﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İntikad &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/intikad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Feb 2021 06:18:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>İntikad &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Sayfada Tam 25 Hata</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/bir-sayfada-tam-25-hata/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Halil İnalcık]]></category>
		<category><![CDATA[Latife Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[maraz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6751</guid>

					<description><![CDATA[Bu ülkenin aydını bir metni iktibas etmeyi beceremiyor vesselam. Ve bu maraz neredeyse bir bulaşıcı hastalık halinde gazetelerden akademik tezlere kadar dalga dalga yayılıyor. Bilmiyor muyuz beceremiyor muyuz, orası biraz karışık. Lakin bildiğimiz, bu bir disiplin meselesi. Bir metni önüne alıp başka bir sayfaya nakledeceksin! O kadar. Bu okul ödevi kadar basit ameliyenin altından kalkamayanlara mükâfat olarak “büyük gazeteci”, “titiz araştırmacı” veya “allame tarihçi” gibi hak etmedikleri sıfatlar adım başı yakıştırılmakta bu topraklarda. Maalesef bu eski hastalığın izleri -ileride umumi arzu tecelli ederse onu da yazarım- Halil İnalcık’ın Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı doktora tezinde dahi var. Daha ne diyeyim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkenin aydını bir metni iktibas etmeyi beceremiyor vesselam. Ve bu maraz neredeyse bir bulaşıcı hastalık halinde gazetelerden akademik tezlere kadar dalga dalga yayılıyor. Bilmiyor muyuz beceremiyor muyuz, orası biraz karışık. Lakin bildiğimiz, bu bir disiplin meselesi. Bir metni önüne alıp başka bir sayfaya nakledeceksin! O kadar. Bu okul ödevi kadar basit ameliyenin altından kalkamayanlara mükâfat olarak “büyük gazeteci”, “titiz araştırmacı” veya “allame tarihçi” gibi hak etmedikleri sıfatlar adım başı yakıştırılmakta bu topraklarda. Maalesef bu eski hastalığın izleri -ileride umumi arzu tecelli ederse onu da yazarım- Halil İnalcık’ın <em>Tanzimat ve Bulgar Meselesi </em>adlı doktora tezinde dahi var. Daha ne diyeyim bilmiyorum…</p>
<p>İşte önümüzde muharriresinin bizi iyi bir çalışma yaptığına ikna maksadıyla tam iki yıl üzerinde çalıştığını beyan ettiği <em>Latife Hanım</em> adlı kitabın içerisinde karşımıza çıkan bir gazete makalesinden nakledilenler ile gerçekte yazılı olanlar arasındaki onlarca fark…</p>
<p>Gerçi İpek Çalışlar yazının 10 Kasım 1963 tarihinde <em>Cumhuriyet </em>gazetesinde neşredilen orijinalini nasılsa göremediği(!) için gitmiş, 2005 yılında çıkan bir derleme kitaptan aktarmış ama aktaranın ne kadar doğru aktardığını sorgulamadığı için de bunca hata ile kaplanmış kitabın sayfası.</p>
<p>Önce tenkit edeceğimiz metnin künyesi:</p>
<p>İpek Çalışlar, <em>Latife Hanım</em>, 6. baskı, İstanbul, 2006, Doğan Kitap, s. 408.</p>
<p>Naklettiği esas yazının künyesi:</p>
<p>Adile Ayda, “Atatürk ve kayınbiraderi”, <em>Cumhuriyet</em>, 10 Kasım 1963.</p>
<p>Nihayet Ayda’nın yazısını aktaran ve Çalışlar’ın kullandığı ikinci el yayın:</p>
<p>Oğuz Akay (Derleyen), <em>Gazi</em>, İstanbul, 2005, Truva Yayınları, s. 185-186.</p>
<p>Metnin tamamını verip sabrınızı sınamayacağım, onun için sadece hatalı nakillerin olduğu yerleri işaretle iktifa edeceğim. (Not: İlk zikredeceğim nakiller Çalışlar’ın kitabından, ikinciler ise <em>Cumhuriyet</em>’teki aslından olacak.)</p>
<p>Bakalım bu sadece bir (1) sayfalık nakilde hangi hatalar yapılmış (karışıklık olmasın diye Çalışlar’ın kitabının 308. sayfasındaki iktibas edilen satırları 1’den 35’e kadar numaralandırdım)</p>
