﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gündem &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/gundem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Mar 2025 13:43:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Gündem &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İbn Battûta’nın gözünden 14. Yüzyılda Anadolu’da Ramazan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/ibn-battutanin-gozunden-14-yuzyilda-anadoluda-ramazan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Kalkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2025 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11279</guid>

					<description><![CDATA[İbn Battûta, hac sonrasında dümenini Anadolu’ya kırar ve Ramazan ayını Mayıs 1333’te bu topraklarda idrak eder. Hamîdoğulları ve İnançoğulları beylikleri tarafından ağırlanan seyyah, Anadolu beyliklerinden Osmanlı Devleti’ne giden süreçte Anadolu insanının ve yöneticilerin İslâm’ı nasıl yaşadıklarına ve onu hayatlarına nasıl yansıttıklarına dair önemli şahitlikler aktarır. Yazdıklarından anlaşılmaktadır ki 14. yüzyılda Ramazan ayı Anadolu’da coşkuyla idrak edilmiş, toplumun her kesimi iyilik ve cömertliği arttırarak bu ayın manevî bereketinden istifade etmeyi arzulamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İbn Battûta, hac sonrasında dümenini Anadolu’ya kırar ve Ramazan ayını Mayıs 1333’te bu topraklarda idrak eder. Hamîdoğulları ve İnançoğulları beylikleri tarafından ağırlanan seyyah, Anadolu beyliklerinden Osmanlı Devleti’ne giden süreçte Anadolu insanının ve yöneticilerin İslâm’ı nasıl yaşadıklarına ve onu hayatlarına nasıl yansıttıklarına dair önemli şahitlikler aktarır. Yazdıklarından anlaşılmaktadır ki 14. yüzyılda Ramazan ayı Anadolu’da coşkuyla idrak edilmiş, toplumun her kesimi iyilik ve cömertliği arttırarak bu ayın manevî bereketinden istifade etmeyi arzulamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2025-/-sayi-156">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bayramların Bayramı Cumhuriyet Bayramı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/bayramlarin-bayrami-cumhuriyet-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Oct 2024 10:52:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10844</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet Bayramı, 1 Teşrinisani (Kasım) 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Bayramların Bayramı”  olarak nitelendirilmiştir. Bu vurgu başka gazete manşetlerinde ve köşe yazılarında da karşımıza çıkar. Kuruluşunun ilk yıllarında Cumhuriyet’in ilanını bir bayram havasında kutlamak, toplumda bu şuuru yerleştirmek üzere gösterişli etkinlikler düzenlenmiş, halkın bunlara katılımı teşvik edilmiştir. İşte farklı senelerdeki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına dair basına yansıyanlardan seçtiklerimiz… &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Bayramı, 1 Teşrinisani (Kasım) 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Bayramların Bayramı”  olarak nitelendirilmiştir. Bu vurgu başka gazete manşetlerinde ve köşe yazılarında da karşımıza çıkar. Kuruluşunun ilk yıllarında Cumhuriyet’in ilanını bir bayram havasında kutlamak, toplumda bu şuuru yerleştirmek üzere gösterişli etkinlikler düzenlenmiş, halkın bunlara katılımı teşvik edilmiştir. İşte farklı senelerdeki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına dair basına yansıyanlardan seçtiklerimiz…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2024-/-sayi-150">Derin Tarih Ekim</a></strong><strong><a href="https://birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2024-/-sayi-151"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Asır Önceki Gazetelerden Örneklerle Kurban Bayramı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/bir-asir-onceki-gazetelerden-orneklerle-kurban-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2024 11:11:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10478</guid>

					<description><![CDATA[Kurban derilerinin nereye bağışlanacağı meselesinden kurbanın bir gelenek mi, dinî emir mi olduğu tartışmalarına, kesilme usulünden kurbanın mahiyetini anlamaktan uzak tespitlere bir asır öncesinin gazetelerinden çarpıcı kesitler&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Haziran Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kurban derilerinin nereye bağışlanacağı meselesinden kurbanın bir gelenek mi, dinî emir mi olduğu tartışmalarına, kesilme usulünden kurbanın mahiyetini anlamaktan uzak tespitlere bir asır öncesinin gazetelerinden çarpıcı kesitler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2024-/-sayi-147">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dünyaya Yeniden Gelsem Yine Ressam Olurdum”  Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Resim Sergisi Sizi Bekliyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/dunyaya-yeniden-gelsem-yine-ressam-olurdum-uskudarli-hoca-ali-riza-resim-sergisi-sizi-bekliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:16:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9251</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarihimizin gizli hazinelerinden Üsküdarlı Hoca Ali Rıza’nın seçme eserlerinden oluşan sergi, İstanbul Üsküdar’da açıldı. Eski İstanbul’un sokak aralarından Boğaziçi’nin mutena kıyılarına, üstadın fırçasından maziyi seyretmek, ciltler dolusu kitabı doya doya okumaktan farksız bir tat veriyor. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın tarihimizin gizli hazinelerinden Üsküdarlı Hoca Ali Rıza’nın seçme eserlerinden oluşan sergi, İstanbul Üsküdar’da açıldı. Eski İstanbul’un sokak aralarından Boğaziçi’nin mutena kıyılarına, üstadın fırçasından maziyi seyretmek, ciltler dolusu kitabı doya doya okumaktan farksız bir tat veriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2023">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin En Büyük İlim Ve Kültür Kompleksi Rami Kütüphanesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/turkiyenin-en-buyuk-ilim-ve-kultur-kompleksi-rami-kutuphanesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 06:58:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik Sertifikası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9026</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan, Avrupa’nın ise sayılı kütüphaneleri arasında yer alan Rami Kütüphanesi, ülkemizde, Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi’nin akreditasyon verdiği Biosphere tarafından Sürdürülebilirlik Sertifikası almaya kazanan ilk kurum. Kolay ulaşılabilir konumu ve 24 saat açık olması münasebetiyle isteyen herkese erişim ve kullanım imkânı tanıyan kütüphane, Osmanlı’nın külliye tasavvurunu yaşatmaya aday teşebbüslerden biri. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olan, Avrupa’nın ise sayılı kütüphaneleri arasında yer alan Rami Kütüphanesi, ülkemizde, Küresel Sürdürülebilir Turizm Konseyi’nin akreditasyon verdiği Biosphere tarafından Sürdürülebilirlik Sertifikası almaya kazanan ilk kurum. Kolay ulaşılabilir konumu ve 24 saat açık olması münasebetiyle isteyen herkese erişim ve kullanım imkânı tanıyan kütüphane, Osmanlı’nın külliye tasavvurunu yaşatmaya aday teşebbüslerden biri.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vazelon Manastırı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/vazelon-manastiri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 13:29:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[maçka]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[zabulon dağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8806</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Kiremitli köyü sınırlarında yer alan, Zabulon Dağı’nda 1200 metre yükseklikteki sarp bir kaya üzerine, inançlı Hıristiyanlar tarafından 270’li yıllarda inşa edilen Vazelon Manastırı hem tabiatın hem de tarih kaçakçılarının tahriklerine güçlükle direniyor. Sümela Manastırı’nın inşasına malî kaynak temin eden bu manastır, sırlarını fısıldamak için kendisine uzanacak bir himmet eli gözlüyor. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Kiremitli köyü sınırlarında yer alan, Zabulon Dağı’nda 1200 metre yükseklikteki sarp bir kaya üzerine, inançlı Hıristiyanlar tarafından 270’li yıllarda inşa edilen Vazelon Manastırı hem tabiatın hem de tarih kaçakçılarının tahriklerine güçlükle direniyor. Sümela Manastırı’nın inşasına malî kaynak temin eden bu manastır, sırlarını fısıldamak için kendisine uzanacak bir himmet eli gözlüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kraliçe’nin Mirası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/kralicenin-miras/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Taha Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 13:41:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Msülüman ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[yas ilanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8632</guid>

					<description><![CDATA[Henüz 27 yaşındayken tahta çıktığında 32 devletin resmî olarak hükümdarıydı. Uzun saltanatı boyunca pek çok dönüm noktasına şahitlik etti. İslâm dünyasıyla dikkatli ama sınırları keskin hatlarla belirlenmiş bir ilişki kurdu. Yaşanan hiçbir trajedi konusunda açıktan tavır almadı, herhangi bir katliamı veya suçu açıktan kınamadı. Ölümünün ardından bazı Müslüman ülkelerde “yas” ilân edilmesi ise, yönetici elitler üzerindeki derin tesirini gözler önüne seriyordu&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Henüz 27 yaşındayken tahta çıktığında 32 devletin resmî olarak hükümdarıydı. Uzun saltanatı boyunca pek çok dönüm noktasına şahitlik etti. İslâm dünyasıyla dikkatli ama sınırları keskin hatlarla belirlenmiş bir ilişki kurdu. Yaşanan hiçbir trajedi konusunda açıktan tavır almadı, herhangi bir katliamı veya suçu açıktan kınamadı. Ölümünün ardından bazı Müslüman ülkelerde “yas” ilân edilmesi ise, yönetici elitler üzerindeki derin tesirini gözler önüne seriyordu&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahitlerin Dilinden 28 Şubat’ın Arka Bahçesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/sahitlerin-dilinden-28-subatin-arka-bahcesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:02:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Çevik Bir]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Çiller]]></category>
		<category><![CDATA[DSP]]></category>
		<category><![CDATA[Ezer Weizman]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7842</guid>

					<description><![CDATA[28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yapan Refahyol hükümetiyle, kurulduğu andan itibaren generallerin yıldızı barışmadı. Daha hükümet kurulmadan, Haziran 1996’da Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, RP’nin hükümet olmaması gerektiğini söyleme cüretinde bulunmuştu: “Demirel, yakın dostum. Bunu engellemek için elinden geleni yapacağına eminim. Ordu da sessiz kalmayacak” (Ertunç, 2010: 483). Nitekim generaller, onu haklı çıkarırcasına hükümete sık sık müdahalede bulundular. Hatırlayacaksınız, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Sincan’da hükümete gözdağı için tankların yürütülmesini ‘balans ayarı’ olarak nitelendirmişti. Generallerle hükümet arasındaki gerilim 28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısında zirveye çıktı. Generaller hükümete 28 Şubat bildirisi ile ilan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yapan Refahyol hükümetiyle, kurulduğu andan itibaren generallerin yıldızı barışmadı. Daha hükümet kurulmadan, Haziran 1996’da Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, RP’nin hükümet olmaması gerektiğini söyleme cüretinde bulunmuştu: “Demirel, yakın dostum. Bunu engellemek için elinden geleni yapacağına eminim. Ordu da sessiz kalmayacak” (Ertunç, 2010: 483). Nitekim generaller, onu haklı çıkarırcasına hükümete sık sık müdahalede bulundular. Hatırlayacaksınız, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Sincan’da hükümete gözdağı için tankların yürütülmesini ‘balans ayarı’ olarak nitelendirmişti.</p>
<p>Generallerle hükümet arasındaki gerilim 28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısında zirveye çıktı. Generaller hükümete 28 Şubat bildirisi ile ilan edilen maddeleri dayattılar. Refahyol hükümetinin Haziran 1997’de istifasıyla sonuçlanan süreç Kasım 1996’da başlatılmış, yani yaklaşık sekiz aylık bir plan tatbik edilmişti. Bu planın yürütücüsü Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesi idi.</p>
<p>12 Haziran 1997 günü Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu başbakanlık konutunda bir araya geldiklerinde Çiller’in ilk sözü, “13 Haziran’da darbe hazırlığı var” oldu. Nitekim o gece Ankara’da darbe rüzgârı esti. Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın talimatıyla Genelkurmay’da ışıkların sabahlara kadar açık kalmasının sebebi, darbe korkusu salmaktı. Beş gün sonra Necmettin Erbakan hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunacaktı.</p>
<p>Refah Partisi’nin 160, Doğru Yol Partisi’nin 110, Büyük Birlik Partisi’nin 10 milletvekili vardı. 280 milletvekilinin tamamı hükümet kurmanın ikinci sırada olan DYP’ye verilmesine imza koymasına rağmen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel teamülleri hiçe sayarak bu görevi ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. DSP ve CHP de bunu destekledi.</p>
