﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metin Taha Yılmaz &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/metintahayilmaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Oct 2026 05:48:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Metin Taha Yılmaz &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yom Kipur ve Değişen Dengeler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/yom-kipur-ve-degisen-dengeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2026 05:48:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=12465</guid>

					<description><![CDATA[6 Ekim 1973’te Mısır ve Suriye’nin İsrail’e taarruzuyla başlayan savaş üç hafta sürdü, fakat sarsıntısı cephelerin çok ötesine ulaştı. Washington ile Moskova tehlikeli bir eşiğe yaklaştı, Arap petrolü bir silaha dönüştü, Kahire’den Camp David’e uzanan yeni bir diplomasi doğdu. Ekim 1973 kimseye kesin bir zafer bırakmadı ama 1967’den beri donmuş olan düzeni sarsarak geri dönülmez biçimde çözdü. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>6 Ekim 1973’te Mısır ve Suriye’nin İsrail’e taarruzuyla başlayan savaş üç hafta sürdü, fakat sarsıntısı cephelerin çok ötesine ulaştı. Washington ile Moskova tehlikeli bir eşiğe yaklaştı, Arap petrolü bir silaha dönüştü, Kahire’den Camp David’e uzanan yeni bir diplomasi doğdu. Ekim 1973 kimseye kesin bir zafer bırakmadı ama 1967’den beri donmuş olan düzeni sarsarak geri dönülmez biçimde çözdü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2026-/-sayi-175">Derin Tarih Ekim Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>80. Yılında II. Dünya Savaşı Zaferinin İki Sahnesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/80-yilinda-ii-dunya-savasi-zaferinin-iki-sahnesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 May 2025 10:11:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11437</guid>

					<description><![CDATA[1945 baharında, Nazi Almanyası koşulsuz teslim oldu. Savaş sona erdiğinde, harabeler yalnızca yıkımın izlerini taşımıyordu; aynı zamanda kimin hafızalarda kalacağı ve tarihin hangi yüzünün öne çıkacağına dair bir hesaplaşma başlamıştı. Aynı merasim iki ayrı şehirde, iki ayrı sahnede tekrarlandı. Reims’te sabaha karşı atılan imza, diplomatik bir zorunluluktu; Berlin’de gece yarısı düzenlenen ikinci tören ise siyasî bir rejisörlüğün ürünüydü. Çünkü zaferin kazanılması kadar, nasıl hatırlanacağı da önemliydi. &#160; Devamı Derin Tarih Mayıs Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1945 baharında, Nazi Almanyası koşulsuz teslim oldu. Savaş sona erdiğinde, harabeler yalnızca yıkımın izlerini taşımıyordu; aynı zamanda kimin hafızalarda kalacağı ve tarihin hangi yüzünün öne çıkacağına dair bir hesaplaşma başlamıştı. Aynı merasim iki ayrı şehirde, iki ayrı sahnede tekrarlandı. Reims’te sabaha karşı atılan imza, diplomatik bir zorunluluktu; Berlin’de gece yarısı düzenlenen ikinci tören ise siyasî bir rejisörlüğün ürünüydü. Çünkü zaferin kazanılması kadar, nasıl hatırlanacağı da önemliydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2025-/-sayi-158">Derin Tarih Mayıs Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mỹ Lai İle Huế’nin Aynasında Vietnam</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/my-lai-ile-huenin-aynasinda-vietnam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 13:54:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11400</guid>

					<description><![CDATA[Vietnam Savaşı’nın ortasında, iki farklı cephede işlenen Mỹ Lai ve Huế katliamları savaşın yalnızca silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda topyekûn bir ahlâkî çöküş olduğunu da ortaya koydu. Bir yanda Amerikan askerlerinin öfke ve korku içinde işlediği kıyım, öte tarafta devrim adına yürütülen örgütlü bir infaz zinciri… Biri objektiflere yakalandı ve manşetlere taşındı; diğeri toprağa gömülerek sessizliğe mahkûm edildi. Bu yazı, tarafların değil, kurbanların hikâyesini anlatıyor. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vietnam Savaşı’nın ortasında, iki farklı cephede işlenen Mỹ Lai ve Huế katliamları savaşın yalnızca silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda topyekûn bir ahlâkî çöküş olduğunu da ortaya koydu. Bir yanda Amerikan askerlerinin öfke ve korku içinde işlediği kıyım, öte tarafta devrim adına yürütülen örgütlü bir infaz zinciri… Biri objektiflere yakalandı ve manşetlere taşındı; diğeri toprağa gömülerek sessizliğe mahkûm edildi. Bu yazı, tarafların değil, kurbanların hikâyesini anlatıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2025-/-sayi-157">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>30 Eylül Hareketi ve 1965–1966 Katliamları</title>
		<link>https://www.derintarih.com/darbeler-tarihi/30-eylul-hareketi-ve-1965-1966-katliamlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2025 08:00:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Darbeler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11080</guid>

					<description><![CDATA[1965 yılı, Endonezya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Bir darbe girişiminin ardından milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği sistematik katliamlar, yalnızca ülke içindeki siyasî ve ideolojik çatışmaların değil, aynı zamanda uluslararası güçlerin müdahalelerinin de bir sonucuydu. Darbenin perde arkasındaki aktörler, milyonları etkileyen trajik olaylar ve Soğuk Savaş’ın küresel hesaplaşmaları, Endonezya’nın bu karanlık dönemine dair kapsamlı bir perspektif sunuyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1965 yılı, Endonezya tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Bir darbe girişiminin ardından milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği sistematik katliamlar, yalnızca ülke içindeki siyasî ve ideolojik çatışmaların değil, aynı zamanda uluslararası güçlerin müdahalelerinin de bir sonucuydu. Darbenin perde arkasındaki aktörler, milyonları etkileyen trajik olaylar ve Soğuk Savaş’ın küresel hesaplaşmaları, Endonezya’nın bu karanlık dönemine dair kapsamlı bir perspektif sunuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2025-/-sayi-154">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fulgencio Batista Tiran’in Doğuşu, Yükselişi Ve Düşüşü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/darbeler-tarihi/fulgencio-batista-tiranin-dogusu-yukselisi-ve-dususu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2024 10:50:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Darbeler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10581</guid>

					<description><![CDATA[1933’te Columbia Askerî Kışlası’ndaki isyanı başarıyla yöneterek Machado’nun baskıcı rejimini deviren Fulgencio Batista, liderlik ettiği yıllarda Küba’ya daha iyisini veremedi. 1936 genel seçimleriyle gücünü pekiştirerek, iktidarı elinde tutabilmek adına ülkenin siyasî yapısını yeniden dizayn etti. Batista’nın giderek katılaşan diktatörlüğüne karşın şiddeti artan işçi grevleri ve isyanlar ülkeyi büyük bir kaosun kıyısına getirmişti. 1944 seçimlerinde kaybettiği iktidarı 1952’de askerî bir darbeyle tekrar ele geçiren Batista’nın sonunu hazırlayan ise halkını baskı altında tutmak uğruna askerî yardımlarınA bel bağladığı ABD oldu. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1933’te Columbia Askerî Kışlası’ndaki isyanı başarıyla yöneterek Machado’nun baskıcı rejimini deviren Fulgencio Batista, liderlik ettiği yıllarda Küba’ya daha iyisini veremedi. 1936 genel seçimleriyle gücünü pekiştirerek, iktidarı elinde tutabilmek adına ülkenin siyasî yapısını yeniden dizayn etti. Batista’nın giderek katılaşan diktatörlüğüne karşın şiddeti artan işçi grevleri ve isyanlar ülkeyi büyük bir kaosun kıyısına getirmişti. 1944 seçimlerinde kaybettiği iktidarı 1952’de askerî bir darbeyle tekrar ele geçiren Batista’nın sonunu hazırlayan ise halkını baskı altında tutmak uğruna askerî yardımlarınA bel bağladığı ABD oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148">Derin Tarih Temmuz</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerardo Machado’nun Sekiz Yıllık İktidarının Hazin (!) Sonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/darbeler-tarihi/gerardo-machadonun-sekiz-yillik-iktidarinin-hazin-sonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2023 10:42:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Darbeler Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9969</guid>

