﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Budak &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/mustafabudak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Mar 2026 08:33:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mustafa Budak &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’nin Tarihî Bir Misâk-ı Millî Haritasına İhtiyacı Var</title>
		<link>https://www.derintarih.com/cumhuriyet-tarihi/turkiyenin-tarihi-bir-misak-i-milli-haritasina-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 08:33:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=12061</guid>

					<description><![CDATA[Misâk-ı Millî, çoğu zaman yalnızca bir sınır haritası olarak hatırlansa da aslında modern Türkiye’nin varlık, güvenlik ve gelecek tasavvurunu şekillendiren tarihî bir irade beyanıdır. Osmanlı Mebusan Meclisi’nde 1920’de ilan edilen ve 106. yaşına giren bu belge, yalnızca coğrafî çizgileri değil, bağımsızlık, barış şartları ve millî egemenlik ilkelerini de belirleyen bir “beka manifestosu” niteliği taşır. Soğuk Savaş sonrası değişen jeopolitik dengeler, Ortadoğu’daki krizler ve sınır ötesi güvenlik tartışmaları Misâk-ı Millî’yi yeniden gündeme taşımış; tarih ile güncel siyaset arasındaki sürekliliği görünür kılmıştır. Musul’dan Kerkük’e, Suriye hattından Hatay’a uzanan olaylar silsilesi, geçmişte belirlenen hedeflerin bugün hâlâ stratejik önem taşıdığını gösterir. Bu nedenle Misâk-ı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Misâk-ı Millî, çoğu zaman yalnızca bir sınır haritası olarak hatırlansa da aslında modern Türkiye’nin varlık, güvenlik ve gelecek tasavvurunu şekillendiren tarihî bir irade beyanıdır. Osmanlı Mebusan Meclisi’nde 1920’de ilan edilen ve 106. yaşına giren bu belge, yalnızca coğrafî çizgileri değil, bağımsızlık, barış şartları ve millî egemenlik ilkelerini de belirleyen bir “beka manifestosu” niteliği taşır. Soğuk Savaş sonrası değişen jeopolitik dengeler, Ortadoğu’daki krizler ve sınır ötesi güvenlik tartışmaları Misâk-ı Millî’yi yeniden gündeme taşımış; tarih ile güncel siyaset arasındaki sürekliliği görünür kılmıştır. Musul’dan Kerkük’e, Suriye hattından Hatay’a uzanan olaylar silsilesi, geçmişte belirlenen hedeflerin bugün hâlâ stratejik önem taşıdığını gösterir. Bu nedenle Misâk-ı Millî, yalnızca bir tarih belgesi değil, Türkiye’nin jeopolitik hafızasını ve gelecek vizyonunu anlamak için anahtar bir referans olmaya devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2026-/-sayi-168">Derin Tarih Mart Sayısında… </a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misâk-ı Millî Ruhu Canlanıyor</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-osmanli/misak-i-milli-ruhu-canlaniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Apr 2025 13:31:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Osmanlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11385</guid>

					<description><![CDATA[Misâk-ı Millî, Osmanlı Devleti’nin son Meclis-i Mebûsan’ında 28 Ocak 1920’de resmî olmayan bir oturumda kabul edilip 17 Şubat 1920’de dünyaya ilan edilen millî sınırlar ve bağımsızlık ilkeleridir. Erzurum ve Sivas kongrelerinden bağımsız olarak şekillenmiş, Osmanlı’nın Paris Barış Konferansı’nda sunduğu 23 Haziran 1919 tarihli muhtırayla büyük benzerlik taşımaktadır. Misâk-ı Millî; sınırlar, azınlık hakları, ekonomik bağımsızlık gibi konulara dair net çizgiler belirlemiştir. &#160; Devamı Derin Tarih Nisan Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Misâk-ı Millî, Osmanlı Devleti’nin son Meclis-i Mebûsan’ında 28 Ocak 1920’de resmî olmayan bir oturumda kabul edilip 17 Şubat 1920’de dünyaya ilan edilen millî sınırlar ve bağımsızlık ilkeleridir. Erzurum ve Sivas kongrelerinden bağımsız olarak şekillenmiş, Osmanlı’nın Paris Barış Konferansı’nda sunduğu 23 Haziran 1919 tarihli muhtırayla büyük benzerlik taşımaktadır. Misâk-ı Millî; sınırlar, azınlık hakları, ekonomik bağımsızlık gibi konulara dair net çizgiler belirlemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2025-/-sayi-157">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sykes-Picot’dan Bağımsız Suriye’ye Halep</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/sykes-picotdan-bagimsiz-suriyeye-halep/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Feb 2025 14:22:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11219</guid>

					<description><![CDATA[28 Ocak 1920 tarihli Mîsâk-ı Millî beyannâmesinde bazı sınırlar somut değildi. Bunlar I. TBMM’de yapılan dış politika tartışmalarında somutlaştırıldı. Böylece Halep, Musul ve Kerkük’ün yeni Türkiye sınırları içinde olması öngörülmüştü. İstiklal Harbi’nde düşmana karşı oluşturulan direniş hattı da buna göre belirlenmişti. Zira Anadolu’nun doğal savunması Halep’ten başlamaktaydı. Bu husus bugün için de geçerlidir. &#160; Devamı Derin Tarih Şubat Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Ocak 1920 tarihli Mîsâk-ı Millî beyannâmesinde bazı sınırlar somut değildi. Bunlar I. TBMM’de yapılan dış politika tartışmalarında somutlaştırıldı. Böylece Halep, Musul ve Kerkük’ün yeni Türkiye sınırları içinde olması öngörülmüştü. İstiklal Harbi’nde düşmana karşı oluşturulan direniş hattı da buna göre belirlenmişti. Zira Anadolu’nun doğal savunması Halep’ten başlamaktaydı. Bu husus bugün için de geçerlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2025">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Musul Vilayeti Meselesi Millî Bir Uktedir”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/cumhuriyet-tarihi/musul-vilayeti-meselesi-milli-bir-uktedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2024 13:45:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10423</guid>

					<description><![CDATA[Konuşan: Mirza Mahmut Demir İstanbul’da 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihlerinde Musul Vilâyeti’nin akıbetini görüşmek maksadıyla toplanan Haliç Konferansı’nın 100. yılında İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile Musul Vilâyeti meselesini konuştuk. Kendisine Musul üzerine yapılan gizli anlaşmaları ve pazarlıkları, Lozan Antlaşması’ndaki münakaşaları, hâsılı Musul Vilâyeti meselesinin dününü ve bugününü sorduk. &#160; Devamı Derin Tarih Mayıs Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konuşan: Mirza Mahmut Demir </strong></p>
<p>İstanbul’da 19 Mayıs-5 Haziran 1924 tarihlerinde Musul Vilâyeti’nin akıbetini görüşmek maksadıyla toplanan Haliç Konferansı’nın 100. yılında İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile Musul Vilâyeti meselesini konuştuk. Kendisine Musul üzerine yapılan gizli anlaşmaları ve pazarlıkları, Lozan Antlaşması’ndaki münakaşaları, hâsılı Musul Vilâyeti meselesinin dününü ve bugününü sorduk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-mayis-2024">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“1921 Anayasası demokratikleşmeyi beraberinde getirirken, 1924 Anayasası ise Tek Parti idaresinin önünü açmıştır”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/1921-anayasasi-demokratiklesmeyi-beraberinde-getirirken-1924-anayasasi-ise-tek-parti-idaresinin-onunu-acmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jan 2024 08:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10105</guid>