<p>Şüphesiz bu büyük bir oyundu, birçok da aktörü vardı. Bunların bir kısmı çeşitli kurum ve kuruluşlar olup başında Türk Silahlı Kuvvetleri, yani ‘ordu’ geliyordu.</p>
<p>Gazeteci Emin Pazarcı o günlerde Genelkurmay’da yaşadıklarını hatıralarında anlatır:</p>
<p>“28 Şubat darbe günlerinde <em>Akşam</em> gazetesinden bir ekip Genelkurmay karargâhında akşam yemeğine davet edildik. Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak konuşuyor, biz dinliyorduk. Tümgeneral Erol Özkasnak, Refahyol Hükümetinin Türkiye’nin başına gelmiş çok büyük bir bela olduğuna bizi inandırmak için çırpınır gibiydi. Üslubu alabildiğine sert ve çirkindi. Kendisini ve Silahlı Kuvvetleri seçilmiş insanların üzerinde görüyor, ‘Türkiye’nin asıl sahibi biziz’ mesajı veriyor, saldırgan ifadeler kullanıyordu. Konuşmasının sonuna doğru kullandığı üslup iyice sertleşti ve ‘Kafalarını kıracağız’ sözlerini bile sarf etti. Ben Erol Özkasnak’a ‘Kafa kırmakla bir sonuç alınabileceğini düşünmüyorum’ dedim” (Pazarcı, 2020: 131-133).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irkçı Sırplar Fatih Sultan Mehmed’in Mirasını Yok Sayıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/irkci-sirplar-fatih-sultan-mehmedin-mirasini-yok-sayiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:45:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna-Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Priboy]]></category>
		<category><![CDATA[Priyepolye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7227</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde Sırbistan’ın hâkimiyetinde bulunan, Bosna-Hersek sınırındaki Sancak topraklarının güzel şehri Priyepolye’nin (Prijepolje) içinden Lim nehri geçer. Üzerindeki ilk köprü Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış, stratejik bir noktada inşa edildiği için de Bosna’ya ulaşmada mühim bir geçiş noktası teşkil etmiştir. Osmanlılar Rumeli’nin fethine 1352 yılında Gelibolu’daki Çimpe Kalesi’ni alarak başladılar. Edirne, Üsküp, Selanik, Sofya, Priştine gibi şehirlerin fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed döneminde 1463 yılında Bosna’nın fethi gerçekleşti. Fatih ordusuyla Bosna’ya giderken Priyepolye’deki Lim nehri üzerinden geçmişti. O sırada dubalardan oluşan geçici bir köprü kuruldu. Fetih müyesser olduktan sonra ordu, aynı köprüyü kullanarak geri döndü. Priyepolye o zamanlar küçük bir köy&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde Sırbistan’ın hâkimiyetinde bulunan, Bosna-Hersek sınırındaki Sancak topraklarının güzel şehri Priyepolye’nin (Prijepolje) içinden Lim nehri geçer. Üzerindeki ilk köprü Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmış, stratejik bir noktada inşa edildiği için de Bosna’ya ulaşmada mühim bir geçiş noktası teşkil etmiştir.</p>
<p>Osmanlılar Rumeli’nin fethine 1352 yılında Gelibolu’daki Çimpe Kalesi’ni alarak başladılar. Edirne, Üsküp, Selanik, Sofya, Priştine gibi şehirlerin fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed döneminde 1463 yılında Bosna’nın fethi gerçekleşti. Fatih ordusuyla Bosna’ya giderken Priyepolye’deki Lim nehri üzerinden geçmişti. O sırada dubalardan oluşan geçici bir köprü kuruldu. Fetih müyesser olduktan sonra ordu, aynı köprüyü kullanarak geri döndü. Priyepolye o zamanlar küçük bir köy olduğundan, Osmanlı idaresinin burada tam olarak 1465 yılında tesis edildiği bilinmektedir.</p>
<p>Sonraki yıllarda önce nahiye, sonra kaza merkezi olur; idarî olarak Hersek vilayetine bağlanır. Osmanlı belgelerinde kazanın ismi 16. yüzyılda Prepolye iken, son asırlarda Prepol imlasıyla geçmektedir. Hersek vilayeti ise 1469 yılında kurulmuş ve Bosna sancağına bağlanmıştır. Tamamen kontrol altına alınması 1483 yılına kadar sürmüştür. Fatih Sultan Mehmed döneminde bir namazgâh yapılmış, 16. yüzyıla gelindiğinde Priyepolye artık Müslüman ağırlıklı bir yerleşim merkezine dönmüş ve bir kadılık merkezi olmuştur. Kasabada ilk olarak Hacı Abdurrahman Camii (1540) inşa edilir; ancak günümüze ulaşmamıştır. Bundan sonra yapılan cami ise yazımıza konu olan köprüyü koruyan askerler için yapılan ve içinde halen ibadet edilen İbrahim Paşa Camii’dir (1572).</p>
<p>Lim nehri üzerinde kalıcı bir köprünün ne zaman inşa edildiği tam olarak bilinmese de eldeki verilere göre 1469’a tarihlendiği tahmin edilmektedir. Yine Osmanlı arşivinde bulunan tahrir defterlerinde 1477’de Lim nehri üzerinde geçişin bir tekne ile sağlandığı ve tekneyi işletenin vermesi gereken vergi miktarı kayıtlıdır. Buradan, bu tarihte bir tekne varsa, mevcut köprünün bir sebeple yıkıldığı sonucunu çıkarabiliriz. Köprüyü Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı birçok Osmanlı belgesinde geçtiği gibi, Priboy yakınlarındaki Banja Manastırı’nda muhafaza edilen tarihî bir defter de bu bilgiyi doğrulamaktadır.</p>
<p>Osmanlı bölgeyi kaybettikten sonra, 1. Dünya Savaşı’nda yıkılmış, Yugoslavya Krallığı döneminde tekrar yapılmıştı. Avrupa’yı kasıp kavuran 2. Dünya Savaşı’nda bir kez daha yıkıldı ve savaş sonrasında betonarme olarak yapıldı. Ancak yıpranması ve tehlike arz etmesi yüzünden birkaç sene önce yıkılıp yeniden inşa edildi. Son inşanın ardından, Priyepolye Belediyesi Günü kutlamalarının bir parçası olarak 6 Temmuz 2021’de törenle hizmete açıldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haçlı Seferine Asker Toplamak İçin Hz. Muhammed’i (Sas) Resmetmişler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/hacli-seferine-asker-toplamak-icin-hz-muhammedi-sas-resmetmisler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 06:06:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Charlie Hebdo]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı]]></category>
		<category><![CDATA[Montpellier]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin Eyyûbî]]></category>
		<category><![CDATA[Toulouse]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6505</guid>

					<description><![CDATA[Bayrak yarışındadır Haçlı dünyası. Birinin bıraktığı yerden diğeri devralır bayrağı ve devam eder seferlerine, entrikalarına… Şimdi sıra Fransa’da. O aldı bayrağı eline ve koşuyor. Nereye? Müslümanları kışkırtmaya… Fransa’da bir öğretmen, Charlie Hebdo’da 2015 yılında yayımlanan Hz. Muhammed’e (sas) ve İslam’a hakaret içeren karikatürleri öğrencilerine gösterdiği için öldürülmüş. Şer çeteleri harekete geçiyor tabii olarak. Kim öldürdü öğretmeni? Plan hazır: Müslümanlar. Piyon da var. Müslüman görüntüsünde nice piyon, parayı verince öldürür veya cinayeti üstlenir. Yeter ki plan yapılmayagörsün. Müslümanlar kışkırtılacak ya, sahne de hazır oyuncular da. Sıra uygulamada. Hz. Muhammed’i çirkin ve edepsiz bir üslupla karikatürize eden o görseller, Fransa’nın Montpellier ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayrak yarışındadır Haçlı dünyası. Birinin bıraktığı yerden diğeri devralır bayrağı ve devam eder seferlerine, entrikalarına… Şimdi sıra Fransa’da. O aldı bayrağı eline ve koşuyor. Nereye? Müslümanları kışkırtmaya…</p>
