﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hoş Sadâ &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/hos-sada/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Aug 2024 10:26:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hoş Sadâ &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mûsikînin Gök Kubbesinde Parlayan Serbest Vezinli Mısralar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/musikinin-gok-kubbesinde-parlayan-serbest-vezinli-misralar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 10:26:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10700</guid>

					<description><![CDATA[Mûsikîmizin gök kubbesinde parlayan her beste, estetiğin ve medeniyetin müstesna yansımalarını düşürür gönüllere. Makamından usulüne, seyrinden icrasına, kurallar çerçevesinde sonsuzluğu hayal ettiren klasik Türk mûsikîsi, aruz ve hece vezninin ardından, güfte repertuvarına görece kendisine tamamen zıt bir anlayışla inşa edilen yeni bir nazım türünü dahil etmiştir: Serbest vezinli şiirler. Orhan Veli’nin, Atilla İlhan’ın, hatta Sadri Alışık’ın serbest vezinli mısraları Selahattin İçli ve Avni Anıl gibi büyük bestekârların elinde harika şarkılara dönüşmüştür. &#160;  Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mûsikîmizin gök kubbesinde parlayan her beste, estetiğin ve medeniyetin müstesna yansımalarını düşürür gönüllere. Makamından usulüne, seyrinden icrasına, kurallar çerçevesinde sonsuzluğu hayal ettiren klasik Türk mûsikîsi, aruz ve hece vezninin ardından, güfte repertuvarına görece kendisine tamamen zıt bir anlayışla inşa edilen yeni bir nazım türünü dahil etmiştir: Serbest vezinli şiirler. Orhan Veli’nin, Atilla İlhan’ın, hatta Sadri Alışık’ın serbest vezinli mısraları Selahattin İçli ve Avni Anıl gibi büyük bestekârların elinde harika şarkılara dönüşmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2024-/-sayi-149">Derin Tarih Ağustos</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutrib-i Aşkun Elinde Kemençenin Figânı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/mutrib-i-askun-elinde-kemencenin-figani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 11:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10135</guid>

					<description><![CDATA[Klasik Türk musikisinde kullandığımız ve adına tırnak kemane, armudî kemençe, fasıl kemençesi, klasik kemençe veya sadece kemençe dediğimiz sazın izlerini kadim yurdumuz Şark’ta değil de istikbalimizin bayraklaştığı Garp’ta aramak gerekir. Gerek Anadolu’ya geldiğimizde kaynaştığımız yerli halkın sazları, gerekse fütuhatla şenlendirdiğimiz Avrupa topraklarının insan kaynağı bize kemençeyi kazandırmıştır. Lakin hangi merhalelerden geçmiş, hangi coğrafyaların kucağında dile gelmiş olursa olsun, asıl şahsiyetini Türk musikisi içinde kazanmış, gerek yapım gerekse icra tekniği bakımından en üst seviyeye Türk sanatkârının gayretleri ile gelmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Şubat Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik Türk musikisinde kullandığımız ve adına tırnak kemane, armudî kemençe, fasıl kemençesi, klasik kemençe veya sadece kemençe dediğimiz sazın izlerini kadim yurdumuz Şark’ta değil de istikbalimizin bayraklaştığı Garp’ta aramak gerekir. Gerek Anadolu’ya geldiğimizde kaynaştığımız yerli halkın sazları, gerekse fütuhatla şenlendirdiğimiz Avrupa topraklarının insan kaynağı bize kemençeyi kazandırmıştır. Lakin hangi merhalelerden geçmiş, hangi coğrafyaların kucağında dile gelmiş olursa olsun, asıl şahsiyetini Türk musikisi içinde kazanmış, gerek yapım gerekse icra tekniği bakımından en üst seviyeye Türk sanatkârının gayretleri ile gelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-subat-kasim-2023">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklerin Diyâr-ı Rûm’da Kurdukları Şehir Medeniyeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/turklerin-diyar-i-rumda-kurduklari-sehir-medeniyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Büşra Gür]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2023 10:51:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9978</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklu tarihinin ihmal edilen sahalarından biri de şehircilik tarihi. Türk boylarının göçebe yaşadığı genellemesinin yol açtığı körlük sebebiyle Malazgirt zaferi sonrasında Anadolu’daki Türk yerleşimi dikkate değer bulunmamıştır. Oysa Anadolu’ya gelen Türklerin küçük bir kısmı hayvancılıkla uğraşırken, çoğunluk şehirlere yerleşmiş, bu topraklardaki tekniği ve kültürel birikimi tevarüs ederek bir şehir medeniyeti inşa etmişlerdir. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuklu tarihinin ihmal edilen sahalarından biri de şehircilik tarihi. Türk boylarının göçebe yaşadığı genellemesinin yol açtığı körlük sebebiyle Malazgirt zaferi sonrasında Anadolu’daki Türk yerleşimi dikkate değer bulunmamıştır. Oysa Anadolu’ya gelen Türklerin küçük bir kısmı hayvancılıkla uğraşırken, çoğunluk şehirlere yerleşmiş, bu topraklardaki tekniği ve kültürel birikimi tevarüs ederek bir şehir medeniyeti inşa etmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-aralik-kasim-2023">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadim Doğu’nun Kadife Sesi: Ud</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/kadim-dogunun-kadife-sesi-ud/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2023 10:45:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9975</guid>

					<description><![CDATA[Kadim Şark’ın en sevilen sazı ud, 7. yüzyıldan beri Endülüs’ten Anadolu’ya, İstanbul’dan Mısır’a İslâm coğrafyasının muhtelif noktalarında nağmeler saçmaya devam ediyor. Zaman içinde musikişinasların elinde gelişip farklılaşan bu kadim saz; saray odalarına, hususi meclislere ve hanelere misafir olmuş, her halin ve duygunun tercümanı olarak nicelerini musikinin altın kubbesi altında bir araya getirmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim Şark’ın en sevilen sazı ud, 7. yüzyıldan beri Endülüs’ten Anadolu’ya, İstanbul’dan Mısır’a İslâm coğrafyasının muhtelif noktalarında nağmeler saçmaya devam ediyor. Zaman içinde musikişinasların elinde gelişip farklılaşan bu kadim saz; saray odalarına, hususi meclislere ve hanelere misafir olmuş, her halin ve duygunun tercümanı olarak nicelerini musikinin altın kubbesi altında bir araya getirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-aralik-kasim-2023">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Musiki Meclislerinin Şefi Tek Sazlık Orkestra: Kanun</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/musiki-meclislerinin-sefi-tek-sazlik-orkestra-kanun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2023 07:14:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9927</guid>

