﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Poyraz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/mehmetpoyraz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Jan 2025 08:16:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mehmet Poyraz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Suriye’deki Kızgın Sovyet Maşası: Baas Rejimi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/suriyedeki-kizgin-sovyet-masasi-baas-rejimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:16:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11104</guid>

					<description><![CDATA[Hafız Esed 1970’de iktidara el koyduğunda Suriye’nin uluslararası arenada yalnız kaldığını fark etmiş, bu durumu tersine çevirmek için SSCB ile yakın münasebetler kurarak Suriye’yi Batı karşıtı bir blokta konumlandırmıştı. SSCB’nin Ortadoğu politikası ise Arap dünyasında Batı yanlısı devletlere karşı bir denge oluşturmak üzerine kuruluydu. Bu bakımdan, Suriye’nin anti-emperyalist tutumu ve Baas ideolojisi, Sovyetler’in sosyalist esaslarıyla örtüşüyordu. 1972’de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşması, iki ülke arasındaki siyasî bağları daha da güçlendirdi. SSCB, Suriye’nin uluslararası arenada izolasyonunu kırmasına yardımcı olurken, Suriye de SSCB’ye ve sonrasında Rusya’ya Ortadoğu’da stratejik bir üs edinme imkânı sundu. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hafız Esed 1970’de iktidara el koyduğunda Suriye’nin uluslararası arenada yalnız kaldığını fark etmiş, bu durumu tersine çevirmek için SSCB ile yakın münasebetler kurarak Suriye’yi Batı karşıtı bir blokta konumlandırmıştı. SSCB’nin Ortadoğu politikası ise Arap dünyasında Batı yanlısı devletlere karşı bir denge oluşturmak üzerine kuruluydu. Bu bakımdan, Suriye’nin anti-emperyalist tutumu ve Baas ideolojisi, Sovyetler’in sosyalist esaslarıyla örtüşüyordu. 1972’de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşması, iki ülke arasındaki siyasî bağları daha da güçlendirdi. SSCB, Suriye’nin uluslararası arenada izolasyonunu kırmasına yardımcı olurken, Suriye de SSCB’ye ve sonrasında Rusya’ya Ortadoğu’da stratejik bir üs edinme imkânı sundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2025-/-sayi-154">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya’da Stalin Dönemine Dönüşün İşaretleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/rusyada-stalin-donemine-donusun-isaretleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 13:54:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10442</guid>

					<description><![CDATA[KGB saflarında uzun süre görev yaptıktan sonra ülkesinde yönetimi tekeline alan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sovyetler’in Stalin dönemindeki gücüne ve etkisine kavuşmasının hayallerini kuruyor. Orta Asya ile çok yakın münasebetler tesis eden Putin, aynı zamanda Stalin’in kurbanlarının gönlünü almayı da unutmuyor. Putin’e göre Rusya, ancak Sovyetler’e benzediği oranda güçlü ve zinde kalabilir. &#160; Devamı Derin Tarih Mayıs Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>KGB saflarında uzun süre görev yaptıktan sonra ülkesinde yönetimi tekeline alan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sovyetler’in Stalin dönemindeki gücüne ve etkisine kavuşmasının hayallerini kuruyor. Orta Asya ile çok yakın münasebetler tesis eden Putin, aynı zamanda Stalin’in kurbanlarının gönlünü almayı da unutmuyor. Putin’e göre Rusya, ancak Sovyetler’e benzediği oranda güçlü ve zinde kalabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mayis-2024">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Mücadele’de Stalin Ve Enver Paşa’nın “Beyaz Ruslar” Manevrası</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/milli-mucadelede-stalin-ve-enver-pasanin-beyaz-ruslar-manevrasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1920]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Pyotr Vrangel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8834</guid>

					<description><![CDATA[Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları Türk yurdunda ne beklemektedir? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden, geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz hikâyesinin ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları Türk yurdunda ne beklemektedir? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden, geçtiğimiz ay ilk bölümüne yer verdiğimiz hikâyesinin ikinci ve son bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz Rus Ordusunun Millî Mücadele’deki Harekât Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/beyaz-rus-ordusunun-milli-mucadeledeki-harekat-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 08:13:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1920]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevik]]></category>
		<category><![CDATA[Pyotr Vrangel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8724</guid>

					<description><![CDATA[Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları İstanbul’da nasıl bir hayat beklemektedir? “Küçük bir Rusya” inşa ettikleri Gelibolu’da onca yokluk ve sefalete rağmen hayata nasıl tutunurlar? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden hikâyesinin ilk bölümünü yayınlıyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bolşevik karşıtı Beyaz Rusların oluşturduğu Beyaz Ordu’nun kumandanı General Pyotr Vrangel 1920’nin kasım ayı ortalarından itibaren kalabalık bir donanmayla İstanbul’a doğru yola çıkar. Fransa’nın Millî Mücadele’ye karşı kullanmak istediği Beyaz Rusları İstanbul’da nasıl bir hayat beklemektedir? “Küçük bir Rusya” inşa ettikleri Gelibolu’da onca yokluk ve sefalete rağmen hayata nasıl tutunurlar? Beyaz Ordu’nun bu topraklarda Millî Mücadele dönemine tekabül eden hikâyesinin ilk bölümünü yayınlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Galiyev&#8217;in gözüyle Ekim Devrimi&#8217;nin Açlık Sayfaları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ekim-devriminin-aclik-sayfalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2022 14:26:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sovyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8655</guid>

					<description><![CDATA[1921 ilkbaharında Rusya büyük bir felaketle burun buruna gelir. Önce İdil-Ural sahasına yayılan açlık, akabinde Don Havzası, Ukrayna ve Kırım’da kendini göstermeye başlamıştır. 2 Ağustos 1921 tarihli yardım çağrısıyla, Sovyet Hükümeti’nin siyasî maksatlar güdülmemek kaydıyla herkesin yardımını kabul edeceği ilan edilir. Kazanlı Tatar Türklerinden Sultan Galiyev, Rusya’da yaşanan bu korkunç açlığa şahit olmuş ve gördüğü acı manzarayı 17 Ekim 1921 tarihli Milletlerin Yaşamı dergisine taşımıştır. İşte bu satırlar eşliğinde, Ekim Devrimi’nin açlık kriziyle yazılan öteki tarihi…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1921 ilkbaharında Rusya büyük bir felaketle burun buruna gelir. Önce İdil-Ural sahasına yayılan açlık, akabinde Don Havzası, Ukrayna ve Kırım’da kendini göstermeye başlamıştır. 2 Ağustos 1921 tarihli yardım çağrısıyla, Sovyet Hükümeti’nin siyasî maksatlar güdülmemek kaydıyla herkesin yardımını kabul edeceği ilan edilir. Kazanlı Tatar Türklerinden Sultan Galiyev, Rusya’da yaşanan bu korkunç açlığa şahit olmuş ve gördüğü acı manzarayı 17 Ekim 1921 tarihli Milletlerin Yaşamı dergisine taşımıştır. İşte bu satırlar eşliğinde, Ekim Devrimi’nin açlık kriziyle yazılan öteki tarihi…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hindistan’daki Esirler Çanakkale Şehitleri İçin Mevlit Okudu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/hindistandaki-esirler-canakkale-sehitleri-icin-mevlit-okudu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Nov 2021 07:13:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Basra]]></category>
		<category><![CDATA[Bellary]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılhaç]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7562</guid>

