﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülya Küçük &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/hulyakucuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Nov 2022 12:07:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hülya Küçük &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İstiklâl Harbi’nde Mevlevîler Ve Bektâşiler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/istiklal-harbinde-mevleviler-ve-bektasiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 12:05:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kırşehir Mebusu]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhi Abdülhalîm Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8774</guid>

					<description><![CDATA[TBMM’nin kuruluşunda iki başkan vekilinin de şeyh, daha doğrusu çelebi olması dikkat çekicidir: Konya mebusu ve Mevlânâ Dergâhı Postnişini/Şeyhi Abdülhalîm Çelebi ile Kırşehir Mebusu ve Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi. Bu, bugün olduğu gibi o zaman da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ve Hacı Bektâş Velî soyundan gelmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir mahiyettedir. Başlatılan büyük mücadelenin halk tarafından kabul görmesi için sadece bu destekleri bile yeterliydi. Ama bu iki tarikat başka açılardan da millî hareketin meşrulaştırılması için gayret göstermiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TBMM’nin kuruluşunda iki başkan vekilinin de şeyh, daha doğrusu çelebi olması dikkat çekicidir: Konya mebusu ve Mevlânâ Dergâhı Postnişini/Şeyhi Abdülhalîm Çelebi ile Kırşehir Mebusu ve Bektâşî Şeyhi Ahmed Cemâleddîn Çelebi Efendi. Bu, bugün olduğu gibi o zaman da Mevlânâ Celâleddîn Rûmî ve Hacı Bektâş Velî soyundan gelmenin ne kadar ehemmiyetli olduğunu gösterir mahiyettedir. Başlatılan büyük mücadelenin halk tarafından kabul görmesi için sadece bu destekleri bile yeterliydi. Ama bu iki tarikat başka açılardan da millî hareketin meşrulaştırılması için gayret göstermiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İbnü’l-Arabî’ye Göre Allah’ın Sıfatlarının Bir Kısmı Kadında Bir Kısmı Erkekte Tecelli Etmiştir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/ibnul-arabiye-gore-allahin-sifatlarinin-bir-kismi-kadinda-bir-kismi-erkekte-tecelli-etmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hülya Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ehlullah]]></category>
		<category><![CDATA[emmâre]]></category>
		<category><![CDATA[İbnü'l-Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî]]></category>
		<category><![CDATA[levvâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6844</guid>

					<description><![CDATA[Klasik tasavvufta kadın, nefis ve dünya ile özdeşleştirilerek kendisinden kaçılması gereken bir dünya süsü olarak sunulur. Ancak nefsin sadece “emmâre” hâli kötüdür ve mücâhede ve riyâzet yoluyla levvâme, mülhime gibi mertebeleri kat etme imkânı her zaman mümkündür. Aslında tasavvufta kadının diğer İslamî ilim dallarındakinden daha liberal bir statüde karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Kadın konusunda en müspet şekilde konuşan sufilerin başında Muhyiddin İbnü’l-Arabî (ö. 1240) gelir. “Tasavvuf yoluna girişinin başlangıcında, Allah’ın hiddetine maruz kalmaktan korkacak kadar, dünyada kadınlardan en çok nefret eden kişi” olduğunu bizzat ifade eden İbnü’l-Arabî (el-Fütûhât, IV/106), “Bana dünyadan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve [üçüncüsü olan] namaz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik tasavvufta kadın, nefis ve dünya ile özdeşleştirilerek kendisinden kaçılması gereken bir dünya süsü olarak sunulur. Ancak nefsin sadece “emmâre” hâli kötüdür ve mücâhede ve