﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarihçi Gözüyle &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/tarihci-gozuyle/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Dec 2023 11:08:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Tarihçi Gözüyle &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı Basını 1906 İran Meşrutiyeti’ni Nasıl Gördü?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/osmanli-basini-1906-iran-mesrutiyetini-nasil-gordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2023 11:08:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10002</guid>

					<description><![CDATA[İran yakın tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden 1906 tarihli Meşrutiyet İnkılâbı, Türkiye ve Afganistan’da da eş zamanlı olarak başlayan benzer süreçlerin devamı mahiyetindeydi. İç siyasî kriz dış baskılarla birleşince, Kaçar hanedanına mensup Muzaffer Şah, kendi yetkilerini de sınırlayan bir anayasayı kabule razı oldu. Ne var ki Meşrutiyet de Kaçarları koruyamayacak, aradan 20 yıl bile geçmeden İran’da Pehlevîler yönetimi ele alacaktı. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran yakın tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden 1906 tarihli Meşrutiyet İnkılâbı, Türkiye ve Afganistan’da da eş zamanlı olarak başlayan benzer süreçlerin devamı mahiyetindeydi. İç siyasî kriz dış baskılarla birleşince, Kaçar hanedanına mensup Muzaffer Şah, kendi yetkilerini de sınırlayan bir anayasayı kabule razı oldu. Ne var ki Meşrutiyet de Kaçarları koruyamayacak, aradan 20 yıl bile geçmeden İran’da Pehlevîler yönetimi ele alacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-aralik-kasim-2023">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Azınlığın Serencamı: İran Yahudileri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/bir-azinligin-serencami-iran-yahudileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 10:40:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Adolph Franck]]></category>
		<category><![CDATA[İran Yahudileri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9198</guid>

					<description><![CDATA[İran Yahudilerinin tarihi birbirinden ilginç dönüm noktalarıyla ve sürprizlerle doludur. Yaşanan birçok hadisenin ardından, bugün İran’da kalmaya devam eden 20 bin civarındaki Yahudi, İslâm dünyasının dikkat çekici azınlıklarından birini oluşturur. Perslerle Babil sürgünü sürecinde tanışan Yahudiler Zerdüşt dininden öylesine etkilendiler ki Adolph Franck adlı Yahudi bir yazar şöyle demektedir: “Hiçbir ulus Yahudiler üzerinde Persler kadar derin bir etkiye sahip olmamıştır.” &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran Yahudilerinin tarihi birbirinden ilginç dönüm noktalarıyla ve sürprizlerle doludur. Yaşanan birçok hadisenin ardından, bugün İran’da kalmaya devam eden 20 bin civarındaki Yahudi, İslâm dünyasının dikkat çekici azınlıklarından birini oluşturur. Perslerle Babil sürgünü sürecinde tanışan Yahudiler Zerdüşt dininden öylesine etkilendiler ki Adolph Franck adlı Yahudi bir yazar şöyle demektedir: “Hiçbir ulus Yahudiler üzerinde Persler kadar derin bir etkiye sahip olmamıştır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da Meşrutiyetçi İranlılar Ve Jön Îrâniyân</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/istanbulda-mesrutiyetci-iranlilar-ve-jon-iraniyan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 14:32:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Jön Îrâniyân]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9093</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile İran’ın yakın tarihteki serencamı birbirine benzer nitelikleri haizdir. 