﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mikail Türker Bal &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/mikailturkerbal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 03 Dec 2025 09:06:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mikail Türker Bal &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mostar Köprüsü’nün Vakur Bekçisi: Yavuz Sultan Selim Mescidi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/balkan-tarihi/mostar-koprusunun-vakur-bekcisi-yavuz-sultan-selim-mescidi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 09:06:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Balkan Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11893</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim Han devrinde, Neretva Nehri’nin sol kıyısında, Mostar Köprüsü’nü geçer geçmez sağ tarafta, çarşı girişinde inşa edilmiş olan güzel mescit, Sinan Paşa Camii ile birlikte Mostar’daki en eski vakıftır. Cemaati köprü ve kulelerde görevli askerlerden oluşan ibadethane, Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmesinin ardından yeni rejimin insafına terk edildi. Farklı zamanlarda yapılış amacına mugayir amaçlarla kullanıldı. Geçtiğimiz Ağustos ayında ise Müslümanların ibadetine açılarak itibarı ve asli vazifesi iade edildi. Mescidin uzun hikâyesini hülasa edelim. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Sultan Selim Han devrinde, Neretva Nehri’nin sol kıyısında, Mostar Köprüsü’nü geçer geçmez sağ tarafta, çarşı girişinde inşa edilmiş olan güzel mescit, Sinan Paşa Camii ile birlikte Mostar’daki en eski vakıftır. Cemaati köprü ve kulelerde görevli askerlerden oluşan ibadethane, Osmanlı’nın bu topraklardan çekilmesinin ardından yeni rejimin insafına terk edildi. Farklı zamanlarda yapılış amacına mugayir amaçlarla kullanıldı. Geçtiğimiz Ağustos ayında ise Müslümanların ibadetine açılarak itibarı ve asli vazifesi iade edildi. Mescidin uzun hikâyesini hülasa edelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2025-/-sayi-165">Derin Tarih Aralık Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Günümüze Arnavutluk’ta Bektaşîlik</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/osmanlidan-gunumuze-arnavutlukta-bektasilik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 08:33:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11004</guid>

					<description><![CDATA[Tepedelenli Ali Paşa’nın himayesiyle 18. yüzyılın sonunda Arnavutluk’ta hayat bulan Bektâşîlik, bölgede tekkelerin kurulmasıyla giderek yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı’nın zayıflamasıyla bölgedeki idareciler tarafından siyasî amaçlar doğrultusunda kullanılan Bektâşî topluluğu, Arnavut milliyetçiliğiyle birlikte Osmanlı karşıtı hareketlerin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Osmanlı sonrasında ise özellikle komünizm tecrübesi, Arnavutluk Bektâşîliğini çeşitli tartışmalara ve dönüşümlere itmiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tepedelenli Ali Paşa’nın himayesiyle 18. yüzyılın sonunda Arnavutluk’ta hayat bulan Bektâşîlik, bölgede tekkelerin kurulmasıyla giderek yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı’nın zayıflamasıyla bölgedeki idareciler tarafından siyasî amaçlar doğrultusunda kullanılan Bektâşî topluluğu, Arnavut milliyetçiliğiyle birlikte Osmanlı karşıtı hareketlerin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Osmanlı sonrasında ise özellikle komünizm tecrübesi, Arnavutluk Bektâşîliğini çeşitli tartışmalara ve dönüşümlere itmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlar’da Türkolojinin Kurucu İsimlerinden Hasan Kaleşi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/balkanlarda-turkolojinin-kurucu-isimlerinden-hasan-kalesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9833</guid>

					<description><![CDATA[Yugoslavya dönemi Balkan Türkolojisinin kurucu isimlerinden Prof. Dr. Hasan Kaleşi, yabancı dillere kabiliyeti, küçük yaşlardan itibaren yaptığı ilmî yayınların kalitesiyle adından söz ettirmiştir. Dil, edebiyat, kültür ve tarih sahalarındaki özgün çalışmaları kendisini dünya çapında tanınan ve kabul gören bir şarkiyatçı olarak öne çıkartmıştır. 396 başlıktan oluşan bibliyografyası tabiri caizse göz korkuturken, geride bıraktığı ilmî miras araştırmacılar için feyz kaynağıdır. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yugoslavya dönemi Balkan Türkolojisinin kurucu isimlerinden Prof. Dr. Hasan Kaleşi, yabancı dillere kabiliyeti, küçük yaşlardan itibaren yaptığı ilmî yayınların kalitesiyle adından söz ettirmiştir. Dil, edebiyat, kültür ve tarih sahalarındaki özgün çalışmaları kendisini dünya çapında tanınan ve kabul gören bir şarkiyatçı olarak öne çıkartmıştır. 396 başlıktan oluşan bibliyografyası tabiri caizse göz korkuturken, geride bıraktığı ilmî miras araştırmacılar için feyz kaynağıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesih’in Gözlerine Kurşunu Kim Sıktı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/balkan-tarihi/mesihin-gozlerine-kursunu-kim-sikti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 13:50:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Balkan Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9715</guid>

					<description><![CDATA[Hıristiyan Avrupa’da Osmanlı bakiyesi İslâm eserlerine zarar verilmesi aşina olduğumuz bir tablo. Ancak II. Dünya Savaşı esnasında Hıristiyanlık inancına mensup farklı milletler birbirlerinin mabetlerine zarar vermiş; Sırp-Ortodoks inancının en önemli mekânlarından olan kiliseler, manastırlar ve şapeller savaş esnasında yine Hıristiyanların eliyle tahrip edilmiştir. Görünen o ki, Osmanlı’nın gözü gibi baktığı mabetler, o çekildikten sonra modern ideolojilerin hışmına uğramış, mukaddesat savaş patronlarının ayakları altında çiğnenmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hıristiyan Avrupa’da Osmanlı bakiyesi İslâm eserlerine zarar verilmesi aşina olduğumuz bir tablo. Ancak II. Dünya Savaşı esnasında Hıristiyanlık inancına mensup farklı milletler birbirlerinin mabetlerine zarar vermiş; Sırp-Ortodoks inancının en önemli mekânlarından olan kiliseler, manastırlar ve şapeller savaş esnasında yine Hıristiyanların eliyle tahrip edilmiştir. Görünen o ki, Osmanlı’nın gözü gibi baktığı mabetler, o çekildikten sonra modern ideolojilerin hışmına uğramış, mukaddesat savaş patronlarının ayakları altında çiğnenmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makedonya’da Türklük Davasının Yüz Akı: Yücel Teşkilatı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/balkan-tarihi/makedonyada-turkluk-davasinin-yuz-aki-yucel-teskilati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 11:01:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Balkan Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9641</guid>

