﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarih Şaşırtır &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/tarih-sasirtir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Dec 2024 08:40:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Tarih Şaşırtır &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sultan Abdülhamid Mohaç Ganimeti Olan Kitapları Neden İade etti?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/sultan-abdulhamid-mohac-ganimeti-olan-kitaplari-neden-iade-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 08:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11010</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Mohaç Meydan Muharebesı sonrasında İstanbul’a getirttiği kitapların bır kısmını 1877’de macarlara iade etme kararı almıştı. Neden böyle bır tutum sergilediği kesin olarak bilinemese de Sultan’ın bu kararını dış politikasının ustalıklı manevralarından biri olarak okumak mümkün. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Mohaç Meydan Muharebesı sonrasında İstanbul’a getirttiği kitapların bır kısmını 1877’de macarlara iade etme kararı almıştı. Neden böyle bır tutum sergilediği kesin olarak bilinemese de Sultan’ın bu kararını dış politikasının ustalıklı manevralarından biri olarak okumak mümkün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çitli Maden Suyu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/citli-maden-suyu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Aytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 11:42:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10900</guid>

					<description><![CDATA[Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Çitli köyünden çıkan Çitli Maden Suyu, vaktiyle padişahlara dahi şifa sunmuş, şöhreti Avrupa’ya kadar yayılmış bereketli bir memba idi. Harp ve işgal döneminde kaderine terk edilen, lezzeti de şifası da unutulan kaynak yakın zamanda başlatılan sondaj çalışmalarıyla yeniden hayat bulmaya çalışıyor. Bu aziz ama yitirilmiş armağanın renkli mazisinde ne hazineler saklı, birlikte keşfedelim. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Çitli köyünden çıkan Çitli Maden Suyu, vaktiyle padişahlara dahi şifa sunmuş, şöhreti Avrupa’ya kadar yayılmış bereketli bir memba idi. Harp ve işgal döneminde kaderine terk edilen, lezzeti de şifası da unutulan kaynak yakın zamanda başlatılan sondaj çalışmalarıyla yeniden hayat bulmaya çalışıyor. Bu aziz ama yitirilmiş armağanın renkli mazisinde ne hazineler saklı, birlikte keşfedelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2024-/-sayi-152">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Strelitzler Ve Wagner’in Ortak Kaderi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/strelitzler-ve-wagnerin-ortak-kaderi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:36:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9532</guid>

					<description><![CDATA[Aralarında üç asırdan fazla bir zaman olmasına rağmen ortak kaderiyle birleşen iki özel askerî grubun kesişen yolları ve o yolun önüne geçilemez setler kuran siyasî otoritelerin benzer hamleleri&#8230; Bu yazıda Ortaçağ’ın en etkili silahlı gruplarından Strelitzlerle günümüzün karanlık özel askerî yapılanması Wagner’in darbe girişimlerinin ortak tarafları ve hazin sonları işleniyor. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında üç asırdan fazla bir zaman olmasına rağmen ortak kaderiyle birleşen iki özel askerî grubun kesişen yolları ve o yolun önüne geçilemez setler kuran siyasî otoritelerin benzer hamleleri&#8230; Bu yazıda Ortaçağ’ın en etkili silahlı gruplarından Strelitzlerle günümüzün karanlık özel askerî yapılanması Wagner’in darbe girişimlerinin ortak tarafları ve hazin sonları işleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kibirli Bir İngiliz’in Rumeli Hatıraları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/kibirli-bir-ingilizin-rumeli-hatiralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 12:43:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9435</guid>

					<description><![CDATA[İskoç asıllı İngiliz seyyah ve gazeteci John Foster Fraser, 1896’da çıktığı dünya turunda üç kıtaya dağılan 17 ülkeyi gezmiş, bu coğrafyalara dair kaleme aldığı gezi notlarını 18 kitap halinde yayınlamıştı. Fraser’in Pictures From the Balkans başlıklı kitabı ise 1904-1905 yıllarında Osmanlı hâkimiyetindeki Rumeli topraklarında yaptığı gezileri ihtiva etmektedir. Geçtiğimiz sene Sultan II. Abdülhamid Döneminde Balkanlar’da Kaos adıyla Türkçeye tercüme edilen kitap, Rumeli’nin elimizden koparılması için yürütülen komitacılık faaliyetlerinin iç yüzünü göstermesi bakımdan tetkiki hak ediyor. &#160; Devamı Derin Tarih Haziran Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İskoç asıllı İngiliz seyyah ve gazeteci John Foster Fraser, 1896’da çıktığı dünya turunda üç kıtaya dağılan 17 ülkeyi gezmiş, bu coğrafyalara dair kaleme aldığı gezi notlarını 18 kitap halinde yayınlamıştı. Fraser’in Pictures From the Balkans başlıklı kitabı ise 1904-1905 yıllarında Osmanlı hâkimiyetindeki Rumeli topraklarında yaptığı gezileri ihtiva etmektedir. Geçtiğimiz sene Sultan II. Abdülhamid Döneminde Balkanlar’da Kaos adıyla Türkçeye tercüme edilen kitap, Rumeli’nin elimizden koparılması için yürütülen komitacılık faaliyetlerinin iç yüzünü göstermesi bakımdan tetkiki hak ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2023">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eskimeyen Mesele: Sokak Köpekleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/eskimeyen-mesele-sokak-kopekleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 07:26:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[köpek sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası krizler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9039</guid>

					<description><![CDATA[Bugün gündemi ciddi biçimde işgal eden sokak köpekleri, geçtiğimiz yüzyılda da gündemden düşmeyen bir meseleydi. Gazetelerde konu tartışılmış, yazarlar fikirlerini beyan etmiş, hatta zaman zaman köpekler yüzünden uluslararası krizler bile çıkmıştı. Okuyacağınız yazı, bugün meselenin neden çözülemediğine dair pek çok ayrıntıyı da barındırıyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün gündemi ciddi biçimde işgal eden sokak köpekleri, geçtiğimiz yüzyılda da gündemden düşmeyen bir meseleydi. Gazetelerde konu tartışılmış, yazarlar fikirlerini beyan etmiş, hatta zaman zaman köpekler yüzünden uluslararası krizler bile çıkmıştı. Okuyacağınız yazı, bugün meselenin neden çözülemediğine dair pek çok ayrıntıyı da barındırıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halil Halid Bey</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/halil-halid-bey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[R. Serhat Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:06:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Cambridge Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kraliyet Asya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8908</guid>