20. yüzyılın başlarında meşrutiyet yanlısı İranlılar faaliyetlerini İstanbul, Tiflis, Bombay ve Kahire’den yürüttüler. Osmanlı’daki siyasî gelişmelerle birlikte, gündemdeki tartışma ve fikirler İran’da meşrutiyet anayasasının oluşmasında temel bir rol oynamıştır. Nitekim bu etkiyle birlikte, Osmanlı’daki sürecin aynısı İran’da da vuku bulacaktır. Bu sürecin aktörlerinden biri de Jön Îrâniyân mensuplarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanlı Kâbe Baskını</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/kanli-kabe-baskini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[20 Kasım 1979]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Kâbe baskını]]></category>
		<category><![CDATA[Necd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8730</guid>

					<description><![CDATA[Hac mevsiminin devam ettiği sırada 20 Kasım 1979 günü sabah namazı vaktinde başlayıp 16 gün süren Kâbe baskını ardında cevaplanmayan birçok soru bıraktı. Necd’in köklü bedevi kabilelerinden Uteybe’ye mensup eski bir ulusal muhafız olan Cüheymân b. Muhammed’in önderliğinde düzenlenen Kâbe baskınının ardında kimler vardı? Tahran ABD ve İsrail’i sorumlu tutarken Beyaz Saray parmağıyla Humeynî’yi işaret ediyordu. Körfez ülkeleri SSCB’yi suçluyor, Moskova ise baskının CIA tarafından düzenlendiğini iddia ediyordu. Peki, hakiki sorumlu kimdi? &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hac mevsiminin devam ettiği sırada 20 Kasım 1979 günü sabah namazı vaktinde başlayıp 16 gün süren Kâbe baskını ardında cevaplanmayan birçok soru bıraktı. Necd’in köklü bedevi kabilelerinden Uteybe’ye mensup eski bir ulusal muhafız olan Cüheymân b. Muhammed’in önderliğinde düzenlenen Kâbe baskınının ardında kimler vardı? Tahran ABD ve İsrail’i sorumlu tutarken Beyaz Saray parmağıyla Humeynî’yi işaret ediyordu. Körfez ülkeleri SSCB’yi suçluyor, Moskova ise baskının CIA tarafından düzenlendiğini iddia ediyordu. Peki, hakiki sorumlu kimdi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran&#8217;da Mason Lobileri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/iranda-mason-lobileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 10:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[iran devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad Câfer Şerîf İmâmî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8579</guid>

					<description><![CDATA[İran Devrimi’nin arifesinde, ülkede üst düzeyde yaklaşık 2 bin mason mevcuttu. Bunlara masonik Rotary, Leniz, Teslîh-ı Ahlâkî gibi kuruluşların üyelerini de eklersek sayı daha fazla olacaktır. Devrimden sonra masonluk merkezlerinden biri olan “Büyük Üstad Câfer Şerîf İmâmî’nin Harekât Merkezi”nde ele geçirilen belgeler, masonların uzun yıllar boyunca sömürgecilerle iş tuttuğunu ortaya çıkarmıştır &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran Devrimi’nin arifesinde, ülkede üst düzeyde yaklaşık 2 bin mason mevcuttu. Bunlara masonik Rotary, Leniz, Teslîh-ı Ahlâkî gibi kuruluşların üyelerini de eklersek sayı daha fazla olacaktır. Devrimden sonra masonluk merkezlerinden biri olan “Büyük Üstad Câfer Şerîf İmâmî’nin Harekât Merkezi”nde ele geçirilen belgeler, masonların uzun yıllar boyunca sömürgecilerle iş tuttuğunu ortaya çıkarmıştır</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2022">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Dağıtın Bu Amerikan Casus Yuvasını”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/dagitin-bu-amerikan-casus-yuvasini/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 10:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[iran devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8493</guid>