					<description><![CDATA[II. Dünya Savaşı yıllarında Üsküp ve civarında yaşayan Türkler tarafından gizli bir teşkilat kurulur. Ekseriyetle aydın Türk gençlerinden müteşekkil bu teşkilata başkan Şuayb Aziz, “Yücel” adını verir. Savaş sonrasında kurulan komünist Tito yönetimi Yücelcileri teröristlik ve casuslukla suçlar. Yapılan göstermelik mahkemeler bu gençlerin bir kısmını ölüme mahkûm ederken, bir kısmına da müebbet hapis cezası verir. Yücel teşkilatına reva görülen bu acı akıbet, Yugoslavya Türkleri için tesiri dalga dalga bugüne uzanan büyük bir travmadır. &#160; Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>II. Dünya Savaşı yıllarında Üsküp ve civarında yaşayan Türkler tarafından gizli bir teşkilat kurulur. Ekseriyetle aydın Türk gençlerinden müteşekkil bu teşkilata başkan Şuayb Aziz, “Yücel” adını verir. Savaş sonrasında kurulan komünist Tito yönetimi Yücelcileri teröristlik ve casuslukla suçlar. Yapılan göstermelik mahkemeler bu gençlerin bir kısmını ölüme mahkûm ederken, bir kısmına da müebbet hapis cezası verir. Yücel teşkilatına reva görülen bu acı akıbet, Yugoslavya Türkleri için tesiri dalga dalga bugüne uzanan büyük bir travmadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2023">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Priyedor Soykırımı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/priyedor-soykirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9493</guid>

					<description><![CDATA[Bosna Hersek Savaşı denilince aklımıza ilk olarak Srebrenitsa gelir. Fakat daha savaşın başlarında Priyedor’da yapılan soykırım, Srebrenitsa kadar vahşi sahneler ihtiva eder. Burada katledilen binlerce masum insanın cesedi, vicdan azabına yenik düşen bir Sırp askerin itirafıyla Tomaşitsa’daki toplu mezarda bulundu. Burası II. Dünya Savaşı’ndan sonra Bosna Hersek’te ortaya çıkarılan en büyük toplu mezardı. Buna rağmen suçluların bulunup cezalandırıldığı söylenemez. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bosna Hersek Savaşı denilince aklımıza ilk olarak Srebrenitsa gelir. Fakat daha savaşın başlarında Priyedor’da yapılan soykırım, Srebrenitsa kadar vahşi sahneler ihtiva eder. Burada katledilen binlerce masum insanın cesedi, vicdan azabına yenik düşen bir Sırp askerin itirafıyla Tomaşitsa’daki toplu mezarda bulundu. Burası II. Dünya Savaşı’ndan sonra Bosna Hersek’te ortaya çıkarılan en büyük toplu mezardı. Buna rağmen suçluların bulunup cezalandırıldığı söylenemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih’in Emaneti Prizren’de Fethin Sembolü Cuma Camii</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-ve-mimari/fatihin-emaneti-prizrende-fethin-sembolu-cuma-camii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 08:37:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Mimarî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9269</guid>

					<description><![CDATA[10. yüzyılda Sırp-Ortodoks Kilisesi olarak yaptırılan ve Kosova Sırp hâkimiyetine geçince Sveta Bogoroditsa Levişka ismini alan eserin kaderi, Fatih Sultan Mehmed’in Prizren’i fethiyle değişir. Çeşitli ilavelerle İslâm hüviyeti kazandırılarak Cuma Camii ismiyle Müslümanların ibadetine açılır. Lakin 20. yüzyıl başında Osmanlı’nın Prizren’den çekilmesiyle eserin talihi başka bir istikamete doğru akacaktır. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10. yüzyılda Sırp-Ortodoks Kilisesi olarak yaptırılan ve Kosova Sırp hâkimiyetine geçince Sveta Bogoroditsa Levişka ismini alan eserin kaderi, Fatih Sultan Mehmed’in Prizren’i fethiyle değişir. Çeşitli ilavelerle İslâm hüviyeti kazandırılarak Cuma Camii ismiyle Müslümanların ibadetine açılır. Lakin 20. yüzyıl başında Osmanlı’nın Prizren’den çekilmesiyle eserin talihi başka bir istikamete doğru akacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2023">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fatih’in Şeyhinin Bosna Hersek’teki Menzilhanesi: Hamza Dede Orloviç</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fatihin-seyhinin-bosna-hersekteki-menzilhanesi-hamza-dede-orlovic/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 13:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Derviş]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Hamza Dede]]></category>
		<category><![CDATA[şeyh]]></category>
		<category><![CDATA[Srebrenitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9210</guid>

					<description><![CDATA[Fatih’in Bosna’nın fethi sırasında yanında getirdiği birçok şeyh ve dervişten biri olduğu tahmin edilen Hamza Dede, Srebrenitsa yakınlarındaki Orloviç köyünde yüce Allah’ın rızası için, gelip geçenlere hizmet etmek üzere kendi parasıyla bir tekke inşa eder. Padişahın onayıyla vakfa dönüştürülen tekkenin hiçbir zaman düzenli bir şeyh silsilesine sahip olmaması Bayramî-Melâmî meşrep üzere tasavvufî bir çizgide gittiğine işaret etmektedir. Yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenitsa’nın, orada da Hamza Dede Türbesi’nin selamını almadan dönmeyin. &#160; Devamı Derin Tarih Mart Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih’in Bosna’nın fethi sırasında yanında getirdiği birçok şeyh ve dervişten biri olduğu tahmin edilen Hamza Dede, Srebrenitsa yakınlarındaki Orloviç köyünde yüce Allah’ın rızası için, gelip geçenlere hizmet etmek üzere kendi parasıyla bir tekke inşa eder. Padişahın onayıyla vakfa dönüştürülen tekkenin hiçbir zaman düzenli bir şeyh silsilesine sahip olmaması Bayramî-Melâmî meşrep üzere tasavvufî bir çizgide gittiğine işaret etmektedir. Yolunuz Bosna’ya düşerse Srebrenitsa’nın, orada da Hamza Dede Türbesi’nin selamını almadan dönmeyin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2023">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lahor’dan Prizen’e Bir Gönül Köprüsü</title>
		<link>https://www.derintarih.com/turk-tarihi/tasavvuf-tarihi/lahordan-prizene-bir-gonul-koprusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2023 11:26:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tasavvuf Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[1783]]></category>
		<category><![CDATA[Gözcü Mahmud Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Lahor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8942</guid>

					<description><![CDATA[Lahor’da yaşayan Kâdirî şeyhi Seyyid Ali Baba, 1783’te rüyasında, bölgenin fethi sırasında şehit düşmüş olan Gözcü Mahmud Efendi tarafından Prizren’e davet edilir. Davete icabet eden Seyyid Ali Baba uzun bir yolculuğun ardından Prizren’e ulaşır. Önce Gözcü Mehmed Efendi’nin kabrinde türbedârlık yapar. Sonra buraya bir tekke inşa ederek halkı irşad eder. Savaşlar ve fetret devirlerinde tahribat görse de Seyyid Ali Baba Kâdirî-Rezzâkî Tekkesi’nde bugün zikir ve devrân eksik olmuyor. &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lahor’da yaşayan Kâdirî şeyhi Seyyid Ali Baba, 1783’te rüyasında, bölgenin fethi sırasında şehit düşmüş olan Gözcü Mahmud Efendi tarafından Prizren’e davet edilir. Davete icabet eden Seyyid Ali Baba uzun bir yolculuğun ardından Prizren’e ulaşır. Önce Gözcü Mehmed Efendi’nin kabrinde türbedârlık yapar. Sonra buraya bir tekke inşa ederek halkı irşad eder. Savaşlar ve fetret devirlerinde tahribat görse de Seyyid Ali Baba Kâdirî-Rezzâkî Tekkesi’nde bugün zikir ve devrân eksik olmuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan Yugoslavya’ya Miras Kalan Mevlevîhaneler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dogudan-batiya/osmanlidan-yugoslavyaya-miras-kalan-mevlevihaneler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 14:47:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğu'dan Batı'ya]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmî sanat]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8844</guid>