					<description><![CDATA[Büyükelçilikte ikinci kâtiplik göreviyle gittiği Londra’da Cambridge Üniversitesi’nde Türkçe dersleri veren, Kraliyet Asya Derneği’ne üye kabul edilip çeşitli oryantalist kongrelere katılan Osmanlı’nın son dönem münevverlerinden Halil Halid Bey’in 1904 yılında kaleme aldığı, Pan-Islamic Society tarafından basılan A Study in English Turcophobia başlıklı metni geçtiğimiz aylarda tercüme edilerek İngiltere’de Türkofobi adıyla neşredildi. “Türkofobi” ifadesini erken tarihlerde kullanan Halil Halid Bey’in &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyükelçilikte ikinci kâtiplik göreviyle gittiği Londra’da Cambridge Üniversitesi’nde Türkçe dersleri veren, Kraliyet Asya Derneği’ne üye kabul edilip çeşitli oryantalist kongrelere katılan Osmanlı’nın son dönem münevverlerinden Halil Halid Bey’in 1904 yılında kaleme aldığı, Pan-Islamic Society tarafından basılan <em>A Study in English Turcophobia </em>başlıklı metni geçtiğimiz aylarda tercüme edilerek <em>İngiltere’de Türkofobi</em> adıyla neşredildi. “Türkofobi” ifadesini erken tarihlerde kullanan Halil Halid Bey’in</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siz Hangi Mehmed Rauf’a Bakmıştınız?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/siz-hangi-mehmed-raufa-bakmistiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 13:58:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Rauf]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik roman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8820</guid>

					<description><![CDATA[İlk psikolojik romanımız olan Eylül’ün yazarı dışında edebiyat dünyamızda dört Mehmed Rauf daha olduğunu biliyor muydunuz? Her biri farklı tarz ve üslupta eserler kaleme alan beş Mehmed Rauf’u kendilerine mahsus hasletleri, vasıfları, zaafları ve yazıp çizdikleri üzerinden daha yakından tanımayı deneyelim. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlk psikolojik romanımız olan <em>Eylül</em>’ün yazarı dışında edebiyat dünyamızda dört Mehmed Rauf daha olduğunu biliyor muydunuz? Her biri farklı tarz ve üslupta eserler kaleme alan beş Mehmed Rauf’u kendilerine mahsus hasletleri, vasıfları, zaafları ve yazıp çizdikleri üzerinden daha yakından tanımayı deneyelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna Semalarından Düşen Bir Acayip Çadır!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/bosna-semalarindan-dusen-bir-acayip-cadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[H. Yıldırım Ağanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:26:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye-i Osmaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Giroud de Villette]]></category>
		<category><![CDATA[Hezarfen Ahmed Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Pilatre Rozier]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7459</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti ya da kendi isimlendirmesiyle Devlet-i Aliyye-i Osmaniye vesikaya çok önem verirdi. Bu sebeptendir ki, İstanbul’da bulunan Osmanlı Arşivi dünya çapında bir araştırma merkezidir. Burada bulunan vesikalar tarihçilerin adeta can suyudur. İster akademik, ister popüler tarihçilik olsun, arşive uğramadan dikkate değer bir yazı yazmak, bir araştırma yapmak neredeyse mümkün değildir. Daha uçakların icat edilmediği yıllarda ne tür hava araçları vardı ve bunlar ne maksatla kullanılıyordu? Biz, kartal kanatlarıyla uçan Hezarfen Ahmed Çelebi’nin ve günümüzde roket adam olarak anılan Lagari Hasan Çelebi’nin torunları olarak dünya havacılık tarihinde ilklerden olsak da yazı konumuzu oluşturan vesikamızda bunların dışında bir aletten bahsedeceğiz. İnsanların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti ya da kendi isimlendirmesiyle Devlet-i Aliyye-i Osmaniye vesikaya çok önem verirdi. Bu sebeptendir ki, İstanbul’da bulunan Osmanlı Arşivi dünya çapında bir araştırma merkezidir. Burada bulunan vesikalar tarihçilerin adeta can suyudur. İster akademik, ister popüler tarihçilik olsun, arşive uğramadan dikkate değer bir yazı yazmak, bir araştırma yapmak neredeyse mümkün değildir.</p>
<p>Daha uçakların icat edilmediği yıllarda ne tür hava araçları vardı ve bunlar ne maksatla kullanılıyordu? Biz, kartal kanatlarıyla uçan Hezarfen Ahmed Çelebi’nin ve günümüzde roket adam olarak anılan Lagari Hasan Çelebi’nin torunları olarak dünya havacılık tarihinde ilklerden olsak da yazı konumuzu oluşturan vesikamızda bunların dışında bir aletten bahsedeceğiz. İnsanların uçmak için kullandıkları ve kontrol edebildikleri ilk hava aracı balondur. İlk defa 15-17 Ekim 1783’te Paris’te kullanılmıştır. Pilatre Rozier halata bağlı olan balonla 25 metre yükselerek dört dakika kadar havada kalmayı başarır. 19 Ekim’de Giroud de Villettte’yi de uçuran Rozier’in bu uçuşu önemlidir. Gazeteci Villette’nin uçuşta balonların askerî amaçlı olarak kullanılabileceğini söylemesi de önemli bir gelişmedir. İlk defa Napolyon savaşlarında 1794 Avusturya-Fransa Harbi’nde keşif maksatlı olarak kullanılan balonlar, kısa süre sonra ordularda savaş aracı olarak, gözetleme maksatlı kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Paris’te yapılan uçuştan iki yıl sonra, 1785’te İstanbul’da ilk balon uçuşu gerçekleşti. Sultan I. Abdülhamid huzurunda Mart 1785’te İranlı bir fizikçi, balonuna iki Türk’ü alarak havalanır ve 120 km uçarak Bursa’ya iniş yapar. Bursalılar bu olağanüstü olay karşısında dehşete düşer ve günahları nedeniyle kendilerini Hz. Peygamber’in (sas) cezalandırmaya geldiğini sanarak secdeye kapanırlar. Bir müddet hiçbiri yerinden kalkamaz; sonra iki kişi cesaretini toplayarak kalkar ve durumu Hüdavendigâr valisine haber verir. Takiben paşa, balonları kontrol altına aldırır. Balonla ilk uçan Türk devlet adamı ise Polonya elçisi İbrahim Paşa’dır ve 1789’da Varşova’da balon uçuşu yapmıştır. Osmanlı Devleti idarecilerinin teknik gelişmelere yönelik alakası dikkate değer bir durumdur.</p>
<p>Bu girişten sonra Osmanlı Devleti’nde balonun geçtiği ilk belgelerden olan arşiv vesikamız hakkındaki ayrıntılara girelim. Olay yeri Bihke sancağı, yani günümüzde Bosna-Hersek’in Bihaç olarak bilinen kuzeybatısındaki şehri. Bihke Naibi Ali Efendi Bosna valisine şöyle bir ilam gönderiyor (belge ifadeleri günümüz okuyucusu için sadeleştirilmiştir):</p>
<p>“İslâm serhaddinin nihayetinde din düşmanlarının seddi olan Bihke Kalesi muhafızı Kaptan Hüseyin Bey ve Rüstem Bey birkaç ağa ile meclisime gelip şaşkınlıklarını ifade ettiler. Beş gün önce kuşluk vaktinde kalemizden iki saat uzaklıkta Lonviç Dağı altında bulunan Racende Çiftliği’nde Hüseyin Bey’in evinin yakınlarına kıble tarafından havadan büyük bir çadır düştü. Üzerine gidip baktığımızda dünyada misli görülmemiş bir nesne olduğunu hayretle gördük. Çadırın ölçülerini anlatmak bir türlü mümkün değil diyerek, Bosna Divanı’na ifadelerimizi ilam ediveresiniz diye söylediler. Fakir kulunuz da meseleyi bu minval üzere arz ettim. Emir yüce hazretlerinizindir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiliz Büyükelçisinin Arabasını Kendi Kollarıyla Çektiler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/ingiliz-buyukelcisinin-arabasini-kendi-kollariyla-cektiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Kocabaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:20:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[büyükelçi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Resneli Niyazi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İhtilali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6014</guid>