<p>İnsan ister istemez düşünüyor: Latin harfleriyle, üstelik gayet sade bir dille yazılmış 1 (bir) sayfalık yazıdan aktarma yaparken gazetenin arşivine girmeyip de bu kadar hataya yol veren biri 500 sayfalık kitabında başka ne çamlar devirmiştir acaba?</p>
<p>Meraklısı araştırsın. Benden onlara bir demet ipucu…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemil Meriç Hata Yapar Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/cemil-meric-hata-yapar-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 06:11:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[müdâhale]]></category>
		<category><![CDATA[Mukadderat]]></category>
		<category><![CDATA[referans]]></category>
		<category><![CDATA[üstad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6438</guid>

					<description><![CDATA[Geçenlerde Yücel dergisinin eski sayılarını karıştırırken Cemil Meriç’in bir yazısı dikkatimi çekti. Derginin Eylül 1946 tarihli 119. sayısında basılan “1944’te öldürülen Voltaire” adlı kitap eleştirisini okuduktan sonra, içimde bu metni yeniden yayınlama arzusu uyandı. Ne var ki, Cemil Meriç’in eleştirdiği Mukadderat çevirisine yakından bakınca gördüm ki, üstad alıntı yaptığı metni ya eksik ya hatalı ya da dikkatsizce aktarıyor, bilimsel aktarma kurallarına büyük ölçüde riayet etmiyordu. Üstüne üstlük kendi sahası kabul edilen Fransızca orijinalden alıntı yaptığı yerlerde dahi, bir kısım atlama ve yanlış aktarmalar göze çarpıyordu ki, bunlar, Meriç metinleri adına üzerinde yeniden düşünülmesi gereken istifham bulutları taşıyordu. Titizliğiyle maruf Cemil&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde <em>Yücel</em> dergisinin eski sayılarını karıştırırken Cemil Meriç’in bir yazısı dikkatimi çekti. Derginin Eylül 1946 tarihli 119. sayısında basılan “1944’te öldürülen Voltaire” adlı kitap eleştirisini okuduktan sonra, içimde bu metni yeniden yayınlama arzusu uyandı. Ne var ki, Cemil Meriç’in eleştirdiği <em>Mukadderat</em> çevirisine yakından bakınca gördüm ki, üstad alıntı yaptığı metni ya eksik ya hatalı ya da dikkatsizce aktarıyor, bilimsel aktarma kurallarına büyük ölçüde riayet etmiyordu. Üstüne üstlük kendi sahası kabul edilen Fransızca orijinalden alıntı yaptığı yerlerde dahi, bir kısım atlama ve yanlış aktarmalar göze çarpıyordu ki, bunlar, Meriç metinleri adına üzerinde yeniden düşünülmesi gereken istifham bulutları taşıyordu.</p>
<p>Titizliğiyle maruf Cemil Meriç’in sonraki metinlerinde görülen hatalar belki kâtiplerinin dikkatsizliğine yorulabilirdi; ama henüz gözlerinin kapanmasına 10 yıl varken bizzat kaleme aldığı bir yazıda karşımıza çıkan hatalar nasıl yorumlanmalıydı?</p>
<p>Muhtemelen 1940’lı yılların bilimsel aktarım tekniğinin bugünkünden farklı olduğunu ve bu yazının, metinlerin biraz daha “mirî malı” kabul edildiği bir dönemde kaleme alındığını söyleyerek teselli bulabiliriz. Lâkin yine de işi metin eleştirisi olan ve çevirmeni titiz olmadığı için kıyasıya eleştiren bir münekkidin, eleştirdiği metni daha dikkatli aktarmasını bekliyor insan. Çünkü sonuçta aktardığımız kalıyor okurun aklında. Herkesin ilk metinlerle karşılaşma imkânı sınırlı. Kaldı ki, karşılaşanların da metni ne kadar dikkatle okuyup aktardıkları ayrı bir mesele.</p>
<p>O zaman ne yapmak gerekiyor?</p>
<p>Benim kanaatim, ilk yazılarından itibaren yeniden yayınlanacak olan Cemil Meriç külliyatının kesinlikle tek kişi tarafından değil, bir uzmanlar grubu tarafından incelenmesi ve gerektiğinde metne yapılan müdâhale ve düzeltmelerin dipnotlarla açıklanmasıdır. Tabii birazdan göreceğimiz gibi bizzat Cemil Meriç’ten kaynaklanan hataların da belirtilmesi şarttır. Yani artık Cemil Meriç araştırmalarında orijinal metin anlayışında bir değişikliğe gitmek gerekiyor.</p>
