﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Efsaneler ve Gerçekler &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/efsaneler-ve-gercekler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jan 2024 08:44:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Efsaneler ve Gerçekler &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yahudilik’teki Zerdüştlük İzleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/yahudilikteki-zerdustluk-izleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Taşpınar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 08:44:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10084</guid>

					<description><![CDATA[Yahudilik olarak bilinen din, asıl itibariyle Babil Sürgünü sonrasında Pers hâkimiyeti dönemindeki kültürel ve dinî etkileşim sonucu ortaya çıkmıştır. Ahirzamana ilişkin inançlar dahil olmak üzere “kurtarıcı Mesih” inancı, Aramicenin din ve kültür dili olarak kabulü, meleklere dair inançların teşekkülü, yazılı Tevrat metninin yanında ondan daha güçlü bir otoriteye sahip olan Talmud külliyatının tesisi Perslerin yönetimi esnasında Babil’de gerçekleşmiştir. Kısacası, bugün Yahudilik diye adlandırdığımız din, Pers krallarının siyasî desteği ile formüle edilmiş olup pek çok tasarım ve kavramı Zerdüştlük’ten temellük etmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yahudilik olarak bilinen din, asıl itibariyle Babil Sürgünü sonrasında Pers hâkimiyeti dönemindeki kültürel ve dinî etkileşim sonucu ortaya çıkmıştır. Ahirzamana ilişkin inançlar dahil olmak üzere “kurtarıcı Mesih” inancı, Aramicenin din ve kültür dili olarak kabulü, meleklere dair inançların teşekkülü, yazılı Tevrat metninin yanında ondan daha güçlü bir otoriteye sahip olan Talmud külliyatının tesisi Perslerin yönetimi esnasında Babil’de gerçekleşmiştir. Kısacası, bugün Yahudilik diye adlandırdığımız din, Pers krallarının siyasî desteği ile formüle edilmiş olup pek çok tasarım ve kavramı Zerdüştlük’ten temellük etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-ocak-kasim-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskenderiye Kütüphanesi’ni Müslümanlar Mi Yakti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/iskenderiye-kutuphanesini-muslumanlar-mi-yakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 09:15:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9295</guid>

					<description><![CDATA[Mısır’ın tarihî birikiminin en kayda değer alametlerinden olan ve MÖ 3. yüzyılın başlarında Ptolemaioslar tarafından kurulan İskenderiye Kütüphanesi, şaibeli bir “hikâye”ye sahip. Buna göre, Mısır Amr bin Âs tarafından fethedildiğinde, bu devasa kütüphanedeki kitaplar “İslâm’a zarar verebileceği” endişesi üzerine Halife Hz. Ömer’in (ra) emriyle imha edilmiş. Bu hikâye uzun bir dönem Batılı kalem erbabının dilinde dolanmış, Müslümanlara dahi sömürgeciler tarafından tarihleri böyle anlatılmıştır. Peki, işin aslı nedir? &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mısır’ın tarihî birikiminin en kayda değer alametlerinden olan ve MÖ 3. yüzyılın başlarında Ptolemaioslar tarafından kurulan İskenderiye Kütüphanesi, şaibeli bir “hikâye”ye sahip. Buna göre, Mısır Amr bin Âs tarafından fethedildiğinde, bu devasa kütüphanedeki kitaplar “İslâm’a zarar verebileceği” endişesi üzerine Halife Hz. Ömer’in (ra) emriyle imha edilmiş. Bu hikâye uzun bir dönem Batılı kalem erbabının dilinde dolanmış, Müslümanlara dahi sömürgeciler tarafından tarihleri böyle anlatılmıştır. Peki, işin aslı nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2023">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araplar Yahudilere Toprak Sattı Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/araplar-yahudilere-toprak-satti-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:10:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[Aliyah]]></category>
