﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cafer Talha Şeker &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/cafertalhaseker/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2020 05:27:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Cafer Talha Şeker &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İran’ın Petrol Ringinde Son Raund</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/iranin-petrol-ringinde-son-raund/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2020 05:27:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Lord Curzon]]></category>
		<category><![CDATA[New York Times]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[William Morgan Shuster]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6315</guid>

					<description><![CDATA[Amerikalıların Ortadoğu’ya gelişine petrol şirketleri ve misyoner cemaatler öncülük etmişti. Ancak İran’da İngilizlere ve Ruslara meydan okuyan ilk ciddi adımlar 1911’de Tahran’a gönderilen danışman William Morgan Shuster ile atıldı diyebiliriz. İran maliyesini toparlamak için danışmanlık vazifesi üstlenen Amerikalı Shuster, kısa bir süre çalıştığı Tahran’da İngiltere, Rusya ve Almanya’nın rekabetini ve İran-Türkiye ilişkilerini müşahede etmişti. Shuster’in tespitlerine göre, İran’daki anayasa teşebbüslerinde Rusya daima menfi bir rol üstlenmişti. Ayrıca İran önemli bir güzergâh merkeziydi ve dış dünyaya açılırken komşusu Osmanlı’ya bağımlıydı. Fakat ülke üzerinde belirleyici iki güç vardı: Ruslar ve İngilizler. Shuster İran’ın Boğulması (The Strangling of Persia) başlığıyla kaleme aldığı eserinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikalıların Ortadoğu’ya gelişine petrol şirketleri ve misyoner cemaatler öncülük etmişti. Ancak İran’da İngilizlere ve Ruslara meydan okuyan ilk ciddi adımlar 1911’de Tahran’a gönderilen danışman William Morgan Shuster ile atıldı diyebiliriz. İran maliyesini toparlamak için danışmanlık vazifesi üstlenen Amerikalı Shuster, kısa bir süre çalıştığı Tahran’da İngiltere, Rusya ve Almanya’nın rekabetini ve İran-Türkiye ilişkilerini müşahede etmişti.</p>
<p>Shuster’in tespitlerine göre, İran’daki anayasa teşebbüslerinde Rusya daima menfi bir rol üstlenmişti. Ayrıca İran önemli bir güzergâh merkeziydi ve dış dünyaya açılırken komşusu Osmanlı’ya bağımlıydı. Fakat ülke üzerinde belirleyici iki güç vardı: Ruslar ve İngilizler. Shuster İran’ın Boğulması (The Strangling of Persia) başlığıyla kaleme aldığı eserinde İngilizlerin ve Rusların İran’a Amerikalıları sokmamakta kararlı olduklarına dikkat çekmişti. Tahran’daki İngiliz Elçisi Barclay’ın raporları da İngiltere ve Rusya’nın Tahran’daki para işlerine müdahale etmeye çalışan Amerikalı Shuster’ten hiç haz etmediklerini göstermektedir.</p>
<p>Shuster’in Tahran’daki varlığından rahatsız olan Ruslar, Kasım 1911’de İran Hükümeti’ne baskıyı arttırdı. <em>New York Times</em>, 26 Kasım 1911’de bu meseleyi manşete taşımış ve şu soruyu sormuştu: “Rusya Nasıl Shuster’e Saldırma Noktasına Geldi?”</p>
<p>34 yaşındaki Amerikan vatandaşı nihayet Rusların sert baskıları üzerine Aralık’ta İran’dan ayrıldı. Zira İran 1907’de İngiltere ile Rusya arasında paylaşılmış ve üçüncü bir ülkeye çıkar sahası açılmaması için gerekli adımlar atılmıştı. İran Hükümeti, ABD’nin gelişine dek bu iki aktöre bağımlı kalmaya devam edecekti.</p>
