﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Yürük &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/huseyinyuruk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Apr 2023 08:34:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Hüseyin Yürük &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Hikâyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/cumhuriyet-tarihi/cumhurbaskani-turgut-ozalin-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:34:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9266</guid>

					<description><![CDATA[12 Eylül darbesinin ardından başbakan yardımcılığına, çok geçmeden de başbakanlığa geçen Turgut Özal, Halkın hususi alâka ve teveccühüne mazhar olmuş nevi şahsına münhasır bir politikacıydı. kasım 1989’da “dindar ve hacı” vasıflarıyla ilk sivil cumhurbaşkanı olarak göreve geldi. 17 nisan 1993’te şüpheli biçimde hayatını kaybeden özal’ı Vefatının 30. sene-i devriyesinde hayırla yâd ederken, dramatik ve mücadelelerle dolu ömür perdesini aralıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül darbesinin ardından başbakan yardımcılığına, çok geçmeden de başbakanlığa geçen Turgut Özal, Halkın hususi alâka ve teveccühüne mazhar olmuş nevi şahsına münhasır bir politikacıydı. kasım 1989’da “dindar ve hacı” vasıflarıyla ilk sivil cumhurbaşkanı olarak göreve geldi. 17 nisan 1993’te şüpheli biçimde hayatını kaybeden özal’ı Vefatının 30. sene-i devriyesinde hayırla yâd ederken, dramatik ve mücadelelerle dolu ömür perdesini aralıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2023">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’i Kimler, Neden Öldürdü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/trabzon-mebusu-ali-sukru-beyi-kimler-neden-oldurdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 09:02:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şükrü Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmetçik]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9192</guid>

					<description><![CDATA[Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millî Mücadele’nin samimi simalarından olan Ali Şükrü Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra meclisteki muhalif kanatta yer aldı. İyi bir münevver olduğu kadar kuvvetli bir hatip ve tenkitçiydi. Lozan görüşmeleri sırasında hükümete yönelttiği sert eleştirilerle birilerinin keyfini kaçırdığı anlaşılıyordu. Hükümeti, Mehmetçiğin cephede kanıyla kazandığı zaferi anlaşma masasında heba etmekle suçluyor, görüşmelere yeni bir ekip gönderilmesini teklif ediyordu. 27 Mart 1923 günü aniden ortadan kayboldu. Cesedi birkaç gün sonra bir çukurda bulundu. Anlaşılan o ki, Ali Şükrü Bey Birinci Meclis’te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefatının 105. Seni-İ Devriyesinde “Tarih Yapan Son Padişah”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/vefatinin-105-seni-i-devriyesinde-tarih-yapan-son-padisah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 08:59:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9062</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Abdülhamid’le teşrik-i mesaisi bulunan yerli yabancı devlet adamlarının, bürokratların ve onun hakkında ciddi eserlere imza atmış olan akademisyen ve müelliflerin kaleminden bir lideri zirve şahsiyet yapan hususiyetleri, vasıfları ve hizmetleri&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz İhtilâl’in Perde Arkası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/beyaz-ihtilalin-perde-arkasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 09:40:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz İhtilâl]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8924</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de birçok kere denenmiş olsa da çok partili hayat ilk defa 14 Mayıs 1950’de hayata geçirilebilmiş ve iktidara Demokrat Parti gelmişti. O tarihe kadar ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün bezdirme politikalarına mukabil halk, sonuna kadar Demokrat Parti’nin arkasında durmuştu. Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir tecrübe ettiği çok partili siyasî hayatın vücut bulması, hileli ve sancılı bir sürecin ardından gerçekleşecek; Halk Partililerin “Beyaz İhtilâl” olarak tavsif ettiği yeni hareket, halk nezdinde “Demir Kırat” adıyla kabul görecekti. İşte o günlere tutulan bir projeksiyon… &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de birçok kere denenmiş olsa da çok partili hayat ilk defa 14 Mayıs 1950’de hayata geçirilebilmiş ve iktidara Demokrat Parti gelmişti. O tarihe kadar ülkeyi tek başına yöneten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün bezdirme politikalarına mukabil halk, sonuna kadar Demokrat Parti’nin arkasında durmuştu. Türkiye’nin 70 yılı aşkın süredir tecrübe ettiği çok partili siyasî hayatın vücut bulması, hileli ve sancılı bir sürecin ardından gerçekleşecek; Halk Partililerin “Beyaz İhtilâl” olarak tavsif ettiği yeni hareket, halk nezdinde “Demir Kırat” adıyla kabul görecekti. İşte o günlere tutulan bir projeksiyon…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tartışmalı Harekât: Sarıkamış</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/tartismali-harekat-sarikamis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[harekât]]></category>
		<category><![CDATA[Sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[Tanpınar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8838</guid>

					<description><![CDATA[“Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandıkları şekilde ölümün zaferi idi. Dört yıl bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmişti. Ölüm, her yana dolu dizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her şeyi biçmişti. Ölüm, bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu.” Tanpınar’ın bu sözlerle tasvir ettiği Sarıkamış harekâtının tartışmalı sayfalarını şahitler ve kayıtlar üzerinden aralıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Bu, eski ressamların tasvir etmekten hoşlandıkları şekilde ölümün zaferi idi. Dört yıl bu dağlarda kurtlara insan etinden ziyafetler çekilmişti. Ölüm, her yana dolu dizgin saldırmış, seçmeden avlamıştı. Uğursuz tırpan durmadan bir saat rakkası gibi işlemiş, rast geldiği her şeyi biçmişti. Ölüm, bu kadar yakından kokladığı insanların peşini kolay kolay bırakmıyordu.” Tanpınar’ın bu sözlerle tasvir ettiği Sarıkamış harekâtının tartışmalı sayfalarını şahitler ve kayıtlar üzerinden aralıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serbest Fırka Senaryosu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/serbest-firka-senaryosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:28:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Okyar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[SCF]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8736</guid>