		<category><![CDATA[banker]]></category>
		<category><![CDATA[Moses Montefiore]]></category>
		<category><![CDATA[Rothschild]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7158</guid>

					<description><![CDATA[İsmi bugün İsrail’in pek çok caddesine, sokağına ve mahallesine verilen, İsrail banknotu üzerinde iki defa resmi kullanılan İngiliz Yahudisi banker Moses Montefiore, 19. yüzyılın başlarında dindaşlarının durumunu yerinde görmek için Filistin topraklarına gittiğinde hayretler içinde kalmıştı. Karşılaştığı, Tel el-Kâdî ile Bi’rü’seb’a arasında yayılmış olan bölgede sefalet, yokluk, zillet içinde kıvranan az sayıdaki Yahudiden başka bir şey değildi. Hemen payitahta giderek Filistin topraklarında sefalet içinde yaşayan bu Yahudiler için konak yapma talebinde bulunan Montefiore, İngiltere nezdindeki nüfuzuyla bu talebini gerçekleştirdi. 1860’ta tamamlanan Kudüs kadim şehrinin dışındaki ilk Yahudi mahallesi olma özelliğine sahip Mişkenot Şa’ananim, Montefiore’un bu gayretlerinin eseriydi. 1890 yılında iki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsmi bugün İsrail’in pek çok caddesine, sokağına ve mahallesine verilen, İsrail banknotu üzerinde iki defa resmi kullanılan İngiliz Yahudisi banker Moses Montefiore, 19. yüzyılın başlarında dindaşlarının durumunu yerinde görmek için Filistin topraklarına gittiğinde hayretler içinde kalmıştı. Karşılaştığı, Tel el-Kâdî ile Bi’rü’seb’a arasında yayılmış olan bölgede sefalet, yokluk, zillet içinde kıvranan az sayıdaki Yahudiden başka bir şey değildi. Hemen payitahta giderek Filistin topraklarında sefalet içinde yaşayan bu Yahudiler için konak yapma talebinde bulunan Montefiore, İngiltere nezdindeki nüfuzuyla bu talebini gerçekleştirdi. 1860’ta tamamlanan Kudüs kadim şehrinin dışındaki ilk Yahudi mahallesi olma özelliğine sahip Mişkenot Şa’ananim, Montefiore’un bu gayretlerinin eseriydi. 1890 yılında iki cilt halinde basılan günlükleri meseleyle alakalı ilginç anekdotlar da sunmaktadır.</p>
<p>19. yüzyılın başlarında Osmanlı tebaası Yahudiler için gösterilen bu müsamaha, aynı yüzyılın sonlarında toplanan, Filistin’le alakalı planların artık alenen dile getirildiği ilk Dünya Siyonist Kongresi’nden çok önce yerini çelikten bir duvara bırakmıştır.</p>
<p>Kimi gerekçelerle bulundukları ülkeleri terk eden Yahudilerin özellikle 1880’lerden itibaren -arşiv vesikalarında görebildiğimiz kadarıyla Osmanlı tarafından engellenmelerine rağmen- Filistin’e göç etmeleri, bir İslâm beldesi olan bölgenin demografik yapısının değişmesine yol açtı. “Aliyah” olarak bilinen bu Yahudi göçlerinden 1882-1903 yılları arasında gerçekleşen ilk göçte 20 bin küsur kişi, 1904-14 arasındakinde ise 30 bin küsur kişi Filistin topraklarına yerleşti. Niyeti buraya kalıcı yerleşmek olan ve arkasında büyük fonların bulunduğu bu yapıya karşı Osmanlı Devleti de bir savunma mekanizması geliştirmiştir. Yahudilerin