<p>Büyük Harp’ten sonra, 1919’da yeni hükümet kuran başvekil Hasan Han (Vüsuküddevle), İngiltere ile yapılacak görüşmelerde öne çıkan isimdi. Bu dönemde İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, Versailles’teki Paris Barış Konferansı’na, yerine geçecek olan Lord Curzon ise Ortadoğu’ya odaklanmıştı. Hatta Curzon İran’ı çok sevdiğini dile getiren bir isim olarak İran mütehassısı gibi davranmaya başlamıştı. İran’ı İngiltere’nin müstemlekesi yapmak istemiş, Cihan Harbi akabinde bunu gerçekleştirmek için gerekli adımları atmıştı. Türklerle Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra İran (savaşta taraf olmadığı halde) yeni bir antlaşma masasına sürükleniyordu. İran’ı temsilen imzaladığı 1919 İngiliz-İran Anlaşması, Hasan Han’ın ismini İran tarihine kara bir leke olarak yazacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2020">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rus Çarını Tahtından İndiren Doğu Akdeniz Rekabeti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/rus-carini-tahtindan-indiren-dogu-akdeniz-rekabeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 07:15:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Bonapart]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Habsburglar]]></category>
		<category><![CDATA[Napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[Paris]]></category>
		<category><![CDATA[Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5423</guid>

					<description><![CDATA[Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa, İspanyol tehdidine karşı 1526’da adeta Osmanlı himayesine girdi. Paris’teki monarşinin rakibi Habsburglar, Hıristiyan Fransa’nın “din düşmanı Türkler” ile diğer Hıristiyan devletlere karşı ittifak yapmasını çok aşağılık buluyorlardı. Hatta Fransa sahilindeki Toulon şehrinin sekiz ay Türk kolonisi olarak Osmanlı donanmasına üs olması ve şehirde beş vakit ezan okunup darü’l-İslam toprağı muamelesi görmesi Fransa’da da tepki görmüştü. Fakat 18. yüzyılda Osmanlı eski gücünü sürdüremediği gibi Fransa’nın hızla yükselmesi iki ülke arasındaki eski münasebetleri değiştirmeye başladı. 1700’de İstanbul’daki Fransız elçisi Saray’daki merasimde kılıcını çıkarmayı reddettiği gibi yüzyılın sonuna doğru Fransız orduları Doğu Akdeniz’de Osmanlı’ya silah doğrultacaklardı. Fransa’nın Mısır ve Suriye’yi işgal ederek İngiltere’nin önüne geçme politikası Osmanlı’yı sarsmaktan başka, Rusya’da darbe yaşanmasına bile yol açacaktı.</p>
<p>18. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’daki ittifakların değişikliği, Fransa’nın yükselişi ve Akdeniz-Hint Okyanusu hattında yaşanan gelişmeler dünya siyasetinde yeni bir dönemin doğuşunu hazırlıyordu. Genç Fransız Kumandan Napolyon Bonapart, 1797’de İtalya’da yürütülen operasyonları idare ediyordu. Bonapart’ın başarıları, Fransa ile Avusturya arasında Venedik Cumhuriyeti’ni tarihe gömüp İtalya’yı paylaşan Campo Formio Antlaşması’nın imzalanmasını sağladı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabistanlı Shakespear Yaşasaydı Arabistanlı Lawrence Efsane Olur Muydu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/arabistanli-shakespear-yasasaydi-arabistanli-lawrence-efsane-olur-muydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Babilliler]]></category>
		<category><![CDATA[British Museum]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Lawrence of Arabia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4896</guid>

