﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed Mahmut Bakır &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/muhammedbakir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Aug 2024 13:26:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Muhammed Mahmut Bakır &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>II. Abdülhamid’in Meclis Nutku</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/ii-abdulhamidin-meclis-nutku/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Aug 2024 13:26:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10687</guid>

					<description><![CDATA[Hükümetin sâlim ve muntazam kurallar üzerine inşa edilmesi Kânûn-ı Esâsî ile mümkün görünüyordu ve Sultan II. Abdülhamid bunu ilân etme şartı ile tahta çıkmıştı. Kânûn-ı Esâsî’nin kabul edilmesinin ardından meşrutiyetin ilanı ve meclisin kurulmasıyla İslâm tarihinde o güne dek idarî olarak uygulanmamış olan anayasal rejime geçilecekti. Fakat kısa süre sonra Sultan, meşrutiyetin getirdiği hürriyetperver fikir ve usullerin Osmanlı devlet ve cemiyeti için yarardan ziyade zararlı olacağını anlamış olacak ki meclisi tatil ederek, dedesi II. Mahmud’un yolunu seçtiğini ifade edecekti. Osmanlı yenileşme sürecinde belki de en önemli viraj olan meşrutiyetin ilanının söylemsel olarak nasıl inşa edildiğini II. Abdülhamid’in kaleme aldığı meclisin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hükümetin sâlim ve muntazam kurallar üzerine inşa edilmesi Kânûn-ı Esâsî ile mümkün görünüyordu ve Sultan II. Abdülhamid bunu ilân etme şartı ile tahta çıkmıştı. Kânûn-ı Esâsî’nin kabul edilmesinin ardından meşrutiyetin ilanı ve meclisin kurulmasıyla İslâm tarihinde o güne dek idarî olarak uygulanmamış olan anayasal rejime geçilecekti. Fakat kısa süre sonra Sultan, meşrutiyetin getirdiği hürriyetperver fikir ve usullerin Osmanlı devlet ve cemiyeti için yarardan ziyade zararlı olacağını anlamış olacak ki meclisi tatil ederek, dedesi II. Mahmud’un yolunu seçtiğini ifade edecekti. Osmanlı yenileşme sürecinde belki de en önemli viraj olan meşrutiyetin ilanının söylemsel olarak nasıl inşa edildiğini II. Abdülhamid’in kaleme aldığı meclisin açış nutkunda anlamak mümkün.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2024-/-sayi-149">Derin Tarih Ağustos</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanzimat-I Hayriye Sultan Iı. Mahmud’un Mirasıydı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/tanzimat-i-hayriye-sultan-ii-mahmudun-mirasiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 07:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Reşid Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Tanzimat-ı Hayriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8696</guid>

					<description><![CDATA[Gülhane Hattı’nı Reşid Paşa’nın kaleme aldığına dair literatürdeki romantik iddiaların aksine, söz konusu tarihî vesika Osmanlı siyasî aklının müşterek bir ürünüdür. Bu vesika 18. asırdan beri devletin yaşadığı problem ve aksaklıklara getirilmek istenen çözümlerin tabii bir neticesiydi ve II. Mahmud zamanında kemale erdirilmişti. Dolayısıyla II. Mahmud’un mirası Tanzimat-ı Hayriye oğlu ve bendeleri tarafından sahiplenildi. Ancak bu miras (Tanzimat) devrin bürokratları, tarihyazımı ve modern araştırmalar eliyle II. Mahmud’dan âzâdeleştirildi. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gülhane Hattı’nı Reşid Paşa’nın kaleme aldığına dair literatürdeki romantik iddiaların aksine, söz konusu tarihî vesika Osmanlı siyasî aklının müşterek bir ürünüdür. Bu vesika 18. asırdan beri devletin yaşadığı problem ve aksaklıklara getirilmek istenen çözümlerin tabii bir neticesiydi ve II. Mahmud zamanında kemale erdirilmişti. Dolayısıyla II. Mahmud’un mirası Tanzimat-ı Hayriye oğlu ve bendeleri tarafından sahiplenildi. Ancak bu miras (Tanzimat) devrin bürokratları, tarihyazımı ve modern araştırmalar eliyle II. Mahmud’dan âzâdeleştirildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lozan’da İngiltere’ye Bıraktığımız Bahşiş: Hân-ı Yağma Kıbrıs</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/lozanda-ingiltereye-biraktigimiz-bahsis-han-i-yagma-kibris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2022 09:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayastefanos Muahedesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cihan Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Aliyye]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Vükela]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı-Rus Harbi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8302</guid>

					<description><![CDATA[Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu. İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihe 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus Harbi’ndeki mağlubiyet Devlet-i Aliyye için ödenmesi oldukça zor maddi ve manevî bir fatura ile karşılaşmak demekti. Yaşanan meşum kayıplardan anlaşılan; yakın bir gelecekte, kâh harbin galibi Rusya’nın kâh “Osmanlı’yı korumak” klişesine sığınan Avrupalı güçlerin, hasta adam olarak gördükleri imparatorluğu emsali kayıplara uğratmak için zorlayacaklarıydı. Bu bahiste “maslahat” vakte/konjonktüre uymuş, henüz mağlubiyetin şokunu atlatamayan Osmanlı’nın Doğu’dan gelecek bir Rus saldırısına karşı oluşan emniyetsizliği, İngiltere’nin Kıbrıs’ı elde etme arzusu ile aynı aynı skalaya oturmuştu.</p>