					<description><![CDATA[1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusundan 200 bin civarında askerin esir düştüğü tahmin edilir. Osmanlı Devleti esir düşen İtilaf Devletleri askerleriyle ilgili olarak şeffaf bir tutum sergilerken, İngilizlerin kendi esirleri hakkında bu yönde bir teşebbüste bulunduğunu söylemek güçtür. Irak Cephesi ve civarındaki cephelerde İngilizlere esir düşen Türk askerleri öncelikle Bağdat’a getirilir. Sorgulama sonrasında Basra’ya gönderilen esirler çalıştırılmak üzere burada tasnif edilir. Bir kısmı Kûtül‘amâre veya Bağdat tarafına yollanır. Vaziyete göre Hindistan’a da sevkleri yapılır. Hindistan’a getirilenler önce Bombay’da tutulur; buradan ülkenin farklı bölgelerine sevkleri gerçekleşir. 26 Kasım 1916 tarihinde 65 Osmanlı subayının getirilmesiyle, ismini, içinde bulunduğu, Bombay yakınlarındaki şehirden alan Bellary&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusundan 200 bin civarında askerin esir düştüğü tahmin edilir. Osmanlı Devleti esir düşen İtilaf Devletleri askerleriyle ilgili olarak şeffaf bir tutum sergilerken, İngilizlerin kendi esirleri hakkında bu yönde bir teşebbüste bulunduğunu söylemek güçtür.</p>
<p>Irak Cephesi ve civarındaki cephelerde İngilizlere esir düşen Türk askerleri öncelikle Bağdat’a getirilir. Sorgulama sonrasında Basra’ya gönderilen esirler çalıştırılmak üzere burada tasnif edilir. Bir kısmı Kûtül‘amâre veya Bağdat tarafına yollanır. Vaziyete göre Hindistan’a da sevkleri yapılır. Hindistan’a getirilenler önce Bombay’da tutulur; buradan ülkenin farklı bölgelerine sevkleri gerçekleşir.</p>
<p>26 Kasım 1916 tarihinde 65 Osmanlı subayının getirilmesiyle, ismini, içinde bulunduğu, Bombay yakınlarındaki şehirden alan Bellary esir kampı açılır. Kamp, kısa müddet sonra, 12 Mart 1917’de Kızılhaç heyeti tarafından ziyaret edilir. Heyet esirlere maddî yardımda bulunurken sorunlarını dinler; buradaki gözlem ve temaslar rapor haline getirilir.  Kızılhaç’ın geldiği günlerde esir sayısı 500’dür. Sonraki günlerde 6 bini bulur. Türk esirleri şikâyetlerini Hilal-i Ahmer’e mektupla bildirebilmektedirler; lakin kendilerine Anadolu’daki yakınlarından mektup ulaştırıldığını söylemek zordur.</p>
<p>Buradaki esir subaylardan 156. Alay Kumandanı Yarbay Hasan Yetimi tarafından kaleme alınan layiha mühim bilgiler ihtiva etmektedir. 1916-20 yılları arasında kamptaki intiba ve gözlemlerini kaleme alan Yetimi’nin 71 sayfalık layihasında kampın açılışı, esirlerin gelişi, tercümanlar, binaların yerleşim durumu, yönetim, hastane, subayların ve erlerin vaziyeti hakkında bilgiler mevcuttur. Hasan Yetimi, Osmanlı esirlerinin Bellary’e getirilişini anlatırken, aralarında sivillerin de olduğuna dikkat çeker: “Kûtül‘amâre civarında ve Bağdat etrafında ve Deli Abbas ve Karatepe yörelerinde yapılan muharebelerde esir düşen ve kendilerini Türk kaydettiren üstsubay, subay ve erler. Önceki anılan mevzilere kadar düşman yayılması içindeki yerlerde kalmış ve başlangıçta İngiltere hükümetince savaş esiri olarak tanınmış olan memurlar ve emeklilerden Türk olanlar veya Türk din görevlileri ile ileri gelenleri. Halkın bir kısmı, yapılan ihbar üzerine yakalanarak birbiri ardı sıra 1917 miladi yılı ortasına kadar bu karargâha gönderilmişlerdir. Remadiye Grubu Kumandanı ve Türk kayıtlı bulunan üstsubay, subaylar ve Tatar Taburu, 1918 yılı ortalarında da 50. Tümenin üstsubay ve subayları buraya ulaşmışlardır.”</p>
<p>Esirler Bellary’de çetin günler yaşasalar da dinî vecibelerini yerine getirmeyi ihmal etmezlerdi. Kamp yönetimi mescit veya cami inşa etmese de, Türklerin ibadetlerine karışmıyordu. Esir askerler bir süre sonra mescit inşa ettiler. Esir düşen Bağdat müftüsünün verdiği izinle hutbe okunur, beş vakit namaz dışında bayram namazları da eda edilirdi. Erler için okuma-yazma kursu, bütün esirler için de İngilizce dil kursu açılmıştı.</p>
<p>Esir Türk erlerine maaş verilmiyordu. Sigara, şeker ve çay dışında birçok şeye para ödemek zorundaydılar. Çoğu, sabahları 3-4 saat İngilizlerin angarya işlerinde çalıştırılan erlerin bir kısmı burada ticarete atılmıştı. İngilizlerin izni olmadan ticaret yapmak yasak olmasına rağmen bu yasağı delenler vardı. İngilizler tarafından kendilerine maaş verilen esir subaylar, erlere kıyasla ayrıcalıklı konumdaydı; günlerini okumak, dil öğrenmek ve sosyal faaliyetlerle geçirirlerdi. Musiki ve spor cemiyeti de kurulmuştu. Bölük ve tabur çavuşları esirler arasından seçilip maaşa bağlanmıştı. Bazılarının maaş ve mevkilerini kaybetmemek için esirlere zulmettiğini de vakidir. Esir subaylar izin kâğıdı ile kamp dışına çıkıp dolaşabilirken, erler bunu hayal bile edemezdi. Tel örgüye yaklaşmak vurulma nedeniydi. Vurulup da hayatta kalan, en az bir ay hapis cezasına çarptırılırdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2021">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sovyet Tabutundaki Son Çivi: Afganistan İşgali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/sovyet-tabutundaki-son-civi-afganistan-isgali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 07:56:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şefvket Eygi]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7475</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti. 1979 yılında Sovyet&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm dünyasında bazı gerçeklerin, ancak bir felaketten sonra ortaya çıkma gibi huyu vardır. Afganistan gerçeği de bunlardan biri. Son 150 yıldır Batı’nın kirli ellerinin hiç çekilmediği Afgan topraklarında kurgulanan “Büyük Oyun”un fotoğrafını Doğuluların ancak günümüzde görebildiğini söylemek zorundayız. Bilirsiniz, yakın tarihe kadar Türkiye’de “Moskova” sadece kızıl düşmandı ve bölge tarihini yazmak bir yana, okumak dahi istemiyorduk. Zira Batılılar, bizdeki Batı yanlıları, oryantalistler böyle istemişlerdi ve amaçlarına da ulaşmış oldular. Merhum Mehmet Şevket Eygi, vefatından bir veya iki yıl önce, bölge hakkında yaptığımız istişarede Müslümanların Rusya topraklarına ve tarihine kendisi de dâhil olmak üzere ilgisiz kaldığına dikkat çekmişti.</p>
<p>1979 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin Kızıl Ordu askerleri havadan ve karadan Afganistan topraklarına girerken, komşuya gidiyormuşçasına rahattı. İşgalin ilk günlerinde Afganlar ile Sovyet Rusya askerleri karşılaştıklarında birbirlerine selam veriyorlardı. İlk başlarda bildiğimiz mânada korkunç bir işgal yaşanmadı. Hatta kimi Kızıl Ordu subayları gelirken eşlerini ve çocuklarını da getirmişlerdi. Bu özgüven, neredeyse 100 yıldır Afganistan ile Rusya’nın tabii müttefik olmasının yanı sıra iki ülke arasında ciddi bir sorun yaşanmamasından kaynaklanıyordu. Elbette Moskova’nın tavrı zamanla değişime uğramıştır. İşgal yaklaşık 10 yıl sürdü ve günümüze kadar sirayet eden küresel oyunların da tetikleyicisi oldu.</p>
<p>İki ülke arasındaki ilk münasebetler Rusya’nın temelini atan III. İvan döneminde (1462-1505) atılır. Ruslar henüz “Afganistan” denilmeyen bu topraklara ilgi duymaktadır. Bölgeye 1490’da bir elçilik heyeti gönderilir. İki ülke arasındaki münasebet o tarihte başlasa da 19. yüzyıla kadar ciddi bir etkileşim söz konusu değildir. Ruslar bölgedeki nüfuzlarını, Türkistan ve Hindistan üzerindeki emperyalist politikalarını hayata geçirdikten sonra arttırırlar. 18. asrın başlarından itibaren Türkistan, Kafkasya, Karabağ ve İran’ın altını üstüne getirmeye başlayan Ruslar, bu dönemde aniden Afgan Emirliği’nin de hudutlarında belirirler. Bu esnada Afganlar birbiriyle mücadele halindedir.</p>
<p>İngilizlerin desteklediği isyanlarla baş edemeyen Afgan Emiri Dost Muhammed Han (1826-63) Ruslardan destek istemek zorunda kalır. Bu talep, Ruslara yapılan ilk davettir aynı zamanda. 1830’da Afgan tarihinde ilk defa bir elçi heyeti St. Petersburg’e gider ve Çar I. Nikolay’dan yardım ister. İngilizlerden çekinen Ruslar bu talebi kabul etmez. Birkaç yıl sonra Afgan topraklarında nüfuz sahibi olmadan Türkistan’a hâkim olmanın imkânsız olduğunu fark ettiklerinde hatalarını anlarlar. 1837 yılında başlarında genç bir subayın olduğu elçilik heyeti Afgan Emirliği’ne yollanır. Teğmen İvan Viktoroviç Vitkeviç beraberlerindekilerle Kabil’e vardığında Afgan Emiri Dost Muhammed Han’a, yıllık iki milyon ruble nakdi yardım ile yine iki milyon ruble değerinde çeşitli yardımlarda bulunacaklarının sözünü verir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moğollar Rus-Kıpçak İttifakını Kalka’da Ezip Geçmişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/mogollar-rus-kipcak-ittifakini-kalkada-ezip-gecmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Alâeddin Hârizmşah]]></category>
		<category><![CDATA[Hârizmşahlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kıpçaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Lezgiler]]></category>
		<category><![CDATA[Otrar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7261</guid>