					<description><![CDATA[1914’ten önceki yıllarda İngilizler, bugün Türkiye-Suriye sınırında kalan bölgelerde arkeolojik araştırmalar yapıyorlardı. British Museum üzerinden desteklenen bu araştırmalar Karkamış’ta yürütülüyordu. Buranın Suriye tarafına günümüzde ‘Cerablus’ denmektedir. Babilliler ile Mısırlılar arasında yapılan bir savaş bu bölgede cereyan etmişti ve bu savaş İncil’de zikredilmektedir. Dünya Savaşı’ndan önce burada faaliyet gösteren British Museum çalışanlarının bir kısmı aslında İngiliz casuslarıydı. Bunlardan biri de Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) ismiyle meşhur olacak olan Thomas Edward Lawrence idi. İngilizlerin Osmanlı idaresindeki Filistin’i askerî, içtimaî ve coğrafî açılardan analiz etmek için kurdukları eski keşif kuruluşlarından PEF (Palestine Exploration Fund), Lawrence gibi bazı araştırmacıları Kuzey Suriye’den Güney Suriye’ye&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1914’ten önceki yıllarda İngilizler, bugün Türkiye-Suriye sınırında kalan bölgelerde arkeolojik araştırmalar yapıyorlardı. British Museum üzerinden desteklenen bu araştırmalar Karkamış’ta yürütülüyordu. Buranın Suriye tarafına günümüzde ‘Cerablus’ denmektedir. Babilliler ile Mısırlılar arasında yapılan bir savaş bu bölgede cereyan etmişti ve bu savaş İncil’de zikredilmektedir.</p>
<ol>
<li>Dünya Savaşı’ndan önce burada faaliyet gösteren British Museum çalışanlarının bir kısmı aslında İngiliz casuslarıydı. Bunlardan biri de Lawrence of Arabia (Arabistanlı Lawrence) ismiyle meşhur olacak olan Thomas Edward Lawrence idi. İngilizlerin Osmanlı idaresindeki Filistin’i askerî, içtimaî ve coğrafî açılardan analiz etmek için kurdukları eski keşif kuruluşlarından PEF (Palestine Exploration Fund), Lawrence gibi bazı araştırmacıları Kuzey Suriye’den Güney Suriye’ye (Filistin’e) gönderdi. Doğu Akdeniz sahilinden Kızıldeniz’deki Akabe’ye uzanan çöl bölgesinde bilgi toplayan casuslar, bu bölgede Osmanlı ile savaşmayı planlayan İngiliz askerî stratejisine gerekli haritaları hazırlıyorlardı.</li>
</ol>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mehmet İpşirli: Osmanlı’nın Laik veya Anti-Laik gibi Tabirlere Hiç İhtiyacı Yoktu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mehmet-ipsirli-osmanlinin-laik-veya-anti-laik-gibi-tabirlere-hic-ihtiyaci-yoktu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:36:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Paşazâde]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet İpşirli]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı tarihçileri]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4461</guid>

					<description><![CDATA[Ünlü Şeyhülislâm ve Osmanlı tarihçisi Kemal Paşazâde askeriyeden ilmiyeye geçmişti. Siz de hukuktan başladınız, eğitime ve oradan tıbba, sonra da tarihçiliğe geçtiniz. Bu kararınızı etkileyen ne oldu? Buna karar yerine takdir demek lazım. Kayseri İmam Hatip Okulu’nu bitirdikten sonra lise imtihanlarını vererek hem İmam Hatip Okulu’ndan, hem de Kayseri Lisesi’nden diploma aldım. İmam Hatip diplomam ile 1963 senesinde İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne girdim. Enstitüye devam ederken 1964’te lise diploması ile üniversite imtihanına girip İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. Puanım yüksek olduğundan İstanbul Tıbba da girebileceğim belli olunca etrafın “Tıp kaçırılır mı? Topluma hizmet edersin, iyi para kazanırsın” gibi telkinlerine kapılarak fakülte&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><em><strong><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Ünlü Şeyhülislâm ve Osmanlı tarihçisi Kemal Paşazâde askeriyeden ilmiyeye geçmişti. Siz de hukuktan başladınız, eğitime ve oradan tıbba, sonra da tarihçiliğe geçtiniz. Bu kararınızı etkileyen ne oldu?