					<description><![CDATA[1921 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk anayasa olma özelliğinin yanında kurumsal anlamda Osmanlı’dan kopuşun da başlangıcını temsil etmektedir. O dönemde kabul edilen birtakım kanunlar ve vuku bulan olaylar ise 1921 Anayasası’nı soruların ve eleştirilerin odağına taşımıştır. Sonrasında yürürlüğe giren 1924 Anayasası ise modern Türkiye’nin tesis edilmesine yardımcı olacak hükümler ve yetkiler barındırmaktadır. Bu da beraberinde birtakım isyan ve tasfiyeleri getirmiştir. Biz de konunun uzmanlarından İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile hata/sevap çerçevesinde bir asrı deviren 1921 ve 1924 anayasalarını konuştuk. Konuşan MİRZA MAHMUT DEMİR &#160; Devamı Derin Tarih Ocak Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1921 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk anayasa olma özelliğinin yanında kurumsal anlamda Osmanlı’dan kopuşun da başlangıcını temsil etmektedir. O dönemde kabul edilen birtakım kanunlar ve vuku bulan olaylar ise 1921 Anayasası’nı soruların ve eleştirilerin odağına taşımıştır. Sonrasında yürürlüğe giren 1924 Anayasası ise modern Türkiye’nin tesis edilmesine yardımcı olacak hükümler ve yetkiler barındırmaktadır. Bu da beraberinde birtakım isyan ve tasfiyeleri getirmiştir. Biz de konunun uzmanlarından İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile hata/sevap çerçevesinde bir asrı deviren 1921 ve 1924 anayasalarını konuştuk.</p>
<p><strong>Konuşan MİRZA MAHMUT DEMİR </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-ocak-kasim-2023">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Atatürk’ün Esas Hedefi Türkiye’de Avrupaî Anlamda Bir Toplumsal-Siyasal Sistem Kurmaktı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/cumhuriyet-tarihi/ataturkun-esas-hedefi-turkiyede-avrupai-anlamda-bir-toplumsal-siyasal-sistem-kurmakti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:37:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9845</guid>

					<description><![CDATA[18. yüzyılda başlayan modernleşme girişimleri, 1876’da Osmanlı Devleti’nin anayasası olan Kânûn-ı Esâsî’nin kabul edilmesiyle ivme kazanmış, 1909’da II. Meşrutiyet’in ilanıyla da alevlenmişti. Nihayet 1923’te cumhuriyetin ilanıyla farklı bir boyut kazandı. Üzerinden geçen bir asrın ardından “cumhuriyet” kavramı hem toplumsal hem de siyasî düzlemde tartışmaların odağında yer almaya devam ediyor. Biz de 100. yılında konunun uzmanlarından İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile cumhuriyeti ve geleceğini konuştuk. &#160; Devamı Derin Tarih Ekim Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18. yüzyılda başlayan modernleşme girişimleri, 1876’da Osmanlı Devleti’nin anayasası olan Kânûn-ı Esâsî’nin kabul edilmesiyle ivme kazanmış, 1909’da II. Meşrutiyet’in ilanıyla da alevlenmişti. Nihayet 1923’te cumhuriyetin ilanıyla farklı bir boyut kazandı. Üzerinden geçen bir asrın ardından “cumhuriyet” kavramı hem toplumsal hem de siyasî düzlemde tartışmaların odağında yer almaya devam ediyor. Biz de 100. yılında konunun uzmanlarından İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile cumhuriyeti ve geleceğini konuştuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Lozan, Osmanlı Devleti’ni Hukuken Tasfiye Eden Antlaşmadır”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/cumhuriyet-tarihi/lozan-osmanli-devletini-hukuken-tasfiye-eden-antlasmadir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 08:40:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cumhuriyet Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9538</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu halkının işgal kuvvetlerini mağlup ettiği Millî Mücadele’nin akabinde taraflar İsviçre’nin Lozan kentinde toplanarak Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamışlardı. Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı meselelerinden olan Lozan Antlaşması, üzerinden geçen bir asra rağmen gündemden düşmüyor. Biz de 100. yılında, konunun uzmanlarından, 99 Soruda Lozan kitabının yazarı ve İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile Lozan Antlaşması’nın nirengi noktalarını ele aldık. &#160; Devamı Derin Tarih Temmuz Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu halkının işgal kuvvetlerini mağlup ettiği Millî Mücadele’nin akabinde taraflar İsviçre’nin Lozan kentinde toplanarak Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamışlardı. Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı meselelerinden olan Lozan Antlaşması, üzerinden geçen bir asra rağmen gündemden düşmüyor. Biz de 100. yılında, konunun uzmanlarından, 99 Soruda Lozan kitabının yazarı ve İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak ile Lozan Antlaşması’nın nirengi noktalarını ele aldık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2023">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyh Mansur’dan Şeyh Şâmil’e Müridizm</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/seyh-mansurdan-seyh-samile-muridizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 11:39:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Gazi Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Şamil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8754</guid>

					<description><![CDATA[Kafkasya’da bağımsızlık mücadelesinin fitilini Müridizm hareketinin lideri Şeyh Mansur ateşlemişti. NakşibendÎliğin bir koluna intisap eden Çeçen asıllı Şeyh Mansur, Kafkas halklarını direniş için birleştirmeyi başardı. Onun şehit edilmesinden sonra imamlığı Dağıstanlı Gazi Muhammed devraldı. Üçüncü imam Hamzat’ın bir suikastla öldürülmesi üzerine hareketin sancaktarlığını Şeyh Şamil üstlenecekti. &#160; Devamı Derin Tarih Kasım Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkasya’da bağımsızlık mücadelesinin fitilini Müridizm hareketinin lideri Şeyh Mansur ateşlemişti. NakşibendÎliğin bir koluna intisap eden Çeçen asıllı Şeyh Mansur, Kafkas halklarını direniş için birleştirmeyi başardı. Onun şehit edilmesinden sonra imamlığı Dağıstanlı Gazi Muhammed devraldı. Üçüncü imam Hamzat’ın bir suikastla öldürülmesi üzerine hareketin sancaktarlığını Şeyh Şamil üstlenecekti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2022">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kır Zincirlerini Ermenistan Arşivi!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/kir-zincirlerini-ermenistan-arsivi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2021 08:42:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7182</guid>