					<description><![CDATA[Takvimler 4 Kasım 1979’u gösteriyordu. Şubat’ta İran Devrimi ile şah’ın devrilmesinin ardından yeni bir dönemin başladığı bu günlerde, başkent Tahran’da sular henüz durulmuş değildi. ABD’nin başını çektiği “dış müdahale tehdidi”, İran üzerinde bir kara bulut gibi dolaşıyordu. Çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu bir kalabalığın “lâne-i câsûs”1 (casus yuvası) olarak gördükleri Amerika’nın Tahran &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Takvimler 4 Kasım 1979’u gösteriyordu. Şubat’ta İran Devrimi ile şah’ın devrilmesinin ardından yeni bir dönemin başladığı bu günlerde, başkent Tahran’da sular henüz durulmuş değildi. ABD’nin başını çektiği “dış müdahale tehdidi”, İran üzerinde bir kara bulut gibi dolaşıyordu. Çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu bir kalabalığın “lâne-i câsûs”1 (casus yuvası) olarak gördükleri Amerika’nın Tahran</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya-İngiltere Rekabet Hattında Yüksek Gerilim</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/rusya-ingiltere-rekabet-hattinda-yuksek-gerilim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:21:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Gülistan Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[I. Meşrutiyet]]></category>
		<category><![CDATA[istibdâd-ı sagîr]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ali Şah]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Platonivich Liakhov]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8270</guid>

					<description><![CDATA[İran tarihinin dönüm noktalarından olan 1906 Meşrutiyet Devrimi’yle birlikte parlamento, şahlığın iktidar yapısını değiştirmesi sebebiyle meşrutiyetçilerin bel bağladığı en önemli kurum haline gelmiştir. Ne var ki anayasal sisteme geçiş sürecinde meşrutiyetçilerin İran’daki monarşik yapı ile ilişkileri hiç iyi gitmemiştir. Meclisin ilk oturumu I. Meşrutiyet’in ilanından iki ay sonra (6 Ekim 1906) Muzafferüddin Şah Kaçar’ın huzurunda Gülistan Sarayı’nda yapıldı. Şah’ın bu tarihten kısa süre sonra vefatı üzerine yerine geçen Muhammed Ali Şah, sarayın yetkilerini kısıtlayan meşrutiyete hiçbir zaman sıcak bakmayacaktı. Şah ve meclis sürekli bir çekişme halindeydi. Şah, Rusların tahrikiyle meşrutiyete son verme hayalini gerçekleştirmek amacıyla bazı girişimlerde bulundu; meşrutiyet muhalifi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran tarihinin dönüm noktalarından olan 1906 Meşrutiyet Devrimi’yle birlikte parlamento, şahlığın iktidar yapısını değiştirmesi sebebiyle meşrutiyetçilerin bel bağladığı en önemli kurum haline gelmiştir. Ne var ki anayasal sisteme geçiş sürecinde meşrutiyetçilerin İran’daki monarşik yapı ile ilişkileri hiç iyi gitmemiştir.</p>
<p>Meclisin ilk oturumu I. Meşrutiyet’in ilanından iki ay sonra (6 Ekim 1906) Muzafferüddin Şah Kaçar’ın huzurunda Gülistan Sarayı’nda yapıldı. Şah’ın bu tarihten kısa süre sonra vefatı üzerine yerine geçen Muhammed Ali Şah, sarayın yetkilerini kısıtlayan meşrutiyete hiçbir zaman sıcak bakmayacaktı. Şah ve meclis sürekli bir çekişme halindeydi. Şah, Rusların tahrikiyle meşrutiyete son verme hayalini gerçekleştirmek amacıyla bazı girişimlerde bulundu; meşrutiyet muhalifi ulemayı ve partileri etrafına toplayarak meclisi kapatmaya ya da yetkilerini kısıtlamaya çalıştı.</p>