					<description><![CDATA[Alâeddin Hârizmşah’ın amcası İnalcık 1218’de Otrar’da Moğollara ait bir kervana saldırdı ve casusluk yaptıkları gerekçesiyle 450 tüccarı öldürdü. Cengiz Han’ı fazlasıyla öfkelendiren bu hadise, Orta Asya’dan Avrupa içlerine, Rus steplerinden Anadolu’ya devasa bir coğrafyanın kaderini etkileyen Moğol akınlarını tetikledi. O güne kadar Moğollarla iyi ilişkiler içinde bulunan Hârizmşahlar yaptıkları bu hatayla tarihe karışırken, Cengiz Han’a Kafkasya, İran, Anadolu ve Bağdat’ın kapısını araladıklarını bilmiyorlardı. Hârizmşahların bütün şehirlerini ele geçiren ve Alâeddin Hârizmşah’ın peşinden giden Moğol ordusu, önüne çıkan irili ufaklı onlarca devleti haritadan silip süpürecekti. Cengiz Han’ın verdiği emirler doğrultusunda Azerbaycan ve İran’a giren Moğol orduları yıldırım hızıyla ilerliyordu. Kendilerine biat&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alâeddin Hârizmşah’ın amcası İnalcık 1218’de Otrar’da Moğollara ait bir kervana saldırdı ve casusluk yaptıkları gerekçesiyle 450 tüccarı öldürdü. Cengiz Han’ı fazlasıyla öfkelendiren bu hadise, Orta Asya’dan Avrupa içlerine, Rus steplerinden Anadolu’ya devasa bir coğrafyanın kaderini etkileyen Moğol akınlarını tetikledi. O güne kadar Moğollarla iyi ilişkiler içinde bulunan Hârizmşahlar yaptıkları bu hatayla tarihe karışırken, Cengiz Han’a Kafkasya, İran, Anadolu ve Bağdat’ın kapısını araladıklarını bilmiyorlardı. Hârizmşahların bütün şehirlerini ele geçiren ve Alâeddin Hârizmşah’ın peşinden giden Moğol ordusu, önüne çıkan irili ufaklı onlarca devleti haritadan silip süpürecekti.</p>
<p>Cengiz Han’ın verdiği emirler doğrultusunda Azerbaycan ve İran’a giren Moğol orduları yıldırım hızıyla ilerliyordu. Kendilerine biat eden şehirlere yeni idareciler tayin ediyor, boyun eğmeyenleri de yakıp yıkıyorlardı. Karabağ üzerinden Kafkasya’ya hareket ederek önce Gürcüleri mağlup ettiler, sonra da bölgedeki irili ufaklı toplulukları hâkimiyetleri altına alarak Lezgileri de bozguna uğratırlar. Haçlı devletleri ve Vatikan, Moğolların neredeyse at üzerinden inmeden gerçekleştirdikleri bu seferleri -casusları aracılığıyla- yakından takip ediyordu.</p>
<p>İslâm dünyası ve Haçlı devletleri yaklaşmakta olan Moğol istilasına karşı çareler düşünürken, 1222 yılının başlarında Cebe ve Subetay’ın birlikleri çoktan Alanların topraklarına girmişti. Alanlar, komşuları olan ve Gürcü Krallığı’nın sınırında bulunan Kıpçaklardan yardım istediler. İttifak ruhunu iyi bilen Kıpçaklar, bu teklifi kabul ederek Alanlarla birlikte amansız mücadeleler verdiler. Uzun süren çarpışmalardan netice alamayan Moğollar ittifakı bozmak amacıyla Kıpçaklara bir elçi gönderdiler. Para, altın ve elbise gibi değerli hediyelerle gelen Moğol elçisi, Kıpçaklara aynı soydan geldiklerini ve Türk olduklarını hatırlattı. Ayrıca Alanlarla Moğolların arasından çekilmeleri şartıyla kendilerine dokunulmayacağını taahhüt etti. Bu cazip teklifi kabul eden Kıpçaklar hediyeleri ve altınları da alıp topraklarına döndüler. Böylece Alanları da ezip geçen Moğol ordusunun yeni hedefi Abazalar ve Çerkeslerdi.</p>
<p>Kıpçaklar yaptıkları antlaşmaya güvenerek Deşt-i Kıpçak’ta sıradan hayatlarına geri döndüler. Ancak çok geçmeden Moğollar 1222 sonbaharında Deşt-i Kıpçak’ın güney tarafında beliriverdi. Gördükleri manzara karşısında güçlü beyleri Yuri Konçakoviç liderliğinde savaşa hazırlanan Kıpçaklar, hızla toparlanmaya çalıştılar. Yuri’nin yanında diğer Kıpçak beylerinden Köten ile Daniil Kobyakoviç de yer almaktaydı. Var güçleriyle savaşıp direndilerse de Moğol ordusu karşısında hezimete uğramaktan kurtulamadılar. Kıpçak beyleri Yuri Konçakoviç ile Daniil Kobyakoviç savaşta can verirken, Köten kurtulmayı başardı. Bölgenin kışlamaya uygun olduğunu fark eden Moğollar, 1222-23 kışını Deşt-i Kıpçak’ta geçirdiler. 1223 baharında İdil’in aşağısında, Cuçi’nin gönderdiği takviye kuvvetlerle birleştiler ve Kıpçakları yerlerinden ederek iki kol halinde atlarını batıya doğru sürdüler. Kollardan biri Don ırmağına doğru giderken, diğeri de Kırım’ın yolunu tutmuştu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mavi Alay Ölüm Treninde</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mavi-alay-olum-treninde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:13:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akmescid]]></category>
		<category><![CDATA[Deşt-i Kıpçak]]></category>
		<category><![CDATA[Gotenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Holodomor Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Tavrida]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7058</guid>

					<description><![CDATA[Kadim Türk yurdu “Deşt-i Kıpçak” coğrafyasında bulunan Kırım uzun yıllar boyunca çeşitli toplulukların buluşmalarına ev sahipliği yapmıştır. Bu buluşmalar Türk hâkimiyetinde sulh içinde gerçekleşirken, diğer milletlerin hâkimiyetinde ortaya dehşetengiz tablolar çıkmıştır. 2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar, Sovyet Rusya idaresindeki Kırım’ı işgal ettiler. Aryan ırkının üstün ırk olduğunu savunan Naziler daha savaş başlamadan yapmışlardı Kırım planlarını. Buna göre Kırım, “Tavrida” adıyla Ukrayna’nın bir parçası olacak, Ukrayna da doğrudan Nazilere bağlanacaktı. Almanya’nın Kırım’ı işgale başladığı 1941’in Aralık ayında Akmescid’in adı Gotenberg, Akyar’ın adı ise Theodorichthafen olarak değiştirildi. Buna karşılık Sovyet Rusya’nın da bölgeyle ilgili planları vardı. 1941’in sonbaharında Kırım’da yaşayan bütün Türkleri,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim Türk yurdu “Deşt-i Kıpçak” coğrafyasında bulunan Kırım uzun yıllar boyunca çeşitli toplulukların buluşmalarına ev sahipliği yapmıştır. Bu buluşmalar Türk hâkimiyetinde sulh içinde gerçekleşirken, diğer milletlerin hâkimiyetinde ortaya dehşetengiz tablolar çıkmıştır.</p>
<p>2. Dünya Savaşı sırasında Almanlar, Sovyet Rusya idaresindeki Kırım’ı işgal ettiler. Aryan ırkının üstün ırk olduğunu savunan Naziler daha savaş başlamadan yapmışlardı Kırım planlarını. Buna göre Kırım, “Tavrida” adıyla Ukrayna’nın bir parçası olacak, Ukrayna da doğrudan Nazilere bağlanacaktı. Almanya’nın Kırım’ı işgale başladığı 1941’in Aralık ayında Akmescid’in adı Gotenberg, Akyar’ın adı ise Theodorichthafen olarak değiştirildi.</p>
<p>Buna karşılık Sovyet Rusya’nın da bölgeyle ilgili planları vardı. 1941’in sonbaharında Kırım’da yaşayan bütün Türkleri, Ukraynalıları, daha doğrusu Rus olmayan insanları Sibirya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına süreceklerdi. 2. Dünya Savaşı’ndan bir süre önce yapay açlığa, meşhur adıyla “Holodomor Soykırımı”na maruz kalan 4 milyona yakın Ukraynalı açlıktan can vermişti. İşgal başlayınca Nazilerden kaçan Kızıl Ordu birlikleri erzak depolarını ateşe verdiği için savaş başladığında Kırım’da da açlık baş gösterdi. Yıllarca Moskova’nın zulmü altında ezilen Kırım Türklerinin bir kısmı topraklarına gelen Almanları kurtarıcı gibi gördüler. Çünkü Kırımlılar için asıl düşman açlıktı.</p>
<p>Naziler ilk başta Kırımlıları özgür bıraktılar ancak Kırım’ın idaresinde Türklere değil Almanlar adına Ruslara vazife verdiler. Bu sırada Stalin deliye dönmüş vaziyettedir. Almanların işgal ettiği topraklarda yaşayan Sovyet vatandaşlarını vatan haini ilan eden Stalin’in öfkesinden en çok nasibini alan Kırımlılar olacaktı.</p>
<p>Bölgedeki Türkler iki ateş arasında kaldılar. Ne Nazilere ne de Kızıl Ordu birliklerine yaranabildiler. On binlerce Kırımlı erkek Sovyet ordularında savaşırken, Almanlar da Kırımlı gönüllülerden Kırım Türk Nefsî Müdafaa Taburları adıyla askerî birlikler kurdular. Bu taburlardaki “gönüllülük” esası elbette tetkike muhtaçtır. Kırımlıların bu taburlara sırf açlıktan ölmemek yahut Almanya’daki çalışma kamplarına gönderilmemek için katıldığını söyleyebiliriz. Diğer yandan, bu taburlar daha çok kırsal kesimde Sovyet yanlısı yani Moskova taraftarı partizanlara (çetelere) karşı savaşmıştır. Bunun yanında yol gösterme ve keşif gibi görevleri de vardı.</p>
<p>Türkiye’nin ciddi desteğiyle oluşturulan ve “Mavi Alay” olarak da bilinen Kırım Türk Nefsî Müdafaa Taburları’nın bu unvanı nasıl aldığı meçhuldür. Tabur subaylarının üniforma renklerinin koyu mavi olması ve Kırım Türklerinin bayrağında gök mavisinin bulunmasından hareketle bu ismi aldığı yönünde tahminler vardır. Belçika ve Alman ordularına ait üniformalar giyinen, 1. Dünya Savaşı’ndan kalma malzemelerle donatılan ve göğüslerinde “Bozkurt” simgesi taşıyan bu taburlar yüzünden Kırım Türkleri Moskova tarafından ihanetle ve katliam yapmakla suçlanmıştı. Düzenli milis gücü olarak da düşünebileceğimiz Mavi Alay’ı Nazilerin mağlup olmasından sonra hazin bir son beklemekteydi. İki yıl Nazilerin işgali altında kalan Kırım, 10 Nisan 1944’te tekrar Moskova’nın hâkimiyetine girdi. Çetin geçen Stalingrad muhaberesinden sonra Kırım’ı yeniden ele geçiren Kızıl Ordu birlikleri Kırım Türklerine karşı zulümlere kaldıkları yerden devam ettiler. Daha ilk günden binlerce Kırım Türkü katledildi. Savaş nedeniyle ara verilen “Kızıl Terör” hortlamıştı. Fakat bu seferki daha şiddetliydi. Nazilerle işbirliğinin faturası Stalin tarafından kesilmişti: İdam edileceklerdi. Yaklaşık bir ay sonra da korkunç sürgünün hazırlıkları başladı.</p>
<p>Mavi Alay askerleri her ne kadar Kızılordu birlikleri Nazileri mağlup etse de hayatta kalabilmek adına umutluydular. Görev aldıkları askerî birlikler Türkiye’nin resmî girişimleriyle oluşturulmuştu, bu da onlar için umut vaat eden bir durumdu. Bir şekilde Ankara onları kurtaracaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’deki Amerikan Okulları Krizinin Fitili Lozan’da Ateşlenmiş</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/turkiyedeki-amerikan-okullari-krizinin-fitili-lozanda-ateslenmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 05:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph C. Grew]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan]]></category>
		<category><![CDATA[müttefik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6831</guid>

