﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Doğan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/mehmetdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Dec 2018 08:43:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mehmet Doğan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Abdülhamid, İtikat, İttihatçılık, Tartışmalı Şiirler ve Irk: Öteki Âkif</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/abdulhamid-itikat-ittihatcilik-tartismali-siirler-ve-irk-oteki-akif/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 13:03:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3945</guid>

					<description><![CDATA[Bu sene Mehmed Âkif’in doğumunun 145. yılı, vefat edeli 82 yıl oldu… Mehmed Âkif, 20. yüzyılımızda şiirleri ve fikirleriyle zihin dünyamızın şekillenmesinde önemli yere sahip. Mücadelesi ve hayatıyla örnek bir karakter olarak temayüz eden bu büyük şahsiyetin 21. yüzyılımızda da tesirleri devam ediyor. Tarihimizde hiçbir edebiyatçı zihnimizin dokularına bu kadar nüfuz etmiş değildir denilse hata edilmiş olmaz. Bir taraftan İstiklâl Marşı, diğer yandan Çanakkale şehitlerine şiiri ve nihayet “Zulmü alkışlayamam” manzumesi bu tesiri yaygınlaştırıyor ve süreklileştiriyor. Âsım karakteri ile ortaya koyduğu gençlik modeli, maarifimizin bir türlü kendini bulamadığı dikkate alınırsa, gençlere örneklik açısından önemini koruyor. Mehmed Âkif yakın tarihimizin üç&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene Mehmed Âkif’in doğumunun 145. yılı, vefat edeli 82 yıl oldu… Mehmed Âkif, 20. yüzyılımızda şiirleri ve fikirleriyle zihin dünyamızın şekillenmesinde önemli yere sahip. Mücadelesi ve hayatıyla örnek bir karakter olarak temayüz eden bu büyük şahsiyetin 21. yüzyılımızda da tesirleri devam ediyor. Tarihimizde hiçbir edebiyatçı zihnimizin dokularına bu kadar nüfuz etmiş değildir denilse hata edilmiş olmaz. Bir taraftan İstiklâl Marşı, diğer yandan Çanakkale şehitlerine şiiri ve nihayet “Zulmü alkışlayamam” manzumesi bu tesiri yaygınlaştırıyor ve süreklileştiriyor. Âsım karakteri ile ortaya koyduğu gençlik modeli, maarifimizin bir türlü kendini bulamadığı dikkate alınırsa, gençlere örneklik açısından önemini koruyor. Mehmed Âkif yakın tarihimizin üç dönemini yaşadı. Osmanlı Devleti’nin ilk meşrutiyete geçişi, ardından gelen “istibdad” dönemi onun bütün çocukluk ve gençlik yıllarını kapsar. 2. Meşrutiyet ilân edildiğinde 35 yaşındadır ve ilk gençlik yıllarından beri şiirle uğraşmakla, zaman zaman bazı dergilerde şiirleri yayınlanmakla beraber edebiyat âlemince bilinen bir isim değildir.01</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2018">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyanet İşleri Başkanı CHP İl Başkanı mıydı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/diyanet-isleri-baskani-chp-il-baskani-miydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:16:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Erkânı Harbiye-i Umumiye Vekaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafetin ilgası]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Şer’iye ve Evkaf Vekaleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2666</guid>

					<description><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in emekli olarak görevini bırakması, dikkatleri bu teşkilata çevirdi. Cumhurbaşkanımızın açıklaması hatırımızda: “Başkan başka bir görev talebinde bulundu!” Recep Tayyip Erdoğan ya şöyle bir açıklama yapsa idi: “Diyanet İşleri Başkanımız görevden affını istedi, kendisini partimizin Ankara il başkanlığına getireceğim!” Böyle bir beyanat üzerine şunu söyleyenler azınlıkta kalacaktır: “Adam emekli olmuş, siyasetle iştigal edebilir!” Başta CHP yâranları olmak üzere bazı kesimlerdense şiddetli itirazlar yükselecektir! “Din siyasete âlet ediliyor!” Tarih trenine bir binelim isterseniz. Yıl 1924: Hilafet ilga edildi, Evkaf ve Şer’iye ile Erkânı Harbiye-i Umumiye vekaletleri lağvedildi. Birinin yerine Diyanet İşleri Riyaseti, diğerinin yerine Erkânı Harbiye-i Umumiye&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in emekli olarak görevini bırakması, dikkatleri bu teşkilata çevirdi. Cumhurbaşkanımızın