<p>Henüz kitaplaşmamış yazıları üzerinde çalışanlara teklifim şu: Gelin, bu yazıların dergilerdeki orijinal hâllerini tıpkıbasım olarak yayınlayalım. Böylece hem gelecekteki araştırmacılara sağlam bir referans bırakmış oluruz, hem de ondan aktarma yapacakların düşebilecekleri hataların denetlenmesini mümkün hâle getiririz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hatıratlara Nasıl Güveneceğiz?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/hatiratlara-nasil-guvenecegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:21:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[facia]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Rıza Soyak]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Fırka Hatıraları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6309</guid>

					<description><![CDATA[Başbakanlık ve Serbest Cumhuriyet Fırkası Genel Başkanlığı gibi iki son derece mühim mevkii işgal ederek yakın tarihimize mührünü vurmuş olan Ali Fethi Okyar hakkındaki araştırmalar son derece yetersiz. Buna mutlaka hataları da ilave etmek gerekir. Nitekim 9 Ağustos 1930 tarihinde kader arkadaşı olan Gazi Mustafa Kemal’e yazdığı mektubunun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın Atatürk’ten Hatıralar’ındaki şekli maalesef pek çok hata ile malûl. 1930’lu yıllarda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış birinin hatıratı tarihçi açısından her bakımdan mühimdir. Lakin ya yayıncının dikkatsizliği veya hatırat sahibinin vurdumduymazlığı sebep olmuş olmalı bu mühim mektuptaki faciaya. Okyar ailesi tarafından neşredilen Serbest Fırka Hatıraları adlı eserdeki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakanlık ve Serbest Cumhuriyet Fırkası Genel Başkanlığı gibi iki son derece mühim mevkii işgal ederek yakın tarihimize mührünü vurmuş olan Ali Fethi Okyar hakkındaki araştırmalar son derece yetersiz. Buna mutlaka hataları da ilave etmek gerekir. Nitekim 9 Ağustos 1930 tarihinde kader arkadaşı olan Gazi Mustafa Kemal’e yazdığı mektubunun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın <em>Atatürk’ten Hatıralar</em>’ındaki şekli maalesef pek çok hata ile malûl.</p>
<p>1930’lu yıllarda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yapmış birinin hatıratı tarihçi açısından her bakımdan mühimdir. Lakin ya yayıncının dikkatsizliği veya hatırat sahibinin vurdumduymazlığı sebep olmuş olmalı bu mühim mektuptaki faciaya.</p>
<p>Okyar ailesi tarafından neşredilen <em>Serbest Fırka Hatıraları </em>adlı eserdeki aslıyla karşılaştırdığımda Soyak’ın kitabındaki vaziyet iç açıcı değildi. Bu nasıl yayına hazırlamaktı böyle? Her satırında hatalar ben buradayım diye adeta bağırıyordu. Kimse görmemiş mi bunları? Okumamış mı?</p>
<p>Altı üstü iki sayfalık bir mektupta mebzul miktarda hata acaba eserin diğer kısımlarında ne potlar kırılmış? Sorusunu akla düşürüyor ister istemez. Ben aşağıdaki hata hasılatını rafa dizene kadar yoruldum. Diğerine de erbabı baksın bir zahmet. Bakarsa tabii&#8230;</p>
<p>Mektuptaki yanlışları, hatıratın müteakip baskısında düzeltilmesi umuduyla aşağıya sıralıyorum. Ancak iki notum var:</p>
<p>Not 1) Hatalar o kadar fazla ki karışıklık olmasın diye mektubun satırlarına kendim numara verdim.</p>
<p>Not 2) Soyak’ın metninde mektubun sadeleştirildiğine dair bir uyarı yapılmadan sadeleştirmeye gidilmiş olması tuhaftır. Bu sebeple <strong>yüksek müsaadelerini/müsaade-i celilelerini; iptidai maddeler/mevadd-ı iptidaiye; münakaşa hürriyetini/hürriyet-i münakaşayı </strong>gibi “habersiz” sadeleştirme örneklerini listeye almadım. Keza izafet kesresi yerine kullanılan tire (-) işaretinin konulmadığı <strong>zatı/zat-ı</strong> gibi örnekleri de dahil etmedim. Böylece listemiz sadece okuma hatalarına inhisar etmiş oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harf İnkılâbının Akademik Laneti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/harf-inkilabinin-akademik-laneti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:59:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Mango]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Gotthard Jaeschke]]></category>
