgarlı Mahmud’u, Ali Emîrî Efendi’yi ve daha birçok şeyi öylesine hoş bir üslupla anlatmıştı ki, dayanamayıp “Efendim, hatıratınızı yazıyor musunuz?” diye sormaktan kendimi alamamıştım. Maalesef derli toplu yazamadığını söyleyince, hatıratını yazmaya talip oldum. Serhan Bey’in hatıratı 2009’da “Ali Emîrî’nin İzinde” ismiyle yayınlanıncaya kadar geçen altı yıl, benim için kültür tarihimiz ve kütüphanelerimiz üzerine adeta bir doktora yerine geçti.</p>
<p>Kısa süre önce UNESCO 2024’ün “Dîvânu Lugâti’t-Türk Yılı” ilân edildiğini duyurunca, Türk dilinin bu görkemli şaheserini <em>Derin Tarih</em>’in kapağına taşımaya karar verdik. Tek sebep bu değildi elbette. Kâşgarlı Mahmud’u, Ali Emîrî Efendi’yi, Mehmet Serhan Tayşi’yi anmak, ayrıca bugün Doğu Türkistan sınırları içindeki Kâşgar’da Çin eliyle sürdürülen kimliksizleştirme ve tarihsizleştirme faaliyetlerine yeniden dikkat çekmek istedik. Sistemli biçimde Kâşgarlı Mahmud’un Uygurlarla ve Uygur bölgesiyle hiçbir alakasının olmadığı tezini işleyen Çin yönetimi, Türk dünyasının kolektif hafızasından muhteşem bir eseri ve müellifini silmeye çalışıyor.</p>
<p>Dünden bugüne ve yarına varlığımızı sürdüreceksek, bunda kültürün ve dilin taşıyıcı kolonları, kritik vazifeler üstlenecektir. <em>Dîvânu Lugati’t-Türk</em> işte bu yürüyüşün en önemli vasıtalarından birini oluşturuyor. Kıymetini bilir ve bu şuuru bizden sonrakilere aktarabilirsek…</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüzün Dolu Hatıralar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/10284/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2024 13:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10284</guid>

					<description><![CDATA[Şam’ın merkezindeki Osmanlı eserlerinden Tekke-i Süleymaniye, son padişah Mehmed Vahîdeddîn’in kabrini bağrında saklar. Âl-i Osman’ın son sultanının, devletin en güçlü olduğu dönemde Kanunî Sultan Süleyman devrinde inşa ettirilen bir külliyede yatıyor oluşu, tarihin düşündürücü tevafuklarından biridir. Vahîdeddîn’in defin hikâyesi de, başlı başına hüzündür: Sürgünde bulunduğu İtalya’nın küçük sahil kasabası San Remo’da, 16 Mayıs 1926 günü son nefesini veren Vahîdeddîn’in cenazesi, önce iki hafta boyunca borçlarına karşılık rehin tutulmuştu. Bu süre içinde kızı Rukiye Sabiha Sultan bir yandan küpelerini satarak babasının na’şını rehinden kurtarmaya çabalarken, diğer yandan da defin meselesindeki belirsizliği çözmeye uğraşıyordu. Babasını “İslâm toprağı”na tevdi etmek isteyen Sabiha Sultan,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şam’ın merkezindeki Osmanlı eserlerinden Tekke-i Süleymaniye, son padişah Mehmed Vahîdeddîn’in kabrini bağrında saklar. Âl-i Osman’ın son sultanının, devletin en güçlü olduğu dönemde Kanunî Sultan Süleyman devrinde inşa ettirilen bir külliyede yatıyor oluşu, tarihin düşündürücü tevafuklarından biridir. Vahîdeddîn’in defin hikâyesi de, başlı başına hüzündür:</p>
<p>Sürgünde bulunduğu İtalya’nın küçük sahil kasabası San Remo’da, 16 Mayıs 1926 günü son nefesini veren Vahîdeddîn’in cenazesi, önce iki hafta boyunca borçlarına karşılık rehin tutulmuştu. Bu süre içinde kızı Rukiye Sabiha Sultan bir yandan küpelerini satarak babasının na’şını rehinden kurtarmaya çabalarken, diğer yandan da defin meselesindeki belirsizliği çözmeye uğraşıyordu. Babasını “İslâm toprağı”na tevdi etmek isteyen Sabiha Sultan, -Türkiye’deki yeni yönetimin meseleye yaklaşımı belli olduğundan- diğer Müslüman ülkeleri yoklamaya başladı.</p>
<p>Uzun ve yorucu gayretlerin ardından, beklenen cevap nihayet Şam’dan geldi. 28 Nisan 1926 günü Fransızlar tarafından Suriye devlet başkanlığına atanan Ahmed Nâmî Bey (1878-1962), Vahîdeddîn’in cenazesini kabule hazır olduklarını bildirdi. Sultan İkinci Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’la yaptığı evlilikten dolayı “Dâmâd-ı Şehriyârî” unvanıyla anılan Ahmed Nâmî Bey, Fransa’yla temasa geçerek Tekke-i Süleymaniye’ye defin için müsaade almıştı. Vahîdeddîn’in bozulmaması için mumyalanan cenazesini Şam’a damadı ve Son Halife Abdülmecid Efendi’nin oğlu Şehzade Ömer Faruk götürdü. Son Padişah, böylece “Muhteşem” büyük dedesinin yaptırdığı külliyeye tevdi edildi.</p>