açıklaması hatırımızda: “Başkan başka bir görev talebinde bulundu!” Recep Tayyip Erdoğan ya şöyle bir açıklama yapsa idi: “Diyanet İşleri Başkanımız görevden affını istedi, kendisini partimizin Ankara il başkanlığına getireceğim!” Böyle bir beyanat üzerine şunu söyleyenler azınlıkta kalacaktır: “Adam emekli olmuş, siyasetle iştigal edebilir!” Başta CHP yâranları olmak üzere bazı kesimlerdense şiddetli itirazlar yükselecektir! “Din siyasete âlet ediliyor!” Tarih trenine bir binelim isterseniz. Yıl 1924: Hilafet ilga edildi, Evkaf ve Şer’iye ile Erkânı Harbiye-i Umumiye vekaletleri lağvedildi. Birinin yerine Diyanet İşleri Riyaseti, diğerinin yerine Erkânı Harbiye-i Umumiye Riyaseti kuruldu. Şimdi “Diyanet İşleri Başkanlığı” ve “Genelkurmay Başkanlığı” diyoruz. 429 sayılı ve 3.3.1924 tarihli kanunun gerekçesinde mesele şöyle vaz’ ediliyor: Din ve ordunun siyasi akımlarla alâkadar olması birçok mahzurları davet ediyor. Yeni bir hayat ve varlık meydana getirmek vazifesini üstlenen Türkiye Cumhuriyeti siyasî teşkilatında zaten sonradan konulan Şer’iye ve Evkaf Vekaletiyle Erkânı Harbiye-i Umumiye Vekaleti’nin bulunması uygun değildir&#8230;</p>
<p>Diyanet’in konumu ve vazifesi kanunun 4. maddesinde şöyle çiziliyor. “Türkiye Cumhuriyeti’nde dinin ibadet dışında hayatı, insan ilişkilerini tanzim eden hükümlerine dair kuralların kanunlaştırılması ve uygulaması, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun oluşturduğu hükümete aittir, apaçık İslâm dininin bundan başka inançlar ve ibadetlere dair bütün hükümleri ve işlerinin yürütülmesi ve dinî kurumların idaresi için Cumhuriyet’in merkezinde bir Diyanet İşleri Reisliği makamı tesis edilmiştir.” Din işleri ve askerlik işleri&#8230; İki hassas alan. Cumhuriyet’ten sonra devlet dinle yollarını ayırıyor, laikliğe doğru</p>
<p>yürüyor&#8230; Bu, bildiğimiz din ve devlet ayrımı anlamında gerçek laiklik değil. Bin yıldır milletin dokularına işlemiş, kültürünü oluşturmuş, hayatını tanzim etmiş din, öğretilebilir olmaktan çıkarılıyor, yaşanılırlığı da tahdit ediliyor. Din siyasete müdahil olamazken, siyaset dine istediği şekilde müdahil oluyor. Böyle önemli bir alanın başıboş bırakılmaması gerekiyor, mutemet bir adamın elinde tutulmak isteniyor ve bunun için Ankara Müftüsü, Millî Mücadele’ye güçlü destek vermiş bir hoca, 1 Nisan 1924’te Diyanet İşleri Reisi yapılıyor.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-eylul2017">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Ağustos Armağanları Çaldıran ve Mercidabık</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/yavuzun-agustos-armaganlari-caldiran-ve-mercidabik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 21:47:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ridaniye Zaferi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Selim Han]]></category>
		<category><![CDATA[“Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” unvanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2614</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı hükümdarından kaç tanesi ilk seferde zihnimizde canlanır? Kurucu şahsiyet olarak Osman Gazi elbette unutulmaz. Ondan sonra ilk hatırladığımız İstanbul’un fatihi II. Mehmed’dir. Üçüncü isim büyük ihtimalle Sultan Süleyman olacaktır. Onun ihtişamlı devri önemli olmakla beraber, babası Yavuz Sultan Selim bükülmez karakteri ve başardığı işlerle Fatih’le birlikte hatırlanması gereken büyük bir isimdir. 500 yıl önce devletimizin başında Sultan Selim Han vardı. Osmanlı tarihinin Fatih’ten sonra devir açan büyük hükümdarı beş asır önce bugünlerde Mısır’da idi. 22 Ocak 1517’de Ridaniye Zaferi’ni kazanmış, bir hafta sonra Kahire’yi fethederek 15 Şubat’ta merasimle şehre girmişti. 10 Eylül 1517’de Kahire’den ayrılana kadar sadece bir defa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı hükümdarından kaç tanesi ilk seferde zihnimizde canlanır? Kurucu şahsiyet olarak Osman Gazi elbette unutulmaz. Ondan sonra ilk hatırladığımız İstanbul’un fatihi II. Mehmed’dir. Üçüncü isim büyük ihtimalle Sultan Süleyman olacaktır. Onun ihtişamlı devri önemli olmakla beraber, babası Yavuz Sultan Selim bükülmez karakteri ve başardığı işlerle Fatih’le birlikte hatırlanması gereken büyük bir isimdir. 500 yıl önce devletimizin başında Sultan Selim Han vardı. Osmanlı tarihinin Fatih’ten sonra devir açan büyük hükümdarı beş asır önce bugünlerde Mısır’da idi. 22 Ocak 1517’de Ridaniye Zaferi’ni kazanmış, bir hafta sonra Kahire’yi fethederek 15 Şubat’ta merasimle şehre girmişti. 10 Eylül 1517’de Kahire’den ayrılana kadar sadece bir defa İskenderiye’ye gidip gelmiş, belki de hükümdarlığı sırasında İstanbul dışında en uzun süre Kahire’de yaşamıştı. II. Mehmed, yani Fatih, İstanbul’un fethiyle çağ açmıştı.</p>
