﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sıfır Noktası &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/sifir-noktasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Aug 2025 06:24:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Sıfır Noktası &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tuna Nehri’nde Yitik Vatan: Adakale</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/tuna-nehrinde-yitik-vatan-adakale/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2025 06:24:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11664</guid>

					<description><![CDATA[Bir zamanlar Tuna Nehri üzerinde zümrüdî bir mücevher misali yükselen Adakale, Yugoslavya ve Romanya’nın artan enerji ihtiyacını karşılamak üzere Portile de Fier hidroelektrik santralinin inşasıyla 1970’de tamamen sular altında kaldı. Balkan fetihleri sırasında Osmanlı hâkimiyetine giren bu küçük ada, Macaristan seferlerinde Tuna’daki donanma için doğal bir üs hâline gelmişti. Macar ve Erdel memleketinin kilidi, Belgrad ve Tamışvar’ın anahtarı sayılan Adakale, birkaç defa el değiştirse de yıkılışına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. &#160; Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar Tuna Nehri üzerinde zümrüdî bir mücevher misali yükselen Adakale, Yugoslavya ve Romanya’nın artan enerji ihtiyacını karşılamak üzere Portile de Fier hidroelektrik santralinin inşasıyla 1970’de tamamen sular altında kaldı. Balkan fetihleri sırasında Osmanlı hâkimiyetine giren bu küçük ada, Macaristan seferlerinde Tuna’daki donanma için doğal bir üs hâline gelmişti. Macar ve Erdel memleketinin kilidi, Belgrad ve Tamışvar’ın anahtarı sayılan Adakale, birkaç defa el değiştirse de yıkılışına kadar Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2025-/-sayi-161">Derin Tarih Ağustos Sayısında… </a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Günümüze Arnavutluk’ta Bektaşîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/osmanlidan-gunumuze-arnavutlukta-bektasilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 08:33:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11004</guid>

					<description><![CDATA[Tepedelenli Ali Paşa’nın himayesiyle 18. yüzyılın sonunda Arnavutluk’ta hayat bulan Bektâşîlik, bölgede tekkelerin kurulmasıyla giderek yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı’nın zayıflamasıyla bölgedeki idareciler tarafından siyasî amaçlar doğrultusunda kullanılan Bektâşî topluluğu, Arnavut milliyetçiliğiyle birlikte Osmanlı karşıtı hareketlerin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Osmanlı sonrasında ise özellikle komünizm tecrübesi, Arnavutluk Bektâşîliğini çeşitli tartışmalara ve dönüşümlere itmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tepedelenli Ali Paşa’nın himayesiyle 18. yüzyılın sonunda Arnavutluk’ta hayat bulan Bektâşîlik, bölgede tekkelerin kurulmasıyla giderek yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı’nın zayıflamasıyla bölgedeki idareciler tarafından siyasî amaçlar doğrultusunda kullanılan Bektâşî topluluğu, Arnavut milliyetçiliğiyle birlikte Osmanlı karşıtı hareketlerin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Osmanlı sonrasında ise özellikle komünizm tecrübesi, Arnavutluk Bektâşîliğini çeşitli tartışmalara ve dönüşümlere itmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Cumhuriyet’in Camileri”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/cumhuriyetin-camileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Erken]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2024 10:57:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10766</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet’in ilk yıllarında camiler sadece ibadet mekânı değildi; halkın irfanını besleyen, inancı ve gelenekleri koruyan sessiz birer kale olarak varlığını sürdürüyordu. Kapatılan ya da amacı dışında kullanılan camiler bir vâkıa olarak önümüzde dursa da, özellikle 90’lı yıllara kadar mevlidler, vaazlar, halka dersleri hatta tekke faaliyetleri için de ev sahipliği yapan bu mekânlar, geçmişle bugün arasında sessiz bir köprü vazifesi üstlenmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet’in ilk yıllarında camiler sadece ibadet mekânı değildi; halkın irfanını besleyen, inancı ve gelenekleri koruyan sessiz birer kale olarak varlığını sürdürüyordu. Kapatılan ya da amacı dışında kullanılan camiler bir vâkıa olarak önümüzde dursa da, özellikle 90’lı yıllara kadar mevlidler, vaazlar, halka dersleri hatta tekke faaliyetleri için de ev sahipliği yapan bu mekânlar, geçmişle bugün arasında sessiz bir köprü vazifesi üstlenmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2024-/-sayi-150">Derin Tarih Eylül</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Otrar Hadisesi ve Celâleddin Hârizmşah Mengübertî’nin Hindistan’a Kaçışının Nefes Kesen Hikâyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/otrar-hadisesi-ve-celaleddin-harizmsah-mengubertinin-hindistana-kacisinin-nefes-kesen-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hubert Jozefowski]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2024 12:57:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10237</guid>

					<description><![CDATA[Tarihin akışı muhtelif gelişmelerin girift sebep-sonuç ilişkileriyle izah edilir. Ancak bardağı taşıran nihai bir damla, oku yaydan çıkaran istisnai bir dokunuş daima vardır. Tıpkı fevri bir kararın neticesinde vuku bulan Otrar hadisesi gibi. 1218’de gerçekleşen bu hadise bir domino taşı etkisiyle Hârizmşahların tarih sahnesinden silinmesine ve ardından çığ gibi büyüyen Moğol yayılmacılığının Horasan ve Mâverâünnehir’i aşıp Anadolu’ya uzanmasına, Cengiz’in bir “cihan hâkimi” olmasının önündeki engellerin kalkmasına kapı aralamıştır. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihin akışı muhtelif gelişmelerin girift sebep-sonuç ilişkileriyle izah edilir. Ancak bardağı taşıran nihai bir damla, oku yaydan çıkaran istisnai bir dokunuş daima vardır. Tıpkı fevri bir kararın neticesinde vuku bulan Otrar hadisesi gibi. 1218’de gerçekleşen bu hadise bir domino taşı etkisiyle Hârizmşahların tarih sahnesinden silinmesine ve ardından çığ gibi büyüyen Moğol yayılmacılığının Horasan ve Mâverâünnehir’i aşıp Anadolu’ya uzanmasına, Cengiz’in bir “cihan hâkimi” olmasının önündeki engellerin kalkmasına kapı aralamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mart-kasim-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerika’nın Little Bighorn Hezimeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/amerikanin-little-bighorn-hezimeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mükremin Gül]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 12:30:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9419</guid>

					<description><![CDATA[Tam 147 sene önce, 25 Haziran 1876’da Amerikan ordusu Kızılderililere karşı en büyük hezimetlerinden birini yaşadı. Little Bighorn Irmağı civarında yerleşmiş bulunan Şayenler ve Şiyular, yani bölgenin asıl sahipleri ittifak yaparak, kaynaklarına göz koyan işgalci Amerikalılara, yüzlerce askerlerini kaybetmelere yol açan bir mağlubiyet yaşattılar. Kabile reisleri Oturan Boğa ve Çılgın At, Kızılderililerin bu efsanevî direnişinin sembol isimleri olarak beyaz adamı karanlık bir utanca boğacaklardı. &#160; Devamı Derin Tarih Haziran Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam 147 sene önce, 25 Haziran 1876’da Amerikan ordusu Kızılderililere karşı en büyük hezimetlerinden birini yaşadı. Little Bighorn Irmağı civarında yerleşmiş bulunan Şayenler ve Şiyular, yani bölgenin asıl sahipleri ittifak yaparak, kaynaklarına göz koyan işgalci Amerikalılara, yüzlerce askerlerini kaybetmelere yol açan bir mağlubiyet yaşattılar. Kabile reisleri Oturan Boğa ve Çılgın At, Kızılderililerin bu efsanevî direnişinin sembol isimleri olarak beyaz adamı karanlık bir utanca boğacaklardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2023">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazetelerin Aynasından 1939 Erzincan Depremi &#8211; 1</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/gazetelerin-aynasindan-1939-erzincan-depremi-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 07:44:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1939 yılı]]></category>
		<category><![CDATA[7.9 büyüklüğündeki deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Erzincan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9172</guid>