Filistin’e yerleşim meselesiyle alakalı arşivde bulunan sayısız vesika, Filistin arazisinden toprak edinmek için yapılan hilelere karşı devletin teyakkuzda olduğunu açıkça gösterir. Mesela 1892 tarihli bir vesika, tebdil-i kıyafet ve sahte isimlerle toprak satın almaya çalışan Musevîlerle mücadele hususunda alınacak tavsiyeleri sıralarken, bir yıl sonrasına ait bir başka vesika da Filistin’de toprak satın alıp Yahudilere devreden özellikle Rothschild’ın faaliyetlerine karşı alınacak tedbirleri göstermektedir.</p>
<p>Filistin’in 1917’de Osmanlı hakimiyetinden çıkması ve akabinde bölgede kurulacak bir Yahudi devletine yeşil ışığın yakıldığı Balfour Deklerasyonu’yla artık her şey çok daha müşahhas bir suret kazanmıştır. Fakat bu tarihte Filistindeki Yahudi nüfusu 50 bin civarındaydı ve bu oran bölgenin toplam nüfusunun %7 küsurluk bir kısmını oluşturmaktaydı. Yahudilerin çeşitli yöntemlerle sahip oldukları topraklar ise bütün Filistin arazisinin %2’sinden biraz daha fazlasına denk geliyordu. Bu durumda iddia edilen devletin hangi toprak ve nüfusla kurulacağı sorusu hiç şüphesiz Gertrude Bell’e Balfour Deklerasyonu hakkında “gerçeklerden kopuk ve tamamen yapay” dedirtmişti. Fakat her şey yavaş yavaş, bir plan çerçevesinde gerçekleşecekti.</p>
<p>Peki nasıl olmuştu da 19. yüzyılın başında esamesi okunmayan bir güruh bu seviyeye gelmişti? Filistinli Araplar gaflette bulunarak topraklarını satmışlar da İsrail devleti aslında bu gafletten istifade ile mi kurulmuştu? Bu propaganda mahsulü soru zihinleri manipüle etmede çok iş görse de hakikat hiç de böyle değildir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cadı Avı Soykırım mı Değil mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/cadi-avi-soykirim-mi-degil-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adam Jones]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 06:11:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[apartheid]]></category>
		<category><![CDATA[Behringer]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı]]></category>
		<category><![CDATA[Normandiya]]></category>
		<category><![CDATA[Saarland Üniversitesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6510</guid>

					<description><![CDATA[Batılı okuyucu ve araştırmacıların büyük kısmı için “cadı avı” denilince akla hemen, erken modern dönemde Batı, Orta ve Kuzey Avrupa’yı kasıp kavuran, oradan da Amerika’daki kolonilere sıçrayan mezalim gelir. Son 20 yıl zarfında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki cadı avlarına yönelik akademik ilgide deyiş yerindeyse bir patlama yaşandı. Bunun sonucunda ortaya çıkan zengin literatür, konu hakkındaki mevcut (ve genellikle sansasyonel) çerçeveye meydan okudu. Bugün artık biliyoruz ki, 1970’lerin radikal feministlerinin, yaşananları, kurban sayısı milyonları bulan bir “kadın katliamı” olarak sunmaları gerçeği çarpıtıyordu; çünkü 300 yıl boyunca Avrupa’da katledilenlerin sayısı ancak on binlerle ifade edilebilirdi. Bu süreçte kadın düşmanlığı göze çarpıyor olsa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batılı okuyucu ve araştırmacıların büyük kısmı için “cadı avı” denilince akla hemen, erken modern dönemde Batı, Orta ve Kuzey Avrupa’yı kasıp kavuran, oradan da Amerika’daki kolonilere sıçrayan mezalim gelir. Son 20 yıl zarfında Avrupa ve Kuzey Amerika’daki cadı avlarına yönelik akademik ilgide deyiş yerindeyse bir patlama yaşandı. Bunun sonucunda ortaya çıkan zengin literatür, konu hakkındaki mevcut (ve genellikle sansasyonel) çerçeveye meydan okudu.</p>