<p>İngilizler Kıbrıs’ı ya işgal edecekler ya da Kars, Ardahan, Batum havalisinden gelmesi muhtemel bir Rus saldırısına karşı Osmanlı’yı korumak şartıyla Kıbrıs kendilerine tahsis edilecekti. Ayastefanos Muahedesi’nin (3 Mart 1878) ağır şartlarından kurtulmanın çaresini arayan Devlet-i Aliyye hem muahedeyi hafifletmek hem de Rusya’ya karşı yanına destek almak endişesiyle Kıbrıs’ın idaresini İngilizlere vermeyi kararlaştırmıştı. Her ne kadar Sultan II. Abdülhamid, İngilizlerin sözlerinde durmadıklarına ve Kıbrıs’ın idaresinin onlara verilmesinde çok mahzurlar bulunduğuna kani idiyse de1 işi havale ettiği Meclis-i Vükela’dan çıkan karar İngiltere ile tedafüî ittifak (müdafaa ittifakı) yapılması yönünde olmuştu (4 Haziran 1878).2 İttifak metninin3 tasdiki huzuruna gelen Sultan II. Abdülhamid, “Hukuk-ı şâhâneme asla halel gelmemek şartıyla muâhedenâmeyi tasdik ederim. 3 Temmuz [12]94 &#8211; Abdülhamid” yazarak, Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyeti hususunu garantiye almak istemişti. İngiliz Sefiri Sir Layard’dan ittifakı tasdik şartı olarak bu minvalde bir senet de alınmıştı.4  Kıbrıs’ın Osmanlı’ya aidiyetinin bir diğer veçhesi de vergi gelirleri, şer’î mahkemelerin idaresi vb. hususlarda Osmanlı’nın söz sahibi olmasıydı.</p>
<p>Cihan Harbi patlak verene kadar bu minvalde seyreden ahval, harbin başlaması ile birlikte yeniden civcivlenmişti. Muharip olduğu devletlerle yaptığı antlaşmaları fesheden Osmanlı için Kıbrıs “de facto” bir işgal ile karşı karşıyaydı. Üstelik harbin son demlerinde, Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile silah bırakan Devlet-i Aliyye için Kıbrıs’ı savunmak bir kenara, payitaht dahi artık tehlike altındaydı. Bu konjonktürde Millî Mücadele (1919-22), Osmanlı’nın tarih sahnesinden tasfiyesi (1 Kasım 1922) ve Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş (29 Ekim 1923) vetiresi yaşanmış ve yakın tarihimizin en mühim antlaşmalarından olan Lozan Muahedesi imzalanmıştı (24 Temmuz 1923).</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2022">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beylikçi İzzet’in Hazin Sonu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/beylikci-izzetin-hazin-sonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:46:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[de facto]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Nizam-ı Cedid]]></category>
		<category><![CDATA[Vehbali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5887</guid>

					<description><![CDATA[Vehhabîlerin kutsal toprakların idaresini “de facto” olarak ele geçirmesinden bir sene sonra (1806), Nizam-ı Cedid’in Rumeli’de uygulanması kastıyla Kadı Abdurrahman Paşa kumandasındaki yeni ordunun Çorlu ve havalisinde karşılaştığı muhalefet, tarihe II. Edirne Vakası olarak geçmişti. Akabinde İngiliz filosu İstanbul önlerine kadar gelmiş (1807) ve yaşanan gelişmeler, III. Selim’in hal’ine doğru giden “meşruiyet krizi”nin ana sebeplerini oluşturmuştu. İşbu buhranın ayyuka çıkması, III. Selim’in uzun zamandır mesai sarf ettiği Nizam-ı Cedid projesinin kendisiyle birlikte tarihe karışmasına sebep olmuş ve IV. Mustafa’yı tahta çıkaran (29 Mayıs 1807) iktidar şerikleri, müttefikleri olan yeniçeriler sayesinde oluşturdukları “devr-i sabık”tan kalma şahıs, müessese ve uygulamaları kendi ikballeri&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vehhabîlerin kutsal toprakların idaresini “de facto” olarak ele geçirmesinden bir sene sonra (1806), Nizam-ı Cedid’in Rumeli’de uygulanması kastıyla Kadı Abdurrahman Paşa kumandasındaki yeni ordunun Çorlu ve havalisinde karşılaştığı muhalefet, tarihe II. Edirne Vakası olarak geçmişti. Akabinde İngiliz filosu İstanbul önlerine kadar gelmiş (1807) ve yaşanan gelişmeler, III. Selim’in hal’ine doğru giden “meşruiyet krizi”nin ana sebeplerini oluşturmuştu. İşbu buhranın ayyuka çıkması, III. Selim’in uzun zamandır mesai sarf ettiği Nizam-ı Cedid projesinin kendisiyle birlikte tarihe karışmasına sebep olmuş ve IV. Mustafa’yı tahta çıkaran (29 Mayıs 1807) iktidar şerikleri, müttefikleri olan yeniçeriler sayesinde oluşturdukları “devr-i sabık”tan kalma şahıs, müessese ve uygulamaları kendi ikballeri uğruna hâk ile yeksan etmişti. Darbeci ekibin siyasî, sosyal ve iktisadî menfaat şebekesini muhafaza gayesiyle giriştikleri ihtilâl, zahirî olarak III. Selim’in şahsına yönelikti fakat esas olarak Nizam-ı Cedid Projesi’ni ve ona dair pratikleri hedef alıyordu. 1807-1808 yılları, yeniçeriliğin ilgasına (15 Haziran 1826) değin sürecek olan ‘terror ala Turca’nın bilfiil baş gösterdiği yıllar olarak tarihe geçti.</p>