<p>Mutlak monarşi yanlısı Şah ve saray, meclise rağmen, bu dönemin tarihe bir baskı dönemi olarak geçmesiyle sonuçlanan “istibdâd-ı sagîr” (küçük istibdat) denilen bir yıldırma siyasetine girişti. Saraya bağlı Tahran’daki millî kuvvetlere ek olarak, Rusya’nın ve Albay Vladimir Platonovich Liakhov’un liderliğindeki Kazak birliklerinin rolü de belirleyici oldu. Zira Meşrutiyet Devrimi’ne muhalefet, Rusların ve Şah’ın ortak noktasıydı. Bu yüzden de birlikte hareket etmekte mahzur görmediler. Kazak Birliği’nin emirlerini Rusya’daki Kazak kumanda merkezinden alması, hatta birliğin bütçesinin bile Rus kredi bankası tarafından İran hükümetinin hesabına doğrudan ödenmesi, bu işbirliğinin boyutlarını göstermektedir.</p>
<p>Otoriter kişiliğine rağmen meclise söz geçiremeyen Muhammed Ali Şah, defalarca meşrutiyetçilerle karşı karşıya gelerek meclisin kapatılması yönündeki radikal ve şiddetli muhalefetini açıkça gösterdi. Meşrutiyete muhalefeti daha tahta çıkmadan önce başlamıştı. Şah’ın Rusça öğretmeni Şâpşâl Han ile Rus büyükelçiliği ve Kazak Birliği’nin komutanı Albay Liakhov arasında her zaman bir görüş birliği vardı. Bu yüzden Şah’ın meşrutiyet karşıtlığında Şâpşâl Han’ın etkisi olmuştu. Hasılı tahta geçtikten sonra Şah ile meclis arasındaki çatışma için zemin zaten hazırdı. Sadece bir kıvılcım gerekiyordu. 1908 Şubat’ının sonlarında Tahran’da Şah’a karşı başarısızlıkla sonuçlanan provokatif bir suikast girişiminde bulunuldu. Şah Tahran sokaklarında dolaşırken, konvoyuna bomba atıldı. Şah bu esnada başka bir arabada olduğundan bu suikast teşebbüsünü zarar görmeden atlattıysa da kaçınılmaz çatışmanın kıvılcımı alev almaya hazırdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’daki Misyonerlik Projesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/anadoludaki-misyonerlik-projesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:14:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[18. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Dünya Amerika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7663</guid>

					<description><![CDATA[Diplomasi tarihi, kısaca ‘uluslararası ilişkiler tarihi’dir. Bu tarih belgelerle doludur ama özü, hükümdarların, sadrazamların, devlet başkanlarının, iktidar yürütme erkinin vb. giriştiği yahut girişmeyi tasarladığı müspet ve menfi politik olaylardır. Bu ilişkiler diğer ilişkilere de kapı aralayarak çok yönlü bir diplomasi orta çıkarır. Osmanlı Devleti’nin modern anlamda olmasa da bu anlamda komşu devlet veya imparatorluklarla dönemin şartları içinde bir diplomasi geleneği var olmuştur. 17. yüzyıl itibarıyla, Avrupa ile savaş odaklı siyasî ilişkiler çerçevesindeki diplomatik ilişkiler de mevcut kurallar dâhilinde değil, Batı’nın Osmanlı’ya karşı yürüttüğü hasmane tutumla mücadele diplomasisi şeklinde yürümüştür. Avrupa baskısı karşısında çıkış arayan Osmanlı’yla ilgili yeni bir gelişme de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diplomasi tarihi, kısaca ‘uluslararası ilişkiler tarihi’dir. Bu tarih belgelerle doludur ama özü, hükümdarların, sadrazamların, devlet başkanlarının, iktidar yürütme erkinin vb. giriştiği yahut girişmeyi tasarladığı müspet ve menfi politik olaylardır.</p>
<p>Bu ilişkiler diğer ilişkilere de kapı aralayarak çok yönlü bir diplomasi orta çıkarır. Osmanlı Devleti’nin modern anlamda olmasa da bu anlamda komşu devlet veya imparatorluklarla dönemin şartları içinde bir diplomasi geleneği var olmuştur. 17. yüzyıl itibarıyla, Avrupa ile savaş odaklı siyasî ilişkiler çerçevesindeki diplomatik ilişkiler de mevcut kurallar dâhilinde değil, Batı’nın Osmanlı’ya karşı yürüttüğü hasmane tutumla mücadele diplomasisi şeklinde yürümüştür.</p>