<p>Osmanlı hanedanının Türkiye sınırları dışına sürgün edilişinin 100’üncü yılı vesilesiyle, <em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında hanedan mensuplarının sürgündeki hayatlarına odaklandık. Dosyamızı okurken, nice ibretin, acının ve kalp sızısının iç içe geçtiği o yıllarda, ihtişamlı bir mazinin ardından parçalanmış hayatların öykülerini göreceksiniz.</p>
<p>Mübarek Ramazan-ı Şerîf ayının hepimize bereketler getirmesini temenni ediyor, yeni sayılarımızda hayırla görüşmeyi umuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mart-kasim-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gurûba Doğru&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/editor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2024 12:49:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10188</guid>

					<description><![CDATA[Dikkatle takip eden okurlarımız mutlaka fark etmişlerdir: Derin Tarih olarak, Müslüman coğrafyanın çok farklı noktalarında, Müslümanların hedef alındığı kitlesel kıyımları bilhassa gündemimizde tutmaya çalışıyoruz. Tripoliçe’den Cezayir’e, Filistin’den Endülüs’e, hazırladığımız dosyalarda temel hedefimiz, hafızamızı diri tutmak. Hatta belki de şu: Bir hafıza inşa etmek. Sizlerden aldığımız geri dönüşler, doğru bir çizgide ilerlediğimizi gösteriyor. Bu sayımızda, merceğimizi biraz daha genişleterek, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına tesir eden isyanlara odaklandık. Bilâdüşşâm’dan Balkanlara, adım adım yakılan ateşler ve sonrasında koskoca imparatorluğun zerrelerine ayrılması&#8230; Hepsinde de dışarıdan bazı ellerin İslâm topraklarını karıştırmak için kurduğu tuzakları ve hazırladığı desiseleri yakından göreceksiniz. Aslında, bu yönüyle, tarih bugün de tekerrür&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dikkatle takip eden okurlarımız mutlaka fark etmişlerdir: <em>Derin Tarih</em> olarak, Müslüman coğrafyanın çok farklı noktalarında, Müslümanların hedef alındığı kitlesel kıyımları bilhassa gündemimizde tutmaya çalışıyoruz. Tripoliçe’den Cezayir’e, Filistin’den Endülüs’e, hazırladığımız dosyalarda temel hedefimiz, hafızamızı diri tutmak. Hatta belki de şu: Bir hafıza inşa etmek. Sizlerden aldığımız geri dönüşler, doğru bir çizgide ilerlediğimizi gösteriyor.</p>
<p>Bu sayımızda, merceğimizi biraz daha genişleterek, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına tesir eden isyanlara odaklandık. Bilâdüşşâm’dan Balkanlara, adım adım yakılan ateşler ve sonrasında koskoca imparatorluğun zerrelerine ayrılması&#8230; Hepsinde de dışarıdan bazı ellerin İslâm topraklarını karıştırmak için kurduğu tuzakları ve hazırladığı desiseleri yakından göreceksiniz. Aslında, bu yönüyle, tarih bugün de tekerrür ediyor. Oldukça yanlı ve yanlış biçimde “Arap İsyanı” olarak isimlendirilen son dönem Ortadoğu hadiselerini ise, daha evvel bu konuda müstakil bir sayı çıkardığımız için, dosyamızın kapsamı dışında tuttuk.</p>
<p>İsyanlar Çağı dosyamızda altını çizmek istediğimiz bir diğer husus da, söz konusu sürecin en ağır yükünü, imparatorluğun Müslüman tebaasının çekmiş olduğu gerçeğidir. Katliamlarla, sürgünlerle, tehcirlerle ve dışlamalarla, Osmanlı’nın yıkılışına eşlik eden nice dram, doğrudan doğruya Müslümanların sırtına yüklenmiş ağır bir faturaya dönüşmüştür. Özellikle Balkanlar, bu konuda kıyamete kadar hatırlanacak nice ibretli tablolarla doludur.</p>
<p>Ek kitap olarak hediye ettiğimiz Binbaşı Nâil Bey’in Harbiye Mektebi hatıraları, imparatorluğun son döneminde askerî eğitimin seviyesine, yöntemine ve hedeflerine dair, içeriden bir bakış edinme imkânı sunuyor. Bu metnin de, dosyamızı tamamlayıcı bir okuma yerine geçeceğine inanıyoruz.</p>
