﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yakın Tarih &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/kategori/yakin-tarih/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Apr 2024 09:19:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Yakın Tarih &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meclis Neden ve Nasıl Ankara’ya Taşındı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/meclis-neden-ve-nasil-ankaraya-tasindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Samet Tınas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2024 09:19:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10327</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’un işgali ve Meclis’in dağıtılması, Millî Mücadele’nin halk tarafından benimsenmesi bakımından İzmir’in işgali kadar belirleyici olmuştur. Sultan Vahideddin Meclis’i 11 Nisan’da feshetti. Başta Meclis-i Mebusan reisi Celâleddin Arif Bey olmak üzere mebusların Ankara’ya geçmesi ve yeni bir seçimin yapılmasının ardından 23 Nisan’da Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın devamı olmak üzere faaliyetine başladı. Ne var ki bundan sonraki süreçte İstanbul ile Ankara’nın arası günbegün açılacaktı. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un işgali ve Meclis’in dağıtılması, Millî Mücadele’nin halk tarafından benimsenmesi bakımından İzmir’in işgali kadar belirleyici olmuştur. Sultan Vahideddin Meclis’i 11 Nisan’da feshetti. Başta Meclis-i Mebusan reisi Celâleddin Arif Bey olmak üzere mebusların Ankara’ya geçmesi ve yeni bir seçimin yapılmasının ardından 23 Nisan’da Büyük Millet Meclisi, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın devamı olmak üzere faaliyetine başladı. Ne var ki bundan sonraki süreçte İstanbul ile Ankara’nın arası günbegün açılacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mart-nisan-2024">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mütareke Döneminde İslâm ve Bolşevizm Arasında Uyum</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/mutareke-doneminde-islam-ve-bolsevizm-arasinda-uyum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atasoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Feb 2024 11:49:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10129</guid>

					<description><![CDATA[Cihan Harbi’nin ağır sonuçları, Osmanlı’da “çöküş ve kurtuluş” krizlerini gittikçe derinleştirmiş, siyasî ittifakların yanında fikrî sahada da destek arayışları artmaya başlamıştır. Bu hengamede gündeme gelen odaklardan biri de hem savaşın seyrini hem de dünya haritasında dengeleri değiştiren Bolşeviklerdi. Avrupalı devletler için bir tehdit ve zararlı unsur olarak görülen Bolşevikler, Osmanlı’da ise anti-emperyalizm cihetinden muhtemel müttefikler olarak değerlendiriliyordu. Osmanlı aydınları ve ulemâsının önünde ise Bolşevizm’in İslâm’la yahut Müslümanlarla yan yana gelip gelemeyeceği meselesi vardı&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Şubat Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cihan Harbi’nin ağır sonuçları, Osmanlı’da “çöküş ve kurtuluş” krizlerini gittikçe derinleştirmiş, siyasî ittifakların yanında fikrî sahada da destek arayışları artmaya başlamıştır. Bu hengamede gündeme gelen odaklardan biri de hem savaşın seyrini hem de dünya haritasında dengeleri değiştiren Bolşeviklerdi. Avrupalı devletler için bir tehdit ve zararlı unsur olarak görülen Bolşevikler, Osmanlı’da ise anti-emperyalizm cihetinden muhtemel müttefikler olarak değerlendiriliyordu. Osmanlı aydınları ve ulemâsının önünde ise Bolşevizm’in İslâm’la yahut Müslümanlarla yan yana gelip gelemeyeceği meselesi vardı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-subat-kasim-2023">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran’da Arap Alfabesini Değiştirme Projesi Neden Başarılı Olamadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/iranda-arap-alfabesini-degistirme-projesi-neden-basarili-olamadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıza Kurtuluş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:18:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9499</guid>

					<description><![CDATA[İran’da Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişe dair ilk teşebbüsler 19. yüzyıla tarihlenir. Batılı eğitimden geçmiş bazı isimler, Arap harflerinin İslâm milletlerinin cehalet ve geri kalmışlığının sebeplerinden biri olduğu yönünde propaganda faaliyetlerinde bulunarak bazen Arap harflerinin kullanımında revizyona gidilmesi yönünde teklifte bulunmuş, bazen de İranlıların Türkler gibi Latin alfabesine geçmelerini tavsiye etmişti. Ne var ki, İran toplumunda alfabe değişikliği hususunda bir türlü sağlam bir zemin ve kamuoyu tesis edilememiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran’da Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişe dair ilk teşebbüsler 19. yüzyıla tarihlenir. Batılı eğitimden geçmiş bazı isimler, Arap harflerinin İslâm milletlerinin cehalet ve geri kalmışlığının sebeplerinden biri olduğu yönünde propaganda faaliyetlerinde bulunarak bazen Arap harflerinin kullanımında revizyona gidilmesi yönünde teklifte bulunmuş, bazen de İranlıların Türkler gibi Latin alfabesine geçmelerini tavsiye etmişti. Ne var ki, İran toplumunda alfabe değişikliği hususunda bir türlü sağlam bir zemin ve kamuoyu tesis edilememiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk Jeologlarımızdan Prof. Dr. H. Nafiz Pamir 1939 Erzincan Depreminin Ardından Uyarmıştı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ilk-jeologlarimizdan-prof-dr-h-nafiz-pamir-1939-erzincan-depreminin-ardindan-uyarmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 08:34:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9347</guid>