					<description><![CDATA[Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı. İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lozan görüşmeleri başladığında Amerika Birleşik Devleri, müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen “gözlemci” sıfatıyla salondaki yerini almıştı. Ne var ki kısa sürede gözlemcilik “katılımcı” statüsüne yükselecekti. Gerekçe, günümüzde olduğu gibi ABD çıkarları idi! Neticede başkanlığını Joseph C. Grew’in yaptığı ABD heyeti tıpkı İngiltere, Fransa ve İtalya gibi Lozan görüşmelerinde temsilci olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden İsmet İnönü de Lozan’da ABD heyetiyle sıcak ilişkiler kurmaya çalışacaktı.</p>
<p>İnönü’nün, Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasını arzuladığı Lozan’da, görüşmelerin daha ilk gününde Ankara ve Washington arasında diplomatik ilişkilerin sağlanması adına bir anlaşma imzalanması için çaba sarf etmesi dikkat çeker. Ne var ki ABD heyeti anlaşma teklifini, “önce müttefiklerle sorunu çöz, sonra görüşelim” babında erteler. Amerikalılar Lozan’da netleşecek tabloyu görmeden Türkiye’ye yanaşmaya pek niyetli değildir anlayacağınız. 1923 Mayıs’ından itibaren Lozan görüşmeleri müttefiklerin arzuladığı istikamete doğru giderken, ABD &#8211; Türkiye görüşmeleri de başlamış olur. Nihayetinde 6 Ağustos 1923’te ABD ve Türkiye arasında, iki ülkenin resmî olarak “genel antlaşma” diye adlandırdığı 32 maddelik “Türk-Amerikan Lozan Antlaşması” imzalanır. Lozan Antlaşması’nın üzerinden iki hafta geçmiştir.</p>
<p>Türk-Amerikan Lozan Antlaşması, dönemin ABD hükümeti tarafından onaylanmak üzere Amerikan senatosuna götürülür. Sözde Ermeni sorununa yer verilmemesi ve kapitülasyonların kaldırılması bahane edilerek onay verilmez. Antlaşma son olarak 18 Ocak 1927’de bir daha oylamaya sunulur. 34 oy aleyhte, 50 oy lehte çıkar; üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için antlaşma reddedilir. Fakat senatoda antlaşmayla ilgili olumlu bir yaklaşımın olduğu anlaşılmıştır. ABD hükümeti Türkiye ile diplomatik ilişkilerini başlatmak için başka bir arayışa girer. Çözüm 17 Şubat 1927 günü imzalanan geçici antlaşmadır. ABD’nin 1. Dünya Savaşı’na dahil olmasıyla Türkiye ile 1917 Nisan’ında kopan diplomatik ilişkiler bu geçici antlaşmayla yeniden başlamış olur. Geçici antlaşmanın imzalanmasından 6-7 ay sonra, 18 Eylül 1927’de ABD’nin Lozan heyeti başkanı Joseph C. Grew Türkiye büyükelçisi olarak İstanbul’a gelir ve Ekim ayında göreve başlar. 12 Ekim’de de Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e güven mektubunu sunar.</p>
<p>Joseph C. Grew’in büyükelçilik görevine gelmesinden kısa süre sonra Kasım ayında, Türkiye’deki Amerikan okulları gündeme gelir. O dönem Türkiye’de sekiz Amerikan okulu faaliyet göstermekteydi. Üçü İstanbul’da olmak üzere Adana, Merzifon, İzmir, Tarsus ve Bursa’da birer Amerikan okulu mevcuttu. Ayrıca İzmir’de yine Amerikan destekli, Milletlerarası Yüksek Öğretim Enstitüsü, diğer adıyla İzmir Uluslararası Koleji faaliyet gösteriyordu. 19. yüzyılda misyonerler tarafından Hıristiyanlığı yayma amaçlı açılmış ve görünürde Osmanlı tebaasındaki gayrimüslimlerin temel eğitimleri için tasarlanmış olsalar da, ileride durumun pek de öyle olmadığı anlaşılacaktı. 1890’lı yıllarda Osmanlı’ya başkaldıran Ermenilerin çoğu Amerikan okullarından mezun olmuştur. Hatta Ermeni terör örgütleri bu okulları karargâh olarak kullanmıştır. Mesela 1892-93’te Merzifon’daki ayaklanmalarda Hınçak Komitesi’nin karargâhı buradaki Amerikan Koleji idi. Öte yandan American okullarının ABD hükümeti ile resmî bir bağı olmayıp, doğrudan American Board adındaki misyonerlik kuruluşuna bağlıydılar. Bible House adında bir başka misyonerlik kuruluşu da İstanbul merkezli olarak Amerikan okullarının destekçileri arasındaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2021">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyh Şamil’in Oğulları Ve Torunları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/seyh-samilin-ogullari-ve-torunlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ahulgoh]]></category>
		<category><![CDATA[Çavçavadze]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin]]></category>
		<category><![CDATA[Çuguyev]]></category>
		<category><![CDATA[Harkov]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Kaluga]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6797</guid>