					<description><![CDATA[Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halkın Tek Parti iktidarına yönelik şikâyetlerinin bir neticesi olarak, aynı zamanda haricî baskılara karşı bir emniyet supabı olmak üzere bizzat Mustafa Kemal’in emriyle Fethi Okyar’a kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası üç ay sonra yine onun emriyle kapatılmıştı. Peki, 95 günde ne değişmişti? Kısa sürede halkın teveccüh ve güvenini kazanan SCF neden ülkeye “irtica getiren bir odak” olmakla suçlanıyordu? Yakın tarihimizin en tartışmalı hadiselerinden olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve kapatılması hakkında dönemin şahitleri, tarihçiler ve araştırmacılar ne söylemişti, birlikte hatırlayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkan Harbi Ve Rumeli&#8217;ye Deda</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/balkan-harbi-ve-rumeliye-deda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 11:33:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Batı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8593</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nda tarihinin en ağır hezimetine uğradı. Batı sınırlar Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç Nehri’ne kadar geriledi. Altı asırdır Türk vatanı olan Rumeli kaybedilirken, İstanbul canlarını kurtarmak için katliamlardan kaçan aç ve perişan on binlerce muhacire kucak açtı. 93 Harbi psikozunu derinleştiren felâket olarak değerlendirilen Balkan Harbi’ne dair, aradan geçen 110 senenin hafızalardan silemediği elim manzaralar. &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti, Balkan Savaşları’nda tarihinin en ağır hezimetine uğradı. Batı sınırlar Adriyatik Denizi kıyılarından Meriç Nehri’ne kadar geriledi. Altı asırdır Türk vatanı olan Rumeli kaybedilirken, İstanbul canlarını kurtarmak için katliamlardan kaçan aç ve perişan on binlerce muhacire kucak açtı. 93 Harbi psikozunu derinleştiren felâket olarak değerlendirilen Balkan Harbi’ne dair, aradan geçen 110 senenin hafızalardan silemediği elim manzaralar.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Parti Devrinde Hükümet Düşüren Yolsuzluk</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/tek-parti-devrinde-hukumet-dusuren-yolsuzluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:15:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Canadian Car & Foundry]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem Hamdi Bakan]]></category>
		<category><![CDATA[Ekrem König]]></category>
		<category><![CDATA[Grumman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8350</guid>

					<description><![CDATA[Ekrem König ya da asıl adıyla Ekrem Hamdi Bakan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında karıştığı uçak siparişi dolandırıcılığıyla, uzunca bir süre Türkiye kamuoyunu meşgul etmiş bir isim. Resmî tarihçilerce görmezden gelinse de Ekrem König, yol açtığı skandalla hükümetin düşmesine sebep olmuştur. Konuya neşter vuran birkaç tarihçiden biri Cemil Koçak’tır.1 Koçak’ın anlatısı daha sonra Ayşe Başcı’nın König: Dünyayı Dolandıran Türk’ün Romanı (2019) başlıklı kitabının da ilham kaynağıdır. 1938’in ilkbaharı. Ankara’da Hâriciye Vekâleti’nin telefonu çalar. Arayan, Türkiye’deki ABD elçisidir. Elçi, Türkiye’nin Canadian Car &#38; Foundry isimli Kanadalı bir şirkete verdiği 44 (bazı kaynaklara göre 40) adet Grumman savaş uçağı siparişiyle ilgili sorular sorar. Vekâlet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem König ya da asıl adıyla Ekrem Hamdi Bakan, Cumhuriyet’in ilk yıllarında karıştığı uçak siparişi dolandırıcılığıyla, uzunca bir süre Türkiye kamuoyunu meşgul etmiş bir isim. Resmî tarihçilerce görmezden gelinse de Ekrem König, yol açtığı skandalla hükümetin düşmesine sebep olmuştur. Konuya neşter vuran birkaç tarihçiden biri Cemil Koçak’tır.1 Koçak’ın anlatısı daha sonra Ayşe Başcı’nın <em>König: Dünyayı Dolandıran Türk’ün Romanı</em> (2019) başlıklı kitabının da ilham kaynağıdır.</p>
<p>1938’in ilkbaharı. Ankara’da Hâriciye Vekâleti’nin telefonu çalar. Arayan, Türkiye’deki ABD elçisidir. Elçi, Türkiye’nin Canadian Car &amp; Foundry isimli Kanadalı bir şirkete verdiği 44 (bazı kaynaklara göre 40) adet Grumman savaş uçağı siparişiyle ilgili sorular sorar. Vekâlet yetkilileri şaşkındır ve böyle bir siparişin hiç verilmediğini söylerler. Bu defa şaşkınlık sırası Amerikalılardadır. Olayın mahiyeti, 11 Haziran’da Hâriciye Vekâleti’nin Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Ahmet Münir Ertegün’ü aramasıyla anlaşılır. Ertegün Amerikalıların kendisine Türkiye’nin Kanadalı bir şirkete verdiği uçak siparişiyle ilgili sorular sorduğunu anlatır. Bunun üzerine Hâriciye Vekâleti hadisenin ciddiyetini kavrar.</p>
<p>Sipariş edilen uçaklarda kendi şirketlerinin ürettiği motorlar kullanıldığı için meseleye müdahil olan Amerikalı yetkililer, olayın aydınlatılması için bir taraftan Türkiye ile temasa geçerken, diğer taraftan Kanadalılarla da iletişim halindedir. Ve bu satışa onay veren Kanadalı hükümet yetkilileri, ABD makamlarına kritik bir bilgi verir: Uçak siparişinin teyidi için Türk Hâriciye Vekâleti’ne telgraf gönderilmiş, gelen cevapta siparişe onay verilmiştir. ABD de bu bilgileri Türkiye ile paylaşır. Meselenin iç yüzü, karşılıklı incelemeler sonucu kısa zamanda anlaşılır: Birileri, Hâriciye Vekâleti ve Millî Müdafaa Vekâleti’nin mühürlerini ve Hâriciye Vekâleti’nden Agâh Aksel ile Millî Müdafaa Vekili Kâzım Özalp’in imzalarını taklit ederek Türkiye Cumhuriyeti adına Kanadalı bir şirkete 44 adet savaş uçağı siparişi vermiştir. Bu da yetmezmiş gibi büyük bir kısmı teslim edilen uçakların, o günlerde yaşanan İspanya İç Savaşı’nda, cumhuriyetçiler tarafından kullanıldığı tespit edilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chp’nin Hokkabazları Kıskandıran Sandık Numaraları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/chpnin-hokkabazlari-kiskandiran-sandik-numaralari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:32:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrat Parti]]></category>
		<category><![CDATA[DP]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8283</guid>