<p>Fransa’da bir öğretmen, <em>Charlie Hebdo</em>’da 2015 yılında yayımlanan Hz. Muhammed’e (sas) ve İslam’a hakaret içeren karikatürleri öğrencilerine gösterdiği için öldürülmüş. Şer çeteleri harekete geçiyor tabii olarak. Kim öldürdü öğretmeni? Plan hazır: Müslümanlar. Piyon da var. Müslüman görüntüsünde nice piyon, parayı verince öldürür veya cinayeti üstlenir. Yeter ki plan yapılmayagörsün. Müslümanlar kışkırtılacak ya, sahne de hazır oyuncular da. Sıra uygulamada.</p>
<p>Hz. Muhammed’i çirkin ve edepsiz bir üslupla karikatürize eden o görseller, Fransa’nın Montpellier ve Toulouse şehirlerinde, gece vakti devlet kurumlarına ait devasa binaların duvarlarına yansıtıldı. Gerekçe öldürülen öğretmeni anmak ve sözde ifade özgürlüğüne vurgu yapmaktı. Akabinde Fransız hükümetinin bu saygısızca davranışına İslam dünyasından tepkiler yağmaya başladı!</p>
<p>Gündemde manzara böyle! Ya tarihte? Orada da ahval farklı değil. Batılıların Peygamberimizle ilgili bu tür karikatürler çizmeleri yeni hadisattan zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Biz bu planı, yani Haçlıların kışkırtma yöntemlerini 831 yıl önce de görmüştük.</p>
<p>Kudüs’ün büyük komutan Selâhaddin Eyyûbî tarafından 1187 yılında fethedilmesini Haçlılar bir türlü hazmedememişti. Fetih sonrası Kudüs’ü terk etmek zorunda kalan Haçlılar, şövalyeler ve Kudüs Patriği Sûr’a sığınmıştı. 1189 yılında Sûr’dan çıkan Kudüs Patriği, rahipler, papazlar ve şövalyelerden müteşekkil pek çok kişiyi etrafına toplayarak karalar giyinmiş olduğu halde Kudüs çevresindeki diğer Frank şehirlerini dolaşarak onları Kudüs’ün intikamını almaya davet ediyorlardı. Bu davetin ses getirmesi için halkı galeyana getirecek bir şey bulmaları lazımdı. Kuru söz yetmiyordu. Aranan malzemeyi buldular: Hz. Peygamber’i Hz. İsa’yı döven, kanlar içinde bırakan bir Arap olarak tasvir eden bir resim çizdirdiler. Katolik Kudüs patriği ise bu resmi çoğaltıp dağıtmaya başladı. Patrik ve adamları Hz. İsa’nın kanlar içinde kalmış resimlerini Frank şehirlerindeki kalelerindeki halka göstererek, “İşte bu resim, Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed’in Hz. İsa’yı dövdüğünü, yaralayıp öldürdüğünü göstermektedir!” diye iftira atarak Hristiyanların dinî duygularını sömürdüler. Bu resimlerden o kadar çok çizmişlerdi ki gezdikleri her yerde halka gösteriyor, isteyenlere de veriyorlardı. Resmi gören dindar Hıristiyan halk ağlıyor, feryad-ı figan edip Hz. İsa’nın yasını tutuyor, Peygamberimize kinleniyor, Müslümanlara öfke kusuyordu…</p>
<p>Bu söylemlerle çevre kasaba ve köylerde dolaşan patrik her defasında bunun meyvelerini toplayıp, çok fazla yiyecek ve altınla geri dönüyordu. Böylece şövalyeler, papazlar ve rahipler çok uzak yerlerden gelen Haçlıların dinî duygularını harekete geçiriyor, büyük bir infial yaratıyorlardı. Kışkırtmalar öyle bir vaziyet almış ki yapılması planlanan Haçlı seferine katılamayanlar kendi yerlerine paralı asker gönderecek ve mukabilince para verecek kadar galeyana gelmişlerdi! (Cemal-Fatma Toksoy, <em>Şarkın En Sevgili Sultanı Selâhaddîn Eyyûbî</em>, Şule Yayınları, 2016, s. 253)</p>
<p>Haçlı zihniyetine mensup insanlar nelerin hayalini kuruyorlarmış? Fitne ve kışkırtma ta o zamanlardan başlamış. Karikatür ve resim çizerek Hz. Peygamber’e hakaret de… Tek fark var: O günlerde kışkırtılıp galeyana getirtilen Hıristiyan halktı, günümüzde ise Müslümanlar!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalistlerin Yapamadığını Aihm Yaptı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/kemalistlerin-yapamadigini-aihm-yapti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 05:59:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Yayla]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalistler]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Fırka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5780</guid>

					<description><![CDATA[Biz talebeleri olarak bilirdik de Atilla Yayla ismini; Türkiye bilmezdi. Ta ki 18 Kasım 2006 tarihinde düzenlenen, “AB ve Türkiye İlişkileri” konulu panelde yaptığı konuşmaya kadar. Buradaki konuşmasında Atilla Hoca “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesiyle başta Yeni Asır gazetesi olmak üzere linç kampanyasına maruz bırakıldı. Keza Kemalistlerin en iyi yaptığı şeydir biliyorsunuz. Gazete “Haine Tepkiler Yağıyor” başlığıyla ortalığı velveleye verirken, haberler de bu konuyu işledi durdu. Neler demişti Prof. Dr. Yayla, kısaca bir bakalım mı? “Kemalizm ilerlemeden çok, gerilemeye tekabül etmektedir. ‘Kemalizm olmasaydı Türkiye medenîyetleşemezdi’ deniliyor. Bir kere Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Biz talebeleri olarak bilirdik de Atilla Yayla ismini; Türkiye bilmezdi. Ta ki 18 Kasım 2006 tarihinde düzenlenen, “AB ve Türkiye İlişkileri” konulu panelde yaptığı konuşmaya kadar. Buradaki konuşmasında Atilla Hoca “Atatürk’e hakaret ettiği” gerekçesiyle başta Yeni Asır gazetesi olmak üzere linç kampanyasına maruz bırakıldı. Keza Kemalistlerin en iyi yaptığı şeydir biliyorsunuz. Gazete “Haine Tepkiler Yağıyor” başlığıyla ortalığı velveleye verirken, haberler de bu konuyu işledi durdu.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Neler demişti Prof. Dr. Yayla, kısaca bir bakalım mı? “Kemalizm ilerlemeden çok, gerilemeye tekabül etmektedir. ‘Kemalizm olmasaydı Türkiye medenîyetleşemezdi’ deniliyor. Bir kere Ortaçağ tarihi İslam dünyasını değil, Avrupa’yı ilgilendirir. Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak düşünemezsiniz. Çünkü soyut bir öznedir. Soyut özneyi yüceltmek anlamsız. 1925-1945 ile 1950 ve sonrasını da aynı değerlendiremezsiniz. Bu dönemler birbirinin panzehiridir. İlk dönemde sınırlanamaz siyaset varken muhalefet, ifade özgürlüğü gibi durumlar yoktu. Nitekim 1930’da İzmir’de Serbest Fırka’nın başına gelenleri biliyorsunuz.” Yayla sözlerini, “Kemalizmle ilgili tezime karşı bir tez bekliyorum. Ama umutlu değilim. Önemli olan bunun tartışılmasıdır. Ancak kavga ortamı doğmasın. Kemalizm medeniyeti çözücü bir süreçtir” şeklinde bitirmişti.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttihadçılardan Kemalistlere, Balkan Harbi’nden Suriye’ye “Propaganda”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/ittihadcilardan-kemalistlere-balkan-harbinden-suriyeye-propaganda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:24:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[İttihadçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalistler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5713</guid>