					<description><![CDATA[Enver, Resneli Niyazi ve Eyüp Sabri beylerin emirlerindeki askerî birlikler ve bunlara katılan sivil gönüllülerle 10 Temmuz 1908’de Balkan dağlarına çıkarak Sultan II. Abdülhamid’e Meşrutiyet’i yeniden ilan ettirmek üzere başlattıkları isyan “1908 Jön Türk İhtilali” olarak geçer tarihe. Sultan’ın aldığı askerî tedbirlerle isyanı bastıramaması üzerine Meşrutiyet, onun tarafından yayınlanan bir bildiriyle 24 Temmuz 1908’de ilan edilmiştir. II. Meşrutiyetin ilan edildiği günlerde, Jön Türkler (daha ziyade İngiliz taraftarı olan sivil unsurları) bu ilana İngilizlerin desteğiyle ulaşıldığı zannı ve Meşrutiyet’le yönetilen İngilizlerin bu yönetimine hayranlık duymaları sonucu olacak ki, İngiltere’den atanarak İstanbul’a 31 Temmuz 1908’de gelen İngiliz büyükelçisi Gerard Lowther’in arabasının atlarını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enver, Resneli Niyazi ve Eyüp Sabri beylerin emirlerindeki askerî birlikler ve bunlara katılan sivil gönüllülerle 10 Temmuz 1908’de Balkan dağlarına çıkarak Sultan II. Abdülhamid’e Meşrutiyet’i yeniden ilan ettirmek üzere başlattıkları isyan “1908 Jön Türk İhtilali” olarak geçer tarihe. Sultan’ın aldığı askerî tedbirlerle isyanı bastıramaması üzerine Meşrutiyet, onun tarafından yayınlanan bir bildiriyle 24 Temmuz 1908’de ilan edilmiştir. II. Meşrutiyetin ilan edildiği günlerde, Jön Türkler (daha ziyade İngiliz taraftarı olan sivil unsurları) bu ilana İngilizlerin desteğiyle ulaşıldığı zannı ve Meşrutiyet’le yönetilen İngilizlerin bu yönetimine hayranlık duymaları sonucu olacak ki, İngiltere’den atanarak İstanbul’a 31 Temmuz 1908’de gelen İngiliz büyükelçisi Gerard Lowther’in arabasının atlarını Sirkeci garında sökmüş, Galata’nın sarp sokaklarından geçerek İngiliz büyükelçiliğinin Cadde-i Kebir (bugünkü İstiklal Caddesi) üzerindeki binasına (bugün İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosluğu olarak kullanılıyor) kadar kendileri çekmişti.1 Arabayı çeken Jön Türkler’in arasında bulunan Ahmet İhsan (Tokgöz) hatıralarında şunları yazar:</p>
<p>“1908 Temmuz’unun 23. günü İstanbul’da bulunmayan İngiliz sefiri Lowther şehrimize döndüğü zaman Sirkeci istasyonunu baştanbaşa doldurmuştuk. Büyükelçiyi candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler, büyükelçinin arabasını çeken atları söküp arabayı kendi kollarıyla çekmişlerdi. Bu fıkrayı yazmaktan maksadım, Meşrutiyet’in ilanına kadar Türk aydınlarının siyasî meylini ve düşüncesini göstermek içindir.”</p>
<p>Hiç beklemediği bu olay karşısında İngiliz büyükelçisi neye uğradığını şaşırmış, aynı gün Londra’ya çektiği telgrafta, arabasını çeken Jön Türkler’i, “Politik tecrübeden yoksun, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu” diye tasvir etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Pazarlığın Belgesi: 1910 Londra Görüşmeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/bir-pazarligin-belgesi-1910-londra-gorusmeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Fettahoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:08:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Nazım]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Grey]]></category>
		<category><![CDATA[Gerard Lowther]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Talat Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5786</guid>

