﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kara &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/mustafakara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Mon, 01 Sep 2025 11:47:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Mustafa Kara &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Horasan’dan doğan güneş sadece Anadolu’yu ve Balkanlar’ı değil tüm dünyayı aydınlattı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/horasandan-dogan-gunes-sadece-anadoluyu-ve-balkanlari-degil-tum-dunyayi-aydinlatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 11:47:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11696</guid>

					<description><![CDATA[11. yüzyılda Selçukluların bir devlet olarak tarih sahnesine çıktıkları coğrafya, tasavvufî hareketler bakımından da oldukça bereketlidir. Selçuklular batıya doğru hareket edip Anadolu’yu yurt tutunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgelerindeki bu ruh Anadolu topraklarını da mayalamıştır. “Anadolu’yu Yesevî dervişleri fethetti” denmesi boşuna değildir. Horasan’dan Anadolu’ya Selçuklular ile tasavvufî hareketler arasındaki ilişkileri Prof. Dr. Mustafa Kara ile konuştuk. Selçukluları etkileyen büyük sûfîlerin, kurucu kitapların, tarikat ve tekke/zaviye gibi tasavvufî müesseselerin ardına düştük. &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>11. yüzyılda Selçukluların bir devlet olarak tarih sahnesine çıktıkları coğrafya, tasavvufî hareketler bakımından da oldukça bereketlidir. Selçuklular batıya doğru hareket edip Anadolu’yu yurt tutunca Horasan ve Mâverâünnehir bölgelerindeki bu ruh Anadolu topraklarını da mayalamıştır. “Anadolu’yu Yesevî dervişleri fethetti” denmesi boşuna değildir. Horasan’dan Anadolu’ya Selçuklular ile tasavvufî hareketler arasındaki ilişkileri Prof. Dr. Mustafa Kara ile konuştuk. Selçukluları etkileyen büyük sûfîlerin, kurucu kitapların, tarikat ve tekke/zaviye gibi tasavvufî müesseselerin ardına düştük.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2025-/-sayi-162">Derin Tarih Eylül Sayısında… </a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müceddidiyye’nin Bursa ve İstanbul’a İntikali</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/muceddidiyyenin-bursa-ve-istanbula-intikali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2024 12:11:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=11038</guid>

					<description><![CDATA[Buharalı Bahâeddin Nakşibend’in fikir ve yorumlarıyla teşekkül eden Nakşibendiyye, 17. yüzyılda Mektûbât sahibi İmâm-ı Rabbânî’nin dergâhında yetişen sûfîlerle yeni bir döneme girmiş ve tarikatın Müceddidiyye kolu tarih sahnesine çıkmıştır. Murad Buhârî’nin himmet ve gayretleriyle İstanbul Eyüp’te kurulan dergâhtan kısa süre sonra Cizyedârzâde Hüseyin Ağa tarafından kurulan vakfiye ile bu kültür Bursa’ya da ulaşmıştır. Bir başka ifadeyle Türkistan ve Hindistan’ın, Buhara ve Bombay’ın hoş kokusu, bu insanların himmet ve gayretleriyle Osmanlı’nın ilk başkentine vâsıl olmuştur. &#160; Devamı Derin Tarih Aralık Sayısında… ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Buharalı Bahâeddin Nakşibend’in fikir ve yorumlarıyla teşekkül eden Nakşibendiyye, 17. yüzyılda <em>Mektûbât</em> sahibi İmâm-ı Rabbânî’nin dergâhında yetişen sûfîlerle yeni bir döneme girmiş ve tarikatın Müceddidiyye kolu tarih sahnesine çıkmıştır. Murad Buhârî’nin himmet ve gayretleriyle İstanbul Eyüp’te kurulan dergâhtan kısa süre sonra Cizyedârzâde Hüseyin Ağa tarafından kurulan vakfiye ile bu kültür Bursa’ya da ulaşmıştır. Bir başka ifadeyle Türkistan ve Hindistan’ın, Buhara ve Bombay’ın hoş kokusu, bu insanların himmet ve gayretleriyle Osmanlı’nın ilk başkentine vâsıl olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-aralik-2024-/-sayi-154">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a></strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Döneminin Seçkin Münevverlerinden Ferid Kam</title>
		<link>https://www.derintarih.com/iz-birakanlar/cumhuriyet-doneminin-seckin-munevverlerinden-ferid-kam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Aug 2024 10:39:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=10720</guid>