					<description><![CDATA[Bir zamanlar unutulmanın eşiğinde olan kanun, bugün Türkiye’den Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Ermenistan’a, Kuzey Afrika’dan Özbekistan’a uzanan geniş bir coğrafyada icra ediliyor ve gönüllere kanatlar iliştirip gezdiriyor diyar diyar. Kanuna beslenen bu muhabbet geniş ses alanının namütenahi bir güzellikle örülmesinden, her boşluğu dolduran ses akislerinden ve diğer sazlara yol göstermesinden mi kaynaklanıyor; yoksa bizim gönül coğrafyamıza yatkınlığından mı? Bu soylu sazın Asya steplerinden Sümer ve Babil’e, Endülüs’ten Mısır ve Arabistan’a yankılanan şarkısına birlikte kulak verelim. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar unutulmanın eşiğinde olan kanun, bugün Türkiye’den Ortadoğu’ya, Balkanlar’dan Ermenistan’a, Kuzey Afrika’dan Özbekistan’a uzanan geniş bir coğrafyada icra ediliyor ve gönüllere kanatlar iliştirip gezdiriyor diyar diyar. Kanuna beslenen bu muhabbet geniş ses alanının namütenahi bir güzellikle örülmesinden, her boşluğu dolduran ses akislerinden ve diğer sazlara yol göstermesinden mi kaynaklanıyor; yoksa bizim gönül coğrafyamıza yatkınlığından mı? Bu soylu sazın Asya steplerinden Sümer ve Babil’e, Endülüs’ten Mısır ve Arabistan’a yankılanan şarkısına birlikte kulak verelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2023">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkî Söyleyişin Vatanı Tanbûr</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/turki-soyleyisin-vatani-tanbur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 09:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9821</guid>

					<description><![CDATA[Kantemiroğlu’nun, “İnsan nefesinden çıkan sesleri, ezgileri kusursuz olarak icra edebildiği için, gördüğü ve bildiği çalgılar içinde en mükemmel çalgı” olarak tavsif ettiği tanbûr, zor ve nazlı bir sazdır; lakin her zaman kendisini seven bir gönül bulmuş, aşkla sarmalanmıştır. Giambatista Toderini ve Charles Fonton gibi 18. yüzyıl müzikologları Türk musikisinin ses sistemini ifade edebildiği için tanbûru ana çalgı kabul ederler. Bu yüzyıldan itibaren “Türk tanbûru” ismini alan saz, musiki meclislerinin en gözde enstrümanıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kantemiroğlu’nun, “İnsan nefesinden çıkan sesleri, ezgileri kusursuz olarak icra edebildiği için, gördüğü ve bildiği çalgılar içinde en mükemmel çalgı” olarak tavsif ettiği tanbûr, zor ve nazlı bir sazdır; lakin her zaman kendisini seven bir gönül bulmuş, aşkla sarmalanmıştır. Giambatista Toderini ve Charles Fonton gibi 18. yüzyıl müzikologları Türk musikisinin ses sistemini ifade edebildiği için tanbûru ana çalgı kabul ederler. Bu yüzyıldan itibaren “Türk tanbûru” ismini alan saz, musiki meclislerinin en gözde enstrümanıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Musikisinin Nabzı Kudüm-i Şerif</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/turk-musikisinin-nabzi-kudum-i-serif/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:51:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9718</guid>

					<description><![CDATA[Kös, davul, bendir, halile, darbuka, tef, nakkare, nevbe, kudüm&#8230; Asırlardır olduğu gibi bugün de nice sazlar şenlendiriyor musiki meclislerimizi. Bunların içinde kudüm hem kullanım alanı hem de usul icrasındaki etkinliği bakımından müstesna bir mevkie sahip. Dinî musikinin bendir ile birlikte en sevilen vurmalı sazı olan kudüm, özellikle Mevlevî semâ ve âyinlerinin vazgeçilmez sazıdır. Öyle ki, ney ve rebâb ile birlikte “şerif” sıfatı ile anılagelmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kös, davul, bendir, halile, darbuka, tef, nakkare, nevbe, kudüm&#8230; Asırlardır olduğu gibi bugün de nice sazlar şenlendiriyor musiki meclislerimizi. Bunların içinde kudüm hem kullanım alanı hem de usul icrasındaki etkinliği bakımından müstesna bir mevkie sahip. Dinî musikinin bendir ile birlikte en sevilen vurmalı sazı olan kudüm, özellikle Mevlevî semâ ve âyinlerinin vazgeçilmez sazıdır. Öyle ki, ney ve rebâb ile birlikte “şerif” sıfatı ile anılagelmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pir Hüseyin Baba Âsitânesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/pir-huseyin-baba-asitanesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 07:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Pir-i Sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Hüseyin Baba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8712</guid>

					<description><![CDATA[Pir-i Sânî kabul edilen Şeyh Hüseyin Baba ile Bosna Nakşîliğinin ikinci devresi başlamıştır. Şeyh Hüseyin Baba’nın cehrî zikri de ilave ederek tesis ettiği Hüseynî kol ile Nakşibendîlik, Bosna’da ilk devirden daha sağlam bir zeminde kök salmış ve halk arasında en çok rağbet edilen tarikat haline gelmiştir. Onun tarafından kurulan tekke günümüzde de Bosna’nın maneviyatını beslemeye devam etmektedir. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pir-i Sânî kabul edilen Şeyh Hüseyin Baba ile Bosna Nakşîliğinin ikinci devresi başlamıştır. Şeyh Hüseyin Baba’nın cehrî zikri de ilave ederek tesis ettiği Hüseynî kol ile Nakşibendîlik, Bosna’da ilk devirden daha sağlam bir zeminde kök salmış ve halk arasında en çok rağbet edilen tarikat haline gelmiştir. Onun tarafından kurulan tekke günümüzde de Bosna’nın maneviyatını beslemeye devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Kültüründe İnsan Ruhuna Açılan Kapı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/islam-kulturunde-insan-ruhuna-acilan-kapi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Serhan Tayşi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 08:02:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[karakter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8561</guid>

					<description><![CDATA[28 Nisan 2015’te dar-ı bekaya irtihal eyleyen, kültür ve medeniyet tarihimizin müstesna ismi Mehmed Serhan Tayşi, vefatından kısa süre önce arkadaşımız Şeyma Aydın Üstün’e kıyâfetnâme geleneğini anlatmıştı. Kendi ifadeleriyle söylersek, İslâm düşüncesinde, insanın dış görüntüsünün rastgele olmadığına, onun bir bakıma ruhu kavrayan ve muhafaza eden bir elbise, bir kıyâfet gibi olduğuna inanılır. Kişinin sahip olduğu uzuvların belli şahsî ve ahlâkî tezahürleri vardır. İlmü’l-kıyâfe de, bir kimsenin ahlâk ve karakter hususiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtınî vasıflarını tahmin ve tespit eden ilimdir. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Nisan 2015’te dar-ı bekaya irtihal eyleyen, kültür ve medeniyet tarihimizin müstesna ismi Mehmed Serhan Tayşi, vefatından kısa süre önce arkadaşımız Şeyma Aydın Üstün’e kıyâfetnâme geleneğini anlatmıştı. Kendi ifadeleriyle söylersek, İslâm düşüncesinde, insanın dış görüntüsünün rastgele olmadığına, onun bir bakıma ruhu kavrayan ve muhafaza eden bir elbise, bir kıyâfet gibi olduğuna inanılır. Kişinin sahip olduğu uzuvların belli şahsî ve ahlâkî tezahürleri vardır. İlmü’l-kıyâfe de, bir kimsenin ahlâk ve karakter hususiyetlerini, diğer bir ifadeyle zâhirinden bâtınî vasıflarını tahmin ve tespit eden ilimdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bursalı Safiye Hanim ve Mi’râciyye Vakfiyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/bursali-safiye-hanim-ve-miraciyye-vakfiyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:38:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Yesevî]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Mi'rac]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7959</guid>