					<description><![CDATA[II. Dünya Savaşı’nda diktatörlerin dünyayı ateşe vermeleri sonucunda Başta Amerika ve Avrupalı devletlerin baskılarıyla tek elden idare edilen devletlere çok partili hayata geçme direktifi verilmişti. Ülkemizde de bu baskılar neticesinde çok partili hayata kerhen de olsa adım atmak zorunda kalan CHP yöneticileri (Ekinci, 1997: 276) ilk katıldıkları 21 Temmuz 1946 seçimlerini, mevcut atmosfer aleyhlerine dönmeden oldubittiye getirmeye çalıştılar. İktidar partisi CHP ve lideri İsmet İnönü, rejimin tam olarak demokratik bir hüviyet kazanmasından ziyade, dizginlerin elinde olmasına ve dışarıya “birden fazla parti arasında seçim yapılıyor” görüntüsü verilmesine gayret etmişti (Akandere, 2009: 460). 26 Nisan 1946’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>II. Dünya Savaşı’nda diktatörlerin dünyayı ateşe vermeleri sonucunda Başta Amerika ve Avrupalı devletlerin baskılarıyla tek elden idare edilen devletlere çok partili hayata geçme direktifi verilmişti. Ülkemizde de bu baskılar neticesinde çok partili hayata kerhen de olsa adım atmak zorunda kalan CHP yöneticileri (Ekinci, 1997: 276) ilk katıldıkları 21 Temmuz 1946 seçimlerini, mevcut atmosfer aleyhlerine dönmeden oldubittiye getirmeye çalıştılar.</p>
<p>İktidar partisi CHP ve lideri İsmet İnönü, rejimin tam olarak demokratik bir hüviyet kazanmasından ziyade, dizginlerin elinde olmasına ve dışarıya “birden fazla parti arasında seçim yapılıyor” görüntüsü verilmesine gayret etmişti (Akandere, 2009: 460).</p>
<p>26 Nisan 1946’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da yapılması gereken belediye seçimlerinin Mayıs 1946’da yapılmasını sağlayan tasarıyı kabul etti. Bu kanun, iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkileri bozarken, giderek artan bir gerginlik sürecinin de başlamasına neden oldu.</p>
<p>CHP’li Nihat Erim, 30 Mayıs 1946 günü <em>Ulus</em> gazetesinde yayınladığı “Şal” başlıklı makalesinde, dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün nabzını yoklayarak başarısız seçim propagandasından yakınmıştı (www.yenisafak.com). İsmet İnönü ise Erim’e, “Demokrat Parti kazanırsa yönetime el koyarız” şeklinde yorumlanacak şu cevabı vermişti: “Buna imkân vermem. Ben ihtilâlci ve Kuvâ-yı Milliyeci İsmet’im. Bu devleti yoktan bu hale getirdik. Üç beş çapulcuya maskara ettirmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne âlâ. Olmazsa vazgeçer, birkaç sene daha eski usûlde gideriz. Sonra yeniden tecrübe ederiz” (Toker, 1970: 127-128).</p>
<p>7 Ocak 1946’da henüz yeni kurulan Demokrat Parti (DP) ve eş zamanlı kurulmuş diğer partiler, erkene alınmış yerel seçimi protesto ederek bu haksız yarışa katılmadılar. CHP yöneticileri bu defa 1947 yılında yapılması gereken genel seçimleri öne alan kanunu kabul ederek ve mevcut Meclis’i feshederek ülke demokrasisini yeni bir oldubittiyle karşı karşıya bıraktılar. Fakat DP’nin kuruluşunun hemen ardından hızla örgütlenmesi ve halkın teveccühüne mazhar olması iktidar partisini tedirgin etmeye yetmişti. Bu tedirginlik etkisini çabuk gösterdi ve 1947 yılında yapılması gereken yerel seçimler alelacele bir yıl öncesine çekildi (Çolak, 2012: 1).</p>
<p>Bu karar, henüz ülke çapında örgütlenmesini tamamlayamamış DP dahil birçok parti için yeni bir sarsıntı sebebi oldu. Seçimlere katılıp katılmama hususunda partilerin üst düzey yöneticileri uzun süren müzakereler gerçekleştirdiler. Ardından DP yöneticileri, ‘demokrasi içinde var olmanın ve meşru kalmanın bir vesilesi olur’ kanaatiyle 21 Temmuz 1946 seçimlerine girme kararı aldılar. Bu karara rağmen, muhalefet cephesinin lideri konumunda bulunan DP’nin 16 şehirde seçimlere girememesi, muhalefet partilerinin bu seçime ne kadar hazırlıksız yakalandığını gösteren çarpıcı bir tablodur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanki Bilâl-i Habeşî Hayata Dönmüş de Türkiye Semalarını Çınlatıyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/sanki-bilal-i-habesi-hayata-donmus-de-turkiye-semalarini-cinlatiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Cevdet]]></category>
		<category><![CDATA[Atataürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ezân-ı Muhammedî]]></category>
		<category><![CDATA[Karahanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Prens]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8156</guid>

					<description><![CDATA[Kaynaklara göre Türkler, Karahanlılar döneminde 840 yılından itibaren Müslüman olmaya başladılar ve bundan sonra İslâm dinine ait âdet ve gelenekler günlük hayatlarına nüfuz etti. Namaz vaktinin geldiğini duyurmak için okunan ezan da bunlardan biriydi. Asırlarca Müslüman Türk şehirlerinde Arapça olarak okunan Ezân-ı Muhammedî, 1932’de alınan bir kararla Türkiye’de yasaklandı. Bu tarihten 1950’ye kadar minarelerden Türkçe ezan yankılanacaktı. Meselenin tarihî boyutundan evvel, fikrî altyapısını anlamaya çalışalım: Yeni kurulan her siyasî sistemin ya da rejimin kurucu kadroları, tabii olarak döneminin fikir adamlarından, düşünce akımlarından veya ideolojilerinden etkilenir. Bu etkileşim, karar ve icraatlara tesir eder. 1932 yılında ezanın Türkçe okunmasına dair kararı veren&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaynaklara göre Türkler, Karahanlılar döneminde 840 yılından itibaren Müslüman olmaya başladılar ve bundan sonra İslâm dinine ait âdet ve gelenekler günlük hayatlarına nüfuz etti. Namaz vaktinin geldiğini duyurmak için okunan ezan da bunlardan biriydi. Asırlarca Müslüman Türk şehirlerinde Arapça olarak okunan Ezân-ı Muhammedî, 1932’de alınan bir kararla Türkiye’de yasaklandı. Bu tarihten 1950’ye kadar minarelerden Türkçe ezan yankılanacaktı.</p>
<p>Meselenin tarihî boyutundan evvel, fikrî altyapısını anlamaya çalışalım: Yeni kurulan her siyasî sistemin ya da rejimin kurucu kadroları, tabii olarak döneminin fikir adamlarından, düşünce akımlarından veya ideolojilerinden etkilenir. Bu etkileşim, karar ve icraatlara tesir eder. 1932 yılında ezanın Türkçe okunmasına dair kararı veren ve uygulatan Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinin arka planında da dönemin bazı ideologlarının etkisinin olduğunu çeşitli tarihî kayıtlardan öğreniyoruz. Türkçe ezan bahsine geçmeden önce, bu şahıslara ve fikir dünyalarına göz atalım.</p>