					<description><![CDATA[“Herkes birbirinin kalbine hitap etmeğe çalışıyor; her ferd ‘ben ne verebilirim’, her aile ‘fazla nemiz var?’ diye düşünüyor ve bütün bir millet yersiz yurtsuz vatandaşların çıplak vücutlarını örtmek, yaralarını sarmak, karınlarını doyurmak, acılarını bir an evvel dindirmek için çırpınıyor.” 1939 yılında, 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece Erzincan’da meydana gelen 7.9 büyüklüğündeki depremin ardından gazetelere yansıyan ve ne yazık ki bugün bize çok tanıdık gelen elim haberler… &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Herkes birbirinin kalbine hitap etmeğe çalışıyor; her ferd ‘ben ne verebilirim’, her aile ‘fazla nemiz var?’ diye düşünüyor ve bütün bir millet yersiz yurtsuz vatandaşların çıplak vücutlarını örtmek, yaralarını sarmak, karınlarını doyurmak, acılarını bir an evvel dindirmek için çırpınıyor.” 1939 yılında, 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece Erzincan’da meydana gelen 7.9 büyüklüğündeki depremin ardından gazetelere yansıyan ve ne yazık ki bugün bize çok tanıdık gelen elim haberler…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefatının 105. Seni-İ Devriyesinde “Tarih Yapan Son Padişah”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/vefatinin-105-seni-i-devriyesinde-tarih-yapan-son-padisah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:59:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9062</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tartışmalı Harekât: Sarıkamış</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/tartismali-harekat-sarikamis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[harekât]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[Tanpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8838</guid>

					<description><![CDATA[“Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandıkları şekilde ölümün zaferi idi. Dört yıl bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmişti. Ölüm, her yana dolu dizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her şeyi biçmişti. Ölüm, bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu.” Tanpınar’ın bu sözlerle tasvir ettiği Sarıkamış harekâtının tartışmalı sayfalarını şahitler ve kayıtlar üzerinden aralıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandıkları şekilde ölümün zaferi idi. Dört yıl bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmişti. Ölüm, her yana dolu dizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her şeyi biçmişti. Ölüm, bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu.” Tanpınar’ın bu sözlerle tasvir ettiği Sarıkamış harekâtının tartışmalı sayfalarını şahitler ve kayıtlar üzerinden aralıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Mücadele’de Stalin Ve Enver Paşa’nın “Beyaz Ruslar” Manevrası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/milli-mucadelede-stalin-ve-enver-pasanin-beyaz-ruslar-manevrasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1920]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Pyotr Vrangel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8834</guid>

					<description><![CDATA[Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları Türk yurdunda ne beklemektedir? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden, geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz hikâyesinin ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları Türk yurdunda ne beklemektedir? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden, geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz hikâyesinin ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz Rus Ordusunun Millî Mücadele’deki Harekât Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/beyaz-rus-ordusunun-milli-mucadeledeki-harekat-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:13:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1920]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[Pyotr Vrangel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8724</guid>

					<description><![CDATA[Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları İstanbul’da nasıl bir hayat beklemektedir? “Küçük bir Rusya” inşa ettikleri Gelibolu’da onca yokluk ve sefalete rağmen hayata nasıl tutunurlar? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden hikâyesinin ilk bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları İstanbul’da nasıl bir hayat beklemektedir? “Küçük bir Rusya” inşa ettikleri Gelibolu’da onca yokluk ve sefalete rağmen hayata nasıl tutunurlar? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden hikâyesinin ilk bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cesedi Çukura Atilan Alemdar Mustafa Paşa’ya İade-İ İtibar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/cesedi-cukura-atilan-alemdar-mustafa-pasaya-iade-i-itibar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 10:34:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Nizam-ı Cedid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan III. Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8500</guid>