		<category><![CDATA[İnkılâp]]></category>
		<category><![CDATA[Lord Kinross]]></category>
		<category><![CDATA[Ord. Prof. Enver Ziya Karal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6048</guid>

					<description><![CDATA[İnkılâp tarihi bir türlü “Tarih” katına yükselemiyor. Sebebini sahanın duayeni kabûl edilen Ord. Prof. Enver Ziya Karal bir televizyon programında ortaya koymuş aslında: “1950’den önce Atatürk üzerine objektif yazı yazmak çok güçtü. (…) Atatürk konusunda kendimin de objektif olduğuna kani değilim. Çünkü Atatürkçüyüm dediğin andan itibaren bu objektivite başkaları için sözkonusu değil” (Hıfzı Topuz, Konuklar Geçiyor, İstanbul 1975, Çağdaş Yayınları, s. 78-79). Atatürkçüyüm dediği anda objektifliğini kaybediyorsa tarihçi -ki hakikat böyle- o zaman Türkiye’deki İnkılâp Tarihi bölümlerinde üretilen çöpleri hangi yeraltı mağarasına gömsek anında kusar. Hepsi defolu ve doğuştan sakat tezler, kitaplar, makaleler, sempozyumlar… Bu güne kadar Lord Kinross ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnkılâp tarihi bir türlü “Tarih” katına yükselemiyor. Sebebini sahanın duayeni kabûl edilen Ord. Prof. Enver Ziya Karal bir televizyon programında ortaya koymuş aslında: “1950’den önce Atatürk üzerine objektif yazı yazmak çok güçtü. (…) Atatürk konusunda kendimin de objektif olduğuna kani değilim. Çünkü Atatürkçüyüm dediğin andan itibaren bu objektivite başkaları için sözkonusu değil” (Hıfzı Topuz, <em>Konuklar Geçiyor</em>, İstanbul 1975, Çağdaş Yayınları, s. 78-79).</p>
<p>Atatürkçüyüm dediği anda objektifliğini kaybediyorsa tarihçi -ki hakikat böyle- o zaman Türkiye’deki İnkılâp Tarihi bölümlerinde üretilen çöpleri hangi yeraltı mağarasına gömsek anında kusar. Hepsi defolu ve doğuştan sakat tezler, kitaplar, makaleler, sempozyumlar… Bu güne kadar Lord Kinross ve Andrew Mango’nun eserleri çapında bir Atatürk biyografisi yazmayı becerememiş, Gotthard Jaeschke ayarında titiz ve Kemalist taraftarlık havasından uzak etüdler kaleme alamamış bir güruhla karşı karşıyayız. Mete Tunçay, Ahmet Demirel, Mehmet Alkan ve Cemil Koçak gibi birkaç istisnayı bir kenara koyarsak maalesef bu nevzuhur sahayı dolduranların gölgesi cehenneme kadar uzamaktadır.</p>
<p>İşte İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Estitüsü’nden Prof. Dr. Sabahattin Özel ve Doç. Dr. Işıl Çakan Hacıibrahimoğlu’nun arka kapaktaki deyimle “kurguladıkları” Türk Devrimi Mülakatları adlı kitap 2011 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları arasında 2. baskısını yapmış ve aradan geçen 10 yıla yakın sürede kaşının üzerinde gözün var diyen çıkmamış. Bu bir yayıncılık faciası olan kitap hakkında bunca zamandır çıt çıkarılmaması tarihçilerimizin kendilerinin çalıp kendilerinin oynadığı konforlu ortamın ulaştığı düzeyi gösteriyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Sayfaya 10 Hata Nasıl Sığdırılır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/bir-sayfaya-10-hata-nasil-sigdirilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 11:20:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Arap harfleri]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Oruç]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[Harf inkılabı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5914</guid>