					<description><![CDATA[“Evvela memleketin en zayıf ve zelzeleye en müsait yerleri nerededir? Bunları iyice tesbit etmek mecburiyetindeyiz. Sistemik tetkiklerle yapılacak bir jeolojik-tektonik harita bu zayıf hatların nerelerde olduğunu gösterecektir. Bundan başka, zelzele yerlerinde hangi tip inşaatın bize elverişli olduğunu araştırmak da lazımdır. Bu hususta diğer zelzele memleketlerinin tecrübelerinden istifade etmek kabildir. Fakat bu nev’iden musibetlere mazide olduğu gibi istikbalde de maruz kalmak tehlikesinde olan memleketimizin âtiye şamil, esaslı ve büyük bir vazifesi de vardır ki bu felaket, bu vazifeye başlanmasını emretmektedir.” Bu satırlar, ilk jeologlarımızdan Prof. Dr. Hamid Nafiz Pamir’in 1939 Erzincan depreminin ardından kaleme aldığı bir yazıya ait. Geçtiğimiz Şubat ayında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Evvela memleketin en zayıf ve zelzeleye en müsait yerleri nerededir? Bunları iyice tesbit etmek mecburiyetindeyiz. Sistemik tetkiklerle yapılacak bir jeolojik-tektonik harita bu zayıf hatların nerelerde olduğunu gösterecektir. Bundan başka, zelzele yerlerinde hangi tip inşaatın bize elverişli olduğunu araştırmak da lazımdır. Bu hususta diğer zelzele memleketlerinin tecrübelerinden istifade etmek kabildir. Fakat bu nev’iden musibetlere mazide olduğu gibi istikbalde de maruz kalmak tehlikesinde olan memleketimizin âtiye şamil, esaslı ve büyük bir vazifesi de vardır ki bu felaket, bu vazifeye başlanmasını emretmektedir.” Bu satırlar, ilk jeologlarımızdan Prof. Dr. Hamid Nafiz Pamir’in 1939 Erzincan depreminin ardından kaleme aldığı bir yazıya ait. Geçtiğimiz Şubat ayında yaşadığımız büyük depremle, Pamir’in ne kadar haklı olduğunu anladık (mı sahiden?)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2023">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erzincan Depreminin Ardindan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/erzincan-depreminin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fatma Türk Toksoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:47:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9276</guid>

					<description><![CDATA[1939 Erzincan depreminin ardından gazetelere yansıyan haberlerde Başvekil ve Reisicumhur’un beyanlarına, yardımların muhtevasına, mahkûmların enkaz başındaki çalışmalarına, yılbaşı eğlencelerinin iptaline ve yardım konserlerine de yer verilmişti. Geçtiğimiz ay ilk bölümünü yayınladığımız metnin ikinci bölümünü paylaşıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1939 Erzincan depreminin ardından gazetelere yansıyan haberlerde Başvekil ve Reisicumhur’un beyanlarına, yardımların muhtevasına, mahkûmların enkaz başındaki çalışmalarına, yılbaşı eğlencelerinin iptaline ve yardım konserlerine de yer verilmişti. Geçtiğimiz ay ilk bölümünü yayınladığımız metnin ikinci bölümünü paylaşıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2023">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’i Kimler, Neden Öldürdü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/trabzon-mebusu-ali-sukru-beyi-kimler-neden-oldurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 09:02:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şükrü Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9192</guid>

					<description><![CDATA[Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya, Azerbaycan’ın Sı̇yah Altını Bakü Petrolüne Çok Şey Borçlu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/rusya-azerbaycanin-si%cc%87yah-altini-baku-petrolune-cok-sey-borclu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüdayi Şirinli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 07:10:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9032</guid>

					<description><![CDATA[Kafkasya’nın Kuveyt’i Azerbaycan topraklarında, 19. yüzyıl sonlarında petrol üretiminde ABD’yi geçerek dünyada birinci sıraya yerleşen Bakü’yü Rusya’nın siyasî ve iktisadî bakımdan borçlu olduğu bir petrol merkezi haline getiren icraatlar, keşifler, ferdî teşebbüsler ve Azerbaycan halkının gönlünde taht kuran şahsiyetler&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkasya’nın Kuveyt’i Azerbaycan topraklarında, 19. yüzyıl sonlarında petrol üretiminde ABD’yi geçerek dünyada birinci sıraya yerleşen Bakü’yü Rusya’nın siyasî ve iktisadî bakımdan borçlu olduğu bir petrol merkezi haline getiren icraatlar, keşifler, ferdî teşebbüsler ve Azerbaycan halkının gönlünde taht kuran şahsiyetler&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz İhtilâl’in Perde Arkası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/beyaz-ihtilalin-perde-arkasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz İhtilâl]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8924</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de birçok kere denenmiş olsa da çok partili hayat ilk defa 14 Mayıs 1950’de hayata geçirilebilmiş ve iktidara Demokrat Parti gelmişti. O tarihe kadar ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün bezdirme politikalarına mukabil halk, sonuna kadar Demokrat Parti’nin arkasında durmuştu. Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir tecrübe ettiği çok partili siyasî hayatın vücut bulması, hileli ve sancılı bir sürecin ardından gerçekleşecek; Halk Partililerin “Beyaz İhtilâl” olarak tavsif ettiği yeni hareket, halk nezdinde “Demir Kırat” adıyla kabul görecekti. İşte o günlere tutulan bir projeksiyon… &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de birçok kere denenmiş olsa da çok partili hayat ilk defa 14 Mayıs 1950’de hayata geçirilebilmiş ve iktidara Demokrat Parti gelmişti. O tarihe kadar ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün bezdirme politikalarına mukabil halk, sonuna kadar Demokrat Parti’nin arkasında durmuştu. Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir tecrübe ettiği çok partili siyasî hayatın vücut bulması, hileli ve sancılı bir sürecin ardından gerçekleşecek; Halk Partililerin “Beyaz İhtilâl” olarak tavsif ettiği yeni hareket, halk nezdinde “Demir Kırat” adıyla kabul görecekti. İşte o günlere tutulan bir projeksiyon…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serbest Fırka Senaryosu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/serbest-firka-senaryosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[SCF]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8736</guid>

					<description><![CDATA[Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkan Harbi Ve Rumeli&#8217;ye Deda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/balkan-harbi-ve-rumeliye-deda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 11:33:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8593</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nda tarihinin en ağır hezimetine uğradı. Batı sınırlar Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç Nehri’ne kadar geriledi. Altı asırdır Türk vatanı olan Rumeli kaybedilirken, İstanbul canlarını kurtarmak için katliamlardan kaçan aç ve perişan on binlerce muhacire kucak açtı. 93 Harbi psikozunu derinleştiren felâket olarak değerlendirilen Balkan Harbi’ne dair, aradan geçen 110 senenin hafızalardan silemediği elim manzaralar. &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nda tarihinin en ağır hezimetine uğradı. Batı sınırlar Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç Nehri’ne kadar geriledi. Altı asırdır Türk vatanı olan Rumeli kaybedilirken, İstanbul canlarını kurtarmak için katliamlardan kaçan aç ve perişan on binlerce muhacire kucak açtı. 93 Harbi psikozunu derinleştiren felâket olarak değerlendirilen Balkan Harbi’ne dair, aradan geçen 110 senenin hafızalardan silemediği elim manzaralar.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivas Kongresi Kararlarına Resmî Tarih Sansürü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/sivas-kongresi-kararlarina-resmi-tarih-sansuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beytullah İmzaoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 07:54:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8471</guid>