					<description><![CDATA[Son dönem Osmanlı münevverleri arasında parlak şahsiyetler olduğu kadar kıymeti kendi içinde mahfuz, inci misali simalar da vardır. Bunlardan biri de Ömer Ferid Kam’dır. Bu müstesna şair ve düşünür; vehimli, kararsız ve sert mizacının da tesiriyle üniversite yıllarında fikrî bunalım ve arayış içine girmiştir. Bu savruluş yıllarında Doğu’nun ve Batı’nın önde gelen filozoflarının, tanınmış mutasavvıfların eserlerini okuyarak ve bazı şeyhlere intisap ederek sıkıntılarını aşmaya çalışmış, sonunda Mevlânâ’nın Mesnevî’si sayesinde aradığı huzuru bulmuştur. &#160;  Devamı Derin Tarih Ağustos Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönem Osmanlı münevverleri arasında parlak şahsiyetler olduğu kadar kıymeti kendi içinde mahfuz, inci misali simalar da vardır. Bunlardan biri de Ömer Ferid Kam’dır. Bu müstesna şair ve düşünür; vehimli, kararsız ve sert mizacının da tesiriyle üniversite yıllarında fikrî bunalım ve arayış içine girmiştir. Bu savruluş yıllarında Doğu’nun ve Batı’nın önde gelen filozoflarının, tanınmış mutasavvıfların eserlerini okuyarak ve bazı şeyhlere intisap ederek sıkıntılarını aşmaya çalışmış, sonunda Mevlânâ’nın <em>Mesnev</em><em>î</em>’si sayesinde aradığı huzuru bulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2024-/-sayi-149">Derin Tarih Ağustos</a></strong><strong><a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2024-/-sayi-148"> Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fethin 500. Yilinin İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen’e İlham Ettiği Satirlar</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/fethin-500-yilinin-istanbul-muftusu-omer-nasuhi-bilmene-ilham-ettigi-satirlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 08:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9375</guid>

					<description><![CDATA[Beşinci Diyanet İşleri başkanımız, fıkıh ve tefsir âlimi Ömer Nasuhi Bilmen, hukuk tahsili görmüş; müderris, muallim ve yönetici olarak uzun yıllar hizmet vermiş, kitap ve yayın alanında kapsamlı faaliyetlere imza atmıştır. 1953’te, İstanbul’un fethinin 500. yılı münasebetiyle kaleme alınan eserlerden biri, o dönemde İstanbul müftüsü olan Bilmen’e ait olup fethin tarihî ve İslâmî mahiyeti hakkında kayda değer satırlar ihtiva etmektedir. Bu satırlara Mustafa Kara hocamız refakatinde dikkat kesiliyoruz. &#160; Devamı Derin Tarih Mayıs Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beşinci Diyanet İşleri başkanımız, fıkıh ve tefsir âlimi Ömer Nasuhi Bilmen, hukuk tahsili görmüş; müderris, muallim ve yönetici olarak uzun yıllar hizmet vermiş, kitap ve yayın alanında kapsamlı faaliyetlere imza atmıştır. 1953’te, İstanbul’un fethinin 500. yılı münasebetiyle kaleme alınan eserlerden biri, o dönemde İstanbul müftüsü olan Bilmen’e ait olup fethin tarihî ve İslâmî mahiyeti hakkında kayda değer satırlar ihtiva etmektedir. Bu satırlara Mustafa Kara hocamız refakatinde dikkat kesiliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2023">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birinci Meclis’in Açılış Duasını Bursa Mebusu Mustafa Fehmi Efendi Yapmıştı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/yilinda-bursanin-yunan-isgalinden-kurtulusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 12:24:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[Kuvâ-yı Millîye]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8525</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk dönem din ve devlet adamlarından Mustafa Fehmi Efendi, müderris ve müftülük yaptıktan sonra Kuvâ-yı Milliye’ye katıldı. İstiklal Savaşı’nda aktif görev aldı. İlminden dolayı hürmet gördüğünden I. Meclis’in açılış duası da ona yaptırıldı. İlk mecliste Bursa mebusu olup, Şer’iyye ve Evkaf Vekilliği de yapan Mustafa Fehmi Efendi, Bursa’nın işgal günleri dahil 1920-50 yıllarında aralıksız 30 yıl milletvekilliğinde bulunmuştu&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk dönem din ve devlet adamlarından Mustafa Fehmi Efendi, müderris ve müftülük yaptıktan sonra Kuvâ-yı Milliye’ye katıldı. İstiklal Savaşı’nda aktif görev aldı. İlminden dolayı hürmet gördüğünden I. Meclis’in açılış duası da ona yaptırıldı. İlk mecliste Bursa mebusu olup, Şer’iyye ve Evkaf Vekilliği de yapan Mustafa Fehmi Efendi, Bursa’nın işgal günleri dahil 1920-50 yıllarında aralıksız 30 yıl milletvekilliğinde bulunmuştu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2022">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhammed Ali Clay: Tanıdığım İkinci Amerikalı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/tarihin-taniklari/muhammed-ali-clay-tanidigim-ikinci-amerikali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2022 08:11:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarihin Tanıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Chuvalo]]></category>