<p>Torunu Selim Han, hem bugünkü Türkiye sınırlarını çizdi, hem de İslam dünyasının birliğini son defa sağladı. Bununla birlikte devir açan büyük bir devlet adamı oldu. Dedesinin İstanbul Fatihi olarak kazandığı şöhretten sonra oğlu Süleyman’ın muhteşem bir imparatorluğun hükümdarı olarak anılması, Sultan Selim’in öneminin yeterince kavranamamasının sebepleri arasında sayılabilir. Halep’te (veya Kahire’de) hatibin hutbede adını hâkimülharameyn (Mekke ve Medine’nin hâkimi) şeklinde anmasına itiraz ederek bunu “hâdimülharemeyn” şeklinde düzelttiği bilinir. “Mekke ve Medine’nin hizmetçisi” unvanı bundan sonra Osmanlı sultanlarının unvanları arasında yer almıştır. Peki, Yavuz Mekke ve Medine’yi, Hicaz’ı silah zoruyla, savaşla mı almıştır? Eğer Memlûk Devleti’ni tarihten silerek bütün arazisini Osmanlı sınırları içine alması kastediliyorsa, Hicaz da bu şekilde Osmanlı toprakları içindedir. Fakat bunun ötesinde Mekke Şerifi Bereket, oğlunu Kahire’ye göndererek Selim Han’a tebriklerini ve bağlılıklarını bildirmiş, Mekke ve Medine’nin anahtarlarını takdim etmiştir. Yavuz da Şerif’e vazifesinde devamı adına hilat ve teşrif (gösterişli bir elbise) göndermiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2017">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>27 Mayıs’ın Artçı Darbeleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/27-mayisin-artci-darbeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 13:18:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Darbeler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilaller]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2557</guid>

					<description><![CDATA[Her şey biz okurken oldu! İlk darbe ilk mektep sonda, ikinci ve üçüncü teşebbüsler orta mek­tepte&#8230; 12 Mart müdahalesinde üniversitede okuyorduk. 12 Eylül, mezuniyet ve yüksek lisans saf­hası olmalıdır. Bir türlü darbeler okulunda kariyeri­mizi tamamlayamıyorduk ki, 15 Temmuz bizi emek­li etti! Bu hayat tecrübemize dayanarak daha baştan şu­nu söyleyebiliriz: Darbeler iki çeşittir, kendisine “dev­rim”, “inkılâp” veya “ihtilal” dedirtenler ve dedirte­meyenler! 27 Mayıs 1960’da ordu içinden çıkan bir cuntanın müdahalesi birinci çeşittendi. Bunlar yaptıkları işe “devrim”, “inkılâp” veya “ihtilal” demişler; bununla kalmayıp resmî olarak da halka böyle dedirtmişler, hatta darbenin yıldönümünü millete zoraki bayram olarak kutlatmışlardı! Bu darbenin tarihimizdeki ilk tipi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her şey biz okurken oldu! İlk darbe ilk mektep sonda, ikinci ve üçüncü teşebbüsler orta mek­tepte&#8230; 12 Mart müdahalesinde üniversitede okuyorduk. 12 Eylül, mezuniyet ve yüksek lisans saf­hası olmalıdır. Bir türlü darbeler okulunda kariyeri­mizi tamamlayamıyorduk ki, 15 Temmuz bizi emek­li etti! Bu hayat tecrübemize dayanarak daha baştan şu­nu söyleyebiliriz: Darbeler iki çeşittir, kendisine “dev­rim”, “inkılâp” veya “ihtilal” dedirtenler ve dedirte­meyenler! 27 Mayıs 1960’da ordu içinden çıkan bir cuntanın müdahalesi birinci çeşittendi. Bunlar yaptıkları işe “devrim”, “inkılâp” veya “ihtilal” demişler; bununla kalmayıp resmî olarak da halka böyle dedirtmişler, hatta darbenin yıldönümünü millete zoraki bayram olarak kutlatmışlardı!</p>