<p>Bugün artık biliyoruz ki, 1970’lerin radikal feministlerinin, yaşananları, kurban sayısı milyonları bulan bir “kadın katliamı” olarak sunmaları gerçeği çarpıtıyordu; çünkü 300 yıl boyunca Avrupa’da katledilenlerin sayısı ancak on binlerle ifade edilebilirdi. Bu süreçte kadın düşmanlığı göze çarpıyor olsa da baskın unsur değildi. Kurbanların yüzde 25’i erkekti, hatta erkekler bazı yerlerde (İzlanda, Estonya, Normandiya) çoğunluğu oluşturuyordu. Yine yoksul ve dışlanmış kesimlerin, kadın erkek fark etmeksizin cadılık suçlamaları için biçilmiş kaftan olduğu iddiası da çoğu kez geçerli görünmüyor. “Geniş kapsamlı cadı avları süresince kurbanların sosyal profilleri kati surette değişti” diye yazıyor Saarland Üniversitesi’nden Wolfgang Behringer, <em>Witches and Witch-Hunts</em> (Cadılar ve Cadı Avları) adlı kitabında. Ona göre bu değişim “kırsal kesimden gelen fakirleşmiş yaşlı dullardan”, “şehirli zengin ev kadınlarına ve onların kocalarına” doğru gerçekleşti. Almanya’daki pek çok vakada, cadılığa karşı yürütülen katliamlar “en zengin vatandaşları, ruhbanları, soyluları ve devlet görevlilerini”, yani “erkek yönetici elitini” silip süpürmüştü.</p>
<p>Şimdiye kadar konuyla alakalı bilmediğimiz bir husus, erken modern dönemdeki bu cadı avlarının, antik çağlarda başlayıp günümüze uzanan dünya tarihinin geniş yelpazesi içerisinde nereye oturduğuydu. Böylesi kapsamlı bir değerlendirmeyi Profesör Behringer kendisine hedef olarak seçmiş. Kitabında bu hedefine ulaşmış görünüyor; soykırım araştırmacılarının ve öğrencilerin ilgisini fazlasıyla hak ediyor.</p>
<p>Daha kitabının başında beklentilerimize meydan okuyor. Söze yüzyıllar öncesinin Avrupa’sıyla başlamak yerine, Güney Afrika’da apartheid döneminin sonlarında yaşanan bir anekdotu aktarıyor: “Eldeki kaynakların gösterdiğine göre, cadılıkla uğraştığı suçlamasıyla 20. yüzyılın ikinci yarısında öldürülen insan sayısı, aynı suçlamayla tarihin diğer dönemlerinin çoğunda öldürülenden daha fazla.” Behringer insanlığın binlerce yıllık tarihine göz gezdiriyor ve “sadece cadılığa dair inancın değil, cadı avı uygulamasının da evrensel bir fenomen olduğuna dair” Afrika’dan, Asya’dan ve Amerika’dan deliller getiriyor. Genel okuyucu, Behringer’in Avrupa’nın yüzlerce yıllık tarihi içinden temin ettiği on yıllarca süren cadı avlarına dair verdiği karmaşık detaylardan bunalabilir. Avrupa’da devlet oluşumunun bu erken aşamasında, siyasî otoritenin çakışan katmanlarının da karışıklığı kaçınılmaz bir şekilde arttırdığını belirtmeliyiz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pamuk Prenses Hangisi? Talihsiz Margarete Mi, Üvey Anne Mağduru Maria Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/pamuk-prenses-hangisi-talihsiz-margarete-mi-uvey-anne-magduru-maria-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 22:33:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[Eckhard Sander]]></category>
		<category><![CDATA[Margarete ile Maria’nın Pamuk Prenseslik yarışı]]></category>
		<category><![CDATA[Pamuk Prenses]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2961</guid>