		<category><![CDATA[F. Kennedy]]></category>
		<category><![CDATA[Liston]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Patterson]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=8165</guid>

					<description><![CDATA[23 Eylül 1963 tarihinde Ankara İmam Hatip Okulu’nun birinci sınıfına kaydoldum. 22 Kasım 1963’te ABD Başkanı F. Kennedy bir suikasta kurban gitti. Bütün gazeteler, dergiler, radyolar kısacası herkes ondan bahsediyordu. Bu isim öğrendiğim/duyduğum ilk Amerikalı isimdir. Bir müddet sonra bu kıtada bir boks maçı oldu. Ardından ikinci ismi ezberledim: Cassius Clay. Bir müddet sonra ise şöyle bir haber yayınlandı. Manşet: “Ben Müslümanım… Benim adım Muhammed Ali.” Bir cümle daha: “Allah kendisine inananların her zaman yanındadır. Ringde de Allah benimle beraberdi.” Çok uzak diyarlardan çok tatlı haberler geliyordu. Dünyaya meydan okuyan bu siyah incinin rakipleriyle ilgili olarak kullandığı sivri cümleleri kadar,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>23 Eylül 1963 tarihinde Ankara İmam Hatip Okulu’nun birinci sınıfına kaydoldum. 22 Kasım 1963’te ABD Başkanı F. Kennedy bir suikasta kurban gitti. Bütün gazeteler, dergiler, radyolar kısacası herkes ondan bahsediyordu. Bu isim öğrendiğim/duyduğum ilk Amerikalı isimdir. Bir müddet sonra bu kıtada bir boks maçı oldu. Ardından ikinci ismi ezberledim: Cassius Clay. Bir müddet sonra ise şöyle bir haber yayınlandı. Manşet: “Ben Müslümanım… Benim adım Muhammed Ali.” Bir cümle daha: “Allah kendisine inananların her zaman yanındadır. Ringde de Allah benimle beraberdi.”</p>
<p>Çok uzak diyarlardan çok tatlı haberler geliyordu. Dünyaya meydan okuyan bu siyah incinin rakipleriyle ilgili olarak kullandığı sivri cümleleri kadar, diniyle imanıyla ilgili ifadeleri de dikkatimizi çekiyordu. Maç sonrası gazetelerin birinci sayfalarında yayınlanan fotoğraflar uzun uzun seyrediliyordu. Bu fotoğrafları kesip saklamaya, bazı yerlere asmaya başladım. Bir müddet sonra büyük ebat bir defter aldım, gazete ve dergilerden kestiğim kupürleri o defterin sayfalarına yapıştırmaya başladım. Bu tatlı macera yıllar yılı devam etti. Benzer dosyalarımla birlikte hepsi muhafaza altındadır. Bu koleksiyonun -şimdilik- son yazısı okuduğunuz satırlar olacaktır.</p>
<p>ABD’de siyahîlerin statüleri 2020’li yıllarda hâlâ problemli. Bu ıstırap verici manzarayı herkes görüyor. 1960’lı yıllar dikkate alınırsa Muhammed Ali’nin bu “meydan okuması”nın ilgi alanı, psikolojik etkisi daha kolay anlaşılabilir. Siyahîlerle birlikte bütün İslâm dünyasında da dalgalanmalar oldu. Naklen verilen maçı radyodan dinlemek için gece yarılarından sonra kalkanlar az değildi. Çocuklarına Muhammed Ali ismini verenler de… O yıllarda Eminönü’nde büyük bir mağazanın önünü kaplayan şu afişi hatırlıyorum: “Fiyatlarımıza M. Ali Clay Yumruk Attı”.</p>
<p>Bu arada yere serdiği rakiplerini de tanır hale geldik: Liston, Patterson, Chuvalo, Cooper, Mildenberger, Terrel, Follex…</p>
<p>Gel zaman git zaman üzüntülü haberler de gelmeye başladı uzak diyarlardan. Onu ringde deviremeyenler başka bir tuzak kurmuşlardı: Askerlik. Aslında millî sporcuları askerlikten muaf tutan idare, onu askere alıp hem de Vietnam Savaşı için cepheye gönderme kararı vermişti. Bu haksız kararı reddedince, mahkeme kahramanımızın hem “Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu” unvanını geri aldı hem de onu hapse mahkûm etti. Üç yıl hapis ve 10 bin dolar para cezası… O da yetmedi, “vatan haini” ilan edildi.</p>