<p>İlk sırada Kemalist devrimin ideologlarından Abdullah Cevdet var. Kendisi Avrupa tipi bir uygarlık anlayışını benimseyen ve bunun her şeyiyle Osmanlı’ya getirilmesi gerektiğini savunan bir siyasetçiydi. “A Very Wakeful Sleep” (Bitmek Üzere Bir Uyku) adlı makalesinde, gelecekteki Türkiye’nin nasıl olacağına dair kanaatlerini ayrıntılı biçimde tasvir eder: Sultan tek eşli olacak, cariyeleri bulunmayacaktı. Prensler harem ağası ve haremdeki başka hizmetçilerin gözetiminden alınacak ve askerlik hizmeti dahil olmak üzere iyi bir eğitimden geçirilecekti. Fes kullanılmayacak, onun yerine yeni bir şapka getirilecekti. Dokuma fabrikaları büyütülecek, yeni fabrikalar açılacaktı. Sultanlar, prensler, senatörler, bakanlar, subaylar, memurlar ve askerler bu fabrikaların dokuduğu elbiseleri giyecekti. Kadınlar istedikleri gibi giyinebilecek, kocalarını seçmekte özgür olacaklardı. Tekkeler, zaviyeler ve bütün medreseler kapatılacaktı. Güçlendirilmiş ve arıtılmış Osmanlı Türkçesi sözlük ve grameri oluşturulacaktı.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid devrinin kayda değer muhaliflerinden olan Abdullah Cevdet, yeni rejimle fikrî akrabalığı olması hasebiyle, dönemin öne çıkan isimleri üzerinde de etkili olmuştu. Kemal Karpat, onun bu tesirini şöyle ifade eder: “Kürt kökenli Abdullah Cevdet’in liderliğindeki pozitivistler, gelecekteki cumhuriyetin liderlerinin çoğu tarafından okunan İçtihad adında bir dergi yayınladılar.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Askerî Darbenin Öğrettikleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/bir-askeri-darbenin-ogrettikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdi İpekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kerim İncedayı]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Şef]]></category>
		<category><![CDATA[Nimet Arzık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8041</guid>

					<description><![CDATA[Eskiler, “Geçmişin aydınlığından istifade etmeyen, geleceğin karanlığında yürümeye mahkûm olur” derler. Bu tavır ülkemizi de çepeçevre kuşatmıştır. Türkiye’deki siyasî hayatı ve demokrasiyi kökünden sarsarak sakatlayan 27 Mayıs darbesine dair anlatılar, gerçeklerden daha çok efsane ve propaganda üzerine oturtulmuştur. Bu tavır bugün de devam etmekte ve hâlâ aslanların tarihi avcılar tarafından yazıldığından, 27 Mayıs 1960 darbesinin iç yüzü netlik kazanabilmiş değildir. 27 Mayıs darbesiyle ilgili bilinmesi gereken temel gerçek, ülkenin yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduranların seçimle gelen iktidarı, bir başka ifadeyle millet hâkimiyetini bir türlü sindirememesidir. Nimet Arzık’ın ifadesiyle, “sarayla milletin bitmeyen kavgasıdır” bu. CHP’li Kerim İncedayı›nın deyimiyle, “Haso’ya Memo’ya bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiler, “Geçmişin aydınlığından istifade etmeyen, geleceğin karanlığında yürümeye mahkûm olur” derler. Bu tavır ülkemizi de çepeçevre kuşatmıştır. Türkiye’deki siyasî hayatı ve demokrasiyi kökünden sarsarak sakatlayan 27 Mayıs darbesine dair anlatılar, gerçeklerden daha çok efsane ve propaganda üzerine oturtulmuştur. Bu tavır bugün de devam etmekte ve hâlâ aslanların tarihi avcılar tarafından yazıldığından, 27 Mayıs 1960 darbesinin iç yüzü netlik kazanabilmiş değildir.</p>
<p>27 Mayıs darbesiyle ilgili bilinmesi gereken temel gerçek, ülkenin yönetimini uzun yıllardır elinde bulunduranların seçimle gelen iktidarı, bir başka ifadeyle millet hâkimiyetini bir türlü sindirememesidir. Nimet Arzık’ın ifadesiyle, “sarayla milletin bitmeyen kavgasıdır” bu. CHP’li Kerim İncedayı›nın deyimiyle, “Haso’ya Memo’ya bu ülkenin yönetimini mi vereceğiz!” şeklinde alaylı bir şekilde ifade edilen tutumun darbeye dönüştürülmüş halidir, 27 Mayıs. Bir nevi seçkinlerin, kendilerine ait gördükleri ülkeyi geri alma girişimleridir.</p>
<p>Bu yazımızda ülkenin gafil avlandığı darbenin hangi şartlarda gerçekleştiğini, bu süreçte hangi korkunç cinayetlerin işlendiğini ve bu hadisenin siyasî tarihimizde bıraktığı hasarı anlatmaya çalışacağız.</p>
<p><strong>1) Hükümetin darbe söylentilerine kulak tıkaması </strong></p>
<p>Darbeyle ilgili bilgi ve belgeler ortaya çıktıkça açık bir gerçek önümüzde durmaktadır. Ülkenin silahlı güçlerine hizmet eden bazı subaylar, bir türlü kabullenemedikleri Demokrat Parti iktidarına karşı, daha ilk günlerden itibaren muhtelif tertipler içinde olmuşlardır. Konuyla ilgili önemli araştırmalardan birine imza atan gazeteci Abdi İpekçi’ye göre; “Daha 1950’lerin ortasında orduda memleketi bunlardan kurtarmak için cuntalar kurulmaya başlanmıştı”.</p>
<p>DP’nin 14 Mayıs’taki seçim zaferini hazmedemeyenler aynı gece “Millî Şef” İnönü’ye koşarak seçim sonuçlarını kabul etmediklerini, gerekirse meclisin açılmasına izin vermeyeceklerini ifade etmişlerdi. Bu zihniyete mensup insanlar sonraki yıllarda gelişen her türlü olayı, darbeye bir gerekçe olarak kullandılar. DP iktidarının ilk günlerinden, hatta ilk akşamından itibaren darbe fikrinin ortaya çıktığı görülmektedir. Hikmet Özdemir’in tespitiyle darbe amaçlı ilk örgüt teşebbüsü daha 1951 yılında Kurmay Yarbay Faruk Ateşdağlı tarafından gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Kayıtlara yansıyan ikinci darbe hazırlığı, 1952 yılına aittir. Harp Okulu’ndan bir grup öğrenci, kan akıtarak mevcut iktidara son vermek üzere yemin etmişlerdi. Bunu 27 Mayıs sürecinin en ateşli, en planlı girişimcilerinden biri olan Talat Aydemir’den öğrenmekteyiz. 1956’da gizli bir komite kurduğunu söylediğinde, darbecilerin en genci Yüzbaşı Muzaffer Özdağ kendisine “Bizler daha evvel komite kurmuştuk” cevabını vermiştir. Özdağ’ın kastettiği tarih, 1952 yılıydı. Henüz Harp Okulu’nda öğrenciyken okulun silahhanesinde toplanan arkadaşlarıyla darbe yapmak üzere yemin ettiklerini ve bunu mendillerinin üzerine kanlarıyla yazdıklarını iftiharla anlatmıştı, Aydemir’e.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbeci Gazeteci Doğan Avcıoğlu Operasyonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/darbeci-gazeteci-dogan-avcioglu-operasyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:22:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Avcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Harp Okulu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Rejim Buhranı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Genç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7938</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra darbecilerin yeni bir anayasa yapmak üzere kurduğu Kurucu Meclis’in üyelerinden biriydi. Ne var ki sonraki günlerde “yapılan darbe hedefine ulaşmadı” söylemiyle yeni darbe arayışının ve cunta gruplarının içinde yer almaya başlayacaktı. Söz konusu dönemi analiz eden Hasan Bülent Kahraman, o günlerin ruh halini şöyle özetler: 1961’den itibaren Yön dergisinde ortaya konulan Kemalizm, “Ordu olmadan Türkiye’de değişim olmaz” düşüncesine dayanıyordu. Doğan Avcıoğlu gibi bazı aydınlar “Ordu, Türkiye’de geleneksel olarak değişimin öncüsüdür. O bakımdan eğer Türkiye’de bir değişim olacaksa ordunun varlığını kaçınılmaz kabul etmek lazım” diyorlardı (Kahraman, 2010).                