</span></strong></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Buna karar yerine takdir demek lazım. Kayseri İmam Hatip Okulu’nu bitirdikten sonra lise imtihanlarını vererek hem İmam Hatip Okulu’ndan, hem de Kayseri Lisesi’nden diploma aldım. İmam Hatip diplomam ile 1963 senesinde İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne girdim. Enstitüye devam ederken 1964’te lise diploması ile üniversite imtihanına girip İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldum. Puanım yüksek olduğundan İstanbul Tıbba da girebileceğim belli olunca etrafın “Tıp kaçırılır mı? Topluma hizmet edersin, iyi para kazanırsın” gibi telkinlerine kapılarak fakülte değiştirdim. İki sene tıbba devam ettim, ancak beni açmadı. Yeniden üniversite sınavı ile isteyerek İstanbul Tarih’e kaydoldum, böylece iki senem heba oldu. İslam Enstitüsü’ne severek devam ediyordum. Babam çok önceden rahmetli olduğundan ailevi sorumluluğum da vardı, yani çalışıyordum. Hayli yoğun bir tempoyla 1967’de enstitüden, 1970’de üniversiteden mezun oldum. Her iki eğitim kurumda da, farklı değerleri temsil eden çok kıymetli hocalarım oldu. Hepsini rahmetle yad ediyorum. Enstitüde Ömer Nasuhi Efendi, Ali Üsküdarlı, Nihat Sami Banarlı, Mahir İz, Ali Nihat Tarlan, Hilmi Ziya Ülken gibi birbirinden değerli hocalardan dersler aldık. Bu hocalar Osmanlı’nın son dönemini idrak etmişler, yaşadıkları açı tatlı hatıralarını ibret almamız için bizimle paylaşırlardı. Üniversitede Tayyib Gökbilgin, Nejat Göyünç, İbrahim Kafesoğlu, Zeki Velidi Togan gibi içeride ve dışarda tanınan hocalardan dersler aldık, pek çok hatıralarını dinledik. Üniversite hocaları ilmî çalışmaya, akademik kariyere bizleri teşvik ederler, hayrül halef olacağımızı söylerlerdi. Bilhassa rahmetli Nejat Hoca’nın teşviki ile devlet imtihanını kazanıp 1971-76 yılları arasında Edinburgh’da master ve doktorayı tamamladım, dönüşte rahmetli Gökbilgin Hocam beni mezun olduğum Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti kürsüsüne asistanı olarak aldı. 1977’de emekli olunca onun Osmanlı teşkilat derslerinin bazılarını vermeye başladım. Kürsü başkanı Prof. Mübahat Kütükoğlu Hocam bu konuda teşvik etti.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Hilafeti Nasıl Kaldırdı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/mustafa-kemal-hilafeti-nasil-kaldirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:20:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4440</guid>

					<description><![CDATA[1880’lerden itibaren Osmanlı jeopolitiğinde kıyasıya İngiliz-Alman rekabeti yaşanmaktaydı. Berlin’i Basra’ya bağlayıp yeni Avrasya ticaret güzergâhını inşa etmek isteyen Alman stratejisi, hem Anadolu ve Bağdat Demiryolu projelerini Osmanlı ile birlikte gerçekleştirmek, hem de Mezopotamya (Irak) petrollerini ele geçirmek istiyordu. İngilizler bunu durdurmayı hedeflerken, Sultan Abdülhamid iki ülke arasında denge politikasını sürdürüyordu. Bu dönemden itibaren hilafet Asya’daki İngiliz çıkarlarına aykırı görülmeye başlandı. Osmanlı ordusunun modernizasyon ve danışmanlık işleri de zamanla İngilizler ve Almanlara verilmişti. Almanların İstanbul’a gönderdikleri altınların hatırına Enver Paşa ile arkadaşlarının Osmanlı’yı bir oldubittiyle 1. Cihan Harbi’ne çekmek üzere oldukları 1914 yazında, kabinede olduğu gibi ordu içinde de zıt görüşler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">1880’lerden itibaren Osmanlı jeopolitiğinde kıyasıya İngiliz-Alman rekabeti yaşanmaktaydı. Berlin’i Basra’ya bağlayıp yeni Avrasya ticaret güzergâhını inşa etmek isteyen Alman