<p>Elde var hüzün…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2022">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bursalı Safiye Hanim ve Mi’râciyye Vakfiyesi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/hos-sada/bursali-safiye-hanim-ve-miraciyye-vakfiyesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2022 07:38:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hoş Sadâ]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Yesevî]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Mi'rac]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7959</guid>

					<description><![CDATA[Mi’râciyye vakfının Vâkıfıdır bu Hanım Resûl’e olan aşkın Şâhididir bu Hanım Vakfı yaşatanların Gayreti gerek canım (Vardavî) Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Mi’râciyye vakfının </em></p>
<p><em>Vâkıfıdır bu Hanım</em></p>
<p><em>Resûl’e olan aşkın</em></p>
<p><em>Şâhididir bu Hanım</em></p>
<p><em>Vakfı yaşatanların</em></p>
<p><em>Gayreti gerek canım</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Bilindiği gibi Hz. Peygamber (sas) ile ilgili olarak kaleme alınan siyer ve mevlidler başta olmak üzere bütün eserlerin ortak konularından biri de Mi’ractır. Yüzyıllardan beri dünyanın farklı coğrafyalarında ve değişik dillerde Efendimiz ile, ona duyulan aşk ve muhabbet ile ilgili manzum, mensur binlerce eser yazılmıştır. Dinî tasavvufî Türk edebiyatının en derin ve bereketli konularından biri de budur. “Mekke’de Muhammed (sas) Türkistan’da Ahmed” ifadesiyle tanınan Ahmed Yesevî’den beri edib ve şairlerimiz Mi’rac ile ilgili olarak kendilerine ulaşan bilgileri hayal güçleriyle süsleyerek bu muhteşem olayı müminlerin imanlı gönüllerine aktarmanın yollarını aramış bulmuşlardır. Bir müddet sonra bu şiirlerin bestelenmesiyle daha başka bir güzellik ortaya çıkmış, musikinin gönül tellerini okşayan meltemi esmeye başlamış,  bir başka ifade ile insan sesi ve nefesi ile Peygamber aşkı ve şevki bir araya gelmiştir.</p>
<p>Mevlid metinlerini makamlı, makamsız, toplu veya tek başına okuma geleneğine bir müddet sonra Mi’râciyye de eklenmiştir. Özellikle Mi’rac kandillerinde tekkelerde başlayan bu adet giderek yaygınlaşmıştır.</p>
<p><em>Dersini göklerde aldı</em></p>
<p><em>Muştusun ümmete saldı</em></p>
<p><em>Ruhunun özüne daldı</em></p>
<p><em>Mirac sultanı Muhammed</em></p>
<p>(Vardavî)</p>
<p>Konu ile ilgili dikkat çekici bir davranış da Bursalı Safiye Hanım tarafından ortaya konmuştur. 1888 tarihli vakfiyeye göre Mevlid, Regâib ve Berat kandillerinde; mevlid, Kadir gecesi hatm-i şerif; Mi’rac kandilinde de Mi’râciyye okunması sağlanacaktır.</p>
<p>Safiye Hanım, damadı Mustafa Rakım Efendi ile birlikte hazırladıkları bu vakfiyenin Mi’râciyye ile ilgili bölümü -belki inanmayacaksınız ama- bugün yaşamaktadır. Her sene Mi’râc kandilinin olduğu günün ikindi namazından sonra Nâyî Osman Dede’nin bestelediği Mi’râciyye, vakfiye gereği okunmaktadır. Mi’râciyyehânlar görevlerini Hoca Muslihuddin/Mahkeme Camii’nde (Kız Lisesi’nin karşısında) ifa etmektedirler. Dergâhların sırlanmasıyla birlikte bu gelenek de unutulmuştu. Söz konusu geleneğin günümüzde yaşamasına vesile olanlardan biri de Bursa Numaniye Dergâhı son postnişini Safiyyüddin Efendi’nin oğlu Ziya Eşrefoğlu’dur (öl. 1977). Yeğenleri Safiyyuddin Erhan beyefendi aynı hizmeti yıllardan beri zevkle ve muazzez bir emanet şuuruyla sürdürmektedir.</p>
<p><em>Medet yâ sâhibe’l-Mi’râc meded senden kerem senden</em></p>
<p><em>Meded yâ şefia’l-usât lutuf senden himem senden</em></p>
<p>(Şemseddin Mısrî)</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mart-2022">Derin Tarih Mart Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA KARA: EMİR SULTAN BU TOPRAKLARA SADECE BUHARA’DAN KÜBREVÎ NEŞVESİNİ DEĞİL, MEDİNE’DEN RAVZA’NIN MELTEMİNİ DE TAŞIMIŞTIR</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mustafa-kara-emir-sultan-bu-topraklara-sadece-buharadan-kubrevi-nesvesini-degil-medineden-ravzanin-meltemini-de-tasimistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:06:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Asr-I Saadet]]></category>