					<description><![CDATA[Harf İnkılabı yapıldığından beri kabul edelim ki dilimiz kesiktir, kanıyor&#8230; Bu mırra kahvesi gibi acı hakikati 1 Kasım 1929 tarihli Akşam gazetesi her nasılsa dile getirmiş. Şöyle yakınıyor bir yıllık feci bilançoyu çıkarırken: “Yeni harflerle çıkan kitaplardan satılanı hiç yok gibi diyorlar. Bir sene içinde, milletin okuma yazma işlerinde kat’i bir tebeddül (değişiklik) beklemek abes olur. Fakat muhakkak ki, ilk hararet ve heyecan devam ettirilebilseydi, ve harf inkılabı yalnız matbuatın (basının) fedakârlık hissine terkedilmiş bir vazife kalmasaydı daha ciddi neticeler elde edilirdi. Şimdiden hars (kültür) ve edebiyat cereyanlarının durduğunu görüyoruz. Eskiden on binlerce satılan haftalık mecmualar birer birer kapandı. Yevmî&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Harf İnkılabı yapıldığından beri kabul edelim ki dilimiz kesiktir, kanıyor&#8230; Bu mırra kahvesi gibi acı hakikati 1 Kasım 1929 tarihli Akşam gazetesi her nasılsa dile getirmiş. Şöyle yakınıyor bir yıllık feci bilançoyu çıkarırken: “Yeni harflerle çıkan kitaplardan satılanı hiç yok gibi diyorlar. Bir sene içinde, milletin okuma yazma işlerinde kat’i bir tebeddül (değişiklik) beklemek abes olur. Fakat muhakkak ki, ilk hararet ve heyecan devam ettirilebilseydi, ve harf inkılabı yalnız matbuatın (basının) fedakârlık hissine terkedilmiş bir vazife kalmasaydı daha ciddi neticeler elde edilirdi. Şimdiden hars (kültür) ve edebiyat cereyanlarının durduğunu görüyoruz. Eskiden on binlerce satılan haftalık mecmualar birer birer kapandı. Yevmî (günlük) gazetelerin Anadoludaki satışları(nın) azaldığı söyleniyor. Bunlar, hep okuma hareketinin henüz semere vermediğine alâmettir. Bir çok kanun adamları, yeni çıkan kanun kitaplarını okumak için evvelâ Arap harflerine naklediyorlarmış…”</p>
<p>Yani yeni kanunları önce Arap harflerine çeviriyor, maddelerin ne dediğini ancak böyle anlayabiliyorlarmış!</p>
<p>İlginçtir, benzer bir yakınma Arif Oruç’un muhalif Yarın gazetesinden de gelmiştir (4 Mayıs 1931). Harf İnkılabıyla okuryazarlığı sıfıra müncer olan halk, yarım yamalak öğrendiği Latin harfleriyle günlük gazeteleri rahatça okuyamazken gazeteleri bir tek onlar doğru dürüst okuyabildikleri için “çocuk sayfaları” açmak suretiyle okutmaya çalışıyorlarmış. Bu gülünç vaziyet karşısında fırsatı kaçırmayan Yarın gazetesi, “Çocuklardan başka okur kalmamış olacak ki bu yola başvurmuşlar” diyerek basının perişan hâli ve Harf İnkılabının toplum üzerindeki travmatik etkileriyle dalgasını geçiyordu. Böyle maluliyetlerle başlayan bir inkılabın bu bir zamanlar cihana hükmetmiş memlekette anlı şanlı tarihçileri eski metinler/belgeler karşısında o zamanki “çocuklar”dan daha “çocuk” hâle getireceği herhâlde çoğu kimsenin aklına gelmemişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Kadar Çok Osmanlıca Hatası Biraz Fazla Değil Mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/bu-kadar-cok-osmanlica-hatasi-biraz-fazla-degil-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:59:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Bahrisefid]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale Boğazı]]></category>
		<category><![CDATA[Cezmi Eraslan]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlıca]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5819</guid>