<p>Bu darbenin tarihimizdeki ilk tipi Bâbıâli baskı­nıydı. Mevcut hükümet zor kullanılarak görevinden uzaklaştırılmış, bu arada kan da akıtılmıştır. 27 Ma­yıs belki de tam olarak öyle değildir: doğrudan kabi­neye baskın verilmemiş, fakat idareye zorla el konu­larak hükümet devrilmiş, Meclis feshedilmiş, hatta Anayasa askıya alınmış ve değiştirilmişti. Cumhuriyet’in tek partisi CHP serbest seçimlerde kazansa, iktidarını devam ettirse darbe olur muydu? Gerçek anlamda ilk serbest seçimde CHP kaybetmiş, halkın seçtiği siyasiler ülkeyi yönetmeye başlamış, Demokrat Parti 1950’den itibaren art arda üç defa se­çim kazanmış ve bu yetkiyle hükümet olmuştu. Siyasî iktidarın bürokratik iktidarı kontrol edecek güç gös­teremediği, resmî ideolojinin sivil ve askerî bürok­rasiye şeklî bir meşruiyet hissi verdiği bir dönemin sonunda, askerî bürokrasi hiyerarşik olmayan bir şe­kilde yönetime el koydu. Çok partili hayata geçişten bir süre sonra ordu için­de darbeci eğilimler ortaya çıkmış, birtakım cuntalar oluşturulmuş ve nihayet 27 Mayıs 1960’da zamanın en kapsayıcı iletişim aracı devlet radyosu ele geçirilerek darbe bildirisi Albay Alparslan Türkeş tarafından ilan edilmiştir. Ertesi gün ülkenin yazılı basınının da dar­becilerin şakşakçısı olarak konum aldığı görülecektir.</p>
<p>Kendilerini “Millî Birlik Komitesi” alarak adlandı­ran 38 kişilik cuntada 5 generale karşılık (2 or., 2 tüm. ve bir tuğ.) 18 yüzbaşı ve binbaşı bulunmakta, 6 yar­bay ve 8 albayla ekip tamamlanmaktadır! Ordu gibi rütbe esasına göre teşkilatlanan, emir komuta zinci­ri içinde çalışan bir yapı için komitenin yarıya yakın bir sayıya ulaşması sıkıntıya yol açabilecek nitelikte­dir. Millî Birlik Komitesi’nin başına, kısa süre önce Kara Kuvvetleri Kumandanlığı’ndan ayrılarak emekli olmak kastıyla İzmir’e giden (bu arada siyasî iktida­ra bir mektup yazan) Org. Cemal Gürsel getirilmiş­tir. İlk tutuklananlar arasında Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun ve Hava Kuvvetleri Kumandanı Tekin Arıburun’un bulunması bu hususta açıklayıcı olabilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mayis2017">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnkılap, İhtilal, Devrim&#8230; Nam-ı Diğer, Darbe!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/inkilap-ihtilal-devrim-nam-i-diger-darbe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2016 21:35:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1151</guid>

					<description><![CDATA[Darb/zarb “vurma, vuruş” demek. Eskiden matematikte çarpma işlemine de darb/zarb denilirdi. Arapça kelime bu haliyle artık “darb etmek” şeklinde kullanılıyor. Açık Türkçesi “dövmek”. Darbe ise daha yaygın kullanma sahası olan bir kelime. Yine “vurma, vuruş, çarpma” anlamı esas. Mecazen, “musibet, felaket” anlamı var. Askerî olarak, düşmanın stratejik hedeflerine yapılan süratli ve tesirli hücuma da “darbe” deniliyor. Askerî anlamla siyasî anlam arasında kolaylıkla rabıta kurulabilir. Siyaset dilinde darbe, “Kuvvet kullanmak suretiyle yapılan iktidar değişikliği, taklib-i hükümet, darbe-i hükümet, hükümet darbesi” demektir. Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında&#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Darb/zarb “vurma, vuruş” demek. Eskiden matematikte çarpma işlemine de darb/zarb denilirdi. Arapça kelime bu haliyle artık “darb etmek” şeklinde kullanılıyor. Açık Türkçesi “dövmek”. Darbe ise daha yaygın kullanma sahası olan bir kelime. Yine “vurma, vuruş, çarpma” anlamı esas. Mecazen, “musibet, felaket” anlamı var. Askerî olarak, düşmanın stratejik hedeflerine yapılan süratli ve tesirli hücuma da “darbe” deniliyor. Askerî anlamla siyasî anlam arasında kolaylıkla rabıta kurulabilir. Siyaset dilinde darbe, “Kuvvet kullanmak suretiyle yapılan iktidar değişikliği, taklib-i hükümet, darbe-i hükümet, hükümet darbesi” demektir.</p>
<p>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2016">Derin Tarih Ağustos Sayısında&#8230;</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korsan Ol, Dünyadan Açıkta Dur!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/korsan-ol-dunyadan-acikta-dur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 02:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=1081</guid>