		<category><![CDATA[Hicrî 2. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7845</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Munise Şimşek: Hocam kitaplarınızda çokça vurguladığınız bir husus var. “Tasavvufun ortaya çıkışı çok daha eskilere dayanmakla birlikte tarikatların ortaya çıkması Osmanlı’yla başlamıştır. Bu sebeple Osmanlı dönemini farklı bir şekilde ele almak gerekir” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? Açmaya çalışayım. Tasavvuf tarihini biz Hz. Peygamber’den (sas) başlatıyoruz. Peygamber derviş miydi? Peygamberin tarikatı mı vardı? Tabii ki değildi, yoktu. Ama bu işin mayası orada, Asr-ı Saâdet’tedir. Asr-ı Saâdet’te mezhep kelimesi olmadığı gibi tarikat adı da yoktur. Ama tohum oradadır. Bu tohum aynen toprak altında bekleyen tohumlar gibi iklim/kültür şartları müsaade ettiğinde yeryüzüne çıkacak, orada neşvünema bulacak, çiçek açacak, meyve&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p><strong>Munise Şimşek: Hocam kitaplarınızda çokça vurguladığınız bir husus var. “Tasavvufun ortaya çıkışı çok daha eskilere dayanmakla birlikte tarikatların ortaya çıkması Osmanlı’yla başlamıştır. Bu sebeple Osmanlı dönemini farklı bir şekilde ele almak gerekir” diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?</strong></p>
<p>Açmaya çalışayım. Tasavvuf tarihini biz Hz. Peygamber’den (sas) başlatıyoruz. Peygamber derviş miydi? Peygamberin tarikatı mı vardı? Tabii ki değildi, yoktu. Ama bu işin mayası orada, Asr-ı Saâdet’tedir. Asr-ı Saâdet’te mezhep kelimesi olmadığı gibi tarikat adı da yoktur. Ama tohum oradadır. Bu tohum aynen toprak altında bekleyen tohumlar gibi iklim/kültür şartları müsaade ettiğinde yeryüzüne çıkacak, orada neşvünema bulacak, çiçek açacak, meyve verecektir. Mezhepleri ve tarikatları bendeniz böyle düşünüyorum. Ama tohum önce yer altında bir çile dönemi yaşamalı ki, ondan sonra rahmetle birlikte yukarıya çıkabilsin. “Hz. Peygamber devrinde tarikat veya mezhep mi vardı?” gibi sorulara böyle cevap vermek istiyorum. Tabii ki bugün anlaşılan tasavvuf daha sonraki yüzyılların gerçeğidir. Tarikatları ise sizin de dediğiniz gibi Osmanlı devrinde başlatabiliriz, hatta bazen biraz daha geriye Selçuklu devrine de götürebiliriz. Yani Selçuklu devriyle birlikte o tohum teşkilat olarak neşvünema bulmaya başlıyor.  Çünkü o zamanlar tasavvuf elbette var. Yani tasavvufî ahlâkı, tasavvufî eğitimi anlatan mutasavvıflar ve metinler, tekkeler var. Tekke, Hicrî 2. yüzyılda müstakil bir kurum olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Devam edelim: Nasıl bütün bu mezheplerin, tarikatların, neşvelerin tohumu Asr-ı Saâdet’te ise cami, medrese, tekke gibi bütün yapıların mayası da Mescid-i Nebevî’dedir. Böyle yorumluyorum. Mescid-i Nebevî, bütün tekkelerin, bütün mescidlerin, bütün medreselerin, bütün sosyal güvenlik kurumlarının anasıdır, tohumudur. Bütün bu kurumlar oradan neşvünema bulmuştur. Mekke ümmü’l-kura=şehirlerin anası, Mescid-i Nebevî ümmü’l-müessesât=kurumların anasıdır.</p>
<p>Tasavvuf tarihinin mühim bir unsuru olan tarikatlar ise ancak beş asır sonra tarih sahnesine çıkıyor. Yani bugün bildiğimiz meşhur tarikatlardan Mevlevîlik, Bektaşilik, Kâdirîlik, Rifaîlik, Yesevîlik vs… bütün bunların pîrlerinin vefatı miladî 1200’lü yıllardır. Ahmet Yesevî, Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî gibi bazıları 1100’lü yıllarda yaşamışlardır ama çoğunluk 1200’lü yıllarda yaşamıştır. Bu zatların hiç biri tarikat kurmak için kolları sıvamadığına göre vefatından sonra bu çark dönmeye başlayacaktır. Dolayısıyla bu tohum Selçuklu ile atılıyor. Osmanlı devrinde neşvünema buluyor, kök salıyor, yayılıyor, yaygınlaşıyor, kurumlaşıyor ve tasavvuf kültürü de böylece topluma mâl oluyor. Çünkü daha önceki asırlarda bu kadar güçlü değil. Bunu vurgulamak için Osmanlı’ya vurgu yapıyoruz. Haliyle başkent Bursa’ya vurgu yapıyoruz. Niye? Çünkü bir devletin ilk başkenti olmak demek bütün ana kurumlarının zuhur ettiği mekan demektir. Gayet tabii bu kaçınılmaz bir şey. Osmanlı döneminin bütün kurumlarının ilkleri buradadır, bu topraklardadır. Osmanlı bizim şimdi/şu anda bulunduğumuz yerlerden 6 Nisan 1326 da şehre girdi. Karşı taraf Pınarbaşı Mezarlığı’dır. Burası Bursa’nın ilk mezarlığı. Fetihte şehit olanlar buraya defnedilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı medeniyetinin sacayağı diyebileceğimiz kurumları yani ilk tekkeleri, camileri, medreseleri bu şehirde kurulmuştur. Bu açıdan Osmanlı, Bursa’yı atlayarak anlaşılacak bir şey değildir. Onun için buradan başlamak ve buradan yürümek lazım.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MUSTAFA KARA: &#8220;KİTAP DA MASİVÂDIR&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/7815/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2022 05:34:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Abdullah Damar]]></category>