					<description><![CDATA[Her geçen gün Osmanlıca okuma hatalarına bir yenisi ekleniyor. Bu defa hem de oldukça kısa bir metinde onlarca hatayla Cezmi Eraslan var karşımızda. Açık olmakta fayda var: Dergimizdeki “İntikad” köşesi meslekten tarihçilerin çalışmalarında düştükleri vahim hataları, özellikle de Osmanlıca okuma hatalarını ifşa etmeyi, böylece onları akademik fildişi kulelerinde rahatsız etmeyi hedefliyor. Son üç aydır örnekleriyle gösterdiğimiz üzere benzer hataları öğrencileri yapsa hakaret üstü puan kırma şeklinde verecekleri cezaya bizzat hocalarımız düşmekte hiçbir sıkıntı yaşamıyor maşallah. Bu ay üzerinde Prof. Dr. unvanına sahip bir akademisyenin, doktorasını Sultan II. Abdülhamid üzerine yapmış olan Cezmi Eraslan’ın yazdığı II. Abdülhamid’in Çanakkale Savunması adını taşıyan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Her geçen gün Osmanlıca okuma hatalarına bir yenisi ekleniyor. Bu defa hem de oldukça kısa bir metinde onlarca hatayla Cezmi Eraslan var karşımızda.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Açık olmakta fayda var: Dergimizdeki “İntikad” köşesi meslekten tarihçilerin çalışmalarında düştükleri vahim hataları, özellikle de Osmanlıca okuma hatalarını ifşa etmeyi, böylece onları akademik fildişi kulelerinde rahatsız etmeyi hedefliyor. Son üç aydır örnekleriyle gösterdiğimiz üzere benzer hataları öğrencileri yapsa hakaret üstü puan kırma şeklinde verecekleri cezaya bizzat hocalarımız düşmekte hiçbir sıkıntı yaşamıyor maşallah.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bu ay üzerinde Prof. Dr. unvanına sahip bir akademisyenin, doktorasını Sultan II. Abdülhamid üzerine yapmış olan Cezmi Eraslan’ın yazdığı II. Abdülhamid’in Çanakkale Savunması adını taşıyan kitaptaki fahiş denilecek derecedeki Osmanlıca okuma hatalarının sadece birkaçını ele alacağız.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hatalar gani gerçi ama mevzuyu dağıtmamak adına sadece bir sayfaya ve o sayfadaki bir resimaltı yazısına teksif edeceğim dikkatimi.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">II. Abdülhamid’in Çanakkale Savunması adlı kitap daha ziyade bir albüm mahiyetinde. Baş tarafında Sultan Abdülhamid ve Çanakkale müdafaası için yaptırdığı tahkimata temas eden bir giriş/değerlendirme kısmı haricinde arşivden alınan fotoğraf, belge ve haritalara yer verilmiş; yazarın buradaki katkısı görsellerin altındaki yazılardan ibaret.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Seçtiğimiz sayfadaki belgenin Bahrisefid, yani Akdeniz Boğazı denilen Çanakkale Boğazı’ndaki kalelerin Bahriye (Deniz Kuvvetleri) tarafından hazırlanmış haritası olduğunu belirtelim. Eraslan’ın okuduğu hâliyle karşılaştıracağımız orijinal Osmanlıca el yazısı ise haritanın sağ tarafında görülüyor. Topu topu 10 küsur satırlık paragrafta tam 6 adet Osmanlıca okuma veya yazma hatası tespit ettim. Bunları aşağıya sırasıyla yazıyorum:</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>11 Satırda Tam 17 Hata</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/11-satirda-tam-17-hata/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:47:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[izâr-ı terazi]]></category>
		<category><![CDATA[Şahbaba]]></category>
		<category><![CDATA[yed-i tûla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5722</guid>

					<description><![CDATA[Belge neşretmek Türkiye’de cesaret ister. Hayır, sadece 5816 gibi tarihçileri sansürcülüğe zorlayan kanunlara toslanılacağı için değil, Osmanlıca okumak giderek Runik harfleri çözmek kadar müşkilleştiği için. 100 sene önce rüşdiye, bilemediniz idadî talebesinin kahve içerken okuyabildiği metinleri “çözmek” için şimdilerde profesör yetiştiriyoruz maşaallah! Onlar da doğru okuyabilse bari. Murat Bardakçı elbette onlardan biri değil. Kendi kendini yetiştirmiş ve elinde hatırı sayılır bir belge koleksiyonu bulunan, çoğunlukla akademisyenlerin burun kıvırdığı ama kalibreleri yayına yaklaşmalarına yetmeyecek çalışkanlıkta bir araştırmacı. Kendisiyle kavgalarım, hatta mahkemelerim oldu, o ayrı. Ancak belgelere vukuf bakımından Osmanlıcası zayıf bir İlber Ortaylı’ya kıyasla “yed-i tûlâ” sahibi olduğu söylenebilir. Ancak ufak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belge neşretmek Türkiye’de