<p>Siz dergimizin sayfalarında dolaşmaya başlarken, biz de yeni özel sayımızın hazırlıklarına yoğunlaşmış olacağız. Konuyu söylemeyeyim, sürpriz bozulmasın. Ancak yine arşivlik bir özel sayıyla sizleri selamlayacağımızın müjdesini vermemde beis yok.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-subat-kasim-2023">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medine’den Bugüne&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/10115/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 09:06:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10115</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber (sav) Yesrib’e hicret ettiği zaman, şehirde Evs ve Hazrec adlı iki Arap kabilesinin yanı sıra üç tane de Yahudi kabilesi bulmuştu: Benû Kaynuka, Benû Nadîr ve Benû Kurayza. Yesrib’i Medîne-i Münevvere’ye dönüştürme yolunda atılan en önemli adımlardan biri, Müslümanlardan, müşrik Araplardan ve Yahudilerden meydana gelen bu karmaşık sosyolojiyi “vatandaşlık ortak bağı” çerçevesinde aynı masanın etrafına oturtmak oldu. Müslümanları temsilen Hz. Peygamber’in liderliğinde kurulan yeni denge, şehir halkını “bir devletin vatandaşları” olarak görüyor, hepsine haklarını teslim ediyor, ancak onlara bazı sorumluluklar da yüklüyordu. Bilahare “Medine Vesikası” adıyla tarihe geçecek olan bu toplumsal sözleşme, insanlık tarihindeki ilk yazılı anayasaydı. Hiçbir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Peygamber (sav) Yesrib’e hicret ettiği zaman, şehirde Evs ve Hazrec adlı iki Arap kabilesinin yanı sıra üç tane de Yahudi kabilesi bulmuştu: Benû Kaynuka, Benû Nadîr ve Benû Kurayza. Yesrib’i Medîne-i Münevvere’ye dönüştürme yolunda atılan en önemli adımlardan biri, Müslümanlardan, müşrik Araplardan ve Yahudilerden meydana gelen bu karmaşık sosyolojiyi “vatandaşlık ortak bağı” çerçevesinde aynı masanın etrafına oturtmak oldu. Müslümanları temsilen Hz. Peygamber’in liderliğinde kurulan yeni denge, şehir halkını “bir devletin vatandaşları” olarak görüyor, hepsine haklarını teslim ediyor, ancak onlara bazı sorumluluklar da yüklüyordu.</p>
<p>Bilahare “Medine Vesikası” adıyla tarihe geçecek olan bu toplumsal sözleşme, insanlık tarihindeki ilk yazılı anayasaydı. Hiçbir ayrıntının ihmal edilmediği, her türlü haksızlığın önlendiği ve Medine’nin bütün unsurlarının temsil edildiği söz konusu anlaşma imzalanırken, Magna Carta’nın teşekkülüne henüz yüzyıllar vardı. Medine Vesikası, kıyamete kadar kurulacak bütün “ideal yönetim”lerin hepsine kusursuz ve eksiksiz bir yol haritası sunacaktı.</p>
<p>İnsanoğlunun anayasa ve kanun yazım tecrübeleri, Medine Vesikası’ndan günümüze çok farklı coğrafyalarda birbirinden çok farklı seyirler izledi. Ancak şimdiye kadar, ortaya 622’nin Medine’sinde sağlanan uyumun ve ahengin çıkabildiğini söylemek mümkün değil. İnsanoğlunun arayışları ve girişimleri hâlâ devam ederken, çok az insan Medine Vesikası’ndan ve onun ortaya koyduğu evrensel kıymetten haberdar.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e, anayasa tecrübelerimizi masaya yatırdığımız dosyamızı okurken, bahsettiğim arayışların bu topraklarda nasıl bir seyir izlediğini gözler önüne sermek istedik. Devletle vatandaş arasındaki gerilimlerin en aza indirilmesi çabaları, aslında anayasa yazım süreçlerinin akıbetini de belirleyen esas unsur konumunda. Bu açıdan, anayasaların seyri, aynı zamanda yakın tarihimizin de eksiksiz bir kronolojisini veriyor bize.</p>
<p>Her zaman olduğu gibi dosyamıza birbirinden kıymetli isimler emek verdi. Hepsine müteşekkiriz.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-ocak-kasim-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enkazın Ötesinde Hayat Var</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/enkazin-otesinde-hayat-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2023 13:16:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10029</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Suriye denince, kaçımızın aklına Bilâdüşşâm havzasının barındırdığı derin medeniyet, manevî birikim ve coğrafî güzellikler geliyor? Ya da Yemen dendiğinde, kaçımız bu harikulâde ülkenin bağrında sakladığı ihtişamlı mazinin bize verdiği güçlü selamı işitebiliyor? Muhtemelen hiçbirimiz. Çünkü modern dönemde Suriye, Yemen ve daha birçok belde, şuur altımıza sadece savaşlarla, acılarla, çatışmalarla, ölümlerle ve dramlarla işlendi. Oysa enkazın ötesindeki hayattı, asıl görmemiz gereken. Başka türlü, kendi coğrafyamıza yabancılaşacaktık. Öyle de oldu zaten. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de başlattığı soykırım ve önümüze düşen hazin görüntüler, hafızalarımıza aynı oyunu oynuyor bugün. Bu kadîm İslâm toprağı, bizim için artık sadece katliamla ve yıkımla özdeş&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Suriye denince, kaçımızın aklına Bilâdüşşâm havzasının barındırdığı derin medeniyet, manevî birikim ve coğrafî güzellikler geliyor? Ya da Yemen dendiğinde, kaçımız bu harikulâde ülkenin bağrında sakladığı ihtişamlı mazinin bize verdiği güçlü selamı işitebiliyor? Muhtemelen hiçbirimiz. Çünkü modern dönemde Suriye, Yemen ve daha birçok belde, şuur altımıza sadece savaşlarla, acılarla, çatışmalarla, ölümlerle ve dramlarla işlendi. Oysa enkazın ötesindeki hayattı, asıl görmemiz gereken. Başka türlü, kendi coğrafyamıza yabancılaşacaktık. Öyle de oldu zaten.</p>
<p>İsrail’in 7 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de başlattığı soykırım ve önümüze düşen hazin görüntüler, hafızalarımıza aynı oyunu oynuyor bugün. Bu kadîm İslâm toprağı, bizim için artık sadece katliamla ve yıkımla özdeş hale geldi. Ancak Gazze bunlardan ibaret değil. Savaş uçaklarının bombardımanlarının arasında, mazinin dokunaklı hatıraları bize hâlâ gülümsüyor bugün Gazze’de. Karadan, havadan ve denizden kuşatılan, üzerlerine ölüm yağdırılan Gazzelileri her şeye rağmen hayata tutunmaya ve istikbale dair ümitvar olmaya sevk eden şey de tam olarak bu&#8230;</p>
<p>İslâm coğrafyasının ve bugünkü Ortadoğu’nun en güzel parçalarından biri olan Gazze, Müslümanların hafızasına, Hz. Peygamber’in büyük dedesi Hâşim bin Abdulmenaf’ın kabrine ev sahipliği yapmasıyla yerleşti evvela. Öyle ki, İslâm tarihçileri bu şirin Akdeniz beldesini Gazzetu Hâşim olarak adlandırdılar, yani Hâşim’in Gazze’si. Sonraki dönemlerde, bölgede yaşanan her gelişme, Gazze’nin kalbinde hissedildi. Ve Gazzeliler tarihe, her türlü dış baskıya, işgale ve istilaya gösterdikleri direnişle geçtiler.</p>
<p>Gazze’yi yeni dosya konumuz olarak seçerken hiç zorlanmadık. Zihinlerde pencereler açan ve ufukları genişleten bir dosya hazırladığımıza inanıyorum.</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-aralik-kasim-2023">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru Tavır İçin, Bilgi Şart</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/derin-tarih-140-sayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Nov 2023 09:32:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9953</guid>

					<description><![CDATA[Bir konuda doğru bir duruş sergileyebilmek için, mutlaka o konuyu bütün boyutlarıyla bilmek ve kavramak zorundasınız. Hakkında sadece yüzeysel bilgilere sahip bulunduğunuz bir meselede sahih bir tavır benimseyebilmek, ancak tesadüfe bağlı olabilir. Filistin meselesi, birçok açıdan bu durumun somut bir örneği şeklinde karşımızda duruyor. Filistin’de 7 Ekim 2023’de patlak veren ve maalesef hâlâ devam etmekte olan İsrail mezalimini okumaya çalışırken, en az bir asır geriye gitmek, hadiseleri birbirine eklemek ve nihayet bugünü düne bakarak yorumlamak icap ediyor. Sıcak gündem çerçevesinde bazı sorular sorduk ve cevaplarını aradık bu ay: Tarihî Filistin toprakları, nasıl parçalandı? İsrail hangi aşamalardan geçerek kuruldu? Filistinli yerli&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir konuda doğru bir duruş sergileyebilmek için, mutlaka o konuyu bütün boyutlarıyla bilmek ve kavramak zorundasınız. Hakkında sadece yüzeysel bilgilere sahip bulunduğunuz bir meselede sahih bir tavır benimseyebilmek, ancak tesadüfe bağlı olabilir. Filistin meselesi, birçok açıdan bu durumun somut bir örneği şeklinde karşımızda duruyor.</p>