					<description><![CDATA[Nizâm-ı Cedîd birliklerinin kurulması başta olmak üzere orduda yapılan ıslahatlar yeniçeriyi kızdırmış, bunun sonucunda Sultan III. Selim tahttan indirilerek, halefinin emriyle katledilmişti. Askerleriyle İstanbul’a gelen Alemdar Mustafa Paşa, tahta II. Mahmud’un çıkmasını sağladı. Sadrazamlık makamına yerleşen Mustafa Paşa da yeniçerilerin hışmına uğrayacaktı. Adamlarıyla birlikte öldürülerek cesedi bir çukura atıldı ve ancak 20 yıl sonra bir mezarı olabildi&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nizâm-ı Cedîd birliklerinin kurulması başta olmak üzere orduda yapılan ıslahatlar yeniçeriyi kızdırmış, bunun sonucunda Sultan III. Selim tahttan indirilerek, halefinin emriyle katledilmişti. Askerleriyle İstanbul’a gelen Alemdar Mustafa Paşa, tahta II. Mahmud’un çıkmasını sağladı. Sadrazamlık makamına yerleşen Mustafa Paşa da yeniçerilerin hışmına uğrayacaktı. Adamlarıyla birlikte öldürülerek cesedi bir çukura atıldı ve ancak 20 yıl sonra bir mezarı olabildi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Arkeolojisi ve İsrail’de Arap İzleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/osmanli-arkeolojisi-ve-israilde-arap-izleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Uzi Baram]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:50:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Edmond de Rothschild]]></category>
		<category><![CDATA[İbranice]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Arkeoloğu]]></category>
		<category><![CDATA[Mezoamerika]]></category>
		<category><![CDATA[Muhsin Tepeler]]></category>
		<category><![CDATA[Ramat Hanadiv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8370</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de eğitim görmüş birçok arkeolog gibi ben de arkeoloji eğitimimi antropoloji bölümünde aldım. Peki, antropoloji-arkeoloji ilişkisi neye dayanır? Diyebiliriz ki, antropoloji, arkeolojinin temel konuları üzerine sosyal bir perspektif ortaya koyar. Bu tür bir arkeoloji; kültürel öğeler, insan geçmişi ve sosyal değişim konularını irdeler. Arkeologlar insanların nasıl geçindiklerinden dinî inanışlarına kadar uzanan birçok sosyal eylemi araştırmak üzere tarihî eserleri ve somut kültürel değerleri inceler. Bunların yanı sıra, arkeolojik sit alanlarında eski yerleşim yerlerinin haritalarını çıkarmak için çalışma yaparlar. Bu durumda arkeoloji bize ne sağlar? Cevap gayet net: Arkeolojik kalıntıların izini sürmek, bize toplumların nasıl ve neden değiştiklerini öğretir. Arkeolojinin bir çalışma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de eğitim görmüş birçok arkeolog gibi ben de arkeoloji eğitimimi antropoloji bölümünde aldım. Peki, antropoloji-arkeoloji ilişkisi neye dayanır? Diyebiliriz ki, antropoloji, arkeolojinin temel konuları üzerine sosyal bir perspektif ortaya koyar. Bu tür bir arkeoloji; kültürel öğeler, insan geçmişi ve sosyal değişim konularını irdeler. Arkeologlar insanların nasıl geçindiklerinden dinî inanışlarına kadar uzanan birçok sosyal eylemi araştırmak üzere tarihî eserleri ve somut kültürel değerleri inceler. Bunların yanı sıra, arkeolojik sit alanlarında eski yerleşim yerlerinin haritalarını çıkarmak için çalışma yaparlar. Bu durumda arkeoloji bize ne sağlar? Cevap gayet net: Arkeolojik kalıntıların izini sürmek, bize toplumların nasıl ve neden değiştiklerini öğretir.</p>
<p>Arkeolojinin bir çalışma alanı olarak kendine has bir esprisi var. Eğer spesifik bir zaman aralığını ya da belirli bir bölgeyi çalışıyorsanız, bu konu için verilen kısa ad, bu çalışma alanının sıfatı olur. Örneğin İncil’i inceleyen arkeologlara ‘İncil Arkeoloğu’, Maya medeniyeti için Mezoamerika’da kazı çalışması yapanlara ‘Maya Arkeoloğu’ denir. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’yla ilgili herhangi bir tarihî eseri ya da yerleşim yerini inceleyen çalışmalara da ‘Osmanlı Arkeolojisi’ adı verilir.</p>
<p>Osmanlı Arkeolojisi adına en güzel söz, bu alanda yapılan çalışmalardan örnekler sunma yoluyla söylenebilir. Bu nedenle, Osmanlı coğrafyasında gerçekleştirilen ilk arkeolojik kazılardan birini, belki de en çarpıcı olanını burada paylaşmak istiyorum.</p>
<p>İbraniceden Muhsin Tepeler olarak çevrilen ve bugün İsrail’in kuzeyinde yer alan Ramat Hanadiv, Baron Edmond de Rothschild’a işaret eder. Siyonizmin kurucularından Edmond de Rothschild ilk Siyonist yerleşim merkezlerinin birçoğunu malî olarak desteklemiştir. Bahsi geçen tepeler, Akdeniz’in hemen doğusunda yer alan Kurmul Dağı’nın güney eteklerinde konumlanır. Doğusunda Emec Hanadiv Vadisi bulunan Ramat Hanadiv tepelerinde biyolojik bir bahçe ve doğal bir koruma alanı vardır. İşte bu doğal koruma alanının bulunduğu yerde 1980’lerde yapılan arkeolojik bir kazıda, ilk insan kalıntılarından klasik dönemdeki tarihî eserlere ve son yıllardaki ölü kemiklerine kadar birçok bulguya rastlandı. Osmanlı devrinden (1516-1917) kalan bulguları inceleme amaçlı yapılan bu çalışma, İsrail’de Osmanlı İmparatorluğu üzerine yapılan ilk arkeolojik etütlerden biridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aziz Nesin’e Hapishane’de Dergi Çıkarttıran Dönem</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/aziz-nesine-hapishanede-dergi-cikarttiran-donem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 07:23:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[II. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Johannes Glasneck]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyetler Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8239</guid>

					<description><![CDATA[II. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa, daha sonra Sovyetler Birliği ve ABD’nin oluşturduğu Müttefikler ile Almanya ve İtalya’nın başını çektiği Mihver Devletleri arasındaki mücadele, Türkiye’deki kalem erbabına da yansımış, hatta Türk basınını Mihver ve Müttefik yanlıları olmak üzere iki kutba ayıranlar olmuştu. Johannes Glasneck savaş yıllarında Cumhuriyet ve Tasvir-i Efkâr’ı Alman dostu olarak tanımlanırken, Tan’ın sosyalist görüşlü olduğunu; Akşam, Vakit ve İkdam’ın ise orta yolda tutum aldığı; Yeni Sabah, Haber, Son Telgraf ve Vatan gazetelerinin de Müttefik yanlısı olduğu belirtilmiştir. Nurhan Kavaklı, Glasneck’in orta tutum içinde gösterdiği gazeteleri savaş karşıtı olarak görmektedir. Kavaklı’ya göre Akşam, Tanin, Ulus, Vakit ve Tasvir savaş&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>II. Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa, daha sonra Sovyetler Birliği ve ABD’nin oluşturduğu Müttefikler ile Almanya ve İtalya’nın başını çektiği Mihver Devletleri arasındaki mücadele, Türkiye’deki kalem erbabına da yansımış, hatta Türk basınını Mihver ve Müttefik yanlıları olmak üzere iki kutba ayıranlar olmuştu. Johannes Glasneck savaş yıllarında <em>Cumhuriyet</em> ve <em>Tasvir-i Efkâr</em>’ı Alman dostu olarak tanımlanırken, <em>Tan</em>’ın sosyalist görüşlü olduğunu; <em>Akşam, Vakit</em> ve İkdam’ın ise orta yolda tutum aldığı; <em>Yeni Sabah, Haber, Son Telgraf</em> ve <em>Vatan</em> gazetelerinin de Müttefik yanlısı olduğu belirtilmiştir. Nurhan Kavaklı, Glasneck’in orta tutum içinde gösterdiği gazeteleri savaş karşıtı olarak görmektedir. Kavaklı’ya göre <em>Akşam, Tanin, Ulus, Vakit </em>ve<em> Tasvir</em> savaş karşıtıdır. Diğer yandan <em>Akşam, Vatan, Tanin</em> demokrasilerin cephesini tutmaktadır. Savaşa girme taraftarı gazetelerin başında ise <em>Tan, Yeni Sabah, Vatan</em> gelmektedir. <em>Cumhuriyet</em> ve <em>Tasvir</em> Almanya’ya, <em>Tan</em> Sovyetler Birliği’ne daha yakın durmaktadır. Edward Weisband ise daha farklı bir sınıflandırma yapar. <em>Cumhuriyet</em> ve <em>Tasvir-i Efkâr</em>’ın Alman yanlısı, <em>Tan</em> ve <em>Son Posta</em>’nın sosyalizm yanlısı, <em>Ulus, Tanin, Yeni Sabah </em>ve<em> Vatan’</em>ın müttefik yanlısı olduğunu, <em>Akşam, Vakit</em> ve <em>Son Telgraf</em>’ın ise her iki gruba eşit mesafede durduğunu belirtir.</p>
<p>Almanya II. Dünya Savaşı sırasında bütün faaliyetlerine rağmen propagandasının başarısız olduğunu fark edince 1942 yılı başında Türk basınını mercek altına aldı. Önce CHP’nin resmî yayın organı olan <em>Ulus</em> incelendi. Alman Dışişleri Bakanlığı’nın görüşüne göre, bu gazetede bir işbölümü vardı ve yazı işleri müdürlerinden biri olan Atay, faşist dostluğun notası niteliğinde başyazılar yazarken, diğer yazı işleri müdürü Esmer mütemadiyen Batılı devletlerin istediği gibi başyazılar kaleme almaktaydı. Fransızca nüshası <em>La Republique</em> ile birlikte <em>Cumhuriyet</em> ve <em>Tasvir-i Efkâr</em> Alman dostuydu. İnceleme neticesinde Alman politikalarını benimsemeyen gazeteler <em>Yeni Sabah, Haber, Tan, Son Telgraf</em> ve <em>Vatan</em>’dı ve bunların üzerindeki baskı arttırılmıştı. Almanya’yı en çok öfkelendiren gazeteler ise <em>Yeni Sabah</em> ve <em>Haber</em>’di. Bu iki gazetenin de yazı işleri müdürü olan Hüseyin Cahit Yalçın’ın Batılı devletlerle kurulacak sıkı bağın Sovyetler Birliği ile de kurulmasını istemesi Almanya’yı bir hayli öfkelendirmişti anlaşılan.</p>
<p>Almanya 1941 yılında Balkanlara saldıracağı sırada, Türkiye’nin tarafsız kalması ve basında bu yönde yazılar yayınlanması için Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop, 9 Mart’ta Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz Von Papen’e gönderdiği telgrafta, basın ve radyo çalışanları için birkaç milyon döviz dağıtılmasını önermişti. Ayrıca, 1935 yılından itibaren sıcak ilişkiler kurdukları <em>Cumhuriyet </em>gazetesinin sahibi Yunus Nadi’ye Almanya lehinde yayın yapılması için birçok ticarî imtiyaz verilmiştir. Bunun üzerine bazı gazeteler, köşe yazıları üzerinden birbirlerine “parayı nereden buldun” minvalinde sorular yönetmeye başladılar. Mesela Sivas’ta çıkan, CHP’nin kurduğu Ülke gazetesinin <em>Tan</em> ve Sertellere yönelik “Moskova’dan maddî yardım alıyorlar” yönündeki eleştirilerine, Zekeriya Sertel, gazetesi aracılığıyla, “Siz 400 bin lirayı nereden buldunuz?” sualiyle karşılık vermişti. Anlayacağınız o dönemde basında âdeta fon fırtınası esiyordu. Hatta <em>Tan</em>, 21 İkinciteşrin 1939 tarihli nüshasında, “Türk matbuatı para ile satın alınamaz!” ifadesini manşetine taşımıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttihatçılar Karakoldaki Abdülhamid Tuğralarından Ne İstedi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/ittihatcilar-karakoldaki-abdulhamid-tugralarindan-ne-istedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Methiye]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Ali Alparslan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan V. Mehmed Reşad]]></category>
		<category><![CDATA[Tuğra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8230</guid>