					<description><![CDATA[Grimm Kardeşlerin Pamuk Prenses’i Ortaçağ’da yaşamış bir kontun talihsiz kızı Margarete olabilir mi? Yoksa 18. yüzyılın başında Bavyera bölgesinde yaşayan, üvey annesinden çok çekmiş prenses Maria Sophia mı? Margarete ile Maria’nın Pamuk Prenseslik yarışını kim kazanacak dersiniz? İddiaları okuyup siz karar verin. Alman tarihçi Eckhard Sander, 1994 tarihli Schneewittchen: Marchen oder Wahrheit? (Pamuk Prenses: Bir masal mı?) adlı kitabında masalın Alman kontes Margarete von Waldeck’in (d. 1533) hayatından izler taşıdığını iddia etmişti. Waldeck-Wildungen Kontu IV. Philip’in güzelliği ve iyi kalpliliğiyle meşhur kızı Margarete 12’sine geldiğinde, dayısı Johann Cirksena’nın yanına, “7 tepe” anlamına gelen Siebengebirge bölgesindeki Valkenburg Şatosu’na gönderilir. 16’sında ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Grimm Kardeşlerin Pamuk Prenses’i Ortaçağ’da yaşamış bir kontun talihsiz kızı Margarete olabilir mi? Yoksa 18. yüzyılın başında Bavyera bölgesinde yaşayan, üvey annesinden çok çekmiş prenses Maria Sophia mı? Margarete ile Maria’nın Pamuk Prenseslik yarışını kim kazanacak dersiniz? İddiaları okuyup siz karar verin.</p>
<p>Alman tarihçi Eckhard Sander, 1994 tarihli <em>Schneewittchen: Marchen oder Wahrheit?</em> (Pamuk Prenses: Bir masal mı?) adlı kitabında masalın Alman kontes Margarete von Waldeck’in (d. 1533) hayatından izler taşıdığını iddia etmişti.</p>
<p>Waldeck-Wildungen Kontu IV. Philip’in güzelliği ve iyi kalpliliğiyle meşhur kızı Margarete 12’sine geldiğinde, dayısı Johann Cirksena’nın yanına, “7 tepe” anlamına gelen Siebengebirge bölgesindeki Valkenburg Şatosu’na gönderilir. 16’sında ise Brüksel’e, Hollanda ve Macaristan Kraliçesi Mary’nin yanına&#8230;</p>
<p>Burada, daha sonra İspanya kralı olacak olan Felipe (II)’ye âşık olur. Babası ve üvey annesi “politik olarak uygunsuz buldukları” bu ilişkiye onay vermezler. Oradan oraya, tam bir sürgün hayatı yaşayan zavallı Margarete’nin yüzü aşktan yana da gülmez anlayacağınız. Daha 21’indeyken de şüpheli bir şekilde hayatını kaybeder. İşaretler zehirlendiğini göstermektedir. İlginç olan, bir cinayet gibi değil de bir hastalığa yakalanmış intibaı uyandıracak şekilde zehirlenmiş olması. Ayrıca ölümünden kısa süre önce kaleme aldığı mektuptaki okunaksız ve çapraşık el yazısı zehirlendiği yönündeki şüpheleri güçlendiriyor Sander’e göre.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2017">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Sömürgecilik Tarihinin En Büyük Stratejik Fiyaskosu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/ingiliz-somurgecilik-tarihinin-en-buyuk-stratejik-fiyaskosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Avi Shlaim]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<category><![CDATA[Balfour Deklarasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin'deki azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2864</guid>

					<description><![CDATA[Balfour Deklarasyonu’nun tarihin seyrini değiştirmesinin üzerinden 100 yıl geçti. Ne var ki, İngiltere halen, ne Filistinlilerin İsrail tarafından gasp edilen kendi kaderlerini tayin etme hakkını, ne de kendisinin bütün bu süreçte bir suç ortağı olduğu gerçeğini kabul ediyor. 