					<description><![CDATA[Artık herkesin malûmu: Her yıl 24 Nisan yaklaştığında ABD başkanının “soykırım” kelimesini söyleyip söylemeyeceği hususunda papatya falına bakar gibi “diyecek, demeyecek” şeklinde tahminlerde bulunurduk. O gün geldiğinde ve ABD başkanı o kavramı kullanmadığında ise derin bir “oh” çekerdik. Yıllar böyle geçti. Sonunda ABD başkanı Joe Biden geçtiğimiz 24 Nisan’da “soykırım” dedi. Artık biz de daha gür sesle “oh be!” diyebiliriz. Şurası bir gerçek ki, 1970’lerden beri Türkiye, ABD başkanları 24 Nisan konuşmalarında “soykırım” demesin diye ABD’ye ve çoğu Yahudi lobisine milyar dolarlar ödedi. Peki, şimdi “soykırım” dendi de ne oldu? En azından o psikolojik baskıdan ülkece kurtulduk. Bir gerçeği vurgulayalım:&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artık herkesin malûmu: Her yıl 24 Nisan yaklaştığında ABD başkanının “soykırım” kelimesini söyleyip söylemeyeceği hususunda papatya falına bakar gibi “diyecek, demeyecek” şeklinde tahminlerde bulunurduk. O gün geldiğinde ve ABD başkanı o kavramı kullanmadığında ise derin bir “oh” çekerdik. Yıllar böyle geçti. Sonunda ABD başkanı Joe Biden geçtiğimiz 24 Nisan’da “soykırım” dedi. Artık biz de daha gür sesle “oh be!” diyebiliriz. Şurası bir gerçek ki, 1970’lerden beri Türkiye, ABD başkanları 24 Nisan konuşmalarında “soykırım” demesin diye ABD’ye ve çoğu Yahudi lobisine milyar dolarlar ödedi. Peki, şimdi “soykırım” dendi de ne oldu? En azından o psikolojik baskıdan ülkece kurtulduk.</p>
<p>Bir gerçeği vurgulayalım: Mazisi 100 yılı geride bırakan Ermeni meselesi, sadece bir tarih meselesi olmayıp evvelemirde Ermeniler açısından bir kimlik meselesidir. Daha da önemlisi, onlar için öncelik soykırımın tanınmasıdır, sonrasında bunları tazminat ve toprak meselesi takip etmektedir. Kısaca “3 T” diye kodlanan bu talepler yerine gelmedikçe Ermenilerin bu davadan vazgeçmeleri mümkün değildir. Bundan dolayı Türkiye’de Ermeni meselesi/tehciri veya sözde soykırım diye tanımlanan bu meselenin tarih temelli bir siyasî mesele olduğu ve buna göre bir strateji belirlenmesi gerektiği aşikârdır.</p>
<p>Kabul edilmelidir ki, yıllardır Türkiye’nin Ermeni meselesinde izlediği siyaset, arşiv-belge arasına sıkışmış durumdadır. Bu kapsamda Türkiye, yıllardan beri arşivlerin açılmasından, tarih komisyonlarının kurulmasından, belgelerin teati edilmesinden söz etmektedir. Hâlihazırda Türkiye’de Ermeni meselesinde yeni siyaset arayışları devam ediyorsa, demek ki bugüne kadar izlenen siyaset başarılı değildir. O halde yapılması gereken şey, kamu diplomasi başta olmak üzere siyaset, uluslararası hukuk, uluslararası iktisat, uluslararası ilişkiler ve sosyoloji gibi alanların destek verecekleri multidisipliner bir siyaset geliştirmek olmalıdır. Tabiatıyla bu çalışmaların temelini de tarih ve arşivler oluşturacaktır.</p>
<p>Şurası bir gerçek ki, 1980’lerin ortasında Başbakanlık Osmanlı Arşivi yeniden yapılandırılmışsa, bu, Ermeni meselesi sayesinde mümkün olmuştur. O yıllarda Ermeni meselesinin anlaşılması bakımından başvurulacak en büyük kaynağın Osmanlı Arşivleri olduğu idrak edilmiştir. Bu hususu, 1985’te İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde düzenlenen Osmanlı Arşivleri ve Osmanlı Araştırmaları Sempozyumu’nda merhum Halil İnalcık hocanın bildirisindeki, “Bana Osmanlı Arşivi’ni verin, size bir kültür imparatorluğunu yeniden yaratayım” sözü en isabetli biçimde özetlemektedir. Bu cümleden heyecanlanan devrin başbakanı Turgut Özal, ünlü müsteşarı Hasan Celal Güzel’e Osmanlı Arşivleri konusunda gereğinin hemen ve hızlı bir şekilde yapılması talimatını vermiştir. Merhum Güzel de çözüm odaklı tavrı sayesinde meseleyi kısa sürede neticelendirmiş; 1986’da Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ni Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bünyesinde yeniden yapılandırarak hem mekân hem de personel açısından takviye edilmesini sağlamıştır. Bunun sonucunda 1988 yılından itibaren Osmanlı Arşivi’nde yapılan yoğun ve hızlı tasnif çalışmaları sayesinde pek çok arşiv fonu araştırmaya açılmıştır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2021">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çarı Dize Getiren Kafkas Kartalı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/cari-dize-getiren-kafkas-kartali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:37:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Bahu Mesedu]]></category>
		<category><![CDATA[Baryatinsky]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin]]></category>
		<category><![CDATA[General]]></category>
		<category><![CDATA[Gunib]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Şamil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6805</guid>