					<description><![CDATA[Rejim değişikliklerinden sonra iktidara gelen hükümetlerin en belirgin özelliklerinden birinin eskiyle bağlantıları koparmak ve kendisi için yeni bir zemin inşa etmek olduğu birçok tarihî vakıa ile sabittir. Cumhuriyet’in ilanından sonra çıkarılan ve tarihî yapılardaki kitâbelerin tahribine sebep olan “Mebani-i Resmiyye ve Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Kanunu”nuyla yapılmak istenen de budur. Örneklerde de görüleceği gibi, bu kanunun icrası sırasında kimi yapıların üzerindeki kitâbelerin tuğraları kazınmıştır. Kitâbelerin tamamen kazınması ise istisnai düzeyde kalmıştır. Buna misal olarak Sultanahmet’teki Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi kitâbesi zikredilebilir. Bu kitâbe Hattat Prof. Ali Alparslan tarafından tamamlanmış olsa da sonradan taşa hâkkedilme işleminden vazgeçilmiş, bir ibret&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rejim değişikliklerinden sonra iktidara gelen hükümetlerin en belirgin özelliklerinden birinin eskiyle bağlantıları koparmak ve kendisi için yeni bir zemin inşa etmek olduğu birçok tarihî vakıa ile sabittir. Cumhuriyet’in ilanından sonra çıkarılan ve tarihî yapılardaki kitâbelerin tahribine sebep olan “Mebani-i Resmiyye ve Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması Kanunu”nuyla yapılmak istenen de budur.</p>
<p>Örneklerde de görüleceği gibi, bu kanunun icrası sırasında kimi yapıların üzerindeki kitâbelerin tuğraları kazınmıştır. Kitâbelerin tamamen kazınması ise istisnai düzeyde kalmıştır. Buna misal olarak Sultanahmet’teki Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi kitâbesi zikredilebilir. Bu kitâbe Hattat Prof. Ali Alparslan tarafından tamamlanmış olsa da sonradan taşa hâkkedilme işleminden vazgeçilmiş, bir ibret vesikası olarak olduğu gibi bırakılmıştır. Bununla birlikte kitâbelere yönelik bu tutumun tarihi Cumhuriyet’ten öncesine gitmektedir. Sultan II. Abdülhamid’in hal’iyle tahta geçen İttihat ve Terakki Fırkası güdümündeki Sultan V. Mehmed Reşad devrinde de benzer uygulamaları görmek mümkün. Bunlara örnek kabilinden İstanbul’daki birkaç karakol kitâbesine bakabiliriz.</p>
<p>İstanbul’da müstakil karakol yapılarına ilk olarak Sultan II. Mahmud devrinde tesadüf edilir.1 Bu dönemde Yeniçerilerin ortadan kaldırılmasının getirdiği asayiş açığı karakollarla telafi edilmeye çalışılır. Devletin yeni bir askerî sisteme geçtiği II. Mahmud saltanatında karakollar aynı zamanda devletin varlığını “yeni yüzüyle” bölgede ikame etme çabası olarak görülebilir. Nitekim Fatih Camii avlusundaki karakolun kitâbesinde, II. Mahmud “Fâtih-i sânî-i İslambol (İstanbul’un ikinci Fatih’i)” olarak nitelendikten sonra, “Kıldı ol şeh Asker-i Mansûre cây-i mûtenâ (O padişah Asker-i Mansûre seçkin bir yer yaptı)” denilmesi karakolların nasıl bir amaçla inşa edildiğini göstermektedir.</p>
<p>1. Mahmud’un halefleri Sultan Abdülmecid ve Abdülaziz devrinde yeni karakolların yapımına devam edildi ve Sultan II. Abdülhamid zamanında sayıları zirveye ulaştı. II. Abdülhamid’in hazırlattığı Yıldız Fotoğraf Albümlerinde rastlanılan 198 adet karakol fotoğrafı bunun en müşahhas göstergesidir.2 Gerçekten de arşiv incelendiğinde sözgelimi Bahçeköy, Kınalıada, Rumeli Kavağı gibi nüfusu sınırlı yerlerde bile karakolların olması devletin varlığının her yerde kendisini hissettirmesi anlamına geliyordu. Bu aynı zaman mezkûr padişahın payitahtta emniyeti temin etmek için gösterdiği çabayı da gözler önüne sermektedir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Safevîler, Osmanlı Toprağı Bağdat’a Neden Göz Dikmişti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/safeviler-osmanli-topragi-bagdata-neden-goz-dikmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kazım Kazımov]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kazvin]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmâil]]></category>
		<category><![CDATA[Şehy Safiyyüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8144</guid>