stratejisi, hem Anadolu ve Bağdat Demiryolu projelerini Osmanlı ile birlikte gerçekleştirmek, hem de Mezopotamya (Irak) petrollerini ele geçirmek istiyordu. İngilizler bunu durdurmayı hedeflerken, Sultan Abdülhamid iki ülke arasında denge politikasını sürdürüyordu. Bu dönemden itibaren hilafet Asya’daki İngiliz çıkarlarına aykırı görülmeye başlandı. Osmanlı ordusunun modernizasyon ve danışmanlık işleri de zamanla İngilizler ve Almanlara verilmişti. Almanların İstanbul’a gönderdikleri altınların hatırına Enver Paşa ile arkadaşlarının Osmanlı’yı bir oldubittiyle 1. Cihan Harbi’ne çekmek üzere oldukları 1914 yazında, kabinede olduğu gibi ordu içinde de zıt görüşler çatışıyordu. Alman karşıtı saftaki askerlerden biri de Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal, 1917’de Suriye’den Enver Paşa’ya yazdığı raporda bu savaşın zaten kaybedileceğini ve Anadolu’ya çekilip orada yeniden teşkilatlanmak gerektiği fikrini savunmaktaydı. Nutuk’taki ifadelerine göre ise Sultan Vahidüddin ile görüşüp İstanbul’dan ayrılmadan önce de Osmanlı Devleti’nin artık miadını tamamladığını düşünüyordu. Millî Mücadele’nin başından beri nasıl kahramanlıklar yaptığını, sonradan arasının bozulduğu kişilerin ise eskiden beri dış güçlere sempatiyle baktıklarını açıklamaya çalışıyordu. Onlar Amerikancılık yaparken kendisinin tam bağımsızlığı savunduğunu dile getiriyordu ancak başından beri İngilizlerle işbirliği yapmaya verdiği önemi henüz dile getirmemişti.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Michael Provence “Fransızlar Mustafa Kemal’e Silah Gönderdi; O Da Suriye’yi Onlara Bıraktı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/michael-provence-fransizlar-mustafa-kemale-silah-gonderdi-o-da-suriyeyi-onlara-birakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2019 07:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Modern Ortadoğu'nun Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu tarihçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı modernleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Son Osmanlı Nesli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4354</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu tarihçileri ve şarkiyat araştırmaları bölge tarihini ele alırken genellikle milliyetlerin doğuşuna odaklanıyor. Ancak siz 2017 yılında çıkan “Son Osmanlı Nesli ve Modern Ortadoğu’nun Kuruluşu” adlı kitabınızda farklı bir noktadan bakmayı tercih ediyorsunuz. Millî tarih merkezli tarih yazıcılığının göz ardı ettiği veya dikkatlerden kaçırdığı neydi sizce? Millî tarih yazıcılığı, çöküşler ve yeniden dirilişlere atıf yaparak milliyetçi bir üslup benimsiyor. Ben çalışmamda tarihî devamlılığı göstermek istedim. Bence bazı milliyetçi tarihçilerin iddia ettikleri gibi 1914’te var olan müesseseler, tecrübeler, görüşler ve kültür 1918’de birden yok olmadı. 20. yüzyıl Ortadoğu tarihinin, Osmanlı modernleşmesini yürüten üst tabaka ve Avrupa emperyalizminden bağımsız anlaşılamayacağını düşünüyorsunuz. Avrupa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Ortadoğu tarihçileri ve şarkiyat araştırmaları bölge tarihini ele alırken genellikle milliyetlerin doğuşuna odaklanıyor. Ancak siz 2017 yılında çıkan “Son Osmanlı Nesli ve Modern Ortadoğu’nun Kuruluşu” adlı kitabınızda farklı bir noktadan bakmayı tercih ediyorsunuz. Millî tarih merkezli tarih yazıcılığının göz ardı ettiği veya dikkatlerden kaçırdığı neydi sizce?</em></strong></p>



<p>Millî tarih yazıcılığı,
çöküşler ve yeniden dirilişlere atıf yaparak milliyetçi bir üslup benimsiyor.