					<description><![CDATA[“Evet, General, ben senin tavsiyelerine baş eğmedim, fakat bir gaye uğruna çalıştım. Benim hedefim istiklâldi. Dağlıların hürriyetiydi. Ben haydut değilim, katil de olmadım. Bir vatanseverim. Ben 35 yıl Rus boyunduruğuna karşı geldim. Kafkas milletlerinin hürriyeti için uğraştım. Her şeye göğüs gerdim… Fakat ben görmesem de bir gün gelip bu dağların, bu vadilerin, bu derelerin üstünde istiklâl güneşi doğacaktır.” Şeyh Şamil, Gunib’de Ruslara teslim olduktan sonra huzuruna çıkarıldığı Rus generali Prens Baryatinsky’nin gururlu konuşmasına karşı söylemişti bu sözleri. Ve ondan hiç de aşağı kalmamıştı hani! Kafkas kartalına da bu yakışırdı. Ona kalsa mücadeleye devam edecekti. Ne var ki ailesi ve maiyyetindekilerin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Evet, General, ben senin tavsiyelerine baş eğmedim, fakat bir gaye uğruna çalıştım. Benim hedefim istiklâldi. Dağlıların hürriyetiydi. Ben haydut değilim, katil de olmadım. Bir vatanseverim. Ben 35 yıl Rus boyunduruğuna karşı geldim. Kafkas milletlerinin hürriyeti için uğraştım. Her şeye göğüs gerdim… Fakat ben görmesem de bir gün gelip bu dağların, bu vadilerin, bu derelerin üstünde istiklâl güneşi doğacaktır.”</p>
<p>Şeyh Şamil, Gunib’de Ruslara teslim olduktan sonra huzuruna çıkarıldığı Rus generali Prens Baryatinsky’nin gururlu konuşmasına karşı söylemişti bu sözleri. Ve ondan hiç de aşağı kalmamıştı hani! Kafkas kartalına da bu yakışırdı.</p>
<p>Ona kalsa mücadeleye devam edecekti. Ne var ki ailesi ve maiyyetindekilerin ısrarı teslim olmasında etkili olmuştu. Direnecek olsa herkes ölecekti. Sonunda hayatının en önemli kararını verip teslim oldu. Ne var ki, teslimiyeti Kafkasya’nın dağlı halklarının çilesini sona erdirmedi. Artık onların Rumeli ve Anadolu’ya doğru sürgün çilesi başlamıştı. Bu zorlu yolculuklarda binlerce kişi hayatını kaybetti. Buna rağmen Kafkasya’daki istiklal ateşi hiç sönmedi. İşte Şeyh Şamil bu istiklal ateşinin sembolü oldu.</p>
<p>1797’de Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi Şamil. Babası Avarlardan Muhammed, annesi Avar beylerinden Pir Budak’ın kızı Bahu Mesedu idi. İlk ismini dedesi Ali’den aldı. Ancak ailesi sık sık hastalandığı için geleneksel inanç gereği adını Şemuil (Şamuil, Şamil) koydu. Rusya ve Batı’da Şamil olarak anıldı. Her ne kadar çocukluğu hastalıklarla geçmişse de gençlik yıllarında güçlendi ve 1,97 metre boyuyla atletik bir yapıya ulaştı. Solaktı, bu yüzden kılıcını sol eliyle ustaca kullanırdı. Ata binmekte de yetenekliydi. İlk eğitimini dayısından alan Şamil, arkadaşı Molla Muhammed ile birlikte Harakanî Said’den ve ileride kayınpederi olacak olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’den dinî ilimler tahsil etti.</p>
<p>İmam Mansur’dan sonra Kafkasya’daki “müridizm” hareketi lidersiz kalmıştı. 1820’lerin sonuna gelindiğinde Gazi Muhammed gazavat hareketinin ikinci imamı oldu (1829). Şamil artık onun yardımcısıydı. Ne var ki Ruslara karşı cihad bildirisi yayımlayan Gazi Muhammed 1832’de Gimri’deki savaşta şehit düştü. Yerine Hamza Bey (Hamzat Bek) imamete seçilmişse de 19 Eylül 1834’de suikaste uğradı. Sonunda Şamil ulemanın ittifakıyla müridizm hareketinin ikinci döneminin üçüncü imamı seçildi.</p>
<p>Şamil’in 25 yıllık imametinin ilk 20 yılı Dağıstan ve Çeçenistan’da Ruslara karşı çetin mücadeleler içinde geçti. Nice Rus generalleri (General Feze, General Grabe, Prens Vorontsov vb.) Şamil’i yenmeye ahdetmişse de başarılı olamadılar. 1837’de General Feze, Aşağı Çeçenistan’a ve Büyük Çeçenistan’a iki büyük sefer yaptı lakin Tiliti’de Şamil’in direnişi karşısında Hunzah’a çekilerek Kafkasya’daki kariyerini noktaladı.</p>
<p>Şamil’i yenme hevesine kapılan Rus generallerinden biri de General Grabbe idi. Mayıs 1839’da 30 bin kişilik ordusuyla Şamil’e karşı sefere çıktı ve onu Ahulguh’da kuşattı. Ahulguh kuşatması Şamil için çok önemliydi. Çünkü bu kuşatma, Kafkasya’daki müridizm hareketi için bir dönüm noktası olduğu kadar Şamil’in 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara barış için rehine vermesi bakımından da önemliydi. Bu sırada Şamil’in yaptığı dua yürekleri ürpertir: “Ya Rabbi, sen Hz. Musa’yı Firavun’un elinde perverde ettin, oğlumu da Rusların nezdinde muhafaza buyur!”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şeyh Mansur’dan Şeyh Şamil’e Müridizm Hareketi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/seyh-mansurdan-seyh-samile-muridizm-hareketi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 07:16:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Kartalı]]></category>
		<category><![CDATA[Lesley Blanch]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[Müridizm]]></category>
		<category><![CDATA[Şehy Mansur]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkücü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6790</guid>