					<description><![CDATA[Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı. Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Azerbaycan ve İran’a 15-18. yüzyıllarda damgasını vuran Safevî Hanedanı, 14. yüzyılda Erdebil eyaletinde yaşayan Safeviyye tarikatının pîri Şeyh Safiyyüddin’in soyuna dayanmaktadır. 16. yüzyıla kadar Sünnî bir tasavvuf hareketi olarak varlığını sürdüren Safeviyye, İsmâil Mirza veya bilinen adıyla Şah İsmâil döneminde köklü bir değişim yaşadı. 1501 yılında Şah İsmâil, Akkoyunluların son hükümdarı Algas Mirza’yı mağlup ettikten sonra Tebriz’i ele geçirdi. Bu olayla birlikte resmî olarak Safevî Devleti kuruldu. Şah İsmâil, Tebriz’de ismine hutbe okuttu, sikke bastırdı ve taç giydi. Böylece 1736 yılında Nadir Şah’ın devireceği güne kadar devam edecek bir devlet tarih sahnesine çıktı.</p>
<p>Safevî Devleti ilk yıllarda Güney Kafkasya, Azerbaycan ve İran topraklarında yaşanan kaotik atmosferden faydalanarak hızla genişledi. Şah İsmâil önce 1500 yılında Cabanı Savaşı’yla Şirvanşahları hâkimiyeti altına aldı. Daha sonra fiilî olarak ikiye bölünmüş olan Akkoyunlu hanedanının iki hükümdarını -Murat ve Algas Mirzaları- mağlup etti; ardından topraklarını İran’a kadar genişletti. 1510 yılında Orta Asya’da Şeybânîleri yenmesiyle artık rakip olarak Osmanlı’yı görmeye başladı. 1514 yılında Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in mağlup olmasının ardından Safevîlerin yükselişi durdu; 1524 yılına kadar bir daha genişleme teşebbüsünde bulunmadılar. 1524’te Şah İsmâil öldükten sonra yerine oğlu I. Tahmasb geçti. Tahmasb’ın 1576 yılına kadar süren ve babasına nispetle daha sakin geçen 52 yıllık uzun bir hükümdarlık dönemi olacaktır.</p>
<p>Tahmasb’tan sonra Safevîlerde ilk iktidar çatışması vuku buldu. Tahmasb’ın çocukları ve II. İsmâil ve Pericihan Hatun arasında taht kavgası yaşandı. Erkek evlat olması nedeniyle bu mücadeleyi kazanıp tahta geçen II. İsmâil, sadece bir yıl iktidarda kaldı; zira 1577 yılında zehirlenerek öldürüldü. Bundan sonra tahta Muhammed Hüdabende geçti. Hüdabende, Safevî şahları arasında karakteristik yapı olarak en zayıf hükümdardır. Gözlerinin sağlıksız olması ve içe dönük yapısı onu bir süre sonra sembolik şah statüsüne taşıdı. Bu dönemde devlet işlerini daha çok eşi Mehdi Ulya yürüttü.</p>
<p>Özellikle Hüdabende döneminde büyük krizlerin başladığı görülür. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa devletlerinin deniz yoluyla Hindistan’a ulaşmasıyla Asya ve Avrupa arasındaki ticaret yollarının önemini kaybetmiş olması, ticaret güzergâhında yer alan Safevîler için ekonomik açından büyük bir darbe olur. Safevîler hem yabancı tüccarlardan “Rahdari” adıyla bir vergi alıyor; hem de İsfahan, Kazvin, Rey, Erdebil ve diğer şehirlerde Safevî tüccarları yabancılara mallarını satıyorlardı. Ancak Avrupalıların deniz üzerinden Doğu’ya açılmasının ardından hem İran coğrafyası işlevsizleşti hem de tüccarların malları ellerinde kaldı. Mallarını kendi şehirlerinde satan İranlı tüccarlar artık Hindistan’a ve Portekizlerin elindeki Fars Körfezi (bugünkü Basra Körfezi) kıyısında bulunan Hürmüz şehrine gitmek zorunda kalıyorlardı. Diğer yandan, Osmanlı ve Şeybânîlerle yaşanan savaşlar ve zaman zaman patlak veren isyanlar da Safevîlerin bütçesini zorlamıştı.</p>
<p>Hüdabende döneminde Safevîler; Horasan, Gürcistan, Irak ve Erdebil ile Hal-Hal bölgesi hariç bütün Azerbaycan’ı kaybettiler. Ekonomik şartlar bu dönemde o kadar kötüleşmişti ki, Erdebil’de Safevî şeyhlerinin ve şahlarının türbelerinde bulunan altın eşyalar dahi eritilip para basımında kullanıldı. Tabii ülkeyi sefalete sürükleyen bu durum imparatorluğun kurucu takımı olan Kızılbaşları rahatsız ediyordu. 1579 yılında Kazvin’de Mehdi Ulya olarak bilinen Hayrünnisa Hatun, Kızılbaş emirleri tarafından öldürüldü. Ve nihayet 1587 yılında onların zoruyla Hüdabende tahtını oğlu Abbas Mirza’ya bırakmak zorunda kaldı. Böylece Abbas Mirza, I. Şah Abbas adıyla tahta çıktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arnavut Halk Şiirinde I.Murad ve Ordusu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/arnavut-halk-siirinde-i-murad-ve-ordusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:27:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8137</guid>

