﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Vefeyat &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/vefeyat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Feb 2025 14:16:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Vefeyat &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hâfız Ahmet Tekin</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/hafiz-ahmet-tekin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Uzun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Feb 2025 14:16:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11215</guid>

					<description><![CDATA[Başta Kur’ân’ın Anlaşılmasına Doğru: Lügatli Tefsirî Meâl olmak üzere ilim ve kültür hayatımıza yirmi kadar eseri emanet bırakan Hâfız Ahmet Tekin ilmiyle, gayretiyle dostlarına ve tanıyanlarına örnek olmuş bir isimdi. Son devir âlimlerinden Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın talebelerinden Tekin, “bir hamele-i Kur’ân, hâdimü’l-Kur’ân olarak” sürdürdüğü dünya hayatını, geçtiğimiz yıl Ekim ayında tamamladı, rahmet-i Rahmân’a gark oldu. Yakın dostu Mustafa İsmet Uzun, bu nevi şahsına münhasır zâta dair tanıklıklarını paylaştı bizimle. &#160; Devamı Derin Tarih Şubat Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başta <em>Kur’ân’ın Anlaşılmasına Doğru: Lügatli Tefsirî Meâl</em> olmak üzere ilim ve kültür hayatımıza yirmi kadar eseri emanet bırakan Hâfız Ahmet Tekin ilmiyle, gayretiyle dostlarına ve tanıyanlarına örnek olmuş bir isimdi. Son devir âlimlerinden Ahmet Muhtar Büyükçınar’ın talebelerinden Tekin, “bir hamele-i Kur’ân, hâdimü’l-Kur’ân olarak” sürdürdüğü dünya hayatını, geçtiğimiz yıl Ekim ayında tamamladı, rahmet-i Rahmân’a gark oldu. Yakın dostu Mustafa İsmet Uzun, bu nevi şahsına münhasır zâta dair tanıklıklarını paylaştı bizimle.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2025">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nevzat Atlığ’ın Ardından</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/nevzat-atligin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tahir Günay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 08:37:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10072</guid>

					<description><![CDATA[9 Aralık 2023 Cumartesi günü ahirete intikal eden Nevzat Atlığ, klasik musikimizin Cumhuriyet dönemi yolculuğunun bir şahidi ve inşa edicisiydi. Sanatkârlığının yanı sıra idareci, öğretim görevlisi ve musiki konusunda tecrübesine müracaat edilen bir mütehassıs idi. Sağlam bir hafızaya, bedii bir talakate ve berrak bir zihne sahip olan Atlığ, 98 yıllık ömrü boyunca bu hâlini muhafaza etmiştir. Her biri bir mücevher kıymetinde onlarca eserini, iki kapak arasında nota kâğıtları içinde unutulmaktan kurtararak konserler ve kayıtlar yoluyla gelecek nesillere miras bırakması musiki tarihimize en büyük hizmetidir. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>9 Aralık 2023 Cumartesi günü ahirete intikal eden Nevzat Atlığ, klasik musikimizin Cumhuriyet dönemi yolculuğunun bir şahidi ve inşa edicisiydi. Sanatkârlığının yanı sıra idareci, öğretim görevlisi ve musiki konusunda tecrübesine müracaat edilen bir mütehassıs idi. Sağlam bir hafızaya, bedii bir talakate ve berrak bir zihne sahip olan Atlığ, 98 yıllık ömrü boyunca bu hâlini muhafaza etmiştir. Her biri bir mücevher kıymetinde onlarca eserini, iki kapak arasında nota kâğıtları içinde unutulmaktan kurtararak konserler ve kayıtlar yoluyla gelecek nesillere miras bırakması musiki tarihimize en büyük hizmetidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-ocak-kasim-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arşive Ruh Veren Tarihçi: Mehmet Genç</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/arsive-ruh-veren-tarihci-mehmet-genc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Özel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:20:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[idrâk]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Lütfi Barkan]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[teşekkürnâme]]></category>
		<category><![CDATA[twit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6952</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Genç, Osmanlı tarihçiliğinin boyar maddesiydi. Tonlarca beyaz ham maddeye bir kaşık kırmızı boyar madde attığınızda, bütün kitle kıpkızıl olur. Birkaç kısa makaleyle arşivdeki ölü rakamları canlandıran “unvansız tarihçi,” gelecek nesillere işaret feneri oldu. Vefatının ardından, çalışmalarından hareketle attığım yedi twit, tarih idrâkimize katkılarının muazzam olduğunu göstermeye kâfidir: 1) Bize titiz bir çalışma ahlâkı ve derin bir tarih şuuru miras bırakan Mehmet Genç hocamızı ebedî hayata uğurladık, mekânı cennet olsun. “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür.” 2) “Osmanlı iktisat ve maliyesi, kendisinden önce gelen bilgeliklerin birikimi üzerine aklın ve vicdanın inşâ etmeyi başardığı ilginç bir sentezdir.” 3) “Osmanlıların Avrupa’daki genişlemesi 329 yıl&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Genç, Osmanlı tarihçiliğinin boyar maddesiydi. Tonlarca beyaz ham maddeye bir kaşık kırmızı boyar madde attığınızda, bütün kitle kıpkızıl olur. Birkaç kısa makaleyle arşivdeki ölü rakamları canlandıran “unvansız tarihçi,” gelecek nesillere işaret feneri oldu. Vefatının ardından, çalışmalarından hareketle attığım yedi twit, tarih idrâkimize katkılarının muazzam olduğunu göstermeye kâfidir:</p>
<p>1) Bize titiz bir çalışma ahlâkı ve derin bir tarih şuuru miras bırakan Mehmet Genç hocamızı ebedî hayata uğurladık, mekânı cennet olsun. “Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür.”</p>
<p>2) “Osmanlı iktisat ve maliyesi, kendisinden önce gelen bilgeliklerin birikimi üzerine aklın ve vicdanın inşâ etmeyi başardığı ilginç bir sentezdir.”</p>
<p>3) “Osmanlıların Avrupa’daki genişlemesi 329 yıl (1354-1683), geri çekilmesi ise 239 yıl sürdü (1683-1922). Sanayi Devrimini gerçekleştirmiş bir Avrupa karşısındaki bu daralmayı başarılı saymak gerekir. Osmanlıların ‘düşüşü’, yükselişlerinden daha muhteşemdir.”</p>
<p>4) “Osmanlıları asıl başarılarını, ordularını iyi örgütleyip eğitmekten ziyade, bu orduları taşıyan, besleyen sosyal ve iktisadî düzenlerinde aramak gerekir. Liyakatli bir elitin sunduğu güvenlik, adalet, hoşgörü ve refah, Osmanlı sisteminin başarısının özünü oluşturur.”</p>
<p>5) “Nietzsche, ‘uçurumun içine bakarsan uçurum da senin içine bakar,’ diyor. Ben Osmanlı uçurumunun içine baktım. O da bana baktı. Ve neticede adeta kaynaştık.”</p>
<p>6) “İstanbul’u Avrupa’nın rakipsiz şehri mevkiine ulaştıran gelişmeler (fetihten sonradır). (Öyle ki) insan, Osmanlı mı İstanbul’u seçmiş ve fethetmiş, yoksa İstanbul mu potansiyellerini alabildiğine gerçekleştirmek üzere Osmanlı’yı seçip davet etmiştir diye sormaktan kendini alamaz.”</p>
<p>7) “Osmanlı geniş bir coğrafyada din, mezhep, dil ve ırk bakımından dünya tarihinde bilinen en büyük çeşitliliği bünyesinde barındırarak yönetmeyi başarmış bir devlettir. Son 7000 yılda bu kadar uzun süre bu (başarıyı sürdürebilen) devletlerin sayısı 10’u bulmaz.”</p>