					<description><![CDATA[Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mevlevîhaneler Balkanlar’da sosyo-kültürel yapının ihtiyaçlarına göre farklı vazifeler üstlendiler; kimi zaman bir aş evi, kimi zaman yolcuların barındığı bir zaviye olarak hizmet ettiler. Ayrıca İslâmî sanat ve zanaatların icra edildiği, dolayısıyla yaşatıldığı merkez hüviyetindeydiler. Ne var ki pek azı bugüne ulaşabilmiş durumda. Çünkü Osmanlı’nın ardından bölgede soykırıma uğrayan sadece Müslümanlar değildi. Camiler, mescitler, medreseler ve zaviyeler gibi Mevlevîhaneler de kasıtlı bir şekilde yok edilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralık-2022">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pir Hüseyin Baba Âsitânesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/pir-huseyin-baba-asitanesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 07:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Pir-i Sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Hüseyin Baba]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8712</guid>

					<description><![CDATA[Pir-i Sânî kabul edilen Şeyh Hüseyin Baba ile Bosna Nakşîliğinin ikinci devresi başlamıştır. Şeyh Hüseyin Baba’nın cehrî zikri de ilave ederek tesis ettiği Hüseynî kol ile Nakşibendîlik, Bosna’da ilk devirden daha sağlam bir zeminde kök salmış ve halk arasında en çok rağbet edilen tarikat haline gelmiştir. Onun tarafından kurulan tekke günümüzde de Bosna’nın maneviyatını beslemeye devam etmektedir. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pir-i Sânî kabul edilen Şeyh Hüseyin Baba ile Bosna Nakşîliğinin ikinci devresi başlamıştır. Şeyh Hüseyin Baba’nın cehrî zikri de ilave ederek tesis ettiği Hüseynî kol ile Nakşibendîlik, Bosna’da ilk devirden daha sağlam bir zeminde kök salmış ve halk arasında en çok rağbet edilen tarikat haline gelmiştir. Onun tarafından kurulan tekke günümüzde de Bosna’nın maneviyatını beslemeye devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bosna’nin Fethinin Sembollerinden Kuşlat (Kušlat) Camii</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/bosnanin-fethinin-sembollerinden-kuslat-kuslat-camii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 08:42:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[15. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[bosna savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna-Hersek]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlat camii]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8486</guid>

					<description><![CDATA[yüzyılın sonunda inşa edilen ve Bosna Hersek İslâm mimarisinin muhteşem bir örneği olan ahşap minareli Kuşlat Camii, yapıldığı dönemde bölgedeki tek cami olduğu için Müslümanların toplanma merkezi haline gelmiştir. Zamanla cazibesini kaybetmiş olsa da, 1992-95 arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Sırp Çetnikler tarafından yakılıncaya kadar Bosna’nın fethinin sembolü olarak ayakta kalmıştır&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol start="15">
<li>yüzyılın sonunda inşa edilen ve Bosna Hersek İslâm mimarisinin muhteşem bir örneği olan ahşap minareli Kuşlat Camii, yapıldığı dönemde bölgedeki tek cami olduğu için Müslümanların toplanma merkezi haline gelmiştir. Zamanla cazibesini kaybetmiş olsa da, 1992-95 arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Sırp Çetnikler tarafından yakılıncaya kadar Bosna’nın fethinin sembolü olarak ayakta kalmıştır&#8230;</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harâbâtî Baba Bektaşî Tekkesi’nin Elim Serencamı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/harabati-baba-bektasi-tekkesinin-elim-serencami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Aug 2022 07:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[Harabâti]]></category>
		<category><![CDATA[Hürrem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[Server Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Tetova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8359</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlılar beş asırdan fazla hâkimiyetleri altında tuttukları Balkan coğrafyasını birçok mimarî eserle donattılar. Ancak bölgede son yüzyılda yapılan tahribatlar neticesinde bu eserlerin ancak beşte biri ayakta kalabildi. Bu yapılardan biri de bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan Kalkandelen şehrindeki Harabâti Baba Tekkesi. Diğer adıyla Sersem Ali Baba Bektaşî Tekkesi, Şar Dağları’nın eteklerindeki Tekke Mahallesi’nde zamana var gücüyle direnmekte. Yugoslavya’nın dağılması ile bağımsız bir devlet olan Kuzey Makedonya’nın güneybatısında yer alan Kalkandelen’in yeni adı Tetova’dır. 1390 yılının ilkbaharında Timurtaş Paşa tarafından fethedilen şehirde, 1896 tarihli Kosova Vilayeti Salnamesine göre, on iki cami ve mescit, dört medrese, yedi tekke, yedi sıbyan mektebi,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlılar beş asırdan fazla hâkimiyetleri altında tuttukları Balkan coğrafyasını birçok mimarî eserle donattılar. Ancak bölgede son yüzyılda yapılan tahribatlar neticesinde bu eserlerin ancak beşte biri ayakta kalabildi. Bu yapılardan biri de bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan Kalkandelen şehrindeki Harabâti Baba Tekkesi. Diğer adıyla Sersem Ali Baba Bektaşî Tekkesi, Şar Dağları’nın eteklerindeki Tekke Mahallesi’nde zamana var gücüyle direnmekte.</p>
<p>Yugoslavya’nın dağılması ile bağımsız bir devlet olan Kuzey Makedonya’nın güneybatısında yer alan Kalkandelen’in yeni adı Tetova’dır. 1390 yılının ilkbaharında Timurtaş Paşa tarafından fethedilen şehirde, 1896 tarihli Kosova Vilayeti Salnamesine göre, on iki cami ve mescit, dört medrese, yedi tekke, yedi sıbyan mektebi, iki hamam, on han, beş köprü, bir şadırvan, bir devlet konağı ve bir hisar bulunuyordu. Harabâti Baba Tekkesi de bu eserlerdendir.</p>
<p>Tekkenin ilk bânisi olarak kabul edilen -aslen Kalkandelenlidir- Sersem Ali Baba’nın kimliğiyle ilgili kaynaklarda karşımıza şöyle bir rivayet çıkar: Kanûnî Sultan Süleyman’ın hanımı Mâh-ı Devrân Sultan’ın kardeşi olan vezir Server Ali Paşa, gördüğü bir rüya üzerine padişaha vezirliği bırakmak ve Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda derviş olmak istediğini bildirir. Bunun üzerine padişah, “Bre! Sersem mi oldun? Vezirlik bırakılır da orada dervişlik mi yapılır?” deyince Server Ali Paşa, “Kabulümdür sultanım, varsın bana Sersem Ali desinler” diye cevap verir. Bunun üzerine padişahın Server Ali’ye izin verdiği rivayet edilir. Server Ali Baba’nın 1551 yılında Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda “dedebaba” unvanı alarak Dimetoka Bektaşî Tekkesi’nde bir müddet görev yaptığı, Hürrem Sultan’ın ikbali ile Kalkandelen’e geçerek yazımıza konu olan tekkeyi kurduğu kaydedilir. Sersem Ali Baba’nın 1569’da Kalkandelen’de veya Necef’e giderek orada vefat ettiği yönünde farklı rivayetler mevcuttur. Bu rivayetler onun her hâlükârda Kalkandelen’de belli bir süre yaşadığı ve burada bir Bektaşî dergâhı kurduğu şeklinde yorumlanabilir. Zira tarikat mensuplarının uzun müddet kaldıkları yerlerde tekkeler tesis ettikleri tarihî bir gerçektir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ağustos-2022">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/haci-sinanova-kadiri-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 08:28:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Murad]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Ramiza Osmanoviç]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8279</guid>