					<description><![CDATA[İllüstratör: Emir Durmisevic (&#8220;Battle of Kosovo-1389&#8221;) Kaynak: &#8220;Bosansko kraljevstvo&#8221;, Emir O. Filipovic, Mladinska knjiga, Sarajevo. Osmanlılar ve Balkan halkları arasında (Sırplar, Bosnalılar, Macarlar, Romenler, Karadağlılar, Hersekliler, Hırvatlar ve Arnavutlar) 28 Haziran 1389’da Priştine yakınlarında meydana gelen I. Kosova Savaşı, Osmanlı Devleti’nin unutulmaz zaferlerinden biridir. Sultan I. Murad’ın komutanlığında sekiz saat gibi kısa bir sürede zaferle sonuçlanan bu savaş, Türk ve Sırp tarihi açısından olduğu gibi, Müslümanlık ve Hıristiyanlık tarihi açısından da hayati öneme sahiptir. Asırlar boyunca bu hayret verici olayı konu olan Türkçe, Arnavutça, Sırpça, Makedonca, Bulgarca ve Yunanca olmak üzere pek çok destan yazılmıştır. Arnavutlar, Osmanlıların Müslüman olanlara sunduğu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="message-body-wrapper">
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<div class="body color-primary-font-color" dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"><strong><em></p>
<p>İllüstratör: Emir Durmisevic (&#8220;Battle of Kosovo-1389&#8221;)</em></strong><br />
<strong><em>Kaynak: &#8220;Bosansko kraljevstvo&#8221;, Emir O. Filipovic, Mladinska knjiga, Sarajevo.</p>
<p>
</em></strong></div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
</div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<p>Osmanlılar ve Balkan halkları arasında (Sırplar, Bosnalılar, Macarlar, Romenler, Karadağlılar, Hersekliler, Hırvatlar ve Arnavutlar) 28 Haziran 1389’da Priştine yakınlarında meydana gelen I. Kosova Savaşı, Osmanlı Devleti’nin unutulmaz zaferlerinden biridir. Sultan I. Murad’ın komutanlığında sekiz saat gibi kısa bir sürede zaferle sonuçlanan bu savaş, Türk ve Sırp tarihi açısından olduğu gibi, Müslümanlık ve Hıristiyanlık tarihi açısından da hayati öneme sahiptir. Asırlar boyunca bu hayret verici olayı konu olan Türkçe, Arnavutça, Sırpça, Makedonca, Bulgarca ve Yunanca olmak üzere pek çok destan yazılmıştır.</p>
<p>Arnavutlar, Osmanlıların Müslüman olanlara sunduğu birtakım hakların da teşvikiyle, kendi istekleriyle İslâmiyet’i seçip Osmanlı Türkleri ile aynı bayrak altına girince, Osmanlı fütuhat düşüncesini benimsediler. Böylece Afrika, Akdeniz, Ortadoğu, İran, Kafkasya, Kırım, Orta Avrupa’da yapılan büyük savaşlara katılarak zaferleri paylaştılar. Sözlü Arnavut halk edebiyatı bu savaşları konu alan sayısız epik şiir, türkü, mersiye ve destanla doludur.</p>
<p>Bu destanlardan en eskisi, kim tarafından söylenip düzenlendiği bilinmeyen “Kosova Savaşı Destanı”dır. Mesnevi tarzında, 8’lik hece ölçüsü ile söylenmiş ve 510 mısradan oluşan destanın ilk bölümünde Osmanlı ordusunun manevî temizliğine, kahramanlığına, Sultan Murad’ın ve askerlerinin faziletine yer verilmiştir. Bu destanların birçok versiyonları olmasına rağmen muhteva hemen hemen birbirinin aynıdır. Arnavut ozanlar tarafından asırlardır dilden dile söylenerek günümüze kadar ulaşan bu destanlar, Kosova Arnavut halk edebiyatının en önemli unsurlarındandır.</p>
<p>Destanlardaki motifler Tevrat’ta ve Kur’an’da geçen dinî hadiseler, Roma, Hellen, eski Türk inanışlarına benzer unsurlar ve rüyalardan meydana gelmektedir. Kosova’daki Dırvar köyünden Hamza Boyku’nun Arnavutça olarak söylediği bir şiirde; Sultan Murad’ın gördüğü iki rüyadan bahsedilir. Sultan bir gün abdest alıp namaz kıldıktan sonra uykuya daldığı sırada korkunç bir rüya görür ve uyanır, tekrar abdest alarak yeniden uyur. Aynı korkunç rüyayı tekrar görür ve yine uyanır. Bu sefer annesini çağırarak rüyasında gördüklerini anlatır. İki şahinin gelip sağ omzuna konduğunu, sonra birdenbire bütün yıldızların yere, ay ve güneşin ise denize gömüldüğünü görmüştür. Sabah olunca şeyhülislâm, sadrazam ve rüya tabircilerini huzuruna çağırıp rüyasını anlatır. Tabirciler rüyayı şöyle tabir ederler: “Sağ omuza konan şahinler talih kuşlarıdır. Bunlara göre sancak-ı şerifi alarak Kosova’ya doğru yürümeli ve o güzel ülkeyi fethetmeli. Denize batan ay ve güneşin kurtulması için şehadet gereklidir. Buna göre, Sultan Kosova’yı fethedecek fakat kendisi de şehit düşecektir. Rüyanın iki defa tekrarlanması ise rüyaların önemini pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Askerî Darbenin Öğrettikleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/bir-askeri-darbenin-ogrettikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdi İpekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim İncedayı]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Şef]]></category>
		<category><![CDATA[Nimet Arzık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8041</guid>

					<description><![CDATA[Eskiler, “Geçmişin aydınlığından istifade etmeyen, geleceğin karanlığında yürümeye mahkûm olur” derler. Bu tavır ülkemizi de çepeçevre kuşatmıştır. Türkiye’deki siyasî hayatı ve demokrasiyi kökünden sarsarak sakatlayan 27 Mayıs darbesine dair anlatılar, gerçeklerden daha çok efsane ve propaganda üzerine oturtulmuştur. Bu tavır bugün de devam etmekte ve hâlâ aslanların tarihi avcılar tarafından yazıldığından, 27 Mayıs 1960 darbesinin iç yüzü netlik kazanabilmiş değildir. 27 Mayıs darbesiyle ilgili bilinmesi gereken temel gerçek, ülkenin yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduranların seçimle gelen iktidarı, bir başka ifadeyle millet hâkimiyetini bir türlü sindirememesidir. Nimet Arzık’ın ifadesiyle, “sarayla milletin bitmeyen kavgasıdır” bu. CHP’li Kerim İncedayı›nın deyimiyle, “Haso’ya Memo’ya bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiler, “Geçmişin aydınlığından istifade etmeyen, geleceğin karanlığında yürümeye mahkûm olur” derler. Bu tavır ülkemizi de çepeçevre kuşatmıştır. Türkiye’deki siyasî hayatı ve demokrasiyi kökünden sarsarak sakatlayan 27 Mayıs darbesine dair anlatılar, gerçeklerden daha çok efsane ve propaganda üzerine oturtulmuştur. Bu tavır bugün de devam etmekte ve hâlâ aslanların tarihi avcılar tarafından yazıldığından, 27 Mayıs 1960 darbesinin iç yüzü netlik kazanabilmiş değildir.</p>
<p>27 Mayıs darbesiyle ilgili bilinmesi gereken temel gerçek, ülkenin yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduranların seçimle gelen iktidarı, bir başka ifadeyle millet hâkimiyetini bir türlü sindirememesidir. Nimet Arzık’ın ifadesiyle, “sarayla milletin bitmeyen kavgasıdır” bu. CHP’li Kerim İncedayı›nın deyimiyle, “Haso’ya Memo’ya bu ülkenin yönetimini mi vereceğiz!” şeklinde alaylı bir şekilde ifade edilen tutumun darbeye dönüştürülmüş halidir, 27 Mayıs. Bir nevi seçkinlerin, kendilerine ait gördükleri ülkeyi geri alma girişimleridir.</p>
<p>Bu yazımızda ülkenin gafil avlandığı darbenin hangi şartlarda gerçekleştiğini, bu süreçte hangi korkunç cinayetlerin işlendiğini ve bu hadisenin siyasî tarihimizde bıraktığı hasarı anlatmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>1) Hükümetin darbe söylentilerine kulak tıkaması </strong></p>
<p>Darbeyle ilgili bilgi ve belgeler ortaya çıktıkça açık bir gerçek önümüzde durmaktadır. Ülkenin silahlı güçlerine hizmet eden bazı subaylar, bir türlü kabullenemedikleri Demokrat Parti iktidarına karşı, daha ilk günlerden itibaren muhtelif tertipler içinde olmuşlardır. Konuyla ilgili önemli araştırmalardan birine imza atan gazeteci Abdi İpekçi’ye göre; “Daha 1950’lerin ortasında orduda memleketi bunlardan kurtarmak için cuntalar kurulmaya başlanmıştı”.</p>
<p>DP’nin 14 Mayıs’taki seçim zaferini hazmedemeyenler aynı gece “Millî Şef” İnönü’ye koşarak seçim sonuçlarını kabul etmediklerini, gerekirse meclisin açılmasına izin vermeyeceklerini ifade etmişlerdi. Bu zihniyete mensup insanlar sonraki yıllarda gelişen her türlü olayı, darbeye bir gerekçe olarak kullandılar. DP iktidarının ilk günlerinden, hatta ilk akşamından itibaren darbe fikrinin ortaya çıktığı görülmektedir. Hikmet Özdemir’in tespitiyle darbe amaçlı ilk örgüt teşebbüsü daha 1951 yılında Kurmay Yarbay Faruk Ateşdağlı tarafından gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Kayıtlara yansıyan ikinci darbe hazırlığı, 1952 yılına aittir. Harp Okulu’ndan bir grup öğrenci, kan akıtarak mevcut iktidara son vermek üzere yemin etmişlerdi. Bunu 27 Mayıs sürecinin en ateşli, en planlı girişimcilerinden biri olan Talat Aydemir’den öğrenmekteyiz. 1956’da gizli bir komite kurduğunu söylediğinde, darbecilerin en genci Yüzbaşı Muzaffer Özdağ kendisine “Bizler daha evvel komite kurmuştuk” cevabını vermiştir. Özdağ’ın kastettiği tarih, 1952 yılıydı. Henüz Harp Okulu’nda öğrenciyken okulun silahhanesinde toplanan arkadaşlarıyla darbe yapmak üzere yemin ettiklerini ve bunu mendillerinin üzerine kanlarıyla yazdıklarını iftiharla anlatmıştı, Aydemir’e.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hintli Âlim Teslisin Tutarsızlığını Misyonerlere İspat Etti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hintli-alim-teslisin-tutarsizligini-misyonerlere-ispat-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Deniz Çıkılı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:27:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Brahmanizm]]></category>
		<category><![CDATA[JAinizm]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Gottlieb Pfander]]></category>
		<category><![CDATA[Sihizm]]></category>
		<category><![CDATA[Vedizm]]></category>
		<category><![CDATA[Zerdüştîlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7944</guid>