<p>Halk arasında çok meşhur olan “Aramakla bulunmaz; ama bulanlar, yalnızca aramış olanlardır!” sözü tashihe muhtaçtır. “Bulanlar, vazgeçmiş olanlardır!” Medenî hayatın bütün formalite ve yüklerinden arınmadıkça, kendinizi topyekûn ve sadece ilme vermedikçe, ilim de size kendini vermez! Çağının en büyük tarih hocası Ömer Lütfi Barkan’ın asistanı iken bile, verileri konuşturamadığı ve anlamlı bir neticeye ulaştığını hissetmediği bir çalışmayı “tez” olarak sunmayı reddetmek, bu konumun sağladığı maddî rahatlık ve sosyal statüden vazgeçmek, emsalsiz bir ilim ahlâkının işaretidir. Bu fedakârlığın ailevî maliyetini, kitabının başına koyduğu teşekkürnâme ile hafifletmeye çalışmıştır: “Onlara verebildiğim, oldukça bol mahrumiyetlerden ibaret. Eşim Münevver Nurdan &#8230; beni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyete hakkı olduğu halde, bunu yapmadı; üstelik sağladığı iç huzuru ile adeta kendini feda edercesine çalışmalarıma katkıda bulundu, ona teşekkürüm sonsuzdur. Kızlarım Zeynep ve Elif Süreyya, büyürken sordukları derin çocuk soruları ile zihnî gelişmemde önemli rol oynadılar. Buna karşılık, kendilerine yeteri kadar zaman ayıramayan, ayrıca sınırlı gelirini de uzak diyarlardan getirttiği pahalı kitaplara harcayan babalarını mahkemeye vermekte yerden göğe kadar haklı oldukları halde, hiç şikâyet etmeden katlandılar, onlara da teşekkürüm sonsuzdur.” Öyle anlaşılıyor ki, ilim şahsî olmaktan ziyade ailevî bir meşguliyet ve mes’uliyettir!..</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Bahadıroğlu’na Veda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/yavuz-bahadirogluna-veda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 06:30:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Buhara Yanıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Çapalanma]]></category>
		<category><![CDATA[Sunguroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Yürek Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6761</guid>

					<description><![CDATA[Cesaret bir tarihçide aranacak vasıflardan sayılmaz ama bu ülkede tarihçi cesur olmazsa söyleyecekleri boğazında düğümlenip kalır. Aynı şekilde güzel yazmak da tarihçiliğin olmazsa olmazlarından değildir ama müzmin okuma tembelliğimiz göz önünde bulundurulduğunda kalemin pırıltısı cezbeder okuru. Keza tarihi tatlı bir üslupla anlatmak da bir yazarın niteliklerinden değildir ama okumaktan çok dinlemeye meyyal bir toplumda güzel konuşmanın kalp ve zihinleri hakikate açtığına şahit oluruz. İşte merhum Yavuz ağabey bu üç vasfı kendisinde birleştirebildiği, bir de bunlara yüreğini, samimiyetini, tarihin içinden geliyormuşçasına kükreyen sesini katmayı bildiği için cesaretiyle, kalemiyle, kelamıyla, en önemlisi kurucu başkanlığına aday olduğu “Yürek Devleti”yle yüzbinlerin, hatta milyonların kalbinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cesaret bir tarihçide aranacak vasıflardan sayılmaz ama bu ülkede tarihçi cesur olmazsa söyleyecekleri boğazında düğümlenip kalır. Aynı şekilde güzel yazmak da tarihçiliğin olmazsa olmazlarından değildir ama müzmin okuma tembelliğimiz göz önünde bulundurulduğunda kalemin pırıltısı cezbeder okuru. Keza tarihi tatlı bir üslupla anlatmak da bir yazarın niteliklerinden değildir ama okumaktan çok dinlemeye meyyal bir toplumda güzel konuşmanın kalp ve zihinleri hakikate açtığına şahit oluruz.</p>