					<description><![CDATA[4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz? &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4-11 Eylül 1919 tarihinde tertip edilen Sivas Kongresi’nin 7. maddesi olarak ilan edilen meşhur “Manda ve himaye kabul edilemez”, “Manda ve himaye kesin bir dille reddedilmiştir” cümlelerinin aslında kongre kararları mündericatında olmadığını; Osmanlı, hilafet, saltanat, İslâm ve Müslümanlık vurgularını ihtiva eden birçok maddenin de sansüre tâbi tutulduğunu biliyor muydunuz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Parti Devrinde Hükümet Düşüren Yolsuzluk</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/tek-parti-devrinde-hukumet-dusuren-yolsuzluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:15:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Canadian Car & Foundry]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Hamdi Bakan]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem König]]></category>
		<category><![CDATA[Grumman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8350</guid>

					<description><![CDATA[Ekrem König ya da asıl adıyla Ekrem Hamdi Bakan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında karıştığı uçak siparişi dolandırıcılığıyla, uzunca bir süre Türkiye kamuoyunu meşgul etmiş bir isim. Resmî tarihçilerce görmezden gelinse de Ekrem König, yol açtığı skandalla hükümetin düşmesine sebep olmuştur. Konuya neşter vuran birkaç tarihçiden biri Cemil Koçak’tır.1 Koçak’ın anlatısı daha sonra Ayşe Başcı’nın König: Dünyayı Dolandıran Türk’ün Romanı (2019) başlıklı kitabının da ilham kaynağıdır. 1938’in ilkbaharı. Ankara’da Hâriciye Vekâleti’nin telefonu çalar. Arayan, Türkiye’deki ABD elçisidir. Elçi, Türkiye’nin Canadian Car &#38; Foundry isimli Kanadalı bir şirkete verdiği 44 (bazı kaynaklara göre 40) adet Grumman savaş uçağı siparişiyle ilgili sorular sorar. Vekâlet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem König ya da asıl adıyla Ekrem Hamdi Bakan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında karıştığı uçak siparişi dolandırıcılığıyla, uzunca bir süre Türkiye kamuoyunu meşgul etmiş bir isim. Resmî tarihçilerce görmezden gelinse de Ekrem König, yol açtığı skandalla hükümetin düşmesine sebep olmuştur. Konuya neşter vuran birkaç tarihçiden biri Cemil Koçak’tır.1 Koçak’ın anlatısı daha sonra Ayşe Başcı’nın <em>König: Dünyayı Dolandıran Türk’ün Romanı</em> (2019) başlıklı kitabının da ilham kaynağıdır.</p>
<p>1938’in ilkbaharı. Ankara’da Hâriciye Vekâleti’nin telefonu çalar. Arayan, Türkiye’deki ABD elçisidir. Elçi, Türkiye’nin Canadian Car &amp; Foundry isimli Kanadalı bir şirkete verdiği 44 (bazı kaynaklara göre 40) adet Grumman savaş uçağı siparişiyle ilgili sorular sorar. Vekâlet yetkilileri şaşkındır ve böyle bir siparişin hiç verilmediğini söylerler. Bu defa şaşkınlık sırası Amerikalılardadır. Olayın mahiyeti, 11 Haziran’da Hâriciye Vekâleti’nin Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Ahmet Münir Ertegün’ü aramasıyla anlaşılır. Ertegün Amerikalıların kendisine Türkiye’nin Kanadalı bir şirkete verdiği uçak siparişiyle ilgili sorular sorduğunu anlatır. Bunun üzerine Hâriciye Vekâleti hadisenin ciddiyetini kavrar.</p>
<p>Sipariş edilen uçaklarda kendi şirketlerinin ürettiği motorlar kullanıldığı için meseleye müdahil olan Amerikalı yetkililer, olayın aydınlatılması için bir taraftan Türkiye ile temasa geçerken, diğer taraftan Kanadalılarla da iletişim halindedir. Ve bu satışa onay veren Kanadalı hükümet yetkilileri, ABD makamlarına kritik bir bilgi verir: Uçak siparişinin teyidi için Türk Hâriciye Vekâleti’ne telgraf gönderilmiş, gelen cevapta siparişe onay verilmiştir. ABD de bu bilgileri Türkiye ile paylaşır. Meselenin iç yüzü, karşılıklı incelemeler sonucu kısa zamanda anlaşılır: Birileri, Hâriciye Vekâleti ve Millî Müdafaa Vekâleti’nin mühürlerini ve Hâriciye Vekâleti’nden Agâh Aksel ile Millî Müdafaa Vekili Kâzım Özalp’in imzalarını taklit ederek Türkiye Cumhuriyeti adına Kanadalı bir şirkete 44 adet savaş uçağı siparişi vermiştir. Bu da yetmezmiş gibi büyük bir kısmı teslim edilen uçakların, o günlerde yaşanan İspanya İç Savaşı’nda, cumhuriyetçiler tarafından kullanıldığı tespit edilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Dünyasında Kurulan İlk Cumhuriyet Rejimi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/islam-dunyasinda-kurulan-ilk-cumhuriyet-rejimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüdayi Şirinli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 06:50:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Afşarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Şah Kaçar]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmençay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8227</guid>

					<description><![CDATA[Bazı devletler bir coğrafyanın kaderini etkiler. 28 Mayıs 1918’de kurulan ve 23 ay gibi kısa bir süre varlık gösteren Azerbaycan Halk Cumhuriyeti de onlardan biri. İslâm dünyasında kurulan ilk cumhuriyet olan bu devlet, bağımsızlık yolunda gelecek nesillerin ilham kaynağı olmuştur. Kısa ömürlü olmasına rağmen iki yılda birçok örnek icraata imza atmış ve adını Türklerin şanlı tarihine yazdırmıştır. Peki bu devlet nasıl kuruldu? 10 Şubat 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Antlaşması’na kadar Azerbaycan topraklarında Şirvanşahlar, Sâcîler, Sâlârîler, Revvâdîler, Şeddâdîler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve Afşarlar gibi neredeyse hepsi Türk hanedanları tarafından kurulan devletler boy göstermişti. 1747 yılında Nadir Şah’ın suikaste uğramasıyla birlikte koca&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı devletler bir coğrafyanın kaderini etkiler. 28 Mayıs 1918’de kurulan ve 23 ay gibi kısa bir süre varlık gösteren Azerbaycan Halk Cumhuriyeti de onlardan biri. İslâm dünyasında kurulan ilk cumhuriyet olan bu devlet, bağımsızlık yolunda gelecek nesillerin ilham kaynağı olmuştur. Kısa ömürlü olmasına rağmen iki yılda birçok örnek icraata imza atmış ve adını Türklerin şanlı tarihine yazdırmıştır. Peki bu devlet nasıl kuruldu?</p>