<p>Söz konusu devir, devletin ‘erkân-ı erbaası’nın (ilmiye, seyfiye, kalemiye, ehl-i ticaret) varlıklarını idame ettirmek için giriştikleri çeşitli koalisyonlara sahne olmuş ve teorik olarak meriyette olan hukuk pratikte çok kez askıya alınmıştı. Carl Schmitt’in kavramsallaştırmasıyla söylenecek olursa, 1807-1808 yılları istisna hâlinin her yönüyle cari olmaya başladığı bir devirdi. IV. Mustafa’yı tahta çıkaran ekibe karşı, “devr-i sabık” ricâlinden hayatta kalmayı başaranlar da kendi menfaat ve ikbâllerini berdevam kılma kaygısıyla bu sefer evvelde olduğu gibi merkezin (sultanın) değil, çevrenin (ayanların) kudretini dizayn etmeye başlamışlardı. Bu minvâlde Rusçuk yaranı, Alemdar Mustafa Paşa, onun kesesine bakan Sarraf Manuk Mirzayan ve Fransa ile Rusya devletlerinin baskıları gibi çok yönlü tesir ve mücbir sebeplerle IV. Mustafa iktidarı devrilmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da Karantina Meclisi Nasıl Kuruldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanlida-karantina-meclisi-nasil-kuruldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 07:14:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[askerî]]></category>
		<category><![CDATA[hayatî]]></category>
		<category><![CDATA[ibâda]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadî]]></category>
		<category><![CDATA[yekunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5832</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı tarihinin son iki yüz yılında en mühim sorunlardan biri şüphesiz nüfus azlığıydı. Avrupa ile mukayese edildiğinde sahip olduğu topraklara nazaran az insan yekûnuna sahip olan Osmanlı için bu nüfusu tam olarak belirlemek ve korumak hayatî bir meseleydi. Nüfus tam tespit edilemezse en önemli gelir kapısı olan vergilerin belirlenmesi ve tahsilinde problemler zuhur edecekti. Diğer taraftan nüfusu korumak gerekiyordu; çünkü zaten az olan insan yekûnunun daha da azalması ziraat, ticaret, vergi, asker celbi ve savaş gibi hususlarda devletin aleyhine olacaktı. En nihayetinde “insansız” bir devlet olmayacağı için bu mesele başat bir konumdaydı. II. Mahmud’un saltanatının son zamanlarında yukarıda zikredilen sebeplerden&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Osmanlı tarihinin son iki yüz yılında en mühim sorunlardan biri şüphesiz nüfus azlığıydı. Avrupa ile mukayese edildiğinde sahip olduğu topraklara nazaran az insan yekûnuna sahip olan Osmanlı için bu nüfusu tam olarak belirlemek ve korumak hayatî bir meseleydi. Nüfus tam tespit edilemezse en önemli gelir kapısı olan vergilerin belirlenmesi ve tahsilinde problemler zuhur edecekti. Diğer taraftan nüfusu korumak gerekiyordu; çünkü zaten az olan insan yekûnunun daha da azalması ziraat, ticaret, vergi, asker celbi ve savaş gibi hususlarda devletin aleyhine olacaktı. En nihayetinde “insansız” bir devlet olmayacağı için bu mesele başat bir konumdaydı.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">II. Mahmud’un saltanatının son zamanlarında yukarıda zikredilen sebeplerden dolayı daha evvel yapılan nüfus sayımına ilâveten, iktisadî ve askerî düzenlemelerle birlikte bir de Karantina Meclisi kurulmuştu. Bu meclis uygulanacak olan Karantina usûlünü enine boyuna tartışarak teferruatıyla belirleyecek ve ona göre harekete geçilecekti. Bu meyanda karantina bahsine dair yapılan izahlar gayet dikkat çekicidir: Memleket ve beldelerin mamur olması nüfusun kesretine bağlıdır, bu da insaniyetin bir gereğidir (Ümran-ı memalik ve bilâd kesret-i nüfus-ı ibâda mevkuf ve bu dahi levazım-ı insaniyetten olduğu veçhile). İnsanların mizaç ve sıhhatleri korunmalı ve bu sayede tabiatları salim bir şekilde tabiî olan ömürlerinin sonuna dek yaşamaları sağlanmalıdır. Âlem ancak böyle mamur olur. Bu hususa Avrupa’da kemaliyle dikkat ve ihtimam gösterilmesinden dolayı “usul-i hikemiye”den olan karantina maddesine itibar olunmuştur. İnsan vücuduna öldürücü bir zehir (semm-i katil) olan bu illetin/hastalığın, söz konusu tedbirler sayesinde Avrupalıların semtlerinde görülmemesi de ehemmiyetine bir başka misaldir. Hemen şunun belirtmeliyiz ki vesikalarda “illet” olarak geçen hastalık/salgın o dönemde zuhur etmiş olan koleradır. Karantina düzenlemesi bundan dolayı yapılmıştır.</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asrın Mehdisi Mi Gavur Padişah Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/asrin-mehdisi-mi-gavur-padisah-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 12:11:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Lewis]]></category>
		<category><![CDATA[Kavalalı Mehmed Ali Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Stanford Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Stefanos Yerasimos]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5694</guid>