					<description><![CDATA[4 Şubat 1871… Bundan tam 150 yıl önce, bir istiklal mücahidi, uğruna cihad ettiği asıl sahibine geri dönmüş, emanetini teslim etmişti. Lesley Blanch, onun son anlarını şu cümlelerle tasvir ediyordu: “Akşam ezanından hemen önce doğruldu. Eski kuvveti geri gelmişti. Coşkuyla ‘Allah, Allah!’ diye bağırdı. Sonra gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı” (Cennetin Kılıçları, Şeyh Şamil Efsanesi, çev. Sinan Coşkun, Ketebe Yayınları, 2020, s. 608). Hiç şüphesiz L. Blanch’ın “Allah Allah diye bağırdı” dediği son söz, Kelime-i Şehadet idi. Ruhunu böyle teslim eden bu mübarek insan, Şeyh Şamil’den başkası değildi. İmam Şamil de derlerdi kendisine. Türkiye’de “Kafkas Kartalı”, “Çarlara Başeğmeyen Dağlı”,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4 Şubat 1871… Bundan tam 150 yıl önce, bir istiklal mücahidi, uğruna cihad ettiği asıl sahibine geri dönmüş, emanetini teslim etmişti. Lesley Blanch, onun son anlarını şu cümlelerle tasvir ediyordu: “Akşam ezanından hemen önce doğruldu. Eski kuvveti geri gelmişti. Coşkuyla ‘Allah, Allah!’ diye bağırdı. Sonra gözleri bir daha açılmamak üzere kapandı” (<em>Cennetin Kılıçları, Şeyh Şamil Efsanesi</em>, çev. Sinan Coşkun, Ketebe Yayınları, 2020, s. 608). Hiç şüphesiz L. Blanch’ın “Allah Allah diye bağırdı” dediği son söz, Kelime-i Şehadet idi.</p>
<p>Ruhunu böyle teslim eden bu mübarek insan, Şeyh Şamil’den başkası değildi. İmam Şamil de derlerdi kendisine. Türkiye’de “Kafkas Kartalı”, “Çarlara Başeğmeyen Dağlı”, “Kafkas Dağlarının Hürriyet Güneşi”, “Dağıstan Aslanı”, “İslam Mücahidi” olarak anıldı. O kadar benimsendi ki, özellikle milliyetçi/ülkücü camia tarafından Türk olduğu bile söylendi. Oysa Şamil’in Türklükle bir ilgisi yoktu; bir Kafkas kavmi olan Avarlara mensup idi. Böyle söylenmesinin sebebi Ruslara karşı yürüttüğü istiklal mücadelesiydi. Hatta Şeyh Şamil, bir zamanlar ülkücülerin dillerinden düşmeyen bir şiirin asıl kahramanı idi. Şu sözler o şiirden:</p>
<p><em>Şamil, Kafkas dağlarının hürriyet güneşidir.</em></p>
<p><em>Şamil atalarımın öz-be-öz kardeşidir.</em></p>
<p><em>Şamil’i bilmeyen atasını ne bilir?</em></p>
<p>Aslında Kafkasya’daki Müridizm hareketi Şeyh Şamil ile başlamadı. Şeyh Mansur bu hareketin ilk lideri idi. Çeçen asıllı bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Mansur 1784’de Rusların Çeçenistan’a saldırması üzerine, doğduğu köy olan Aldı’da Ruslara karşı “gazavat” ilan etmiş; Çeçenistan, Dağıstan ve Kabarday halkına gönderdiği bir beyannamede “kâfir Rus” düşmanlığını açıkça göstermişti: “Kâfire medar haramdır. Müslüman olan kâfiri vurub malını talan, evlad-ı iyalini esir etmektir. Rus eseri olan her şey Rus’un hareket tarzına uygun her vasıf haramdır. Hasta olursanız kendinizi Rus doktorlara tedavi ettirmeyiniz. Neticede belki o Rus ile dost olmak mümkündür.”</p>
<p>Şeyh Mansur Kuzey Kafkas halklarını birleştirerek gazavata girişti. Bu hareket bölge halklarını heyecanlandırmış ve onun etrafında birleşmelerine sebep olmuştu. Görünen o ki, bu savaş Ruslara pahalıya mâl olacaktı. Nitekim 8 Temmuz 1785’deki Aldı Savaşı’nda Şeyh Mansur, Albay Pierre komutasındaki 7 bin kişilik Rus birliğini imha etmiş, ardından 15 bin kişilik bir birlik ile Terek nehrini aşarak Kızılyar-Mozdok hattını ele geçirmişti. Ancak Ruslar aynı yılın Ekim-Kasım aylarında gönderdiği birlikler sayesinde Şeyh Mansur’u Mozdok’tan çekilmeye zorladılar. Böylece Şeyh Mansur Kabarday bölgesine çekildi. Yine de Şeyh Mansur’a bağlı Hacı Geri ve Adil Geri başta olmak üzere bazı komutanlar Rus bölgelerine saldırılarını sürdürdüler. Ne var ki Kafkasya’daki bu mücadele, 1787’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı ile yeni bir şekil alacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2021">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Misak-ı Millî Osmanlı’nın Kırmızı Çizgisiydi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/misak-i-milli-osmanlinin-kirmizi-cizgisiydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2020 13:01:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Batum]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Magna Carta]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5736</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Türkiye’de eğitimli de olsa insanlara “Misak-ı Millî nedir?” diye sorsanız, çoğunun cevabı, “Millî sınırlar” olacaktır, yani bugünkü Türkiye’nin sınırları. Acaba bu cevap ne kadar doğru? Bunda, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından benimsenen barışçı ve uluslararası sisteme uygun dış politikanın rolü ve bu politikaya uyumlu olması için Misak-ı Millî Beyannamesi’nde yapılan “küçük değişiklikler”in hiç mi payı yok? Elbette var. Yine de bu çerçevenin dışına çıkarak Misak-ı Millî deyince Musul, Kerkük, Halep, Batı Trakya ve Batum’u aklına getiren bilinçli insanlar yok değil. Bu sevindirici durum, Misak-ı Millî algısını “sınırlara hapsetme”ye engel oluşturmamıştır. Kestirmeden cevap verelim: Misak-ı Millî yeni Türk vatanının sınırlarının belirlenmesinden ve bu sınırlar içinde yaşayan insanların niteliklerinin tanımlanmasından daha geniş anlamlara sahiptir.</p>
<p>Hemen belirtelim ki, Misak-ı Millî’nin kelime anlamı ‘millî yemin’dir. Devrinde ‘Ahd-i Millî’, ‘Peyman-ı Millî’ olarak da adlandırılmıştır. 12 Ocak 1920’de açılan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda kurulan Ahd-i Millî Komisyonu’nun çalışmaları neticesinde Misak-ı Millî beyannamesi hazırlanmış ve 28 Ocak’ta, 121 milletvekilinin imzasıyla kabul edildikten sonra 17 Şubat 1920’de oybirliğiyle dünya parlamentolarına ilân edilmesi tasdik edilmiştir. Genellikle Misak-ı Millî, yerli ve yabancı tarihçi ve siyaset bilimciler tarafından “bağımsızlık bildirisi”, “Türk Magna Carta”sı, “Kemalist politik ilkeler deklarasyonu”, “Erzurum ve Sivas kongrelerinde alınan kararların Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından benimsendiği siyasî bir program”, Müslüman Osmanlıların direniş hareketinin hedeflerinin resmî ifadesi”, “Osmanlı Devleti’nin bütün uluslararası mesuliyet ve iddialarından soyutlanması” ve “barış şartları” olarak değerlendirilmiştir. Bunların bir karşılığı olmakla beraber bihakkın devrin iç ve dış siyasî şartları pek fazla dikkate alınmadan, çoğunlukla Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarih anlatısına uygun değerlendirmelerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2020">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye Sınırımızın Tartışmalı Tarihi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/suriye-sinirimizin-tartismali-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 05:30:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cerablus]]></category>
		<category><![CDATA[Erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[İtilaf Devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis-i Mebusan]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[mütarekenâme]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5159</guid>