<p>10 Şubat 1828 tarihinde imzalanan Türkmençay Antlaşması’na kadar Azerbaycan topraklarında Şirvanşahlar, Sâcîler, Sâlârîler, Revvâdîler, Şeddâdîler, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve Afşarlar gibi neredeyse hepsi Türk hanedanları tarafından kurulan devletler boy göstermişti. 1747 yılında Nadir Şah’ın suikaste uğramasıyla birlikte koca bir devlet tarih sahnesinden çekildi. Bununla birlikte, kuzeyden güneye bütün Azerbaycan’daki hanlar birbirleriyle savaşmaya başladılar. Afşarlar döneminde atanan valiler, idare ettikleri topraklarda bağımsızlıklarını ilan etmiş ve hanlık iddiasında bulunmuşlardı. Hepsinin hedefi Azerbaycan’ı tek bayrak altında –elbette kendi bayraklarının- yeniden birleştirmekti. Bundan mütevellit aralarında büyük bir rekabet mevcuttu. Ülkenin içinde bulunduğu bu parçalanmışlık ve iç savaş ortamı yıllardır bu topraklara göz diken, zengin servetlerine sahip olmak isteyen Rus İmparatorluğu’nun iştahını kabartıyordu.</p>
<p>Güney Azerbaycan’ı kendi yönetimi altında birleştirip Kaçarlar Devleti’ni kuran Ağa Muhammed Şah Kaçar 1795 ilkbaharında Azerbaycan’a girdi. Azerbaycan’ın Karabağ Hanlığı dışındaki esas ve kritik yerlerini boyunduruğu altına aldıktan sonra Rus İmparatorluğu ile birlik kuran Kartli-Kaheti Krallığı’nın üzerine yürüdü. Bundan önce II. Erekli ile Rus çariçesi II. Katerina arasında 24 Temmuz 1783’te imzalanan Georgiyevsk dostluk anlaşmasına istinaden Rusların buraya yardım göndermesi gerekiyordu. Lakin Katerina hile yaparak Muhammed Şah’ın Gürcistan işgaline göz yumdu ve “Doğuyu Kaçar’ın tecavüzünden korumak” bahanesiyle göz bebeği Valerian Zubov’u büyük bir ordu ile Şah’ın üzerine gönderdi. Valerian Zubov bu sefer sırasında birçok başarı elde etmesine rağmen, 1796 yılında ölen Katerina’nın oğlu Pavel ondan ordusunu Azerbaycan’dan çekmesini istedi.</p>
<p>Ağa Muhammed Şah 1797 yılında Şuşa şehrinde bir suikast ile öldürüldü. 1802’de Çar I. Aleksandr Kartli-Kaheti Krallığı’nı feshetti, böylece Azerbaycan işgalinin ilk dönemi başlamış oldu. Çünkü Kartli-Kaheti Krallığı feshedilmeden önce, Rus ordusunun yardımıyla Azerbaycan’da Borçalı, Kazak ve Şemşedili bölgelerini işgal etmişti. XII. David’in işgal ettiği bu topraklar da Rus sınırlarına geçti. 1804 yılında Gürcü asıllı Rus general Pavel Sisianov’un Azerbaycan’a girmesiyle işgal resmen başlamış oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbeci Gazeteci Doğan Avcıoğlu Operasyonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/darbeci-gazeteci-dogan-avcioglu-operasyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:22:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Avcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rejim Buhranı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Genç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7938</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra darbecilerin yeni bir anayasa yapmak üzere kurduğu Kurucu Meclis’in üyelerinden biriydi. Ne var ki sonraki günlerde “yapılan darbe hedefine ulaşmadı” söylemiyle yeni darbe arayışının ve cunta gruplarının içinde yer almaya başlayacaktı. Söz konusu dönemi analiz eden Hasan Bülent Kahraman, o günlerin ruh halini şöyle özetler: 1961’den itibaren Yön dergisinde ortaya konulan Kemalizm, “Ordu olmadan Türkiye’de değişim olmaz” düşüncesine dayanıyordu. Doğan Avcıoğlu gibi bazı aydınlar “Ordu, Türkiye’de geleneksel olarak değişimin öncüsüdür. O bakımdan eğer Türkiye’de bir değişim olacaksa ordunun varlığını kaçınılmaz kabul etmek lazım” diyorlardı (Kahraman, 2010).                Başında bulunduğu Harp Okulu öğrencileri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra darbecilerin yeni bir anayasa yapmak üzere kurduğu Kurucu Meclis’in üyelerinden biriydi. Ne var ki sonraki günlerde “yapılan darbe hedefine ulaşmadı” söylemiyle yeni darbe arayışının ve cunta gruplarının içinde yer almaya başlayacaktı. Söz konusu dönemi analiz eden Hasan Bülent Kahraman, o günlerin ruh halini şöyle özetler: 1961’den itibaren <em>Yön</em> dergisinde ortaya konulan Kemalizm, “Ordu olmadan Türkiye’de değişim olmaz” düşüncesine dayanıyordu. Doğan Avcıoğlu gibi bazı aydınlar “Ordu, Türkiye’de geleneksel olarak değişimin öncüsüdür. O bakımdan eğer Türkiye’de bir değişim olacaksa ordunun varlığını kaçınılmaz kabul etmek lazım” diyorlardı (Kahraman, 2010). <strong>              </strong></p>
<p>Başında bulunduğu Harp Okulu öğrencileri ile 1962 ve 1963’te iki defa darbeye kalkışan Albay Talat Aydemir, gizli görüşmelerde muhataplarına kalın dosyalar göstererek, “Biz 27 Mayısçılar gibi tepeden inme gelmeyeceğiz. Bütün hazırlıkları yaptık. Gün gün ne yapacağımız bellidir” şeklinde açıklamalar yapıyordu. Aydemir, kendisine bütün bu dosyaları hazırlayan <em>Yön</em> ve <em>Devrim</em> dergilerinin sahibi Doğan Avcıoğlu ile yakın temas halindeydi. Avcıoğlu, “Rejim Buhranı” başlıklı yazılar<em>ıy</em>la çok partili hayatı kötülüyor, silahlı kuvvetleri ülkenin yegâne ilerici gücü olarak ilan ediyordu (Çavdar, 2000: 128).</p>
<p>Avcıoğlu’na göre 1960 Mayıs’ında iktidardan süngü zoruyla atılanlar, 1965’te büyük bir çoğunlukla karşı devrim yapmak üzere yeniden iktidara gelmişlerdi. Avcıoğlu “Türkiye’de parlamentoculuk yoluyla sağlıklı bir düzen kurulamayacağını, yeni çözümler aranması gerektiğini” savunuyor (Dursun, 2000: 111) ve “Muhafazakârlık Türkiye’nin üzerine çöreklendi. Türkiye feodal kalıntılarından kurtulamadı” diyordu (Özdemir, 1993: 243). 27 Mayıs darbesini “cici demokrasiden kurtuluş” olarak gören, gecikmiş olmasından dolayı hayıflanan Avcıoğlu, 9 Mart 1971 günü yeni bir darbe hazırlığı için Ankara’da bazı evlerde gizli cunta çalışmaları yürütüyordu.</p>