					<description><![CDATA[Sultan II. Mahmud hakkında en fazla manipülasyon yapılan padişahların başında gelir. Devlet sisteminde yaptığı köklü değişikliklerle kendinden evvelki ile sonraki Osmanlı arasında bariz bir fark oluşturan II. Mahmud vesikalara, tarihçi ve âlimlerin beyanlarına nazaran bin yılda bir gelen “müceddid”, asrın “mehdisi” ve “gazi”dir. Muhalifi ve amansız düşmanı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yaptığı propagandalar ve kimi yabancı seyyah ve elçilerin beyanlarına göre ise “gâvur padişah”tır. Bernard Lewis, Stanford Shaw, Stefanos Yerasimos, Niyazi Berkes ve emsallerine göre Batıcı, laik, modern ve seküler bir profil arz eder. Bu devir ve kahramanı sadece münferit şahısların değil, bir rejimin de dikkat sahasına girmiştir: Kemalist rejimin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan II. Mahmud hakkında en fazla manipülasyon yapılan padişahların başında gelir. Devlet sisteminde yaptığı köklü değişikliklerle kendinden evvelki ile sonraki Osmanlı arasında bariz bir fark oluşturan II. Mahmud vesikalara, tarihçi ve âlimlerin beyanlarına nazaran bin yılda bir gelen “müceddid”, asrın “mehdisi” ve “gazi”dir. Muhalifi ve amansız düşmanı Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yaptığı propagandalar ve kimi yabancı seyyah ve elçilerin beyanlarına göre ise “gâvur padişah”tır. Bernard Lewis, Stanford Shaw, Stefanos Yerasimos, Niyazi Berkes ve emsallerine göre Batıcı, laik, modern ve seküler bir profil arz eder. Bu devir ve kahramanı sadece münferit şahısların değil, bir rejimin de dikkat sahasına girmiştir: Kemalist rejimin tahkimi için yapılan inkılaplar, kurucu kadroları bir meşruiyet problemiyle baş başa bırakmış, bu maksatla Osmanlı tarihi kötülendiği gibi Cumhuriyeti doğuracak bir rahim olarak da yeniden kurgulanmaya çalışılmıştır. Bundan sağ ve sol kanattan pek çok ismin hakkında görüş serdettiği Sultan II. Mahmud ve icraatı da nasibini almıştır.</p>
<p>1940 yılında Maarif Vekaletinin bastığı Tanzimat isimli eser Cumhuriyet’in kendi meşruiyeti için Osmanlı tarihini depo olarak kullanmasına güzel bir misal teşkil eder. Fakat Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucu ismi M. Kemâl Paşa’nın 1921 senesinde II. Mahmud ve devri üzerine meclis kürsüsünden yaptığı bir değerlendirme vardır ki hakikaten calib-i dikkattir. 1940 yılındaki meşruiyetçi yaklaşımın tersine, tenkitçi bir gözle devre yaklaşan bu konuşma Sultan II. Mahmud ve icraatının elastikî yapısına güzel bir misal olsa gerek. Gelin şimdi birlikte M. Kemâl Paşa’ya kulak verelim:</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihten Bir Latife: Ömrü Hibe Etmek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarih-sasirtir/tarihten-bir-latife-omru-hibe-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jan 2020 06:43:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih Şaşırtır]]></category>
		<category><![CDATA[Girit Adası]]></category>
		<category><![CDATA[III. Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ağası]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Ağa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5416</guid>

					<description><![CDATA[Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Girit Adası’nda İsmail isminde esnaftan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yusuf Ağa, babası tarafından Girit serhaddinde Yeniçeri Ağası olan Süleyman Ağa’nın yanına verilmiş ve onun vasıtasıyla talihi gülmüştü. Yusuf Ağa, manevî babası olan Süleyman Ağa Yeniçeri Ağası olana dek onun hasekiliğini yapmış, daha sonra da ona mühürdar olmuştu. Süleyman Ağa sadaret kaimmakamı olunca Yusuf Ağa’yı da hazinedar ve peşi sıra kethüda yapmıştı. Süleyman Ağa/ Paşa kaimmakamlıktan ayrıldıktan sonra onunla birlikte Kandiye’ye giden Yusuf Ağa onun işlerini takip kastıyla İstanbul’a avdet etmiş fakat Süleyman Paşa’nın yanına dönmeyerek kendi yolunu çizmeye karar vermişti. Sırasıyla İsmail kasabbaşısı, Gelibolu Baruthanesi Nazırı ve Matbah-ı Âmire Emini oldu. En nihayet I. Abdülhamid’in kızı Esma Sultan’ın kethüdalığına tayin edildi. Kethüdalık üzerinde kalmak üzere darphane eminliği uhdesine verilen Yusuf Ağa’nın hayat hikâyesi III. Selim’in tahta geçmesiyle değişecektir. III. Selim’in lalası ve aynı zamanda Valide Sultan olan Mihrişah Sultan’ın kethüdası Lala Mahmud Bey’in vefatı üzerine bu görev Yusuf Ağa’ya verilmiş ve Esma Sultan’ın boş kalan kethüdalığına da Yusuf Ağa’nın Kandiye’den gelirken yanında getirdiği kardeşi Ömer Ağa getirilmiştir.</p>
<p>Valide Sultan’ın 1805’teki vefatına kadar bu görevde kalan Yusuf Ağa servet sahibi olmuş, tıpkı diğer Nizam-ı Cedid ricali gibi III. Selim’in üzerinde gayet etkili bir sima haline gelmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-4079">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’e Sihirle Suikast ve Darbe Planı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ii-abdulhamide-sihirle-suikast-ve-darbe-plani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Dec 2019 03:35:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Hayr]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Mehmed Efendi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5271</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’da sihir ve büyü yoluyla sultanların