					<description><![CDATA[Mi’râciyye vakfının Vâkıfıdır bu Hanım Resûl’e olan aşkın Şâhididir bu Hanım Vakfı yaşatanların Gayreti gerek canım (Vardavî) Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mi’râciyye vakfının </em></p>
<p><em>Vâkıfıdır bu Hanım</em></p>
<p><em>Resûl’e olan aşkın</em></p>
<p><em>Şâhididir bu Hanım</em></p>
<p><em>Vakfı yaşatanların</em></p>
<p><em>Gayreti gerek canım</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı müminlerin imanlı gönüllerine aktarmanın yollarını aramış bulmuşlardır. Bir müddet sonra bu şiirlerin bestelenmesiyle daha başka bir güzellik ortaya çıkmış, musikinin gönül tellerini okşayan meltemi esmeye başlamış,  bir başka ifade ile insan sesi ve nefesi ile Peygamber aşkı ve şevki bir araya gelmiştir.</p>
<p>Mevlid metinlerini makamlı, makamsız, toplu veya tek başına okuma geleneğine bir müddet sonra Mi’râciyye de eklenmiştir. Özellikle Mi’rac kandillerinde tekkelerde başlayan bu adet giderek yaygınlaşmıştır.</p>
<p><em>Dersini göklerde aldı</em></p>
<p><em>Muştusun ümmete saldı</em></p>
<p><em>Ruhunun özüne daldı</em></p>
<p><em>Mirac sultanı Muhammed</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Konu ile ilgili dikkat çekici bir davranış da Bursalı Safiye Hanım tarafından ortaya konmuştur. 1888 tarihli vakfiyeye göre Mevlid, Regâib ve Berat kandillerinde; mevlid, Kadir gecesi hatm-i şerif; Mi’rac kandilinde de Mi’râciyye okunması sağlanacaktır.</p>
<p>Safiye Hanım, damadı Mustafa Rakım Efendi ile birlikte hazırladıkları bu vakfiyenin Mi’râciyye ile ilgili bölümü -belki inanmayacaksınız ama- bugün yaşamaktadır. Her sene Mi’râc kandilinin olduğu günün ikindi namazından sonra Nâyî Osman Dede’nin bestelediği Mi’râciyye, vakfiye gereği okunmaktadır. Mi’râciyyehânlar görevlerini Hoca Muslihuddin/Mahkeme Camii’nde (Kız Lisesi’nin karşısında) ifa etmektedirler. Dergâhların sırlanmasıyla birlikte bu gelenek de unutulmuştu. Söz konusu geleneğin günümüzde yaşamasına vesile olanlardan biri de Bursa Numaniye Dergâhı son postnişini Safiyyüddin Efendi’nin oğlu Ziya Eşrefoğlu’dur (öl. 1977). Yeğenleri Safiyyuddin Erhan beyefendi aynı hizmeti yıllardan beri zevkle ve muazzez bir emanet şuuruyla sürdürmektedir.</p>
<p><em>Medet yâ sâhibe’l-Mi’râc meded senden kerem senden</em></p>
<p><em>Meded yâ şefia’l-usât lutuf senden himem senden</em></p>
<p>(Şemseddin Mısrî)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönüllerin Kırık Sazı Rebab Osmanlı Elinde Nasıl Kemâle Erdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/gonullerin-kirik-sazi-rebab-osmanli-elinde-nasil-kemale-erdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:22:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsiki]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Semerkand]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7217</guid>

					<description><![CDATA[Musiki, Türk’ün Orta Asya’dan başlayan tarih ve medeniyet yolculuğunun merhalelerini anlamanın en belirgin numunesidir. Bilhassa İslâm’ın istikamet vermesiyle birlikte varılan her coğrafyayı, kurulan her yeni devleti, karşılaşılan her medeniyet havzasını ve ruh dünyamızı zenginleştiren “yeni”yi, beraberinde getirdiği “kadim” ile mezcederek insanlığın istifadesine sunabilme kabiliyetini gösteren musikinin nadir sazlarındandır rebab. Turfan’dan Semerkand’a kadar bütün Türkistan’da boğuk ve içli sesiyle gönüllere işleyen “ıklığ”, Hamedan’dan Isfahan’a İran coğrafyasında “kemâne”ye, Bağdad’dan Kahire’ye Arap coğrafyasında ise rebaba inkılap etmiştir. Iklık, ıklığ, rebab, rebabe, rübab, murabba, kemâne, ayaklı kemâne, kemânçe, uzun boyunlu Osmanlı kemençesi ve daha birçok isimle anılan bu mübarek saz, ayak bastığı bütün coğrafyalarda&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Musiki, Türk’ün Orta Asya’dan başlayan tarih ve medeniyet yolculuğunun merhalelerini anlamanın en belirgin numunesidir. Bilhassa İslâm’ın istikamet vermesiyle birlikte varılan her coğrafyayı, kurulan her yeni devleti, karşılaşılan her medeniyet havzasını ve ruh dünyamızı zenginleştiren “yeni”yi, beraberinde getirdiği “kadim” ile mezcederek insanlığın istifadesine sunabilme kabiliyetini gösteren musikinin nadir sazlarındandır rebab. Turfan’dan Semerkand’a kadar bütün Türkistan’da boğuk ve içli sesiyle gönüllere işleyen “ıklığ”, Hamedan’dan Isfahan’a İran coğrafyasında “kemâne”ye, Bağdad’dan Kahire’ye Arap coğrafyasında ise rebaba inkılap etmiştir. Iklık, ıklığ, rebab, rebabe, rübab, murabba, kemâne, ayaklı kemâne, kemânçe, uzun boyunlu Osmanlı kemençesi ve daha birçok isimle anılan bu mübarek saz, ayak bastığı bütün coğrafyalarda ismiyle birlikte bazı hususiyetleri de değişerek Selçuklu ve Osmanlı eliyle kemâl bulacağı Anadolu coğrafyasına vasıl olmuştur.</p>
<p>Mehmet Nazmi Özalp <em>Musiki Tarihi </em>isimli eserinin birinci cildinde, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın yayımladığı bir belgeden bahseder: “&#8230; Bu saz ki, ismine dahi Kemân-ı Arabî ve kemançe vü rebab dahi dirler. Arabistan sazlarındandır. Eğerçi heyet-i ayaklı keman misüllü, lâkin kiriş ve telden olmayub al atın kuyruğundan altmış kadar kıl cem’i olunub bâdehû ne veçhile tanzim olduğu erbabına ma’lûmdur. Farabî eyledi deyû meşhurdur.”</p>
<p>İlk haline Uygur Türklerinde ıklığ (iklık veya iklik) ismiyle rastladığımız bu saz, hindistancevizi bir tekne üzerine hayvan derisi gerilerek ve silindirik bir sap takılarak imal edilirdi. Üç telli ve telleri ile yayı at kılı olan ıklığın, “ayak” olarak isimlendirilen ve yere dayanan kısmı ise genellikle aynı cins ağaçtan, pirinçten veya farklı malzemelerden olabilirdi. Perdesiz bir saz olması itibariyle icrası zor olan ıklığ, yaylı sazların ilk prototipi olarak görülür. “Yay” anlamındaki “ık”tan türediği düşünülen ıklığa, kopuzun yay ile çalınmasından dolayı bu isim verilmiştir. “Oklu kopuz” olarak da isimlendirilir.</p>
<p>Rebab Şark’a mahsus bir hengâme ile bazen benzer bütün sazlar için bir müşterek isim olarak (Farsçada “kemâne” bütün yaylı sazlar için kullanılır), bazen de farklı yaylı sazlar için kullanılmıştır. Nitekim rebabla ilgili en çok bilgi veren kaynaklardan olan Evliya Çelebi İstanbul’da esnaf gruplarını anlatırken rebabzenleri ve ıklıkçıları ayrı ayrı zikreder. Kültür tarihimizin bu sevimli ve nüktedan kalem efendisi, <em>Seyahatname</em>’sinin İstanbul’u konu alan birinci cildinde sazendelerden bahsederken ilginç bilgilere yer verir. Iklığın Türkistan ve Arabistan’da yoğun olarak kullanılmasına rağmen Rumeli’de hiç bilinmediğini kaydeden Çelebi, rebabı ise Hekim Fisagores’ten (Pisagor) Abdullah Faryabî’nin (Farabi) alarak düzenlediğini, Süleyman Peygamber’in Belkıs ile düğününde çalındığını, yine Hz. Peygamber’in (sas) Hz. Hatice (ra) ile düğününde def, kudüm ve ney ile birlikte rebab da çalındığını <em>Siyer-i Cerir</em>’i şahit göstererek nakleder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinle Neyden, Ne Hikâyet Etmede</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/dinle-neyden-ne-hikayet-etmede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[auolos]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Sînâ]]></category>
		<category><![CDATA[Safiyüddin]]></category>
		<category><![CDATA[syrinks]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7134</guid>