cesaret ister. Hayır, sadece 5816 gibi tarihçileri sansürcülüğe zorlayan kanunlara toslanılacağı için değil, Osmanlıca okumak giderek Runik harfleri çözmek kadar müşkilleştiği için. 100 sene önce rüşdiye, bilemediniz idadî talebesinin kahve içerken okuyabildiği metinleri “çözmek” için şimdilerde profesör yetiştiriyoruz maşaallah! Onlar da doğru okuyabilse bari. Murat Bardakçı elbette onlardan biri değil. Kendi kendini yetiştirmiş ve elinde hatırı sayılır bir belge koleksiyonu bulunan, çoğunlukla akademisyenlerin burun kıvırdığı ama kalibreleri yayına yaklaşmalarına yetmeyecek çalışkanlıkta bir araştırmacı. Kendisiyle kavgalarım, hatta mahkemelerim oldu, o ayrı. Ancak belgelere vukuf bakımından Osmanlıcası zayıf bir İlber Ortaylı’ya kıyasla “yed-i tûlâ” sahibi olduğu söylenebilir.</p>
<p>Ancak ufak bir kusuru var: Osmanlıca elyazılarını rahatça okuyabiliyor ama doğru düzgün yayımlayamıyor! On yıl kadar önce Şahbaba adlı kitabındaki Osmanlıca okuma hatalarını tek tek bulup yazmıştım. Yeni baskılarda -teşekkür etmese de- yazdığım hataların düzeltildiğini görünce sadece tebessüm ediyorum.</p>
<p>Bu defa 2019 yılında Turkuvaz Yayınları’ndan çıkan Bir Devlet Operasyonu: 19 Mayıs adlı kitabında neşrettiği bir belgeye takılacağım. 110 adet belgenin fotoğraf ve çevrimyazısına yer verilen kitapta tenkit edilecek yerler çok ama o buranın işi değil. Sayfa 17’de “yayımladığım evrakın ve alıntı yaptığım metinlerin diline dokunmadım” dese de, birazdan göreceğiniz gibi belgelerin diliyle oynadığı açıktır. (Başka belgelerde, mesela sayfa 283’de “izhâr-ı terâhî” kelimesinin “izâr-ı terazi” diye okunması gibi fahiş hataları ayrıca yazacağım.) Şimdilik 108 numaralı belgedeki hataları sıralayalım:</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezar Taşını Okuyamayan Tarihçiler “Yarattınız”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/mezar-tasini-okuyamayan-tarihciler-yarattiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[ahbar]]></category>
		<category><![CDATA[Doktora Tezi]]></category>
		<category><![CDATA[nakilan-ı]]></category>
		<category><![CDATA[ravivan-ı]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Aziz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5532</guid>

					<description><![CDATA[Anladık, tarihçilerimize Osmanlıca öğretemeyeceğiz, bari nasıl olsa okuyamadığınız mezar taşını gidip kendi gözlerinizle görme zahmetine katlanın, değil mi? Yok, bizde öyle olmuyor, raviyan-ı ahbar ve nakilan-ı asar ne güne duruyor? Al bir kitaptan, kaynak da verme, yalan yanlış aktar, nasıl olsa kimse hesap sormuyor, akademi -ciddi ilim adamlarını tenzih ederim- olmuş al gülüm ver gülüm alemi, ben senin tavuğuna, sen de benim tavuğuma kış demeyeceksin, devran dönecek. Devran dönecek de adlarınızın kara listeye geçtiğinin farkında değil misiniz? Üstelik 200 adet basılıp kendilerinden başkasının okumaya tenezzül buyurmadığı hakemli dergilerde neşrolunan, yarısı dipnot ve kaynakça dolu bir makaleden bahsetmiyorum, bir DOKTORA TEZİ&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anladık, tarihçilerimize Osmanlıca öğretemeyeceğiz, bari nasıl olsa okuyamadığınız mezar taşını gidip kendi gözlerinizle görme zahmetine katlanın, değil mi? Yok, bizde öyle olmuyor, raviyan-ı ahbar ve nakilan-ı asar ne güne duruyor? Al bir kitaptan, kaynak da verme, yalan yanlış aktar, nasıl olsa kimse hesap sormuyor, akademi -ciddi ilim adamlarını tenzih ederim- olmuş al gülüm ver gülüm alemi, ben senin tavuğuna, sen de benim tavuğuma kış demeyeceksin, devran dönecek. Devran dönecek de adlarınızın kara listeye geçtiğinin farkında değil misiniz? Üstelik 200 adet basılıp kendilerinden başkasının okumaya tenezzül buyurmadığı hakemli dergilerde neşrolunan, yarısı dipnot