					<description><![CDATA[23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’in yeniden ilânını büyük bir ilgi ve sevinçle karşılayan İngiltere, devrimi müteakiben hemen Jön Türklere resmî tebriklerini sunmuş ve Dışişleri Bakanı Edward Grey de İstanbul’daki elçisi Gerard Lowther’a Britanya’nın yeni rejime sempatisini ve desteğini göstermesi talimatını vermişti. Jön Türklerin Liberal ve Cumhuriyetçi Fransa’ya genel bir sempatilerinin bulunduğunu gören Fransız Dışişleri Bakanı Stephen Pichon ise Fransız Hükümeti’nin İstanbul’da ayrıcalıklı bir konuma gelebileceğine inanmıştı. Bu bakımdan yeni rejime bir iyi niyet göstergesi olarak 25 milyon franklık koşulsuz borç vermeye razı olmuştu. Dr. Nazım ve Ahmet Rıza, 1908’in Ekim Kasım aylarında Londra ve Paris’in siyasî çevrelerinde bir dizi temaslarda bulunmuş;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’in yeniden ilânını büyük bir ilgi ve sevinçle karşılayan İngiltere, devrimi müteakiben hemen Jön Türklere resmî tebriklerini sunmuş ve Dışişleri Bakanı Edward Grey de İstanbul’daki elçisi Gerard Lowther’a Britanya’nın yeni rejime sempatisini ve desteğini göstermesi talimatını vermişti. Jön Türklerin Liberal ve Cumhuriyetçi Fransa’ya genel bir sempatilerinin bulunduğunu gören Fransız Dışişleri Bakanı Stephen Pichon ise Fransız Hükümeti’nin İstanbul’da ayrıcalıklı bir konuma gelebileceğine inanmıştı. Bu bakımdan yeni rejime bir iyi niyet göstergesi olarak 25 milyon franklık koşulsuz borç vermeye razı olmuştu. Dr. Nazım ve Ahmet Rıza, 1908’in Ekim Kasım aylarında Londra ve Paris’in siyasî çevrelerinde bir dizi temaslarda bulunmuş; Dr. Nazım bir gazeteye gayelerini, “Türkiye’de yeni olan bütün özgürlükleri, diplomatik şansölyelerin karanlıkta bırakma tasavvuruna karşı kamuoyunu aydınlatmak” olarak açıklamıştı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">II. Meşrutiyet ve bir yıl sonra gerçekleşen 31 Mart (13 Nisan 1909) olayları sonrası Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi. Yönetimde güçlerini biraz daha arttıran İttihat ve Terakki yöneticileri Avrupa’ya “kendilerini tanıtma ve kabûl ettirme” turuna çıktılar. Talat Bey (Paşa) başkanlığında toplam 17 milletvekili, 2 Temmuz 1909’da İngiltere Hükümeti’nin davetinin ardından, 11 Temmuz 1909’da önce Fransa’yı (Paris’i), ardından da 17 Temmuz’da İngiltere’yi (Londra’yı) ziyaret ettiler. Fransa’nın İstanbul Büyükelçiliği siyasî müsteşarı A. Boppe, Osmanlı mebusları Paris’e giderken Dışişleri Bakanı Pichon’a gönderdiği telgrafta, heyetteki bazı mebuslar üzerinde Fransızlar olarak nüfuz ve menfaat sahibi olduklarından bahisle, “onlardan birkaçının çok yakın bir zamanda nazır olacakları şüphesizdir, bu bakımdan Paris’ten olumlu izlenimlerle dönmeleri önemlidir” diyordu.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hüseyin Cahid’e göre “imaj düzeltme” maksadı taşıyan bu ziyaret sırasında milletvekilleri Paris’te Fransa Dışişleri Bakanı Stephen Pichon ile birlikte Şark Muhibleri Cemiyeti tarafından şereflerine verilen yemeğe katılmışlardı. Mösyö Pichon burada yaptığı teşekkürle karşılanan konuşmasında, “Türkiye ile Fransa arasında bir menfaat birliğinin mevcut olduğunu ve Fransa’nın daima Türkiye’nin yanında olacağını” belirtmişti. Ayrıca Fransız Parlamentosu tarafından verilen yemekte de Jön Türk Devrimi selamlanmış, Pichon burada yaptığı konuşmada da “Osmanlı Devrimi, Büyük Fransız Devrimi’nin mahsulüdür” demişti. Talat Bey ise “Hürriyet toprağı olan Fransa topraklarına meslektaşlarıyla gelmekten büyük bir sevinç duyduğunu” belirtmişti.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Romanlarla Siyaset Felsefesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/romanlarla-siyaset-felsefesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 11:42:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Chinua Achebe]]></category>
		<category><![CDATA[Larry Diamond]]></category>
		<category><![CDATA[Marx]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5667</guid>

					<description><![CDATA[Her büyük toplumbilimci seçkin bir hikâyecidir, her hikâyeci doğal bir toplum filozofu. Çünkü kurguladıkları karakterler, zamanla toplum şehrinin ara sokaklarındaki evliya türbelerine dönüşür. Marx’a göre, kadîm kurgu karakterlerden Prometheus, modern filozofun amel defterindeki en yüce aziz ve şehittir. Kızının anlattıklarına bakarsak, eşsiz bir hikâye anlatıcısıymış üstat: “Halalarımdan duyardım; henüz küçük bir çocukken kız kardeşlerine korkunç bir despot gibi davranır, at niyetine üzerlerine binip onları dört nala ‘sürermiş’; daha da beteri, kirli hamurla ve hamurdan da kirli elleriyle yaptığı ‘kurabiyeleri’ yemeleri için diretirmiş. Fakat onlar, karşılığında anlatacağı hikâyeler hatırına ‘sürülmeye’ katlanır ve kurabiyeleri mızırdanmadan yerlermiş.”1 Hâlâ bu çocuğun ileriki yaşlarda yaptığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her büyük toplumbilimci seçkin bir hikâyecidir, her hikâyeci doğal bir toplum filozofu. Çünkü kurguladıkları karakterler, zamanla toplum şehrinin ara sokaklarındaki evliya türbelerine dönüşür. Marx’a göre, kadîm kurgu karakterlerden Prometheus, modern filozofun amel defterindeki en yüce aziz ve şehittir. Kızının anlattıklarına bakarsak, eşsiz bir hikâye anlatıcısıymış üstat: “Halalarımdan duyardım; henüz küçük bir çocukken kız kardeşlerine korkunç bir despot gibi davranır, at niyetine üzerlerine binip onları dört nala ‘sürermiş’; daha da beteri, kirli hamurla ve hamurdan da kirli elleriyle yaptığı ‘kurabiyeleri’ yemeleri için diretirmiş. Fakat onlar, karşılığında anlatacağı hikâyeler hatırına ‘sürülmeye’ katlanır ve kurabiyeleri mızırdanmadan yerlermiş.”1 Hâlâ bu çocuğun ileriki yaşlarda yaptığı kurabiyeleri yemeye devam ettiğimizi söylesem, Marx’a haksızlık mı etmiş olurum? Eskiden edebiyatı sever ama daha çok tarih ve toplumbilim okurdum. Şimdi tersini yapıyorum, çünkü iyi romancıların zaten birer doğal toplumbilimci olduklarını ‘görüyorum’. Larry Diamond, son yıllarda keşfedip de elimden bırakamadığım Nijeryalı Chinua Achebe’nin romanlarını değerlendirirken, romancının bir siyaset filozofu olduğunu söylemeye kadar gidiyor. “Bir toplumun edebiyatı bize onun kültürü, toplumsal yapısı ve hatta siyaseti hakkında çok şey söyler. Hatta, muayyen bir ülke, kültür veya dönemin romanları, bize o ülkenin değerleri, töreleri, çatışmaları, stres, değişim ve dönüşümleri hakkında tarihçi ve sosyal bilimcilerin formel külliyatlarının toplamından daha fazlasını gösterebilir. &#8230; Fakat roman, toplum ve tarihin edilgen bir yansımasından öte bir şeydir. O aynı zamanda değer, inanç, fikir, algı ve tutkuların etkin bir biçimleyicisi ve tazeleyicisidir. Hikâye anlatan insan, halkın kendi sosyal ve politik düzenleri üzerindeki düşünme biçimlerini etkileyebilir. Roman böylece siyasî kültürün rehberi, romancı ise bir siyaset filozofu olup çıkabilir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Abdülhamid Devrinde Amerika’ya İhracat İthalattan 25 Kat Fazlaydı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/sultan-abdulhamid-devrinde-amerikaya-ihracat-ithalattan-25-kat-fazlaydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arif Emre Gündüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 02:10:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[ithalat]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5501</guid>