					<description><![CDATA[Klasik musikimizin en önemli nefesli sazı hiç şüphesiz neydir. Farsçada kamış anlamına gelen “nây” kelimesi, dilimize geçtikten sonra incelerek “ney” şeklini almıştır. Malzemesi olan kamışın her yerde bulunabilir olması ve yapısının görece basitliği, insanlık tarihinin en eski, en yaygın ve en çok çeşide sahip sazının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yazılı tarihin başlangıcı, ney hakkındaki ilk bilgileri de vermektedir. Sümerlerin ni / na / kagı gibi kelimelerle isimlendirdikleri kamış sazlar antik dünyanın dört bir yanına dağılmış ve kendi müzik iklimini oluşturmayı başarmıştır. Ney, Mısır veya Uygur kabartmalarından antik Yunan’ın mitolojik enstrümanı “auolos” ve “syrinks”e kadar bütün kültürlerin musiki coğrafyasında kendisine yer edinmiştir.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik musikimizin en önemli nefesli sazı hiç şüphesiz neydir. Farsçada kamış anlamına gelen “nây” kelimesi, dilimize geçtikten sonra incelerek “ney” şeklini almıştır. Malzemesi olan kamışın her yerde bulunabilir olması ve yapısının görece basitliği, insanlık tarihinin en eski, en yaygın ve en çok çeşide sahip sazının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yazılı tarihin başlangıcı, ney hakkındaki ilk bilgileri de vermektedir. Sümerlerin ni / na / kagı gibi kelimelerle isimlendirdikleri kamış sazlar antik dünyanın dört bir yanına dağılmış ve kendi müzik iklimini oluşturmayı başarmıştır. Ney, Mısır veya Uygur kabartmalarından antik Yunan’ın mitolojik enstrümanı “auolos” ve “syrinks”e kadar bütün kültürlerin musiki coğrafyasında kendisine yer edinmiştir.</p>
<p>Antik dönemde felsefenin anlaşılabilmesi için öğrenilmesi istenilen bilimler arasında aritmetik, geometri ve astronominin yanında musiki de vardır. Bu nedenle Pisagor’dan Kindî’ye, Aristo’dan İbn Sînâ’ya, Philo’dan Fârâbî’ye kadar birçok filozofun müzik ve nazariyatı hakkında eserleri mevcuttur. Nitekim neyle ilgili ilk bilgilere de Meşşailik ekolünün kurucusu sayılan Kindî’de (ö. 873?) rastlamaktayız. El-kassabe, mizmar ve nây-ı Rûmî ale’z-zıkk olarak bahsettiği sazlardan el-kassabe uzun ney, mizmar Araplarda ve İbranilerde kamıştan yapılan her türlü nefesli saz, nây-ı Rûmî ale’zzıkk ise Rumların keseli neyi (gayda, tulum) anlamında kullanılmıştır. İbn Sînâ’nın (ö. 1037) <em>Kitâbü’ş-Şifâ</em>’sında ney anlamında “yerâa” ifadesi yer alırken, ayrıca “sûr-nây”dan da söz edilir (sûrnây, zurna). Safiyüddin (ö. 1294) ise neyin özelliklerini açıklamakla kalmaz; kamıştan yapılan nefesli sazların delikler arasındaki mesafeye ve üfleme şiddetine bağlı olarak tiz ve pes sesleri verebileceğini açıklayarak Fârâbî’nin bu konudaki yorumlarına da itiraz eder.</p>
<p>Ney hakkında en geniş bilgiyi hiç şüphesiz Abdulkâdir Merâgî’nin eserlerinde buluyoruz. Merâgî, Türk musikisinin gerçek kurucusudur. Aynı zamanda hanende ve bestekâr olan ve bazı besteleri günümüze kadar ulaşan Hâce Abdulkâdir’in başta <em>Câmiu’l-Elhân</em> ve <em>Makāsidu’l-Elhân</em> olmak üzere altı kitabı bulunmaktadır. Kitaplarında ney ve çeşitlerinden bahseden Merâgî’ye göre nây, nây-ı balaban, nây-ı sefîd, nây-ı çâvur, zemr-i siyeh-nây, nây-ı hiyk (tulum), srnây (zurna) yanı sıra bâk, mûsikâr ve cicek gibi farklı özellikler taşıyan neyler bulunur. Ayrıca 15. yüzyılda Ömer Rûşeni Dede’nin 1082 beyitlik <em>Neynâme</em>’sinde de neyin özelliklerini görebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dostum Yavuz Bahadıroğlu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/dostum-yavuz-bahadiroglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Kocabaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 06:17:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Bahadıroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6863</guid>