Başında bulunduğu Harp Okulu öğrencileri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Doğan Avcıoğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra darbecilerin yeni bir anayasa yapmak üzere kurduğu Kurucu Meclis’in üyelerinden biriydi. Ne var ki sonraki günlerde “yapılan darbe hedefine ulaşmadı” söylemiyle yeni darbe arayışının ve cunta gruplarının içinde yer almaya başlayacaktı. Söz konusu dönemi analiz eden Hasan Bülent Kahraman, o günlerin ruh halini şöyle özetler: 1961’den itibaren <em>Yön</em> dergisinde ortaya konulan Kemalizm, “Ordu olmadan Türkiye’de değişim olmaz” düşüncesine dayanıyordu. Doğan Avcıoğlu gibi bazı aydınlar “Ordu, Türkiye’de geleneksel olarak değişimin öncüsüdür. O bakımdan eğer Türkiye’de bir değişim olacaksa ordunun varlığını kaçınılmaz kabul etmek lazım” diyorlardı (Kahraman, 2010). <strong>              </strong></p>
<p>Başında bulunduğu Harp Okulu öğrencileri ile 1962 ve 1963’te iki defa darbeye kalkışan Albay Talat Aydemir, gizli görüşmelerde muhataplarına kalın dosyalar göstererek, “Biz 27 Mayısçılar gibi tepeden inme gelmeyeceğiz. Bütün hazırlıkları yaptık. Gün gün ne yapacağımız bellidir” şeklinde açıklamalar yapıyordu. Aydemir, kendisine bütün bu dosyaları hazırlayan <em>Yön</em> ve <em>Devrim</em> dergilerinin sahibi Doğan Avcıoğlu ile yakın temas halindeydi. Avcıoğlu, “Rejim Buhranı” başlıklı yazılar<em>ıy</em>la çok partili hayatı kötülüyor, silahlı kuvvetleri ülkenin yegâne ilerici gücü olarak ilan ediyordu (Çavdar, 2000: 128).</p>
<p>Avcıoğlu’na göre 1960 Mayıs’ında iktidardan süngü zoruyla atılanlar, 1965’te büyük bir çoğunlukla karşı devrim yapmak üzere yeniden iktidara gelmişlerdi. Avcıoğlu “Türkiye’de parlamentoculuk yoluyla sağlıklı bir düzen kurulamayacağını, yeni çözümler aranması gerektiğini” savunuyor (Dursun, 2000: 111) ve “Muhafazakârlık Türkiye’nin üzerine çöreklendi. Türkiye feodal kalıntılarından kurtulamadı” diyordu (Özdemir, 1993: 243). 27 Mayıs darbesini “cici demokrasiden kurtuluş” olarak gören, gecikmiş olmasından dolayı hayıflanan Avcıoğlu, 9 Mart 1971 günü yeni bir darbe hazırlığı için Ankara’da bazı evlerde gizli cunta çalışmaları yürütüyordu.</p>
<p>CHP milletvekili Süleyman Genç, Avcıoğlu’ndan şöyle bahseder: “Doğan Avcıoğlu hiçbir zaman demokrat olmamıştır. 9 Mart 1971 öncesi ve sonrası hep darbecidir. O, ‘Türkiye darbeyle kurtulur’ diye düşünüyordu” (Genç, 2010). Gazeteci Kurtul Altuğ’un tabiriyle, aydınlar Türkiye’yi halkın oyuyla seçilmiş Başbakan Süleyman Demirel’e bırakmak istemiyorlardı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahitlerin Dilinden 28 Şubat’ın Arka Bahçesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/gundem/sahitlerin-dilinden-28-subatin-arka-bahcesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:02:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Çevik Bir]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Çiller]]></category>
		<category><![CDATA[DSP]]></category>
		<category><![CDATA[Ezer Weizman]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7842</guid>

					<description><![CDATA[28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yapan Refahyol hükümetiyle, kurulduğu andan itibaren generallerin yıldızı barışmadı. Daha hükümet kurulmadan, Haziran 1996’da Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, RP’nin hükümet olmaması gerektiğini söyleme cüretinde bulunmuştu: “Demirel, yakın dostum. Bunu engellemek için elinden geleni yapacağına eminim. Ordu da sessiz kalmayacak” (Ertunç, 2010: 483). Nitekim generaller, onu haklı çıkarırcasına hükümete sık sık müdahalede bulundular. Hatırlayacaksınız, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Sincan’da hükümete gözdağı için tankların yürütülmesini ‘balans ayarı’ olarak nitelendirmişti. Generallerle hükümet arasındaki gerilim 28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısında zirveye çıktı. Generaller hükümete 28 Şubat bildirisi ile ilan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yapan Refahyol hükümetiyle, kurulduğu andan itibaren generallerin yıldızı barışmadı. Daha hükümet kurulmadan, Haziran 1996’da Türkiye’ye resmî ziyarette bulunan İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, RP’nin hükümet olmaması gerektiğini söyleme cüretinde bulunmuştu: “Demirel, yakın dostum. Bunu engellemek için elinden geleni yapacağına eminim. Ordu da sessiz kalmayacak” (Ertunç, 2010: 483). Nitekim generaller, onu haklı çıkarırcasına hükümete sık sık müdahalede bulundular. Hatırlayacaksınız, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, Sincan’da hükümete gözdağı için tankların yürütülmesini ‘balans ayarı’ olarak nitelendirmişti.</p>
<p>Generallerle hükümet arasındaki gerilim 28 Şubat 1997’de yapılan MGK toplantısında zirveye çıktı. Generaller hükümete 28 Şubat bildirisi ile ilan edilen maddeleri dayattılar. Refahyol hükümetinin Haziran 1997’de istifasıyla sonuçlanan süreç Kasım 1996’da başlatılmış, yani yaklaşık sekiz aylık bir plan tatbik edilmişti. Bu planın yürütücüsü Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesi idi.</p>
<p>12 Haziran 1997 günü Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ve Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu başbakanlık konutunda bir araya geldiklerinde Çiller’in ilk sözü, “13 Haziran’da darbe hazırlığı var” oldu. Nitekim o gece Ankara’da darbe rüzgârı esti. Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın talimatıyla Genelkurmay’da ışıkların sabahlara kadar açık kalmasının sebebi, darbe korkusu salmaktı. Beş gün sonra Necmettin Erbakan hükümetin istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sunacaktı.</p>
<p>Refah Partisi’nin 160, Doğru Yol Partisi’nin 110, Büyük Birlik Partisi’nin 10 milletvekili vardı. 280 milletvekilinin tamamı hükümet kurmanın ikinci sırada olan DYP’ye verilmesine imza koymasına rağmen Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel teamülleri hiçe sayarak bu görevi ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. DSP ve CHP de bunu destekledi.</p>