					<description><![CDATA[“Evvelki vasiyet budur ki, kapudan kendi korsan değil ise derya hususunda ve derya cengi ahvalinde korsanlar ile meşveret edüp dinleye…” İlk öğüt: Kaptan, kendi korsan değilse, deniz konusunda ve deniz savaşı durumunda korsanlar ile danışıp onları dinlemelidir. Kâtip Çelebi’nin Tuhfetü’l-Kibar fi Esfaril-Bihar, yani “Deniz seferleri hakkında büyüklere armağan”ında, “derya ve donanma ahvaline müteallik korsanlar vesayasındandır” başlığı altında ilk vasiyette böyle deniliyor. Bu öğüdün “korsan” kelimesinin sözlüklerdeki “gemilere saldıran deniz haydudu, deniz hırsızı” anlamını haleldar etmediği söylenebilir mi? Osmanlı ilim tarihinin müstesna siması Kâtip Çelebi’nin metninde korsanın “tecrübeli, görmüş geçirmiş denizci” anlamına geldiğini kavramak zor değil. Çelebi, vasiyetlerin sekizincisinde de şöyle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Evvelki vasiyet budur ki, kapudan kendi korsan değil ise derya hususunda ve derya cengi ahvalinde korsanlar ile meşveret edüp dinleye…” İlk öğüt: Kaptan, kendi korsan değilse, deniz konusunda ve deniz savaşı durumunda korsanlar ile danışıp onları dinlemelidir.</p>
<p>Kâtip Çelebi’nin Tuhfetü’l-Kibar fi Esfaril-Bihar, yani “Deniz seferleri hakkında büyüklere</p>
<p>armağan”ında, “derya ve donanma ahvaline müteallik korsanlar vesayasındandır” başlığı altında ilk vasiyette böyle deniliyor.</p>
<p>Bu öğüdün “korsan” kelimesinin sözlüklerdeki “gemilere saldıran deniz haydudu, deniz hırsızı” anlamını haleldar etmediği söylenebilir mi?</p>
<p>Osmanlı ilim tarihinin müstesna siması Kâtip Çelebi’nin metninde korsanın “tecrübeli, görmüş geçirmiş denizci” anlamına geldiğini kavramak zor değil. Çelebi, vasiyetlerin sekizincisinde de şöyle diyor: “Baştarda reisleri cezayirde ve deryada niçe yıllar gezmiş, korsanlık etmiş ola.”</p>
<p>“Baştarda”, yani kadırga cinsinden zamanın büyük savaş gemisi… Bunların reislerinin adalarda ve denizde nice yıllar gezmesi ve korsanlık etmesi gerekiyor. “Korsan” burada bir denizcilik tarzını anlatıyor ki, bu da tamı tamına “deniz akıncılığı” dır. Bunun haydutluğu, çapulu, yağmayı aşan bir tarz olduğunu bir kenara yazalım.</p>
<p>Devamı Derin Tarih Dergisi <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-temmuz2016">Temmuz 2016</a> Sayısında&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Canım “Bahçe” Nasıl “Park” Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/canim-bahce-nasil-park-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2016 04:30:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=966</guid>

					<description><![CDATA[1992’de Türkiye Yazarlar Birliği heyetinin bir ay süren Türkistan seferinde Taşkent’in en büyük parkını gezerken, iki Türkiye (Türkistan ve Türkiye) arasındaki kültürel farklılaşmalardan biri daha karşımıza çıkmıştı: “Nevaî Bağı”ndaydık! Özbekler en büyük şairleri Ali Şir Nevaî adına muazzam bir park yapmışlardı. Parka “bağ” denilmesi bize önce tuhaf göründü, fakat zihnimizi yoklayınca, “park”ın dilimizde daha önce “bahçe” ile karşılandığını hatırladık. Gülhane Bahçesi’ne “Gülhane Parkı” denilmesi, son zamanlara ait bir alışkanlık. Orası Topkapı Sarayı’nın has bahçesi idi. Sonra halka açıldı, “Gülhane Bahçesi” denildi ve nihayet “Gülhane Parkı” oldu! Sadece Gülhane mi “bahçe”den “park”a dönüştürüldü? Yıldız Bahçesi de “Yıldız Parkı” yapılmadı mı? “Bağ”&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1992’de Türkiye Yazarlar Birliği heyetinin bir ay süren Türkistan seferinde Taşkent’in en büyük parkını gezerken, iki Türkiye (Türkistan ve Türkiye) arasındaki kültürel farklılaşmalardan biri daha karşımıza çıkmıştı: “Nevaî Bağı”ndaydık! Özbekler en büyük şairleri Ali Şir Nevaî adına muazzam bir park yapmışlardı. Parka “bağ” denilmesi bize önce tuhaf göründü, fakat zihnimizi yoklayınca, “park”ın dilimizde daha önce “bahçe” ile karşılandığını hatırladık.</p>
<p>Gülhane Bahçesi’ne “Gülhane Parkı” denilmesi, son zamanlara ait bir alışkanlık. Orası Topkapı Sarayı’nın has bahçesi idi. Sonra halka açıldı, “Gülhane Bahçesi” denildi ve nihayet “Gülhane Parkı” oldu! Sadece Gülhane mi “bahçe”den “park”a dönüştürüldü? Yıldız Bahçesi de “Yıldız Parkı” yapılmadı mı?</p>
