﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ali Kılcı &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/alikilci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Mar 2021 05:42:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Ali Kılcı &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hıdırlık’ta Kim Yatıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-tarihi/hidirlikta-kim-yatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kılcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Hıdırlık]]></category>
		<category><![CDATA[İmruülkays]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i kadim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6841</guid>

					<description><![CDATA[Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder. Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzaktan Ankara’ya bakıldığında iki silüet dikkat çeker: Tarihî Ankara Kalesi ve karşısındaki Hıdırlık Tepesi. Adeta birer çadır direği misali şehri yukarı çeken bu iki tepe, tarih boyunca Ankara yerleşimine şekil vermiştir. Şehrin Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirleri boyunca kalenin üzeri ve eteklerinde genişlediği görülür. Geçmişte Arap Dağı, Timurlenk Tepesi gibi isimlerle de anılan Hıdırlık Tepesi ise Cumhuriyet devrine kadar şehrin dışındaydı. Cumhuriyetle birlikte yeni bir Ankara kurulurken, eskiyi temsil eden Hıdırlık ismi değiştirilerek Altındağ denildi. Geniş bir alanı kapsayan Altındağ, bugün şehr-i kadimi temsil eder.</p>
<p>Hıdırlık Tepesi hakkında rivayetler dışında fazla bilgi yok gibidir. Rivayetlerden birine göre meşhur Arap şairi İmruülkays’ın mezarı bu tepededir.</p>
<p>1962 yılından beri Ankara’da yaşayan biri olarak Hıdırlık’ı gecekondularla dolmuş sıradan bir tepe bilirdim. Ta ki 1980’li yılların başlarında Irak’tan Dışişleri Bakanlığı’na gelen bir yazıyı görene kadar. Evrak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderilmiş ve bana havale edilmişti. Evrakta Ankara’da bulunan İmruülkays’ın mezarının ihya edilmesi karşılığında Türk şairi Fuzulî’nin Kerbela’daki mezarının restore edileceği bildiriliyordu. Aslında böyle bir teşebbüsün 1960’lı yıllarda da olduğunu, iki ülke arasında yapılan protokol gereği Eylül 1970 tarihinde teknik incelemeler yapmak ve proje hazırlamak üzere Bağdat’a gidildiğini ve görüşmeler yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığını Kerküklü hocamız Suphi Saatçi yazmaktadır. Dışişleri Bakanlığının meselenin evveliyatı yokmuş gibi evrakı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne havale etmesi acı bir hafızasızlıktı.</p>
<p>Böyle bir durumdan habersiz olarak yaptığım araştırmalardan sonra İmruülkays’ın mezarının bir rivayete göre Hıdırlık Tepesi’nde olduğunu, Osmanlı devri sonlarına kadar burada bir türbe bulunduğunu öğrendim; eski resimlerini de gördüm. Bir gün mezarı bulmak için Hıdırlık Tepesi’ne çıktım. Yakındaki evlerin birinden yaşlıca bir kişi geldi. Ona eskiden burada bir türbe bulunduğunu söyledim ve zamanla yıkılan bu türbe hakkında bilgisinin olup olmadığını sordum. 1950 yılından beri burada yaşadığını ancak böyle bir türbe ve İmruülkays hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Hıdırlık Tepesi’ndeki Hatib Ahmed Türbesinin yerinde bir iki betonarme kulübe vardı. İmruülkays’ın mezarı için boş bir alan yoktu. Mesele hakkında yazdığımız rapor Dışişleri Bakanlığına gitti ama her iki mesele de unutuldu.</p>
<p>Öte yandan İmruülkays’ın mezarının yeri hakkında pek dikkate alınmayan başka bir ihtimal daha mevcut. Kaynaklarda onun bir prensesin mezarının yanına defnedildiği şeklinde bir bilgi mevcut. Hasluck bu prenses mezarının Belkis Sütunu dediğimiz Julian Sütununun dibinde olduğunu kaydeder.</p>
<p>16. yüzyılda Ankara’ya gelen Alman seyyahı Dernschwam’ın sütunla ilgili verdiği bilgi Hasluck’u destekler mahiyettedir: “…Türkler bu sütuna Baal-ks (Belkıs, Balkız) diyorlar. Güya bu taşı Hazreti Süleyman dikmiş.” Buna göre İmruülkays’ın mezarının Julian Sütunu civarında olması gerekir.</p>
<p>Bilindiği gibi Julian Sütunu daha önce İş Bankası ve eski Maliye Bakanlığı binaları arasında iken 1937 yılında şimdiki yerine taşınmıştır. İş Bankası’nın arkasına 1954 yılında ek bina yapılırken temelde bazı kalıntılar çıkmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın Cumhuriyet Devrinde Yok Eilen Vakıf Eserleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/ankaranin-cumhuriyet-devrinde-yok-eilen-vakif-eserleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Kılcı]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:45:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Ahi Elvan Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Alâaddin Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Şerafeddin Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-İslam]]></category>