<p>Şüphesiz bu büyük bir oyundu, birçok da aktörü vardı. Bunların bir kısmı çeşitli kurum ve kuruluşlar olup başında Türk Silahlı Kuvvetleri, yani ‘ordu’ geliyordu.</p>
<p>Gazeteci Emin Pazarcı o günlerde Genelkurmay’da yaşadıklarını hatıralarında anlatır:</p>
<p>“28 Şubat darbe günlerinde <em>Akşam</em> gazetesinden bir ekip Genelkurmay karargâhında akşam yemeğine davet edildik. Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak konuşuyor, biz dinliyorduk. Tümgeneral Erol Özkasnak, Refahyol Hükümetinin Türkiye’nin başına gelmiş çok büyük bir bela olduğuna bizi inandırmak için çırpınır gibiydi. Üslubu alabildiğine sert ve çirkindi. Kendisini ve Silahlı Kuvvetleri seçilmiş insanların üzerinde görüyor, ‘Türkiye’nin asıl sahibi biziz’ mesajı veriyor, saldırgan ifadeler kullanıyordu. Konuşmasının sonuna doğru kullandığı üslup iyice sertleşti ve ‘Kafalarını kıracağız’ sözlerini bile sarf etti. Ben Erol Özkasnak’a ‘Kafa kırmakla bir sonuç alınabileceğini düşünmüyorum’ dedim” (Pazarcı, 2020: 131-133).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Şef’ten Basına Hürriyet: “Kapatın Şu Gazeteyi”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/milli-seften-basina-hurriyet-kapatin-su-gazeteyi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:22:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Şef]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Nadi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7794</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı. Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda olduğu Tek Parti döneminde toplumu bütün hücreleriyle kuşatan baskı atmosferinin en önemli hedefi basın yayın organları olmuştu. Halkın kendisini ifade etmesinin önündeki bütün kanalları paranoyak bir anlayışla tıkayan Millî Şef bürokratları, yayın dünyasındaki bütün hareketlilikleri de büyük bir dikkatle izlemiş, çizgi dışı hareket edenleri insafsızca cezalandırmışlardı.</p>
<p>Cumhuriyetin ilk Basın Kanunu 25 Temmuz 1931 tarihinde kabul edilmiş, 28 Haziran 1938’de de önemli ölçüde değiştirilmişti. Yasanın ilk halinde, yayın çıkarmak için sadece beyanname verilmesi yeterli görülmüşken, 1938 yılında yapılan bir değişiklikle yayın çıkarmak isteyenlerin, bulundukları yerin en büyük mülki idare amirinden ruhsatname, yani izin almaları şartı getirilmişti. Bu şekilde hükümet yeni bir yayının çıkıp çıkmayacağına karar verme yetkisine sahip oluyordu. Matbuat Kanunu hür basının önünde bir utanç duvarı misali durmaktaydı. “Bu kanunla tüm basın CHP emrine girmişti” (Ekinci, 1997: 88).</p>
<p>Bu kanunun en önemli hususiyeti, hükümete, iktidarın sürdürdüğü politikalara aykırı yayın yapan gazeteleri kapatma salahiyeti vermesiydi. 1931 tarihli kanun, Tek Parti idaresinin genel karakterine uygun olarak güdümlü bir basın rejimi oluşturuyor, basın üzerinde hâkimiyete dayanan bir karakter taşıyordu.</p>
<p>Aynı kanunda 1938 yılında yapılan değişiklikle iktidarın basın üzerindeki hâkimiyeti bir kat daha pekiştirilmişti. Buna göre, gazete ve dergi çıkarmak için o yerin en büyük mülki amirinden izin almak gerekiyordu. “Yani hükümet yeni bir yayına izin verip vermemekte tamamen serbest kalıyordu” (Akandere, 1998: 210).</p>
<p>Çeşitli kademelerdeki Şef bürokratları kendilerince akortsuz buldukları bütün seslere kırmızı renge saldırır gibi saldırıyor ve onları imha ediyorlardı. Tıpkı krallık ve padişahlık rejimlerinde olduğu gibi Millî Şef iktidarında basın hürriyeti tek kişinin kararına tabi idi. Matbuat Kanunu’nun meşhur 50. maddesi öyle zorlu bir maddeydi ki, “Orkestra şefinin istemediği bir ses korodan çıktı mı bu değnek akortsuz sesin sahibinin kafasına iniyordu” (Toker, 1970: 32). Mesela “İzmir’de çıkan <em>Yeni Ekonomi</em> gazetesi, valinin oğlunun yaptığı bir otomobil kazasını haber yaptığı için kapatılabiliyordu” (Karpat, 1996: 133).</p>
<p>Millî Şef devri basın hayatı bu mânâda sayısız örnekle doludur. Millî Şef bir gazetenin yayınını beğenmedi mi ‘Kapatın şu gazeteyi’ diyor, aynı gün gazete telefon emriyle kapatılıyordu.</p>
<p>Millî Şef’i karşılamak için Ankara Garı’na gelen Muğla milletvekili Yunus Nadi, aynı zamanda <em>Cumhuriyet</em> gazetesinin sahibiydi. Millî Şef o günlerdeki <em>Cumhuriyet</em>’in yayınlarını beğenmemiş olacak ki “Yunus Nadi’nin ‘Hoşgeldiniz’ anlamında uzattığı elini sıkmamış, büyük bir sinirlilik içinde ‘Ne oluyor Nadi Bey? Nedir bu yazılar?’ diye bağırmıştı. Hadisenin ardından gazete Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılmıştı” (Karakuş, 1977: 35).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tan Gazetesi Baskınının Gerçek Failleri Kimdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/tan-gazetesi-baskininin-gercek-failleri-kimdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 12:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bâbıali]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kâzım Karabekir Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7660</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarihimizde karanlıkta bırakılmış veya hakkıyla aydınlatılmamış birçok hadise mevcut. Bunlardan biri de tam 76 yıl önce, 4 Aralık 1945 tarihinde Tan gazetesine gerçekleştirilen saldırı. Tarihî gerçekleri ideolojik kalıplar ve efsaneler halinde belleten ve toplumu manipüle edilmiş gerçekler üzerinden yönetenler için Tan gazetesi saldırısının failleri “gözü dönmüş, yobaz sağcılar”dı. Hatta bir adım daha ileriye giderek bu olayı bir “irtica gösterisi” olarak niteleyenler de vardı. Buna karşın muhtelif kaynaklarda yer alan belgeler ve dönemin birinci derece şahitlerinin ifadeleri, hadisenin gerçekleşmesinde dönemin iktidarının parmağı olduğunu göstermekte; CHP’nin muhalif bir basın organizasyonuna karşı sevk ve organize ettiği bir provokasyon olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın tarihimizde karanlıkta bırakılmış veya hakkıyla aydınlatılmamış birçok hadise mevcut. Bunlardan biri de tam 76 yıl önce, 4 Aralık 1945 tarihinde <em>Tan</em> gazetesine gerçekleştirilen saldırı. Tarihî gerçekleri ideolojik kalıplar ve efsaneler halinde belleten ve toplumu manipüle edilmiş gerçekler üzerinden yönetenler için <em>Tan</em> gazetesi saldırısının failleri “gözü dönmüş, yobaz sağcılar”dı. Hatta bir adım daha ileriye giderek bu olayı bir “irtica gösterisi” olarak niteleyenler de vardı.</p>