		<category><![CDATA[Pınarbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Usûl]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7815</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: DERİN TARİH Hocam, bu yağmurlu Aralık gününde bizi misafir ettiğiniz, pek çok açıdan “ilk” hüviyetindeki bu müstesna mekânın, Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi’nin tohumları nasıl atıldı? Bendenizin bu kütüphaneyi kurma fikri ilk defa 2007’de tezahür etti. Belediye başkanı olan arkadaşla bir yurtdışı gezisinde beraberdik. Ona bu konuyu açtım. Dedim ki: “Bursa’da bir kütüphane kuralım ama bu kütüphane üç konuda Türkiye çapında iddialı olsun. Dünya çapında da olursa daha iyi olur “Bu konulardan birincisi Osmanlı tarihi, ikincisi tasavvuf tarihi, üçüncüsü Bursa tarihi. Bu üç konuda dünyada ne var ne yok toplayalım.  Bunun için de ben kütüphanemi bütünüyle size vakfediyorum” dedim.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: DERİN TARİH</strong></p>
<p><strong>Hocam, bu yağmurlu Aralık gününde bizi misafir ettiğiniz, pek çok açıdan “ilk” hüviyetindeki bu müstesna mekânın, <em>Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi’nin </em>tohumları nasıl atıldı?</strong></p>
<p>Bendenizin bu kütüphaneyi kurma fikri ilk defa 2007’de tezahür etti. Belediye başkanı olan arkadaşla bir yurtdışı gezisinde beraberdik. Ona bu konuyu açtım. Dedim ki: “Bursa’da bir kütüphane kuralım ama bu kütüphane üç konuda Türkiye çapında iddialı olsun. Dünya çapında da olursa daha iyi olur “Bu konulardan birincisi Osmanlı tarihi, ikincisi tasavvuf tarihi, üçüncüsü Bursa tarihi. Bu üç konuda dünyada ne var ne yok toplayalım.  Bunun için de ben kütüphanemi bütünüyle size vakfediyorum” dedim. Süleyman Uludağ da o sene emekli olmuştu ona da söylemiştim. O da kitaplarını vermeyi kabul etmişti. Tatlı tatlı dinledikten sonra belediye başkanı, “Hocam, o kütüphaneye günde kaç kişi gelir?” deyince ben o defteri o anda kapattım. O gün bugündür menfi veya müspet hiçbir şey söylemedim kendisine. Kütüphane işini kapattığım için 2007-2017 yılları arasında kitaplarımı da yavaş yavaş dağıtmaya başladım. Fakülte kütüphanesi başta olmak üzere, Bursa’daki bazı kütüphanelere beşer, onar koli kitap verdim. Sahaflara hediye ettiklerim oldu. İhsan Deniz’in başında olduğu özel kütüphaneye de bağışladım. Yeni kurulan Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne ve Afyon Kocatepe Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’ne de, birkaç koli kitap, özellikle Arapça kitaplar gönderdim. Bu arada belediye başkanı değişti. Yeni belediye başkanına bu hadiseyi aktarmışlar. Kendisi “Hocam, böyle bir kütüphane kuralım” diye geldi ama “Rize damarım” tuttuğu için “Yok, ben o defteri kapattım” dedim. Ondan sonra kitaplarımı dağıtmaya devam ettim.</p>
<p>2017’de Dr. Abdullah Damar Bursa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne atandı. Kendisi doktora talebem olmuştu. 2017 sonbaharında bir gün yanıma geldi. Biraz da çekinerek “Hocam” dedi, “böyle bir kütüphane kuralım.” Talebem olmasından dolayı sert çıkamadım ona. Belediye bünyesinde değil de Kültür Bakanlığı bünyesinde olmasının da etkisiyle, “olabilir” dedim. Bu sefer o da Ankara’dan hemen Kütüphaneler Genel Müdürünü, Daire Başkanını vesaire birkaç kişiyi çağırdı. Bir gün çıkıp geldiler fakülteye. Anlaştık ama bir şartla. Dedim ki: “Ben 2018 Mayıs’ında emekli olacağım. Şartım şu ki, 2018’nin Nisan ayında kitaplarım buradan oraya intikal etmiş olacak. Yani Bursa’da bir kütüphane kurulacak, Bursa Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı Kütüphanesi, ben de 2018 Nisan’ında buradan oraya taşınmış olacağım.” Tamam hocam, dediler. Meğer eski Merkez Bankası binasının olduğu yer Kültür Bakanlığı’na aitmiş. Orayı tahsis ettiler. Genel müdür bana bizzat dedi ki: “Hocam, Fuat Sezgin Kütüphanesi’nden sonra bu kütüphane Türkiye’de ikinci olacak. Size tahsis edilen odalarla, sohbet salonlarıyla, sergi salonlarıyla… Anlaştık. İşin cilveli tarafı şu:</p>