ve kaynakça dolu bir makaleden bahsetmiyorum, bir DOKTORA TEZİ söz konusu. Adıyla sanıyla doktora tezi. Ve tez jürisinde profesörler geçidi. İmza atmışlar bir de, bu tez akademik tez olma liyakatini haizdir diye. Takdimi de geçen ay dergimizde ifşa ettiğimiz üzere bir kitabında Sultan Aziz’i <strong>intihar ettirirken </strong>öbüründe öldürten Prof. Dr. İlber Ortaylı’dan. Muska misali koymuşlar. İşte Abdulhamit Kırmızı’nın <em>Abdülhamid’in Valileri</em> adlı doktora tezi basılmış haliyle elimizde. Mayıs 2007’de çıkmış piyasaya, bugüne kadar da birkaç baskı yapmış. Akademik olarak (yanlış sayfa numaraları ve kaynakları birbirine karıştırmak gibi) fahiş hatalarla dolu ve “tezi” belli olmayan, özellikle sonuna usulen konulan iki belgede 49 okuma yanlışı tespit ettiğim malul “tez”in asıl tenkidine daha sonra gireceğim. Burada akademisyenimizin bir mezar taşındaki talik kitabeyi bile okuyamadığını teşhirle yetineceğim.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlber Ortaylı Tarihin İzinde’de Doğru Söyler; En Uzun Yüzyıl’da Şaşar!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/intikad/ilber-ortayli-tarihin-izindede-dogru-soyler-en-uzun-yuzyilda-sasar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İntikad]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Han]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan 2. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5441</guid>

					<description><![CDATA[Bir kitabında intihar etti dediği Sultan’a başka bir kitabında öldürüldü diyen birine tarihçi, hem de büyük tarihçi deniliyorsa bir ülkede, orada fikir tankları boşalmış demektir. Birine büyük denildi mi, akan sular duruyor Türkiye’nin tarih kısırlığında. Ne bilgileri kontrol eden var ne de cesaret edip eleştirebilen. (Y. Hakan Erdem’in Tarih-i Leng’de birilerini eleştirmeye kalkınca kimseye yaranamadığını hatırlayın.) Bilgileri kritik edebilecekler birbirlerini okumuyor, okusa da al gülüm ver gülüm’den dolayı yazamıyor, meslektaş olmayanlar ise bir kült gibi ne yazılmışsa iman ediyor. Böylece tarih yayını sayısında patlama yaşadığımız bu dönemden geriye -az sayıda nitelikli çalışma hariç- bir çöp yığını kalıyor. Sultan Abdülaziz’in 1876&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kitabında intihar etti dediği Sultan’a başka bir kitabında öldürüldü diyen birine tarihçi, hem de büyük tarihçi deniliyorsa bir ülkede, orada fikir tankları boşalmış demektir. Birine büyük denildi mi, akan sular duruyor Türkiye’nin tarih kısırlığında. Ne bilgileri kontrol eden var ne de cesaret edip eleştirebilen. (Y. Hakan Erdem’in Tarih-i Leng’de birilerini eleştirmeye kalkınca kimseye yaranamadığını hatırlayın.) Bilgileri kritik edebilecekler birbirlerini okumuyor, okusa da al gülüm ver gülüm’den dolayı yazamıyor, meslektaş olmayanlar ise bir kült gibi ne yazılmışsa iman ediyor. Böylece tarih yayını sayısında patlama yaşadığımız bu dönemden geriye -az sayıda nitelikli çalışma hariç- bir çöp yığını kalıyor. Sultan Abdülaziz’in 1876 yılında tahttan indirilmesinden günler sonra odasında iki bileği birden kesilmiş, kanlar içinde ölü bulunması tarihimizin en ateşli tartışmalarından birini tetiklemiş ve “Sultan Aziz öldü mü yoksa öldürüldü mü?” sorusu büyük ölçüde siyasete endeksli olarak ele alınmıştır. Sultan 2. Abdülhamid’in dava açması ve Yıldız Mahkemesi’nin Sultan Abdülaziz’in Midhat Paşa ve ekibi tarafından katledildiğine kararı vermesi meseleyi o gün için halletmiş gibiydi. Ancak tahttan indirilmesinin ardından ders kitaplarında Abdülaziz Han’ın intihar ettiği iddiasına yer verilmiş olup bu iddialar Osmanlı’ya yönelik tahkir ve red edici bir tavır benimsemiş olan Cumhuriyet yıllarında benimsenmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