					<description><![CDATA[Yazar dostumuz ve ağabeyimiz Yavuz Bahadıroğlu’nu 22 Ocak 2021’de, 76 yaşında iken ebediyete uğurladık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı cenaze namazı Eyüp Sultan Camii’nde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş tarafından kıldırıldı. Cumhurbaşkanımız merhum, Eyüp Sultan mezarlığında toprağa verilene kadar oradan ayrılmadı, mezarına toprak attı, Kur’an-ı Kerim okudu. Bahadıroğlu yazarlığa ağırlıklı olarak “tarihî romanlar” yazarak başlamış; bunu, “büyük eksiklik olarak gördüm” dediği çocuk kitapları takip etmiş, yakın tarihimizi ve siyasî meseleleri de ele almıştır. Tarihimizin perde arkasında yaşanan kayıt dışı meseleleri gür sesi ve cesaretiyle dile getirmeyi şiar edinmiştir. Osmanlı’nın son yarım asırlık döneminde Ahmet Mithat Efendi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar dostumuz ve ağabeyimiz Yavuz Bahadıroğlu’nu 22 Ocak 2021’de, 76 yaşında iken ebediyete uğurladık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı cenaze namazı Eyüp Sultan Camii’nde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş tarafından kıldırıldı. Cumhurbaşkanımız merhum, Eyüp Sultan mezarlığında toprağa verilene kadar oradan ayrılmadı, mezarına toprak attı, Kur’an-ı Kerim okudu.</p>
<p>Bahadıroğlu yazarlığa ağırlıklı olarak “tarihî romanlar” yazarak başlamış; bunu, “büyük eksiklik olarak gördüm” dediği çocuk kitapları takip etmiş, yakın tarihimizi ve siyasî meseleleri de ele almıştır. Tarihimizin perde arkasında yaşanan kayıt dışı meseleleri gür sesi ve cesaretiyle dile getirmeyi şiar edinmiştir. Osmanlı’nın son yarım asırlık döneminde Ahmet Mithat Efendi ve Ahmet Refik’in (Altınay), “tarihi sevdiren adamlar” olarak anıldıklarını biliyoruz. Bugün bu statüye layık görülen isimlerden biri Bahadıroğlu olmuştur.</p>
<p>Bahadıroğlu’nu 1960’larda, pek çoğumuz gibi lise yıllarımda kitaplarını okuyarak tanımıştım. Vicahen tanışmamız ise İstanbul’da, 1990’lardaki kitap fuarlarında oldu. Kendisini standında ziyaret ederek yeni çıkan kitaplarımı imzalayıp verdim. “Siz milletimize tarihini sevdiren adamsınız. Biz, sizin kitaplarınızı okuyarak tarihimizi sevdik, tarihçi olduk” dedim. Teşekkür etti, sonra da kitabını imzaladı. O günden sonra kitap fuarlarında imza günlerimiz oldukça, birbirimizi stantlarımızda ziyaret eder, hal hatır sorar, imzalı kitaplarımızı birbirimize takdim ederdik. Sık sık dile getirdiği, “Kur’an bizim rehberimizdir, ona göre hareket etmeliyiz, barış ve huzur bundadır” sözlerini de unutmam.</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu, bir süredir Mustafa Armağan ile Akit TV’de “Kayıt Dışı Tarih” adlı programı sunuyordu. Vefatının ardından 23 Ocak tarihli programda Bahadıroğlu yâd edildi. Armağan’ın konuğu, Bahadıroğlu’nun yakın dostu Haluk İmamoğlu’ydu. Hatıralarını anlatırken, Bahadıroğlu’nun asıl ismi olan Niyazi Birinci yerine neden bu ismi kullandığından da bahsetti. Bahadıroğlu, Rize’den İstanbul’a gelip <em>Yeni Asya</em>’da yazılar yazmaya başladığında, avukat Bekir Berk’le tanışmış. Meğer Berk, onun yazılarını ve üslubunu çok severmiş. “Niyazi Birinci ismi bu üslubunuzu kaldırmaz, bundan böyle adınız Yavuz Bahadıroğlu olsun” deyince bu ismi benimsemiş rahmetli.</p>
<p>Kendisinin başka müstear isimler kullandığını ise oğlu avukat Mücahit Birinci’nin <em>Yeni Akit</em> gazetesindeki 25 Ocak 2021 tarihli röportajından öğreniyoruz. Selçuk Kuleli, Veysel Akpınar ve Şeref Baysal isimlerini de kullanmış. Çocuk kitaplarını ise Bahadır Alp ve Nurcan Sevinç müstear isimleriyle kaleme almış.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10. Yıl Nutku’nu Okumamak İçin 14 Dişini Çektirmiş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/10-yil-nutkunu-okumamak-icin-14-disini-cektirmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dursun Gürlek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:34:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mükrimin Halil Yinanç]]></category>
		<category><![CDATA[Orta Çağ İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Akyol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6321</guid>