					<description><![CDATA[30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nde sınırlarla ilgili açık hüküm bulunmamaktadır. Buna rağmen Erzurum ve Sivas kongreleri beyannamelerinin birinci maddesinde yer alan “mütarekenâmenin imza olunduğu 30 Teşrin-i evvel 334 tarihindeki hududumuz dahilinde” ifadesi açıktan olmasa da bir sınırın “tasavvur ve kabul” edildiğini ortaya koymaktadır. Bunun daha açık ifadesi, “İtilâf devletleri tarafından işgal edilmemiş topraklar” olduğu idi. Bu sınırın Wilson ilkeleri ile İtilâf Devletleri’nin Ortadoğu’daki çıkarları göz önünde bulundurularak düşünüldüğü, açıkça belirtilmese de muhakkak idi. Ancak Misâk-ı Millî Beyannamesi’nde daha da ileri gidilerek bu işgal edilmemiş toprakların dışına çıkılarak yeni bir sınır tasavvuru yapılmıştı. Nitekim, 3 Ocak 1920’de Osmanlı Meclis-i Meb’ûsanı’ndaki özel toplantılarda ortaya konulan görüşlere baktığımızda, Misâk-ı Millî’nin sınırlarla ilgili hükümlerini anlamak mümkündü. Çünkü söz konusu milletvekilleri, bir “coğrafî vahdet” kavramından hareket ederek yeni Türkiye’nin güney sınırlarını belirlemekte ve bu sınırın “Anadolu’nun Irak’a uzanmış bir kolunu teşkil eden havali” dedikleri Birecik, Ayıntap, Maraş, Halep ve Kuzey Irak’ı içine aldığını söylemekteydiler. Diğer taraftan, Mustafa Kemal Paşa, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldikten bir gün sonra Ankaralı ileri gelenlere yaptığı konuşmada, Türkiye’nin güney sınırı için bir sınır tesbiti yapmış ve bu sınır, Kerkük’ü de dahil etmesinden dolayı -çünkü, mütarekede Kerkük, düşman işgali altndaydı- “işgal edilmemiş topraklar” kriterinin dışına çıkan bir tesbit olmuştu. Buna göre sınır “İskenderun körfezi cenubundan Antakya’dan Halep ile Katma istasyonu arasında Cerablus cenubunda Fırat nehrine mülaki olur. Oradan Deyr-i Zor’a iner. Ba’dehu, şarka temdit edilerek Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi ihtiva eder.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasım-2019">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege&#8217;de 96 Yıllık İpotek</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/egede-96-yillik-ipotek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Ayvalık]]></category>
		<category><![CDATA[oniki ada]]></category>
		<category><![CDATA[Trablusgarb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4721</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Geçen yıl Eylül’de Ayvalık’a gitmiş, hemen karşısındaki Midilli adasını görünce hayıflanarak “Ah İsmet Paşa ah!” demiş ve bu serzenişimi sosyal medyada paylaştığımda bazı dostlar tepki göstermişti. Aynı şekilde Türkiye’ye yeni gelmiş bir yabancının önüne Adalar Denizi’ni (Ege Denizi) de gösteren bir Türkiye haritasını açsak ve özellikle sahillerimize yakın bu adaların kimin olduğunu sorsak, alacağınız cevap, “Tabii ki Türkiye’nindir” olacaktır. Gerçekten öyle mi? Aslında Adalar Denizi’ndeki kara veya taş parçalarının -nam-ı diğer adaların- kaderi, Balkan harplerinden bir yıl önce, 29 Eylül 1911’deki Trablusgarb Savaşı ile başlamıştı. İtalyanların hedefi Trablusgarb ve Bingazi idi. Her ne kadar Trablusgarb sahillerine çıkmışlarsa da Enver&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen yıl Eylül’de Ayvalık’a gitmiş, hemen karşısındaki Midilli adasını görünce hayıflanarak “Ah İsmet Paşa ah!” demiş ve bu serzenişimi sosyal medyada paylaştığımda bazı dostlar tepki göstermişti.</p>
<p>Aynı şekilde Türkiye’ye yeni gelmiş bir yabancının önüne Adalar Denizi’ni (Ege Denizi) de gösteren bir Türkiye haritasını açsak ve özellikle sahillerimize yakın bu adaların kimin olduğunu sorsak, alacağınız cevap, “Tabii ki Türkiye’nindir” olacaktır. Gerçekten öyle mi?</p>
<p>Aslında Adalar Denizi’ndeki kara veya taş parçalarının -nam-ı diğer adaların- kaderi, Balkan harplerinden bir yıl önce, 29 Eylül 1911’deki Trablusgarb Savaşı ile başlamıştı. İtalyanların hedefi Trablusgarb ve Bingazi idi. Her ne kadar Trablusgarb sahillerine çıkmışlarsa da Enver ve Mustafa Kemal beylerin içinde bulunduğu Osmanlı subaylarının başlattığı gerilla savaşı sayesinde iç bölgelere giremediler. Fakat Trablusgarb’ı almakta kararlıydılar; üstelik İngiltere ve Fransa gibi büyük devletler de onların yanındaydı.</p>
<p>Diğer taraftan Osmanlı Devleti Adalar Denizi’nde zor durumdaydı. Oniki Ada Nisan-Mayıs 1912’den beri fiilen İtalyan işgali altındaydı. Bbir yandan da Makedonya ve Arnavutluk’taki ayaklanmalarla uğraşıyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Sultan Vahdettin Mi Gönderdi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/mustafa-kemali-anadoluya-sultan-vahdettin-mi-gonderdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 22:18:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[M. Kemal Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Samsun'a çıkış]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Vahdeddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4502</guid>

					<description><![CDATA[Bu, muhafazakâr çevrelerce yıllardır savunulan bir görüştür. Bunda en büyük delil, M. Kemal Paşa’nın Samsun için İstanbul’dan ayrılmadan önce Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahdeddin ile görüşmesi ve o görüşmede Sultan’ın söylediği “Paşa Paşa, şimdiye kadar vatana çok hizmet ettin. Bunların hepsi bu kitaba girmiştir. Vatanı kurtarabilirsiniz Paşam” hitabıdır. Aynı sözlerin kendisine de söylendiğini Kazım Karabekir anılarında dile getirmektedir. Ancak Sultan’ın bu sözleri M. Kemal Paşa’da şaşkınlığa sebep olmuş ve samimiyeti konusunda tereddüde düşmüştür. Ona göre Sultan’ın bu sözlerdeki maksadı kendi teslimiyetçi siyasetine hizmet ederek devleti kurtarmasıdır. Devamı Derin Tarih Mayıs Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Bu, muhafazakâr çevrelerce yıllardır savunulan bir görüştür. Bunda en büyük delil, M. Kemal Paşa’nın Samsun için İstanbul’dan ayrılmadan önce Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahdeddin ile görüşmesi ve o görüşmede Sultan’ın söylediği “Paşa Paşa, şimdiye kadar vatana çok hizmet ettin. Bunların hepsi bu kitaba girmiştir. Vatanı kurtarabilirsiniz Paşam” hitabıdır. Aynı sözlerin kendisine de söylendiğini Kazım Karabekir anılarında dile getirmektedir. Ancak Sultan’ın bu sözleri M. Kemal Paşa’da şaşkınlığa sebep olmuş ve samimiyeti konusunda tereddüde düşmüştür. Ona göre Sultan’ın bu sözlerdeki maksadı kendi teslimiyetçi siyasetine hizmet ederek devleti kurtarmasıdır.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerküklü Türk Gençlerin Feryadı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/genel/kerkuklu-turk-genclerin-feryadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:59:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz işgali]]></category>
		<category><![CDATA[Kerkük]]></category>
		<category><![CDATA[Misak-ı Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Musul]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymaniye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4131</guid>