					<description><![CDATA[Küba’daki cinayet ve işkence silsilesi had safhaya ulaşmıştı. Bu durum karşısında aciz kalan Amerikan büyükelçisi istifa edip ülkesine dönmek zorunda kaldı. ABD hükümeti tarafından tam yetki ile gönderilen yeni büyükelçi Welles ise durumu düzeltmek için kaostan seçime, darbeden askerî müdahaleye pek çok yöntemle iktidarı değiştirmek istiyordu. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Küba’daki cinayet ve işkence silsilesi had safhaya ulaşmıştı. Bu durum karşısında aciz kalan Amerikan büyükelçisi istifa edip ülkesine dönmek zorunda kaldı. ABD hükümeti tarafından tam yetki ile gönderilen yeni büyükelçi Welles ise durumu düzeltmek için kaostan seçime, darbeden askerî müdahaleye pek çok yöntemle iktidarı değiştirmek istiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-aralik-kasim-2023">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Ankara’daki Çocuklar Başardı”: 12 Eylül’de Yankee Parmağı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ankaradaki-cocuklar-basardi-12-eylulde-yankee-parmagi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 14:29:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9769</guid>

					<description><![CDATA[12 Eylül ile ABD arasındaki ilişki söz konusu olunca akıllara Mehmet Ali Birand sayesinde dillere pelesenk olan “Bizim çocuklar başardı” ifadesi gelir. CIA Türkiye istasyon şefi Paul Henze bu ifadenin aslında “Ankara’daki çocuklar başardı” şeklinde olduğunu belirtmiştir. Peki ikisi arasında ne kadar fark var? MİT’in maaşlarının 1973’e kadar CIA tarafından ödendiğini, darbeyi gerçekleştiren generallerin 22 tanesinin Uluslararası Askerî Eğitim ve Öğretim Programı (IMET57) kapsamında ABD’de eğitim aldığını düşündüğümüzde Ankara’daki çocukların da ABD’ye pek yabancı olmadığı aşikâr. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül ile ABD arasındaki ilişki söz konusu olunca akıllara Mehmet Ali Birand sayesinde dillere pelesenk olan “Bizim çocuklar başardı” ifadesi gelir. CIA Türkiye istasyon şefi Paul Henze bu ifadenin aslında “Ankara’daki çocuklar başardı” şeklinde olduğunu belirtmiştir. Peki ikisi arasında ne kadar fark var? MİT’in maaşlarının 1973’e kadar CIA tarafından ödendiğini, darbeyi gerçekleştiren generallerin 22 tanesinin Uluslararası Askerî Eğitim ve Öğretim Programı (IMET57) kapsamında ABD’de eğitim aldığını düşündüğümüzde Ankara’daki çocukların da ABD’ye pek yabancı olmadığı aşikâr.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Strelitzler Ve Wagner’in Ortak Kaderi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/strelitzler-ve-wagnerin-ortak-kaderi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:36:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9532</guid>

					<description><![CDATA[Aralarında üç asırdan fazla bir zaman olmasına rağmen ortak kaderiyle birleşen iki özel askerî grubun kesişen yolları ve o yolun önüne geçilemez setler kuran siyasî otoritelerin benzer hamleleri&#8230; Bu yazıda Ortaçağ’ın en etkili silahlı gruplarından Strelitzlerle günümüzün karanlık özel askerî yapılanması Wagner’in darbe girişimlerinin ortak tarafları ve hazin sonları işleniyor. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında üç asırdan fazla bir zaman olmasına rağmen ortak kaderiyle birleşen iki özel askerî grubun kesişen yolları ve o yolun önüne geçilemez setler kuran siyasî otoritelerin benzer hamleleri&#8230; Bu yazıda Ortaçağ’ın en etkili silahlı gruplarından Strelitzlerle günümüzün karanlık özel askerî yapılanması Wagner’in darbe girişimlerinin ortak tarafları ve hazin sonları işleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>50. Yılında Şili Darbesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/amerikan-darbeleri/50-yilinda-sili-darbesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2023 11:53:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Amerikan Darbeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9416</guid>

					<description><![CDATA[16 Eylül 1973 günü darbeciler tarafından katledilen Şilili şarkıcı Victor Jara’nın ölmeden önceki son sözleri, Salvador Allende’nin 1970 seçim kampanyası için Sergio Ortega tarafından bestelenen bir şarkıydı: “Venceremos, venceremos; mil cadenas habra que romper” (Kazanacağız, kazanacağız; binlerce zinciri kıra kıra) İşte o yarım kalan şarkının “bilindik” hikâyesi&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Haziran Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>16 Eylül 1973 günü darbeciler tarafından katledilen Şilili şarkıcı Victor Jara’nın ölmeden önceki son sözleri, Salvador Allende’nin 1970 seçim kampanyası için Sergio Ortega tarafından bestelenen bir şarkıydı: “Venceremos, venceremos; mil cadenas habra que romper” (Kazanacağız, kazanacağız; binlerce zinciri kıra kıra) İşte o yarım kalan şarkının “bilindik” hikâyesi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2023">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasıl Darbe Yapılır?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/nasil-darbe-yapilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 09:15:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Bağımsızlık Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız İhtilali]]></category>
		<category><![CDATA[Kristof Kolomb]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Louisiana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8404</guid>

					<description><![CDATA[Bir ülke neden başka bir ülkede darbe tertip eder? Bu soruya verilebilecek cevaplar, ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak parçası olduğu darbelerin sayısı kadar çok. Çünkü neredeyse her darbe arkasındaki başka bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bütün bu gerekçelerin üç ortak hedefi var: Kendi hayat ve fikir tarzını empoze etmek, hedefteki ülkenin zenginliklerini sömürmek ve uluslararası siyasette daha etkili bir ülke olmak. Üstelik darbeler bunlara ulaşmak noktasında savaşlardan daha az maliyetli. ABD’nin hemen her darbede işte bu yüzden parmağı var. Peki, ABD darbenin savaştan konforlu bir araç olduğunu nasıl keşfetti? Karıştığı onlarca darbe arasından seçtiğimiz beş örnekten hareketle bu soruya cevap&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülke neden başka bir ülkede darbe tertip eder? Bu soruya verilebilecek cevaplar, ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak parçası olduğu darbelerin sayısı kadar çok. Çünkü neredeyse her darbe arkasındaki başka bir gerekçeye dayanıyor. Ancak bütün bu gerekçelerin üç ortak hedefi var: Kendi hayat ve fikir tarzını empoze etmek, hedefteki ülkenin zenginliklerini sömürmek ve uluslararası siyasette daha etkili bir ülke olmak. Üstelik darbeler bunlara ulaşmak noktasında savaşlardan daha az maliyetli. ABD’nin hemen her darbede işte bu yüzden parmağı var. Peki, ABD darbenin savaştan konforlu bir araç olduğunu nasıl keşfetti? Karıştığı onlarca darbe arasından seçtiğimiz beş örnekten hareketle bu soruya cevap arayacağız. Ama önce ABD’nin sömürülenden sömürene geçiş sürecini ya da bir başka ifadeyle darbeciliğinin bilinç öncesini anlamaya çalışalım.</p>
<p>Amerika kıtası bildiğiniz üzere Kristof Kolomb’un ziyaretinden sonra Avrupalı devletlerin sömürgecilik faaliyetlerine uzun yıllar ev sahipliği yaptı. Denizlerde söz sahibi olan devletlerin hemen hepsi dümenini bu kıtaya kırdı. Kanada’ya Fransızlar üşüşmüştü. Hatta güneye inip Meksika Körfezi’ne kadar uzanan Louisiana kolonisini kurmuşlardı. Kuzey Amerika’nın güneyinde ise İspanyollar at koşturuyordu. Orta ve Güney Amerika kıtasının büyük bölümü de yine İspanya’nın kontrolündeydi. Güney Amerika’daki Brezilya ise Portekiz sömürgesiydi. Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarına da İngilizler kanca atmış ve burada 13 koloni kurmuşlardı. Bu koloniler Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulmasıyla neticelenecek ayaklanmada bir araya gelecekler ve İngiltere’yi mağlup edeceklerdi.</p>
<p>Aslında bir araya gelen kolonilerin hedefi bağımsızlık değildi. Tıpkı Fransız İhtilali’nde olduğu gibi kolonilerin önceden tayin edilmiş siyasî bir amacı yoktu ve tek hedefleri ağır vergilere başkaldırmaktı. Çünkü kolonilerde vergi ancak halkın seçtiği temsilcilerin rızasıyla konulabiliyordu ama İngiltere hükümeti Yedi Yıl Savaşları nedeniyle sıkıntılı olan İngiliz hazinesini rahatlatmak amacıyla bu temsilcilerin rızasını almadan yeni vergiler koydu. İşte buna tepki olarak yola çıkan sömürge halkları 4 Temmuz 1776’da yayınladıkları Bağımsızlık Bildirgesi ile Amerika Birleşik Devletleri adıyla bağımsızlıklarını ilan ettiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayaldi Hayal Kaldı: Ekümenik Patriklik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/hayaldi-hayal-kaldi-ekumenik-patriklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 03:50:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Bojidar Çipof]]></category>
		<category><![CDATA[Helenizm]]></category>
		<category><![CDATA[Kostof]]></category>
		<category><![CDATA[Rum Metropolit Yakovos]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7320</guid>