<p>Avrupa baskısı karşısında çıkış arayan Osmanlı’yla ilgili yeni bir gelişme de Yeni Dünya Amerika ile İngiltere aracılığıyla kurulan ticarî ilişkilerdi. Osmanlı Devleti henüz siyasî birliğini sağlamamış olan Amerika’yı ve orada cereyan eden olayları yakından takip ediyordu. 18. yüzyıla gelindiğinde Amerika’da olup bitenlerle ilgili haber akışı Avrupa merkezli idi. Örneğin 1776’da Osmanlı kamuoyu, Amerika’da vuku bulan hadiselerden Avrupa basınını takip etmek suretiyle haberdar oluyordu. Bu da ister istemez, Amerika hakkındaki kanaatlerin Avrupa ekseninde şekillenmesine yol açıyordu. Kolonilerin birleşerek İngiltere’ye savaş açması ve bağımsızlık mücadelesi vermeleriyle ilgili değerlendirmeler de Avrupa’dan gelen haberlerle sınırlı kalmıştı.</p>
<p>18. yüzyılın ikinci yarısında siyasî birliğini tamamlayan Amerika, dışa açılım sürecinde yayılmacılık politikaları yürütmeye başladığında, Ortadoğu’ya uzanan ilişkilerini, bölgenin en büyük gücü olan Osmanlı Devleti üzerinden tesis etmek zorundaydı. Bilhassa İngiltere aracılığıyla kurduğu ticarî bağlantılarda doğrudan Osmanlı’ya bağlı Kuzey Afrika beylerini muhatap aldı. Akdeniz’deki korsan gemileriyle sorun yaşamak istemediğinden, bir dizi antlaşma ile bölgeye ilk adımlarını attı. Böylece Amerikan yayılmacılığı, okyanus ötesinden bir devletin, diplomaside makul karşılanmayacak, sömürgeci dış politikasına imza atıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cenazesi Ortada Kalan Yargıtay Başkanı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/cenazesi-ortada-kalan-yargitay-baskani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Halil Yörükoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:05:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Recai Seçkin]]></category>
		<category><![CDATA[İmran Öktem]]></category>
		<category><![CDATA[Nurcular]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Abdi Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Uzunköprü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7299</guid>

					<description><![CDATA[İlki 1943 yılında yapılan adlî yıl açılış konuşmaları, -Türkiye’deki siyasî atmosferle uyumlu biçimde- sonraki dönemlerde giderek militanca bir içerik kazanmış, nihayet 1967-68 yılının açılış töreninde dönemin Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in dilinden şu sözler dökülmüştü: “Türkiye’de bir İslâm devleti ve hilâfet rejimi kurmak, Türk milletini dinî esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan mistik hezeyan halindeki bir avuç meczûb, ruh hastası veya dini, kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın en temiz varlığını, itikadını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirgânlar &#8211; o bezirgânlar ki, dinin emrettiğini yerine getirmezler, yasak ettiklerini gizli gizli&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlki 1943 yılında yapılan adlî yıl açılış konuşmaları, -Türkiye’deki siyasî atmosferle uyumlu biçimde- sonraki dönemlerde giderek militanca bir içerik kazanmış, nihayet 1967-68 yılının açılış töreninde dönemin Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in dilinden şu sözler dökülmüştü:</p>
<p>“Türkiye’de bir İslâm devleti ve hilâfet rejimi kurmak, Türk milletini dinî esaslara dayanan bir hukuk düzenine sokmak isteyen ve bunun için gizli ve açık çalışan mistik hezeyan halindeki bir avuç meczûb, ruh hastası veya dini, kazanç metaı haline getirmiş kimseler, saf ve cahil yurttaşın en temiz varlığını, itikadını, imanını geçim vasıtası yapmış olan bezirgânlar &#8211; o bezirgânlar ki, dinin emrettiğini yerine getirmezler, yasak ettiklerini gizli gizli yaparlar ve fakat dindar görünürler &#8211; evet bunlar ve bir takım hurafeleri dinî esaslar gibi göstermeye kalkan ve bu suretle halkı uyuşturan kökü dışardaki yurt düşmanları daima hüsrana uğrayacaklardır.”</p>