Ben çalışmamda tarihî devamlılığı göstermek istedim. Bence bazı milliyetçi
tarihçilerin iddia ettikleri gibi 1914’te var olan müesseseler, tecrübeler,
görüşler ve kültür 1918’de birden yok olmadı.</p>



<p><strong><em>20. yüzyıl Ortadoğu tarihinin, Osmanlı modernleşmesini yürüten üst tabaka ve Avrupa emperyalizminden bağımsız anlaşılamayacağını düşünüyorsunuz. Avrupa emperyalizmi pek çok açıdan yazılıp çizildi fakat modern Ortadoğu tarih yazımında Osmanlı mirası göz ardı edildi. Neden?</em></strong></p>



<p>Kolonyalizm (sömürgecilik) kimse için kahramanca ve beğenilen bir hikâye değildir. Böyle görüldüğü için Osmanlı tarihi hem Ortadoğu’da, hem Avrupa’da göz ardı edilmiştir. Bazı Türk tarihçilere göre Osmanlı mazisi çekicidir ve geçmişe sempatiyle bakılır, hatta dindarlara göre harikadır. Ancak Araplar için -her ne kadar son 10 seneyi aşkın süredir bu anlayış değişmeye başlamış olsa da- Osmanlı geçmişi işgal dönemi olarak görülmekteydi.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2019">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Aksay: Erbakan, Feyzioğlu’na Üç Kere ‘Bre Mason!’ Diye Bağırmıştı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/hasan-aksay-erbakan-feyziogluna-uc-kere-bre-mason-diye-bagirmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 21:16:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Erbakan Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüş Motor]]></category>
		<category><![CDATA[Merve Kavakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4175</guid>

					<description><![CDATA[Necmettin Erbakan ile nasıl tanıştınız? Osmaniye Özel Lisesi mali sıkıntıya düşmüştü ve sıkı bir müdür arıyorlardı. Belediyenin tahsis ettiği bir binada kurulmuş, 600 küsur talebesi olan bir liseydi. Bana müdürlük teklifi geldi. Teklifi duyan Millî Eğitim Müdürü bana, “İmamdan lise müdürü tayin etmem, bunu kafana iyi koy!” dedi. O zamanlar ilahiyat mezunlarından müdür falan yoktu. Bu liseye geçtim, bir sene kadar müdürlük yapmıştım ki bana Erbakan’dan bahsedip Gümüş Motor’a gitmemi tavsiye ettiler. 1958 sonlarıydı, İstanbul’a geldim. Necmettin Bey, Gümüş Motor’un Umumi Müdürü idi. Merve Kavakçı’nın dayısı Turan Güngen de şirketin Umum Müdür Yardımcısı idi. Necmettin Bey ile tanışmamız bu tarihe&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Necmettin Erbakan ile nasıl tanıştınız?</em></strong></p>



<p>Osmaniye Özel Lisesi mali sıkıntıya düşmüştü ve sıkı bir müdür arıyorlardı. Belediyenin tahsis ettiği bir binada kurulmuş, 600 küsur talebesi olan bir liseydi. Bana müdürlük teklifi geldi. Teklifi duyan Millî Eğitim Müdürü bana, “İmamdan lise müdürü tayin etmem, bunu kafana iyi koy!” dedi. O zamanlar ilahiyat mezunlarından müdür falan yoktu. Bu liseye geçtim, bir sene kadar müdürlük yapmıştım ki bana Erbakan’dan bahsedip Gümüş Motor’a gitmemi tavsiye ettiler. 1958 sonlarıydı, İstanbul’a geldim. Necmettin Bey, Gümüş Motor’un Umumi Müdürü idi. Merve Kavakçı’nın dayısı Turan Güngen de şirketin Umum Müdür Yardımcısı idi. Necmettin Bey ile tanışmamız bu tarihe dayanır.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2019">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a>&nbsp;﻿</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal’in Halife Olmasını Kim İstedi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/mustafa-kemalin-halife-olmasini-kim-istedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:55:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet makamı]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[petrol meseleleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4123</guid>