					<description><![CDATA[Âdet olduğu üzere saat 13:00’te başlayacak ayin için cemaat mensupları Demir Kilise ve bahçesinde toplanmışlardır. Paskalya ayininin yapılmasına bir saatten az bir vakit vardır. Rum Patrikhanesi’nin ayini yönetmesi için hak hukuk tanımadan görevlendirdiği Rum Metropolit Yakovos (Haralambos Sofroniadis) yanında  Bulgar Kiliseleri Vakfı Başkan Yardımcısı ve kilisenin koro şefi Kiryako Liaje ile beraber demir kilisenin bahçesinde belirir. Önceki gece cereyan eden tatsız hadiselerin menfi tesirleri bütün simalardan okunabilmektedir. Kilisesini helenizme teslim etmemekte kararlı olan Papaz Konstantin Kostof ve onu mücadelesinde bir gün bile yalnız bırakmayan Bojidar Çipof ise birazdan yaşanacaklara hazır  ve kendilerinden emin bir tavırla şekilde beklemektedirler. Yakovos ve Liaje’nin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Âdet olduğu üzere saat 13:00’te başlayacak ayin için cemaat mensupları Demir Kilise ve bahçesinde toplanmışlardır. Paskalya ayininin yapılmasına bir saatten az bir vakit vardır. Rum Patrikhanesi’nin ayini yönetmesi için hak hukuk tanımadan görevlendirdiği Rum Metropolit Yakovos (Haralambos Sofroniadis) yanında  Bulgar Kiliseleri Vakfı Başkan Yardımcısı ve kilisenin koro şefi Kiryako Liaje ile beraber demir kilisenin bahçesinde belirir. Önceki gece cereyan eden tatsız hadiselerin menfi tesirleri bütün simalardan okunabilmektedir. Kilisesini helenizme teslim etmemekte kararlı olan Papaz Konstantin Kostof ve onu mücadelesinde bir gün bile yalnız bırakmayan Bojidar Çipof ise birazdan yaşanacaklara hazır  ve kendilerinden emin bir tavırla şekilde beklemektedirler. Yakovos ve Liaje’nin tedirgin bakışları arasında Çipof son ihtarını yapar. Yapacakları hukuka aykırı her fiilin adalet önünde hesabının sorulacağını söylese de onlar bildiklerini -ya da muhtemelen aldıkları talimat mucibince görevlerini- yapmaktan geri durmayacaklardır.</p>
<p>Kilise içinde Kostof ve Yakovos arasında arada Liaje ve Çipof’un da müdahil olduğu tartışmalar sonuç vermez ve herkes bildiğini okumaya başlar. Kostof cemaate durumu münasip bir lisan ile anlatarak ayini başlatır ve Bulgar Kilisesinde Rumca ayin okutulmasına tahammül edemeyecek olan cemaat mensuplarını kendi hitabının ardından kiliseyi terk etmeye davet eder. Böylece Rumlar boş sandalyelerle ve duvarlarla ayin yapacaklardır. Cemaatin kahir ekseriyeti bu çağrıya kulak verir. Ancak hadise artık öyle bir hal alır ki Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne bilgi verilir. Müdürlük bir başkomiser ve üç polis memurunu kiliseye gönderir. Polisler “olay yeri”ne intikal ettiklerinde ayine başlandığından cemaat ileri gelenlerinin de ricasıyla Rumlara karşı herhangi bir müdahalede bulunmazlar. Ancak Bizans oyunlarını çok iyi bilen Çipof’un tedbirli davranıp zabıt tutturması hem Rumlara hem de Bulgar Kiliseleri Vakfı’nın onlarla işbirliği yapan bazı üyelerine hiç hesap etmedikleri acı bir tecrübe yaşatacaktı.</p>
<p>Olaylı ayinden sonra Bulgarlar da Rumlar da gergin bir şekilde kiliseden ayrıldı. Çipof 18 Nisan 1996 tarihinde Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek hukuk tanımaz Helenistleri hukukla tanıştıracak adımı attı. Dönemin hızlı savcılarından Çayhan Ülgen -Süleyman Mercümek davasından hatırlayacaksınız- dosyayı 5 Temmuz Cuma günü Kiryako Liaje ve Haralambos Sofroniadis’i, din hürriyetine engel olmak ve din hürriyetine engel olmaya azmettirmek suçlarından Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk etti. Bu adım ilerde bir Yargıtay İçtihadı haline gelecek olan “Paskalya Davası”nın başlangıcı oldu.</p>
<p>Bütün bu mahkeme işleri Rum Patrikhanesindekilerin canını bir hayli sıktı. Bartholomeos Kostof’u devre dışı bırakmak için başka yollar aramaya başladı. Bulgaristan’a giderek kendisine sadakatinden şüphe duymadığı Bulgar Patrik Maksim’le bir görüşme gerçekleştirdi. Bu ziyaretin üzerinden çok geçmeden Maksim “ekümenik” Patrik Bartholomeos’tan Demir Kilise’ye bir papaz tayin etmesini rica etti. Kim bilir belki Maksim’den yeni bir papaz atanmasını rica etmesi Bartholomeos’un ricası üzerine olmuştur.</p>
<p>Bu iş papazlar arasında da kalmadı. İşin içine rical-i devlet de dahil oldu, ajanlar da. Masonlar da girdi devreye, diplomatlar da. Ama ne Kostof pes etti ne de Çipof.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekümenikliğe Mahkeme Şamarı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ekumeniklige-mahkeme-samari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Aug 2021 07:18:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Rum Patrikhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sofya Bulgar Eksarhanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yoakim Musref]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7246</guid>