2 Kasım 1917 tarihinde yayınlanan Balfour Deklarasyonu, tarihin akışını değiştiren kısa bir belgeydi. Bu belge ile İngiliz hükümeti, “Filistin’de yaşayan ve Yahudiler dışında kalan toplulukların medeni ve dinî haklarına halel getirmemesi şartıyla” Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasına destek vereceğini ilan etmişti. O zamanlarda Yahudiler Filistin nüfusunun %10’unu meydana getiriyordu: Filistin’de 60 bin kadar Yahudi, 600 bin kadar da Arap yaşamaktaydı. Ne var&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Balfour Deklarasyonu’nun tarihin seyrini değiştirmesinin üzerinden 100 yıl geçti. Ne var ki, İngiltere halen, ne Filistinlilerin İsrail tarafından gasp edilen kendi kaderlerini tayin etme hakkını, ne de kendisinin bütün bu süreçte bir suç ortağı olduğu gerçeğini kabul ediyor.</p>
<p>2 Kasım 1917 tarihinde yayınlanan Balfour Deklarasyonu, tarihin akışını değiştiren kısa bir belgeydi. Bu belge ile İngiliz hükümeti, “Filistin’de yaşayan ve Yahudiler dışında kalan toplulukların medeni ve dinî haklarına halel getirmemesi şartıyla” Filistin’de bir Yahudi yurdunun kurulmasına destek vereceğini ilan etmişti.</p>
<p>O zamanlarda Yahudiler Filistin nüfusunun %10’unu meydana getiriyordu: Filistin’de 60 bin kadar Yahudi, 600 bin kadar da Arap yaşamaktaydı. Ne var ki İngiltere, Filistin’deki bu küçük azınlığın ulusal olarak kendi kaderini tayin etme hakkını tanırken, çoğunluğun bu hakkı kullanmasını kesin bir şekilde reddetmiş oluyordu. Yahudi yazar Arthur Koestler’in ifadesiyle, burada gördüğümüz, bir ulusun başka bir ulusa, üçüncü bir ulusun topraklarını vaat etmesiydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Makûs Talih” İltifatının Gerçek Sahibi 62 Yıl Önce Ne Anlattı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/makus-talih-iltifatinin-gercek-sahibi-62-yil-once-ne-anlatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yücel Bulut]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 13:06:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2550</guid>

					<description><![CDATA[Sel Yayınları tarafından 1950’li yılların ortalarında basılan, ya­kın tarihle ilgili bir seri cep ki­tapçığından Kılıç Ali’nin Hâtıraları’n­da 2. İnönü Muharebesi’nin ardından Mustafa Kemal’in Cephe Kumandanı İsmet Bey’e çektiği meşhur telgrafın aslında Hamdullah Suphi Bey tarafın­dan yazılıp çekildiği anlatılır. (Yakup Kadri de Politikada 45 Yıl adlı eserinde aynı hadiseden bahsetmiştir.) Henüz 18-19 yaşlarında, İTÜ öğren­cisi bir genç olarak öğrendiğimizin dı­şında bir ifade ile karşılaşınca bunun aslını, oturduğu konağın evimize ya­kınındaki Horhor Yokuşu’nda bulun­duğunu yakinen bildiğim Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’den öğrenmek hevesine kapılıp kendisine bir mektup yazdım. Tarih, Kasım 1955. Lütfetmiş­ler, evimize telefon açıldı ve hemen o hafta içindeki perşembe günü, Suphi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sel Yayınları tarafından 1950’li yılların ortalarında basılan, ya­kın tarihle ilgili bir seri cep ki­tapçığından Kılıç Ali’nin Hâtıraları’n­da 2. İnönü Muharebesi’nin ardından Mustafa Kemal’in Cephe Kumandanı İsmet Bey’e çektiği meşhur telgrafın aslında Hamdullah Suphi Bey tarafın­dan yazılıp çekildiği anlatılır. (Yakup Kadri de Politikada 45 Yıl adlı eserinde aynı hadiseden bahsetmiştir.)</p>