<p>Filistin’de 7 Ekim 2023’de patlak veren ve maalesef hâlâ devam etmekte olan İsrail mezalimini okumaya çalışırken, en az bir asır geriye gitmek, hadiseleri birbirine eklemek ve nihayet bugünü düne bakarak yorumlamak icap ediyor.</p>
<p>Sıcak gündem çerçevesinde bazı sorular sorduk ve cevaplarını aradık bu ay:</p>
<ul>
<li>Tarihî Filistin toprakları, nasıl parçalandı?</li>
<li>İsrail hangi aşamalardan geçerek kuruldu?</li>
<li>Filistinli yerli halk, bu süreçte neler yaşadı?</li>
<li>İddia edildiği gibi, Araplar topraklarını tamamen sattı mı?</li>
<li>İsrail’le yaşanan savaşlar, bölgemizi hangi yönde etkiledi?</li>
<li>İsrail’le barışmak, bölgede nelere sebep oldu?</li>
<li>Filistin bugün ne durumda?</li>
</ul>
<p>Zengin görsel malzemeyle beslediğimiz dosyamızı beğeniyle okuyacağınıza, zihninizdeki birçok soruya cevaplar bulacağınıza ve arşivlik bir başvuru kaynağı olarak uzun yıllar el altında bulunduracağınıza inanıyoruz.</p>
<p>Yeniden, hayırla görüşmek üzere…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2023">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsaf ve Adalet İçin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/insaf-ve-adalet-icin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 14:37:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9891</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’nin başkenti Şam’ın merkezinde, Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilen Tekke-i Süleymâniye Külliyesi’nin güneybatı köşesi, hazire olarak ayrılmıştır. Burada medfûn bulunan Osmanlıların en ünlüsü ise, hiç şüphesiz Son Padişah VI. Mehmed Vahîduddîn’dir. Sürgünde bulunduğu İtalya’nın küçük sahil kasabası San Remo’da 16 Mayıs 1926 günü son nefesini veren Vahîduddîn’in cenazesi, önce iki hafta boyunca borçlarına karşılık rehin tutulmuştu. Bu süre içinde kızı Rukiye Sabiha Sultan, bir yandan küpelerini satarak babasının na’şını kurtarmaya çabalarken, diğer yandan da defin meselesindeki belirsizliği çözmeye çalışıyordu. Babasını bir “İslâm toprağı”na tevdi etmek isteyen Sabiha Sultan, Türkiye’nin o dönemdeki tavrı belli olduğundan, Müslüman coğrafyadaki diğer ülkeleri yokluyordu.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’nin başkenti Şam’ın merkezinde, Kanûnî Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilen Tekke-i Süleymâniye Külliyesi’nin güneybatı köşesi, hazire olarak ayrılmıştır. Burada medfûn bulunan Osmanlıların en ünlüsü ise, hiç şüphesiz Son Padişah VI. Mehmed Vahîduddîn’dir.</p>
<p>Sürgünde bulunduğu İtalya’nın küçük sahil kasabası San Remo’da 16 Mayıs 1926 günü son nefesini veren Vahîduddîn’in cenazesi, önce iki hafta boyunca borçlarına karşılık rehin tutulmuştu. Bu süre içinde kızı Rukiye Sabiha Sultan, bir yandan küpelerini satarak babasının na’şını kurtarmaya çabalarken, diğer yandan da defin meselesindeki belirsizliği çözmeye çalışıyordu. Babasını bir “İslâm toprağı”na tevdi etmek isteyen Sabiha Sultan, Türkiye’nin o dönemdeki tavrı belli olduğundan, Müslüman coğrafyadaki diğer ülkeleri yokluyordu.</p>
<p>Nihayet, 28 Nisan 1926’da Fransızlar tarafından Suriye devlet başkanlığına atanan Ahmed Nâmî Bey, eski padişahın cenazesini Şam’a kabul etmeye hazır olduklarını bildirdi. Sultan İkinci Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan’la yaptığı evlilikten dolayı “Dâmâd-ı Şehriyârî” unvanıyla anılan Ahmed Nâmî Bey, Fransa’yla temasa geçerek Tekke-i Süleymâniye’ye defin için müsaade almıştı.</p>
<p>Son Padişah, ihtişamlı dedesinin vaktiyle Şâm-ı Şerîf’in kalbine inşa ettirdiği geniş külliyenin bir köşesinde, kendisi gibi sürgünde vefat eden 26 hanedan mensubuyla birlikte kıyamet sabahını bekliyor bugün.</p>