<p>Buna karşın muhtelif kaynaklarda yer alan belgeler ve dönemin birinci derece şahitlerinin ifadeleri, hadisenin gerçekleşmesinde dönemin iktidarının parmağı olduğunu göstermekte; CHP’nin muhalif bir basın organizasyonuna karşı sevk ve organize ettiği bir provokasyon olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Eldeki verilere göre 4 Aralık 1945 tarihinde gerçekleşen <em>Tan</em> gazetesi baskını, iddia edildiği gibi muhaliflerin değil, devrin iktidarı tarafından organize edilmiş bir linç teşebbüsüdür. Saldırı CHP parti müfettişleri ve gençlik kolları tarafından organize edilmiş olup, CHP iktidarının ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün “Milli Şeflik” devrine damga vurmuş bir yüz karasıdır.</p>
<p>Peki, CHP neden buna tevessül etti, derseniz hemen konuya girelim. İstiklal Harbimizin Esasları hususunda söyleyeceği önemli hususlar olan, fakat ülkedeki baskı ortamından dolayı buna bir türlü fırsat bulamayan Kâzım Karabekir Paşa, bir dönem matbaadan çuvallarla alınıp yakılarak imha edilen hatıralarını 1945 yılında <em>Tan</em> gazetesinde tefrika etmeye başlar. Bu yüzdendir ki gazeteci İsmet Bozdağ, söz konusu saldırıda olaya ivme kazandıran unsurun bu yayınlar olduğu kanaatindedir: “İstanbul Üniversitesi gençliği bir sabah kaynamağa başladı. Bir kaç ateşli konuşmadan sonra gençler büyük bir kalabalık halinde Bâbıali’ye doğru yürüdüler ve <em>Tan</em> gazetesini taşladılar. Hükümet derhal harekete geçti. Gençlerden bazıları tutuklandı. <em>Tan</em> gazetesi, ertesi günü çıkan sayısında Kâzım Karabekir’in hatıralarının yayınının durdurulduğunu bildirdi” (Bozdağ, 1972: 231).</p>
<p>İsmet Bozdağ’ın bu cümlelerinden, faillerin Kâzım Karabekir’in hatıralarının yayımından rahatsız olan “Atatürkçü gençler” olduğu anlaşılmaktadır. Kâzım Karabekir’in İstiklal Harbimiz adını taşıyan hatıraları ise ancak 27 Mayıs 1960 İhtilali’ni izleyen dönemde yayınlanacaktır. Ancak bu yayın da dramatik gelişmelere neden olur. Hatıralar toplatılır ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İslenen Suçlar Hakkındaki Kanun’a muhalefetten dava açılır. Davanın beraatla sonuçlanması 1968 yılının Kasım ayını bulmuş ve anılar ancak bu tarihten, yani Millî Mücadele’nin sona ermesinden tam 45 ve <em>Nutuk</em>’un okunmasından da 41 yıl sonra kamuoyuna sunulabilmiştir (Koçak, 2013: 167).</p>
<p><em>Tan</em> gazetesi saldırısından kısa süre önce Bâbıâli’de esen hava bu fırtınanın çıkacağına dair önemli ipuçları vermektedir. Gazeteye ait olan <em>Görüşler Dergisi</em>’nin ilk sayısında “tek parti, tek-şef” sistemine karşı yazılan eleştirel yazılar döneme damga vuran bir tartışmaya sebep olmuştu. <em>Tan</em> gazetesinden Zekeriya Sertel ve Sabiha Sertel ile <em>Tanin</em> gazetesinden Hüseyin Cahit, <em>Akşam</em>’dan Necmettin Sadak, <em>Ulus</em>’tan Falih Rıfkı arasında devam eden gazeteciler düellosunu körüklemişti. Falih Rıfkı Atay <em>Ulus</em>’ta “Çirkin Bir Taktika” başlıklı yazısında, Sertellerin yazılarını “kızıl anarşi tahrikleri” olarak yaftalıyordu (Koçak, 2013: 283). Zekeriya ve Sabiha Sertel ile Falih Rıfkı arasında başlayan bu karşılıklı suçlama ve tartışmalar Kasım ayı içerisinde daha da şiddetlendi. Hatta tartışmalara bir süre sonra Necmettin Sadak ve Peyami Safa da katıldı. Özellikle Hüseyin Cahit Yalçın ile Serteller arasında geçen münakaşalar tam bir kalem savaşına dönüştü. Süreç en nihayetinde 3 Aralık 1945 günü Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Kalkın Ey Ehl-i Vatan!” başlığını taşıyan yazısıyla noktalanacaktı (Akandere,1998: 424).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyasetname Geleneğinden Cumhuriyet’in Payına Düşen</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/siyasetname-geleneginden-cumhuriyetin-payina-dusen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:07:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Ağaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[lahiya]]></category>
		<category><![CDATA[Mollagürani]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetnâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7556</guid>

					<description><![CDATA[‘Siyasetname’ ya da ‘layiha’ olarak isimlendirilmese de Cumhuriyet döneminde münevverler devlet yönetimindeki zaaf ve yozlaşmaya dikkat çekme geleneğini devam ettirerek, iktidara yönelik tenkitlerini keskin bir dille kaleme almışlardır. İttihatçıların önemli teorisyenlerinden Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu Samet Ağaoğlu hatıralarında şu analizi yapmaktadır: “Şimdi şu satırları yazarken düşünüyorum, bir cemiyeti yeni yönlere götürmek isteyenler, ne derecede idealist olurlarsa olsunlar, kendi hayat şartlarında da önderlik etmek zorundadırlar. Halkı inandırmanın tek yolu bu. Fransız ve Rus inkılapçılarının ilk yıllarda akıllara durgunluk veren başarılarının ana sebebini yine bu noktada aramak gerekir. İttihatçılar samimi idealistlerdi. Fakat halkın içinden çıktıkları halde halktan olamadılar. Enver Paşa’nın saraya damat olması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Siyasetname’ ya da ‘layiha’ olarak isimlendirilmese de Cumhuriyet döneminde münevverler devlet yönetimindeki zaaf ve yozlaşmaya dikkat çekme geleneğini devam ettirerek, iktidara yönelik tenkitlerini keskin bir dille kaleme almışlardır.</p>
<p>İttihatçıların önemli teorisyenlerinden Ahmet Ağaoğlu’nun oğlu Samet Ağaoğlu hatıralarında şu analizi yapmaktadır: “Şimdi şu satırları yazarken düşünüyorum, bir cemiyeti yeni yönlere götürmek isteyenler, ne derecede idealist olurlarsa olsunlar, kendi hayat şartlarında da önderlik etmek zorundadırlar. Halkı inandırmanın tek yolu bu. Fransız ve Rus inkılapçılarının ilk yıllarda akıllara durgunluk veren başarılarının ana sebebini yine bu noktada aramak gerekir. İttihatçılar samimi idealistlerdi. Fakat halkın içinden çıktıkları halde halktan olamadılar. Enver Paşa’nın saraya damat olması üzerine Süleyman Nazif’in “Enver Paşa, Enver Bey’i öldürdü!” sözündeki gerçek budur. Ben Tanzimat’tan bu yana girişilmiş Batılılaşma hareketlerinin bu kadar yavaş gelişmesinin sebepleri arasında, yine halkın içinden çıkmış idealistlerin yaşama şartlarını halkın kazancına göre değil, devletin veya özel kaynaklarının sağladığı gelire göre düzenlemelerini de görüyorum. Hatırlıyorum, babamın l. Dünya Savaşı sırasında mebusluk aylığı, bir kâğıt lira bir altın karşılığı olarak, aşağı yukarı yüz lira idi. O zamana göre büyük para. Hepsini de harcıyordu. Bu paranın sağladığı hayat seviyesi, halkın ortalama hayat seviyesinin çok üstüne çıkıyor, fakir Mollagürani insanlarının gözüne batıyordu. Türk idealistlerinin bu zaafı hala sürüyor. Millî mücadelede, inkılaplar sırasında, Atatürk devrinde, ondan sonra hep aynı manzara” (Ağaoğlu, 2013: s.55-56).</p>