<p>İşte merhum Yavuz ağabey bu üç vasfı kendisinde birleştirebildiği, bir de bunlara yüreğini, samimiyetini, tarihin içinden geliyormuşçasına kükreyen sesini katmayı bildiği için cesaretiyle, kalemiyle, kelamıyla, en önemlisi kurucu başkanlığına aday olduğu “Yürek Devleti”yle yüzbinlerin, hatta milyonların kalbinde taht kurmayı başarmıştı.</p>
<p>Gerçi bunu başarmak hiç kolay olmadı. Toprak çoraktı, besleyecek gübre lazımdı, bulup üzerine yaydı. Çapalanması gerekiyordu, elleriyle çapaladı. Fidanlar lazımdı; buldu, dikti, yüreğinden estirdiği güzellik rüzgarıyla ve o rüzgarın getirdiği gümrah bulutlardan akan bereketli yağmurlarla suladı. Adım adım dolaştı Anadolu’yu; yetmedi Avrupa’daki vatandaşlarımıza uzattı elini, dilini, kalbini. Böylece neredeyse bir ömür boyu bu topraklarda kimliği ve şahsiyeti olan bir orman yetişmesi için emek verdi.</p>
<p>Topraklarımıza içinden yağmur sağdığı bulutlar tarih diyarından sökün ediyordu. Yaşanmış tarih yaşanması gerekenleri öğretiyordu gençliğe. <em>Buhara Yanıyor</em>’da içimize çöreklenen sancı <em>Sunguroğlu</em>’nun bükülmez şecaatiyle dengeleniyor, Osman Gazi’nin alplerinden Yavuz Sultan Selim’in Hilafet sancağına, Sultan IV. Murad’dan son kitabı Şeyh Şamil’e uzanan baş döndürücü bir tarih galerisi uzanıyordu önümüzde.</p>
<p>Altı ayrı mahlasla yazdığını söyleyip kendisini küçümsemeye kalkanlara “Ortada yazar mı vardı ki! Eli kalem tutan birini buldu mu millet her şeyi yazmamızı istiyordu. Ben de beşe, altıya bölünerek bu eksiği kapamaya adadım kendimi” demişti.</p>
<p>Yavuz Bahadıroğlu bu milleti çarpıtılan tarihiyle değil, hakiki tarihiyle yüz yüze getirmenin formülünü bulmuştu. Diriltici formülü “tarihin yüreğine dokunmak”tı. Bunu hikâye ve romanlarıyla, köşe yazılarıyla, diyar diyar dolaşıp verdiği konferanslarla, beraber sunduğumuz TVNet’teki “Tarih Atlası” ve “Derin Tarih” ile Akit tv’deki “Kayıtdışı Tarih” gibi televizyon ve radyo programlarıyla, velhasıl hemen her yolu deneyerek yaptı. İnsana, yüreğe dokundu ve şahsiyetli olmanın ne kadar önemli olduğunu propagandacı tarihin altında ezilmiş bir kitleye büyük tarihini hatırlatarak ve yaşatarak anlattı. Sadece akla değil, kalbe dokunan tarihi dile getirebildiği için de yüzbinler, hatta milyonlarca okura ulaşmayı başardı.</p>
<p>Velhasıl yazı dünyamız hâlâ Ahmed Midhat Efendi’lere muhtaç. Yavuz Bahadıroğlu’nun tarih üzerinden bir milleti diriltme gayreti milyonların yüreğine dokunabildiği için hepimize örnek olmalı. Unutmayalım ki kalp sarayı dünyadaki saraylardan daha uzun ömürlü. O güzel yüreğin atışlarının içimizde, hafızamızda, konuşmalarımızda devam edeceği muhakkak.</p>
<p>Yunus Emre öyle dememiş miydi:</p>
<p><em>Ölür ise ten ölür,</em></p>
<p><em>Canlar ölesi değil.</em></p>
<p>Bize daima ölmeyenlerin hikâyelerini anlatan Yavuz ağabeyin ölmesi mümkün mü?</p>
<p>Ne demişti Mevlana:</p>
<p><em>“Gül bahçesine giren gül olur, gül olamazsa da gül kokar.”</em></p>
<p>Rabbim cümlemize onunki gibi gül kokan ölümler nasip etsin. Mekânı cennet olsun.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ahmet Kekeç de Hakka Yürüdü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/ahmet-kekec-de-hakka-yurudu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Armağan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kekeç]]></category>
		<category><![CDATA[Aytekin yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Cağaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Günenç]]></category>