					<description><![CDATA[Bizde hep “hasta adam” diye anlatılan Osmanlı Devleti’nin aynı zamanda çöküntü bir ekonomiye sahip olduğu ve hiçbir şey üretemediği algısı yıllarca oluşturulmaya çalışıldı. Halkın okur-yazar olmadığı, fakirlik ve cehalet içinde yüzdüğü söylemleri dillendirildi. Ancak arşivler incelendiğinde, kaynaklar tetkik edildiğinde durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılıyor. Son yıllarda sıkça gündeme gelen ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ve ithalat-ihracat dengesinin 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarındaki durumu incelendiğinde çok çarpıcı sonuçlar elde ediliyor. Osmanlı-ABD ticaret hacminin yıllara göre miktarlarına geçmeden önce, vaziyeti daha iyi anlayabilmek için günümüzde ithalat-ihracat dengesi ne durumda, onu incelemek gerekmektedir. Anadolu Ajansı’nın yayımladığı verilere göre 2018 yılında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizde hep “hasta adam” diye anlatılan Osmanlı Devleti’nin aynı zamanda çöküntü bir ekonomiye sahip olduğu ve hiçbir şey üretemediği algısı yıllarca oluşturulmaya çalışıldı. Halkın okur-yazar olmadığı, fakirlik ve cehalet içinde yüzdüğü söylemleri dillendirildi. Ancak arşivler incelendiğinde, kaynaklar tetkik edildiğinde durumun hiç de böyle olmadığı anlaşılıyor. Son yıllarda sıkça gündeme gelen ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ve ithalat-ihracat dengesinin 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarındaki durumu incelendiğinde çok çarpıcı sonuçlar elde ediliyor.</p>
<p>Osmanlı-ABD ticaret hacminin yıllara göre miktarlarına geçmeden önce, vaziyeti daha iyi anlayabilmek için günümüzde ithalat-ihracat dengesi ne durumda, onu incelemek gerekmektedir. Anadolu Ajansı’nın yayımladığı verilere göre 2018 yılında ABD’den Türkiye’ye 12,4 milyar dolarlık bir ithalat gerçekleştirildi. Buna karşılık ABD’ye yapılan ihracat 8,3 milyar dolar seviyesindeydi. 2019 yılı verilerine baktığımızda, nispeten Türkiye lehine iyileşme olduğunu gözlemlesek bile bunun çok ciddi bir rakam olduğunu söylemek imkânsız. 2019 yılının ilk altı ayında ABD’den ithalat 6,7 milyar dolar iken, ABD’ye ihracat 4,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu verilere göre 2018’de ABD’ye ihracatın ithalatı karşılama oranı %67,1 oranında tahakkuk etti. 2019’un ilk altı ayında ise bu oran %69,6 oldu. 2010 yılı ile kıyaslandığında ihracatın ithalatı karşılama oranında iyileşme görünüyor. Ekonomik verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye, Amerika’ya sattığından daha fazlasını Amerika’dan almaktadır. Bu da ticaret dengemizin bizim açımızdan şimdilik negatif yönde olduğunu gösteriyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihten Bir Latife: Ömrü Hibe Etmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/tarihten-bir-latife-omru-hibe-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 06:43:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Girit Adası]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ağası]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ağa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5416</guid>

					<description><![CDATA[Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı Âmire Emini oldu. En nihayet I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan’ın kethüdalığına tayin edildi. Kethüdalık üzerinde kalmak üzere darphane eminliği uhdesine verilen Yusuf Ağa’nın hayat hikâyesi III. Selim’in tahta geçmesiyle değişecektir. III. Selim’in lalası ve aynı zamanda Valide Sultan olan Mihrişah Sultan’ın kethüdası Lala Mahmud Bey’in vefatı üzerine bu görev Yusuf Ağa’ya verilmiş ve Esma Sultan’ın boş kalan kethüdalığına da Yusuf Ağa’nın Kandiye’den gelirken yanında getirdiği kardeşi Ömer Ağa getirilmiştir.</p>
<p>Valide Sultan’ın 1805’teki vefatına kadar bu görevde kalan Yusuf Ağa servet sahibi olmuş, tıpkı diğer Nizam-ı Cedid ricali gibi III. Selim’in üzerinde gayet etkili bir sima haline gelmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz Yakalı, Kravatlı, Takım Elbiseli, Modern Şövalyeler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/beyaz-yakali-kravatli-takim-elbiseli-modern-sovalyeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Topdaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:50:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Huristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Tapınak Şövalyeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5277</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’da Papalık tarafından oluşturulan büyük kampanya neticesinde başlayan Haçlı Seferleri neticesinde kutsal topraklar ve Kudüs 1095’te Haçlıların eline geçti. Haçlılar kutsal topraklara yerleşince hemen Hıristiyanlığın izlerini sürmeye başladılar. Avrupa Hıristiyanlığının nüfuzlu asilzâdeleri ve dinî otoriteleri, kutsal topraklardan gelecek zenginlik ve hikmet kaynağını kendilerine bir meşruiyet kaynağı olarak arzuluyorlardı. Bu gücü Tapınak Şövalyeleri üzerinden devşireceklerdi. Tapınak Şövalyelerinin serencamında Avrupa aydınlanması ile Avrupa’nın mimarî, fikrî ve mezhebî yapılanmasındaki rolü girift ve iç içe bir yapı oluşturur. Tapınakçıların Papalık’tan ve asilzâdelerden aldıkları görevle başlayan çalışmaları, yörenin kadim toplulukları ile irtibatları ve kültürel alışverişleri, kutsal topraklardan kovulmalarından sonra etkisini Avrupa kıtasında sürdürmüştür. Devamı Derin Tarih&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da Papalık tarafından oluşturulan büyük kampanya neticesinde başlayan Haçlı Seferleri neticesinde kutsal topraklar ve Kudüs 1095’te Haçlıların eline geçti. Haçlılar kutsal topraklara yerleşince hemen Hıristiyanlığın izlerini sürmeye başladılar. Avrupa Hıristiyanlığının nüfuzlu asilzâdeleri ve dinî otoriteleri, kutsal topraklardan gelecek zenginlik ve hikmet kaynağını kendilerine bir meşruiyet kaynağı olarak arzuluyorlardı. Bu gücü Tapınak Şövalyeleri üzerinden devşireceklerdi.</p>
<p>Tapınak Şövalyelerinin serencamında Avrupa aydınlanması ile Avrupa’nın mimarî, fikrî ve mezhebî yapılanmasındaki rolü girift ve iç içe bir yapı oluşturur. Tapınakçıların Papalık’tan ve asilzâdelerden aldıkları görevle başlayan çalışmaları, yörenin kadim toplulukları ile irtibatları ve kültürel alışverişleri, kutsal topraklardan kovulmalarından sonra etkisini Avrupa kıtasında sürdürmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbecilerin Keyfini Kaçıran Demiryolu Devrimlerimiz</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/darbecilerin-keyfini-kaciran-demiryolu-devrimlerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa İnal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Demiryolları]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire-İskenderiye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4894</guid>