					<description><![CDATA[İttihadçılar ve Kemalistler arasında pek çok benzerlik var. Hatta bu sebeple Kemalistleri, neo-İttihadçı olarak tavsif etmek bile mümkün. Bu benzerlikleri komitacılık/particilik, komita-parti menfaatini devlet-millet menfaatine üstün tutmak, kolay adam harcamak, iktidarı ele almak için her türlü icraatı tertip etmek, propagandayla akılları zehirlemek gibi başlıklar hâlinde sıralayabiliriz. Bakın “propaganda” hususunda İttihadçılar Balkan Harbi’nde, Kemalistler de bugün Suriye meselesinde nasıl da aynı aksülameli gösteriyor. İttihadçılar Said Paşa’nın Temmuz 1912’de sadaretten çekilmesiyle iktidardan düşmüş, kendilerini birdenbire muhalefette bulmuşlardı. Ekim 1912’de ise Balkan Harbi patlak verince, harp sırasında İttihadçılar -belki de muhtemel bir mağlubiyetle yeniden iktidar oluruz düşüncesiyle- cephedeki askerlerin moralini bozarak onları gayretsizliğe&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İttihadçılar ve Kemalistler arasında pek çok benzerlik var. Hatta bu sebeple Kemalistleri, neo-İttihadçı olarak tavsif etmek bile mümkün. Bu benzerlikleri komitacılık/particilik, komita-parti menfaatini devlet-millet menfaatine üstün tutmak, kolay adam harcamak, iktidarı ele almak için her türlü icraatı tertip etmek, propagandayla akılları zehirlemek gibi başlıklar hâlinde sıralayabiliriz. Bakın “propaganda” hususunda İttihadçılar Balkan Harbi’nde, Kemalistler de bugün Suriye meselesinde nasıl da aynı aksülameli gösteriyor. İttihadçılar Said Paşa’nın Temmuz 1912’de sadaretten çekilmesiyle iktidardan düşmüş, kendilerini birdenbire muhalefette bulmuşlardı. Ekim 1912’de ise Balkan Harbi patlak verince, harp sırasında İttihadçılar -belki de muhtemel bir mağlubiyetle yeniden iktidar oluruz düşüncesiyle- cephedeki askerlerin moralini bozarak onları gayretsizliğe itmek hususunda propaganda yapmaya başladı. Buna dair devrin mühim simalarının hatıralarında birkaç kayıt bulunmaktadır. Bunlar incelendiğinde görülür ki bugünün neo-İttihadçıları olan Kemalistler tarafından da Suriye meselesinde benzer bir propaganda yapılmaktadır. O halde İttihadçıların propagandasına dair birkaç misal vermek yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kemalistler Faşist Mi Tapınakçı Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/kemalistler-fasist-mi-tapinakci-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:40:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Atilla Yayla]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5274</guid>

					<description><![CDATA[Yakın zamanda karıştırdığım eserlerden biri Atilla Yayla’nın Kemalizm adlı kitabı. Sebebiyse münferid meseleler haricinde teorik olarak bu tuhaf zihniyeti anlayabilme gayretinden ibaret. Lâkin işin içinden çıkmak o kadar da kolay değil. Zira çok elastik bir dünya görüşüyle karşı karşıyayız. Zaten bu yüzden hem Batıcı hem milliyetçi hem de sözüm ona dindarlardan taraftar bulabiliyor. Atilla Hoca entelektüel dünyasına hiçbir katkısı bulunmayacağını düşündüğü Kemalizmin üzerine önceleri pek eğilmemiş. Fakat 28 Şubat gibi bir meşum hadisenin vukuundan sonra bir siyaset bilimci olarak bîgâne kalamamış. Diyor ki: Kemalizm bir ideoloji değil, olsa olsa faşizmin bir alt dalıdır. Bazen demokrat, bazen solcu, bazen de devletçi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın zamanda karıştırdığım eserlerden biri Atilla Yayla’nın <em>Kemalizm</em> adlı kitabı. Sebebiyse münferid meseleler haricinde teorik olarak bu tuhaf zihniyeti anlayabilme gayretinden ibaret. Lâkin işin içinden çıkmak o kadar da kolay değil. Zira çok elastik bir dünya görüşüyle karşı karşıyayız. Zaten bu yüzden hem Batıcı hem milliyetçi hem de sözüm ona dindarlardan taraftar bulabiliyor.</p>
<p>Atilla Hoca entelektüel dünyasına hiçbir katkısı bulunmayacağını düşündüğü Kemalizmin üzerine önceleri pek eğilmemiş. Fakat 28 Şubat gibi bir meşum hadisenin vukuundan sonra bir siyaset bilimci olarak bîgâne kalamamış. Diyor ki: Kemalizm bir ideoloji değil, olsa olsa faşizmin bir alt dalıdır. Bazen demokrat, bazen solcu, bazen de devletçi görüntüsü veren Kemalizmin hakikatini anlamak için şu son hadiselere bakmanın şablon keyfiyetinde olduğunu düşünüyorum. Zira öz her ne kadar suret değiştirmeye çalışsa da bir yerde yeniden zuhur ediyor.</p>
<p>Evvelâ 10 Kasım merasimlerinde başladı tuhaflık. Bendenizin de en ağırına giden bu pagan ritüel oldu. Bin yıldır küffara kılıç sallayan bir milletin çocuklarını bir fotoğrafın önünde secdeye kapandırmak hangi münasebetsizin fikri olabilirdi? Üstelik bunun bir değil birçok mektepte yapılıyor oluşu, kareografinin tek bir elden çıktığını gösteriyor. Yaptıkları kepazelik bir tarafa, kendilerinde buldukları cüret şayan-ı hayret.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Pınarı Harekâtı’nın Tarihî Önemi Nedir?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/baris-pinari-harekatinin-tarihi-onemi-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ayn el-Arap]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Tel Abyad]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5162</guid>

					<description><![CDATA[2015 Ocak’ından itibaren ABD’nin başkanlığındaki koalisyon güçlerini arkasına alan PKK/YPG Ayn el-Arap (Kobani)’tan harekâta başlayarak DEAŞ’ı güneye doğru sürerken İran’ın eğitip donattığı Haşbi Şabii milislerinin ön safta olduğu Irak ordusu Samarra, Tikrit, Felluce ve Ramadi’de DEAŞ’ı bu bölgelerden çıkardı. Ancak PKK/YPG başta Tel Abyad ve Rasulayn olmak üzere Sünni Araplarla meskûn bölgeleri işgal edip halkını buradan tehcir ederken, Şii Haşbi Şabi milisleri de yakaladıkları Sünni halkı DEAŞ’lı ilan ederek en vahşi işkencelerle öldürdüler, kalanları ise korkuyla sindirdiler. Bu operasyonlar sırasında sadece Tel Abyad’dan 150 bin Sünni Arap Akçakale’ye sığınmak zorunda kaldı. Üst Akıl, Başkan Obama yönetimi devretmeden önce Irak ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2015 Ocak’ından itibaren ABD’nin başkanlığındaki koalisyon güçlerini arkasına alan PKK/YPG Ayn el-Arap (Kobani)’tan harekâta başlayarak DEAŞ’ı güneye doğru sürerken İran’ın eğitip donattığı Haşbi Şabii milislerinin ön safta olduğu Irak ordusu Samarra, Tikrit, Felluce ve Ramadi’de DEAŞ’ı bu bölgelerden çıkardı. Ancak PKK/YPG başta Tel Abyad ve Rasulayn olmak üzere Sünni Araplarla meskûn bölgeleri işgal edip halkını buradan tehcir ederken, Şii Haşbi Şabi milisleri de yakaladıkları Sünni halkı DEAŞ’lı ilan ederek en vahşi işkencelerle öldürdüler, kalanları ise korkuyla sindirdiler. Bu operasyonlar sırasında sadece Tel Abyad’dan 150 bin Sünni Arap Akçakale’ye sığınmak zorunda kaldı.</p>