					<description><![CDATA[Kafkasya’da uzun yıllar boyunca Ruslara karşı olağanüstü bir mücadele veren Şeyh Şamil, düşmanına teslim olduğunda içinde bulunduğu vaziyeti Allah’ın takdiri şeklinde değerlendirmiştir. 6 Eylül 1859 günü Rus Kafkas Ordusu Komutanı ve Kafkasya Genel Valisi Knez Baryatinkiy’e oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şefi ile beraber teslim olan Şeyh Şamil önce Tiflis’e, ardından Harkov’a gönderilir. Aynı günlerde Çuguyev’e getirilen Şeyh Şamil ile görüşen Çar II. Aleksandr kendisine büyük saygı gösterir, hatta sarılır. Çar’ın hürmet ve teveccühü karşısında oldukça şaşıran Şeyh Şamil, bu yakınlığı hayatının sonuna kadar unutmayacaktır. Bu görüşmede Çar’ın tavsiyesi üzerine Şeyh Şamil’in ailesiyle birlikte Kaluga’ya yerleşmesi kararlaştırılır. Moskova yakınlarında küçük&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkasya’da uzun yıllar boyunca Ruslara karşı olağanüstü bir mücadele veren Şeyh Şamil, düşmanına teslim olduğunda içinde bulunduğu vaziyeti Allah’ın takdiri şeklinde değerlendirmiştir. 6 Eylül 1859 günü Rus Kafkas Ordusu Komutanı ve Kafkasya Genel Valisi Knez Baryatinkiy’e oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Şefi ile beraber teslim olan Şeyh Şamil önce Tiflis’e, ardından Harkov’a gönderilir. Aynı günlerde Çuguyev’e getirilen Şeyh Şamil ile görüşen Çar II. Aleksandr kendisine büyük saygı gösterir, hatta sarılır. Çar’ın hürmet ve teveccühü karşısında oldukça şaşıran Şeyh Şamil, bu yakınlığı hayatının sonuna kadar unutmayacaktır.</p>
<p>Bu görüşmede Çar’ın tavsiyesi üzerine Şeyh Şamil’in ailesiyle birlikte Kaluga’ya yerleşmesi kararlaştırılır. Moskova yakınlarında küçük bir şehir olan Kaluga’ya 10 Ekim 1859’da gelir ve yaklaşık 10 yıl ailesiyle birlikte burada ikamet eder. Beş oğlu olduğu bilinmektedir. Bunlar sırasıyla Cemaleddin Ahmed, Cemaleddin, Gazi Muhammed, Muhammed Şefi ve Muhammed Kamil’dir. İlk oğlu Cemaleddin Ahmed 1829’da dünyaya gelmiş, 6-7 aylık iken vefat etmiştir. Şeyh Şamil 1832’de doğan oğlunun adını yine Cemaleddin koyar. Bu, kayınbabasının adıdır.</p>
<p>Büyük oğlu Cemaleddin’i 1839 yılında Ruslara rehin vermek zorunda kalan Şamil, sonrasında çektiği vicdan azabıyla evladını geri alabilmek için hayli mücadele etmiştir. Hadise şöyle vuku bulur: 1839’da Ahulgoh Kalesi’nde 30 bin kişilik Rus ordusuna karşı 3 bin askeriyle savaşır. Şeyh Şamil’in daha fazla dayanamayacağını anlayan General Grabe kendisine teslim olması için elçi yollar. 90 gün süren amansız savaşta bir karar vermek zorunda kalan Şamil elçiye şöyle der: “Ölümü sevgili gibi kucaklayan ve şehitliğe susayan insanlara esaret teklif etmek boş şeydir. Generale git ve de ki, eğer insanlıktan nasibi varsa, aylardan beri toplarına hedef aldığı yüzlerce müdafaasız kadın ve aciz çocukların hemen kaleden çıkarılması ve açıkta kalan binlerce şehidin gömülmesi için hiç olmazsa on beş günlük bir mütareke yapalım.”</p>
<p>Rus General Grabe bu isteği, Şeyh Şamil’in 7 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i esir olarak vermesi karşılığında kabul eder. Ahulgoh Kalesi’nde mahsur kalan kadınların ve çocukların kurtulması adına oğlunu Ruslara esir veren Şeyh Şamil bu esnada Rabbine şöyle seslenir: “Ey Allah’ım, yalnız senin rahmetine ümitli olarak kendi oğlumu veriyorum.” Bu kararı zor şartlar altında veren Şamil, 1843’te Dağıstan zaferinden sonra oğlu Cemaleddin’i geri alabilmek için Ruslara haber yollasa da nafile!</p>
<p>1853 yılında Kırım Savaşı başladığında oğlunu kurtarmak için harekete geçip 15 bin kişilik ordusuyla Doğu Gürcistan’a girer. 1854’e kadar bu bölgede kalan Şamil ve ordusu, Prens Çavçavadze komutasındaki Rus askerî birliklerine daha fazla dayanamayarak geri çekilmek zorunda kalır. Fakat bu esnada oğlu Gazi Muhammed, Rus birliklerinin gerisine sızma hareketi yapar ve Prens Çavçavadze’nin malikânesinin bulunduğu Tsinondal şatosuna varır; prensin karısını, çocuklarını ve baldızını rehin alır. Şeyh Şamil oğlu Cemaleddin’e karşılık prensin ailesini verecektir; ayrıca 40 bin Ruble istemektedir. Görüşmeler sekiz ay sürer. Nihayetinde 16 yılın ardından, 22 Mart 1855 günü Şamil oğluna kavuşur. Ne var ki mutluluğu kısa sürecektir: Cemaleddin 1857’de veremden hayatını kaybeder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nazilerin Müslüman Lejyonları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/avrupa-tarihi/nazilerin-musluman-lejyonlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2021 05:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Adolf Hitler]]></category>
		<category><![CDATA[Çekoslovakya]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Nasyonal Sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Polonya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6643</guid>

					<description><![CDATA[Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin lideri Adolf Hitler ve kurmayları 1933 yılında iktidara geldiklerinde, bunun sadece Almanya’nın değil, bütün dünyanın kaderini değiştireceğini kim bilebilirdi? Hitler 1. Dünya Savaşı’nın mağlup ve sinik Almanya’sının belini kısa sürede doğrultmayı başarırken, kirli ajandasındaki ilk hedefi harbin intikamını almaktı. 1939 yılına gelindiğinde Çekoslovakya’yı ve Avusturya’yı ilhak eden Almanya, bir miras olarak gördüğü Polonya’yı da 1 Eylül’de işgal eder. Ancak Polonya üzerinde hak iddia eden bir ülke daha vardır: Rusya. 23 Ağustos günü aralarında saldırmazlık ve dostluk antlaşması imzalayan bu iki ülke Polonya’yı bölüşürler. Bu tehlikeyi öngörmüş olan İngiltere ve Fransa ise 31 Mart’ta Polonya’nın bağımsızlığını ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi’nin lideri Adolf Hitler ve kurmayları 1933 yılında iktidara geldiklerinde, bunun sadece Almanya’nın değil, bütün dünyanın kaderini değiştireceğini kim bilebilirdi? Hitler 1. Dünya Savaşı’nın mağlup ve sinik Almanya’sının belini kısa sürede doğrultmayı başarırken, kirli ajandasındaki ilk hedefi harbin intikamını almaktı.</p>
<p>1939 yılına gelindiğinde Çekoslovakya’yı ve Avusturya’yı ilhak eden Almanya, bir miras olarak gördüğü Polonya’yı da 1 Eylül’de işgal eder. Ancak Polonya üzerinde hak iddia eden bir ülke daha vardır: Rusya. 23 Ağustos günü aralarında saldırmazlık ve dostluk antlaşması imzalayan bu iki ülke Polonya’yı bölüşürler. Bu tehlikeyi öngörmüş olan İngiltere ve Fransa ise 31 Mart’ta Polonya’nın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü resmî belgeyle garanti altına almışlardır. Bu sebeple bu iki ülke 3 Eylül’de Almanya’ya savaş ilan edince 2. Dünya Savaşı başlamış olur. Sırayla Danimarka, Hollanda ve Norveç Naziler tarafından işgal edilirken savaşın kıvılcımı Avrupa’yı boydan boya tutuşturuverir.</p>
<p>Belçika üzerinden Fransa da Almanların işgaline uğrar. Savaş daha geniş bir alana yayıldıkça Almanya-Rusya ittifakı çatırdamaya başlar. 1941 yılının ortalarına kadar Nazilerin yayılması devam eder. Bu arada Yugoslavya’nın paylaşımı sırasında Osmanlı bakiyesi Müslümanlar da büyük sıkıntılar yaşar. Çatışmalara müdahil olmak istemeyen Boşnaklar, çetelerin saldırılarına maruz kalınca, Nazilerden yardım istemek zorunda kalırlar. Nazilerin bölgeye gelmesiyle Hançer adı verilen, çoğunluğu Müslümanlardan oluşan ve iyi savaşçılığıyla bilinen bir tümen kurulur. Ancak 2. Dünya Savaşı’nda Nazi saflarındaki Müslümanlar bununla sınırlı kalmayacaktır.</p>
<p>Avrupa’daki işgallerin getirdiği askerî ve ekonomik yük Almanya’nın belini bükmeye başlayınca Nazi kurmayları bu krizi aşmak için savaşın seyrini değiştirecek bir plan yaparlar. Barbarossa Harekâtı adı verilen plan doğrultusunda 22 Haziran 1941’de harekete geçen Alman ordusunun hedefi bu defa müttefiki Sovyet Rusya’dır. 5 milyonu aşkın asker ve subay, binlerce uçak, tank ve motorize araçla bir haftada 800 kilometre ilerlemeyi başaran Naziler kısa sürede Minsk’i ve Kiev’i işgal eder; Leningrad ve Moskova kapılarına dayanırlar. Bu ani saldırı karşısında Sovyetlerin ağır kayıplar vermesi elbette kaçınılmazdır. Yüz binlerce Kızılordu askeri esir düşer. Sovyet yönetimi esir düşmeyi vatan hainliği ilan ettiği için bu askerlerin ardında bıraktıkları aileleri de perişan durumdadır.</p>
<p>Sovyetlere altı koldan yapılan Nazi saldırısının iki amacı vardır: Alman ordusunun askerî iaşesini temin etmek ve 30 milyona yakın insanın açlıktan ölmesini engellemek. Bu hesaba göre Sovyetlerin Avrupa’ya uzanan kolları Büyük Alman İmparatorluğu’na can suyu olacaktır. Ancak saldırı öncesinde Nazilerin hesaplayamadığı sorunlardan biri esirlerdir. Kendi askerlerinin iaşesi sorunken, şimdi ellerinde yüzbinlerce esir vardır. Bu sebeple Nazilere esir düşenlerin ahvali perişandır. Birçoğu açlık ve hastalıktan hayatını kaybeder.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2021">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafkasya’daki Rusya-İran Düellosunun Kurbanı: Karabağ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/kafkasyadaki-rusya-iran-duellosunun-kurbani-karabag/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:06:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[19. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Altınorda Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Kazan Hanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Çarlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6577</guid>