					<description><![CDATA[İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır. Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslâm tasavvufunun asli unsurlarından Kâdirîliğin Bosna Hersek’te yayılmasında katkısı olan Silahtar Mustafa Paşa’nın ismiyle anılan tekke yahut halk arasındaki meşhur ismiyle Hacı Sinanova Kâdirî Tekkesi günümüzde de bu geleneği başarıyla temsil etmektedir. Saraybosna’nın kuzeyinde, Ramiza Osmanoviç Caddesi’ndeki Saraç Ali Camii’nin (Vrbanuşa Camii) haziresinin alt tarafındaki tekke halen aktif durumdadır.</p>
<p>Bir rivayete göre tekkeyi, IV. Murad’ın vezirlerinden Silahtar Mustafa Paşa’nın babası, Saraybosna’nın tüccarlarından olan Hacı Sinan, padişahın isteği üzerine inşa ettirmiştir. IV. Murad Bağdat’ı fethettiğinde yakın arkadaşı ve veziri olan Silahtar Mustafa Paşa’yı yanına çağırıp imparatorluk toprakları içinde tekkesi bulunmayan bir şehir olup olmadığını sorar. Vezir de Saraybosna’da sultanın arzu ettiği keyfiyette, yani zikir ve ibadetlerin dışında derviş ve yolcuların da konaklayıp karınlarını doyuracakları bir tekkenin olmadığını söyler. Bunun üzerine Sultan, vezirinin Saraybosna’da tüccar olan babası Hacı Sinan Ağa’ya büyük bir tekke inşa ettirmesi için bir ferman gönderirken, masraflar için gereken parayı da yollamayı unutmaz.</p>
<p>Kadı sicillerinde ise tekkenin bânisi olarak Silahtar Mustafa Paşa görünmekte, bu güzel eseri babası Hacı Sinan Efendi’nin arzusunu yerine getirmek için yaptırdığı ifade edilmektedir. Menkıbeye göre Hacı Sinan Ağa, tekkenin inşası için Milyaçka Nehri’nin sol kıyısında bir arazi satın almış lakin rüyasında bir ses ona tekkeyi burada değil de bugün bulunduğu yerde inşa etmesini söylemiştir. Böylece tekke hâlihazırdaki yerine inşa edilir.</p>
<p>Tekkenin giriş kapısı üzerindeki hilâl, buranın bir dinî mekân olduğuna dikkat çekmektedir. Yapı malzemesinde bulunan kaliteli yağlı kireç taşları sayesinde bugüne orijinal hali ve mimarisiyle ulaşmayı başaran tekke, Bosna’nın altın çağına ait kültürel mirasın değerli bir parçasıdır. Sarayın baş mimarı, aynı zamanda meşhur Bağdat Köşkü’nün de mimarı olan Arnavut kökenli Kasım Ağa’nın (ö. 1659) eseridir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arnavut Halk Şiirinde I.Murad ve Ordusu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/arnavut-halk-siirinde-i-murad-ve-ordusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 07:27:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8137</guid>

					<description><![CDATA[İllüstratör: Emir Durmisevic (&#8220;Battle of Kosovo-1389&#8221;) Kaynak: &#8220;Bosansko kraljevstvo&#8221;, Emir O. Filipovic, Mladinska knjiga, Sarajevo. Osmanlılar ve Balkan halkları arasında (Sırplar, Bosnalılar, Macarlar, Romenler, Karadağlılar, Hersekliler, Hırvatlar ve Arnavutlar) 28 Haziran 1389’da Priştine yakınlarında meydana gelen I. Kosova Savaşı, Osmanlı Devleti’nin unutulmaz zaferlerinden biridir. Sultan I. Murad’ın komutanlığında sekiz saat gibi kısa bir sürede zaferle sonuçlanan bu savaş, Türk ve Sırp tarihi açısından olduğu gibi, Müslümanlık ve Hıristiyanlık tarihi açısından da hayati öneme sahiptir. Asırlar boyunca bu hayret verici olayı konu olan Türkçe, Arnavutça, Sırpça, Makedonca, Bulgarca ve Yunanca olmak üzere pek çok destan yazılmıştır. Arnavutlar, Osmanlıların Müslüman olanlara sunduğu&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="message-body-wrapper">
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<div class="body color-primary-font-color" dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"><strong><em></p>
<p>İllüstratör: Emir Durmisevic (&#8220;Battle of Kosovo-1389&#8221;)</em></strong><br />
<strong><em>Kaynak: &#8220;Bosansko kraljevstvo&#8221;, Emir O. Filipovic, Mladinska knjiga, Sarajevo.</p>
<p>
</em></strong></div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
</div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<div dir="auto" data-unread-text="Okunmamış İletiler"></div>
<p>Osmanlılar ve Balkan halkları arasında (Sırplar, Bosnalılar, Macarlar, Romenler, Karadağlılar, Hersekliler, Hırvatlar ve Arnavutlar) 28 Haziran 1389’da Priştine yakınlarında meydana gelen I. Kosova Savaşı, Osmanlı Devleti’nin unutulmaz zaferlerinden biridir. Sultan I. Murad’ın komutanlığında sekiz saat gibi kısa bir sürede zaferle sonuçlanan bu savaş, Türk ve Sırp tarihi açısından olduğu gibi, Müslümanlık ve Hıristiyanlık tarihi açısından da hayati öneme sahiptir. Asırlar boyunca bu hayret verici olayı konu olan Türkçe, Arnavutça, Sırpça, Makedonca, Bulgarca ve Yunanca olmak üzere pek çok destan yazılmıştır.</p>
<p>Arnavutlar, Osmanlıların Müslüman olanlara sunduğu birtakım hakların da teşvikiyle, kendi istekleriyle İslâmiyet’i seçip Osmanlı Türkleri ile aynı bayrak altına girince, Osmanlı fütuhat düşüncesini benimsediler. Böylece Afrika, Akdeniz, Ortadoğu, İran, Kafkasya, Kırım, Orta Avrupa’da yapılan büyük savaşlara katılarak zaferleri paylaştılar. Sözlü Arnavut halk edebiyatı bu savaşları konu alan sayısız epik şiir, türkü, mersiye ve destanla doludur.</p>
<p>Bu destanlardan en eskisi, kim tarafından söylenip düzenlendiği bilinmeyen “Kosova Savaşı Destanı”dır. Mesnevi tarzında, 8’lik hece ölçüsü ile söylenmiş ve 510 mısradan oluşan destanın ilk bölümünde Osmanlı ordusunun manevî temizliğine, kahramanlığına, Sultan Murad’ın ve askerlerinin faziletine yer verilmiştir. Bu destanların birçok versiyonları olmasına rağmen muhteva hemen hemen birbirinin aynıdır. Arnavut ozanlar tarafından asırlardır dilden dile söylenerek günümüze kadar ulaşan bu destanlar, Kosova Arnavut halk edebiyatının en önemli unsurlarındandır.</p>
<p>Destanlardaki motifler Tevrat’ta ve Kur’an’da geçen dinî hadiseler, Roma, Hellen, eski Türk inanışlarına benzer unsurlar ve rüyalardan meydana gelmektedir. Kosova’daki Dırvar köyünden Hamza Boyku’nun Arnavutça olarak söylediği bir şiirde; Sultan Murad’ın gördüğü iki rüyadan bahsedilir. Sultan bir gün abdest alıp namaz kıldıktan sonra uykuya daldığı sırada korkunç bir rüya görür ve uyanır, tekrar abdest alarak yeniden uyur. Aynı korkunç rüyayı tekrar görür ve yine uyanır. Bu sefer annesini çağırarak rüyasında gördüklerini anlatır. İki şahinin gelip sağ omzuna konduğunu, sonra birdenbire bütün yıldızların yere, ay ve güneşin ise denize gömüldüğünü görmüştür. Sabah olunca şeyhülislâm, sadrazam ve rüya tabircilerini huzuruna çağırıp rüyasını anlatır. Tabirciler rüyayı şöyle tabir ederler: “Sağ omuza konan şahinler talih kuşlarıdır. Bunlara göre sancak-ı şerifi alarak Kosova’ya doğru yürümeli ve o güzel ülkeyi fethetmeli. Denize batan ay ve güneşin kurtulması için şehadet gereklidir. Buna göre, Sultan Kosova’yı fethedecek fakat kendisi de şehit düşecektir. Rüyanın iki defa tekrarlanması ise rüyaların önemini pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filibe Tekkelerinde Hain Talan</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/filibe-tekkelerinde-hain-talan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 May 2022 04:13:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Bulgaristan]]></category>
		<category><![CDATA[Filibe]]></category>
		<category><![CDATA[Meriç Nehri]]></category>
		<category><![CDATA[Philippopolis]]></category>
		<category><![CDATA[Sofya]]></category>
		<category><![CDATA[Trakya Ovası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8038</guid>