<p>Üst Akıl, Başkan Obama yönetimi devretmeden önce Irak ve Suriye’de son noktayı koymak istiyordu. Bunun için önce İran ve Rusya ile anlaşmak, ardından Türkiye’yi devre dışı bırakmak gerekiyordu. Uzun yıllardır sürdürülen müzakereler sonunda Obama yönetimi İran ile 14 Temmuz 2015’te bir antlaşmaya vardı. Buna göre İran, nükleer programından vazgeçecek, buna karşılık her türlü ambargodan kurtulacaktı. Böylece ABD ve İran kazan-kazan prensibi çerçevesinde anlaştılar.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1930 Yerel Seçim Skandalları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/1930-yerel-secim-skandallari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 21:34:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[reyler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’deki ilk çok partili seçim]]></category>
		<category><![CDATA[yerel seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4281</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerel seçim arifesindeyken Türkiye’deki ilk çok partili seçim olan 14 Ekim 1930 yerel seçimleri sırasında cereyan eden ilgi çekici olayları hatırlamaya ne dersiniz? Seçimlere giren iki partiden biri Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF), diğeri Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) idi. Siçemi girme fırsatı bulamayan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı saymazsak o döneme kadar devam edegelen tek parti vardı: CHF. SCF ise “güdümlü” ve “göstermelik” bir muhalefet partisi hükmündeydi. Ne var ki, 4 Eylül 1930 tarihli İnkılap gazetesinde yazıldığı gibi kabuğunu beğenmeyen civciv gibiydi. 12 Ekim 1930 tarihli Son Posta’ya göre: “11 Ekim günü Kadıköy’de günün başlıca hadisesi, sandık başına memur sabık Emanet memurlarından&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir yerel seçim arifesindeyken Türkiye’deki ilk çok partili seçim olan 14 Ekim 1930 yerel seçimleri sırasında cereyan eden ilgi çekici olayları hatırlamaya ne dersiniz? Seçimlere giren iki partiden biri Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF), diğeri Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) idi. Siçemi girme fırsatı bulamayan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı saymazsak o döneme kadar devam edegelen tek parti vardı: CHF. SCF ise “güdümlü” ve “göstermelik” bir muhalefet partisi hükmündeydi. Ne var ki, 4 Eylül 1930 tarihli İnkılap gazetesinde yazıldığı gibi kabuğunu beğenmeyen civciv gibiydi. 12 Ekim 1930 tarihli Son Posta’ya göre: “11 Ekim günü Kadıköy’de günün başlıca hadisesi, sandık başına memur sabık Emanet memurlarından gözlüklü Galip Efendi’nin ceplerine doldurduğu reylerle birlikte cürmü meşhut (suçüstü) halinde yakalanması olmuştur. Bu memur donuna varıncaya kadar yaptırdığı ceplere hep Halk Fırkası’na ait rey pusulası doldurmuş, zaman zaman ve fırsat buldukça bunları sandığa atıyormuş. Hadise, Serbest Fırka murahhasları tarafından görülmüş, Kaymakam, merkez memuru, polis komiseri, polisler ve diğer memurlar huzurunda üzerinin aranması istenmiştir. Galip Efendi’nin üzeri arandığı zaman ceplerinden 400 kadar Halk Fırkası rey pusulası çıkmış, zabıt tutulmuş ve bu adam sandık başından uzaklaştırılmıştır.” 08 Ekim 1930 tarihli Yarın gazetesi de “Dün Üsküdar intihabatı (seçimleri) acı olmuştur” diyerek duyurduğu olayda Kaymakam İzzettin Bey’in cebrinden bahsedip Polis jandarma ve hatta inzibat memurlarının korkuluk gibi getirildiğini şikâyet eder.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2019">Derin Tarih Mart Sayısında…</a>&nbsp;﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı 15 Temmuz’u Neden Anlamak İstemedi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/bati-15-temmuzu-neden-anlamak-istemedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Seyfi Öğün]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 12:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[darbe girişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3534</guid>

					<description><![CDATA[Biliyorsunuz ki fotoğraf teknolojik tarihin en devrimci aşamalarından biridir. Fakat fotoğrafın bizzat kendisinin de devrimci olabildiğini biliyoruz. Meselâ bâzan tek bir fotoğraf bile tarih yapabilir, bunun ispatı var. Vietnam’da çekilen meşhur fotoğrafı hepiniz hatırlayacaksınız; vurularak ölen Amerikalı bir askerin yere düşüşü… Bu fotoğrafın üzerine basit bir soru eklendi: Why? Etkisi o kadar fazla oldu ki, neredeyse Vietnam Savaşı’nı bitirdi. Fotoğrafın gücüne şahitlik etmeye devam ediyoruz. Aklıma Çin’de çekilmiş başka bir fotoğraf geliyor. Tiananmen Meydanı’ndaki o meşhur başkaldırı… Bir tankın karşısında direnen Çinli… Tank kımıldayamıyor. Çinli onu durdurmuş vaziyette. Bu da bütün dünya kamuoyuna servis edildi. Biz bu fotoğrafı o meydandaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorsunuz ki fotoğraf teknolojik tarihin en devrimci aşamalarından biridir. Fakat fotoğrafın bizzat kendisinin de devrimci olabildiğini biliyoruz. Meselâ bâzan tek bir fotoğraf bile tarih yapabilir, bunun ispatı var. Vietnam’da çekilen meşhur fotoğrafı hepiniz hatırlayacaksınız; vurularak ölen Amerikalı bir askerin yere düşüşü… Bu fotoğrafın üzerine basit bir soru eklendi: Why? Etkisi o kadar fazla oldu ki, neredeyse Vietnam Savaşı’nı bitirdi. Fotoğrafın gücüne şahitlik etmeye devam ediyoruz. Aklıma Çin’de çekilmiş başka bir fotoğraf geliyor. Tiananmen Meydanı’ndaki o meşhur başkaldırı… Bir tankın karşısında direnen Çinli… Tank kımıldayamıyor. Çinli onu durdurmuş vaziyette. Bu da bütün dünya kamuoyuna servis edildi. Biz bu fotoğrafı o meydandaki yüz binlerce insanın meramını anlatan, özetini veren etkili bir fotoğraf olarak hatırlıyoruz. Tabii bu Çin’de bir şey değiştirdi mi, değiştirmedi mi onu bilmiyorum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2018">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihçi Gözüyle “Fatih” Dizisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/tarihci-gozuyle-fatih-dizisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 10:11:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Bir Cihan Fatihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3326</guid>