					<description><![CDATA[19. yüzyıla girerken özellikle Doğu’da mühim coğrafî ve sosyolojik değişiklikler meydana gelmiş; günümüze kadar sirayet eden devletlerarası meseleler de aynı yüzyılında başlarında ortaya çıkmıştır. Esas dönüşümün ise ekonomik alanda zuhur ettiği görülür. 16. yüzyıla kadar Batı ülkelerinin ekonomisi Müslüman Doğu’nun tüccarlarına muhtaçtı. Birkaç yüz yıl boyunca Doğu’nun hammaddeye dayalı ekonomisini Haçlı seferleriyle ele geçirmek isteyen ve bunda muvaffak olamayan Batı, açgözlülüğü nedeniyle, Müslüman Doğulular ile ticaret yapmaktan hoşnut sayılmazdı. Günümüzde Ürdün sınırları içerisinde yer alan Akabe’de Müslümanlar sadece ticarete odaklanırken, alışveriş veya takas için yüzlerce gemiyle buraya gelen Batılıların pek dürüst olduğu söylenemezdi. İşte böyle bir dönemde İstanbul fethedi. Anadolu’ya&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>19. yüzyıla girerken özellikle Doğu’da mühim coğrafî ve sosyolojik değişiklikler meydana gelmiş; günümüze kadar sirayet eden devletlerarası meseleler de aynı yüzyılında başlarında ortaya çıkmıştır. Esas dönüşümün ise ekonomik alanda zuhur ettiği görülür. 16. yüzyıla kadar Batı ülkelerinin ekonomisi Müslüman Doğu’nun tüccarlarına muhtaçtı. Birkaç yüz yıl boyunca Doğu’nun hammaddeye dayalı ekonomisini Haçlı seferleriyle ele geçirmek isteyen ve bunda muvaffak olamayan Batı, açgözlülüğü nedeniyle, Müslüman Doğulular ile ticaret yapmaktan hoşnut sayılmazdı.</p>
<p>Günümüzde Ürdün sınırları içerisinde yer alan Akabe’de Müslümanlar sadece ticarete odaklanırken, alışveriş veya takas için yüzlerce gemiyle buraya gelen Batılıların pek dürüst olduğu söylenemezdi. İşte böyle bir dönemde İstanbul fethedi. Anadolu’ya geçmek ve buradan Asya’ya uzanmak artık mümkün değildi. Hammadde, doğal kaynaklar, özellikle de baharat&#8230; Batı bütün bunlara sahip olmak istiyor ama karşılığını ödemek istemiyordu.</p>
<p>Müslümanlarla dürüst ticarete yanaşmayan Avrupalılar, Doğu’nun icat ettiği ve geliştirdiği materyallerle (pusula, dürbün, harita&#8230;) sömürecek toprak aramaya başlarlar. Amerika, Afrika ve Asya’nın bir kısmını ele geçirenlerin başında gelen İngiltere, hammaddeye ve birçok ticarî ürüne alın teri dökmeden sahip olduğu gibi bunları diğer Batı ülkelerine satmaya başlar. O sırada Moskova Kinezliği yerine Rus Çarlığı kurulur (1547) ve Ruslar, Altınorda Devleti’nin dağılmasından sonra asırlardır Türklere ait olan kadim topraklarda hüküm süren Kazan Hanlığı’na 1552’de son verir.</p>
<p>Rusların Bizans’ın takipçisi olduğuna inanan Korkunç İvan’ın Fatih Sultan Mehmed’i model alarak inşa ettiği Çarlık Rusya iktisadî açıdan İngilizlerin dikkatini çeker. Çünkü Avrupa ile Türkistan arasında sıkışıp kalmış olan bu yeni devlet idarî yapılanmada, mimaride, askeriyede, kültür-sanatta, din ve hayat tarzında Roma ve Avrupa’yı örnek almaktadır. O dönemde Türkistan’ın snırlı bir bölümüne hükmeden Ruslar, Çarlığın kurulmasından kısa süre sonra kendilerini Hazar Denizi’ne, Kafkasya’ya ve Türkistan’ın tamamına götürecek olan Astarhan’ı da işgal ederler.</p>
<p>16. yüzyılda Türkistanlıların bir kısmı “kafir” ile ticaret yapmamaktadır. Türkistan pazarına bütünüyle hakim olmak isteyen Rusya amacına ulaşmak için birçok strateji geliştirir. O arada ekonomiye yön vermek isteyen İngiltere’nin de planları vardır. İran üzerinden Çin ve Hindistan’a ulaşma gayesiyle İngilizler ve Ruslar 1553 yılında Londra’da Moskova şirketini kurarlar. Bu şirket İran-İngiltere ve Rusya-İngiltere ilişkilerinin miladını oluşturur.</p>
<p>Moskova şirketi sayesinde İngiltere ve Rusya, iki tarafın da hedefinde yer alan Hindistan’a yönelik uzun vadeli stratejik planlar üretirler. Avrupa’ya hiçbir şekilde yanaştırılmayan Rusya’nın gözü Asya’da olup Bizans’ın takipçisi olduğu idiasıyla İstanbul’un fethinin Hindistan’dan geçtiğine inanmaktadır. İngiltere ve Rusya 1700’lü yıllarda Hindistan’ı ele geçirmeyi hedeflese de Yedi Yıl Savaşı (1756-63) sonrasında Hindistan’ı işgal eden İngiltere olacaktır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kafkasya’nın Kudüs’ü Karabağ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kafkasyanin-kudusu-karabag/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 07:07:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü]]></category>
		<category><![CDATA[Brest-Litovsk]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Radek]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Troçki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6541</guid>

					<description><![CDATA[Rusya’da 1917’deki Ekim Devrimi’nin öncüsü Şubat Devrimi gerçekleştiğinde Batı dünyası dikkatini Kafkasya’ya vermişti. Savaş dönemiydi ve petrol elzemdi. Bakü petrolünü kontrolünde bulunduran ve 1890’ların sonunda sektörde dünya birincisi olan Rusya’da Ekim Devrimi gerçekleştiğinde Bolşevikler ilk icraat olarak dört yıl süren savaşı bitirme çağrısında bulundu. 8 Kasım 1917’de yayınladıkları barış bildirgesinde savaş halindeki ülkelere hemen savaşa son vermelerini, bırakış imzalamalarını, hiçbir toprak parçasını ilhak etmeden ve savaş tazminatı da ödemeden adil bir barışa varmalarını tavsiye ediyorlardı. Bolşeviklerin bu çağrısını Osmanlı Devleti başta olmak üzere İttifak devletleri memnuniyetle karşılamıştı. İtilaf devletleri ise Rusya yeni bir rejime gittiği için endişeliydi. Rusya savaştan çekiliyordu;&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya’da 1917’deki Ekim Devrimi’nin öncüsü Şubat Devrimi gerçekleştiğinde Batı dünyası dikkatini Kafkasya’ya vermişti. Savaş dönemiydi ve petrol elzemdi. Bakü petrolünü kontrolünde bulunduran ve 1890’ların sonunda sektörde dünya birincisi olan Rusya’da Ekim Devrimi gerçekleştiğinde Bolşevikler ilk icraat olarak dört yıl süren savaşı bitirme çağrısında bulundu. 8 Kasım 1917’de yayınladıkları barış bildirgesinde savaş halindeki ülkelere hemen savaşa son vermelerini, bırakış imzalamalarını, hiçbir toprak parçasını ilhak etmeden ve savaş tazminatı da ödemeden adil bir barışa varmalarını tavsiye ediyorlardı. Bolşeviklerin bu çağrısını Osmanlı Devleti başta olmak üzere İttifak devletleri memnuniyetle karşılamıştı. İtilaf devletleri ise Rusya yeni bir rejime gittiği için endişeliydi. Rusya savaştan çekiliyordu; Doğu Cephesi’nde Almanlar her an hâkimiyeti ele geçirebilir, Kafkasya tarafı Osmanlı’nın kontrolüne geçebilirdi. Almanya daha Şubat Devrimi’nde Doğu Cephesi’nde hazırlık yapmış, iki milyon askerini buraya yığmıştı. İkinci aşama olarak da Kafkasya’nın kontrol altına alınmasını öngörüyordu. Bunu da Ekim Devrimi’nin hemen ertesinde gerçekleştirecekti.</p>
<p>Sovyet Rusya ile İttifak devletleri arasındaki barış görüşmeleri 1918’in ilk günlerinde başladı. Kızılların asıl amacı, Sovyet Rusya’yı Troçki ile Karl Radek’in temsil ettiği görüşmeleri sürüncemede bırakmaktı. Brest-Litovsk barış görüşmeleri 1918’in Mart ayında sonuçlandı; Osmanlı Devleti, Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Sovyet Rusya arasında Brest Litovsk Barış Anlaşması imzalandı. Osmanlı orduları Kafkasya’da rahatlıkla ve sorunsuzca ilerleyebilecekti. Böylece Türklerin Kafkasya’daki varlığının yasal gerekçesi sağlanmış oluyordu.</p>
<p>Görüşmeler sırasında Osmanlı Devleti ısrarla Kafkasya bölgesindeki önemli üç sancağını, yani Batum, Ardahan ve Kars’ı istemiş, amacına da ulaşmıştı. Fakat Bolşevikler “Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı” şartını öne sürdüler. Buna göre sancakların resmen verilmesini takiben referandum yapılacaktı. Brest-Litovsk görüşmelerinden çıkan karar, tahmin edileceği gibi, bölgeden önemli ölçüde faydalanan İngilizlerin hoşuna gitmemişti. İsveç basınında yer alan bir değerlendirmede, Osmanlı Devleti’nin anlaşmayla kazançlı duruma geldiğine dikkat çekilirken, Bakü petrollerinin kontrolünün Osmanlı’ya geçeceği belirtiliyordu. Sevkiyat açısından önemli bir limana sahip olan Batum’un Türklere geçme ihtimalide İngilizleri endişelendiriyordu: Petrol ve sevkiyatın gerçekleştiği Kafkasya ellerinden çıkmak üzereydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2020">Derin Tarih Kasim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya’nın Ayasofya Şifresi: Fatih Sultan Mehmed</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/rusyanin-ayasofya-sifresi-fatih-sultan-mehmed/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 06:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ferrara]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristinyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Kiev]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[VIII. Ioannis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6243</guid>