					<description><![CDATA[Demiryolları 1830’lu yıllardan itibaren İngiltere’de kullanılmaya başlamış; Osmanlı topraklarında ise Sultan Abdülmecid zamanında, 1851 yılında Kahire-İskenderiye hattı inşa edilmişti. Bunu beş yıl sonra inşasına başlanan 130 kmlik İzmir-Aydın yolu takip etti ve hat 1866’da işletmeye açıldı. Böylece İstanbul’un ardından İzmir limanı da ithalat ve ihracat merkezi konumuna geldi. 1869’a gelindiğinde Sultan Abdülaziz Rumeli demiryollarının inşasına karar verdi. Hat İstanbul’dan başlayacak; Edirne, Filibe ve Saraybosna’dan geçerek Sava nehri kıyısına uzanacaktı. Enez, Selanik ve Burgaz’ı da birbirine bağlaması planlanıyordu. Hattın ilk bölümünün inşasına 1870 yılında 15 kmlik Yedikule-Küçükçekmece istasyonları arasında başlandı ve ertesi yıl bitirilerek hizmete açıldı. Küçükçekmece, Yeşilköy, Bakırköy ve Yedikule&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demiryolları 1830’lu yıllardan itibaren İngiltere’de kullanılmaya başlamış; Osmanlı topraklarında ise Sultan Abdülmecid zamanında, 1851 yılında Kahire-İskenderiye hattı inşa edilmişti. Bunu beş yıl sonra inşasına başlanan 130 kmlik İzmir-Aydın yolu takip etti ve hat 1866’da işletmeye açıldı. Böylece İstanbul’un ardından İzmir limanı da ithalat ve ihracat merkezi konumuna geldi.</p>
<p>1869’a gelindiğinde Sultan Abdülaziz Rumeli demiryollarının inşasına karar verdi. Hat İstanbul’dan başlayacak; Edirne, Filibe ve Saraybosna’dan geçerek Sava nehri kıyısına uzanacaktı. Enez, Selanik ve Burgaz’ı da birbirine bağlaması planlanıyordu. Hattın ilk bölümünün inşasına 1870 yılında 15 kmlik Yedikule-Küçükçekmece istasyonları arasında başlandı ve ertesi yıl bitirilerek hizmete açıldı. Küçükçekmece, Yeşilköy, Bakırköy ve Yedikule istasyonlarını kapsayan bu hat Bakırköy ve Yeşilköy’ün gelişip büyümesini sağladı. İstanbul halkı hattın Sirkeci’ye kadar uzatılmasını talep ettiyse de bu durumda demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gerekecek, bahçe ile sahil köşkleri zarar görecekti. Durumu değerlendiren Sultan Abdülaziz kararını açıkladı: “Memleketime tren yolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin.” Böylece Rumeli demiryollarının başlangıç istasyonu Sirkeci olarak belirlenmiş oldu. 1872 yılında ise bu hat Küçükçekmece’den Çatalca’ya kadar uzatıldı. Bunlardan başka, gerek Sultan Abdülmecid, gerekse Sultan Abdülaziz dönemlerinde Balkanlarda Köstence-Çernova ve Rusçuk-Varna demiryolu inşaatları gerçekleştirilmiş; yine Sultan Abdülaziz döneminde 1871’de Haydarpaşa-İzmit hattının devlet eliyle yapımına başlanmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mihrümah Sultan’dan Babası Kanuni’ye Mektup Var!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/mihrumah-sultandan-babasi-kanuniye-mektup-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nermin Taylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:08:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Mihrümah Sultan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4430</guid>