zihnini iğfal etme, delirtme ve tahttan indirme yolları aranmıştır. III. Selim’in, şehzadeyken lalası Mahmud Bey vasıtasıyla I. Abdülhamid’e, hakeza IV. Mustafa’nın da III. Selim’e karşı bu usulü kullandığı malûm. Osmanlı tarihinde mevkii azımsanamayacak kadar ehemmiyetli olan bu usul II. Abdülhamid devrinde de kullanılmış, Padişah’ı devirmek isteyen bir grup Cuma Selamlığı’nda II. Abdülhamid’in arabasının altına koyacakları sihirli yazılar ve toprak ile emellerine ulaşmak istemişlerdi. Bu “esrarlı darbe” teşebbüsünün hikâyesi ise aynen şöyledir: 1908 senesinin Mayıs ayında Nablus Telgraf Çavuşu olan Mehmed Hayr işiyle alâkalı bir mevzu hasebiyle İstanbul’a gelmiş ve Sirkeci’deki Dünya Oteli’ne yerleşmişti. Telgraf&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’da sihir ve büyü yoluyla sultanların zihnini iğfal etme, delirtme ve tahttan indirme yolları aranmıştır. III. Selim’in, şehzadeyken lalası Mahmud Bey vasıtasıyla I. Abdülhamid’e, hakeza IV. Mustafa’nın da III. Selim’e karşı bu usulü kullandığı malûm.</p>
<p>Osmanlı tarihinde mevkii azımsanamayacak kadar ehemmiyetli olan bu usul II. Abdülhamid devrinde de kullanılmış, Padişah’ı devirmek isteyen bir grup Cuma Selamlığı’nda II. Abdülhamid’in arabasının altına koyacakları sihirli yazılar ve toprak ile emellerine ulaşmak istemişlerdi. Bu “esrarlı darbe” teşebbüsünün hikâyesi ise aynen şöyledir:</p>
<p>1908 senesinin Mayıs ayında Nablus Telgraf Çavuşu olan Mehmed Hayr işiyle alâkalı bir mevzu hasebiyle İstanbul’a gelmiş ve Sirkeci’deki Dünya Oteli’ne yerleşmişti. Telgraf Nezareti’ne arzuhâl vermek için giderken Ayasofya taraflarında halazadesi Şeyh Mehmed Efendi’nin oğullarından Firdevs’e rastlamıştı. Mehmed Hayr bu tesadüfe şaşırarak İstanbul’a niçin geldiklerini merak etmişti. Firdevs de biraderi Şeyh Hasan’ın bir iş için İstanbul’a geldiğini daha sonra kendilerini de getirttiğini söylemişti. Beşiktaş’ta ikamet ettiklerini söyleyen Firdevs, babası Şeyh Mehmed Efendi ile görüşmesi için Mehmed Hayr’ı evlerine davet etti. Cuma günü Beşiktaş’a giden Mehmet Hayr Efendi evde kimseyi bulamadı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2019">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’daki Meclis Sivas’a Naklediliyordu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/ankaradaki-meclis-sivasa-naklediliyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:40:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[bezirgân]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Rauf Bey]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas Kongresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5165</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de tarih bazen cennet bahçesi, bazen gayya çukuru. Çoğu kez “dışarı”nın realitesinden kurtulmak için sığınılan rüyâların mağarası. Yani kaçışın mekânı, uyanık olmak varken uykunun ve rüyanın dinginliği… Bütün bunların yanında bir devresi var ki insanoğlunun şu anki vaziyetiyle mütenasip olmayacak şekilde bir mayınlı arazi. Hangi hakem böyle bir arazide gördüğünü çalabilir? Yahut hangi tarihçi tehdidin gölgesinde dürüst ve vicdanlı hareket etmeyi göze alabilir? Yakın tarihin meşru bir ahvalde konuşulabilmesi için onu esareti altına alanların bezirgânlığından kurtulması gerek. Velhasıl hassaten Millî Mücadele devrinin üzerine çöken karanlıktan kurtulmak için hakikatin güneşi üzerindeki meşum örtüyü kaldırmak ve ondan kurtulmak her namuslu tarihçinin vazifesi&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de tarih bazen cennet bahçesi, bazen gayya çukuru. Çoğu kez “dışarı”nın realitesinden kurtulmak için sığınılan rüyâların mağarası. Yani kaçışın mekânı, uyanık olmak varken uykunun ve rüyanın dinginliği… Bütün bunların yanında bir devresi var ki insanoğlunun şu anki vaziyetiyle mütenasip olmayacak şekilde bir mayınlı arazi. Hangi hakem böyle bir arazide gördüğünü çalabilir? Yahut hangi tarihçi tehdidin gölgesinde dürüst ve vicdanlı hareket etmeyi göze alabilir?</p>
<p>Yakın tarihin meşru bir ahvalde konuşulabilmesi için onu esareti altına alanların bezirgânlığından kurtulması gerek. Velhasıl hassaten Millî Mücadele devrinin üzerine çöken karanlıktan kurtulmak için hakikatin güneşi üzerindeki meşum örtüyü kaldırmak ve ondan kurtulmak her namuslu tarihçinin vazifesi olsa gerek.</p>
<p>İstanbul’daki meclis İngilizler tarafından basılarak dağıtılmış, mebusların bir kısmı tutuklanarak hapse dahi atılmıştı. Sivas Kongresi’nde Rauf Bey’in canı pahasına verdiği söz hayata geçmiş, Ankara’da meşru bir meclisin kurulabilmesinin yolu böylelikle açılmıştı. Fakat mekânın Ankara olması hususunda acaba herkes hemfikir miydi?</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Aklı Kıskacında: Suhte Mi, Yobaz Mı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/devlet-akli-kiskacinda-suhte-mi-yobaz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 07:33:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğrikapı]]></category>
		<category><![CDATA[iktizâ]]></category>