<p>Henüz 18-19 yaşlarında, İTÜ öğren­cisi bir genç olarak öğrendiğimizin dı­şında bir ifade ile karşılaşınca bunun aslını, oturduğu konağın evimize ya­kınındaki Horhor Yokuşu’nda bulun­duğunu yakinen bildiğim Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’den öğrenmek hevesine kapılıp kendisine bir mektup yazdım. Tarih, Kasım 1955. Lütfetmiş­ler, evimize telefon açıldı ve hemen o hafta içindeki perşembe günü, Suphi Paşa Konağı’nda saat 16.00’da bekledik­lerini ifade ettiler. Nazik davetlerine icabet ettim ve konağa gittim. Beni üst kattaki büyük ve mutantan salona al­dılar. Bekletmeden teşrif etti. Hatırımı sordu ve sualimi tekrar ettirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-temmuz2017">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Soruda Haşhâşîler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/15-soruda-hashasiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Alican]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2016 21:10:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1401</guid>

					<description><![CDATA[FETÖ mensubu hain subaylardan oluşan askerî cuntanın darbe girişiminde Türkiye, devleti ve milletiyle büyük bir tehlike atlattı. Millî iradenin tecelligâhı olan TBMM milletin vergileriyle alınan uçaklarla bombalandı. 241 kahraman vatandaşımız maliyetlerini bizzat karşıladıkları kurşunların hedefi oldu. Kısa vadede ülkemiz ve milletimiz açısından büyük bir üzüntü kaynağı olan hadise, hiç kuşku olmasın ki, uzun vadede büyük bir hayra inkılâb edecek olan (Cumhurbaşkanımızın deyimiyle) “Allah’ın bir lütfu” idi. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir ihanet şebekesi deşifre oldu ve Türkiye’nin “bağırsaklarını temizleyebilmesi” için güçlü bir fırsat doğdu. “Bayrak, Türkçe, İslamî hassasiyetler, eğitim, Türkiye’nin dünyadaki itibarı” gibi hiçbir Türk vatandaşının kayıtsız kalamayacağı değerleri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>FETÖ mensubu hain subaylardan oluşan askerî cuntanın darbe girişiminde Türkiye, devleti ve milletiyle büyük bir tehlike atlattı. Millî iradenin tecelligâhı olan TBMM milletin vergileriyle alınan uçaklarla bombalandı. 241 kahraman vatandaşımız maliyetlerini bizzat karşıladıkları kurşunların hedefi oldu. Kısa vadede ülkemiz ve milletimiz açısından büyük bir üzüntü kaynağı olan hadise, hiç kuşku olmasın ki, uzun vadede büyük bir hayra inkılâb edecek olan (Cumhurbaşkanımızın deyimiyle) “Allah’ın bir lütfu” idi. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir ihanet şebekesi deşifre oldu ve Türkiye’nin “bağırsaklarını temizleyebilmesi” için güçlü bir fırsat doğdu.</p>
<p>“Bayrak, Türkçe, İslamî hassasiyetler, eğitim, Türkiye’nin dünyadaki itibarı” gibi hiçbir Türk vatandaşının kayıtsız kalamayacağı değerleri suiistimal ederek on yıllar boyunca sosyal, siyasî ve ekonomik hayatımızın her alanında yuvalanan FETÖ’nün bütün uzantılarıyla birlikte tasfiye edilmesi, hem Türkiye, hem de İslam dünyası açısından yeni bir yükseliş çağının başlangıcı olabilecek bir imkân barındırmaktadır.</p>
<p>Bununla birlikte daha önce gördüğümüz terör örgütlerinden farklı olan ve zehirli bir kene ya da metastaz yapmış bir kanser hücresi gibi milletin bağrına yapışmış olan FETÖ’nün bütünüyle yok edilebilmesi için örgütün sosyal ve siyasî analizinin yapılması, teşkilatlanma tekniklerinin derinlemesine çözümlenmesi, tarihî referansları ve gelecek projeksiyonunun sarahaten ortaya konulması gerekir.</p>