					<description><![CDATA[Baba bugün Kerkük ateşe benzer; Sönmez güneşe benzer. Kerkük’ü unutanlar, Çölde bir taşa benzer. Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile Kürtler, Türkler ve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Baba bugün Kerkük ateşe benzer;</em></p>
<p><em>Sönmez güneşe benzer.</em></p>
<p><em>Kerkük’ü unutanlar,</em></p>
<p><em>Çölde bir taşa benzer.</em></p>
<p>Yukarıdaki dörtlük, bir Kerkük ağıtı olan meşhur “Kurbanam Han Gözüne” ağıtından. Tasvir anlamlı: Kerkük’e ilgisiz kalanları “çölde bir taşa” benzetmek. Bir başka deyişle, unutmayın bizi, unutmayın Kerkük’ü diyor bu ağıt. Bilindiği gibi Kerkük, kadim bir Türk şehri. Aynı zamanda hoyratlarıyla meşhur, zengin bir kültür havzası… Bu şehirde insanlar Azerbaycan Türkçesine benzer bir Türkçe konuşurlar; hiç fark etmez, Türk’ü de Arab’ı da Kürd’ü de bilir bu dili. Buna biraz da Arap aksanını eklerler. Öyle konuşurlar Kerkük Türkçesini insanlar. İngiliz istihbaratçı C. J. Edmonds bile <em>Kürtler, Türkler ve Araplar</em> adlı meşhur eserinde (Çevirenler: Serdar Şengül-Serap Ruken Şengül, Avesta Yayınları, İstanbul 2003, s.572) Kerkük şehrinin %75’inin Türklerden oluştuğunu yazar. Ayrıca, Kerkük’ün kaderi, Musul, Erbil, Süleymaniye ve Telafer ile birlikte Anadolu’nun kaderiyle aynıdır. Geçmişte de öyleydi, şimdi de öyledir. Nitekim 1. TBMM’de (1920-1923) çoğu milletvekili, “Kerkük dâhil Musul vilayeti elden çıkarsa, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun güvenliği tehlikeye girer, orası kaybedilirse Anadolu’nun güvenliği de tehlikeye girer” demekten kendilerini alamamışlardı. Yani, Musul vilayeti demek, Anadolu demekti. Ne var ki, Mondros Mütarekesi öncesi, 23 Ekim 1918’de, Kerkük’ün İngiliz işgaline uğraması, adeta, sonun başlangıcıydı. Çok geçmeden 3 Kasım’da Musul işgale uğradı. Daha sonra Musul Vilayeti, Paris Barış Konferansı’na Osmanlı Devleti’nce resmen sunulan 23 Haziran 1919 tarihli muhtırada ismen, “yeni Türk vatanı”nın içinde gösterilmiş ve Misak-ı Millî’de ise kriter olarak “Osmanlı-İslam çoğunluğu”nun oturdukları toprakların içinde düşünülmüştü.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asırlık Plan: Uluslararası İstanbul Devleti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/maziye-bir-nazar/asirlik-plan-uluslararasi-istanbul-devleti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maziye Bir Nazar]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlar şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[payitahtı İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Şehirlerin kraliçesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3896</guid>

					<description><![CDATA[“Dünya İmparatorluğu kuracak olsam payitahtı İstanbul yapardım.” Bu söz Fransa İmparatoru Napolyon’a ait. Hiç şüpheniz olmasın; İstanbul’a göz diken sadece Napolyon değildi. İstanbul Helen, Pers, Makedon, Roma, Hun, Avar, Peçenek, Sasânî, Arap, Rus gibi birçok devlet veya imparatorluk tarafından defalarca kuşatılmış ve en sonunda Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu arada dört defa tekrarlanan Haçlı Seferleri’ni unutmayalım. Rusların Çargrad (Çarlar şehri) dedikleri İstanbul, siyaseten “Üçüncü Roma”, Helenlere göre “Büyük Helen İmparatorluğu’nun başkenti” olması hedeflenen bir dünya şehri, Doğu Roma/Bizans açısından “Şehirlerin kraliçesi” idi. Bir başka ifadeyle, “dünyanın merkezi”. Kurucusu Constantin’den hareketle Bizans’ın Konstantinopol’u olan bu kutlu şehir, Türklerin fethinden sonra İslambol/ İstanbul&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Dünya İmparatorluğu kuracak olsam payitahtı İstanbul yapardım.” Bu söz Fransa İmparatoru Napolyon’a ait. Hiç şüpheniz olmasın; İstanbul’a göz diken sadece Napolyon değildi. İstanbul Helen, Pers, Makedon, Roma, Hun, Avar, Peçenek, Sasânî, Arap, Rus gibi birçok devlet veya imparatorluk tarafından defalarca kuşatılmış ve en sonunda Osmanlılar tarafından fethedilmişti. Bu arada dört defa tekrarlanan Haçlı Seferleri’ni unutmayalım. Rusların Çargrad (Çarlar şehri) dedikleri İstanbul, siyaseten “Üçüncü Roma”, Helenlere göre “Büyük Helen İmparatorluğu’nun başkenti” olması hedeflenen bir dünya şehri, Doğu Roma/Bizans açısından “Şehirlerin kraliçesi” idi.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, “dünyanın merkezi”. Kurucusu Constantin’den hareketle Bizans’ın Konstantinopol’u olan bu kutlu şehir, Türklerin fethinden sonra İslambol/ İstanbul olmuştu. Türkler ayrıca İstanbul’u payitaht yaptıktan sonra bu yedi tepeli şehre Âsitâne, Dârü’s-saade, Dersaadet, Deraliyye, Darü’l-hilafetü’l-aliyye gibi isimler verdiler. Ama İstanbul’un eski ismi Konstantiniyye’yi kullanmaktan da çekinmediler. 20. yüzyıla gelindiğinde İstanbul’un dünya siyasetindeki ehemmiyeti azalmadı; aksine, İtilaf Devletleri Çanakkale’yi geçememeleri ve dolayısıyla savaşın en az iki yıl uzamasından Türkleri mes’ul tuttular. Onlara göre bunun bedelini Türkler ödemeliydi. Bu bedel de İstanbul ve Boğazların bekçiliğinden Türkleri azat etmekti. Bundan dolayıdır ki Osmanlı Devleti’ne dikte ettikleri Mondros Mütarekesi’nin ilk dört maddesi Boğazların askerî açıdan kontrolü ile ilgiliydi. Zaten çok geçmeden (mütarekeden iki hafta sonra) 13 Kasım 1918’de İstanbul’u fiilen işgal ettiler. Bu arada Musul (3 Kasım) ve İskenderun gibi stratejik yerleri de ele geçirdiler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2018">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Tek Ali Kemal Mondros’a Muhalifti!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/bir-tek-ali-kemal-mondrosa-muhalifti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:16:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Mondros Mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[“Hâtime-i Kâbus”]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3816</guid>