<p>CHP milletvekili Süleyman Genç, Avcıoğlu’ndan şöyle bahseder: “Doğan Avcıoğlu hiçbir zaman demokrat olmamıştır. 9 Mart 1971 öncesi ve sonrası hep darbecidir. O, ‘Türkiye darbeyle kurtulur’ diye düşünüyordu” (Genç, 2010). Gazeteci Kurtul Altuğ’un tabiriyle, aydınlar Türkiye’yi halkın oyuyla seçilmiş Başbakan Süleyman Demirel’e bırakmak istemiyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tan Gazetesi Baskınının Gerçek Failleri Kimdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/tan-gazetesi-baskininin-gercek-failleri-kimdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbıali]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7660</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarihimizde karanlıkta bırakılmış veya hakkıyla aydınlatılmamış birçok hadise mevcut. Bunlardan biri de tam 76 yıl önce, 4 Aralık 1945 tarihinde Tan gazetesine gerçekleştirilen saldırı. Tarihî gerçekleri ideolojik kalıplar ve efsaneler halinde belleten ve toplumu manipüle edilmiş gerçekler üzerinden yönetenler için Tan gazetesi saldırısının failleri “gözü dönmüş, yobaz sağcılar”dı. Hatta bir adım daha ileriye giderek bu olayı bir “irtica gösterisi” olarak niteleyenler de vardı. Buna karşın muhtelif kaynaklarda yer alan belgeler ve dönemin birinci derece şahitlerinin ifadeleri, hadisenin gerçekleşmesinde dönemin iktidarının parmağı olduğunu göstermekte; CHP’nin muhalif bir basın organizasyonuna karşı sevk ve organize ettiği bir provokasyon olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın tarihimizde karanlıkta bırakılmış veya hakkıyla aydınlatılmamış birçok hadise mevcut. Bunlardan biri de tam 76 yıl önce, 4 Aralık 1945 tarihinde <em>Tan</em> gazetesine gerçekleştirilen saldırı. Tarihî gerçekleri ideolojik kalıplar ve efsaneler halinde belleten ve toplumu manipüle edilmiş gerçekler üzerinden yönetenler için <em>Tan</em> gazetesi saldırısının failleri “gözü dönmüş, yobaz sağcılar”dı. Hatta bir adım daha ileriye giderek bu olayı bir “irtica gösterisi” olarak niteleyenler de vardı.</p>
<p>Buna karşın muhtelif kaynaklarda yer alan belgeler ve dönemin birinci derece şahitlerinin ifadeleri, hadisenin gerçekleşmesinde dönemin iktidarının parmağı olduğunu göstermekte; CHP’nin muhalif bir basın organizasyonuna karşı sevk ve organize ettiği bir provokasyon olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Eldeki verilere göre 4 Aralık 1945 tarihinde gerçekleşen <em>Tan</em> gazetesi baskını, iddia edildiği gibi muhaliflerin değil, devrin iktidarı tarafından organize edilmiş bir linç teşebbüsüdür. Saldırı CHP parti müfettişleri ve gençlik kolları tarafından organize edilmiş olup, CHP iktidarının ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün “Milli Şeflik” devrine damga vurmuş bir yüz karasıdır.</p>
<p>Peki, CHP neden buna tevessül etti, derseniz hemen konuya girelim. İstiklal Harbimizin Esasları hususunda söyleyeceği önemli hususlar olan, fakat ülkedeki baskı ortamından dolayı buna bir türlü fırsat bulamayan Kâzım Karabekir Paşa, bir dönem matbaadan çuvallarla alınıp yakılarak imha edilen hatıralarını 1945 yılında <em>Tan</em> gazetesinde tefrika etmeye başlar. Bu yüzdendir ki gazeteci İsmet Bozdağ, söz konusu saldırıda olaya ivme kazandıran unsurun bu yayınlar olduğu kanaatindedir: “İstanbul Üniversitesi gençliği bir sabah kaynamağa başladı. Bir kaç ateşli konuşmadan sonra gençler büyük bir kalabalık halinde Bâbıali’ye doğru yürüdüler ve <em>Tan</em> gazetesini taşladılar. Hükümet derhal harekete geçti. Gençlerden bazıları tutuklandı. <em>Tan</em> gazetesi, ertesi günü çıkan sayısında Kâzım Karabekir’in hatıralarının yayınının durdurulduğunu bildirdi” (Bozdağ, 1972: 231).</p>
<p>İsmet Bozdağ’ın bu cümlelerinden, faillerin Kâzım Karabekir’in hatıralarının yayımından rahatsız olan “Atatürkçü gençler” olduğu anlaşılmaktadır. Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimiz adını taşıyan hatıraları ise ancak 27 Mayıs 1960 İhtilali’ni izleyen dönemde yayınlanacaktır. Ancak bu yayın da dramatik gelişmelere neden olur. Hatıralar toplatılır ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İslenen Suçlar Hakkındaki Kanun’a muhalefetten dava açılır. Davanın beraatla sonuçlanması 1968 yılının Kasım ayını bulmuş ve anılar ancak bu tarihten, yani Millî Mücadele’nin sona ermesinden tam 45 ve <em>Nutuk</em>’un okunmasından da 41 yıl sonra kamuoyuna sunulabilmiştir (Koçak, 2013: 167).</p>
<p><em>Tan</em> gazetesi saldırısından kısa süre önce Bâbıâli’de esen hava bu fırtınanın çıkacağına dair önemli ipuçları vermektedir. Gazeteye ait olan <em>Görüşler Dergisi</em>’nin ilk sayısında “tek parti, tek-şef” sistemine karşı yazılan eleştirel yazılar döneme damga vuran bir tartışmaya sebep olmuştu. <em>Tan</em> gazetesinden Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel ile <em>Tanin</em> gazetesinden Hüseyin Cahit, <em>Akşam</em>’dan Necmettin Sadak, <em>Ulus</em>’tan Falih Rıfkı arasında devam eden gazeteciler düellosunu körüklemişti. Falih Rıfkı Atay <em>Ulus</em>’ta “Çirkin Bir Taktika” başlıklı yazısında, Sertellerin yazılarını “kızıl anarşi tahrikleri” olarak yaftalıyordu (Koçak, 2013: 283). Zekeriya ve Sabiha Sertel ile Falih Rıfkı arasında başlayan bu karşılıklı suçlama ve tartışmalar Kasım ayı içerisinde daha da şiddetlendi. Hatta tartışmalara bir süre sonra Necmettin Sadak ve Peyami Safa da katıldı. Özellikle Hüseyin Cahit Yalçın ile Serteller arasında geçen münakaşalar tam bir kalem savaşına dönüştü. Süreç en nihayetinde 3 Aralık 1945 günü Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Kalkın Ey Ehl-i Vatan!” başlığını taşıyan yazısıyla noktalanacaktı (Akandere,1998: 424).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasetname Geleneğinden Cumhuriyet’in Payına Düşen</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/siyasetname-geleneginden-cumhuriyetin-payina-dusen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:07:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ağaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[lahiya]]></category>
		<category><![CDATA[Mollagürani]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetnâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7556</guid>

					<description><![CDATA[‘Siyasetname’ ya da ‘layiha’ olarak isimlendirilmese de Cumhuriyet döneminde münevverler devlet yönetimindeki zaaf ve yozlaşmaya dikkat çekme geleneğini devam ettirerek, iktidara yönelik tenkitlerini keskin bir dille kaleme almışlardır. İttihatçıların önemli teorisyenlerinden Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu Samet Ağaoğlu hatıralarında şu analizi yapmaktadır: “Şimdi şu satırları yazarken düşünüyorum, bir cemiyeti yeni yönlere götürmek isteyenler, ne derecede idealist olurlarsa olsunlar, kendi hayat şartlarında da önderlik etmek zorundadırlar. Halkı inandırmanın tek yolu bu. Fransız ve Rus inkılapçılarının ilk yıllarda akıllara durgunluk veren başarılarının ana sebebini yine bu noktada aramak gerekir. İttihatçılar samimi idealistlerdi. Fakat halkın içinden çıktıkları halde halktan olamadılar. Enver Paşa’nın saraya damat olması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Siyasetname’ ya da ‘layiha’ olarak isimlendirilmese de Cumhuriyet döneminde münevverler devlet yönetimindeki zaaf ve yozlaşmaya dikkat çekme geleneğini devam ettirerek, iktidara yönelik tenkitlerini keskin bir dille kaleme almışlardır.</p>