					<description><![CDATA[Eski adı Philippopolis olan Filibe, Bulgaristan’ın Sofya’dan sonra ikinci büyük şehri. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Balkanlardaki önemli şehirlerimiz arasında olup; cami, medrese gibi yapılarıyla ve burada yetişen ilim adamlarıyla önde gelen İslâm merkezlerindendi. Bu güzel şehir yukarı Trakya Ovası’nda, Meriç Nehri’nin iki yakasında kurulmuştur. Eski şehir merkezi, geniş bir alanın ortasında, kayalıklardan oluşan beş tepenin üzerinde yer almaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısına kadar camileri, kiliseleri ve sinagogları, farklı dinî ve etnik grupları içine alan nüfus yapısıyla kozmopolit bir görünüş arz etmekte olup, Bulgaristan’da bir çeşit Akdeniz-Levanten üslûbunu yansıtan özelliğe sahipti. Osmanlı fethine kadar Bizanslılar, Bulgarlar ve Haçlılar arasında 11 defa el&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eski adı Philippopolis olan Filibe, Bulgaristan’ın Sofya’dan sonra ikinci büyük şehri. Osmanlı hâkimiyeti döneminde Balkanlardaki önemli şehirlerimiz arasında olup; cami, medrese gibi yapılarıyla ve burada yetişen ilim adamlarıyla önde gelen İslâm merkezlerindendi.</p>
<p>Bu güzel şehir yukarı Trakya Ovası’nda, Meriç Nehri’nin iki yakasında kurulmuştur. Eski şehir merkezi, geniş bir alanın ortasında, kayalıklardan oluşan beş tepenin üzerinde yer almaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısına kadar camileri, kiliseleri ve sinagogları, farklı dinî ve etnik grupları içine alan nüfus yapısıyla kozmopolit bir görünüş arz etmekte olup, Bulgaristan’da bir çeşit Akdeniz-Levanten üslûbunu yansıtan özelliğe sahipti.</p>
<p>Osmanlı fethine kadar Bizanslılar, Bulgarlar ve Haçlılar arasında 11 defa el değiştiren ve küçük bir sınır kalesi haline gelen şehri Lala Şâhin Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetleri Edirne’nin fethinden hemen sonra, 1361’de fethetmiştir. 15. yüzyılın ilk yarısında yeniden imar edilerek Osmanlı-Türk şehri hüviyeti kazandırılan Filibe, Anadolu’dan getirilen Türk ailelerinin yerleştirilmesi suretiyle Rumeli Beylerbeyliğinin merkezi haline getirildi. Osmanlı öncesine ait birkaç eser hariç Filibe’nin en önemli mimari eserleri bu dönemde, şehrin yeniden imarı sırasında vücuda getirilmiştir.</p>
<p>Filibe’yi daha önce Batılı seyyahlardan ziyaret edenler olmasına rağmen şehirle ilgili verdikleri bilgiler kısıtlı kalmıştır. Şehir hakkında ayrıntılı bilgiye, Evliya Çelebi’nin <em>Seyahatnâme</em>’sinden ulaşabilmekteyiz (<em>Seyahatnâme</em>, III, 381-386). Evliya Çelebi Filibe’yi ilk olarak 1652’de ziyaret etmiş, sonraları buraya birkaç defa daha uğramıştır. <em>Seyahatnâme</em>’ye göre Filibe’de 53 cami, birkaç medrese, 70 mektep, sekiz hamam, 11 tekke, yedi dârülkurrâ ve 880 dükkân vardı. Bunların bazıları hakkında ayrıntılı bilgi veren Evliya Çelebi, Filibe nüfusu arasında temayüz etmiş birçok âlim, şeyh, imam, fakih ve şair olduğunu, tarikatlardan Halvetiyye, Celvetiyye, Kâdiriyye ve Gülşeniyye mensuplarına ait 11 adet ‘gönlü yaralı dervişler tekkesi’ bulunduğunu yazmaktadır.</p>
<p>Ekrem Hakkı Ayverdi, <em>Avrupa’da Osmanlı Mimarî Eserleri</em> adlı eserinde Filibe’deki bazı tekke ve zaviyelerin isimlerine yer verir. Reşat Öngören ise bir makalesinde Filibe’de; şehir merkezinde 14, merkeze bağlı bir köyde ise bir tane olmak üzere toplam 15 tekkenin olduğunu belirtir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2022">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’nın Minareleri Belgrad Semalarından Neden Kazındı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sehir-ve-mimari/osmanlinin-minareleri-belgrad-semalarindan-neden-kazindi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:16:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şehir ve Mimarî]]></category>
		<category><![CDATA[Beligrad]]></category>
		<category><![CDATA[Bellegrad]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni]]></category>
		<category><![CDATA[Üngürüs]]></category>
		<category><![CDATA[Witzenburg]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7935</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı kaynaklarında Beligrad veya Bellegrad isimleriyle karşımıza çıkan ve “Beyaz Şehir” anlamına gelen Belgrad; Tuna Belgrad’ı, Belgrad-ı Üngürüs, Belgrad-ı Bünyâd, Sengin Bünyâd gibi sıfatlarla Osmanlı Devleti sınırları içindeki diğer Belgrad adlarından ayrılır. Almanların Witzenburg veya Weissenburg, Macarların Nândor Fejervâr, İtalyanların Castelbianco diye adlandırdıkları şehrin, MÖ 3. yüzyılda Kelt kabileleri tarafından kurulduğunu biliyoruz. Sık sık göçebe kavimlerin istilasına uğrayan Belgrad 4. yüzyılda Avarların, 9. yüzyılın sonlarında Bulgarların, ardından Bizans’ın hâkimiyetine girer. 13. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Sırplar, Macarlar ve Bulgarlar arasında sürekli el değiştirmiş, 1354’ten sonra Macarların hâkimiyetine geçmiştir. Osmanlıların şehri ilk kuşatmaları II. Murad devrinde (1447) gerçekleşir ancak başarı sağlanamaz. İkinci&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı kaynaklarında Beligrad veya Bellegrad isimleriyle karşımıza çıkan ve “Beyaz Şehir” anlamına gelen Belgrad; Tuna Belgrad’ı, Belgrad-ı Üngürüs, Belgrad-ı Bünyâd, Sengin Bünyâd gibi sıfatlarla Osmanlı Devleti sınırları içindeki diğer Belgrad adlarından ayrılır. Almanların Witzenburg veya Weissenburg, Macarların Nândor Fejervâr, İtalyanların Castelbianco diye adlandırdıkları şehrin, MÖ 3. yüzyılda Kelt kabileleri tarafından kurulduğunu biliyoruz. Sık sık göçebe kavimlerin istilasına uğrayan Belgrad 4. yüzyılda Avarların, 9. yüzyılın sonlarında Bulgarların, ardından Bizans’ın hâkimiyetine girer. 13. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Sırplar, Macarlar ve Bulgarlar arasında sürekli el değiştirmiş, 1354’ten sonra Macarların hâkimiyetine geçmiştir.</p>
<p>Osmanlıların şehri ilk kuşatmaları II. Murad devrinde (1447) gerçekleşir ancak başarı sağlanamaz. İkinci kuşatma 13 Haziran 1459’da Fatih Sultan Mehmed’in 100 bin kişilik ordusuyla gerçekleştirilir lakin bunda da başarı elde edilemez. Kanûnî Sultan Süleyman dönemine gelindiğinde, padişahın Macar Kralı II. Layoş’a gönderdiği Osmanlı elçisine tavrı hakaret kabul edilince Macaristan seferi başlar. Belgrad 1521’de Semendire Beyi Hüsrev Bey tarafından kuşatılır ve nihayet 29 Ağustos 1521 gecesi Belgrad Kalesi’nin anahtarı Osmanlı sultanına teslim edilir. Padişah, Belgrad halkından Macaristan’a gitmek isteyenlere izin verir, cizye ödemeyi kabul edenleri yerlerinde bırakır.</p>
<p>Kanûnî, 18 Eylül 1521 Çarşamba gününe kadar kaldığı şehrin imar ve ihyası için hazine-i âmireden 20 bin altın tahsis etmiştir. Cami, mescit, imaret gibi binaların inşasını emrederek İstanbul’a döner. İçinde çarşılar, kervansaraylar, hamamlar, medreseler, tekkeler, camiler inşa edilen şehir hızla imar edilir; böylece sancakbeyliği Semendire’den Belgrad’a taşınır. 16. ve 17. yüzyıllarda şehir mamur edilerek hem askerî bir üs hem de büyük bir ticaret merkezi haline getirilir.</p>
<p>Viyana bozgunundan sonra Avusturyalıların saldırısına uğrayan Belgrad’da kaledeki Müslüman halk kılıçtan geçirilir (1688). Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa tarafından iki yıl sonra geri alınsa da Pasarofça Antlaşması (1718) ile kendilerine bırakılan şehri Avusturyalılar ikinci defa tahrip edecektir. Öyle ki, şehrin dışında yaşayan birkaç çingene ile avare halde dolaşan bir dervişten başka Müslüman kalmamıştır. Şehri geri almak için başlatılan savaşlardan sonra Belgrad Antlaşması (1739) ile tekrar Osmanlılara teslim edilir. Bundan sonra bir sınır kalesi haline gelen Belgrad, 50 yılın ardından tekrar Avusturyalıların eline geçtiyse de (1789) Ziştovi Antlaşması’na (1791) göre Osmanlılara iade edilir.</p>
<p>Şehir Avusturyalılardan geri alınınca, Sırplar bile Türkler bizi kurtardı diye sevinmişlerdir. Ne var ki, 19. yüzyılın başlarında çıkan Sırp isyanları sonunda Avusturyalıların yarım bıraktığı tahribatı Sırplar tamamlar (1839). İsyanın elebaşısı Karacorç Belgrad’ı zapt edince Müslümanlara insanlık dışı muamelelerde bulunmuş; çıplak halde bırakılan Müslüman Türk kadınların ikamet etmeleri için birkaç cami tahsis edilmiştir. Meşhur dil âlimi, Sırp lügatinin yazarı, aslen Hersekli olan Vuk Stefanoviç Karaciç 1839 yılı civarında istihza ile şöyle bir tavsifte bulunmuştur: “Türk kadınları dileniyor, erkekleri ırgatlık ediyor, fakat yine de Sırpların haneleri arasında bulunan iki camiyi tamir ettiriyorlar.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üsküp’ün Manevî Odaklarindan Haznedar Rifâî Tekkesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/uskupun-manevi-odaklarindan-haznedar-rifai-tekkesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Halvetî]]></category>
		<category><![CDATA[Haznedar Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Rifâî Tekkesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk müdafaa kalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Bayezid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7855</guid>