		<category><![CDATA[Risale Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6597</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Kekeç’le 1980’lerin ortalarında tanışmış olmalıyız. Yayın yönetmeni olduğum Risale Yayınları’na ara sıra gelip gittiğini ve bazı kapaklarımızın pikaj ve montajını onun yaptığını hatırlıyorum (o sırada geçimini sağlamak için yazarlık haricinde bu tür zenaatlarla da meşguldü). İyi hatırlıyorum, İsmet Özel’in bir kitabının kapağı baskıya gidecekti, pikaj ve montaj işini yapan arkadaşı o sırada bulamamıştık, Ahmet bana montajın nasıl yapılacağını göstermiş ve başımda durup yaptırmıştı. Lakin beceriksiz olmalıyım ki bu ilk ve son kapak montajım oldu. Daha doğrusu şöyle diyeyim: Risale Yayınları’na 1986 sonlarında geçtiğime göre ya ondan önce çalıştığım İlim Yayınları’nda Edip Günenç Bey’in odasında veya Risale’de -ama ikisi de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Kekeç’le 1980’lerin ortalarında tanışmış olmalıyız. Yayın yönetmeni olduğum Risale Yayınları’na ara sıra gelip gittiğini ve bazı kapaklarımızın pikaj ve montajını onun yaptığını hatırlıyorum (o sırada geçimini sağlamak için yazarlık haricinde bu tür zenaatlarla da meşguldü). İyi hatırlıyorum, İsmet Özel’in bir kitabının kapağı baskıya gidecekti, pikaj ve montaj işini yapan arkadaşı o sırada bulamamıştık, Ahmet bana montajın nasıl yapılacağını göstermiş ve başımda durup yaptırmıştı. Lakin beceriksiz olmalıyım ki bu ilk ve son kapak montajım oldu.</p>
<p>Daha doğrusu şöyle diyeyim: Risale Yayınları’na 1986 sonlarında geçtiğime göre ya ondan önce çalıştığım İlim Yayınları’nda Edip Günenç Bey’in odasında veya Risale’de -ama ikisi de Cağaloğlu’nda Üretmen Han’da- tanışmış olmalıyız.</p>
<p>Aytekin Yılmaz’ın başbakanlık uzmanı olarak Ankara’ya gitmesi üzerine boşalttığı Cankurtaran’daki bekâr evine yerleştiğimde Ahmet Kekeç’in evimize gelip gittiğini hatırlıyorum. Sevgili Ömer Serdar (Elazığ milletvekili) ile beraber kaldığımız bu eve zaman zaman şair Necat Çavuş, Ahmet, Vahdettin Yiğitcan, eski Malatya milletvekili Nurettin Yaşar gelir, İstanbul’a geldiğinde Aytekin de katılınca halkaya, sohbet denizleri demlerdik.</p>
<p>Hakkında vaktiyle bir yazı kaleme aldığım ev sahibimiz âmâ Hafız Amca da sesimizi duyunca merdivenlerden aşağıya iner, sohbete bazen dinleyici, bazen sorgucu sıfatıyla iştirak ederdi.</p>
<p>Ben Risale’den İnsan Yayınları’na geçince oraya da gelip gittiğini hatırlıyorum Ahmet’in ama artık o sıralarda <em>İmza </em>adlı bir dergi çıkarmaya başlamıştı (1989-94 yıllarında çıktı).</p>
<p>Ahmet zaman zaman dergide tarihî mevzulara sertçe giriyor, 90’lı yılların başında İslamcı kesimde yaygınlaşan yakın tarih hesaplaşmasına kalemiyle katılıyordu. Bu yıllarda Ali Şükrü Bey’in katliyle ilgili yazısında hızını alamayıp Topal Osman’a bindirince Giresunluları kızdırmış, hatta bazılarından ölüm tehdidi bile almıştı. Yargılanıp yargılanmadığını hatırlamıyorum ama <em>Ali Şükrü Bey Cinayeti ve İzmir Suikasti </em>adlı kitapları (ikincisi Sümer Kılıç adıyla) o dönemdeki tarihe yönelişinin tezahürleri oldu.</p>
<p>Bu süreçte edebî ürünler de vermeye devam etti. <em>Yağmurdan Sonra</em> adlı romanı 1999 yılında Tuzla Belediyesi’nin Roman Armağanı Birincilik Ödülünü almıştı (“Ahmet Kekeç’ten sevgili Mustafa Armağan’a dostluk ve muhabbetle” ithafıyla 29 Aralık 1999’da imzaladığı kitabın ilk baskısı Şehir Yayınları tarafından yapılmıştı).</p>
<p>Bu yıllara ait bir hatıram da canımın sıkkın, bezgin, fena halde morale ihtiyacım olduğu zamanlar kimi arasam diye düşündüğümde aklıma gelen ilk ismin Ahmet olduğudur. Aradığınızda derdinizi unutturan dostlar vardır ya, onlardan biriydi. Sizi alır, uzaklaştırırdı takıldığınız ağdan.</p>