					<description><![CDATA[Kadim tarihi ve devasa boyutlardaki yapısıyla pek çok farklı inanç ve dine ev sahipliği yapan Hint Alt Kıtası’na tarihte Vedizm ve Brahmanizm gibi adlarla anılan ve günümüzde daha çok Hinduizm diye bilinen din damgasını vurmuştur. Bununla birlikte, tarihî süreçte Hinduizm’e tepki olarak Budizm, Jainizm ve Sihizm gibi diğer bazı Hint kökenli dinler ortaya çıkmıştır. Zaman içerisinde Zerdüştîlik, Yahudilik ve İslâm gibi dinlerin yayıldığı bu coğrafyaya dışarıdan gelen dinlerin nüfus bakımından en etkinlerinden biri Hıristiyanlık olmuştur. Müntesiplerinin alt kıtaya ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte Hıristiyanlara göre alt kıtadaki ilk kilise havari Thomas döneminde kurulur. Bugün daha ziyade güneybatı Hindistan’daki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim tarihi ve devasa boyutlardaki yapısıyla pek çok farklı inanç ve dine ev sahipliği yapan Hint Alt Kıtası’na tarihte Vedizm ve Brahmanizm gibi adlarla anılan ve günümüzde daha çok Hinduizm diye bilinen din damgasını vurmuştur. Bununla birlikte, tarihî süreçte Hinduizm’e tepki olarak Budizm, Jainizm ve Sihizm gibi diğer bazı Hint kökenli dinler ortaya çıkmıştır. Zaman içerisinde Zerdüştîlik, Yahudilik ve İslâm gibi dinlerin yayıldığı bu coğrafyaya dışarıdan gelen dinlerin nüfus bakımından en etkinlerinden biri Hıristiyanlık olmuştur.</p>
<p>Müntesiplerinin alt kıtaya ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte Hıristiyanlara göre alt kıtadaki ilk kilise havari Thomas döneminde kurulur. Bugün daha ziyade güneybatı Hindistan’daki Malabar sahili boyunca uzanan Kerala eyaletinde yaşayan Hıristiyanların toplam nüfusa oranının %3’ten az olduğu ifade edilmektedir.</p>
<p>Endüstri devrimi ile birlikte zihnî bir değişimin de yaşandığı 19. yüzyılda teknik ve askerî bakımdan üstünlük sağlayan Avrupa sömürgeleştirme politikası izlemiş; Mısır, Cezayir, Tunus, Hindistan gibi pek çok ülke kolonileştirilmiştir. Bahsi geçen ülkelerde sömürgeciliğin yanı sıra hız kazanan misyonerlik faaliyetleri ile birlikte etkili bir Hıristiyanlaştırma propagandasının başladığını biliyoruz. Bu faaliyetlerin yoğun olarak hissedildiği ülkelerin başında Hindistan gelir ve burada İngilizlerin yanı sıra özellikle Protestan misyonerler yoğun bir Hıristiyanlaştırma faaliyetine girişmişlerdir. Batı’daki üniversitelerin İslâm araştırmaları bölümlerinde yetişen genç ilim adamlarının alt kıtaya gelerek misyonerlik faaliyetlerine katılmaları ise bölgedeki İslâm araştırmalarını farklı bir boyuta taşımıştır. Bu durumun tabii bir neticesi olarak Hindistan’ın ateşli münazaralara sahne olduğu görülür. Bunların en meşhurlarından biri, Hintli âlim Rahmetullah el-Hindî ile Alman misyoner Karl Gottlieb Pfander arasında cereyan etmiş olup kaynaklarda Agra Münazarası olarak geçer.</p>
<p>Alt kıtadaki en büyük medrese ağı olan Dâru’l-Ulûm-ı Diyûbend’in kurucusu Muhammed Kâsım Nânevtevî, İngiliz misyonerlere karşı en iyi münazaracı olarak isim yapmıştır. Hatta bir seferinde tanınmış bir misyoner Nânevtevî tarafından ezici biçimde mağlup edilmiş, toplumda alay konusu olunca birkaç hafta Mirat’taki (Meerut) karargâhından dışarı çıkamamıştır.</p>
<p>Hüccetü’l-İslâm unvanı ile anılan Muhammed Kâsım Nânevtevî’nin misyonerlerle yaptığı münazaraların alt kıta sınırlarını aştığını söylemek pek mümkün görünmemektedir. Ancak alt kıtanın yetiştirdiği bir başka âlim Rahmetullāh b. Halîlirrahmân el-Hindî el-Keyrânevî ed-Dihlevî (ö. 1308/1891), Hıristiyan misyonerlerle mücadele noktasında, bilhassa Agra Münazarası ile İslâm dünyasının muhtelif yerlerinde adından söz ettirmeyi başarmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evliya Çelebi’yi Hokkasında Ağırlayan Hattatlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/evliya-celebiyi-hokkasinda-agirlayan-hattatlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Evliya Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Okçular Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Seyahatname]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7867</guid>