<p><em>Derin Tarih</em> olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında İstanbul’un İngilizler tarafından işgalini konu edinirken, hem o dönemi bütün çıplaklığıyla ele alalım hem de Sultan Vahîduddîn başta olmak üzere, Osmanlı devlet ricâlinin içinde bulunduğu zor şartları gözler önüne serelim istedik. Cumhuriyet döneminde, “önceki devri yermek” usulü gereğince gözden düşürülmeye çalışılan ve ismi sürekli “vatana ihanet” bağlamında ele alınan Son Padişah’a ve Osmanlı’nın son nesline insaf ve adalet gözlüğüyle bakabilmek için&#8230;</p>
<p>Yeni sayılarımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafızamız, Silahımızdır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/hafizamiz-silahimizdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 14:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9781</guid>

					<description><![CDATA[Bilgi kaynaklarının çeşitlendiği, teknoloji sayesinde her türlü malumatın gözlerimize, kulaklarımıza, ceplerimize dolduğu bir çağdayız. Dünyanın en uzak köşelerinde, eski zamanlarda belki aylarca yolculuk edilerek ulaşılabilecek nice kitap, kütüphane ve koleksiyon, şimdi birkaç dakika içinde, birkaç tuşla elimizin altında. İnternetin sağladığı imkânlarla, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz nice olay ve şahsiyet, kısa süre içinde aşinamız haline gelebiliyor. Fakat&#8230; Tüm bu sürat ve koşuşturma hali içinde, giderek büyüyen bir boşluk var: Bilgi, irfana ve şuura dönüşmüyor. Aksine, malumatfuruşluk çoğalıyor ve sathîlik yaygınlaşıyor. Her konudan küçük kırıntılarla dolan zihinlerde, dört başı mamur ve tutarlı tefekkür süreçleri bir türlü filizlenmiyor. Buna bir de milletçe âdeta&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilgi kaynaklarının çeşitlendiği, teknoloji sayesinde her türlü malumatın gözlerimize, kulaklarımıza, ceplerimize dolduğu bir çağdayız. Dünyanın en uzak köşelerinde, eski zamanlarda belki aylarca yolculuk edilerek ulaşılabilecek nice kitap, kütüphane ve koleksiyon, şimdi birkaç dakika içinde, birkaç tuşla elimizin altında. İnternetin sağladığı imkânlarla, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz nice olay ve şahsiyet, kısa süre içinde aşinamız haline gelebiliyor.</p>
<p>Fakat&#8230; Tüm bu sürat ve koşuşturma hali içinde, giderek büyüyen bir boşluk var: Bilgi, irfana ve şuura dönüşmüyor. Aksine, malumatfuruşluk çoğalıyor ve sathîlik yaygınlaşıyor. Her konudan küçük kırıntılarla dolan zihinlerde, dört başı mamur ve tutarlı tefekkür süreçleri bir türlü filizlenmiyor. Buna bir de milletçe âdeta alamet-i fârikamız olan unutkanlığımızı ve hafızamızın zayıflığını eklediğimizde, karşımızda doğrusu insana esef verecek bir manzara duruyor.</p>
<p>Derin Tarih yazı işlerinde Eylül sayımızın kapak dosyasının ne olması gerektiğini müzakere ederken, yukarıda bahsettiğim hakikatten hareketle, şunu konuştuk:</p>
<p>“Özellikle gençlerimiz, yakın tarihimize dair çok az şey biliyor. Mesela 12 Eylül dendiği zaman, aklında hiçbir şey canlanmayan milyonlar var. Büyükler ve konuyla ilgilenenler bilebilir, ama yeni nesillere bazı şeyleri tekrar tekrar hatırlatmalıyız.”</p>
<p>Toplantımızı bitirirken, kapak konumuzu da belirlemiştik. Dolayısıyla, bu sayımız daha çok gençler için. Onlara yakın tarihimizdeki çok önemli bir dönüm noktasını yeniden hatırlatmak için. Türkiye’nin içinden geçtiği bir badireyi tekrar gündeme taşımak için. Çünkü, her zaman vurguladığımız gibi: Hafızamız, silahımızdır.</p>
<p>Yeni sayımızda, hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizleri Keşfe Devam</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/denizleri-kesfe-devam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 13:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9683</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu’nu derinlemesine ve çok yönlü anlamaya gayret ederken, tarih boyunca Batılı devletlerle denizlerde sürdürülen mücadeleye ayrı bir önem veriyoruz. Bunun iki sebebi var: Hem çok az bilinen bir konu bu, hem de hâlâ güncel ve gündemimizde. Bugün “Mavi Vatan” diye bir iddiamız varsa, Akdeniz’de ve diğer denizlerde yaşananları çok iyi kavramaktan başka çare yok. Bu düşünceden hareketle, Aralık 2021 sayımızda kapak başlığımız “Dalgaların Efendileri &#8211; Denizlerde Osmanlı Hâkimiyeti” idi. Temmuz 2022’de Kıbrıs’ı ele aldık. Ocak 2023’te Rodos’a odaklandık. Nisan 2023’te konumuz, dengeleri değiştiren bir mega proje olarak Süveyş Kanalı’ydı. Tüm bu dosyalarımızdan çok güzel ve olumlu geri dönüşler aldık.