					<description><![CDATA[Rum Patrikhanesi’nin tanzim ettiği 19 Şubat 1945 tarihli thomosla (beyanname) aforoz kararından geri adım atan Rumlar çiçeği burnunda Eksarh Stefan’dan ümit ettikleri teslimiyetçiliği bir türlü göremiyorlardı. Oysa aforoz kararı kalkmış, Sofya Bulgar Eksarhanesi’nin bağımsızlığı tanınmış ve bu durum Demir Kilise’de yapılan ayinin ardından bir törenle cümle aleme ilan edilmişti. Hem protokolün D maddesine göre Demir Kilise iç işlerinde de hürriyete kavuşmuştu. Daha ne istiyordu bu dik başlı Bulgar! Ama o görürdü! Gördü de; Rumların dostça (!) imzaladığı thomosun hukukî geçerliliği yoktu. Çünkü tanzim edilen metinden resmî makamların haberi yoktu. Yani bütün o ayinler, törenler, hengame göz boyamak içindi. Rum yine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rum Patrikhanesi’nin tanzim ettiği 19 Şubat 1945 tarihli thomosla (beyanname) aforoz kararından geri adım atan Rumlar çiçeği burnunda Eksarh Stefan’dan ümit ettikleri teslimiyetçiliği bir türlü göremiyorlardı. Oysa aforoz kararı kalkmış, Sofya Bulgar Eksarhanesi’nin bağımsızlığı tanınmış ve bu durum Demir Kilise’de yapılan ayinin ardından bir törenle cümle aleme ilan edilmişti. Hem protokolün D maddesine göre Demir Kilise iç işlerinde de hürriyete kavuşmuştu. Daha ne istiyordu bu dik başlı Bulgar! Ama o görürdü! Gördü de; Rumların dostça (!) imzaladığı thomosun hukukî geçerliliği yoktu. Çünkü tanzim edilen metinden resmî makamların haberi yoktu. Yani bütün o ayinler, törenler, hengame göz boyamak içindi. Rum yine bir adım öndeydi. Ama Bulgar da onun ensesindeydi.</p>
<p>Bulgar Kilisesi bu muammayı çözebilecek miydi? Bulgar Kilisesi resmî makamların gözünde neydi? Bir “Yabancı Dini Kurum” mu yoksa “Gayrımüslim Azınlık Kilisesi” mi? Demir Kilise ne olduğuna bir an evvel karar verip hukukî hüviyetini ilgililere bildirmeliydi. Bildirmedi. Sonuçta Türk devleti bir zaman Eksarhane Temsilciliği dedi. Eksarhane lağvedilince de yeri geldi yabancı ruhanî kurum dedi yeri geldi azınlık kilisesi&#8230; Mesela yabancı uyruklu rahiplerin kilisede vazife almasına müsaade edilmek istendiğinde “yabancı”, müsaade edilmek istenilmediğinde ise “azınlık” oldular. İlkinin örneği çok olduğundan burada temas etmeyi lüzumlu görmüyorum. Ancak ikincisine -meselenin daha net anlaşılması açısından- bir örnek vereceğim: Sene 1948&#8230; Bulgaristan Büyükelçiliği, Demir Kilise’nin o dönemki ruhanilerinden olan Türk vatandaşı Yoakim Mustref ’i görevinden alıp yerine bir Bulgaristan vatandaşını getirir. Keyfî atamadan rahatsız olan resmî makamlarımız duruma müdahale eder ve Mustref görevine iade edilir. Gerekçe gayet nettir: Bulgar Kilisesi bir “azınlık” kilisesidir ve bu türden bir atama yapma yetkisine sahip değildir.</p>
<p>Rum Kilisesi artık iki adım öndedir. Üstelik bunu basit bir hamleyle; 1945 yılındaki thomosu resmîleştirmeyerek başarmıştır.</p>
<p>Bu kadarla bitse iyi. Eski defterler de açılacaktı: 1938 senesinde el konulan Şişli’deki ruhban okulunun 75 dönüm arazisi için 1945 senesinde çekilen bir ihtarname ile yedi yıllık birikmiş kira borcunun ödenmesi emredilecekti. Ayrıca Bulgar Hastanesi de üzerinde kurulu olduğu arazi için 70.000 lira borçlu duruma düşecekti. Çünkü Bulgar Kilisesinin ileri gelenleri hatta eski Eksarh Yosif basit prosedürleri görememiş, resmî işleri yapmamışlardı. Talih bu ya Rum Kilisesiyle karşı karşıya gelince 1912’den o güne ne kadar ihmal varsa “tesadüfen” ayaklarına dolanmaya başladı. İşler öyle bir hal aldı ki Bulgar Eksarhlığı’nın elinde neredeyse Demir Kilise, bir kaç okul ve Şişli’deki Yeni Eksarhane binasının da içinde bulunduğu araziden başka bir şey kalmadı. Yeni Eksarhane binası da daha dün denecek kadar yakın bir tarihte, 2003 yılında Bulgar Eksarhlığı Vakfı adına tescil edildi. Evlogi Georgiev Bulgar Hastanesi’nin durumunu zaten biliyorsunuz: 22 Nisan 1991’de Turgut Özal’ın yaptığı açılıştan beri Türkiye Gazetesi Hastanesi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2021">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demir Kiliseyi Eritip Yunan Heykeli Yapmak</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/demir-kiliseyi-eritip-yunan-heykeli-yapmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 07:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Balat]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Fener]]></category>
		<category><![CDATA[Haliç]]></category>
		<category><![CDATA[papazhane]]></category>
		<category><![CDATA[Stefan Bogoridi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7140</guid>

					<description><![CDATA[Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar. O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yolu düşenler bilir. Balat’tan Fener’e giderken Haliç’in kıyısında, inci gibi parlayan ihtişamlı bir yapı vardır. Bu yapı; mimari ve üslup özellikleri, cephesindeki bezemeleri, dik saçakları, ters duran heykellere benzeyen küçük kuleleri ve bunların üstünde keskin hatlı çan kulesiyle gotik batı kiliselerine benzer. Bu göz alıcı eser Fener Rum Patrikhanesi’nden bağımsız bir Bulgar Kilisesi hayaliyle tam da patrikhanenin yanı başına “dikkatlice yerleştirilen” Sveti Stefan Kilisesidir. Demir Kilise olarak şöhret bulan mabedin hikayesi, Prens Stefan Bogoridi’nin eski evinin arsasını Bulgar cemaatine bağışlaması ve Osmanlı Devleti’nin de buraya bir papazhane yapılmasına müsaade etmesiyle başlar.</p>
<p>O zamanlar Fatih Sultan Mehmed’in, fetihten sonra İstanbul’da yeni bir Yahudi ya da Hıristiyan mabedi inşa etmeyi yasaklaması nedeniyle kilise yapmak mümkün değildi. Bu yüzden Fener Rum Patrikhanesi’nin tahakkümünden kurtulmak isteyen Bulgarlar kilise yapamadıklarından -Sadaretin de akıl vermesiyle- Fatih’in hükmünü çiğnemeyen bir formül geliştirerek papazhane yapmaya karar verdiler. 18 Ağustos 1849’da, arsayı bağışlayan Stefan Bogoridi’nin de katılımıyla papazhanenin temeli kazılmaya başladı. Seneler süren çalışmaya rağmen dört başı mamur bir eser ortaya çıkarılamadı. Bunun bir sebebi Haliç’in zemininin bu türden inşaatlara müsaade etmemesiydi. Diğeri ise yapılacak binanın gerçek bir kilise olmamasıydı. En nihayetinde bir papazhane için daha fazla gayrete gerek yoktu. Hem Rum Patrikhanesi de baskılarının şiddetini arttırdı. Neredeyse bütün Bulgarlar sindirilmiş, direnenler ya öldürülmüş ya da ağır şartlarda hapse mahkum edilmişti. Hatta Bulgar Metropolit Hilaryon Makaryopolski Aynaroz’da hapsedildi ve ağır işkencelere maruz kaldı. Ancak bu esaretin sonunda Makaryopolski Bulgarlar tarafından büyük bir önder olarak görülmeye başlandı ve Rum Patrikhanesine karşı isyan bayrağını çekti. 1860’ın Paskalya Ayini’nde sıra Rum Patriği’nin adının zikredilmesine geldiğinde Ortodoks Bulgarların “Patriği anma! Sultanı an!” tezahüratları arasında Hilaryon önce Sultan Abdülmecid’in adını andı sonra da patriğin yerine eski Bulgar piskoposların adlarını sıraladı. Bu Rum Patrikhanesini hiçe sayan ilk mühim adımdı.</p>
<p>On yıl sonra hem İstanbul’da yaşayan Bulgarlar hem de Fener Rum Patrikhanesi için bir başka mühim gelişme yaşandı. Sultan Abdülaziz’in 28 Şubat 1870 tarihli fermanı ile İstanbul’da bir Eksarhhane kurulması mümkün oldu. Bu ferman on yıl içinde ikinci şamarı yiyen Rumlar için ağır bir hezimet, onların tahakkümünden ayrılmak için mücadele eden Bulgarlar içinse hem büyük bir galibiyet hem de bağımsız kiliseleri için bizzat sultan tarafından verilmiş bir işaretti.</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA ABDÜLCEMİL KIRIMOĞLU: DESTEĞİ İÇİN TÜRKİYE’YE MİNNETTARIZ</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mustafa-abdulcemil-kirimoglu-destegi-icin-turkiyeye-minnettariz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 08:54:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Özenbaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[Kırım Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Kaynarca Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7090</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: METİN TAHA YILMAZ Kırım’ın tarihî serüveninden bahsederek söze başlayalım. Geçmişten günümüze, yaşananlar nasıl özetlenebilir? Kırım Tatar halkının tarihi çok dramatiktir. Çünkü toprağımız Kırım birçok devletin dikkatini çekti ve bu devletler buraya sahip olmak istediler. 1783 yılında bizim devletimiz Kırım Hanlığı yok oldu. Ruslarla Osmanlıların yapmış olduğu savaş neticesinde Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) imzalanmıştı. O antlaşmada Ruslar, “Kırım, Osmanlılardan tamamen bağımsız bir devlet olacaktır” dediler. Fakat daha sonra Ruslar bu antlaşmaya uymayarak Kırım’a girdiler. O zaman Osmanlı başka devletlerle savaştaydı. Yani Kırım’ı kurtarmaya veya yardım etmeye imkânı yoktu. Neticede Kırım Hanlığı yıkıldı ve Kırım Tatarlarına, yani Kırım Türklerine çok büyük&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: METİN TAHA YILMAZ</strong></p>
<p><strong>Kırım’ın tarihî serüveninden bahsederek söze başlayalım. Geçmişten günümüze, yaşananlar nasıl özetlenebilir? </strong></p>
<p>Kırım Tatar halkının tarihi çok dramatiktir. Çünkü toprağımız Kırım birçok devletin dikkatini çekti ve bu devletler buraya sahip olmak istediler. 1783 yılında bizim devletimiz Kırım Hanlığı yok oldu. Ruslarla Osmanlıların yapmış olduğu savaş neticesinde Küçük Kaynarca Antlaşması (1774) imzalanmıştı. O antlaşmada Ruslar, “Kırım, Osmanlılardan tamamen bağımsız bir devlet olacaktır” dediler. Fakat daha sonra Ruslar bu antlaşmaya uymayarak Kırım’a girdiler. O zaman Osmanlı başka devletlerle savaştaydı. Yani Kırım’ı kurtarmaya veya yardım etmeye imkânı yoktu. Neticede Kırım Hanlığı yıkıldı ve Kırım Tatarlarına, yani Kırım Türklerine çok büyük baskılar yapıldı. Kırım Tatarları da Osmanlı Devleti topraklarına göç etmek zorunda kaldılar. Böylelikle 1917’de Bolşeviklerin iktidarı başladığında, biz artık millî toprağımızda bir azınlık haline gelmiş durumdaydık.</p>
<p><strong>1917 öncesinde, Kırım’daki Tatar nüfusu ne kadardı? </strong></p>
<p>Eski zamanlarda nüfus sayımları olmuyordu ama benim tahminlerime göre ve yazarlarımızdan Ahmed Özenbaşlı’nın Çarlık Hâkimiyetinde Kırım Faciası kitabında da dediği gibi, Kırım Hanlığı savaş zamanında 200 bin kadar asker çıkartabiliyordu. Buradan hareketle Kırım Hanlığı’nın nüfusunun iki ilâ iki buçuk milyon kadar olduğunu tahmin edebiliriz. 1917 itibariyle ise, bizler artık Kırım Yarımadası’nın toplam nüfusunun yüzde 25’ine düşmüştük.</p>
<p>1920-21 yıllarında, Bolşevikler zamanında suni açlık baş göstermişti. O zaman başka milletler de etkilenmişti bundan, lakin en çok kaybı Kırım Tatarları verdi. 100 bine yakın insan açlıktan öldü. Sonraki en büyük facia da 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Kırım Tatarlarının topyekûn sürgün edilmesi ve soykırıma uğratılmasıdır. O yıllarda, yani 1944-46 yılları arasında bizim yaptığımız araştırmalara göre halkımızın %46’sı açlıktan, hastalıklardan ve diğer sebepler neticesine vefat etti. Sürgün edildiğimiz yerlerde, yani Özbekistan’da, Kazakistan’da, Sibirya’da halkımız gün yüzü görmedi, üstüne üstlük ağır işlerde çalıştırıldılar. Ancak 1953’te Stalin öldükten sonra ortam biraz yumuşadı. O zaman Kırım Tatar halkından hayatta kalanlar vatanlarına dönmek için mücadeleye giriştiler. Mücadelemiz silahla değildi, sadece demokratik yollarlaydı ve Sovyet rejiminin son yıllarına kadar devam etti. Gorbaçov zamanında biraz serbestlik oldu. Moskova’daki Kızıl Meydan’da nümayişler ve mitingler ile taleplerimizi bütün dünyaya bildirme imkânımız olmuştu. Neticede 1980’li yılların sonlarında, büyük zorluklar çekse de Kırım Tatar halkı öz vatanına dönebilmeyi başardı.</p>
<p><strong>Rus devleti, sürgünü ve Kırım Tatarlarına yapılanları kendi halkına nasıl izah etti? </strong></p>
<p>Ruslar bizi sürgün ettikten sonra Kırım Yarımadası’nda Tatarlara karşı büyük bir propaganda yaptılar. “Bunlar Rus düşmanları”, “bunlar hainler” dediler. Rusya’dan bizim vatanımıza getirilen ve yerleştirilen Ruslar da bu propagandayı memnuniyetle karşılıyorlardı. Bu durum onlara manevî bir rahatlık veriyordu. Çünkü ölüme gönderilen insanların evlerinde yaşıyor ve onların eşyalarını kullanıyorlardı. Neticede vatanımıza döndüğümüz zaman oradaki nüfus bizi böyle sıcak karşılamadı tabii ki. Fakat biz buna bakmadık ve vatanımıza akın ettik.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nene Hatun’un Hakkı Ödenir mi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/nene-hatunun-hakki-odenir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 06:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasî Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Evlâd-ı Şühedâ]]></category>
		<category><![CDATA[mücahid]]></category>
		<category><![CDATA[müteaddid]]></category>
		<category><![CDATA[Nene]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7008</guid>