<p>“Bağ” dilimize Farsçadan geçen bir kelime; <em>Kutadgu Bilig</em>’de kullanıldığını hatırlarsak, edebiyat dilimize girişinin 10. asra yaklaştığını söylemiş oluruz. Bahçe’ye de <em>Atabetü’l-Hakayık</em>’ta rastlanıyor. Demek ki, o da 9 asırlık bir kelimemiz. Bağ, bahçe lâfı edilir de bostan unutulur mu? Bostan/bu(y)istan, yani kokulu bitkilerin, çiçeklerin bulunduğu yer&#8230; Bu üç kelime zaman içinde farklılaşmış. Bahçe, “bağ-çe”, bağın küçüğü, fakat artık bu anlamda kullanılmıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devamı Derin Tarih Dergisi <a href="http://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran" target="_blank">Haziran 2016</a> Sayısında&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kim “Genç” ve “Gençlik Bayramı” ne?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/kim-genc-ve-genclik-bayrami-ne/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2016 05:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[Bu ay “gençlik bayramı” ayı. Cumhuriyet’in ihdas edilen bayramlarından biri Gençlik (ve Spor) Bayramı. 19 Mayıs’a, yani Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkış gününe izafeten yapılıyor. İşe bakın ki, aynı ayda İstanbul’un fethi de var. Ve bu fetih bir gencin ulaşabileceği en yüksek zirveyi işaret ediyor. Kutlu bir müjdeyi sekiz asır sonra hayata geçirmek, hiçbir faniye nasib olmayan “güzel kumandan” tacını takınmak, bir çağı kapatmak! Genç, halis Türkçe bir kelime. Ona Divanü Lügati’t-Türk’te, eski Uygur metinlerinde rastlıyoruz. Eski Türkçede kanç veya kenç. Batıya doğru yolculuğumuzda değişim geçirmiş, ilk harf yumuşamış, “g” olmuş, yazılırken yine “kef” le yazılıyor. Ken/gen-mek “büyümek, artmak”tan olabilir.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ay “gençlik bayramı” ayı. Cumhuriyet’in ihdas edilen bayramlarından biri Gençlik (ve Spor) Bayramı. 19 Mayıs’a, yani Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkış gününe izafeten yapılıyor. İşe bakın ki, aynı ayda İstanbul’un fethi de var. Ve bu fetih bir gencin ulaşabileceği en yüksek zirveyi işaret ediyor. Kutlu bir müjdeyi sekiz asır sonra hayata geçirmek, hiçbir faniye nasib olmayan “güzel kumandan” tacını takınmak, bir çağı kapatmak! Genç, halis Türkçe bir kelime. Ona <em>Divanü Lügati’t-Türk</em>’te, eski Uygur metinlerinde rastlıyoruz.</p>
<p>Eski Türkçede <em>kanç </em>veya <em>kenç</em>. Batıya doğru yolculuğumuzda değişim geçirmiş, ilk harf yumuşamış, “g” olmuş, yazılırken yine “kef” le yazılıyor. Ken/gen-mek “büyümek, artmak”tan olabilir. Gen-iş eski bir kelimemiz, gen-leş-mek yeni icad bir kelimemiz. Kök aynı. <em>Divanü Lügati’t-Türk</em>’te “kenç” çocuk olarak açıklanıyor; hayvanların küçüklerine de öyle denildiği belirtilerek. “Kenç anasın emdi”, “kenç süt sordı.” Ayın gencine, yani yeni doğmuşuna, yani hilâle “genc ay” denildiğini biliyor muydunuz? İşte herdem genç koca Yunus söylüyor:</p>
<p><em>İki kaşın ay, alın genc aya verir sebak</em></p>
<p><em>(İki kaşın ay, alın genç aya ders verir!)</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizim yoğurdumuz “AK”tır!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/bizim-yogurdumuz-aktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2016 05:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=717</guid>

					<description><![CDATA[“Müslüman saati” yazısıyla hayatımızdaki değişimin pek farkında olmadığımız zaman boyutunu ifşa eden Ahmet Hâşim “memleketimizde akşamın habercisi yoğurtçudur” diyor… Hâşim’e akşamı haber veren yoğurtçuları son tanıyanlar bizleriz belki de&#8230; Tavalara çalınmış yoğurdu omuz terazisinin kefelerinde akşama doğru “yoğurtcuuu, kaymaaak” nidalarıyla pazarlayan yoğurtçuların devri gerilerde kaldı, fakat yoğurt hayatımızdaki yerini koruyor. Büyük yazarımız, yoğurdun bir gün dışımızdaki dünyanın hayatına, hem de bizdeki ismiyle karışacağını tahmin edebilir miydi? “Amerika’da yoğurt savaşları” başlıklı bir yazı (Fikri Türkel, “Amerika’da yoğurt savaşları” Vahdet, 27.2.2015) bende böyle bir çağrışıma yol açtı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Müslüman saati” yazısıyla hayatımızdaki değişimin pek farkında olmadığımız zaman boyutunu ifşa eden Ahmet Hâşim “memleketimizde akşamın habercisi yoğurtçudur” diyor…</p>