<p>İttihatçıların önemli teorisyenlerinden Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu Samet Ağaoğlu hatıralarında şu analizi yapmaktadır: “Şimdi şu satırları yazarken düşünüyorum, bir cemiyeti yeni yönlere götürmek isteyenler, ne derecede idealist olurlarsa olsunlar, kendi hayat şartlarında da önderlik etmek zorundadırlar. Halkı inandırmanın tek yolu bu. Fransız ve Rus inkılapçılarının ilk yıllarda akıllara durgunluk veren başarılarının ana sebebini yine bu noktada aramak gerekir. İttihatçılar samimi idealistlerdi. Fakat halkın içinden çıktıkları halde halktan olamadılar. Enver Paşa’nın saraya damat olması üzerine Süleyman Nazif’in “Enver Paşa, Enver Bey’i öldürdü!” sözündeki gerçek budur. Ben Tanzimat’tan bu yana girişilmiş Batılılaşma hareketlerinin bu kadar yavaş gelişmesinin sebepleri arasında, yine halkın içinden çıkmış idealistlerin yaşama şartlarını halkın kazancına göre değil, devletin veya özel kaynaklarının sağladığı gelire göre düzenlemelerini de görüyorum. Hatırlıyorum, babamın l. Dünya Savaşı sırasında mebusluk aylığı, bir kâğıt lira bir altın karşılığı olarak, aşağı yukarı yüz lira idi. O zamana göre büyük para. Hepsini de harcıyordu. Bu paranın sağladığı hayat seviyesi, halkın ortalama hayat seviyesinin çok üstüne çıkıyor, fakir Mollagürani insanlarının gözüne batıyordu. Türk idealistlerinin bu zaafı hala sürüyor. Millî mücadelede, inkılaplar sırasında, Atatürk devrinde, ondan sonra hep aynı manzara” (Ağaoğlu, 2013: s.55-56).</p>
<p><em>Anadolu İhtilali</em>’nin yazarı Sabahattin Selek, ‘Anadolu İhtilali’nin halkçı karakterini zaferden hemen sonra unuttuğuna’ dikkat çeker. Ona göre tıpkı İttihatçılar döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de ortaya yeni bir zengin sınıfı çıkarılmıştı. Anadolu’nun içine düştüğü bu açlık ve yoksulluk çukurunun derinleşmesinde, Ankara hükümetlerinin ilgisizlik ve beceriksizlikleri kadar, Ankara’yı içten içe kemiren yozlaşmanın da önemli tesirleri vardı. ‘Her rejimin kendi burjuvasını ortaya çıkarması’ şeklinde özetlenen sosyal merhale şimdi Ankara’da da yaşanıyor; dün cephelerde vuruşan kahramanlar, bugün ülkenin geriye kalmış menfaatlerinden pay kapmanın kıyasıya mücadelesini veriyordu.</p>
<p>Ülke adeta bir daha kurtarılıyordu. Ama bugün herkes kendisi için bir arsa, bir dükkân, bir makam, bir bağ evi kurtarmanın telaşı içerisindeydi. İbn Haldun’un sosyolojik tahminleri bir kez daha tezahür etmiş, şehri ele geçiren dağlılar, şehrin menfaatlerini kapışmaya başlamışlardı.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nda çeşitli cephelerde vuruşanlar, şimdi zafer ganimetlerinin paylaşılması kavgasına girişmişlerdi. İsmail Cem’in ifadesiyle, “Harbin bitişiyle birlikte ülkede kurulan mukaddes ittifak kısa zamanda ortaya bir mutlu azınlık çıkarmıştı. Bunların bir kısmı mebus bir kısmı eski subaylardı” (Cem, 1975: s.299).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batılı Türkiye İllüzyonu: La Turquie Kemaliste Dergisi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/batili-turkiye-illuzyonu-la-turquie-kemaliste-dergisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Sami Kamadan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:20:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalist]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin Robins]]></category>
		<category><![CDATA[La Turquie Kemaliste]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7305</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet rejiminin belki de en bariz vasfı, kendisini, “köhnemiş” olarak tavsif ettiği eski dönemden tefrik etmek olmuştu. Bunu gerçekleştirmek üzere yeni bir hayat tarzı, içtimaî düzen ve insan modeli inşa etme teşebbüsünde bulundu. Bu yeni hüviyet, kaynağını, ne bir devlet politikası olarak övünülen İslâm öncesi Türk döneminden ne de Cumhuriyet’i kuran kadroların özgün fikirlerinden alıyordu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Batı’yı rehber edinen, alfabeden kılık kıyafete kadar Batılı olma hevesindeki bu yapı, yeni insan modelini de aynı ölçüyü esas alarak inşa yoluna gitmişti. İnkılaplarla erkeğini ve kadınını “çağdaşlığa” icbâr eden yeni rejim, bir parçası olma hevesinde olduğu Batı dünyasına kendisini&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet rejiminin belki de en bariz vasfı, kendisini, “köhnemiş” olarak tavsif ettiği eski dönemden tefrik etmek olmuştu. Bunu gerçekleştirmek üzere yeni bir hayat tarzı, içtimaî düzen ve insan modeli inşa etme teşebbüsünde bulundu. Bu yeni hüviyet, kaynağını, ne bir devlet politikası olarak övünülen İslâm öncesi Türk döneminden ne de Cumhuriyet’i kuran kadroların özgün fikirlerinden alıyordu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Batı’yı rehber edinen, alfabeden kılık kıyafete kadar Batılı olma hevesindeki bu yapı, yeni insan modelini de aynı ölçüyü esas alarak inşa yoluna gitmişti.</p>
<p>İnkılaplarla erkeğini ve kadınını “çağdaşlığa” icbâr eden yeni rejim, bir parçası olma hevesinde olduğu Batı dünyasına kendisini kabul ettirmek arzusundaydı. 1934-48 yılları arasında yayımlanan <em>La Turquie Kemaliste</em> (Kemalist Türkiye)1 dergisi de bu teşebbüsün ürünüydü. Fransızca ağırlıklı olmak üzere Almanca ve İngilizce gibi Batı dillerinde yayın yapan dergi, uluslararası sahada Türkiye’nin propagandasını yapacak, uluslararası kamuoyunda kabul görmesini sağlayacaktı. Hâlbuki Londra Üniversitesi profesörlerinden Kevin Robins’in de ifade ettiği gibi, “Avrupalılar arasında Türkiye’nin aslen Batılı olmadığı, Avrupa topluluğunun içerisine burnunu sokmaya çalışan dışarıdaki bir yabancı olduğu” algısı hiç değişmeyecekti.</p>