					<description><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed ve dönemini anlatma iddiasındaki Mehmed Bir Cihan Fatihi dizisi Kanal D’de yayına girdi. Türkiye’de tarih dizileri gösterime girer girmez tenkitler de arkasından gelir. Bunun sebebi çok basittir: Çünkü kötü dizi çekeriz. En net bilgilerle oynamak gibi iflah olmaz bir âdetimiz var. Şimdi bakalım Fatih dizisinde hangi cevizleri kırmışlar? Fatih Sultan Mehmed gibi tarihte iz bırakmış çok kuvvetli bir şahsiyeti Kenan İmirzalıoğlu’na oynatmalarının psikolojik sebepleri olmalı. Eldeki minyatürler ve Bellini’nin meşhur portresinden hareketle iki figür arasında pek bir benzerlik kurulamaz. Bir defa tahminen Fatih ortalama bir Türk erkeği boyunda iken basketbolcu ayarında bir aktör tarafından canlandırılıyor. Diğer taraftan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih Sultan Mehmed ve dönemini anlatma iddiasındaki <em>Mehmed Bir Cihan Fatihi</em> dizisi Kanal D’de yayına girdi. Türkiye’de tarih dizileri gösterime girer girmez tenkitler de arkasından gelir. Bunun sebebi çok basittir: Çünkü kötü dizi çekeriz. En net bilgilerle oynamak gibi iflah olmaz bir âdetimiz var. Şimdi bakalım <em>Fatih</em> dizisinde hangi cevizleri kırmışlar?</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed gibi tarihte iz bırakmış çok kuvvetli bir şahsiyeti Kenan İmirzalıoğlu’na oynatmalarının psikolojik sebepleri olmalı. Eldeki minyatürler ve Bellini’nin meşhur portresinden hareketle iki figür arasında pek bir benzerlik kurulamaz.</p>
<p>Bir defa tahminen Fatih ortalama bir Türk erkeği boyunda iken basketbolcu ayarında bir aktör tarafından canlandırılıyor. Diğer taraftan daha 19 yaşında tahta çıktığını bildiğimiz Fatih, aktörün yaşı olan 43’e geldiğinde son yıllarını yaşıyordu. Başrol oyuncusunun bir tek şu artısı var: Karizması Fatih’i göğüsleyebiliyor.</p>
<p>Osmanlı padişahlarının asla başları açık gezmediklerini biliyoruz. Dizide Fatih sokaklarda bile başı açık yürütülüyor. Oysa diğer bütün aktörler başlıklı. Sultan II. Murad’ın da aynı şekilde başı açık.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-nisan2018">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin’e Zeytin Dalı Uzattık</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/afrine-zeytin-dali-uzattik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Feb 2018 12:09:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Ortadoğu Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fırat Kalkanı harekâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Münbiç]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSO]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye Demokratik Güçleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3152</guid>

					<description><![CDATA[ABD yönetimi Ocak 2015’ten itibaren DEAŞ ile mücadele adı altında Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye bölümünü hayata geçirmeye başladı. ABD’nin her türlü desteğini arkasına alan PKK/YPG Irak sınırındaki El Cezire ile Fırat kıyısındaki Aynel Arab (Kobani) kantonlarını birleştirdi. Planın hedeflerini gören Türkiye, derhal Fırat’ın batısını Kırmızı Hat ilan etti. Ancak ABD yetkilileri Fırat’ın batısına ve Arapların yaşadığı Münbiç’e YPG’nin değil, yeni oluşturdukları Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) gireceğini belirttiler. PYD’nin bu oluşuma sadece destek vereceğini ve DEAŞ’ın temizlenmesinin ardından bölgeden ayrılacağını ifade ettiler. Böylece SDG Mayıs 2016’da Münbiç’e bir harekât başlattı ve 11 Ağustos günü bölgeyi ele geçirdi. Ancak görüldü ki SDG’nin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD yönetimi Ocak 2015’ten itibaren DEAŞ ile mücadele adı altında Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye bölümünü hayata geçirmeye başladı. ABD’nin her türlü desteğini arkasına alan PKK/YPG Irak sınırındaki El Cezire ile Fırat kıyısındaki Aynel Arab (Kobani) kantonlarını birleştirdi.</p>
<p>Planın hedeflerini gören Türkiye, derhal Fırat’ın batısını Kırmızı Hat ilan etti. Ancak ABD yetkilileri Fırat’ın batısına ve Arapların yaşadığı Münbiç’e YPG’nin değil, yeni oluşturdukları Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) gireceğini belirttiler. PYD’nin bu oluşuma sadece destek vereceğini ve DEAŞ’ın temizlenmesinin ardından bölgeden ayrılacağını ifade ettiler.</p>
<p>Böylece SDG Mayıs 2016’da Münbiç’e bir harekât başlattı ve 11 Ağustos günü bölgeyi ele geçirdi. Ancak görüldü ki SDG’nin neredeyse yüzde 90’ı PKK/YPG’den oluşuyordu ve bölgeyi terk etmeye hiç niyetleri yoktu.</p>
<p>Bunun üzerine Türkiye 24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı harekâtını başlattı. TSK ve ÖSO kısa sürede Cerablus, Rai, El Bab dâhil 2 bin km karelik alanı DEAŞ’tan temizledi. TSK ve ÖSO’nun yeni hedefinin Münbiç olduğu konuşuluyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-subat2018">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kore Savaşı’nın Ruhunu &#8220;Ayla&#8221;da Bulmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/kore-savasinin-ruhunu-aylada-bulmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kamil Engin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 22:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Ayla filmi]]></category>
		<category><![CDATA[iki kutuplu dünya sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraşlı astsubay Süleyman Dilbirliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3019</guid>

					<description><![CDATA[Kore… Asya’ya ayak basmak için avantajlı bir coğrafî konum ve Batı’nın iştahını kabartan stratejik bir bölge. Bu topraklar 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan iki kutuplu dünya sisteminin başlamasıyla Kuzey ve Güney şeklinde iki ülkeye bölünmüştür. Büyük devletlerin müdahaleleri iki ülke arasındaki mücadeleyi hararetlendirir. Nihayet 25 Haziran 1950 günü Kuzey Kore kuvvetlerinin Güney Kore’ye taarruza geçmesiyle savaş patlar. Birleşmiş Milletler harekete geçer. Güney Kore’nin yardımına gönderilmek üzere çeşitli milletlerin askerlerinden oluşan bir BM Kuvveti teşkil edilir ve birliğin komutanlığına Amerikalı bir general getirilir. Ancak ABD ve Çin’in müdahalesiyle savaş milletlerarası bir boyut kazanacaktır. 1951 Temmuz’unda başlayan barış görüşmeleri iki yıl sürse&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kore… Asya’ya ayak basmak için avantajlı bir coğrafî konum ve Batı’nın iştahını kabartan stratejik bir bölge.</p>