<p>Aynı günlerde buranın, yani Osmangazi ilçesinin belediye başkanı, “Hocam, biz eski bir Osmanlı evi satın aldık Pınarbaş’ında. Bunu yıkıp yeniden yapacağız ve burayı da emekli olduğunuzda size, sizin sohbetlerinize tahsis etmek istiyoruz” dedi. “Buna tasavvufta tûl-i emel derler” dedim.  Israr edince  “inşallah diyelim” dedim. Emekli olduktan sonra burası kültür merkezi olacak ve bize tahsis edilecek. Ben zaten Bursa’da bu tip sohbetleri yapıyorum. Bursa’da, Fakülte dışında daimi sohbetlerim var. Burada Seyyid Usûl Dergâhı, Emir Sultan Dergâhı var. Bunlar kültür merkezi olarak kullanılıyor. Oralarda düzenli olarak belli kitapları okuyoruz. Osmangazi Belediyesi de bunu bildiği için burayı o işe tahsis etmek istedi. İnşallah dedik ve iş böyle yürümeye başladı. Kütüphane aşağıda, eski Merkez Bankası binasında kurulacaktı. Burası 750 metrekarelik bir yer. 2018’in Mart ayında, kütüphaneler haftasında o günkü Vali Bey ile  sözleşmeyi imzalamıştık.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2022">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gönülleri Bursa’da Buluşan Hüseyin Kâşifî ve Âşık Çelebi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/sifir-noktasi/gonulleri-bursada-bulusan-huseyin-kasifi-ve-asik-celebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2021 04:15:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sıfır Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Emir Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Eseri Mustafa Özsaray]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Vâîz Kâşifî]]></category>
		<category><![CDATA[Sebzevâr]]></category>
		<category><![CDATA[Sünnîlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7355</guid>

					<description><![CDATA[Emir Sultan’ın Bursa’da vefat ettiği günlerde İran’ın Sebzevâr şehrinde doğan Hüseyin Vâiz Kâşifî’nin (ö. 1504) gençlik yıllarında gıyâben âşık olduğu şahıs Sadeddin Kaşgarî’dir. Nakşibendiye’nin mühim simalarından biri olan bu zatla yüz yüze görüşmek mümkün olmadıysa da onun yakın dostlarından Nefehâtü’l-Üns’ün yazarı Molla Cami’nin (ö. 1492) bereketli Herat sohbetlerinden nasibini almıştır. Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevâî gibi 15. yüzyılın yıldız şahsiyetlerinden istifade eden Kâşifî’nin, büyük kitleleri derinden etkileyen vaizliğinden sonra en meşhur yönü Farsça olarak kaleme aldığı eserlerdir. Tefsir, hadis, tasavvuf ve edebiyat dalları başta olmak üzere pek çok konuda kalem oynatmış ancak en çok Ravzatü’ş-Şühedâ isimli eseriyle meşhur olmuştur. Ehl-i&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Emir Sultan’ın Bursa’da vefat ettiği günlerde İran’ın Sebzevâr şehrinde doğan Hüseyin Vâiz Kâşifî’nin (ö. 1504) gençlik yıllarında gıyâben âşık olduğu şahıs Sadeddin Kaşgarî’dir. Nakşibendiye’nin mühim simalarından biri olan bu zatla yüz yüze görüşmek mümkün olmadıysa da onun yakın dostlarından <em>Nefehâtü’l-Üns</em>’ün yazarı Molla Cami’nin (ö. 1492) bereketli Herat sohbetlerinden nasibini almıştır.</p>
<p>Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevâî gibi 15. yüzyılın yıldız şahsiyetlerinden istifade eden Kâşifî’nin, büyük kitleleri derinden etkileyen vaizliğinden sonra en meşhur yönü Farsça olarak kaleme aldığı eserlerdir. Tefsir, hadis, tasavvuf ve edebiyat dalları başta olmak üzere pek çok konuda kalem oynatmış ancak en çok <em>Ravzatü’ş-Şühedâ</em> isimli eseriyle meşhur olmuştur.</p>
<p>Ehl-i Beyt, Hz. Hüseyin (ra) ve Kerbelâ’yı nazım ve nesir olarak on bölüm halinde ele alan bu eser konu ile ilgilenenleri derinden etkilemiştir. Bunun en büyük delili, kültür ve edebiyat tarihimizin zirve şahsiyetlerinden Fuzûlî’nin konu ile ilgili olarak kaleme aldığı <em>Hadikatü’s-Süedâ</em> adlı eserinin büyük oranda bu kitabın etkisinde kalmış olmasıdır. Hatta bazı araştırmacılara göre <em>Hadika, Ravza</em>’nın tercümesidir. Eseri Prof. Dr. Şeyma Güngör neşretti.</p>