<p>Konuşmasının devamında, hedef tahtasına oturttuğu dindarların hepsini “Nurcular” kelimesiyle yaftalayıp geçen İmran Öktem, hızını alamayarak, “Tanrı’yı da insanların yarattığını” ifade etmişti. Türkiye’nin dindar Müslüman halkının vicdanında büyük infiale yol açan bu sözlerin sahibi, aslında Anadolu kökenli muhafazakâr bir ailenin oğluydu. Hikâyenin en acıklı noktası da aslında burası.</p>
<p>İmran Öktem, Nevşehirli Süleyman Abdi Efendi ile eşi Fâtımâtüzzehrâ Hanım’ın oğlu olarak 1904’te İstanbul’da dünyaya gelmişti. 1924’te Kabataş Lisesi’ni, 1927’de de Dârulfünûn Hukuk şubesini bitirdikten sonra meslek hayatına atılan Öktem, sırasıyla Sinop, Sarıkamış (Kars) ve Uzunköprü’de (Edirne) hâkimlik yapmış, 1936’dan itibaren de Ankara’ya yerleşerek kariyerindeki yükselişini sürdürmüştü. 1949’da Yargıtay üyeliğine seçilen Öktem, 1952’de Yargıtay İkinci Başkanı olmuş, 1 Mart 1966’da da Anayasa Mahkemesi üyeliğine terfi eden Ahmet Recai Seçkin’den boşalan başkanlık koltuğuna oturmuştu.</p>
<p>Yargıtay Başkanı olduktan sonra “dinci”lere yönelik husumeti daha da yoğunlaşan İmran Öktem, “dönemin ruhu”na uygun olarak Türkiye’deki pratik İslâmî hayatın her türlü tezahürüne “laiklik” adına savaş açmıştı. Adalet Partisi başta olmak üzere muhafazakâr çizgide gördüğü bütün parti ve siyasetçilere “din bezirgânı” yaftasını yapıştıran Öktem, yukarıda alıntılanan konuşmasında örneğini sergilediği türden saldırgan üslubunu her fırsatta ortaya koyuyordu.</p>
<p>Sonunda, her faninin mukadder âkıbeti İmran Öktem’i de buldu: 1 Mayıs 1969’da, ölüm meleği Öktem’in emanetini teslim aldı.</p>
<p>Hayatını “dinci”lerle savaşmaya adamış olan Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in cenazesinin Ankara’daki Maltepe Camii’nden kaldırılmasına karar verildi. O tarihlerde Kocatepe Camii henüz yapılmamış olduğundan, Maltepe bir tür “protokol camii” işlevi görüyordu. Hacı Bayram ise Cumhuriyet’in laik elitlerinin gözünde “demode” ve “fazla muhafazakâr” bir mekân addediliyordu. Öktem’in cenazesi için Maltepe Camii tek istikametti. Ancak cenaze töreni, zannedildiği kadar kolay gerçekleşemeyecekti.</p>
<p>İmran Öktem’in cenazesi musalla taşına yerleştirildikten sonra, cenaze namazı bir türlü başlamamıştı. Ortalıktaki telaşlı koşuşturmacadan, bir terslik olduğu belliydi. Derken, gerçek anlaşıldı: İmam, Öktem’in namazını kıldırmak istemiyordu. Cami cemaati içinde de “Hayat boyu İslâm’a ve Müslümanlara düşmanlık eden birinin namazının kılınmayacağını” söyleyenler epey fazlaydı. Cenaze namazı için bekleyen CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, beraberindeki askerî ve sivil heyetle, bir kenarda durmuş, olan biteni izliyordu. İnönü, CHP Ankara İl Başkanı Rauf Kandemir’e, namazın kılınmasını temin etmesi direktifini verdi. Az sonra bir “gönüllü” namazı kıldırmak istemiş, İnönü ise duruma mani olarak, yetkin bir imam bulunmasını istemişti. Nihayet, Yargıtay üyelerinden Abdullah Polat Gözübüyük’ün kardeşi İzzet Gözübüyük, “Paşam, ben imamlık yapabilirim” deyince, cenaze namazı kılınabilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Resmî Tarih Yazıcılığı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/osmanlida-resmi-tarih-yaziciligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:09:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[George Orwel]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Paşazâde]]></category>