					<description><![CDATA[Geçen ay 93 Harbi’nin kadın mücahidelerinden Nene Hatun’u ve Erzurum halkının Aziziye tabyalarında Rus işgalcilere karşı yazdığı destânı kaleme almaya çalışmıştık. Yazının sonunda da yaptığı kahramanlık karşısında Nene’ye nasıl teşekkür edildiğini sormuştuk. Gelelim cevaba&#8230; Evvela Nene Hatun ve Aziziye mücahidleri bu destanı yazdığında meyyal-i inhidâm üzere olan devlet birkaç sene içinde -başta Sultan Abdülhamid’in idarî kuvvet ve kudretiyle sonra da milletinin desteğiyle- yeniden neşv ü nemâ bulacaktı. Sultan Abdülhamid nizamı tesis etmesiyle, saltanatının henüz başında ayağına dolanan 93 Harbi karşısında kendisini yalnız bırakmayanlara vefasını gösterecekti. Bunun en güzel örneklerinden biri müteaddid kereler tertibini vesile olduğu kampanyalardan biri olan “Evlâd-ı Şühedâ&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen ay 93 Harbi’nin kadın mücahidelerinden Nene Hatun’u ve Erzurum halkının Aziziye tabyalarında Rus işgalcilere karşı yazdığı destânı kaleme almaya çalışmıştık. Yazının sonunda da yaptığı kahramanlık karşısında Nene’ye nasıl teşekkür edildiğini sormuştuk. Gelelim cevaba&#8230;</p>
<p>Evvela Nene Hatun ve Aziziye mücahidleri bu destanı yazdığında meyyal-i inhidâm üzere olan devlet birkaç sene içinde -başta Sultan Abdülhamid’in idarî kuvvet ve kudretiyle sonra da milletinin desteğiyle- yeniden neşv ü nemâ bulacaktı. Sultan Abdülhamid nizamı tesis etmesiyle, saltanatının henüz başında ayağına dolanan 93 Harbi karşısında kendisini yalnız bırakmayanlara vefasını gösterecekti. Bunun en güzel örneklerinden biri müteaddid kereler tertibini vesile olduğu kampanyalardan biri olan “Evlâd-ı Şühedâ ve Ma‘lûlîn-i Guzât-ı Asâkir-i Şâhâne” iane kampanyasıdır. Bu ve bunun gibi ianeler yoluyla hem harp malûllerinin ve gazilerin hem de şehit yakınlarının ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır. Bu ianelerin hamisi ve en büyük bağışçısı da hep Sultan II. Abdülhamid ve ricâl-i devlet olmuştu.</p>
<p>Sultan Abdülhamid’in telgrafnâmesiyle beraber nusreti de Erzurum’a yetişmiş ve yaralar hızla sarılmıştı. Ancak ne var ki II. Abdülhamid Meclis-i Ayan azalarından eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani ve Türk düşmanlığıyla meşhur Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu’dan oluşan bir heyet tarafından yapılan tebliğ ile hal’ edilmişti. Artık Nene de milletin geri kalanı gibi yetimdi. Çok geçmeden hakim olduğu coğrafyayı ve halklarını 600 sene boyunca sırtlanların mazaratından muhafaza eden Osmanlı yıkılacak yerini Türkiye Cumhuriyet’i alacaktı. Ne yazık ki Cumhuriyet -resmiyette olmasa da tatbikatta- şühedâ ve guzâtı Kurtuluş Savaşı’ndan evvel ve sonra şeklinde tasnif ederek “evvelkiler”e destek vermeyecekti. Kardeşini 93 Harbi’nde, oğlunu da Çanakkale’de şehit veren Gazi Nene de bu tasniften payına düşeni alacaktı. Hem ne almak&#8230; Nene’nin 30’lu 40’lı yıllarına şahit olan kudema, ağız birliği yapmışçasına onun kışın yakmak için nasıl tezek topladığını anlatır dururlardı. Bunlar eskilerin sözleri. Gelelim belgelerin ne dediğine&#8230;</p>
<p>Nene, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye bir mektup yazarak ahvalini arzetti: “&#8230;Hiçbir sığınacak yerimiz ve tutunacak hiçbir desteğimiz yoktur. Belediyenin verdiği ayda 4 lira maaştan başka bir şey görmüyoruz. Geçen sene birer meccanî ekmek veriyorlardı, bu sene o ekmeğimizi de kestiler. Şimdi aç ve muhtaç bir vaziyetteyiz ve dileniyoruz da…”</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Katibi Hasan Kemaleddin “Kemal” Gedeleç İnönü’nün talimatıyla konuyu Başvekil Şükrü Saraçoğlu’na havale eder: “Tarihimizin şanlı bir sahifesini teşkil eden Aziziye muharebesine fiilen iştirak etmiş olup halen her biri 90-100 yaşlarında, fakir ve çalışmaktan aciz ve Belediyenin verdiği beş liradan (aslında dört lira fakat katip hicabından yuvarlamış olmalı) başka bir yardım görmediklerinden dilenmekte olduklarına dair Erzurum Taşmescit mahallesinden Hüseyin kızı Nene ve Kadir kızı Name imzalarıyla gelen dilekçe Reisicumhurumuzun dikkatlerini çekerek tedkik buyurulmak üzere zati devletlerine takdimi emir buyurulmuş olduğundan bilece sunulmuştur.”</p>
<p>Yazı başvekilliğe ulaşınca ne mi yapılır? Tabi ki derhal dereği yapılır ve Nene’nin aldığı dört lira da kesilir. Böylece devletin belini büken büyük bir israfın (!) daha önü kesilmiştir. Saraçoğlu’nun duruma el koymasıyla Nene için zor günler geride kalmış daha zor günler gelmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2021">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nene Hatun</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/nene-hatun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 07:39:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Âli Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[Hasankale]]></category>
		<category><![CDATA[hekat]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[mücahid]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6967</guid>