<p>Hâşim’e akşamı haber veren yoğurtçuları son tanıyanlar bizleriz belki de&#8230; Tavalara çalınmış yoğurdu omuz terazisinin kefelerinde akşama doğru “yoğurtcuuu, kaymaaak” nidalarıyla pazarlayan yoğurtçuların devri gerilerde kaldı, fakat yoğurt hayatımızdaki yerini koruyor.</p>
<p>Büyük yazarımız, yoğurdun bir gün dışımızdaki dünyanın hayatına, hem de bizdeki ismiyle karışacağını tahmin edebilir miydi? “Amerika’da yoğurt savaşları” başlıklı bir yazı (Fikri Türkel, “Amerika’da yoğurt savaşları” Vahdet, 27.2.2015) bende böyle bir çağrışıma yol açtı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşkın Izdırabı&#8230;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/askin-izdirabi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Mar 2016 07:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=625</guid>

					<description><![CDATA[En muzdarip, en çok zulme uğratılmış, haksızlığa ma­ruz kalmış kelimeler sıra­lamasında “aşk” en başlar­da yer alır. “Aşk” o halis mânasından uzak­laştılarak öyle süflî mânalarla anı­lır ki&#8230; “Aşk yapmak!” gibisinden! Sev/sew-mek kökü Divanü Lüga­ti’t-Türk’de var. Bugünkü mânada, sevdi, sever, seversen, sevmek, sev­mes (sevmez)&#8230; Sevinmek var, se­vinç var, sevişmek dahi var. Kadınla erkek arasında cinsî mü­nasebeti anlatan kelimede de deği­şiklik yok. Bin yıl önce ne diyorsak, o! Onun bu mânada “sevişmek” ola­rak tavsifi, ne zamana mahsus, bu­nu bilemiyoruz. Aşk “sevgi” elbette. Ama sevgiyi aşan bir sevgi; şiddetli sevgi, gönül verme, candan sevme, muhabbet, iptila, tutkunluk, sevda&#8230; Yunus Emre, “aşk gelicek cümle eksikler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En muzdarip, en çok zulme uğratılmış, haksızlığa ma­ruz kalmış kelimeler sıra­lamasında “aşk” en başlar­da yer alır.</p>
<p>“Aşk” o halis mânasından uzak­laştılarak öyle süflî mânalarla anı­lır ki&#8230; “Aşk yapmak!” gibisinden!</p>
<p>Sev/sew-mek kökü <em>Divanü Lüga­ti’t-Türk</em>’de var. Bugünkü mânada, sevdi, sever, seversen, sevmek, sev­mes (sevmez)&#8230; Sevinmek var, se­vinç var, sevişmek dahi var.</p>
<p>Kadınla erkek arasında cinsî mü­nasebeti anlatan kelimede de deği­şiklik yok. Bin yıl önce ne diyorsak, o! Onun bu mânada “sevişmek” ola­rak tavsifi, ne zamana mahsus, bu­nu bilemiyoruz.</p>
<p>Aşk “sevgi” elbette. Ama sevgiyi aşan bir sevgi; şiddetli sevgi, gönül verme, candan sevme, muhabbet, iptila, tutkunluk, sevda&#8230;</p>
<p>Yunus Emre, “aşk gelicek cümle eksikler biter” demişti.</p>
<p>Fuzulî’ye “Aşk imiş her ne var âlemde/İlm bir kıyl ü kaal imiş an­cak” dedirten ne ola ki? Kısaca: İlim dedikodudan ibaret, her ne varsa aşk!</p>
<p>İşte siz Mecnun’sunuzdur ve o za­man Kâbe’de duanız şöyle olur:</p>
<p>Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşina beni</p>
<p>Bir dem belâ-yı aşktan etme cüda beni.</p>
<p>Fransız asıllı Polanyalı dilci Me­ninski 17. yüzyılın sonlarında ka­leme aldığı ünlü Thesaurus’unda, “aşk”ı dört kelime ile karşılıyor: Di­lectio/içten sevgi, amor/sevgi, pas­sio/ihtiras, tutku/lubentia&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayın Kelimesi: &#8220;mülteci&#8221; ile &#8220;muhacir&#8221; arasında</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/multeci-ile-muhacir-arasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2016 22:01:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=506</guid>

					<description><![CDATA[Mülteci” (refuge) Avrupa’da yılın kelimesi seçilmiş&#8230; Kavimler göçünü bir türlü hâfızasından silemeyen Avrupa, mültecilerin yol açacağı meseleleri o çerçevenin dışında kabullenemiyor. Mülteci dalgaları Avrupa dalgakıranlarından/ sınırlarından önce şimdi “Ege” denilen Osmanlı’nın Adalar denizinde söndürülüyor&#8230; Nice Aylan bebekler Avrupa medeniyetinin hüsranını iliklerimize işletiyor. “Bizim rahatımız kaçmasın da dünyanın bir yerlerinde ne olursa olsun, insanlar açlıktan, sefaletten ölürse ölsün&#8230;” Bencilliğin Avrupa merkezciliği bu! Bizim zihnimizde “mülteci”nin yeri farklı, “muhacir”in makamı ayrı&#8230; Her iki kelimenin de zengin arkaplanları var. O yüzden her iki kelimeyi de çöpe atmak istedik! 1935’in resmî Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu’nda iki kelimeye de karşılık bulunmuş: Mülteci: Sığınık. Muhacir: Göçmen&#8230;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mülteci” (refuge) Avrupa’da yılın kelimesi seçilmiş&#8230; Kavimler göçünü bir türlü hâfızasından silemeyen Avrupa, mültecilerin yol açacağı meseleleri o çerçevenin dışında kabullenemiyor. Mülteci dalgaları Avrupa dalgakıranlarından/ sınırlarından önce şimdi “Ege” denilen Osmanlı’nın Adalar denizinde söndürülüyor&#8230; Nice Aylan bebekler Avrupa medeniyetinin hüsranını iliklerimize işletiyor.</p>