					<description><![CDATA[Kadimden beri hakikattir; kız çocukları ve babaları arasında kimsenin anlayamayacağı tılsımlı, özel bir bağ vardır. Tarihî vesikalar da bu hakikati ispat ediyor; tıpkı Kanuni Sultan Süleyman ile kızı Mihrümah arasındaki ilişkinin derinliğini ifşa eden belgede olduğu gibi. Doğduğu andan itibaren babası tarafından ay ve güneş diye tesmiye edilen Mihrümah Sultan daima babasının gözdesi olmuş, mücevherlerini bozdurarak tamir ettirdiği “Ayn Zübeyde Su Yolları” ile İslam âleminin takdirini  kazanmış, payitahtta inşa ettirdiği iki büyük külliyesi ile İstanbul halkını şadan eylemiş, belki de en önemlisi, babasının her daim destekçisi olarak muhteşem yüzyıla en büyük katkıyı sağlayanlardan biri olmuştur. Hayatına baktığımızda sadelik ile zarafeti,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Kadimden beri hakikattir; kız çocukları ve babaları arasında kimsenin anlayamayacağı tılsımlı, özel bir bağ vardır. Tarihî vesikalar da bu hakikati ispat ediyor; tıpkı Kanuni Sultan Süleyman ile kızı Mihrümah arasındaki ilişkinin derinliğini ifşa eden belgede olduğu gibi. Doğduğu andan itibaren babası tarafından ay ve güneş diye tesmiye edilen Mihrümah Sultan daima babasının gözdesi olmuş, mücevherlerini bozdurarak tamir ettirdiği “Ayn Zübeyde Su Yolları” ile İslam âleminin takdirini  </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">kazanmış, payitahtta inşa ettirdiği iki büyük külliyesi ile İstanbul halkını şadan eylemiş, belki de en önemlisi, babasının her daim destekçisi olarak muhteşem yüzyıla en büyük katkıyı sağlayanlardan biri olmuştur. Hayatına baktığımızda sadelik ile zarafeti, acı ile mutluluğu, alçak gönüllülük ile yüceliği gönlünde misafir edebilen, hayır-hasenata ömrünü adayacak kadar dinine bağlı, Leh Kralıyla yazışacak kadar kültürlü ve özgüvenli bir Sultan olduğunu görüyoruz. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">ve Hürrem Sultan’ın evliliğinden İstanbul’da dünyaya gelmiş; babası tarafından kendisine Farsça güneş ve ay anlamına gelen Mihrümah (mihr: güneş, mah: ay) ismi verilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman yüzü ay gibi parlak olan yegâne kızını doğduğu andan itibaren çok sevmiş, her istediğini yerine getirmiştir. Annesi tarafından iyi yetiştirilen, dönemin en önemli muallimlerinden ders alan Mihrümah Sultan’ın arşivlerimizde bulunan çok sayıdaki mektubundan kültürlü, güzel konuşan ve yazan, nezaket sahibi biri olduğu anlaşılmaktadır. Hareketleri, davranışları, tarz ve üslubu bakımından validesi Hürrem Sultan’a çokça benzetilen Mihrümah Sultan’ın devlet işlerinde en az validesi kadar söz sahibi olduğu hususunda tarihçilerce hemfikirdir.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erol Güngör’ü Önemli Kılan, Tarih Şuuruna Sahip Olmasıydı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/erol-gungoru-onemli-kilan-tarih-suuruna-sahip-olmasiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Genç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 21:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Güngör]]></category>
		<category><![CDATA[tarih şuuru]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4294</guid>

					<description><![CDATA[Erol’un arkadaşı, dostu olarak onun nasıl bir şahsiyet olduğunu, bilinmesini gerekli gördüğüm insanî yönlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Kendisini tanıyanlar asgari 50 yaş ve üstündekiler olduğuna göre, bugün itibariyle onu yakından tanıyan çok azalmıştır. Bu sebepten yorumlarımı fazla karıştırmadan, ilk elden gözlemlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Genellikle fikirlerini ilgiyle takip ettiğimiz yazarların insanî özelliklerini de merak eder, onları yakından tanımak isteriz. Çünkü bir kimsenin hayatı ile fikirleri arasında oldukça enteresan, derin bağlantılar vardır. Erol Güngör’ün de söylemek istediklerinin ve yazdıklarının arkasında onun manevi gölgesi, ruhu, zihni vardı, tıpkı kâğıdın filigranı gibi. İşte size bu hususta bilgi vermeye çalışacağım: Nasıl bir insandı, nasıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Erol’un arkadaşı, dostu olarak onun nasıl bir şahsiyet olduğunu, bilinmesini gerekli gördüğüm insanî yönlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Kendisini tanıyanlar asgari 50 yaş ve üstündekiler olduğuna göre, bugün itibariyle onu yakından tanıyan çok azalmıştır. Bu sebepten yorumlarımı fazla karıştırmadan, ilk elden gözlemlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Genellikle fikirlerini ilgiyle takip ettiğimiz yazarların insanî özelliklerini de merak eder, onları yakından tanımak isteriz. Çünkü bir kimsenin hayatı ile fikirleri arasında oldukça enteresan, derin bağlantılar vardır. Erol Güngör’ün de söylemek istediklerinin ve yazdıklarının arkasında onun manevi gölgesi, ruhu, zihni vardı, tıpkı kâğıdın filigranı gibi. İşte size bu hususta bilgi vermeye çalışacağım: Nasıl bir insandı, nasıl bir entelektüeldi, Türkiye tarihinde nasıl ve niçin önemli bir figür haline geldi? Tanıştığımızda üniversite son sınıftaydım, o benden yaşça biraz daha gençti, 1. ya da 2. sınıftaydı. Ben Ankara’daydım, o İstanbul’daydı; ilk karşılaşmamızdan birkaç hafta sonra ayrıldık. Birkaç sene sonra İstanbul’a asistan olarak geldiğimde o da rahmetli Mümtaz Turhan’ın Başkanı olduğu Psikoloji bölümünü bitirmek üzere idi veya bitirmiş, asistan olmuştu, tam hatırlamıyorum. Çok kısa sürede çok iyi bir dostluğumuz oldu. Ben Erol Güngör’le arkadaşlığımıza benzer bir arkadaşlık yaşamadım, sanıyorum Erol da yaşamamıştır.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2019">Derin Tarih Mart Sayısında…</a>&nbsp;﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Yeniden Yazan Maden Altın</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/tarihi-yeniden-yazan-maden-altin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 13:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3955</guid>

					<description><![CDATA[Altın, kimya ilminde “Au” sembolü ile gösterilen yumuşak, parlak sarı renkte kimyevî bir elementtir. “Au” sembolü Latincede Aurum kelimesinden gelmektedir ki, ışıldayan, parlayan demektir. Parlak sarı rengi, asitlere karşı dayanıklılığı, tabiatta serbest halde bulunabilmesi ve kolay işlenebilmesi gibi özellikleri insanların ilk çağlardan beri ilgisini çekmiştir. Rengi ve ihtişamıyla göz alan çok ağır bir metaldir; ayrıca kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element olduğu için havadan ve sudan etkilenmez. Bu yüzden hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. Bir başka hususiyeti de saf hâldeyken çok yumuşak olmasıdır. Bu sebeple kolayca dövülerek biçimlendirilebilir. Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altın, kimya ilminde “Au” sembolü ile gösterilen yumuşak, parlak sarı renkte kimyevî bir elementtir. “Au” sembolü Latincede Aurum kelimesinden gelmektedir ki, ışıldayan, parlayan demektir. Parlak sarı rengi, asitlere karşı dayanıklılığı, tabiatta serbest halde bulunabilmesi ve kolay işlenebilmesi gibi özellikleri insanların ilk çağlardan beri ilgisini çekmiştir. Rengi ve ihtişamıyla göz alan çok ağır bir metaldir; ayrıca kolay kolay tepkimeye girmeyen çok kararlı bir element olduğu için havadan ve sudan etkilenmez. Bu yüzden hiçbir zaman paslanmaz, kararmaz ve donuklaşmaz. Bir başka hususiyeti de saf hâldeyken çok yumuşak olmasıdır. Bu sebeple kolayca dövülerek biçimlendirilebilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2018">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Padişahın Kızlar Mektebi “Duhteran-ı Hümayun”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/padisahin-kizlar-mektebi-duhteran-i-humayun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nermin Taylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Duhteran-ı Hümayun]]></category>
		<category><![CDATA[Hanım sultanlar]]></category>
		<category><![CDATA[vakıflar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3907</guid>