					<description><![CDATA[Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230; Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anam bana kırmızı başlıklı kızı hiç anlatmadı. Diğer meşhur masalları da&#8230; Hem zaten Erzurum’da masal yoktur hekat (hikâye) vardır. Uzun ve soğuk gecelerde -Rus işgalleri ve peşi sıra gelen Ermeni katliamlarında erleri şehit düşmüş- kadınların yalnız kalmamak için çocuklarıyla vakit geçirmelerinin en iyi yoludur hekat. Yani maksat çocuğu uyutmak değil yalnız kalmamaktır. Elbette yegane maksat yalnızlığa derman aramak da değildir. Şimdilerde moda olan tabirle değerler eğitimidir de&#8230;</p>
<p>Hekatlarda kahramanlar kadını, erkeği ve balasıyla (çocuk) dadaşlardır. Mekan ise son 150 sene üç Rus işgali ve onlarca Ermeni katliamı görmüş Erzurum’dur&#8230; Hekat kahramanlarının pek azı hayalîdir. Çoğu işgal yıllarında, harplerde, kıtlık zamanlarında şecaat ve cömertlikle nam salan yiğit vatan evlatları ya da yine aynı zamanlarda  cebânet ve namertlikleriyle öne çıkan vatanın hayırsız evlatlarından mürekkeb hakikî kimselerdir. Bir kısmı mübalağalı da olsa anlatılanlar aslında bu kimselerin ya da onları tanıyanların  hatıralarıdır. Kendimden misal verecek olursam; anamın Sarıkamış’ta şehit olan amcasının mektuplarını, yine anamın Ermeniler tarafından başı kesilen dedesinin ecel-i mübremine giderken söylediği son sözleri ve savaştan yaralı dönen dedemin şehit olan arkadaşlarına dair elim hatıralarını sayabilirim. Bir de erkekler savaştayken Ermeni çetecilere karşı mücadele veren iffetli kadınların hatıralarını&#8230; Bu çetecilerin bir kısmı tanıdıktır üstelik. Mesela anneannemin bir komşusunun ırzına göz diken Ermeni çeteci onlarla aynı mahallenin sakinidir. Kadıncağızın kocasının harbe gidişini fırsat bilip ona musallat olan çeteciyi mahallenin müslüman kadınlarının nasıl tepelediğini anneannem pek keyifle anlatırmış. Yürekleri soğurmuş. Anam da bize yine keyifle naklederdi arsız çetecinin layıkı veçhile cehenneme postalanmasını. Yüreğimiz soğurdu. Erzurum’un sayısız mücahidelerinden biri de Nene Hatun’dur. Anaların hekatlarında evlatlarına en çok anlattığı hakikî kahramanlardan biri. Yürekleri soğuttuğu için&#8230;</p>
<p>Nene Erzurum’un Hasankale ilçesinin Çeperli köyünde doğdu. Doğum tarihi -bir röportajında söylediği “270 senesinde kuzular doğarken ben de doğmuşum” ifadesinden hareketle- 1854 olarak kabul edilir. Kabul edilir diyoruz zira resmî kayıtlarda net bir bilgi mevcut değil. Çocukluğu kardeşi Hasan’la beraber köyünde, annesi Zeliha ve babası Hüseyin’in dizi dibinde, emniyet ve saadet içinde geçti. 17 yaşındayken köylüsü Mehmet Efendi ile evlendi. Rus ordusunun Kars üzerinden Erzurum’a doğru ilerlediği duyulunca Nene’ninki de dahil Çeperli’de yaşayan pek çok aile Erzurum’a göç etti. Taşmescit Mahallesi’ne yerleşen Nene, vatan uğruna, tarihin en güzel kahramanlık destanlarından Aziziye Müdafaası’nın sembol isimlerinden biri olacağından bihaberdi.</p>
<p>Aynı günlerde Ahmed Muhtar Paşa’nın kumanda ettiği Kafkasya Cephesi’nde Ruslara karşı amansız bir mücadele veriliyordu. Kaybedilen topraklar bir bir geri alınıyor, Gedikler muharebesinde olduğu gibi Yahniler’de de Ruslar püskürtülüyor ve düşman ağır kayıplar veriyordu. Ahmed Muhtar Paşa “Gazi” ünvanıyla taltif ediliyor ve hem askerin hem de halkın morali dersaadetin de iltifatlarıyla hak ettiği şekilde yüksek tutuluyordu. Ne var ki 15 Ekim 1877’deki Alacadağ mağlubiyeti hem Kafkasya Cephesi için hem de harbin geneli için bir kırılma noktası olacaktı. Düşmanın destek kuvvetleriyle birlikte sertleşen taarruzu karşısında ordumuz ricat etmek zorunda kalmıştı. Bu ricat arkasına bakmadan kaçmak şeklinde bir ricat değildi elbette. İmkan bulunan her fırsatta yeni bir hat oluşturuluyor, etrafta yaşayan sivillerin de desteğiyle Ruslar’ın ilerleyişi yavaşlatılıyordu. Ne acıdır ki 4 Kasım 1877’de Deveboynu’nda cereyan eden çarpışmada aralarında ihlas ile cihad eden çok sayıda sivil dadaşın da yer aldığı pek çok mücahid şehit oldu. Bu defa Erzurum’a kadar geri çekilmek topyekûn yok olmamak için kaçınılmaz olmuştu. Ancak Erzurum’da bulunan istihkâmların durumu da pek iç açıcı değildi. Aziziye tabyalarının durumu da diğer bütün tabyalarla aşağı yukarı aynıydı. Tam o sırada Rusların Kafkasya Cephesi Kumandanı Mihail Loris-Melikov, Gazi Ahmed Muhtar Paşa’ya teslim olması istikametinde bir mektup göndermişti. Haberler Erzurum’a ulaşmıştı. Özellikle Ermeniler türlü tezviratla halkın maneviyatını sarsmak ve muhtemel bir direnişi zayıflatmak gayesindeydi. Ancak hiçbir kara haber “dağlara baş eğmemiş” dadaşların çelik iradelerini sarsamadı. Birkaç hane dışında şehri terkeden de olmadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2021">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın İlk Siyahî Savaş Pilotu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/dunyanin-ilk-siyahi-savas-pilotu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 06:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikalı Wright Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistanlıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6580</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de siyahîlerin okullarda beyazlarla aynı sırayı paylaşmalarının önünü açacak kanunî düzenlemenin yapılmasına daha elli yıl vardı. Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey, 1914’te Fédération Aéronautique Internationale’den pilotluk lisansı alan siyahî Domenico Mondelli’den birkaç ay evvel göklerdeki yerini alarak Dünya’nın ilk siyahî savaş pilotu ünvanını aldı. ABD’ye elli yıl fark attıran Ahmet Ali Bey, 1883 senesinde İzmir’de Nijerya asıllı siyahî bir annenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ali Bey de annesi Emine hanım gibi siyahî bir Osmanlı vatandaşıydı. Osmanlı arşiv kayıtlarında Ahmet Ali Bey için “İhtiyat efradından Tersane-i Amire Tamirat Fabrikası’nda mülazım-ı evvel oldukları haber alınan Arabistanlıoğlu Arap Alioğlu Ahmed’in&#8230;” ibaresi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de siyahîlerin okullarda beyazlarla aynı sırayı paylaşmalarının önünü açacak kanunî düzenlemenin yapılmasına daha elli yıl vardı.</p>
<p>Pilot Yüzbaşı Ahmet Ali Bey, 1914’te Fédération Aéronautique Internationale’den pilotluk lisansı alan siyahî Domenico Mondelli’den birkaç ay evvel göklerdeki yerini alarak Dünya’nın ilk siyahî savaş pilotu ünvanını aldı.</p>
<p>ABD’ye elli yıl fark attıran Ahmet Ali Bey, 1883 senesinde İzmir’de Nijerya asıllı siyahî bir annenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ali Bey de annesi Emine hanım gibi siyahî bir Osmanlı vatandaşıydı. Osmanlı arşiv kayıtlarında Ahmet Ali Bey için “İhtiyat efradından Tersane-i Amire Tamirat Fabrikası’nda mülazım-ı evvel oldukları haber alınan Arabistanlıoğlu Arap Alioğlu Ahmed’in&#8230;” ibaresi geçmekle beraber babasının nereli olduğu kesin olarak bilinmiyor. Arabistanlı ifadesi de o dönemde siyahî vatandaşlar için sıklıkla kullanılan bir ifade&#8230; Osmanlı arşiv belgelerinde Ahmet Ali Bey’in ilk olarak Bahriye mektebinde eğitim gördüğü ve 1904 senesinde eğitimini tamamladığı yazmakta.</p>
<p>Onun eğitimini tamamlamasına bir yıl kala tarihte ilk defa motorlu uçakla uçmayı başaran Amerikalı Wright Kardeşler’in 12 saniyelik uçuş haberi İstanbul’a da ulaşmıştı. 1908 senesinde ABD’de yapılan ilk ‘resmî’ uçuşun ardından büyük devletler havadaki rekabetin kısa zamanda bütün dünyayı saracağını öngörerek çalışmalara başladı. 1911 yılında İtalyanların Türk hava sahasına girerek yaptığı ilk hava saldırısı Osmanlı’yı bu alanda ivedilikle tedbir almaya sevk etti. O dönemde Trablusgarp Savaşı’na gözlemci subay olarak katılan Ahmet Ali Bey’in yolu bir diğer siyahî pilotumuz olan Sudanlı Zenci Musa ile burada kesişecekti.</p>
<p>Bir kardeşini omuz omuza mücadele verdiği Çanakkale cephesinde şehit veren ancak yine de Devlet-i Aliyye’yi müdafaayı her gayenin üstünde gören Ahmet Ali Bey, 14 Şubat 1917’de kıdemli yüzbaşı pilot olarak taltif edilecekti. Cihan Harbi’nin bitişine kadar muhtelif alanlarda -özellikle İstanbul Boğazı çevresinde- düşman varlıklarını havadan gözlemleyerek raporlar tanzim etti.</p>
<p>16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali sonrası havacıların Harbiye Nezareti Muamelat-ı Zatiye emrine verilmesiyle Ahmet Ali Bey gizlice İstanbul’dan ayrılıp Nisan 1920’de Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele saflarına katıldı.</p>
<p>1924 yılında İzmir’de kurulan askerî hava okuluna uçuş hocası olarak atanan Ahmet Ali Bey emekli olacağı 1948 yılına kadar Türk Hava Kuvvetleri’nde görevini ifa etti. 1969 yılında vefat eden Ahmet Ali Bey resmî törenle defnedildi.</p>
<p>Ruhu şad olsun.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2020">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinle “Tar”Dan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/dinle-tardan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 05:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Franchinus Gaffurius]]></category>
		<category><![CDATA[Mûsiki]]></category>
		<category><![CDATA[Pisagor]]></category>
		<category><![CDATA[Rönesans]]></category>
		<category><![CDATA[Theoretica Musicae]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6400</guid>