<p>Yeni rejimin anlaşılması noktasında önemli eserlerden biri olan <em>Çankaya</em> isimli kitabında Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal’in Batılı bir zihniyete sahip oluşunu içeriden biri sıfatıyla samimi ifadelerle dile getirmişti. Bu bakımdan <em>La Turquie Kemaliste</em> dergisinin ilk vazifesi, Türkiye’nin artık Osmanlı dönemindeki gibi “gerici” bir zihniyette olmadığını ispatlamaktı. 14 yıllık yayın hayatı boyunca 49 sayı çıkan derginin sayfaları, iddiasını ispatlar nitelikte, yeni Türkiye’nin modern hüviyetteki erkek, çocuk, kadınlarının fotoğraflarıyla doluydu. Propaganda materyali olarak sıklıkla yer verilen fotoğrafların sahibi ise hususen görevlendirilen Avusturyalı fotoğrafçı Othmar Pferschy idi. Bu fotoğraflar kâh şortlu, kısa etekli, mayolu kadınlar ile atletli erkek sporcuları aynı sayfalara taşıyor, kâh kadınlı erkekli ortamları gösteren karelerle Türkiye’nin ne kadar modern olduğu mesajını veriyordu. Ne var ki, fotoğraflar Türkiye’deki küçük bir azınlığa ait olup Türk toplumunun tamamını temsil etmekten çok uzaktı. Bu gerçeğin farkında olan yönetici kadronun maksadı ise göz boyamaktan ibaretti.</p>
<p>Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, 1. Türk Tarih Kongresi’nden (2-11 Temmuz 1932) itibaren antropoloji ve prehistoryaya (tarihöncesi arkeolojisi) ayrılan mesaide Osmanlı unsurundan azade, Batı’ya yakınlaştıran fikirler üretme gayretinde oldu. Bu minvalde Kemalist elitler, Avrupalılarla aynı ırktan olduklarını ispatlamak için de az mesai harcamamışlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekümenikliğe Mahkeme Şamarı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ekumeniklige-mahkeme-samari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:18:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Rum Patrikhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sofya Bulgar Eksarhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yoakim Musref]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7246</guid>

					<description><![CDATA[Rum Patrikhanesi’nin tanzim ettiği 19 Şubat 1945 tarihli thomosla (beyanname) aforoz kararından geri adım atan Rumlar çiçeği burnunda Eksarh Stefan’dan ümit ettikleri teslimiyetçiliği bir türlü göremiyorlardı. Oysa aforoz kararı kalkmış, Sofya Bulgar Eksarhanesi’nin bağımsızlığı tanınmış ve bu durum Demir Kilise’de yapılan ayinin ardından bir törenle cümle aleme ilan edilmişti. Hem protokolün D maddesine göre Demir Kilise iç işlerinde de hürriyete kavuşmuştu. Daha ne istiyordu bu dik başlı Bulgar! Ama o görürdü! Gördü de; Rumların dostça (!) imzaladığı thomosun hukukî geçerliliği yoktu. Çünkü tanzim edilen metinden resmî makamların haberi yoktu. Yani bütün o ayinler, törenler, hengame göz boyamak içindi. Rum yine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rum Patrikhanesi’nin tanzim ettiği 19 Şubat 1945 tarihli thomosla (beyanname) aforoz kararından geri adım atan Rumlar çiçeği burnunda Eksarh Stefan’dan ümit ettikleri teslimiyetçiliği bir türlü göremiyorlardı. Oysa aforoz kararı kalkmış, Sofya Bulgar Eksarhanesi’nin bağımsızlığı tanınmış ve bu durum Demir Kilise’de yapılan ayinin ardından bir törenle cümle aleme ilan edilmişti. Hem protokolün D maddesine göre Demir Kilise iç işlerinde de hürriyete kavuşmuştu. Daha ne istiyordu bu dik başlı Bulgar! Ama o görürdü! Gördü de; Rumların dostça (!) imzaladığı thomosun hukukî geçerliliği yoktu. Çünkü tanzim edilen metinden resmî makamların haberi yoktu. Yani bütün o ayinler, törenler, hengame göz boyamak içindi. Rum yine bir adım öndeydi. Ama Bulgar da onun ensesindeydi.</p>
<p>Bulgar Kilisesi bu muammayı çözebilecek miydi? Bulgar Kilisesi resmî makamların gözünde neydi? Bir “Yabancı Dini Kurum” mu yoksa “Gayrımüslim Azınlık Kilisesi” mi? Demir Kilise ne olduğuna bir an evvel karar verip hukukî hüviyetini ilgililere bildirmeliydi. Bildirmedi. Sonuçta Türk devleti bir zaman Eksarhane Temsilciliği dedi. Eksarhane lağvedilince de yeri geldi yabancı ruhanî kurum dedi yeri geldi azınlık kilisesi&#8230; Mesela yabancı uyruklu rahiplerin kilisede vazife almasına müsaade edilmek istendiğinde “yabancı”, müsaade edilmek istenilmediğinde ise “azınlık” oldular. İlkinin örneği çok olduğundan burada temas etmeyi lüzumlu görmüyorum. Ancak ikincisine -meselenin daha net anlaşılması açısından- bir örnek vereceğim: Sene 1948&#8230; Bulgaristan Büyükelçiliği, Demir Kilise’nin o dönemki ruhanilerinden olan Türk vatandaşı Yoakim Mustref ’i görevinden alıp yerine bir Bulgaristan vatandaşını getirir. Keyfî atamadan rahatsız olan resmî makamlarımız duruma müdahale eder ve Mustref görevine iade edilir. Gerekçe gayet nettir: Bulgar Kilisesi bir “azınlık” kilisesidir ve bu türden bir atama yapma yetkisine sahip değildir.</p>
<p>Rum Kilisesi artık iki adım öndedir. Üstelik bunu basit bir hamleyle; 1945 yılındaki thomosu resmîleştirmeyerek başarmıştır.</p>
<p>Bu kadarla bitse iyi. Eski defterler de açılacaktı: 1938 senesinde el konulan Şişli’deki ruhban okulunun 75 dönüm arazisi için 1945 senesinde çekilen bir ihtarname ile yedi yıllık birikmiş kira borcunun ödenmesi emredilecekti. Ayrıca Bulgar Hastanesi de üzerinde kurulu olduğu arazi için 70.000 lira borçlu duruma düşecekti. Çünkü Bulgar Kilisesinin ileri gelenleri hatta eski Eksarh Yosif basit prosedürleri görememiş, resmî işleri yapmamışlardı. Talih bu ya Rum Kilisesiyle karşı karşıya gelince 1912’den o güne ne kadar ihmal varsa “tesadüfen” ayaklarına dolanmaya başladı. İşler öyle bir hal aldı ki Bulgar Eksarhlığı’nın elinde neredeyse Demir Kilise, bir kaç okul ve Şişli’deki Yeni Eksarhane binasının da içinde bulunduğu araziden başka bir şey kalmadı. Yeni Eksarhane binası da daha dün denecek kadar yakın bir tarihte, 2003 yılında Bulgar Eksarhlığı Vakfı adına tescil edildi. Evlogi Georgiev Bulgar Hastanesi’nin durumunu zaten biliyorsunuz: 22 Nisan 1991’de Turgut Özal’ın yaptığı açılıştan beri Türkiye Gazetesi Hastanesi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ermenistan’ın Rehin Tuttuğu 29 Azerbaycanlı Çocuk Nerede?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ermenistanin-rehin-tuttugu-29-azerbaycanli-cocuk-nerede/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aygün Hasanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 06:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Gürcistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7220</guid>