					<description><![CDATA[“Tam dört senedir devam eden kâbus-ı menhusdan işte derilerimiz kemiklerimize yapışık, kurumuş ve küçülmüş, fakir ve müstahkar, bî-mecâl ve bir mâtem çıkıyoruz. Artık kan kesildi. Yalnız gözyaşları akacak.” Bu cümleler Cenab Şahabeddin’in Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra Hadisat gazetesine yazdığı “Hâtime-i Kâbus” adlı yazıdan. Yazar, “kâbus-ı menhus” dediği 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden son derece memnun gibi. Hatta bu duruma, “kâbus” dediği savaşın bitmesi anlamında “hâtime-i kâbus” demekten de kendini alamamış. Hiç şüphesiz, bunu sağlayan, Osmanlı Devleti için 1. Dünya Savaşı’nı resmen bitiren/sonlandıran 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi idi. Bu mütareke,  çaresizlikten kaynaklanan bir “mecburiyetin eseri” idi aslında.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Tam dört senedir devam eden kâbus-ı menhusdan işte derilerimiz kemiklerimize yapışık, kurumuş ve küçülmüş, fakir ve müstahkar, bî-mecâl ve bir mâtem çıkıyoruz. Artık kan kesildi. Yalnız gözyaşları akacak.” Bu cümleler Cenab Şahabeddin’in Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından üç gün sonra Hadisat gazetesine yazdığı “Hâtime-i Kâbus” adlı yazıdan. Yazar, “kâbus-ı menhus” dediği 1. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden son derece memnun gibi. Hatta bu duruma, “kâbus” dediği savaşın bitmesi anlamında “hâtime-i kâbus” demekten de kendini alamamış. Hiç şüphesiz, bunu sağlayan, Osmanlı Devleti için 1. Dünya Savaşı’nı resmen bitiren/sonlandıran 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi idi. Bu mütareke,  çaresizlikten kaynaklanan bir “mecburiyetin eseri” idi aslında. Ümit edildi ki, mütareke, tarihçi Akdes Nimet Kurat’ın dediği gibi “İmparatorluğun Son Nefesi” olacaktı. Aksine İtilâf Devletleri, Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’ni askerî mânâda teslim almayı hedeflemişlerdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Atatürk’e Göre Hilafetin Kaldırılması İçin Bu Tür Antlaşmalara Gerek Yoktu”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/ataturke-gore-hilafetin-kaldirilmasi-icin-bu-tur-antlasmalara-gerek-yoktu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:18:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafetin kaldırılması]]></category>
		<category><![CDATA[Lozan Konferansı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3636</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de öteden beri hilafetin ilgasına Lozan Konferansı sürecinde karar verildiği düşüncesi, özellikle muhafazakâr camiada sıklıkla dile getirilir. Ancak iddia sahipleri bu konuda bir belge ortaya koyamamıştır. Hal böyleyken Prof. Dr. Metin Hülagü, 21 Temmuz 2018 tarihli Süperhabertv adlı internet gazetesinde “Gizli antlaşmayla hilafetin ilgasını İsmet Paşa imzalamış” başlıklı uzun bir yazı kaleme aldı. Yazısında İsmet Paşa’nın yakın dostu Kemal Ohri’nin kaleme aldığı 10 Kasım 1946 tarihli uzun analiz rapor/mektubuna dayanarak Lozan Antlaşması öncesinde hilafetle Türkiye’de dinî terbiyenin kaldırılmasına ilişkin 4 maddelik gizli bir antlaşmanın yapıldığını ve bu antlaşmanın İsmet Paşa tarafından imzalandığını iddia etmiştir. Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de öteden beri hilafetin ilgasına Lozan Konferansı sürecinde karar verildiği düşüncesi, özellikle muhafazakâr camiada sıklıkla dile getirilir. Ancak iddia sahipleri bu konuda bir belge ortaya koyamamıştır. Hal böyleyken Prof. Dr. Metin Hülagü, 21 Temmuz 2018 tarihli Süperhabertv adlı internet gazetesinde “Gizli antlaşmayla hilafetin ilgasını İsmet Paşa imzalamış” başlıklı uzun bir yazı kaleme aldı. Yazısında İsmet Paşa’nın yakın dostu Kemal Ohri’nin kaleme aldığı 10 Kasım 1946 tarihli uzun analiz rapor/mektubuna dayanarak Lozan Antlaşması öncesinde hilafetle Türkiye’de dinî terbiyenin kaldırılmasına ilişkin 4 maddelik gizli bir antlaşmanın yapıldığını ve bu antlaşmanın İsmet Paşa tarafından imzalandığını iddia etmiştir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Soruda Kurucu Antlaşmalar ve Referandum Krizi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/5-soruda-kurucu-antlasmalar-ve-referandum-krizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:17:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[küresel güç­ler]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Irak’ta bölgesel Kürdistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2751</guid>

					<description><![CDATA[25 Eylül’de Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu, Irak başta olmak üzere Tür­kiye ve İran’ı teyakkuza ge­çirdi. Bölgesel aktörler bu haldeyken ABD, İngiltere ve Almanya gibi küresel güç­ler de Barzani’ye görünüş­te “temkinli” davranmasını tavsiye ediyorlar. Hiç şüphesiz Barzani’ye açıktan en büyük desteği İs­rail veriyor. Bunu da her fır­satta dile getiriyorlar. Bilin­diği gibi Kuzey Irak bölgesi, Suriye ile birlikte İsrail’in “vaat edilmiş toprakları” içinde. Hatta baba Molla Mus­tafa Barzani’den beri Barza­nilerin İsrail Devleti ile güç­lü ilişkileri mevcut. Mesela 1990’ların ortalarından iti­baren Kuzey Irak’ta Peşmer­gelere ilk eğitim ve silah des­teği İsrail iç istihbarat birimi Şabak tarafından sağlanmış­tı. Bugün durum değişmiş değil. Öyle ki, referandum&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>25 Eylül’de Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu, Irak başta olmak üzere Tür­kiye ve İran’ı teyakkuza ge­çirdi. Bölgesel aktörler bu haldeyken ABD, İngiltere ve Almanya gibi küresel güç­ler de Barzani’ye görünüş­te “temkinli” davranmasını tavsiye ediyorlar. Hiç şüphesiz Barzani’ye açıktan en büyük desteği İs­rail veriyor. Bunu da her fır­satta dile getiriyorlar. Bilin­diği gibi Kuzey Irak bölgesi, Suriye ile birlikte İsrail’in “vaat edilmiş toprakları” içinde. Hatta baba Molla Mus­tafa Barzani’den beri Barza­nilerin İsrail Devleti ile güç­lü ilişkileri mevcut. Mesela 1990’ların ortalarından iti­baren Kuzey Irak’ta Peşmer­gelere ilk eğitim ve silah des­teği İsrail iç istihbarat birimi Şabak tarafından sağlanmış­tı. Bugün durum değişmiş değil. Öyle ki, referandum çalışmaları sırasında Kuzey Irak’ta bölgesel Kürdistan’ın bayrakları ile İsrail bayrakla­rı beraber dalgalandı. Bütün bunlar referandum konu­sunda Barzani’yi cesaretlen­diren gelişmeler oldu.</p>
<p>Böylesi önemli bir geliş­me karşısında Türkiye, İran ve Irak devletleriyle ortak hareket planları üzerinde çalışmaktadır. Üstelik Tür­kiye, referandum günü yak­laştıkça Habur bölgesinde askerî tatbikatlar yapmak­tan geri durmadı. Diğer ta­raftan Türk kamuoyu, hükü­metten Kuzey Irak’a yönelik bazı siyasî ve askerî tedbirle­re başvurmasını istemekte ve adeta baskı yapmaktadır. Dahası bazı çevreler -buna si­yasiler de dahil- Türkiye’nin muhtemel bir Kuzey Irak ba­ğımsızlığı karşısında 1926 tarihli Ankara Antlaşması ve benzeri uluslararası ant­laşmalardan doğan birtakım haklara sahip olduğunu id­dia edegelmişlerdir. Nitekim 22 Eylül tarihinde MGK ta­rafından yayımlanan bildi­ride benzer görüşler dile ge­tirildi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ekim2017">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