					<description><![CDATA[Sultan Abdülhamid’in Batı’ya karşı etkili bir şekilde kullandığı hilafet makamı, küresel aktörlerin çıkarlarını tehdit etmeye başladığı için 1880’lerden itibaren İngiltere başta olmak üzere bazı ülkelerin hedefindeydi. Ancak 1920’lerde ABD’nin iddialı bir şekilde Ortadoğu’ya gelişi, hâlihazırda bölgede yaşanan İngiliz-Fransız rekabetini farklı bir safhaya sürükleyecekti. İngiliz arşiv kayıtlarına göre, İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki ticarî çıkarları ve hilafet politikaları, ABD’nin petrolü bu ikisine bırakmama politikasıyla bir araya gelince Türkiye’nin yeni dönemde hilafet ve petrol meseleleri arasında kalmasına yol açacaktı. Peki, İngiltere Osmanlı’nın Büyük Harp sonrasında en zayıf olduğu zamanda Fransa ve ABD ile rekabet ederken bu eski tehdidi istediği gibi ortadan kaldırabilecek miydi?&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülhamid’in Batı’ya karşı etkili bir şekilde kullandığı hilafet makamı, küresel aktörlerin çıkarlarını tehdit etmeye başladığı için 1880’lerden itibaren İngiltere başta olmak üzere bazı ülkelerin hedefindeydi. Ancak 1920’lerde ABD’nin iddialı bir şekilde Ortadoğu’ya gelişi, hâlihazırda bölgede yaşanan İngiliz-Fransız rekabetini farklı bir safhaya sürükleyecekti. İngiliz arşiv kayıtlarına göre, İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu’daki ticarî çıkarları ve hilafet politikaları, ABD’nin petrolü bu ikisine bırakmama politikasıyla bir araya gelince Türkiye’nin yeni dönemde hilafet ve petrol meseleleri arasında kalmasına yol açacaktı. Peki, İngiltere Osmanlı’nın Büyük Harp sonrasında en zayıf olduğu zamanda Fransa ve ABD ile rekabet ederken bu eski tehdidi istediği gibi ortadan kaldırabilecek miydi? Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele esnasında ve Lozan diplomasisinde hilafetin gücünü kullanıyordu. Bilhassa Sultan Vahdeddin’in İstanbul’dan ayrılmasından sonra kendisini halife ilan etse kitleleri peşinden sürükleyebileceğini herkes biliyordu. 1921’de Suriye’de yaşananlar ve Anadolu’daki mücadele hakkında yabancı basına mülakat verirken ‘İslamcı’ bir siyasetçi üslubuyla konuşuyordu. Kimse böyle konuşan birinin birkaç sene sonra hilafetsiz yeni bir düzenin başına geçeceğini tahmin edemezdi. Dolayısıyla hilafet makamının gücü, Paşa’nın elinde olmadan bile rakiplerine karşı onun önünü açıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Çin Müslüman Amiral Zıng Hı’nın Ticaret Politikalarını Canlandırıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/kuresel-cin-musluman-amiral-zing-hinin-ticaret-politikalarini-canlandiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:28:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İberya Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[İspanyollar]]></category>
		<category><![CDATA[Portekizliler]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret güzergahları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3826</guid>

					<description><![CDATA[16.yüzyıl başlarında Venedik kayıtlarına yansıyan bilgilere göre mutaassıp Avrupalı Katolikler şöyle söylüyorlardı: “Portekizliler ve İspanyollar ‘İsa düşmanı’ Yahudileri İberya Yarımadası’ndan çıkardıkları için Tanrı onların ülkesine rahmet yağdırmaya başladı ve Uzak Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarına yardımcı oldu”. 1490’larda Portekizliler Afrika’yı dolanarak Asya limanlarına ulaştıklarında altın madenleri ve dönemin stratejik hammaddesi baharatlara ulaşmışlardı. Oysa işin aslı, 15. yüzyılda Anadolu’da Bizans tarihinin tamamen sona ermesi ve Avrasya ticaret güzergâhının kilit bölgelerinden Doğu Akdeniz’in tamamen Müslümanlar eline geçmesiyle Avrupalı tüccarın Akdeniz’de (her dinden insanların sığındığı) Osmanlılar ve Memlûklere vergi ödemekten kurtulmak için Akdeniz dışına ilgi duymaya başlamalarıyla alakalıydı. Ancak İberyalıların Asya’ya ulaşmasından çok daha önce&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>16.yüzyıl başlarında Venedik kayıtlarına yansıyan bilgilere göre mutaassıp Avrupalı Katolikler şöyle söylüyorlardı: “Portekizliler ve İspanyollar ‘İsa düşmanı’ Yahudileri İberya Yarımadası’ndan çıkardıkları için Tanrı onların ülkesine rahmet yağdırmaya başladı ve Uzak Doğu’nun zenginliklerine ulaşmalarına yardımcı oldu”. 