					<description><![CDATA[Sayın Taha Akyol geçenlerde Karar gazetesindeki köşesinde “Milli Tarih ve Malazgirt” başlığıyla yayımladığı yazısının sonunda, sözü ünlü bir tarihçimize getirip şöyle diyor: “Milli Şef İnönü, 28 Temmuz 1942’de İstanbul’da tarihçi Mükrimin Halil Yinanç Hoca’dan Selçuklu Tarihi yazmasını istedi. Hoca’nın ‘Türkiye Tarihi-Selçuklular Devri’ adlı öncü eseri 1942’de yayımlandı. Bildiğim kadarıyla Malazgirt’le Anadolu’nun vatanlaşmasını anlatan ilk ilmî tarih kitabı budur. Kürtleri de anlatır. Merhum Mükrimin Halil Yinanç, diğer bütün öncü tarihçilerimiz gibi Batı’da okumuş, tarihçiliğe de, Tarih-i Osmani Encümeni’nde başlamıştı.” Taha Bey’in köşe yazısı olması dolayısıyla -belki de- aceleye getirerek kaleme aldığı bu yazıda görülen eksik ve yanlış noktalara temas etmeden önce&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Taha Akyol geçenlerde <em>Karar</em> gazetesindeki köşesinde “Milli Tarih ve Malazgirt” başlığıyla yayımladığı yazısının sonunda, sözü ünlü bir tarihçimize getirip şöyle diyor:</p>
<p>“Milli Şef İnönü, 28 Temmuz 1942’de İstanbul’da tarihçi Mükrimin Halil Yinanç Hoca’dan Selçuklu Tarihi yazmasını istedi. Hoca’nın ‘Türkiye Tarihi-Selçuklular Devri’ adlı öncü eseri 1942’de yayımlandı. Bildiğim kadarıyla Malazgirt’le Anadolu’nun vatanlaşmasını anlatan ilk ilmî tarih kitabı budur. Kürtleri de anlatır. Merhum Mükrimin Halil Yinanç, diğer bütün öncü tarihçilerimiz gibi Batı’da okumuş, tarihçiliğe de, Tarih-i Osmani Encümeni’nde başlamıştı.”</p>
<p>Taha Bey’in köşe yazısı olması dolayısıyla -belki de- aceleye getirerek kaleme aldığı bu yazıda görülen eksik ve yanlış noktalara temas etmeden önce dünyaca ünlü tarihçimiz Mükrimin Halil Hoca’nın tarihe, özellikle Orta Çağ İslam Tarihi’ne olan vukufiyetine kısaca temas etmek istiyorum.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan, Mükrimin Halil Hoca’nın vefatından hemen sonra kaleme alıp 28 Aralık 1961 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımladığı yazısına şu satırlarla başlıyor:</p>
<p>“Herkes kitap okur, Mükrimin kütüphane okurdu! Hayatının son ayları olacağını kimsenin hatırına bile getirmediği birkaç aydan beri -bilmiyorum kaçıncı defa- içine daldığı Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ni bitirmek üzereydi. Akşam üzeri saray kapanırken hademelerle beraber dışarı çıkar, sokaklara sürünürcesine uzun ve şişkin çantası bir elinde, öteki elindeki bastonunu meşhur tavrıyla kullanarak Sultanahmed’i geçer ve ara sıra bana uğrardı. Hemen her görüşmemizde ‘Kitap ne vakit çıkacak?’ münakaşası açılır ve o türlü mazeretlerini sayar, dökerdi. Evet, üniversitede Ortaçağ Tarihi Ordinaryüs Profesörü Mükrimin Halil, ‘Türkiye Tarihi’ adıyla başladığı büyük eserin yalnız 191 sayfalık bir fasikülünü yayımladı (1944) arkası gelmedi.”</p>
<p>El-hak bunların hepsi doğrudur. Mükrimin Halil Hoca yalnız Topkapı Sarayı Kütüphanesi’ni okumakla yetinmedi; başta Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Süleymaniye Kütüphanesi olmak üzere İstanbul’un diğer bütün kitap hazinelerini hatmetti. Bu geniş tecessüs ve büyük merak onu tarih okyanusunun mahir bir yüzücüsü hâline getirdi. Evet, başlangıçta çok dağıldı ama sonunda sahayı biraz olsun daraltarak Ortaçağ İslam Tarihi, bilhassa Selçuklular üzerinde uzmanlaştı. Fakat -moda deyimle- uzmanlık da onu kesmiyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülaziz Han Klâsik Batı Müziği Besteleyen İlk Kompozitör Padişah</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/sultan-abdulaziz-han-klasik-bati-muzigi-besteleyen-ilk-kompozitor-padisah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ruhi Ayangil]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[askerî bando]]></category>
		<category><![CDATA[Pertevniyâl Valide Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud Han]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4880</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülaziz Han devletin muasırlaşma/garplılaşma/Avrupalılaşma temayüllerinin zirveye çıktığı 19. yüzyılda, Sultan II. Mahmud Han’la Pertevniyâl Valide Sultan’ın oğlu olarak 9 Şubat 1830’da dünyaya geldi. Mahmud Han-ı Sânî evlâdından Şehzade Abdülaziz Efendi doğduğunda, kadim Yeniçeri Ordusu lâğvedileli ve onun yerine Batılı mânâda teşkil olunan Asâkîr-i Mansûre-yi Muhammediye kurulalı neredeyse üç-dört yıl olmuştu. Yine Yeniçeri Ordusu’nun musiki kolu olan Mehterhane-yi Hâkânî’nin lağvedilip yerine, Garp usûllerine göre ‘askerî bando’ olarak Muzika-yı Hümâyûn’un tesisi ise neredeyse, henüz birkaç ay olmuştu. Devir, Mehteran’dan Zurnazen İbrahim Ağa’ların, Nefîrî Behram Ağa’ların temsil ettiği ‘devr-i atîk’den, Muzika-i Hümayûn’dan Maestro Donizetti Paşaların, Guatelli Paşaların, Flütist Zâtî ve Safvet Beylerin,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülaziz Han devletin muasırlaşma/garplılaşma/Avrupalılaşma temayüllerinin zirveye çıktığı 19. yüzyılda, Sultan II. Mahmud Han’la Pertevniyâl Valide Sultan’ın oğlu olarak 9 Şubat 1830’da dünyaya geldi. Mahmud Han-ı Sânî evlâdından Şehzade Abdülaziz Efendi doğduğunda, kadim Yeniçeri Ordusu lâğvedileli ve onun yerine Batılı mânâda teşkil olunan Asâkîr-i Mansûre-yi Muhammediye kurulalı neredeyse üç-dört yıl olmuştu. Yine Yeniçeri Ordusu’nun musiki kolu olan Mehterhane-yi Hâkânî’nin lağvedilip yerine, Garp usûllerine göre ‘askerî bando’ olarak Muzika-yı Hümâyûn’un tesisi ise neredeyse, henüz birkaç ay olmuştu.</p>
<p>Devir, Mehteran’dan Zurnazen İbrahim Ağa’ların, Nefîrî Behram Ağa’ların temsil ettiği ‘devr-i atîk’den, Muzika-i Hümayûn’dan Maestro Donizetti Paşaların, Guatelli Paşaların, Flütist Zâtî ve Safvet Beylerin, Kolağası Rif’at Beylerin temsil ettiği ‘devr-i cedîd’e inkılâb etmişti. Minik şehzadenin kulağına saray kalfaları ve valide sultan asırdîde ninnileri terennüm ededursunlar, Mehterhane’den Muzika’ya aktarılan çalıcı mehterlere Guiseppe Donizetti Paşa, Hamparsum’la mukayese yoluyla karşılık verdiği Batı grafik notasının tedrisatıyla meşgûldü. Sultan Abdülaziz Han dünyada eşine ender rastlanabilecek bir ‘topyekûn değişim çağı’nın hükümdarı olarak, ağabeyi Abdülmecid Han’dan sonra Osmanlı tahtına 32 yaşında cülûs eden 32. Osmanlı padişahı ve İslam dünyasının 96. halifesiydi. II. Mahmud Han’ın ölümüyle dokuz yaşında yetim kalan Abdülaziz Efendi, çocukluk ve gençlik yıllarını ağabeyi Sultan Abdülmecid Han’ın devr-i saltanatında (1839-61), ‘saltanat veliahdı’ sıfatını haiz olarak idrak etti. Tabiatıyla bu dönemde, şehzadelere has eğitim ve öğretime tâbî olarak yetişmesine itina edildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk ve Semâ’yla Şeb-i ‘Arûs</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/ask-ve-semayla-seb-i-arus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ruhi Ayangil]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 13:31:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3967</guid>