riyâzet yoluyla levvâme, mülhime gibi mertebeleri kat etme imkânı her zaman mümkündür. Aslında tasavvufta kadının diğer İslamî ilim dallarındakinden daha liberal bir statüde karşımıza çıktığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Kadın konusunda en müspet şekilde konuşan sufilerin başında Muhyiddin İbnü’l-Arabî (ö. 1240) gelir. “Tasavvuf yoluna girişinin başlangıcında, Allah’ın hiddetine maruz kalmaktan korkacak kadar, dünyada kadınlardan en çok nefret eden kişi” olduğunu bizzat ifade eden İbnü’l-Arabî (<em>el-Fütûhât</em>, IV/106), “Bana dünyadan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve [üçüncüsü olan] namaz ise gözümün nuru kılındı” (Nesâî, <em>İşretü’n-Nisâ’</em>, 1) hadisini öğrenince, nefsini bu hâlinden vazgeçirme mücahedesine koyulur. Nihayetinde “kadınlara karşı en müşfik, haklarına karşı en riayetkâr” bir insan haline geldiğini söyler (<em>el-Fütûhât</em>, IV/106).</p>
<p>Ona göre, bütün ariflerin kadın sevgisi bu hadise dayanır. Erkek onunla birlikteyken Allah’ladır ve secde halindedir. Varlık tek bir evdir ve bu evin Rabb’i de tektir. Yaratılmış olan her şey ehlullahtır ve kadın, erkeğin diğer yarısıdır. İnsaniyet, kadın ve erkeği câmi/kapsayan bir hakikattir ve burada erkeğin kadına üstünlüğü yoktur. Şu kadar var ki, göğün yere üstünlüğü kadar aralarında bir derece farkı vardır. Erkek âlemin muhtasarı, kadın da onun muhtasarıdır ve bu açıdan ona yetişemez. Derece olarak kadının ondan aşağıda olmasının sebebi, kadının ondan/onun eğe kemiğinden yaratılmış olmasındandır. Bu, bütün varlıkta böyledir ve durum sadece Hz. Meryem’de tersinedir: Hz. İsa (as) ondan yaratılmıştır. Ayrıca, Âdem ve Havvâ’da olduğu gibi her zaman erkek fâil, kadın münfâildir. Burada infial, “tekvin mahalli” demektir.</p>
<p>İbnü’l-Arabî, “Allah, erkek ve kadın” üçlüsü arasında çok sıkı bir sevgi bağı olduğuna inanır. Erkeğin kadına sevgisi, küllün (bütünün), ba’za (kendisinin bir kısmına) olan sevgisidir. Bunun için şair, “Ben Ehvâ’yım, Ehvâ da ben” demiştir. Kadın sevgisi, Allah’a götürür. Hz. Peygamber’in (sas) Âişe’yi sevmesinin sebebi de buydu. Şöyle ki: Allah, Âdem’i (yani erkeği) kendi sureti üzerine yaratmış, Âdem’den yarattığı Havvâ’yı (yani kadını) da Âdem’in (erkeğin) sureti üzerine yaratmıştır. Bu demektir ki, Allah erkeğin, erkek de kadının ‘vatanı’dır. Aralarındaki sevgi de bundan kaynaklanmaktadır. Allah’ın sıfatlarının bir kısmı kadında, bir kısmı erkekte tecelli etmiştir ve ancak bu ikilinin birlikteliği anında Allah’ın sıfatlarının hepsini bir arada müşahede etmek mümkündür.</p>
<p>İbnü’l-Arabî’nin çevresindeki kadınların ilk halkası, hiç şüphesiz ailesindeki kadınlar, yani annesi ve kız kardeşleridir. İbnü’l-Arabî’ye göre, oğlun anneye değil de babaya nispeti asıldır ve her açıdan oğul, babasına daha çok benzer. Hz. İsa’nın annesine nispeti, babaya nispetinin mümkün olmamasından dolayıdır. Zaten kadın, erkeğin eğe kemiğinden yaratılmıştır ve onun bir parçasıdır. Kadın, önce erkek, yani baba; sonra kadın, yani annedir. Kadın, “erkeklik”te ve “babalık”ta erkeğe mülhaktır. Bu sebeple insanın sadece annesine veya sadece babasına değil, ikisine birden itaati emredilir. Şu kadar var ki anne, oğlun varlığına sebepse de, oğul erkek olarak babaya ve dolayısıyla kadının bir cüzü olduğu varlığa daha yakındır. Daha da önemlisi, biz İbnü’l-Arabî’nin terminolojisinde <em>el-ümm</em> (ana: el-Câmi, yaratma mahalli, ilham eden, değiştiren, dönüştüren ve yaratan), <em>ümmühâtü’l-kelimât</em> veya <em>ümmühâtü’l-ıstılâh</em> (kelime veya terimlerin anası), gibi anneliğin altını çizen bazı kelimelere rastlıyor oluşumuzdur. Bu, onun anne sevgisinin tabii bir sonucu olsa gerektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