1490’larda Portekizliler Afrika’yı dolanarak Asya limanlarına ulaştıklarında altın madenleri ve dönemin stratejik hammaddesi baharatlara ulaşmışlardı. Oysa işin aslı, 15. yüzyılda Anadolu’da Bizans tarihinin tamamen sona ermesi ve Avrasya ticaret güzergâhının kilit bölgelerinden Doğu Akdeniz’in tamamen Müslümanlar eline geçmesiyle Avrupalı tüccarın Akdeniz’de (her dinden insanların sığındığı) Osmanlılar ve Memlûklere vergi ödemekten kurtulmak için Akdeniz dışına ilgi duymaya başlamalarıyla alakalıydı. Ancak İberyalıların Asya’ya ulaşmasından çok daha önce (15. yüzyılın ilk yarısında) Çinlilerin Batı’ya uzandıkları ve Hint Okyanusu sahillerinde ticareti kontrol etmeye başladıkları bilinmekteydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Budak “İngilizler Osmanlı Ordusu’nun Fethini Engelleyemedi.”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/mustafa-budak-ingilizler-osmanli-ordusunun-fethini-engelleyemedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Talha Şeker]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:12:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-İran Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ruslar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3711</guid>

					<description><![CDATA[Doktoranızı Kırım Harbi esnasında Kafkasya cephesinde yaşananlar üzerine yaptınız. Hem Kafkasya halkı hem de Osmanlı’nın bölgedeki çıkarları açısından bakacak olursak Azerbaycan’da nasıl bir ortam vardı? Şurası bilinmelidir ki Ruslar, 19. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdikleri işgal ve antlaşmalarla İran ve Osmanlı devletleri karşısında Kafkasya’da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Bu dönemde Ruslar, Gence (1804), Derbend ve Kuba (1806), Bakü (1807) Taliş/Lenkeran Hanlığı (1812), Şeki/Nuha Hanlığı(1819), Karabağ (1822) ile İlisu/Zakatala (1844) gibi Azerbaycan hanlıklarını işgal etmiş ve kendi idarî yapılarını kurmuşlardı. Rusya, 1826-28 yılları arasında cereyan eden Rus-İran Savaşı ve sonunda imzalanan Türkmençay Antlaşması (1828) ile İran’ın, 1828-29 Osmanlı-Rus Harbi ve ardından imzalanan Edirne&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Doktoranızı Kırım Harbi esnasında Kafkasya cephesinde yaşananlar üzerine yaptınız. Hem Kafkasya halkı hem de Osmanlı’nın bölgedeki çıkarları açısından bakacak olursak Azerbaycan’da nasıl bir ortam vardı?</em></strong></p>
<p>Şurası bilinmelidir ki Ruslar, 19. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdikleri işgal ve antlaşmalarla İran ve Osmanlı devletleri karşısında Kafkasya’da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Bu dönemde Ruslar, Gence (1804), Derbend ve Kuba (1806), Bakü (1807) Taliş/Lenkeran Hanlığı (1812), Şeki/Nuha Hanlığı(1819), Karabağ (1822) ile İlisu/Zakatala (1844) gibi Azerbaycan hanlıklarını işgal etmiş ve kendi idarî yapılarını kurmuşlardı. Rusya, 1826-28 yılları arasında cereyan eden Rus-İran Savaşı ve sonunda imzalanan Türkmençay Antlaşması (1828) ile İran’ın, 1828-29 Osmanlı-Rus Harbi ve ardından imzalanan Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829) ile de Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’daki hâkimiyetine son vermişti. Özellikle, Edirne barışından Kırım Harbi’ne kadar geçen dönemde Osmanlı Devleti açıkça Kafkasya’da gözükmekten çekinmiş ve Kafkasya’yı Rusya’ya bırakmıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2018">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