					<description><![CDATA[Üsküp doğumlu şairimiz Yahya Kemal Beyatlı, bu şehrin, “Yıldırım Bayezid tarafından şimale karşı bir Türk müdafaa kalesi” olarak kurulduğunu ifade eder. Eserlerinde sık sık Rumeli ve Üsküp’ten hasretle bahseden Yahya Kemal, yine bir eserinde Fatih devrinin ruhânî bir mezarlığı olarak nitelediği Üsküp için söylenen şöyle bir rivayeti aktarır: “Her köşesinde bir evliya yatardı. Halkı rivayet eder ki ya Bağdat’ta bir evliya fazla imiş yahut da Üsküp’te. Ulema henüz bu bahsi halledememiş.” Üsküp’te Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri olan değerli anıtlar varlığını yüzyıllardır korumaktadır. Bunların arasında Yahya Kemal’in hayatında önemli izler bırakmış ve günümüzde bile Makedonya ve Üsküp’ün manevî dünyası için önemli mekânlardan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üsküp doğumlu şairimiz Yahya Kemal Beyatlı, bu şehrin, “Yıldırım Bayezid tarafından şimale karşı bir Türk müdafaa kalesi” olarak kurulduğunu ifade eder. Eserlerinde sık sık Rumeli ve Üsküp’ten hasretle bahseden Yahya Kemal, yine bir eserinde Fatih devrinin ruhânî bir mezarlığı olarak nitelediği Üsküp için söylenen şöyle bir rivayeti aktarır: “Her köşesinde bir evliya yatardı. Halkı rivayet eder ki ya Bağdat’ta bir evliya fazla imiş yahut da Üsküp’te. Ulema henüz bu bahsi halledememiş.” Üsküp’te Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri olan değerli anıtlar varlığını yüzyıllardır korumaktadır. Bunların arasında Yahya Kemal’in hayatında önemli izler bırakmış ve günümüzde bile Makedonya ve Üsküp’ün manevî dünyası için önemli mekânlardan biri olan Rifâî Tekkesi de yer almaktadır.</p>
<p>Yahya Kemal’in Üsküp’te yaşadığı yıllarda şehirde; Rifâî, Kâdirî, Sinanî, Bektaşî, Halvetî, Nakşibendî, Sâdî, Mevlevî ve Melâmî tarikatlarına ait 18 tekke bulunmakta idi. Bu tekkelerin bir kısmı göçler yüzünden cemaatini kaybederek kendiliğinden ortadan kalkmış, bazıları da 1963 yılındaki büyük depremde tamamen yıkılarak tarihe karışmıştır. Bugün Üsküp’te bu 18 tekkeden sadece Rîfaî Tekkesi tam teşekküllü bir şekilde külliyesini muhafaza edebilmiş ve ayaktadır. Tekkenin ayakta kalabilmiş bir tasavvuf müessesesi olarak öneminin yanında hâlihazırda Makedonya Türkleri ve diğer Müslüman topluluklar için bilim, edebiyat ve kültür merkezi olarak hüviyetini koruyor ve sürdürüyor olması da mühimdir. Çünkü bu tekkenin silsilesinde yer alan sekiz şeyhinden ilki muteber bir bilgin, ikincisi de şairdi. Her ikisi de yaşadıkları dönemlerde Üsküplüler arasında büyük otoriteye sahip kişilerdi.</p>
<p>Haznedar Tekkesi adıyla bilinen Üsküp Rifâî Tekkesi, Eski Hatuncuklar Mahallesi veya Hacı Şeyh Meydanı’nda Hicrî 1232 (M. 1816-17) senesinde bina ve ihya edilmiştir. Tekkenin vakfiyesinin kuruluş tarihi 13 Cemâziyelâhir 1233’tür (20 Nisan 1818). Kurucusu Kalkandelen’e yakın Grupçin köyünden ve Üsküp’e çocukken gelen İsmail oğlu Mehmet Efendi’dir. Büyük bir zekâ ve beceriye sahip; maliye alanında çok başarılı olan Şeyh Mehmet Efendi, kısa zamanda haznedar unvanına yükselir. Tekkenin tarihçesini kaleme alan M. Zihni Üskübî’nin verdiği bilgiye göre, Şeyh Mehmet Efendi Üsküp’te Rifâî tarikatı şeyhlerinden Arap Şeyh Hacı Hâtifî isimli bir şeyhe intisap ederek şeyhliğe kadar yükseldiğini yazmaktadır. Ancak vakfiyedeki silsilede Şeyh Mehmet Efendi’nin şeyhi olarak Şeyh Seyyid Mustafa Efendi’nin adı zikredilir.</p>
<p>Şeyh Mehmet Efendi muhtemelen memuriyeti sırasında biriktirdiği parayla satın aldığı evi tekkeye dönüştürmüştür. Ev, bizzat vakfeden tarafından satın alınmış, tamir edilip yenilenmiştir. Vakfiyeye göre tekke bir semahane, bir kahve ocağı, fevkâni bir oda, sofa, ahır, su kuyusu ve avludan oluşmaktadır. 800 metrekare bir arsa içinde kurulmuş olan tekkenin geniş bir avlusu ve bahçesi vardır. Zaman içinde küçük bir külliyeye dönüşmüş olan tekkede bir de türbe yer almaktadır. Sırasıyla; Şeyh Mehmet Efendi, kızı ve gelini, I. Şeyh Sadeddin Efendi ve oğlu II. Şeyh Mehmet Baba, Şeyh Sadeddin Sırrî, Rıza Efendi, Şeyh Ahmet Efendi ve hanımı, Müderris Şeyh İdris Efendi ve Seyyide Hanım medfundur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meşhed-i Hüdavendigâr’ın Bekçileri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/meshed-i-hudavendigarin-bekcileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:18:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<category><![CDATA[Miloş Obiliç]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Semavi Eyice]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan I. Murad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7788</guid>