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı İmparatorluğu’nu derinlemesine ve çok yönlü anlamaya gayret ederken, tarih boyunca Batılı devletlerle denizlerde sürdürülen mücadeleye ayrı bir önem veriyoruz. Bunun iki sebebi var: Hem çok az bilinen bir konu bu, hem de hâlâ güncel ve gündemimizde. Bugün “Mavi Vatan” diye bir iddiamız varsa, Akdeniz’de ve diğer denizlerde yaşananları çok iyi kavramaktan başka çare yok.</p>
<p>Bu düşünceden hareketle, Aralık 2021 sayımızda kapak başlığımız “Dalgaların Efendileri &#8211; Denizlerde Osmanlı Hâkimiyeti” idi. Temmuz 2022’de Kıbrıs’ı ele aldık. Ocak 2023’te Rodos’a odaklandık. Nisan 2023’te konumuz, dengeleri değiştiren bir mega proje olarak Süveyş Kanalı’ydı. Tüm bu dosyalarımızdan çok güzel ve olumlu geri dönüşler aldık. Hepsinde de ortak mesaj şuydu: “Meğer çok az tanıyormuşuz!” En güzeli de, biz gündeme aldıktan sonra kalkıp Kıbrıs’a, Rodos’a giderek oradaki İslâm mirasını yeniden keşfeden meraklı okurlarımızdan bize ulaşan heyecan dolu cümlelerdi.</p>
<p>Ve şimdi, Girit dosyasıyla huzurlarınızdayız. Akdeniz’de bir Osmanlı rüyası, Girit&#8230; Çok uzun bir kuşatmadan sonra İslâm mülkü haline getirilen, sonrasında Akdeniz’deki güç mücadelesinde sürekli bir odak noktası olan, ardından mübadele tecrübesiyle birikimini ve kültürünü Anadolu’ya aktaran Girit&#8230;</p>
<p>Her zaman olduğu gibi Girit dosyasında da konunun uzmanı isimler, yetkin değerlendirmeleriyle meseleyi en anlaşılır ve net biçimde ortaya koydular. Yıllar boyu okunacak ve başvuru kaynağı olarak görülecek bir sayı hazırladığımıza inanıyorum.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2023">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Acılarla Dolu Bir Dönem&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/acilarla-dolu-bir-donem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 10:58:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9567</guid>

					<description><![CDATA[Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 30 Eylül 2021 akşamı Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransız ordusu saflarında savaşan askerlerin torunlarını ağırladı. Normal şartlarda bu davetin muhtemelen haber değeri bile olmayacakken, Macron’un kurduğu bazı cümleler, olayı manşetlere taşıdı: “Cezayir’in bir millet olarak inşası, dikkate değer bir konu. Fransız sömürge yönetiminden önce Cezayir milleti var mıydı? Esas soru bu. Daha önce başka sömürgeciler de gelip geçti. Onların unutturulup sadece Fransa’nın öne çıkarılması… Cezayir resmî tarihi, gerçekler üzerine değil, sadece Fransa nefreti üzerine bina edilmiştir.” Macron’un tavrı, pişkinlik kavramının somut bir örneğiydi. 1830’dan 1962’ye kadar Fransa’nın Cezayir’de imza attığı mezalimin bütün delilleri ortadayken,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 30 Eylül 2021 akşamı Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransız ordusu saflarında savaşan askerlerin torunlarını ağırladı. Normal şartlarda bu davetin muhtemelen haber değeri bile olmayacakken, Macron’un kurduğu bazı cümleler, olayı manşetlere taşıdı: “Cezayir’in bir millet olarak inşası, dikkate değer bir konu. Fransız sömürge yönetiminden önce Cezayir milleti var mıydı? Esas soru bu. Daha önce başka sömürgeciler de gelip geçti. Onların unutturulup sadece Fransa’nın öne çıkarılması… Cezayir resmî tarihi, gerçekler üzerine değil, sadece Fransa nefreti üzerine bina edilmiştir.”</p>
<p>Macron’un tavrı, pişkinlik kavramının somut bir örneğiydi. 1830’dan 1962’ye kadar Fransa’nın Cezayir’de imza attığı mezalimin bütün delilleri ortadayken, Cezayir tarihinin “ön yargılarla dolu” olduğunu dile getirmek… Üstelik bunu yaparken de, Cezayir millî kimliğinin sömürge döneminden önce mevcut bile olmadığını iddia etmek… Buna belki “pişkinlik” demek hafif bile kalır.</p>