<p>O sıralarda Fatih’te bir ofiste çalışıyordu, geçmiş gün, neresi olduğunu tam olarak hatırlamıyorum.</p>
<p>1990’ların ortalarında ben uzun zaman direndiğim felsefe ve kültür alanından uzaklaşıp şehir ve tarih eksenli yazılar yazmaya başladığımda Ahmet buna pek bir sevinmişti. Hatta Akit’teki bir yazısında “Ne okuyalım?” diye soruyordu okurlarına ve “Mesela Mustafa Armağan’ın <em>Şehir Asla Unutmaz </em>adlı kitabını okuyalım” diyerek ilk baskısı 1996 yılında çıkan kitabımı tavsiye ediyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Norman Stone’dan Derin Tarih’e Kalan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/vefeyat/norman-stonedan-derin-tarihe-kalan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kocukeli Özbay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:24:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vefeyat]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[thatcher]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4703</guid>

					<description><![CDATA[Derin Tarih’i ilk sayısından beri takip edenler arasında onun İzdüşüm adlı köşesinde soluklanıp da hafızasında tatlı bir karıncalanma hissetmeyen var mıdır? Ya da ezberindekilerin tahtı şöyle bir sallanmayan? Konu ne olursa olsun bu yazı ustası, ilk cümlesini, büyülü oltasının çengeline takıp zihin sularınıza salar ve son cümleye geldiğinizde siz baştaki siz değilsinizdir artık. 19 Haziran’da Budapeşte’de hayatını kaybeden Prof. Dr. Norman Stone’dan bahsediyorum. İngiltere’nin en iyi tarihçileri arasında gösterilen Stone, 20 yılı aşkın süre Bilkent Üniversitesi Tarih bölümünde görev yaptı. Cambridge Üniversitesi’nde eğitim görmüş, aynı üniversitede ders vermiş, Oxford’da Modern Tarih kürsüsünün başkanlığını yürütmüş, pek çok ödüllü kitaba, sayısız akademik&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Derin Tarih’i ilk sayısından beri takip edenler arasında onun İzdüşüm adlı köşesinde soluklanıp da hafızasında tatlı bir karıncalanma hissetmeyen var mıdır? Ya da ezberindekilerin tahtı şöyle bir sallanmayan? Konu ne olursa olsun bu yazı ustası, ilk cümlesini, büyülü oltasının çengeline takıp zihin sularınıza salar ve son cümleye geldiğinizde siz baştaki siz değilsinizdir artık.<br />
19 Haziran’da Budapeşte’de hayatını kaybeden Prof. Dr. Norman Stone’dan bahsediyorum. İngiltere’nin en iyi tarihçileri arasında gösterilen Stone, 20 yılı aşkın süre Bilkent Üniversitesi Tarih bölümünde görev yaptı. Cambridge Üniversitesi’nde eğitim görmüş, aynı üniversitede ders vermiş, Oxford’da Modern Tarih kürsüsünün başkanlığını yürütmüş, pek çok ödüllü kitaba, sayısız akademik makaleye imza atmıştı. 1980’lerde İngiltere Başbakanı Thatcher’ın danışmanlığını yapmıştı bir de. Hâsılı şanslıydı şu Bilkentliler! Ama doğruya doğru, şanslıydı Derin Tarih’liler de. Nisan 2012’deki ilk sayımızdan ard arda göz operasyonları geçirdiği 2016’ya kadar kısa aralıklarla da olsa Derin Tarih’te yazmaya ısrarla devam etmişti Stone. Dile kolay, tam 56 yazı, bir de röportaj!Vefatının ardından hakkında çıkan yazılarda defaatla “Türk dostu” olduğu yazıldı. Doğruydu. Dergimizdeki köşesi bunun sayısız örnekleriyle dolu. Türkiye’deki tecrübesini, 1930’ların hükümet kampanyasına gönderme yaparak o ironik üslubuyla şöyle açıklıyordu: “Tabii herkes benimle İngilizce konuşuyor, hatta bazı öğrencilerim bu konuda son derece iyiler. Bense onlara sürekli şöyle diyorum: “Vatandaş Türkçe konuş!”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