					<description><![CDATA[Orhan Bey’in 1359’da vefatı üzerine yerine Sultan I. Murad (1359-89) geçmiş, kısa süre içinde Edirne’yi fethederek (1361) Balkanlara önemli bir pencere açmayı başarmıştır. Böylece Bizans’ı batıdan sıkıştırırken, Balkanlardaki fetihlerle topraklarını genişletmiştir. Kısa süre içinde Makedonya’nın güney taraflarını ele geçiren I. Murad, Kosova’daki savaşı da (1389) kazanmış, ancak savaş meydanında Miloş Obiliç adlı Sırp asker tarafından şehit edilmiştir. I. Murad’ın şehit edildiği noktada, cesedinden çıkarılan iç organlarının gömüldüğü yere sembolik olarak bir makam türbesi yapılmış ve bu yapı “meşhed” olarak anılmıştır. Naaşı ise Bursa’ya götürülerek Çekirge semtinde Hüdavendigâr Külliyesi’ndeki hazireye defnedilmiştir. Semavi Eyice’nin aktardığına göre “Kosova’daki bu türbe ilk inşa edildiğinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orhan Bey’in 1359’da vefatı üzerine yerine Sultan I. Murad (1359-89) geçmiş, kısa süre içinde Edirne’yi fethederek (1361) Balkanlara önemli bir pencere açmayı başarmıştır. Böylece Bizans’ı batıdan sıkıştırırken, Balkanlardaki fetihlerle topraklarını genişletmiştir. Kısa süre içinde Makedonya’nın güney taraflarını ele geçiren I. Murad, Kosova’daki savaşı da (1389) kazanmış, ancak savaş meydanında Miloş Obiliç adlı Sırp asker tarafından şehit edilmiştir.</p>
<p>I. Murad’ın şehit edildiği noktada, cesedinden çıkarılan iç organlarının gömüldüğü yere sembolik olarak bir makam türbesi yapılmış ve bu yapı “meşhed” olarak anılmıştır. Naaşı ise Bursa’ya götürülerek Çekirge semtinde Hüdavendigâr Külliyesi’ndeki hazireye defnedilmiştir. Semavi Eyice’nin aktardığına göre “Kosova’daki bu türbe ilk inşa edildiğinde Rumeli’de bulunan birçok gazieren türbesi gibi açık bir türbe olmalıdır. Türbeyi II. Kosova Savaşı’nın (1448) II. Murad tarafından kazanılmasına kadar geçen süre içinde Sırpların sağlam bırakmış olduğunu düşünmek zordur. Bu sebeple türbenin günümüze kadar gelen mimarisinin esası, büyük ihtimalle II. Kosova Savaşı’nın ardından ve Makedonya’nın kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmasından sonra yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmed 1455’te çıktığı Sırp seferinde Novoberda Kalesi’ni fethettikten sonra I. Murad’ın şehit olduğu yerde konaklamış, onun ve diğer şehitlerin ruhu için ihsanlarda bulunmuştur.”</p>
<p>1448 yılında II. Murad tarafından kazanılan II. Kosova Zaferi ile artık bir Türk toprağı olan Kosova’da Hüdavendigâr Meşhedi’nin çevresine Müslüman halk yerleştirilmiş ve bu halk vergiden muaf tutulmuştur. Evliya Çelebi, Melek Ahmed Paşa ile yaptığı seyahatte 1660 yılında Kosova sahrasından geçerken bu türbeyi de ziyaret ettiğini kaydetmiştir. Evliya Çelebi’den öğrendiğimize göre, Melek Ahmed Paşa, yöre halkını da organize ederek, o sırada bakımsız halde olan türbenin etrafını bir hafta içinde duvarla çevirtip geniş bir avlu meydana getirmiş, bir kuyu açtırıp bağ ve asmalarla 500 meyve ağacı diktirmiş ve bir türbedar tayin etmiştir. Çelebi, türbenin önemli bir ziyaretgâh olduğunu ve çevresinde 10 bin kadar şehidin yattığını da belirtir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hep mamur edildi</p>
<p>“Meşhed-i Hüdavendigâr” ismi ile meşhur olan bu mekân Kosova’nın Osmanlı Devleti’nin elinden çıktığı 1912 yılına kadar, çeşitli tarihlerde onarımlar geçirerek günümüze ulaşmıştır. Sultan Abdülmecid’in 1848’deki beratıyla türbe yenilenmiş; ilk yapının şekli tam olarak bilinmemekle birlikte türbenin bugünkü planı o tarihte uygulamaya konulmuştur. Tamir esnasında türbenin bakımı ile ilgilenmek üzere aslen Buharalı bir Türk olan Hacı Ali ailesi buraya türbedar atanmış ve kendileri için türbenin yanına bir ev yapılmıştır. Sultan Abdülmecid’in verdiği türbedarlık beratında bu görev şöyle tevdi edilmiştir:</p>
<p>“… Üsküp Sancağı dahilinde Priştine kazasına tâbi Kosova nam mahalde vâki olup mukaddema beirade-i seniyye müceddeden binâ ve inşâ olunmuş cennetmekân Sultan Murad Han tâbe serahu meşhed-i şeriflerine mahallinde cümle intihakiyle Buharalı el-Hacc Ali, şehriyye üç yüz kuruş maaş ile on dokuz mah mukaddem. Yani altmış iki senesi Ağustosu tarihinde türbedar nasb ve tâyin olunarak yedine berat-ı şerifim isdar olunmak üzere…”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Saraybosna’da Semâsız ve Ayinsiz Şeb-i Arus Geleneği</title>
		<link>https://www.derintarih.com/izdusum/saraybosnada-semasiz-ve-ayinsiz-seb-i-arus-gelenegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mikail Türker Bal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Dec 2021 11:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İzdüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Muyaga Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Hafız Mula Hanım]]></category>
		<category><![CDATA[Mesnevî]]></category>
		<category><![CDATA[Şeb-i Arus]]></category>
		<category><![CDATA[Şems-i Tebrizi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7650</guid>