					<description><![CDATA[Evliya Çelebi’nin 10 ciltten oluşan Seyahatname’si birçok alana katkı sağlayan hazine değerinde bir eser. İstanbul’u konu alan ilk ciltte cihan seyyahı hiçbir şehre ayırmadığı kadar geniş yer ayırmıştır doğduğu şehre, yani payitaht-ı Osmani’ye. Bu ciltten hat sanatı ve hattatlarla alâkalı alıntılar yaparak, Evliya’nın gözüyle hat sanatı tarihimiz için kıymet arz eden sanatçılar kimlermiş, birlikte hatırlayalım.1 Osmanlı hat mektebinin kurucu ismi addedilen Şeyh Hamdullah’tan (ö. 1520) başlayalım. Evliya Çelebi, Şeyh Hamdullah’a hususen Beyazıt Camii ile Okçular Tekkesi bahislerinde yer verir. Bunlar dışında, onun üslubuyla yazılmış eserlere “hatt-ı Şeyh” diyerek açıklama getirir. Beyazıt Camii’ni anlattığı bölümde ise “Mihrap üzre Hattat Şeyh hattıyla&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evliya Çelebi’nin 10 ciltten oluşan <em>Seyahatname</em>’si birçok alana katkı sağlayan hazine değerinde bir eser. İstanbul’u konu alan ilk ciltte cihan seyyahı hiçbir şehre ayırmadığı kadar geniş yer ayırmıştır doğduğu şehre, yani payitaht-ı Osmani’ye. Bu ciltten hat sanatı ve hattatlarla alâkalı alıntılar yaparak, Evliya’nın gözüyle hat sanatı tarihimiz için kıymet arz eden sanatçılar kimlermiş, birlikte hatırlayalım.1</p>
<p>Osmanlı hat mektebinin kurucu ismi addedilen Şeyh Hamdullah’tan (ö. 1520) başlayalım. Evliya Çelebi, Şeyh Hamdullah’a hususen Beyazıt Camii ile Okçular Tekkesi bahislerinde yer verir. Bunlar dışında, onun üslubuyla yazılmış eserlere “hatt-ı Şeyh” diyerek açıklama getirir. Beyazıt Camii’ni anlattığı bölümde ise “Mihrap üzre Hattat Şeyh hattıyla (&#8230;) tahrir olunmuştur” der. Burada “Şeyh” ile kastedilen, Şeyh Hamdullah’tır. Kendisi tîrendâzlıkta yani okçulukta da mahir olduğundan Okçular Tekkesi’nin şeyhi olmuştu. Bu unvanı klasik mânada değil, bir nevi spor kulübü gibi düşünebileceğimiz bu tekkenin başındaki kişi olarak anlamamız gerekiyor. Bahsi geçen mihrapta Tahrim suresinin 8. ayeti celi sülüs hat ile yazılmış. (R.:1) Evliya bahsetmese de caminin avlu ve harim kapıları ile kubbe göbeğindeki yazıların da Şeyh’e ait olduğunu söyleyelim.</p>
<p>Tekye-i Tîrendâzlar başlıklı bölümde Okçular Tekkesi’nin ilk olarak Fatih Sultan Mehmed tarafından “kemandarân ve kemankeşân(ın) sohbet etmeleriyçün” tesis edildiğini söyler Evliya. Hatta Fatih, Ayasofya’dan çıkardığı putları buraya diktirip okçular için hedef tahtası olarak kullandırtmış. Bu sebeple bu bölge “puta yeri mesiresi” olarak da anılmış. Bayezid Han burayı Şeyh Hamdullah’ın isteği üzerine daha da genişletmiş. Hemen not düşelim: Burası bugün Okçular Vakfı’na bağlı olarak spor faaliyetlerinin devam ettiği bir alan. Yakın bir zamanda da burada, içinde Şeyh Hamdullah’ın menzil taşının da bulunduğu bir müze açıldı. (R.:2)</p>
<p>Fatih devrindeki şeyhleri sıralayıp haklarında bilgi verirken, Şeyh Mehmed Zeyneddin adlı birinden de söz eder. Bu kişiyi ilmde ikinci İmam-ı A’zam olarak tavsif ettikten sonra, hat sanatında da Yâkût-ı Müsta’sımî ayarında bir hattat olduğunu belirtir. Sonra benim yalnızca burada karşılaştığım bir bilgiyi aktarır: “Ebu’l-feth cami’inde olan hatlar bunlarındır derler.” Bahsettiği cami, bugün yerinde 18. yüzyılda III. Mustafa’nın tekrardan inşa ettirmiş olduğu ilk Fatih Camii’dir. Bu yapının neye benzediğini kimi gravürlerden biliyoruz. Evliya Çelebi’nin anlatısı da bu anlamda bize mehaz teşkil ediyor. Bahsettiği hattatın ismi <em>Tuhfe-i Hattâtîn</em>’de de geçer. Burada Mehmed Zeyneddin’in, Akşemsettin’in oğlu meşhur mutasavvıf şair Hamdullah Hamdi’nin oğlu olduğu söylenir. Devamında da Ayasofya’nın bugün yerinde Kazasker Mustafa İzzet’in yazılarının olduğu merkez ve yarım kubbelerdeki hatların ona ait olduğu aktarılır.2 Ayasofya ve Fatih gibi önemli yapılarda hatları olan bu hattat, anlaşılan Evliya Çelebi’nin bahsettiği kadar muteber bir mevkiye sahipti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Şef’ten Basına Hürriyet: “Kapatın Şu Gazeteyi”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/milli-seften-basina-hurriyet-kapatin-su-gazeteyi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:22:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Şef]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7794</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı. Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu şekilde hükümet yeni bir yayının çıkıp çıkmayacağına karar verme yetkisine sahip oluyordu. Matbuat Kanunu hür basının önünde bir utanç duvarı misali durmaktaydı. “Bu kanunla tüm basın CHP emrine girmişti” (Ekinci, 1997: 88).</p>
<p>Bu kanunun en önemli hususiyeti, hükümete, iktidarın sürdürdüğü politikalara aykırı yayın yapan gazeteleri kapatma salahiyeti vermesiydi. 1931 tarihli kanun, Tek Parti idaresinin genel karakterine uygun olarak güdümlü bir basın rejimi oluşturuyor, basın üzerinde hâkimiyete dayanan bir karakter taşıyordu.</p>
<p>Aynı kanunda 1938 yılında yapılan değişiklikle iktidarın basın üzerindeki hâkimiyeti bir kat daha pekiştirilmişti. Buna göre, gazete ve dergi çıkarmak için o yerin en büyük mülki amirinden izin almak gerekiyordu. “Yani hükümet yeni bir yayına izin verip vermemekte tamamen serbest kalıyordu” (Akandere, 1998: 210).</p>
<p>Çeşitli kademelerdeki Şef bürokratları kendilerince akortsuz buldukları bütün seslere kırmızı renge saldırır gibi saldırıyor ve onları imha ediyorlardı. Tıpkı krallık ve padişahlık rejimlerinde olduğu gibi Millî Şef iktidarında basın hürriyeti tek kişinin kararına tabi idi. Matbuat Kanunu’nun meşhur 50. maddesi öyle zorlu bir maddeydi ki, “Orkestra şefinin istemediği bir ses korodan çıktı mı bu değnek akortsuz sesin sahibinin kafasına iniyordu” (Toker, 1970: 32). Mesela “İzmir’de çıkan <em>Yeni Ekonomi</em> gazetesi, valinin oğlunun yaptığı bir otomobil kazasını haber yaptığı için kapatılabiliyordu” (Karpat, 1996: 133).</p>
<p>Millî Şef devri basın hayatı bu mânâda sayısız örnekle doludur. Millî Şef bir gazetenin yayınını beğenmedi mi ‘Kapatın şu gazeteyi’ diyor, aynı gün gazete telefon emriyle kapatılıyordu.</p>
<p>Millî Şef’i karşılamak için Ankara Garı’na gelen Muğla milletvekili Yunus Nadi, aynı zamanda <em>Cumhuriyet</em> gazetesinin sahibiydi. Millî Şef o günlerdeki <em>Cumhuriyet</em>’in yayınlarını beğenmemiş olacak ki “Yunus Nadi’nin ‘Hoşgeldiniz’ anlamında uzattığı elini sıkmamış, büyük bir sinirlilik içinde ‘Ne oluyor Nadi Bey? Nedir bu yazılar?’ diye bağırmıştı. Hadisenin ardından gazete Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmıştı” (Karakuş, 1977: 35).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