<p>Bu topraklar 2. Dünya Savaşı sonrasında kurulan iki kutuplu dünya sisteminin başlamasıyla Kuzey ve Güney şeklinde iki ülkeye bölünmüştür. Büyük devletlerin müdahaleleri iki ülke arasındaki mücadeleyi hararetlendirir. Nihayet 25 Haziran 1950 günü Kuzey Kore kuvvetlerinin Güney Kore’ye taarruza geçmesiyle savaş patlar. Birleşmiş Milletler harekete geçer. Güney Kore’nin yardımına gönderilmek üzere çeşitli milletlerin askerlerinden oluşan bir BM Kuvveti teşkil edilir ve birliğin komutanlığına Amerikalı bir general getirilir. Ancak ABD ve Çin’in müdahalesiyle savaş milletlerarası bir boyut kazanacaktır.</p>
<p>1951 Temmuz’unda başlayan barış görüşmeleri iki yıl sürse de, çarpışmalar bu arada da devam eder. Savaşın sonunda taraflardan hiçbiri kesin bir zafer elde edemediği gibi yaklaşık üç milyon insan hayatını kaybetmiştir. Kayıplar, gaziler ve savaş mağduru çocukların sayısı yüz binlere ulaşır. O tarihlerde Sovyet tehdidine karşı Batı sistemine dahil olmayı düşünen Türk Hükümeti, 25 Eylül günü BM Kuvvetine Gen. Tahsin Yazıcı komutasında, daha sonra Şimal Yıldızı adını alacak olan bir tugay gönderir. Böylece Milli Mücadele’den bu yana savaş alanına girmemiş olan Türk askeri, Kore’de fiilen muharebeye iştirak eder. Bu savaşta Türk askeri birçok kahramanlık örnekleri sergiler.</p>
<p>Bu örnek davranışlardan birini de, Maraşlı astsubay Süleyman Dilbirliği (1926-2017) gösterir. Bu savaş 25 yaşlarındaki astsubayın hayatında bir dönüm noktası olacaktır. İşte Türkiye ve Güney Kore sinemacılarının ortak yapımı olan <em>Ayla</em> filmi, Dilbirliği’nin hayatını perdeye taşıyor.</p>
<p>Ne var ki Kore Gazisi, Emekli Astsubay Süleyman Dilbirliği, film gösterimdeyken, 6 Aralık 2017 günü tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti.</p>
<p>Tam bir vazife adamı olan Süleyman Astsubay, İskenderun’da görev yapan, becerikli, yüreği pek bir askerdir. Komutanlarının güvenini, nişanlısının da sevgisini kazanmıştır. Komutanının teklifi üzerine Güney Kore’ye gönderilecek birliğe katılmaya karar verir. Kore’ye gittiğinde adeta bir dehşet tablosuyla karşılaşır. Enkaz altında öksüz kalmış küçük bir kıza rastlar. Yanına alarak bakımını üstlenir; ona Ayla ismini verir. Süleyman gün geçtikçe tugayın neşesi haline gelen 5 yaşındaki bu sevimli kıza gönülden bağlanır. Ayla için Süleyman gerçek babasının yerine geçer. İmkânsız bir baba-kız ilişkisinin hasreti yansır perdeye.</p>
<p>Süleyman için ise küçük kız sahip olmak istediği yuva ve çocuğu simgeler. Ama nişanlısının bunu kabullenmesi ve sevdiği adamı, bir çocuk bile olsa, başkasıyla paylaşması mümkün müdür?</p>
<p>Savaş dekorunda merhamet ve sevgiyi yeşerten asker ile çocuğun ilişkisi şartsız, hesapsız, gerçek bir sevgi hikâyesi haline gelir. Filmin düğüm noktası da burada: Bir askerin, dilini bile bilmediği bir çocuk karşısında duyduğu merhamet ve insanî duygular yüzünden yumuşaması ve yücelmesi. Bu öylesine güçlü çizgilerle verilir ki, eğreti duran Tokyo sahneleri ile Süleyman astsubayın yaşlılık günlerini yansıtan, melodramın dengesinin bozulduğu bölümler göz ardı edilebiliyor.</p>
<p>Bir Türk askerinin, savaş meydanında ana-babasını kaybetmiş, yaşadığı dehşetten konuşmayı unutmuş, kendi hayal dünyasında yaşayan, şefkate muhtaç bir çocukla kurduğu baba-kız ilişkisi, dünyevi duyguların ötesindeki bağlılığı, ondan ayrılmamak için yaptığı fedakârlıklar, buna karşılık çocuğun derin hissiyatı, iç dünyası, babası yerine koyduğu Süleyman’a sadakati ve nihayet ondan ayrılma mecburiyetinin doğurduğu acılar, bütünlüğü tamamlayan dramatik öğeler olarak hem vaat edilen hikâyenin duygusal çekiciliğini artırıyor, hem de seyircinin doğrudan merhamet duygusuna sesleniyor.</p>
<p>Yönetmen Can Ulkay, sahte gerçekçilik gösterilerine yer vermiyor; incelikle yazılmış ve çekilmiş sahnelerde teknik bir rahatlık ve akıcılıkla, hikâyeyi aktarırken bulduğu görsel çözümlerle sık sık varlığını hissettiriyor. Küçük bir kızın cephede ve erkekler dünyasında çocuk olmanın zorluklarını hissettirerek duygusunu rahatlıkla seyirciye geçirebiliyor.</p>
<p>Hikâyesi hayli uzun bir zaman süresini kavramasına rağmen <em>Ayla</em>, cephedeki Türk askerinin hissiyatını ve tutkularını yansıtarak Kore Savaşı’nın ruhunu verebiliyor. Böylece büyük prodüksiyon ve zahmetli sahneler gerektiren savaş filmlerine olumlu bir katkı sunuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suudî Paranoyasının Yakın Tarihteki Kökleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/suudi-paranoyasinin-yakin-tarihteki-kokleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[James Gelvin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:55:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[son Körfez İşbirliği Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye’deki isyancılar]]></category>
		<category><![CDATA[Suudî Arabistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2875</guid>

					<description><![CDATA[Suudî Arabistan geçmişte güvenliği söz konusu olduğunda muazzam petrol zenginliğine ve ABD’nin gücüne güveniyordu. Petrolü dost satın almak, mevcut ve potansiyel düşmanlarını tasfiye etmek için kullanıyordu. ABD’yi ise hayatta kalmayı garantilemek için… Birkaç istisna dışında (1960’larda Yemen, 1980’lerde Afganistan) geçmişte doğrudan komşularının işlerine karışmadı. Bu durum geçtiğimiz 10 yıl içinde değişti. Bahreyn’e (2011) ve Yemen’e (2015) askerî müdahalede bulundu. Abdülfettah es-Sisi’nin liderliğindeki Mısır’ın seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Mursi’yi ve Müslüman Kardeşler hükümetini hedef alan darbenin finansörü oldu. Libya ve Suriye’deki isyancıları destekledi. Görünüşte terörizme karşı savaşmak için uluslararası bir koalisyon kurdu fakat aslında İran’ın tesirini kırmayı hedefliyordu. En son Körfez&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suudî Arabistan geçmişte güvenliği söz konusu olduğunda muazzam petrol zenginliğine ve ABD’nin gücüne güveniyordu. Petrolü dost satın almak, mevcut ve potansiyel düşmanlarını tasfiye etmek için kullanıyordu. ABD’yi ise hayatta kalmayı garantilemek için…</p>
<p>Birkaç istisna dışında (1960’larda Yemen, 1980’lerde Afganistan) geçmişte doğrudan komşularının işlerine karışmadı. Bu durum geçtiğimiz 10 yıl içinde değişti. Bahreyn’e (2011) ve Yemen’e (2015) askerî müdahalede bulundu. Abdülfettah es-Sisi’nin liderliğindeki Mısır’ın seçilmiş Devlet Başkanı Muhammed Mursi’yi ve Müslüman Kardeşler hükümetini hedef alan darbenin finansörü oldu. Libya ve Suriye’deki isyancıları destekledi. Görünüşte terörizme karşı savaşmak için uluslararası bir koalisyon kurdu fakat aslında İran’ın tesirini kırmayı hedefliyordu. En son Körfez İşbirliği Konseyi’nin küçük komşusu Katar aleyhindeki kampanyasına öncülük etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