<p>Dile kolay, tam 132 yıl boyunca, Cezayirliler Fransız sömürgeciliğinin en acı örneklerini tecrübe ettiler. Katledildiler, yeraltı ve yer üstü zenginliklerinden oldular, kültürleri ve mimarî varlıkları saldırıya uğradı, nice nesiller benliklerini yitirdiler… Geriye, bugün yaraları hâlâ tam anlamıyla sarılamayan bir trajediler yığını kaldı.</p>
<p>5 Temmuz, her yıl Cezayir’de “bağımsızlık günü” olarak kutlanıyor. Bu vesileyle, biz de Derin Tarih olarak, Fransa’nın sömürgecilik sabıkasının ve Cezayir halkının yaşadıklarının üzerine güçlü bir projektör tutmaya karar verdik. Dosyamız yine her zamanki gibi alanında uzman isimlerin katkılarıyla, dört başı mamur bir çalışma olarak huzurlarınızda. Sayfalar arasında gezinirken şaşkınlık, üzüntü ve öfkeyi aynı anda yaşayacak, aynı zamanda mazlum bir halkın sömürgecilere sergilediği direniş azmine de hayran olacaksınız.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hâce Nizâmülmülk’ün Diriltici Soluğu…</title>
		<link>https://www.derintarih.com/editorden/hace-nizamulmulkun-diriltici-solugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 14:01:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9473</guid>

					<description><![CDATA[İsfahan’ın ara sokaklarında, neredeyse terk edilmiş gibi duran bir binanın önündeyiz. Eyvanın altındaki eski ahşap kapı sımsıkı kapalı. Birazdan, mütebessim çehreli bir adam sokağın başında beliriyor ve elindeki anahtarla kapıyı açıyor. Yol seviyesinden aşağı birkaç basamak iniyoruz. Küçük avlunun tam karşısında, turkuaz süslemeli zeminin ortasında mermer bir lahit duruyor. Yaklaşıyoruz. Kitabesi yok, ama mermer lahidin altında yatan kişiyi çok iyi tanıyoruz: Ebû Alî Kıvâmuddîn Hasen b. Alî b. İshâk et-Tûsî. Veya tarih huzurunda şöhret bulduğu isimle: Nizâmülmülk. İslâm tarihinin en karmaşık dönemlerinden birinde yaşayan Nizâmülmülk, sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir siyaset teorisyeniydi. Kaleme aldığı Siyasetnâme -kendi ifadesiyle-&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsfahan’ın ara sokaklarında, neredeyse terk edilmiş gibi duran bir binanın önündeyiz. Eyvanın altındaki eski ahşap kapı sımsıkı kapalı. Birazdan, mütebessim çehreli bir adam sokağın başında beliriyor ve elindeki anahtarla kapıyı açıyor. Yol seviyesinden aşağı birkaç basamak iniyoruz. Küçük avlunun tam karşısında, turkuaz süslemeli zeminin ortasında mermer bir lahit duruyor. Yaklaşıyoruz. Kitabesi yok, ama mermer lahidin altında yatan kişiyi çok iyi tanıyoruz: Ebû Alî Kıvâmuddîn Hasen b. Alî b. İshâk et-Tûsî. Veya tarih huzurunda şöhret bulduğu isimle: Nizâmülmülk.</p>
<p>İslâm tarihinin en karmaşık dönemlerinden birinde yaşayan Nizâmülmülk, sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir siyaset teorisyeniydi. Kaleme aldığı <em>Siyasetnâme</em> -kendi ifadesiyle- “hiçbir hükümdarın ilgisiz kalamayacağı, sayesinde din ve dünya işlerinin daha kolay yürütüleceği” bir metindir. Yazıldığı zamandan günümüze <em>Siyasetnâme</em>’ye ilginin hiç azalmaması ve sürekli atıf yapılan bir kitap olması da, Nizâmülmülk’ün öngörüsüne işarettir.</p>
<p>14 Ekim 1092’de bir Haşhâşî suikastçısı tarafından öldürülünceye kadar Büyük Selçuklu Devleti’nin omurgasını teşkil eden Nizâmülmülk, hem hayatı hem eserleri hem de İslâm siyaset geleneğinde bugünlere kadar uzanan derinlemesine tesirleriyle, yakından tanınması gereken bir şahsiyettir.</p>
<p><em>Derin Tarih</em>’in bu sayısında kapak konusu olarak Nizâmülmülk’ü tercih ederken, bu siyaset bilgesini yeni kuşaklara tekrar hatırlatmak ve tanıtmak, bunu yaparken de bundan sonraki zamanlar için ilham ve işaret olacak bazı ayrıntıları yakalamak amacındaydık. Dosyamıza katkı sunan kıymetli isimlerin değerlendirmeleriyle, bu amaca ulaştığımızı düşünüyorum.</p>
<p>Hayırla görüşmek üzere&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2023">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