<p>FETÖ mensuplarını tarif etmek için kullanılan “Haşhâşî” ifadesi, örgütü tarihî bir çerçeve içerisinde anlamlandırmak için oldukça işlevsel bir tanım gibi gözüküyor. 28 Şubat sonrasında İsmail Nacar ve İlhan Selçuk gibi yazarların Fetullah Gülen etrafındaki yapıyı analiz ederken, biraz çekingen bir dille de olsa işaret ettikleri “tevil ve takiyye” gibi ilkeleri düstur edinmiş geleneksel Bâtınî harekete bir gönderme olan bu kelime, doğrudan doğruya örgütü tanımlamak için 2014 yılı başında ilk defa dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldığında kamuoyunda büyük bir şaşkınlık oluşmuştu.</p>
<blockquote><p>Haşhâşîlik nasıl ortaya çıktı? Çalışma sistemleri ve teşkilat yapıları nasıldı? Daha da önemlisi FETÖ hareketiyle ortak noktaları nelerdir? Mustafa Alican cevaplıyor.</p></blockquote>
<p>FETÖ ile ilişkilendirilen Haşhâşîlerin temel özelliklerini 15 maddede inceleyelim:</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-eylul2016">Derin Tarih Eylül Sayısında&#8230;</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Karabekir’e Suikast Emri Verdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/efsaneler-ve-gercekler/mustafa-kemal-karabekire-suikast-emri-verdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muzaffer Taşyürek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 02:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Efsaneler ve Gerçekler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1048</guid>

					<description><![CDATA[Kongre sürecinde yaşananlar hiç de ders kitaplarının yazdığı, öğretmen ve akademisyenlerimizin anlattığı gibi değil. Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’dan Sivas’a, oradan Ankara’ya gidişi henüz gerçek yönleriyle anlatılmış değil. İlk Meclis’te görev alan Erzurum mebuslarını, bırakın başka yerlerdekilerini, kaç Erzurumlu tanıyor? Süleyman Necati, Hüseyin Avni (Ulaş), Celâleddin Arif Bey bizim için ne anlam ifade ediyor mesela? Sorular iç içe ve pek çok. Cevapları da bir o kadar girift ve hassas. Akademisyenler bu konulara yeni yeni giriyor. Bunlardan biri İsmail Eyüpoğlu. 2009’da Erzurum’da yayınladığı Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir İttihatçı: Kazım Yurdalan adlı araştırması Erzurum’un yakın tarihi için çok önemli bilgiler aktarıyor. Eyüpoğlu tarihin sisli&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kongre sürecinde yaşananlar hiç de ders kitaplarının yazdığı, öğretmen ve akademisyenlerimizin anlattığı gibi değil. Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’dan Sivas’a, oradan Ankara’ya gidişi henüz gerçek yönleriyle anlatılmış değil.</p>
<p>İlk Meclis’te görev alan Erzurum mebuslarını, bırakın başka yerlerdekilerini, kaç Erzurumlu tanıyor? Süleyman Necati, Hüseyin Avni (Ulaş), Celâleddin Arif Bey bizim için ne anlam ifade ediyor mesela?</p>
<p>Sorular iç içe ve pek çok. Cevapları da bir o kadar girift ve hassas. Akademisyenler bu konulara yeni yeni giriyor. Bunlardan biri İsmail Eyüpoğlu. 2009’da Erzurum’da yayınladığı Osmanlı’dan Cumhuriyete Bir İttihatçı: Kazım Yurdalan adlı araştırması Erzurum’un yakın tarihi için çok önemli bilgiler aktarıyor. Eyüpoğlu tarihin sisli sayfalarından birine kapı aralıyor. Mustafa Kemal Paşa’ya Erzurum mebusları Hüseyin Avni Ulaş ve Celâleddin Arif Bey’in yapmak istedikleri hükümet darbesi ve sonrasında Erzurum’da devam eden komplolarla Kâzım Karabekir’e suikast yapmaya varan süreci içeriden anlatıyor.</p>
<p>Devamı Derin Tarih Dergisi <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-temmuz2016">Temmuz 2016</a> Sayısında&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