					<description><![CDATA[Yazılı kaynaklarda telli çalgıların ortaya çıkışına dair pek çok hikâye mevcut. Bunlardan birine göre, kartalın pençelerine hedef olan bir yavru ceylanın bağırsakları gül ağacının dallarına takılır. Zamanla kuruyan bağırsak her rüzgar estiğinde çeşitli sesler çıkarmaya başlar. Bu sesleri duyan kadim insanlar ilk telli çalgıyı icat ederler. Bu hikâye hakikat midir yoksa -telli çalgıların muhtelif ağaçlardan mamul gövdelerinden ve özellikle eski örneklerindeki bağırsak tellerden mülhem- bir efsane midir bilinmez. Ama şu gerçektir ki Türk mûsikisinin, hususiyetle de telli çalgıların inkişafı bu ağaç ve bağırsaktan geliştirilen iptidaî çalgı aletleriyle mümkün olmuştur. Mûsikiyi nazarî çerçevede ele almaya çalışan eserlerde de bu türden hikayeler&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazılı kaynaklarda telli çalgıların ortaya çıkışına dair pek çok hikâye mevcut. Bunlardan birine göre, kartalın pençelerine hedef olan bir yavru ceylanın bağırsakları gül ağacının dallarına takılır. Zamanla kuruyan bağırsak her rüzgar estiğinde çeşitli sesler çıkarmaya başlar. Bu sesleri duyan kadim insanlar ilk telli çalgıyı icat ederler. Bu hikâye hakikat midir yoksa -telli çalgıların muhtelif ağaçlardan mamul gövdelerinden ve özellikle eski örneklerindeki bağırsak tellerden mülhem- bir efsane midir bilinmez. Ama şu gerçektir ki Türk mûsikisinin, hususiyetle de telli çalgıların inkişafı bu ağaç ve bağırsaktan geliştirilen iptidaî çalgı aletleriyle mümkün olmuştur. Mûsikiyi nazarî çerçevede ele almaya çalışan eserlerde de bu türden hikayeler mevcut. Bunlar arasında en meşhuru; İtalyan müzik teorisyeni ve rönesans bestecisi Franchinus Gaffurius’un <em>Theoretica Musicae</em>’sında resmedilen demirci hikayesi: Pisagor demircinin önünden geçerken, farklı büyüklükteki çekiçlerin, büyüklüklerine oranla farklı sesler çıkardıklarını işitir. Böylece ses dikliklerinin aralık oranlarının farklı çekiç büyüklüklerinin oranları ile ilişkisi olduğunu fark eder. Evine döndüğünde deneyler yapmaya başlar ve farklı büyüklüklerde çanlar, farklı miktarlarda su doldurulmuş bardaklar, farklı ağırlıklar bağlanmış tellerle şahit olduğu hadisenin doğruluğunu ispat eder. Pisagorcuların yüzlerce yıl muhaddis titizliğiyle sonraki nesillere aktardığı bu bilginin yanlışlanmış olmasına rağmen büyük besteci Gaffurius tarafından kitabına alınması hayli ilginç. Aynı zamanda köklere bağlılığın ehemmiyetini vurgulaması açısından da bir o kadar kıymetli&#8230;</p>
<p>Günümüz bestekârlarının(!) mûsikinin nazariyatına dair ne tür eserler ortaya çıkardıklarına maalesef hakim değilim. Ancak geçtiğimiz günlerde isyankar mûsiki dehâmızın(!) babası yaşında bir adamı “ezan mı okuyorsun sen” diyerek patakladığına bendeniz de şahit oldum. Gaffurius’un kitabına aldığı demirci hikayesindeki Pisagor’a özenmiş gibiydi. Kanaatimce farklı büyüklükteki kafaların yumruk atıldığında nasıl ses çıkardığını ölçmekle meşguldü. Ama ne yazık ki yanlış anlaşıldı ve tutuklandı. Tiz-i reftar olanın payine damen dolaşır. Çok hızlıydı çok&#8230; Gün gelir bir Gaffurius çıkar ve bu hadiseyi kitabına resmeder elbet. Neyse ne&#8230; Toparlayacak olursak buraya kadar çalgı aletlerinin neşet ve inkişafına ve dahi isyankar dâhimiz özelinde günümüz mûsiki adamlarının bu inkişafta oynadıkları mühim role kısaca temas etmiş olduk. Bundan sonraki bölümde ise can Azerbaycan’ın kadim kültürünü yüzlerce yıl evvelinden bize taşıyan bir enstürmana; “tar”a yakından bakacağız. Azerbaycan Türklerinin kederini, neşesini ve mücadelesini terennüm eden “tar”a&#8230; Nuri Killigil’in Bakü’ye girişini hatırlatırken kalbimizin en ince teline dokunan; Hocalı soykırımını hatırlatırken öfkemizin bam teline basan “tar”a&#8230;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2020">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Dergiciliğinin Derin Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/turk-dergiciliginin-derin-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 10:52:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Erbauliche Monaths-Unterredungen]]></category>
		<category><![CDATA[Journal des Sçavans]]></category>
		<category><![CDATA[Matbaa]]></category>
		<category><![CDATA[Royal Society]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6108</guid>