<p><em>Anadolu İhtilali</em>’nin yazarı Sabahattin Selek, ‘Anadolu İhtilali’nin halkçı karakterini zaferden hemen sonra unuttuğuna’ dikkat çeker. Ona göre tıpkı İttihatçılar döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de ortaya yeni bir zengin sınıfı çıkarılmıştı. Anadolu’nun içine düştüğü bu açlık ve yoksulluk çukurunun derinleşmesinde, Ankara hükümetlerinin ilgisizlik ve beceriksizlikleri kadar, Ankara’yı içten içe kemiren yozlaşmanın da önemli tesirleri vardı. ‘Her rejimin kendi burjuvasını ortaya çıkarması’ şeklinde özetlenen sosyal merhale şimdi Ankara’da da yaşanıyor; dün cephelerde vuruşan kahramanlar, bugün ülkenin geriye kalmış menfaatlerinden pay kapmanın kıyasıya mücadelesini veriyordu.</p>
<p>Ülke adeta bir daha kurtarılıyordu. Ama bugün herkes kendisi için bir arsa, bir dükkân, bir makam, bir bağ evi kurtarmanın telaşı içerisindeydi. İbn Haldun’un sosyolojik tahminleri bir kez daha tezahür etmiş, şehri ele geçiren dağlılar, şehrin menfaatlerini kapışmaya başlamışlardı.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı’nda çeşitli cephelerde vuruşanlar, şimdi zafer ganimetlerinin paylaşılması kavgasına girişmişlerdi. İsmail Cem’in ifadesiyle, “Harbin bitişiyle birlikte ülkede kurulan mukaddes ittifak kısa zamanda ortaya bir mutlu azınlık çıkarmıştı. Bunların bir kısmı mebus bir kısmı eski subaylardı” (Cem, 1975: s.299).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Siyasetnâme Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/osmanlida-siyasetname-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Yürük]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 06:34:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Hemedânî]]></category>
		<category><![CDATA[Kübreviyye]]></category>
		<category><![CDATA[Kûlab]]></category>
		<category><![CDATA[nasihatnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Şehâbeddin]]></category>
		<category><![CDATA[siyasetnâme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7433</guid>

					<description><![CDATA[İslâm sultanlarına iktidarda oldukları dönemlerde siyasetnâme, nasihatnâme veya layiha adı altında Kur’an’dan, Hz. Peygamberimizin (sas) sünnetinden ve sahâbe-i kirâmın hayatından hikmetler içeren bilgilerden oluşan kitaplar sunulmuştur. Bu anlamda en maruf eser, Karahanlı Türklerinden Yusuf Has Hacib’in (1017-70) Doğu Karahanlı hükümdarı ve Kaşgar Prensi Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han’a atfen yazıp takdim ettiği Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi)’dir. Şeyh Sadi-i Şirazî (1181-1292) tarafından kaleme alınan Bostan ve Gülistan isimli eser de bu çalışmaların en meşhurlarından olup dönemin atabeglerinden Ebû Bekir b. Sa‘d’ın Şehzadesi Sa‘d b. Ebû Bekir’e sunulmuştur. Sahadaki diğer değerli eserleri ve müelliflerini şöyle sıralayabiliriz: Hemedânî (1314-85), Hz. Ali (ra) soyundandır.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm sultanlarına iktidarda oldukları dönemlerde siyasetnâme, nasihatnâme veya layiha adı altında Kur’an’dan, Hz. Peygamberimizin (sas) sünnetinden ve sahâbe-i kirâmın hayatından hikmetler içeren bilgilerden oluşan kitaplar sunulmuştur. Bu anlamda en maruf eser, Karahanlı Türklerinden Yusuf Has Hacib’in (1017-70) Doğu Karahanlı hükümdarı ve Kaşgar Prensi Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han’a atfen yazıp takdim ettiği <em>Kutadgu Bilig</em> (Mutluluk Bilgisi)’dir. Şeyh Sadi-i Şirazî (1181-1292) tarafından kaleme alınan <em>Bostan ve Gülistan</em> isimli eser de bu çalışmaların en meşhurlarından olup dönemin atabeglerinden Ebû Bekir b. Sa‘d’ın Şehzadesi Sa‘d b. Ebû Bekir’e sunulmuştur.</p>
<p>Sahadaki diğer değerli eserleri ve müelliflerini şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>Hemedânî (1314-85), Hz. Ali (ra) soyundandır. Künyesi Hz. Hüseyin’in (ra) oğlu, dördüncü imam Ali Zeynelâbidîn’e ulaşır. Babası Şehâbeddin, Hemedan valisi idi. Hemedânî, tahsiline dayısı Seyyid Alâeddin’in yanında başladı ve onun tavsiyesiyle Kübreviyye şeyhlerinden Alâüddevle-i Simnânî’nin halifesi Mahmûd-ı Mezdekânî’ye intisap etti. Aldığı tavsiye üzerine uzun yolculuklara çıktı. 20 yıl süren bu seyahatleri sırasında Türkistan, Mâverâünnehir, Hindistan, Irak, Suriye ve Anadolu’yu dolaştı. Keşmir Sultanı Şehâbeddin döneminde Keşmir’e gitti. Orada gayrimüslim halkın İslâmiyet’i kabul etmesinde tesirli oldu. Çıktığı hac yolculuğu sırasında hastalanarak Kebrüsvâr’da vefat etti. Cenazesi, bugün Tacikistan sınırları içinde bulunan Kûlab’da toprağa verildi.</p>
<p>Hemedânî’nin sağlığında çevresinde çok sayıda mürid toplanmış, bunlar Keşmir’in İslâmlaştırılmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. Bu dönemde bölgede çok sayıda cami ve tekke yapılmış, bazı Hindu mabedleri camiye çevrilmiştir (Yazıcı, 1998:186-188). Kübreviyye tarikatının ileri gelenlerinden olmasına rağmen Hemedânî’nin, şeyhlerinden farklı bazı fikirlere sahip bulunması, tasavvufa dair çok sayıda eser yazması, müridlerinin özellikle Keşmir’de kurdukları tekkeler aracılığıyla İslâmiyet’i yayma faaliyetine girişmeleri, onun adına nispet edilen ‘Hemedâniyye’ adlı bir tarikatın doğmasına yol açmıştır.</p>
<p>100’ü aşkın eser kaleme alan Hemedânî’nin bunların arasında en meşhur kitabı <em>Zahîretü’l-Mülûk’</em>tur<em>.</em> 10 bölümden meydana gelen eser, siyasetnâme türünde ve Farsça kaleme alınmıştır. Muhtevasını ahlâk ve siyaset olarak tanımlayabileceğimiz kitap Latinceye, Fransızcaya, Urducaya, Osmanlı Türkçesine ve kısmen Peştuncaya tercüme edilmiştir. <em>Zahîretü’l-Mülûk</em>’ün Osmanlılar döneminde de hayli alaka gördüğü, bir asır içinde beş ayrı tercümesinin yapılmasından anlaşılmaktadır (Yılmaz, 2003:25).</p>
<p>Bu tercümelerin ilki, Muslihuddin Mustafa (1492-1562) tarafından Kanûnî Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa’ya sunulmuştur (1550). Sürûrî lakabı ile tanınan Muslihuddin Mustafa, aslen Geliboluludur. Devrin âlimlerinden dersler almıştır. Emir Buharî Tekkesi Şeyhi Nakşibendi Mahmud Efendi’ye intisap ederek tasavvuf yoluna girmiştir. Kasımpaşa’daki evini ve bütün varlığını satıp meskeni civarında kendi adına nispetle Sürûrî Camii adıyla anılan bir cami yaptırmıştır. Oturduğu mahalleye kendi ismi verilen Sürûrî, çevresinde bir veli olarak kabul edilmiş önemli bir mutasavvıftır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