		<category><![CDATA[Mekkizade Mustafa Asım Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyhülislam]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Mehmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5045</guid>

					<description><![CDATA[1820 yılında Sultan Mehmed/Fatih suhtelerinden 15 “yobaz” Balat kolluğunun önünden geçerek Eğrikapı’ya çıkmış ve oradan Yazılı Medrese’ye varıp orada meskûn olan talebeyle alaylı şekilde konuşup dedikodu yaptıktan sonra Fatih’e geri dönmüştü. Bazılarında silah olduğu tebdiller vasıtasıyla haber alınmış ve bu husus Şeyhülislam’a bildirilmişti. Mevzudan kendisinin de haberi olduğu anlaşılan Şeyhülislam bazı hocaları çağırarak tembih edeceğini ifade etmişti. Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi ders vekili ile beş hoca efendiyi nezdine çağırarak “hilâf-ı ahd suhteler harekâta başlamışlar, bu ne keyfiyettir? Talebe-i ulûm olan kimesnelerin koynunda kitabı olur, silahı olmaz. Efâl-i şenî‘aya şüru edip müsellah bulunan, talebe-i ulûmdan değildir. O makûleleri zâbitâna ahz&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1820 yılında Sultan Mehmed/Fatih suhtelerinden 15 “yobaz” Balat kolluğunun önünden geçerek Eğrikapı’ya çıkmış ve oradan Yazılı Medrese’ye varıp orada meskûn olan talebeyle alaylı şekilde konuşup dedikodu yaptıktan sonra Fatih’e geri dönmüştü. Bazılarında silah olduğu tebdiller vasıtasıyla haber alınmış ve bu husus Şeyhülislam’a bildirilmişti. Mevzudan kendisinin de haberi olduğu anlaşılan Şeyhülislam bazı hocaları çağırarak tembih edeceğini ifade etmişti. Şeyhülislam Mekkizade Mustafa Asım Efendi ders vekili ile beş hoca efendiyi nezdine çağırarak “hilâf-ı ahd suhteler harekâta başlamışlar, bu ne keyfiyettir? Talebe-i ulûm olan kimesnelerin koynunda kitabı olur, silahı olmaz. Efâl-i şenî‘aya şüru edip müsellah bulunan, talebe-i ulûmdan değildir. O makûleleri zâbitâna ahz edip kapıya getirdiklerine ben istishâb etmem varın iktizâ edenlere tekîd ve teşdîd ederek tenbîh edin” demiştir.1 Vakayı araştıran Şeyhülislam suhtelerden Akşehirli Mehmed Efendi ve Karasulu Seyyid Mehmed Efendi’nin sorumlular olduğunu anlamıştı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhmâl Edilen Padişahın Hatt-I Hümayunu</title>
		<link>https://www.derintarih.com/mercek/ihmal-edilen-padisahin-hatt-i-humayunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Aug 2019 07:15:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mercek]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan V. Murad]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4782</guid>

					<description><![CDATA[Belki de en mühim yıldır 1876; üç padişah yılı, bir darbenin ve katlin yılı. Osmanlı tarihinin en kısa soluklu hükümdarlığının yılı. Anayasa’nın, meclisin ve Abdülhamid’in yılı. 1876 denilince en az bilinen, üç-beş cümle ile hemen geçiştirilen, oldukça sınırlı fakat kesin ve bir o kadar da peşin hükümlerle değerlendirilen V. Murad ve kısa saltanatı… Bugüne değin özne olamamış, ne yazık ki hep nesne olmuştur V. Murad. Ya Sultan Abdülaziz ile Abdülhamid arası bir geçiş ya da darbecilerin gölgesi altında bir iktidar. Ya olanlara dayanamayıp tecennün eden/deliren bir padişah, ya masonluğa iltisak eden tek sultan. Bu değerlendirmelerin haricinde Sultan Murad merkezli bir&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belki de en mühim yıldır 1876; üç padişah yılı, bir darbenin ve katlin yılı. Osmanlı tarihinin en kısa soluklu hükümdarlığının yılı. Anayasa’nın, meclisin ve Abdülhamid’in yılı. 1876 denilince en az bilinen, üç-beş cümle ile hemen geçiştirilen, oldukça sınırlı fakat kesin ve bir o kadar da peşin hükümlerle değerlendirilen V. Murad ve kısa saltanatı… Bugüne değin özne olamamış, ne yazık ki hep nesne olmuştur V. Murad. Ya Sultan Abdülaziz ile Abdülhamid arası bir geçiş ya da darbecilerin gölgesi altında bir iktidar. Ya olanlara dayanamayıp tecennün eden/deliren bir padişah, ya masonluğa iltisak eden tek sultan. Bu değerlendirmelerin haricinde Sultan Murad merkezli bir anlatıya ulaşmak oldukça zor olsa gerektir. Perdenin arkasından yüzünü göstermeyen “tarih”e rağmen biteviye nesneleştirilen Sultan Murad’ı, bu sefer özne mevkiine getirip ona kulak verelim. Cülusunu müteakip beyaz üzerine yazdığı hatt-ı hümayununda, benzerine rastlanılması oldukça zor olan “bi’l-cümle tebamızın icma ve arzusu üzere” tahta çıktığını belirtmesi, istihkak, irs ve kader ile tahta çıktığını söyleyen evvelki padişahlara mukayeseten keskin bir izan farklılığına işaret etmektedir. Ayrıca “usûl-i idâre-i devletin bir esâs-ı metîn ve sahih üzerine te’sisi” yani devletin idare usulünün sağlam ve sahih bir “esas” üzerine tesisi onun devamlı aklındadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hep Harp Meydanındaymış Gibi Yaşadığını Söylerdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/hep-harp-meydanindaymis-gibi-yasadigini-soylerdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 May 2019 22:46:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Mısıroğlu eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4587</guid>