					<description><![CDATA[10. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun etkisiyle Hıristiyanlığa geçen Ruslar yaklaşık 500 yıl boyunca knezlikler halinde Ortodoks olarak hayatlarını sürdürürler. Kiev Metropolitliği üzerinden İstanbul Ortodoks Kilisesi’ne bağlıdırlar. İstanbul henüz fethedilmemiştir ama Türklerin ayak sesleri 15 yıl önceden Bizans’ı ve Batı’yı tedirgin etmeye yetmektedir. Sultan Mehmed’in fethe hazırlandığı dönemde, Papa IV. Eugene 1437’de yaptığı çağrıda, Ortodoks Kilisesi’nin kendisine biat etmesi şartıyla, Bizans İmparatorluğu’nu koruma adına Türklere karşı Haçlı Seferi düzenlemeye davet eder Hıristiyanları. Buna göre Moskova ve Bizans kiliselerine bağlı din adamları 1438 ilkbaharında İtalya’nın Ferrara şehrinde bir araya gelecek, Floransa’ya intikal edilerek ekümenik konsil toplanacaktır. 1436’da Bizans İmparatoru VIII. Ioannis tarafından Kiev&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun etkisiyle Hıristiyanlığa geçen Ruslar yaklaşık 500 yıl boyunca knezlikler halinde Ortodoks olarak hayatlarını sürdürürler. Kiev Metropolitliği üzerinden İstanbul Ortodoks Kilisesi’ne bağlıdırlar. İstanbul henüz fethedilmemiştir ama Türklerin ayak sesleri 15 yıl önceden Bizans’ı ve Batı’yı tedirgin etmeye yetmektedir. Sultan Mehmed’in fethe hazırlandığı dönemde, Papa IV. Eugene 1437’de yaptığı çağrıda, Ortodoks Kilisesi’nin kendisine biat etmesi şartıyla, Bizans İmparatorluğu’nu koruma adına Türklere karşı Haçlı Seferi düzenlemeye davet eder Hıristiyanları. Buna göre Moskova ve Bizans kiliselerine bağlı din adamları 1438 ilkbaharında İtalya’nın Ferrara şehrinde bir araya gelecek, Floransa’ya intikal edilerek ekümenik konsil toplanacaktır.</p>
<p>1436’da Bizans İmparatoru VIII. Ioannis tarafından Kiev Metropoliti olarak atanan Grek asıllı İsidor, Rus Kilisesi’ni temsilen 1437 sonbaharının ilk günlerinde Moskova Knezi II. Vasili’ye Ortodoksların çıkarını koruyacağına dair söz vererek 100 kişi ile yola çıkar. Birkaç papaz ve piskopos ile yaklaşık bir yıl süren yolculuktan sonra 18 Ağustos 1438 günü Ferrara’ya ulaşır Metropolit İsidor. Lakin geç kalmıştır. Konsil 9 Nisan günü açılmıştır çünkü. İsidor ve heyetinin gelmesiyle hararetli tartışmalarda başlar. Katolikler Kutsal Ruh’un Baba ve Oğul’dan, Ortodokslar ise sadece Baba’dan geldiğini savunmaktadır. Ferrara’da toplanan konsil 1439 ilkbaharı ortalarında Floransa’ya taşınır. “Kutsal Ruh” meselesine ilişkin tartışmalar burada kaldığı yerden devam eder. Papa’nın Haçlı Seferi çağrısı gölgede kalır gibi olsa da Osmanlı tehlikesi konsil gündeminden düşürülmez. Üç ay süren konsil görüşmeleri Temmuz başlarında son bulur. Karara göre Ortodokslar ve Katolikler Türklere karşı birleşecektir. Moskova Knezliği’ni temsil eden ve Vasili’ye sözler veren Rusların temsilcisi Metropolit İsidor da birleşmeden yanadır. Toplantının ardından üç ay Venedik’te kaldıktan sonra Moskova’ya dönüş yolunda Lehistan, Litvanya ve Töton Şövalyeleri’ne Papa’nın mektubunu da götürür. 1441 Mart’ında Moskova’ya ulaşır. Ne var ki görüşmelerden çıkan kararı aktarınca, Knez Vasili ve din adamları hoşnut olmaz. Metropolit İsidor tutuklanır, yerine Moskovalı din adamı İona getirilir. Devamında Rus Kilisesi, Papa’yı ruhani lider olarak kabul eden İstanbul Ortodoks Kilisesi’nden ayrıldığını duyurur. Ruslara göre İstanbul’daki Bizans Kilisesi inançlarına ihanet etmiştir.</p>
<p>Böylece Türk korkusu nedeniyle kâbuslar gören Bizans İmparatorluğu yalnız kalır. Çöküşe doğru giderken Batı’da asırlarca devam edecek olan dinî tartışmaların da önünü açmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Millî Mücadele’de Bolşevik Dönemin İçyüzü-Ankara’nın Yoldaşları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/milli-mucadelede-bolsevik-donemin-icyuzu-ankaranin-yoldaslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:23:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Fuat Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Kara Vasıf Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Radek]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Vahdeddin]]></category>
		<category><![CDATA[Suphi]]></category>
		<category><![CDATA[Terakki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6017</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’dan Anadolu’ya Sultan Vahdeddin tarafından gönderilen Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıkışından kısa süre sonra Havza’ya geçti. Burada Sovyet Rusya temsilcileriyle görüşerek gayriresmî de olsa Bolşeviklerle Anadolu’ya yardım hususunda anlaştı. Havza görüşmesi Bolşeviklerle ilk bir araya gelişti. O sırada Enver Paşa ile Mustafa Kemal’in irtibat halinde olduğu Millî Mücadele kuruluşlarından Karakol Cemiyeti de Bolşeviklerle temas kurmuştu. Karakol Cemiyeti İttihat ve Terakki’nin gizli istihbarat şubesiydi. Mustafa Kemal’in Havza’daki Sovyet Rusya temsilcileriyle yaptığı görüşmeden kısa süre sonra Temmuz ayında Kırım Bolşevik Doğu İşleri Şubesi’nden bir temsilci İstanbul’a gizlice gelerek Karakol Cemiyeti’nin kurucularından Kara Vasıf Bey’e işbirliği teklifinde bulundu. Temsilci, Kırım ve çevresinde teşkilatlanan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’dan Anadolu’ya Sultan Vahdeddin tarafından gönderilen Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıkışından kısa süre sonra Havza’ya geçti. Burada Sovyet Rusya temsilcileriyle görüşerek gayriresmî de olsa Bolşeviklerle Anadolu’ya yardım hususunda anlaştı. Havza görüşmesi Bolşeviklerle ilk bir araya gelişti. O sırada Enver Paşa ile Mustafa Kemal’in irtibat halinde olduğu Millî Mücadele kuruluşlarından Karakol Cemiyeti de Bolşeviklerle temas kurmuştu.</p>
<p>Karakol Cemiyeti İttihat ve Terakki’nin gizli istihbarat şubesiydi. Mustafa Kemal’in Havza’daki Sovyet Rusya temsilcileriyle yaptığı görüşmeden kısa süre sonra Temmuz ayında Kırım Bolşevik Doğu İşleri Şubesi’nden bir temsilci İstanbul’a gizlice gelerek Karakol Cemiyeti’nin kurucularından Kara Vasıf Bey’e işbirliği teklifinde bulundu. Temsilci, Kırım ve çevresinde teşkilatlanan Mustafa Suphi’nin çevresindendi. Kendilerinin de topraklarından Fransızları ve İngilizleri atmaya çalıştıklarını ve Türklere yardıma hazır olduklarını da anlatarak iki üye ile birlikte Rusya’ya gelmeleri için davette bulundu. Kara Vasıf Bey bu görüşmeyi Mustafa Kemal Paşa’ya mektupla bildirdi. Ali Fuat Paşa’nın ulaştırdığı mektuba Mustafa Kemal Paşa’nın cevap verip vermediği bilinmiyor.</p>
<p>Bu görüşmeden yaklaşık bir ay sonra Enver Paşa Berlin’de Bolşeviklerin önemli isimlerinden Karl Radek ile bir araya geldi. Lenin’in sağ kolu Radek, Avrupa’da Sovyet Rusya’yı temsil etmekteydi ve Almanya’da sosyalist devrimin gerçekleşmesi için görevlendirilmişti. Radek ve Paşa’nın görüşmesi sonucunda Bolşevik-Müslüman ittifakı ön anlaşması yapıldı. Almanya’nın da desteklediği Enver Paşa, bu anlaşmanın resmiyete dökülmesi için Moskova yolculuğuna hazırlandıysa da 1919 sonbaharında planlanan yolculuk gerçekleşmedi. Pek çok badire atlatan Enver Paşa, ancak 1920’nin ortalarında Moskova’ya ulaşabilecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Galiyev Gerçeği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/sultan-galiyev-gercegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Başkurdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Elimbetova]]></category>
		<category><![CDATA[Kırımsakalı]]></category>
		<category><![CDATA[Mir Said Sultan Galiyev]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Velidi Togan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5881</guid>