		<category><![CDATA[vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6658</guid>

					<description><![CDATA[Türklerin bu coğrafyaya vurdukları medeniyet mührünün temel unsuru vakıf sistemidir. Anadolu’yu Türk-İslam medeniyetine katarak vatan haline getiren atalarımız bunu vakıflar yoluyla başarmışlardır. İlk bakışta cami ve mescit gibi dinî yapıların öne çıkması vakıfların hizmetlerinin sadece bu alana hasredildiği izlenimini verse de vakıflar doğumdan ölüme hayatının her aşamasında insanlara yardım etmeyi hedefler. Eğitim, sağlık, sosyal yardımlaşma ve imar faaliyetleri bu hizmetlerin başında gelir. Hayır sahibi kimseler tarafından kurulan vakıflar toplumun her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak karşılama gayesini güder. Bunun yanında vakfedilen ticari yapılar aracılığıyla bu sistem ekonomik ve ticarî hayata canlılık katmıştır. Coğrafî konumu sebebiyle Ankara Anadolu için stratejik bir öneme&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türklerin bu coğrafyaya vurdukları medeniyet mührünün temel unsuru vakıf sistemidir. Anadolu’yu Türk-İslam medeniyetine katarak vatan haline getiren atalarımız bunu vakıflar yoluyla başarmışlardır. İlk bakışta cami ve mescit gibi dinî yapıların öne çıkması vakıfların hizmetlerinin sadece bu alana hasredildiği izlenimini verse de vakıflar doğumdan ölüme hayatının her aşamasında insanlara yardım etmeyi hedefler. Eğitim, sağlık, sosyal yardımlaşma ve imar faaliyetleri bu hizmetlerin başında gelir. Hayır sahibi kimseler tarafından kurulan vakıflar toplumun her türlü ihtiyacını ücretsiz olarak karşılama gayesini güder. Bunun yanında vakfedilen ticari yapılar aracılığıyla bu sistem ekonomik ve ticarî hayata canlılık katmıştır.</p>
<p>Coğrafî konumu sebebiyle Ankara Anadolu için stratejik bir öneme sahiptir. Anadolu’nun dört bir tarafına uzanan yolların kavşak noktasında yer alması hasebiyle, medeniyetlerin uğruna mücadele verdiği şehirlerden biridir. Yine bu özelliği sebebiyle birçok defa istilaya maruz kalmış, büyük savaşlara sahne olmuştur. Heybetli Ankara kalesi kadim medeniyetlerin şehre bıraktığı bir tarihî mirastır.</p>
<p>Selçuklu hâkimiyetine geçince Ankara bir Türk-İslam şehrine dönüşür. Vakıflar aracılığıyla yaptırılan eserler kısa sürede şehre yeni bir kimlik kazandırmıştır. Selçuklular yıkıldıktan sonra da bu imar faaliyetleri devam eder. Bu dönemde Sultan Alâaddin Camii, Kızılbey Külliyesi, Şerafeddin Camii, Ahi Elvan Camii ile şehre mescit, medrese, han, hamam, zaviye, köprü ve türbe gibi yapılar kazandırılmıştır. Ayrıca bu hayratların çevresinde şehrin mahalleleri teşekkül eder. Ulu camisi, çarşı ve pazarı, şehrin doğusunda içine bir kasaba sığacak büyüklükteki kalesinin güneyinde kurulmuştur. Şehir bu dönemdeki yerini bazı değişiklikler olsa da Osmanlı devrinin sonuna kadar korumuştur.</p>
<p>Selçuklu devrinde ahilerin denetimindeki imalat ve üretim faaliyetleri Ankara’ya ekonomik canlılık getirmiştir. Osmanlı döneminde devlet bu gücün farkına varmış ve şehrin imarına ayrı bir önem verilmiştir. Bilhassa şehrin ticarî yönünü canlandıracak yatırımlar yapılmıştır. Hoca Paşa, Karaca Bey, Eyne Bey, Fenari İsa Bey, Turasan Bey ve Yeğen Bey Ankara’yı imar eden önemli hayır sahipleridir. Fatih devrinden itibaren sadrazam ve vezirlerin yürüttükleri imar çalışmalarıyla şehir en canlı günlerini yaşamıştır. Mahmud Paşa, İshak Paşa, Rum Mehmed Paşa, Rüstem Paşa ve Hasan Paşa’nın yaptırdıkları bedesten, han, hamam, çarşı ve yüzlerce dükkanla Ankara Anadolu’nun önemli ticarî merkezlerinden biri haline gelir. Bilhassa Ankara ve çevresinde üretilen sof, yurt dışına ihraç edildiğinden, şehre büyük canlılık getirmiştir. Bu dönemde kalenin dibinde “Yukarı yüz” diye isimlendirilen yerdeki bedestenin çevresinde çok sayıda han ve çarşı yapıldı. Ulus çevresi “Aşağı yüz” diye isimlendirilmiş, Suluhan ve çevresinde Karaoğlan ve Tahtakale gibi çarşılar inşa edilmişti. Bu iki merkez sonradan Uzun Çarşı ile birbirine bağlanmıştır. Görüldüğü üzere Ankara, iddia edildiği gibi küçük bir bozkır kasabası değildi. Aksine, Selçuklu ve Osmanlı devirlerindeki bazı kriz ve felaket dönemleri hariç, canlı ve mamur bir şehirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