		<category><![CDATA[Kurucu babalar]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymannâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7240</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de imparatorluktan cumhuriyete geçişle birlikte tarihimizde köklü bir dönüşüm yaşanmış, bu tebeddülat tarih yazımına da sirayet etmişti. Yeni rejimin tesisiyle birlikte sistemin tabii olarak meşruiyetini temin etmek isteyen ‘kurucu babalar’ı sunî bir tarih oluşturmaya soyunmuştu. Bu usul kimi zaman George Orwel’in 1984 romanını andırırcasına tuhaf bir hâl alırken, bu tarih yazımına itiraz edenler onu “resmî tarih” olarak isimlendirmişti. Demokrasiye geçişle birlikte muhalif seslerin nispeten neşriyatta sesini duyurmaya başlamasıyla resmî tarihin karşısına “gayr-ı resmî, anlatılmayan, söylenemeyen, bilinmeyen” hatta “yalan söyleyen” tarih gibi tanımlamalar çıktı. Daha çok milliyetçi-muhafazakâr camianın dillendirdiği bu iddialar, önceleri “rejim muhafızları” tarafından reddedilse de ortaya çıkan vesaik bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de imparatorluktan cumhuriyete geçişle birlikte tarihimizde köklü bir dönüşüm yaşanmış, bu tebeddülat tarih yazımına da sirayet etmişti. Yeni rejimin tesisiyle birlikte sistemin tabii olarak meşruiyetini temin etmek isteyen ‘kurucu babalar’ı sunî bir tarih oluşturmaya soyunmuştu. Bu usul kimi zaman George Orwel’in <em>1984 </em>romanını andırırcasına tuhaf bir hâl alırken, bu tarih yazımına itiraz edenler onu “resmî tarih” olarak isimlendirmişti.</p>
<p>Demokrasiye geçişle birlikte muhalif seslerin nispeten neşriyatta sesini duyurmaya başlamasıyla resmî tarihin karşısına “gayr-ı resmî, anlatılmayan, söylenemeyen, bilinmeyen” hatta “yalan söyleyen” tarih gibi tanımlamalar çıktı. Daha çok milliyetçi-muhafazakâr camianın dillendirdiği bu iddialar, önceleri “rejim muhafızları” tarafından reddedilse de ortaya çıkan vesaik bu durumu inkârı gayr-ı kabil bir hâle getirmiştir. Böyle olunca resmî tarih tezlerine kendilerini yakın hissedenler, üsluplarını yumuşatmaya başlamış ve geçiş safhasında bu tip müdahalelerin olabileceğini dillendirmiş, hatta Osmanlı tarih yazımında bile yanlı manipülasyonlara rastlandığını söylemişlerdi. Peki hakikaten böyle miydi? Yani Osmanlı İmparatorluğu’nun da bir resmî tarihi, bir de anlatılmayan tarihi var mıydı?</p>
<p>Osmanlı’daki tarih yazıcılığında bu fonksiyonu icra edebilecek tek müessese vak’anüvislik olarak görülebilir. Zira vak’anüvislik, 18. asrın başlarında ortaya çıkmış ve imparatorluğun yıkılışına kadar devam etmiş resmî tarih yazıcılığının adıdır. Fatih Sultan Mehmed döneminde ihdas edilip Kanûnî Sultan Süleyman zamanında devamlı bir memuriyet hâline gelen şehnameciliğin de devamı mahiyetindedir. Her ne kadar Bekir Kütükoğlu aralarında hem muhteviyat hem de ortaya koyduğu eserler bakımından ciddi farklılıklar olduğunu belirtse de, her iki dönemi resmî tarih yazıcılığının iki ayrı evresi olarak değerlendirmek mümkündür.</p>
<p>İlk şehnameci Şehdî, Fatih döneminde eserini yazmakta başarısız olmuştur. Osmanlı’daki tarih yazıcılığının tuğyan ettiği II. Bayezid döneminde ise hükümdarın isteği üzerine İdris-i Bitlisî <em>Heşt Behişt</em>, İbn Kemâl <em>Tevârih- i Âl-i Osman</em>’ı kaleme almıştır. İsmail E. Erünsal’ın sistematik olarak üzerinde çalıştığı İn’amat Defteri’nde II. Bayezid’in mezkûr şahıslara tarih sipariş ettiği açıkça görülmektedir. Bu eserlerden <em>Heşt Behişt</em>, Farsça kaleme alınmış olup çok da orijinal bilgiler ihtiva etmemektedir. İbn Kemâl (Kemâl Paşazâde) ise tarihimizde bir dönüm noktasını teşkil edip, eserini meseleler arasında sebep-netice münasebetini kurarak kaleme almıştır. Her bir hükümdara bir defter ayrılmış olup bazı defterler bugün elimizde eksik, bazılarıysa kayıptır.</p>