					<description><![CDATA[Zeki Velidi Togan’ın ifadesiyle, “Millî komünizm akımının başlatıcısı, Asya’daki Müslüman Türkleri federal bir sosyalist devlet içinde birleştirme çalışmalarıyla tanınan Kazanlı Türk düşünce ve siyaset adamı” Mir Said Sultan Galiyev’e, bu tanıma gelinceye kadar hangi hüviyetler yakıştırılmadı ki: Milli komünist, komünist, Turancı, Türkçü, milliyetçi… Kimi milliyetçiler Bolşevik işbirliğinden dolayı kabul etmediler Galiyev’i, kimi solcular da Stalin’e ve Sovyet Rusya’ya sözde ihanetinden dolayı. Peki, Galiyev’in mücadelesi ve ideali ne olacak? Bu kimlik erozyonundan sağ çıkabilecek mi? Avrasya alternatifi uğruna Lenin ve Stalin’le işbirliğinden “milliyetçi miydi, İslamcı mı” tartışmalarına, 80 küsur yıl önce Doğucu düşüncelerle harmanlayacağı Sosyalizm’i başta Müslüman ülkeler olmak üzere sömürgeleştirilen&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zeki Velidi Togan’ın ifadesiyle, “Millî komünizm akımının başlatıcısı, Asya’daki Müslüman Türkleri federal bir sosyalist devlet içinde birleştirme çalışmalarıyla tanınan Kazanlı Türk düşünce ve siyaset adamı” Mir Said Sultan Galiyev’e, bu tanıma gelinceye kadar hangi hüviyetler yakıştırılmadı ki: Milli komünist, komünist, Turancı, Türkçü, milliyetçi… Kimi milliyetçiler Bolşevik işbirliğinden dolayı kabul etmediler Galiyev’i, kimi solcular da Stalin’e ve Sovyet Rusya’ya sözde ihanetinden dolayı. Peki, Galiyev’in mücadelesi ve ideali ne olacak? Bu kimlik erozyonundan sağ çıkabilecek mi? Avrasya alternatifi uğruna Lenin ve Stalin’le işbirliğinden “milliyetçi miydi, İslamcı mı” tartışmalarına, 80 küsur yıl önce Doğucu düşüncelerle harmanlayacağı Sosyalizm’i başta Müslüman ülkeler olmak üzere sömürgeleştirilen mazlumların coğrafyasına ihraç etme hayalinden idamına… İşte özetle, Sultan Galiyev’in hayatı:</p>
<p>13 Temmuz 1882’de, günümüzde Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Özerk Başkurdistan’ın Ufa şehrine bağlı Kırımsakalı kasabasının Elimbetova köyünde öğretmen bir babanın oğlu olarak gözlerini açtı dünyaya. İdil-Ural sahasında yer alan bu topraklarda, dönemin öğretmenleri aynı zamanda köyün sağlık ve hukuk danışmanı, kimi zaman da cami imamıydı; üstelik devlet tarafından ödenen bir maaşları da yoktu. Köylülerin, mahalle sakinlerinin topladığı paralarla geçimlerini sağlıyorlardı. Hâsılı fakir bir aileye doğdu Sultan Galiyev. Dinî bilgilerden Rusçaya, birçok farklı konuda ilk eğitimini babasından aldı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Esir Kamplarında Cihada Teşvik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/esir-kamplarinda-cihada-tesvik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Poyraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:19:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Cihad-ı Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Wan genheim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5703</guid>

					<description><![CDATA[1.Dünya Savaşı patlak verdiğinde yüz binlerce Rusya Müslümanı gönülsüz de olsa Çarlık Rusya ordusunda yer almış, daha doğrusu buna zorlanmıştı. Tebaası oldukları ülkenin Osmanlı’ya karşı savaştığını biliyorlardı. Çar rejiminin Osmanlı cephelerinde savaşmayacaklarını belirtmesi onları yatıştırabilmişti. Almanlarla savaşın başlaması yüzbinlerce Rus askerinin esir düşmesine yol açar. Büyük kısmı Rusya Müslümanlarıdır ve çoğu kendiliğinden teslim olmuştur. Şunu da ekleyelim: Almanlara esir düşer düşmez yetkililere, Osmanlı tarafında savaşmak istediğini söyleyen binlerce Müslüman olmuştur. Bu haberi İstanbul’a bildiren Berlin memnundur. Vaziyeti öğrenen Enver Paşa da Almanya’nın memnuniyetine ortak olur.1 Sonuçta orduya takviye bir kuvvet gelecektir. Almanların yıllardır süren projeleri gereği Müslümanlarla iyi ilişkiler kurulması&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1.Dünya Savaşı patlak verdiğinde yüz binlerce Rusya Müslümanı gönülsüz de olsa Çarlık Rusya ordusunda yer almış, daha doğrusu buna zorlanmıştı. Tebaası oldukları ülkenin Osmanlı’ya karşı savaştığını biliyorlardı. Çar rejiminin Osmanlı cephelerinde savaşmayacaklarını belirtmesi onları yatıştırabilmişti.</p>
<p>Almanlarla savaşın başlaması yüzbinlerce Rus askerinin esir düşmesine yol açar. Büyük kısmı Rusya Müslümanlarıdır ve çoğu kendiliğinden teslim olmuştur. Şunu da ekleyelim: Almanlara esir düşer düşmez yetkililere, Osmanlı tarafında savaşmak istediğini söyleyen binlerce Müslüman olmuştur. Bu haberi İstanbul’a bildiren Berlin memnundur. Vaziyeti öğrenen Enver Paşa da Almanya’nın memnuniyetine ortak olur.1 Sonuçta orduya takviye bir kuvvet gelecektir.</p>
<p>Almanların yıllardır süren projeleri gereği Müslümanlarla iyi ilişkiler kurulması gerekiyordu. Rus, İngiliz ve Fransız ordularından esir düşen Müslüman askerlere dahi iyi muamele edilecek, evlerindeymişler gibi ilgi gösterilecekti. 30 Ağustos 1914’te İstanbul elçisi Wan genheim tarafından Alman Dışişlerine çekilen telgrafta esir düşen Müslümanlar hususunda tavsiyeler bildirilir. Kendisine ilham veren kişi ise Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi, İttihat ve Terakki çevresinden Şekip Arslan’dır. Wangenheim ile yaptığı görüşmede esir Müslümanların İstanbul’a, halifenin yanına gönderilmesinin İslam dünyasında coşkuyla karşılanacağını söyleyen Arslan, bunun şimdiye kadar yapılan propagandalardan daha olumlu sonuç vereceğini belirtmiştir.2 14 Kasım 1914 günü İstanbul’da Cihad-ı Ekber ilan edilince Şekip Arslan’ın arzusu da, Almanların isteği de gerçekleşir. Payitahtta bayram havası vardır. Zira Alman esir kamplarında tutulan farklı ülkelerin tebaasından Müslümanlar getirilmiş, dünyaya Müslümanların birlik olduğu mesajı verilmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