					<description><![CDATA[Okuma oranı çok düşüktü! Halk çok cahildi! Ta ki 1923’e kadar. O sene ne olduysa bütün millet büyük bir aydınlanma yaşadı. Türkler ilk kez kitapla, dergiyle tanıştı.Hemen her köşe başında bir kitapçı açıldı. Dünyanın her tarafından matbaa ustaları getirtildi ve her şehrimize büyük matbaalar kuruldu. Yüzlerce dergi kitapçıların raflarında yerini aldığında bu atılımın üzerinden bir sene bile geçmemişti. Sahi öyle mi oldu? Latife ediyorum tabii. Elbette bunlara inanan bir kitle hep oldu. Ama gelin, biz Türk dergiciliğinin serencamına büyük aydınlanma yılının öncesinden başlayarak bakmayı deneyelim. Kaynaklar antik çağda Çin, Mısır ve Yunan’da dergilerin varlığına işaret ediyor. Bunlar çoğunlukla basit tekniklerle&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okuma oranı çok düşüktü! Halk çok cahildi! Ta ki 1923’e kadar. O sene ne olduysa bütün millet büyük bir aydınlanma yaşadı. Türkler ilk kez kitapla, dergiyle tanıştı.Hemen her köşe başında bir kitapçı açıldı. Dünyanın her tarafından matbaa ustaları getirtildi ve her şehrimize büyük matbaalar kuruldu. Yüzlerce dergi kitapçıların raflarında yerini aldığında bu atılımın üzerinden bir sene bile geçmemişti. Sahi öyle mi oldu? Latife ediyorum tabii. Elbette bunlara inanan bir kitle hep oldu. Ama gelin, biz Türk dergiciliğinin serencamına büyük aydınlanma yılının öncesinden başlayarak bakmayı deneyelim.</p>
<p>Kaynaklar antik çağda Çin, Mısır ve Yunan’da dergilerin varlığına işaret ediyor. Bunlar çoğunlukla basit tekniklerle tab edilen broşürler ve almanaklar şeklindeydi. Özellikle panayır zamanlarında duvarlara asılmak üzere hazırlanan balladların, şiirlerin yazıldığı kağıtlar konu birliği itibariyle modern dergilere ilham kaynağı olacaktı.</p>
<p>Matbaa makinasının icadıyla düzenli olarak ve çoğunlukla belirli bir konu etrafında yoğunlaşan yayınlar yapılmaya başlandı. Böylece kitap ile gazete arasında geniş bir yelpazede faaliyet gösteren dergiler ortaya çıktı.</p>
<p>Modern anlamda bilinen en eski dergi 1663 yılında Erbauliche Monaths-Unterredungen (Aylık Düşünce Seçkisi) ismiyle Almanya’da yayımlandı. Alman İlahiyatçı Johann Rist’in idaresinde yayımlanan bu dergi sayfalarını ekseriyetle felsefî ve edebî meselelere tahsis etti. Uzun dergicilik maratonunun ikinci adımı ilkinden iki yıl sonra Fransa’da atıldı. Fransız siyaset ve devlet adamı Jean-Baptiste Colbert’in himayesinde çıkarılan Journal des Sçavans (Ulema Dergisi) 1830 yılına kadar yayın hayatına devam etti. Bunları Londra Kraliyet Tabiat Bilgilerini Geliştirme Derneği’nin çıkardığı Royal Society (aynı zamanda derneğin kısa ismidir) ve İtalya’da Francesco Nazzari tarafından yayımlanan Giornale de’ Letterati (Edebiyat Günlükleri) takip etti.</p>
<p>Bizde ise ilk dergi 26 Mart 1849’da yayımlanan ve üç sene sonra kapatılan Vaka-yi Tıbbiye oldu. Sonraki 10 yılda muhtelif alanlarda dergiler yayımlandıysa da hepsinin akıbeti Vaka-yi Tıbbiye ile aynı oldu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2020">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korona Günlerinde Çiçek Aşısı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/esyanin-kalbi/korona-gunlerinde-cicek-asisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Taha Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 06:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşyanın Kalbi]]></category>
		<category><![CDATA[Çiçek hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Jenner]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Tıbbî]]></category>
		<category><![CDATA[verem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5783</guid>

					<description><![CDATA[Geride bıraktığımız ay başında DSÖ koronavirüsü henüz bir pandemi olarak kabûl etmemişti. Çin’i vak’a sayısında hızla geride bırakan ABD’de hasta sayısı 100’ün altındaydı, bize uğramamıştı bile. Bendeniz pandemikler arasında bir yerde olduğumuzu söylemiş ve kurtuluşun cerrahî maskelerin arkasına saklanmakta değil, elleri bol bol yıkamakta olduğunu yazmıştım. Çin’den gelen görüntüler üzerinden de bir tuhaf distopyanın ortasına düştüğümüzü zikretmiştim. Maksadım düşmanı tanımak ve gardı ona göre almaktı. Televizyonlar hastalığın ülkemize gelmesiyle beraber aynı şeyleri o kadar çok tekrar ettiler ki bırakın ufak tedbirleri, şimdi herkes epidemi ile pandemi arasındaki farkı ilmî bir makale ile izah edecek kadar malûmat sahibi oldu. Zaten bizim&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Geride bıraktığımız ay başında DSÖ koronavirüsü henüz bir pandemi olarak kabûl etmemişti. Çin’i vak’a sayısında hızla geride bırakan ABD’de hasta sayısı 100’ün altındaydı, bize uğramamıştı bile. Bendeniz pandemikler arasında bir yerde olduğumuzu söylemiş ve kurtuluşun cerrahî maskelerin arkasına saklanmakta değil, elleri bol bol yıkamakta olduğunu yazmıştım. Çin’den gelen görüntüler üzerinden de bir tuhaf distopyanın ortasına düştüğümüzü zikretmiştim. Maksadım düşmanı tanımak ve gardı ona göre almaktı. Televizyonlar hastalığın ülkemize gelmesiyle beraber aynı şeyleri o kadar çok tekrar ettiler ki bırakın ufak tedbirleri, şimdi herkes epidemi ile pandemi arasındaki farkı ilmî bir makale ile izah edecek kadar malûmat sahibi oldu. Zaten bizim milletimizin diyanet, siyaset ve tababet üzerine hâkimiyeti meşhurdur. Beynamazımız fetva verir, veremlimiz ilaç yazar, memurumuz genel başkan olur.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Pandemi korkusunu iliklerine kadar hisseden insanımıza üzerine hükümler vereceği yeni bir kelime lâzım. Öyle bir kelime ki içine düştüğü distopyayı aşsın ve evden çalışmak çilesinden kurtulup ihtiyar ana-babasına yeniden sarılabilsin. Ben o kelimeyi biliyorum ve nasıl mümkün olabileceğini de&#8230; Eradikasyon! Tıbbî ıstılahta enfeksiyon hastalığını kaynağıyla beraber yeryüzünden söküp atmak mânâsına geliyor. Kökünü kazımak&#8230; Peki bu gerçekten mümkün mü? Örneği var mı? Mümkün, var! Çiçek hastalığı&#8230; Bin sene uğraşmış insanlık ama sonunda çiçek hastalığının eradikasyonunu (ve minellahi’t tevfîk) başarmış. Nasıl mı? Aşıyla! Çoğumuzda ilk aşının Edward Jenner tarafından -çiçek hastalığına karşı koruma sağlamak için bu hastalığa yakalanan ineklerin püstüllerinden aldığı mayalarla- geliştirildiği kanaati hâkimdir. Hâlbuki insanoğlunun çiçek hastalığı ile tanışması binlerce sene evveline dayanır ve hastalıktan kurtulmak için aşı kullandığına dair deliller de mevcuttur.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