					<description><![CDATA[Bir zikir olarak semâın Hz. Mevlânâ’nın hayatında olsun, Mevlevî tarîkatı geleneğinde olsun yüksek bir yeri, derin bir anlamı vardır. Ahmet Eflâkî’nin bildirdiğine nazaran semâ, “ilâhî aşk”a delâlet eder. Hazret-i Pîr hayatta iken bir bölük insanın: “Eskiden beri ölenlerin cenâzesi önünde okuyucular ve müezzinler bulunur. Sizin zamanınızda bu şarkı söyleyip def çalanların bulunmalarında ne mânâ vardır? Ümmetin bilginleri ve şeriat fakîhleri bunu kötülüyor ve buna bid’at diyorlar” sözleri üzerine gönüller sultanının: “Cenâzenin önünde bulunan müezzinler, okuyucular ve hâfızlar bu ölünün mü’min olduğuna ve İslâm şeriatinde öldüğüne; bizim şarkıcılarımız ise bu ölünün hem mü’min, hem Müslüman ve hem de âşık olduğuna şehâdet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zikir olarak semâın Hz. Mevlânâ’nın hayatında olsun, Mevlevî tarîkatı geleneğinde olsun yüksek bir yeri, derin bir anlamı vardır. Ahmet Eflâkî’nin bildirdiğine nazaran semâ, “ilâhî aşk”a delâlet eder. Hazret-i Pîr hayatta iken bir bölük insanın: “Eskiden beri ölenlerin cenâzesi önünde okuyucular ve müezzinler bulunur. Sizin zamanınızda bu şarkı söyleyip def çalanların bulunmalarında ne mânâ vardır? Ümmetin bilginleri ve şeriat fakîhleri bunu kötülüyor ve buna bid’at diyorlar” sözleri üzerine gönüller sultanının: “Cenâzenin önünde bulunan müezzinler, okuyucular ve hâfızlar bu ölünün mü’min olduğuna ve İslâm şeriatinde öldüğüne; bizim şarkıcılarımız ise bu ölünün hem mü’min, hem Müslüman ve hem de âşık olduğuna şehâdet ediyorlar. Ayrıca dünyâ zindanında ve tabiatın kuyusunda hapis kalıp beden sandığının esiri olan insan rûhu birdenbire Tanrı’nın fazîleti ile kurtulup kendi aslına ulaşıyor. Bunun için şenlik, semâ ve şükürler etmek icâb etmez mi?” diye karşılık verdiğini, yine Eflâkî bildirir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2018">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bestekâr Neyzen Tanbûrî Padişah Sultan III. Selim Han</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/bestekar-neyzen-tanburi-padisah-sultan-iii-selim-han/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ruhi Ayangil]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:25:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[bestakar padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3645</guid>

					<description><![CDATA[Amcası I. Abdülhamid Han’ın vefatı üzerine 7 Nisan 1789’da Osmanlı tahtına çıkan Şehzâde Selim, tahttan feragat ettiği 1807’ye değin, III. Selim unvanıyla tam 18 yıl hüküm sürdü. Tahta çıktığı 1789 Fransız Devrimi’nin başladığı yıl olması itibariyle ayrıca önemlidir. Osmanlı ülkesinin süregiden gailelerle zayıfladığına şehzâdeliği döneminden itibaren şahit olan ve çareler arayan III. Selim için Fransız devlet yönetim sistemi daima bir ilgi, bir cazibe odağı olageldi. Daha veliahtlığı döneminde İstanbul’daki Fransız elçisi Kont de Choiseul Goufrier ile yakın alâka tesis eden Şehzâde Selim, Fransa’daki yenilikleri öğrenmesi maksadıyla hemşiresinin oğlu İshak Bey’i, yazdığı bir mektubu Kral XVI. Louis’ye götürmesi için sarayın (I.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amcası I. Abdülhamid Han’ın vefatı üzerine 7 Nisan 1789’da Osmanlı tahtına çıkan Şehzâde Selim, tahttan feragat ettiği 1807’ye değin, III. Selim unvanıyla tam 18 yıl hüküm sürdü. Tahta çıktığı 1789 Fransız Devrimi’nin başladığı yıl olması itibariyle ayrıca önemlidir.</p>
<p>Osmanlı ülkesinin süregiden gailelerle zayıfladığına şehzâdeliği döneminden itibaren şahit olan ve çareler arayan III. Selim için Fransız devlet yönetim sistemi daima bir ilgi, bir cazibe odağı olageldi. Daha veliahtlığı döneminde İstanbul’daki Fransız elçisi Kont de Choiseul Goufrier ile yakın alâka tesis eden Şehzâde Selim, Fransa’daki yenilikleri öğrenmesi maksadıyla hemşiresinin oğlu İshak Bey’i, yazdığı bir mektubu Kral XVI. Louis’ye götürmesi için sarayın (I. Abdülhamid) ve Bâbıâlî’nin bilgisi dışında Fransa’ya gönderdi. Fransa Kralı ile o tarihte başlayan mektuplaşmaları uzun süre devam etti. Rusya ile yıllarca süren muharebelerin ülkeye yüklediği olumsuzluklar, Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’a bağımsızlık verilmesi ve nihayet I. Abdülhamid’in üzüntüden vefatına neden olan Özi Kalesi’nin kaybı gibi sebeplerle III. Selim kendisini Fransa’ya yakın hissediyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Mevlid Bir Başkadır</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/osmanlida-mevlid-bir-baskadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 22:50:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Efendimiz’in doğum yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Muzaferüddin Kökböri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3044</guid>

					<description><![CDATA[Mevlid lügat mânâsıyla “doğum yeri ve zamanı” demek. Istılahî olarak asıl kullanımı olan Hz. Peygamber’in (sas) doğum yılını kutlamanın yanında tasavvuf çevrelerinde velî zatları da şumûllendirecek bir ifadeye dönüşmüştür. Efendimiz’in doğum yılı münasebetiyle girişilen faaliyetler demek olan Mevlid, ilk defa Şiî Fatımî Devleti’nde görülür. Hz. Peygamber’in doğumundan başka Hz. Ali (ra), Hz. Fatıma (ra), Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) ile dönemin halifesinin de mevlidleri bu coğrafyada kutlanırdı. Bu devlet zamanında yapılan mevlidler dinî bir hassasiyetten ziyade siyasî meşruiyeti haizdi. Bu sebepten dolayı Ehl-i Sünnet kesim kutlamalara iştirâk etmemişti. Eyyûbîler zamanında birçok mahallî bayram kalktığı için mevlid de evlere&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlid lügat mânâsıyla “doğum yeri ve zamanı” demek. Istılahî olarak asıl kullanımı olan Hz. Peygamber’in (sas) doğum yılını kutlamanın yanında tasavvuf çevrelerinde velî zatları da şumûllendirecek bir ifadeye dönüşmüştür.</p>
<p>Efendimiz’in doğum yılı münasebetiyle girişilen faaliyetler demek olan Mevlid, ilk defa Şiî Fatımî Devleti’nde görülür. Hz. Peygamber’in doğumundan başka Hz. Ali (ra), Hz. Fatıma (ra), Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) ile dönemin halifesinin de mevlidleri bu coğrafyada kutlanırdı. Bu devlet zamanında yapılan mevlidler dinî bir hassasiyetten ziyade siyasî meşruiyeti haizdi. Bu sebepten dolayı Ehl-i Sünnet kesim kutlamalara iştirâk etmemişti.</p>
<p>Eyyûbîler zamanında birçok mahallî bayram kalktığı için mevlid de evlere mahsus hâle gelmişti. Ancak Selahaddin-i Eyyûbî’nin kayınbiraderi Erbil Atabegi Begteginli Muzaferüddin Kökböri mevlidi büyük bir törenle kutlamaya başladı.</p>
<p>Her devlette farklı âdet ve usûllerle gerçekleştirilen mevlid, daha çok ulema ve tasavvuf ehlinin hazır bulunmasıyla, zikirler ve hediyeler eşliğinde oluşturuldu. Endülüs ve Selçuklularda devam eden Mevlid geleneği asıl gelişimini sağladığı Osmanlılara intikâl etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ocak2018">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin Sema Edilir?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/nicin-sema-edilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2016 22:47:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[Semâhâne]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanü’l-Ulema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1765</guid>