					<description><![CDATA[UNESCO’nun 1955 yılını dünyada “Mevlana Yılı” ilan etmesiyle Türkiye’de ilk defa Hazreti Mevlânâ’nın vefat ettiği gece olan 17 Aralık’ta Düğün Gecesi anlamına gelen Şeb-i Arus ihtifali başlamıştır. Bir yıl sonra, modern dönemde Saraybosna’da Mesnevî dersleri geleneğini ihya eden Hacı Muyaga Merhemiç Efendi’yi Makedonya’dan tarihçi ve yazar Abdurrahman Mehmed Efendi Bakiç ziyarete gelir. Yanında getirdiği, Türkiye’de ilk defa yapılan Şeb-i Arus ile ilgili haberlerin yer aldığı gazeteleri de kendisine gösterir. Bunun üzerine Hacı Muyaga Efendi, “1462 senesinden beri Hazreti Mevlânâ’nın Mevlevihanesi olan bir şehirde yaşıyoruz. Mesnevi’den yaptığımız derslerin yanına bu tarihî ve kültürel günü de geleneğimize sokmalıyız” demiştir. Saraybosna’da Şeb-i Arus&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>UNESCO’nun 1955 yılını dünyada “Mevlana Yılı” ilan etmesiyle Türkiye’de ilk defa Hazreti Mevlânâ’nın vefat ettiği gece olan 17 Aralık’ta <em>Düğün Gecesi</em> anlamına gelen Şeb-i Arus ihtifali başlamıştır. Bir yıl sonra, modern dönemde Saraybosna’da <em>Mesnevî </em>dersleri geleneğini ihya eden Hacı Muyaga Merhemiç Efendi’yi Makedonya’dan tarihçi ve yazar Abdurrahman Mehmed Efendi Bakiç ziyarete gelir. Yanında getirdiği, Türkiye’de ilk defa yapılan Şeb-i Arus ile ilgili haberlerin yer aldığı gazeteleri de kendisine gösterir. Bunun üzerine Hacı Muyaga Efendi, “1462 senesinden beri Hazreti Mevlânâ’nın Mevlevihanesi olan bir şehirde yaşıyoruz. <em>Mesnevi’</em>den yaptığımız derslerin yanına bu tarihî ve kültürel günü de geleneğimize sokmalıyız” demiştir. Saraybosna’da Şeb-i Arus ilk defa 17 Aralık 1957 tarihinde Hacı Muyaga Efendi’nin evinde yapılmıştır. 1957 ve 1958 senelerinin Şeb-i Arus’u da yine onun evinde gerçekleşmiştir. 1959 senesinin Mart ayında Hacı Muyaga vefat edince o yılın ve bir sonraki yılın Şeb-i Arus ihtifali Hacı Muyaga Efendi’nin kızı Hafız Mula Hanım’ın isteği ve izni ile yine merhumun evinde yapılmıştır.</p>
<p>1961, 1962 ve 1963 yıllarında Şeb-i Arus programları Yediler Camii’nde; 1964 yılında Nakşibendi Tekkesi olan Nadmlini Tekkesi’nde; 1965, 1966, 1967 senelerinde Vekilharç Hacı Mustafa Camii’nde; 1968 yılında Hafız Mula Hanım’ın evinde; 1969 senesinde Hacı Sinanova Kâdiri Tekkesi’nde; 1970 senesinde Yediler Camii’nde; sonraki sekiz yıl (1971-78) Ferhadiye Camii’nde; ardından üç yıl (1979, 1980 ve 1981) Hacı Sinanova Tekkesi’nde; 1982-90 yılları arasında Küçük Katip Camii’nde ihya edilmiştir. 1991 yılından bu güne kadar ise eskiden cami, günümüzde Nakşibendi tekkesi olan Başçarşı’nın biraz yukarısındaki Potok Tekkesi’nde düzenli olarak tören yapılmaktadır.</p>
<p>İlk yıllarda Hacı Muyaga Merhemiç’in evinde gerçekleştirilen Şeb-i Arus programlarına yatsı namazından sonra Kur’an-ı Kerim’den bir Aşr-ı Şerif ve Şems-i Tebrizi’nin Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’i (sas) öven Nât-ı Şerif’i okunarak başlanırdı. Bunların ardından, Eşref Kovaçeviç tarafından Boşnakçaya çevrilen Şeb-i Arus Gazeli okunur; hatim duasının ardından sonra <em>Mesnevi’</em>den kısa bir ders yapılarak program nihayete ererdi. Saraybosna’da sema ve Mevlevî ayini icra olunmadan yapılan bu Şeb-i Arus ihtifalleri Hacı Muyaga Efendi’den sonra Mesnevihanlık görevini icra eden, aynı zamanda bir Kâdiri şeyhi olan ve Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi’nde eski eserler uzmanı olarak çalışan büyük âlim ve şeyh Feyzullah Efendi Hacıbayriç tarafından bir akademiye dönüştürülmüştür. Böylece o yıl yayımlanmış olan dinî ve tasavvufî eserlere ve makalelere dair birkaç bildiri de sunuldu. Ayrıca, o yıl içinde Bosna Hersek’te vefat eden tekke mensuplarının adı hatim duasında anılmaya başlandı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2021">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