					<description><![CDATA[Hanım sultanlar tarafından yaptırılmış vakıfların tam teşekküllü imar edilmeleri ve her yıl akarlarının muntazaman sağlanması dikkat ve takdir edilmesi gereken bir durum. Saraya cariye olarak gelen sultanların ve sarayda doğup büyümüş padişah kızlarının bu derece teşekküllü vakıfları inşa ettirecek matematiğe ve yeri geldiğinde saltanat naibesi olarak devleti yönetebilecek derecede iyi bir siyaset bilgisine vakıf olmaları hiç şüphesiz aldıkları eğitimden kaynaklanmaktadır. Dönemin Avrupa’sında kölelere okuma yazma öğretmek yasakken ve kölesine okuma yazma öğretenler çeşitli cezalara mahkûm edilip bazen de öldürülürken Osmanlı sarayına gelen cariyeler kendi dillerini unutacak kadar Türk; dinlerini değiştirecek kadar Müslüman oluyorlardı. Güzel konuşuyor, güzel yazıyor, mutlaka bir müzik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hanım sultanlar tarafından yaptırılmış vakıfların tam teşekküllü imar edilmeleri ve her yıl akarlarının muntazaman sağlanması dikkat ve takdir edilmesi gereken bir durum. Saraya cariye olarak gelen sultanların ve sarayda doğup büyümüş padişah kızlarının bu derece teşekküllü vakıfları inşa ettirecek matematiğe ve yeri geldiğinde saltanat naibesi olarak devleti yönetebilecek derecede iyi bir siyaset bilgisine vakıf olmaları hiç şüphesiz aldıkları eğitimden kaynaklanmaktadır. Dönemin Avrupa’sında kölelere okuma yazma öğretmek yasakken ve kölesine okuma yazma öğretenler çeşitli cezalara mahkûm edilip bazen de öldürülürken Osmanlı sarayına gelen cariyeler kendi dillerini unutacak kadar Türk; dinlerini değiştirecek kadar Müslüman oluyorlardı. Güzel konuşuyor, güzel yazıyor, mutlaka bir müzik aleti çalıyor, aritmetik ve siyaset biliyor, adab-ı muaşerette yabancı elçilerin eşlerini kendilerine hayran bırakıyorlardı. Hatta 19. yüzyılda “sarayda terbiye olunmayan hiçbir yerde terbiye olmaz, saray bir ilim yuvasıdır” diye bir deyim revaçtaydı. Saraydaki cariyelerin eğitim gördüğü Duhteran-ı Hümayun ve Osmanlı tahtından geçenlere sevgilerini verip soylarını yürüten hanım sultanların harem hayatları ile aldıkları eğitim birkaç ilmî çalışma dışında ne yazık ki hâlâ tam olarak anlatılmış değil.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2018">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Komünist Rus Liderleri Ayağına Getiren Bulgar Kâhin Baba Vanga</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/komunist-rus-liderleri-ayagina-getiren-bulgar-kahin-baba-vanga/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kenan Sezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:48:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Vanga]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3741</guid>

					<description><![CDATA[“Her şey buz gibi eriyecek. Dokunulmamış bir tek şey kalacak. O da Vladimir’in ve Rusya’nın görkemi olacak.” Rus gazeteci-yazar Valentin Sidorov, 1979’da Bulgar kâhin Baba Vanga’nın böyle dediğini rivayet eder. Kim bu Vladimir? Daha da önemlisi, kim bu Baba Vanga? İlk sorunun cevabını yazının sonuna saklayarak Baba Vanga’nın gizemli dünyasından içeri süzülelim. Asıl adıyla Vangelia Pandeva Guşterova 31 Ocak 1911’de, Osmanlı topraklarında, şimdiki Makedonya sınırları içerisinde kalan Ustrumca’da doğdu (“Baba” kelimesi Bulgarcada “nine” veya “yaşlı kadın” mânâsına gelir). Çocukluk yıllarında herhangi bir olağanüstü meziyet gösterdiği vaki değildir. 12 yaşındayken şiddetli bir fırtına esnasında sel suyuna kapılıp neredeyse iki kilometre uzağa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Her şey buz gibi eriyecek. Dokunulmamış bir tek şey kalacak. O da Vladimir’in ve Rusya’nın görkemi olacak.” Rus gazeteci-yazar Valentin Sidorov, 1979’da Bulgar kâhin Baba Vanga’nın böyle dediğini rivayet eder. Kim bu Vladimir? Daha da önemlisi, kim bu Baba Vanga? İlk sorunun cevabını yazının sonuna saklayarak Baba Vanga’nın gizemli dünyasından içeri süzülelim. Asıl adıyla Vangelia Pandeva Guşterova 31 Ocak 1911’de, Osmanlı topraklarında, şimdiki Makedonya sınırları içerisinde kalan Ustrumca’da doğdu (“Baba” kelimesi Bulgarcada “nine” veya “yaşlı kadın” mânâsına gelir). Çocukluk yıllarında herhangi bir olağanüstü meziyet gösterdiği vaki değildir. 12 yaşındayken şiddetli bir fırtına esnasında sel suyuna kapılıp neredeyse iki kilometre uzağa düşmüş; bulunana kadar geçen zamanda taş ve toprak altında kalmış. Meteoroloji kayıtlarında herhangi bir olağanüstü durum ve fırtına görünmüyor olmasına rağmen hayat hikâyesini bu şekilde anlatır. Gözlerine dolan kum ve toz yüzünden oluşan iltihaplanma görme melekesini önce tedricen, sonra tamamen almış.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2018">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