					<description><![CDATA[Üstad Kadir Mısıroğlu yârân ve ahbab arasında sadırdan sadıra intikal eden yakası açılmamış hakikatlerin bu hal üzere kalmasına gönlü el vermediğinden ahir ömründe bunları satıra aktarmayı münasip görmüş ve Benden Tarihe Haberler isimli bir “sözlü tarih/hatırat” eserini muhataplarına hediye etmiştir. Kâh vesika olarak, kâh bizzat veya bilvasıta şahit oldukları ile kendisinin tarihi tenvir edecek şahitlikleri/malumatı bu eserde imkân nisbetinde bir araya getirilmiştir. Üstad’ın tarihe miras bıraktığı o hakikatler neler mi? Buyurunuz efendim&#8230; -Refet Paşa ve Rauf Bey’in tıpkı Rıza Nur’un hatıralarına benzer mahiyette hatırat yazdıkları ve kendisinin bunlarla alakalı malumatı. -Şehzade Mahmud Şevket Efendi’nin Milli Mücadeleye dair bildiklerini kaleme aldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Üstad Kadir Mısıroğlu yârân ve ahbab arasında sadırdan sadıra intikal eden yakası açılmamış hakikatlerin bu hal üzere kalmasına gönlü el vermediğinden ahir ömründe bunları satıra aktarmayı münasip görmüş ve Benden Tarihe Haberler isimli bir “sözlü tarih/hatırat” eserini muhataplarına hediye etmiştir. Kâh vesika olarak, kâh bizzat veya bilvasıta şahit oldukları ile kendisinin tarihi tenvir edecek şahitlikleri/malumatı bu eserde imkân nisbetinde bir araya getirilmiştir.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">Üstad’ın tarihe miras bıraktığı o hakikatler neler mi? Buyurunuz efendim&#8230;</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-Refet Paşa ve Rauf Bey’in tıpkı Rıza Nur’un hatıralarına benzer mahiyette hatırat yazdıkları ve kendisinin bunlarla alakalı malumatı.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-Şehzade Mahmud Şevket Efendi’nin Milli Mücadeleye dair bildiklerini kaleme aldığı hacimli bir defter ve Üstad’a muhtelif meselelerde yazdığı 100’ü aşkın mektup.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-Aynı şekilde Dr. Selahaddin Ali’nin pek çok mektubu. -Abdülhakim Arvasi’nin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki beyanları.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-Abdurrahman Gürses Hocanın şahitliği ile Esad Erbili Hazretleri ve Menemen hadisesinin iç yüzü. </span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-İstanbul’u işgal eden İtilaf devletlerinin çekilirken saraydan götürdükleri kıymetli silah ve eşyaların arşiv vesikalarına istinaden listesi.</span></span></span></p>
<p align="justify"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman, serif;"><span style="font-size: medium;">-Kazım Karabekir’in damadından naklen yakın tarihe dair dinledikleri ve Cafer Tayyar Paşa’nın hatıralarına dair malumat.</span></span></span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2019">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samsun’a Hareket Önceden Planlanmış Mıydı?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/samsuna-hareket-onceden-planlanmis-miydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:58:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kûtu’l-Amâre Muharebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Selman-ı Pak Muharebesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4481</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı orduları Çanakkale, Kûtu’l-Amâre ve Selman-ı Pak muharebelerinde muzaffer olmalarına rağmen 19 Eylül 1918’de General Allenby kumandasındaki İngilizlerin taarruzu neticesi Filistin Cephesi’nde ağır bir mağlubiyete duçar olmuşlardı. 19-26 Ekim arasında Kızılırmak’la Meriç arası kadar bir mesafe1 İngilizlerin eline geçmiş ve kayıplar kelimenin ifade edebileceğinden çok daha ağır olmuştu; 75 bin esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 210 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu zayiat vardı.2 Mersinli Cemal Paşa komutasındaki 4. Ordu, Arapkirli Cevat Paşa komutasındaki 8. Ordu ve M. Kemal Paşa komutasındaki 7. Ordu’dan mürekkep olan Liman von Sanders’in kumanda ettiği Yıldırım Ordular Grubu, büyük&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Osmanlı orduları Çanakkale, Kûtu’l-Amâre ve Selman-ı Pak muharebelerinde muzaffer olmalarına rağmen 19 Eylül 1918’de General Allenby kumandasındaki İngilizlerin taarruzu neticesi Filistin Cephesi’nde ağır bir mağlubiyete duçar olmuşlardı. 19-26 Ekim arasında Kızılırmak’la Meriç arası kadar bir mesafe1 İngilizlerin eline geçmiş ve kayıplar kelimenin ifade edebileceğinden çok daha ağır olmuştu; 75 bin esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek, 210 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu zayiat vardı.2 Mersinli Cemal Paşa komutasındaki 4. Ordu, Arapkirli Cevat Paşa komutasındaki 8. Ordu ve M. Kemal Paşa komutasındaki 7. Ordu’dan mürekkep olan Liman von Sanders’in kumanda ettiği Yıldırım Ordular Grubu, büyük harbi nihayete erdirecek olan bir mağlubiyete sebep olmuşlar ve tarihimize Nablus Meydan Muharebesi hezimeti olarak geçecek olan bu mağlubiyetten sonra, Mondros Mütarekesi ve işgaller, işbu işgallerden Yunan istilasına reaksiyon olarak gelişecek Milli Mücadele ve nihayetinde Devlet-i Aliye’nin tarih sahnesinden tasfiyesi ve yerine seküler bir ulus-devlet inşası vetiresi yaşanmıştı. Yakın tarihimiz açısından bu netameli sürecin en can alıcı noktalarından biri, hiç şüphesiz cephenin çöküşünü müteakip Mustafa Kemal Paşa’nın -henüz Suriye’deyken yaşanan- kabine krizine dair çektiği telgraftır.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanzimat Bir Bürokrat Şaheseri Değildir</title>