					<description><![CDATA[Mevlânâ Hazretleri çok ateşli bir hastalıktan yatmakta iken, Batılıların kuru kafa ve elinde bir tırpanla tasvir ettiği Azrail (as)’e “piştera piştera” (beri gel, biraz daha beri gel) diye seslenmekteydi. Çünkü ölüm bir yok oluş değil, sevgiliye kavuşmaktı onun için. 17 Aralık 1273’de âlem-i cemâle göçtüğünde babası Sultanü’l-Ulema ve dünürü Selahaddin-i Zerkubî’nin bulunduğu yere defnedildi. Kendisinden sonra posta geçen Kerimeddin Bektemür ve sonrasında Çelebi Hüsameddin ile Sultan Veled zamanında bayramlarda ve Cuma günleri namazdan sonra Hz. Pîr’in kabir ziyaretleri âdet olmaya başladı. Bu ziyaretler Çelebi Hüsameddin Hazretleri zamanında muntazam bir ritüele dönüştü. Mesnevî okunmaya, semâ edilmeye ve ney üflenmeye başlandı. Mevlevîlik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlânâ Hazretleri çok ateşli bir hastalıktan yatmakta iken, Batılıların kuru kafa ve elinde bir tırpanla tasvir ettiği Azrail (as)’e “piştera piştera” (beri gel, biraz daha beri gel) diye seslenmekteydi. Çünkü ölüm bir yok oluş değil, sevgiliye kavuşmaktı onun için. 17 Aralık 1273’de âlem-i cemâle göçtüğünde babası Sultanü’l-Ulema ve dünürü Selahaddin-i Zerkubî’nin bulunduğu yere defnedildi.</p>
<p>Kendisinden sonra posta geçen Kerimeddin Bektemür ve sonrasında Çelebi Hüsameddin ile Sultan Veled zamanında bayramlarda ve Cuma günleri namazdan sonra Hz. Pîr’in kabir ziyaretleri âdet olmaya başladı. Bu ziyaretler Çelebi Hüsameddin Hazretleri zamanında muntazam bir ritüele dönüştü. Mesnevî okunmaya, semâ edilmeye ve ney üflenmeye başlandı.</p>
<p>Mevlevîlik devranî bir tarikat. Semazen dervişler hafî (sessiz) olarak kendi etrafında dönerek yani çark ederek ism-i celâl (Allah) çekerler. Bu çark “Al-“ hecesiyle sağ ayağın kaldırılması ve “-lah” hecesiyle devrin tamamlanıp ayağın yere değdirilmesiyle teşekkül eder. Mevlevî âyininin resmî adı mukabeleyi şeriftir. Mukabele tekkenin semâhâne bölümünde icra edilir. Semâhâne etrafı parmaklıklarla çevrili züvvâr maksuresi (ziyaretçi yeri), âyin okunan ve saz icra edilen mutrıbhâne, semâ edilen meydan-ı şerif, imamın durduğu mihrap ve mesnevî kürsüsünden oluşur.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2016" target="_blank">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnkılaplardan Türk Müziği de Nasibini Aldı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/inkilaplardan-turk-muzigi-de-nasibini-aldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Uçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2016 02:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1535</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarihimizin acınası facialarından biri de milleti kendi müziğini dinlemekten men etmektir. Türkiye’yi dizayn etmeye çalışan inkılaplar sonunda elini türkülerimize ve musikimize de uzatmıştı. Geleneksel müzik türlerimiz bir kenara itilmiş, halka zorla Batı klasik müziği dinletilmiştir. Bu cürüm kendi kültürüne ve milletine yabancılaşmış zihinler tarafından Batılılaşmak adına işlenmişti. Tarihler 1 Kasım 1934’ü gösteriyordu. Gazi Mustafa Kemal TBMM’de yaptığı konuşmada “Bugün (acuna) dinletmeğe yeltenilen musiki yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Ulusal; ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerektir… Kültür işleri bakanlığının buna değerince özen vermesini, kamunun&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın tarihimizin acınası facialarından biri de milleti kendi müziğini dinlemekten men etmektir. Türkiye’yi dizayn etmeye çalışan inkılaplar sonunda elini türkülerimize ve musikimize de uzatmıştı. Geleneksel müzik türlerimiz bir kenara itilmiş, halka zorla Batı klasik müziği dinletilmiştir. Bu cürüm kendi kültürüne ve milletine yabancılaşmış zihinler tarafından Batılılaşmak adına işlenmişti.</p>
<p>Tarihler 1 Kasım 1934’ü gösteriyordu. Gazi Mustafa Kemal TBMM’de yaptığı konuşmada “Bugün (acuna) dinletmeğe yeltenilen musiki yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Ulusal; ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerektir… Kültür işleri bakanlığının buna değerince özen vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim” deyince Kültür İşleri Bakanlığı yerine, hemen İçişleri Bakanlığı harekete geçti.</p>
<p>Muammer Sun’un birinci ağızdan aktardığına göre, -dinî yayınlara sansür koymasıyla da tanınan ve TKP’li olduğu bilinen- Matbuat Umum (Basın-Yayın Genel) Müdürü Vedat Nedim Tör, vakit kaybetmeden Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya’yı ziyaret eder ve “Paşa bunu söylediğine göre herhalde Alaturka’nın yasak edilmesini istiyor. Yaparsanız hoşuna gider” der. Bu konuşmanın hemen ardından Şükrü Kaya’nın emriyle radyolardan Türk Müziği dinlenmesi tamamen yasaklanır. Anadolu Ajansı 3 Kasım 1934’te bu yasağı şu şekilde haberleştirir:</p>
<p>“Dâhiliye Vekâleti bugün Büyük Millet Meclisi’nde Gazi Hazretlerinin alaturka musiki hakkındaki irşadlarından ilham alarak bu akşamdan itibaren radyo programlarından alaturka musikinin tamamen kaldırılmasını ve yalnız garb tekniğiyle bestelenmiş, motifleri millî musiki parçalarımızın, garb tekniğine vakıf sanatkârlar tarafından çalınmasını alâkadarlara bildirmiştir.”</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-ekim">Derin Tarih Ekim Sayısında&#8230;</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