<p>“Bizim rahatımız kaçmasın da dünyanın bir yerlerinde ne olursa olsun, insanlar açlıktan, sefaletten ölürse ölsün&#8230;” Bencilliğin Avrupa merkezciliği bu!</p>
<p>Bizim zihnimizde “mülteci”nin yeri farklı, “muhacir”in makamı ayrı&#8230; Her iki kelimenin de zengin arkaplanları var. O yüzden her iki kelimeyi de çöpe atmak istedik! 1935’in resmî <em>Osmanlıcadan Türkçeye Karşılıklar Kılavuzu</em>’nda iki kelimeye de karşılık bulunmuş: Mülteci: Sığınık. Muhacir: Göçmen&#8230;</p>
<p><em>Devamı Derin Tarih’in Şubat sayısında!</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu ayın kelimesi: &#8220;Kahve&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/bu-ayin-kelimesi-kahve/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 22:00:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<category><![CDATA[ayın kelimesi]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://derintarih.pho.fm/?p=259</guid>

					<description><![CDATA[Dil değiştirme tarihimizin doğru kav­ranması için “kahve” kelimesi kadar dörtbaşı mâmur örnek çok nâdir bulunur her hâlde. Son zamanlarda bil­hassa büyük şehirleri­mizde bu kelimenin kul­lanılma sıklığı gittikçe azalıyor. Türkler bütün dünyada kendi adlarıy­la anılan bu mükeyyifa­tı neredeyse unuttular. Çay günlük hayatta daha fazla rağbet buluyor. İsmiyle müsemma “Türk kahvesi” en mükemmel Bosna’da pişiriliyor; Türkiye’de otellerde ve bazı lüks lo­kantalarda “kahveci güzelleri” eliy­le turistik bir içecek olarak sunulu­yor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dil değiştirme tarihimizin doğru kav­ranması için “kahve” kelimesi kadar dörtbaşı mâmur örnek çok nâdir bulunur her hâlde. Son zamanlarda bil­hassa büyük şehirleri­mizde bu kelimenin kul­lanılma sıklığı gittikçe azalıyor. Türkler bütün dünyada kendi adlarıy­la anılan bu mükeyyifa­tı neredeyse unuttular. Çay günlük hayatta daha fazla rağbet buluyor. İsmiyle müsemma “Türk kahvesi” en mükemmel Bosna’da pişiriliyor; Türkiye’de otellerde ve bazı lüks lo­kantalarda “kahveci güzelleri” eliy­le turistik bir içecek olarak sunulu­yor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu ayın kelimesi: &#8220;Yılbaşı&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ayin-kelimesi/bu-ayin-kelimesi-yilbasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Doğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2015 22:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ayın Kelimesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://derintarih.pho.fm/?p=192</guid>

					<description><![CDATA[Noel yılbaşından farklı bir kutlama” diyenler çıkacak. Evet, “noel” (Latince “natalis”den, doğum), yani Hz. İsa’nın doğum gününe izafe edilen kutlama, yılbaşından 6 gün önce, 25 Aralık’ta. İngilizler “christmas” diyorlar ki, aynı kapıya çıkıyor. 26 Aralık’ta da kutlamalar devam ediyor. Noel tatili, yılbaşını da içine alacak şekilde uzatılıyor ve böylece iki “kutlama” birleşiyor&#8230; Ayırt edebilen beri gelsin! Yılbaşının “noel”le alâkası olmadığına, yılbaşında “christmas”ı kutlamadığımıza yemin kasem ediyorlar.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Noel yılbaşından farklı bir kutlama” diyenler çıkacak. Evet, “noel” (Latince “natalis”den, doğum), yani Hz. İsa’nın doğum gününe izafe edilen kutlama, yılbaşından 6 gün önce, 25 Aralık’ta. İngilizler “christmas” diyorlar ki, aynı kapıya çıkıyor. 26 Aralık’ta da kutlamalar devam ediyor. Noel tatili, yılbaşını da içine alacak şekilde uzatılıyor ve böylece iki “kutlama” birleşiyor&#8230; Ayırt edebilen beri gelsin! Yılbaşının “noel”le alâkası olmadığına, yılbaşında “christmas”ı kutlamadığımıza yemin kasem ediyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