					<description><![CDATA[“Akıbeti belli değil.” Bu cümleyi çocuklar için kullanmak ne kadar üzücü! Azerbaycan topraklarının 1992-93’te Ermenistan ordusu tarafından işgali sırasında rehin alınıp geri verilmeyen 29 çocuk için ne yazık ki bu ifadeyi kullanmak zorundayım. Bu üzücü tablo rakamlara şöyle yansıyor: İşgal sırasında 20 bin insan acımasızca katledilmiş, 50 bin kişi sakat kalmış, 4 bini aşkın kişi de kaybolmuştu. Kayıp vatandaşlardan 52’si çocuk, 292’si kadındır; 392 de ihtiyar vardır. Kayıpların 872’sinin Ermenistan ordusu tarafından esir ve rehin alınıp geri verilmediği biliniyor. Bunların 98’i kadın, 102’si ihtiyar, 29’u ise çocuktur. Bu yazıya konu olan, işte bu 29 çocuk. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin uluslararası örgütlere başvuru&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Akıbeti belli değil.” Bu cümleyi çocuklar için kullanmak ne kadar üzücü! Azerbaycan topraklarının 1992-93’te Ermenistan ordusu tarafından işgali sırasında rehin alınıp geri verilmeyen 29 çocuk için ne yazık ki bu ifadeyi kullanmak zorundayım.</p>
<p>Bu üzücü tablo rakamlara şöyle yansıyor: İşgal sırasında 20 bin insan acımasızca katledilmiş, 50 bin kişi sakat kalmış, 4 bini aşkın kişi de kaybolmuştu. Kayıp vatandaşlardan 52’si çocuk, 292’si kadındır; 392 de ihtiyar vardır. Kayıpların 872’sinin Ermenistan ordusu tarafından esir ve rehin alınıp geri verilmediği biliniyor. Bunların 98’i kadın, 102’si ihtiyar, 29’u ise çocuktur. Bu yazıya konu olan, işte bu 29 çocuk.</p>
<p>Azerbaycan Cumhuriyeti’nin uluslararası örgütlere başvuru ve taleplerine rağmen Ermenistan uluslararası hukuk normlarını ve en temel insanî değerleri önemsemeksizin bu çocukların akıbetleri konusunda bilgi vermemekte ısrarlı. Kayıp çocuklar bugün hâlâ yakınları tarafından aranıyor, yolları gözleniyor.</p>
<p>Azerbaycan, Almanya, Rusya, Gürcistan ve Ermenistan’ın hukuk savunmacılarından oluşan Uluslararası Çalışma Grubu ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesi tarafından Ermenistan ordusunun rehin aldığı insanların akıbeti hakkındaki bilgilerin saklandığı hususunda bazı delillere ulaşılmıştır. Uluslararası Kızıl Haç temsilcileri esir ve rehinelerin bazıları ile görüşmüş, ailelerine mektup getirmiş veya listelerde ulaşılan isimlerini sunmuştur. Buna rağmen Ermenistan esir ve rehineler konusundaki bilgileri saklamakta, soruları cevapsız bırakmaktadır.</p>
<p>Ermenilerin rehin aldıkları çocuklarımızı bize karşı kullanacaklarına şüphe yok. Nitekim rehin alınmış çocuklar arasında bugün yaşı 30-35 olan kız çocukları var ve bugün hangi amaçla kullanıldıklarını düşünmek dahi yürek parçalıyor. Diğer taraftan, Ermenistan’ın insan organlarının satışında donör devletler listesinde ön sırada olduğunu düşününce esir ve rehine vatandaşlarımızın bu açıdan hedef alındığını söylemek de mümkün.</p>
<p>Azerbaycan’ın yaşadığı ciddi sorunlardan biri, kayıp çocuklarla ilgili araştırma yapılmasının imkânsız olmasıdır. Bir başka problem, uluslararası örgütlerin Ermenistan’ın hukuka aykırı davranışlarını görmezden gelmesi, görevlerini sadece teknik biçimde gerçekleştirmekle, örneğin soru mektupları ve listeleri taşımakla postacı hizmeti yapmakla yetinmeleridir. Geçen her günün esirler için daha tehlikeli olduğunu dikkate alırsak, uluslararası örgütlerin süratli ve etkili çalışmasının önemi anlaşılacaktır. Ancak uluslararası örgüt temsilcilerinin, herhangi bir tutuklanma hücresinde bulundukları takdirde esir ve rehine görmedikleri için “Ermenistan’da veya Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlı esir ve rehine yoktur, Azerbaycan bu konuda sadece propaganda yapıyor” türünde açıklamada bulunmalarını anlamak güç.</p>
<p>Savaş zamanı esir ve rehin alınanların hakları 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi tarafından korunmaktadır. Buna göre esir ve rehinelere karşı şu davranışlar yasaklanmıştır:</p>
<ol>
<li>a) Hayatına ve şahsiyetine kastetmek, herhangi bir şart altında öldürmek, sakatlamak ve kabalık etmek, işkence yapmak;</li>
<li>b) Rehin almak;</li>
<li>c) Şerefini aşağılamak, hakarette bulunmak.</li>
</ol>
<p>Ayrıca sözleşmenin bu maddesi yaralılar ve hastaların savaş bölgesinden uzaklaştırılması, onlara yardım edilmesi talebinde bulunur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demir Kiliseyi Eritip Yunan Heykeli Yapmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/demir-kiliseyi-eritip-yunan-heykeli-yapmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Balat]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Fener]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[papazhane]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Bogoridi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7140</guid>

					<description><![CDATA[Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar. O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar.</p>
<p>O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni bir Yahudi ya da Hıristiyan mabedi inşa etmeyi yasaklaması nedeniyle kilise yapmak mümkün değildi. Bu yüzden Fener Rum Patrikhanesi’nin tahakkümünden kurtulmak isteyen Bulgarlar kilise yapamadıklarından -Sadaretin de akıl vermesiyle- Fatih’in hükmünü çiğnemeyen bir formül geliştirerek papazhane yapmaya karar verdiler. 18 Ağustos 1849’da, arsayı bağışlayan Stefan Bogoridi’nin de katılımıyla papazhanenin temeli kazılmaya başladı. Seneler süren çalışmaya rağmen dört başı mamur bir eser ortaya çıkarılamadı. Bunun bir sebebi Haliç’in zemininin bu türden inşaatlara müsaade etmemesiydi. Diğeri ise yapılacak binanın gerçek bir kilise olmamasıydı. En nihayetinde bir papazhane için daha fazla gayrete gerek yoktu. Hem Rum Patrikhanesi de baskılarının şiddetini arttırdı. Neredeyse bütün Bulgarlar sindirilmiş, direnenler ya öldürülmüş ya da ağır şartlarda hapse mahkum edilmişti. Hatta Bulgar Metropolit Hilaryon Makaryopolski Aynaroz’da hapsedildi ve ağır işkencelere maruz kaldı. Ancak bu esaretin sonunda Makaryopolski Bulgarlar tarafından büyük bir önder olarak görülmeye başlandı ve Rum Patrikhanesine karşı isyan bayrağını çekti. 1860’ın Paskalya Ayini’nde sıra Rum Patriği’nin adının zikredilmesine geldiğinde Ortodoks Bulgarların “Patriği anma! Sultanı an!” tezahüratları arasında Hilaryon önce Sultan Abdülmecid’in adını andı sonra da patriğin yerine eski Bulgar piskoposların adlarını sıraladı. Bu Rum Patrikhanesini hiçe sayan ilk mühim adımdı.</p>
<p>On yıl sonra hem İstanbul’da yaşayan Bulgarlar hem de Fener Rum Patrikhanesi için bir başka mühim gelişme yaşandı. Sultan Abdülaziz’in 28 Şubat 1870 tarihli fermanı ile İstanbul’da bir Eksarhhane kurulması mümkün oldu. Bu ferman on yıl içinde ikinci şamarı yiyen Rumlar için ağır bir hezimet, onların tahakkümünden ayrılmak için mücadele eden Bulgarlar içinse hem büyük bir galibiyet hem de bağımsız kiliseleri için bizzat sultan tarafından verilmiş bir işaretti.</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