		<link>https://www.derintarih.com/osmanli-tarihi/tanzimat-bir-burokrat-saheseri-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:25:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Gülhane Hatt-ı Hümayunu]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçeri Ocağı’nı lağvetmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4095</guid>

					<description><![CDATA[Gülhane Hatt-ı Hümayunu1, 18. asırdan itibaren devletin bünyesini ve işlerliğini değiştirmeye matuf bir tanzim pratiğinin neticesi olması hasebiyle ehemmiyetlidir. Özellikle Sultan II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı lağvetmesiyle birlikte devlet hikmet-i hükümet2 icabı bünyesinde topyekûn bir değişikliğe başlamış ve peşi sıra ufak veyahut büyük değişiklik yapılmıştır. İşbu sebeple bu devir ve devamı “Tanzimat Devri” olarak tarihe mâl olmuştur. Sultanın şahsında devletin idarî, askerî, iktisadî, hukukî ve içtimaî sahada giriştiği tanzim faaliyeti “Tanzimat-ı Hayriye” olarak isimlendirilmiştir. Sultan Mahmud’un saltanatının son zamanlarında girişilen geniş çaplı faaliyet eksik ve gerekli tarafları ikmal edilerek bürokratlar ve ulema tarafından tetkik ve müşavere edilmiş; onun vefatını müteakip Sultan&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gülhane Hatt-ı Hümayunu1, 18. asırdan itibaren devletin bünyesini ve işlerliğini değiştirmeye matuf bir tanzim pratiğinin neticesi olması hasebiyle ehemmiyetlidir. Özellikle Sultan II. Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı lağvetmesiyle birlikte devlet hikmet-i hükümet2 icabı bünyesinde topyekûn bir değişikliğe başlamış ve peşi sıra ufak veyahut büyük değişiklik yapılmıştır. İşbu sebeple bu devir ve devamı “Tanzimat Devri” olarak tarihe mâl olmuştur. Sultanın şahsında devletin idarî, askerî, iktisadî, hukukî ve içtimaî sahada giriştiği tanzim faaliyeti “Tanzimat-ı Hayriye” olarak isimlendirilmiştir. Sultan Mahmud’un saltanatının son zamanlarında girişilen geniş çaplı faaliyet eksik ve gerekli tarafları ikmal edilerek bürokratlar ve ulema tarafından tetkik ve müşavere edilmiş; onun vefatını müteakip Sultan Abdülmecid tarafından ilân olunmuştur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömer Nasuhi Bilmen Hoca Böyle İhbar Edilmiş!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/desifre/omer-nasuhi-bilmen-hoca-boyle-ihbar-edilmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Mahmut Bakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 13:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deşifre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3987</guid>

					<description><![CDATA[1943’te İstanbul Müftüsü olana kadar çeşitli müesseselerde görev alan ve 1960’ta Diyanet İşleri Başkanı olan Ömer Nasuhi Bilmen’in Ehl-i Sünnet itikadından ve millî geleneklerden taviz vermeyen duruşu, 20 yıla yakın bir müddet boyunca pek çok talebe yetiştirmesi ve hayatını ilim yoluna vakfetmesi hayırla yâd edilecek evsafındandır. Cumhuriyet devri boyunca şahsiyetini benzer şekilde muhafaza edenlere karşı pek çok usulsüzlük ve takibatta bulunulmuştu.1 Siyasî idare kendi rağmına her türlü hareket ve şahsiyetin hayat sahasını olabildiğince daraltmış, fikir hürriyeti ise bir geçmiş zaman hayâli haline gelmişti. Ömer Nasuhi Efendi de bunlardan nasibini alacaktı. Hakkında pek çok yakışıksız iddia dile getirildi. İstanbul müftüsü iken&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1943’te İstanbul Müftüsü olana kadar çeşitli müesseselerde görev alan ve 1960’ta Diyanet İşleri Başkanı olan Ömer Nasuhi Bilmen’in Ehl-i Sünnet itikadından ve millî geleneklerden taviz vermeyen duruşu, 20 yıla yakın bir müddet boyunca pek çok talebe yetiştirmesi ve hayatını ilim yoluna vakfetmesi hayırla yâd edilecek evsafındandır. Cumhuriyet devri boyunca şahsiyetini benzer şekilde muhafaza edenlere karşı pek çok usulsüzlük ve takibatta bulunulmuştu.1 Siyasî idare kendi rağmına her türlü hareket ve şahsiyetin hayat sahasını olabildiğince daraltmış, fikir hürriyeti ise bir geçmiş zaman hayâli haline gelmişti. Ömer Nasuhi Efendi de bunlardan nasibini alacaktı. Hakkında pek çok yakışıksız iddia dile getirildi. İstanbul müftüsü iken hakkında yapılan itham ve ihbarlar devrin Diyanet İşleri Başkanı Eyüp Sabri Hayırlıoğlu tarafından “münderecatı calib-i dikkat göründüğünden” İstanbul Valiliği’ne bildirildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2018">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