<p>Kanûnî zamanında Şehdî’nin tamamlayamadığı <em>Şehnâme-i Âl-i Osman</em>’ı Ârifî Fetullah Çelebi ikmâl etmiş, eserin “Süleymannâme” kısmını ise Kireçcizâde Gubârî yazmış, Ârifî de nazma çekmiştir. İlk resmî şehnameci olan müellif, <em>Hünernâme </em>isimli bir kitap daha yazsa da tamamlayamamış, kendisinden sonra şehnameci olarak tayin edilen Eflâtun bin Şirvanî’nin de bitiremediği eseri, halefi Seyyid Lokman b. Hüseyin itmam etmiştir. 27 yıl şehnamecilik yapan Seyyid Lokman <em>Hünernâme</em>’den başka <em>Selimnâme</em>, <em>Şehinşahnâme</em>, <em>Zübdetü’t-Tevârih </em>ve <em>Zafernâme </em>gibi birçok eser kaleme almıştır. Ardından Talikîzâde Mehmed Subhî iki mensur, bir de manzum eser (<em>Şehnâme</em>, <em>Şehnâme-i Hümâyun</em>, <em>Eğri Seferi Şehnâmesi</em>) yazmış; akabinde Hasan Hükmî on yıl şehnamecilikte kalsa da bir eser vücuda getirememiş ve böylece resmî olarak şehnamecilik bitmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun Yunanca Bilmeyen Türkofon Ortodoksları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihci-gozuyle/anadolunun-yunanca-bilmeyen-turkofon-ortodokslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sevim Yılmaz Önder]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:10:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihçi Gözüyle]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Evangelinos Misailidis]]></category>
		<category><![CDATA[Karamanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Urum]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7122</guid>

					<description><![CDATA[Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar. Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır. Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karamanlılar Yunan harfleriyle Türkçe yazan Ortodoks Hıristiyanlardır. Bir kısmı Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya bölgeleri ile İstanbul’da; bir kısmı Suriye, Balkanlar, Kırım ve Kıbrıs’ta; az bir kısmı ise Makedonya ve Tuna bölgelerinde yaşadılar.</p>
<p>Osmanlı arşivlerinde “zımmiyan-ı Karaman” veya “Karamanyan” şeklinde geçen bu Türkofon Ortodokslar eserlerinde kendilerinden “Anadolulu vatandaşlar, Ortodoks vatandaşlar, Anadolu Hıristiyanları” gibi adlarla bahsederler. Karamanlı adı ilk defa 1553-55 yıllarında İstanbul ve Anadolu’da seyahat eden Hans Dernschwam’ın günlüğünde, “ayinlerini Yunanca yapan ama Yunanca bilmeyen Ortodoks halk” için kullanılmıştır.</p>
<p>Evliya Çelebi, Alanya’da Yunanca bilmeyen, anadili Türkçe olan bir Rum cemaatinden bahseder: “Dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla urumca bilmezler. Bâtıl Türk lisanı üzere kelimat iderler.”</p>
<p>Burada “Urum” kelimesi “Ortodoks” anlamında kullanılmış olabileceği gibi, o bölgedeki Karamanlıların kendilerini “Rum” olarak tanımlaması da muhtemeldir.</p>
<p>Semavi Eyice, dilleri gibi bazen adları da Türkçe olan bu Ortodokslara Orta Anadolu’nun Karaman bölgesinde rastlanıldığından dolayı bu adın verildiğini söyler. Karamanlı yayın dünyasının önemli isimlerinden olan Evangelinos Misailidis’e göre, Karamanlı adı Karaman’dan gelenleri ifade etmek için I. Murad zamanından beri yanlış kullanılmıştır:</p>
<p>“Anadolululara Karamanlı ismi ta Sultan Murad Han-ı Gazi hazretlerinin asrından sehven İstanbul’un Karamanından dolayı kalmıştır. Şöyle ki: Anadolu’dan İstanbul’a gelen taşçı, duvarcı, sıvacı ustalarının ve amelenin cümlesi büyük Karaman ile Küçük Karaman’da otururlar idi. Ve devlet ebniyesine veyahut onun bunun binasına ustalar iktiza ettiğinde, ‘gidin birkaç nefer Karamanlı usta getirin’ derlerdi, yani Karaman’da oturan ustalardan demek idi. Ve ustaların kâffesi Anadolulu olduklarından vakit geçerek, İstanbullular kâffeyi Anadoluluları Karamanlı zanneylediler. Ve böylelikle bu isim kalmış ise de yanlıştır, asıl Karaman İstanbul’dadır.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