<p>İslâm dünyasının en hassas konularından olan Ehl-i Beyt ve Kerbelâ meselesini gönül diliyle anlatan Hüseyin Vâiz Kâşifî, Sebzevar’da Sünnîlik, Herat’ta Şiîlikle itham edilmiş ve sıkıntı çekmiştir. Fikir ve yorum farkını “rahmet”e dönüştürememenin getirdiği bu taassub, bütün büyüklerin karşılaştığı bir engeldir, onların diliyle bir imtihandır. Kâşifî’nin oğlu Fahreddin Ali Sâfî de (ö. 1533) Nakşibendî meşâyıhını genişçe tanıtan <em>Reşehât</em> <em>Aynü’l-Hayat</em> isimli tasavvuf klasiğimizin yazarıdır. Bu eser de Buhara-Bursa-Bosna güzergâhının en yaygın ve bereketli eserlerinden biridir. Eseri Mustafa Özsaray yayımladı.</p>
<p><em>Ravzatü’ş-Şühedâ’yı</em> bazı tasarruflarla Türkçeye aktaran ikinci şahıs ise 1541 yılında Emirsultan Vakıfları mütevellisi/yöneticisi olan Âşık Çelebi’dir (ö. Üsküp 1572).</p>
<p>İşte bu güzel eserin on bölümünün başlıkları:</p>
<p>1) Bazı peygamberlerin uğradıkları belâlar</p>
<p>2) Kureyş’in Hz. Peygamber’e ettiği cefalar ve Hz. Hamza ile Ca’fer-i Tayyar’ın şehadeti</p>
<p>3) Hz. Peygamber’in vefatı</p>
<p>4) Doğumundan ölümüne kadar Hz. Fatma’nın ahvâli</p>
<p>5) Doğumundan şehadetine kadar Hz. Ali ile ilgili haberler</p>
<p>6) İmam Hasan’ın faziletleri ve doğumundan şehadetine kadarki kimi halleri</p>
<p>7) İmam Hüseyin’in menâkıbı, doğumu ve kardeşi Hasan’ın vefatından sonraki durumu</p>
<p>8) Müslim b. Âkıl’in şehit edilişi ve çocuklarından bir kısmının öldürülmesi</p>
<p>9) İmam Hüseyin’in Kerbelâ’ya varması, düşmanla savaşması, çocukları, akrabası ve diğer kimselerle birlikte şehit olması</p>
<p>10) Kerbelâ savaşından sonra Ehl-i Beyt’in başına gelenler ve savaşı başlatan muhaliflerin uğradığı cezalar</p>
<p>Hâtime: Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in çocukları ve nesepleri hakkındadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2021">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derviş Devlet Osmanlı’dan Tekkelere Talimatname</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kesifler/dervis-devlet-osmanlidan-tekkelere-talimatname/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 05:52:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Keşifler]]></category>
		<category><![CDATA[ilahî]]></category>
		<category><![CDATA[ilmiye]]></category>
		<category><![CDATA[kalemiye]]></category>
		<category><![CDATA[Modern devlet]]></category>
		<category><![CDATA[seyfiye]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6042</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlık tarihinde bazen kabile devleti, bazen şehir devleti, bazen imparatorluk diye isimlendirilen organizasyonların şimdilik son durağının adı: Modern devlet. “Akıl için yol birdir” fehvasınca hangi asır ve coğrafyada olursa olsun, hangi isimle anılırsa anılsın yönetim şekillerinin birbirine benzer olan ve olmayan tarafları vardır. Bu benzerliklerin bir kısmı taklid ise de bir bölümü o toplumun bulduğu orijinal yollardır. Kendine has “yoğurt yeyiş” tarzı olan siyasî organizasyonlardan biri de Osmanlı Devleti’dir. Biraz mensup olduğu milletin tarihî geleneklerinden, biraz da bağlı bulunduğu dinin ilâhî prensiplerinden, hatta yeni problemler karşısında ürettiği yeni kurumlar üzerine oturan yapısıyla bu devlet Asya, Avrupa ve Afrika’nın ortasında altı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihinde bazen kabile devleti, bazen şehir devleti, bazen imparatorluk diye isimlendirilen organizasyonların şimdilik son durağının adı: Modern devlet. “Akıl için yol birdir” fehvasınca hangi asır ve coğrafyada olursa olsun, hangi isimle anılırsa anılsın yönetim şekillerinin birbirine benzer olan ve olmayan tarafları vardır. Bu benzerliklerin bir kısmı taklid ise de bir bölümü o toplumun bulduğu orijinal yollardır. Kendine has “yoğurt yeyiş” tarzı olan siyasî organizasyonlardan biri de Osmanlı Devleti’dir. Biraz mensup olduğu milletin tarihî geleneklerinden, biraz da bağlı bulunduğu dinin ilâhî prensiplerinden, hatta yeni problemler karşısında ürettiği yeni kurumlar üzerine oturan yapısıyla bu devlet Asya, Avrupa ve Afrika’nın ortasında altı asırlık uzun bir ömür sürmüştür. Padişahın/Saray’ın yanındaki üçlüyü ister seyfiye, ilmiye, kalemiye diye isimlendirelim; ister kurum bazında saray, cami, medrese olarak sıralayalım her zaman karşımıza bir müessese daha çıkacaktır: Tekke. Osman Gazi ile Şeyh Edebali arasında oluşan gönül bağı, bazen güçlenerek, bazen zayıflayarak son padişaha kadar varlığını korumuştur. Yalnız şu noktayı da unutmamak gerekir: Sultanlar bu kurumlara ne kadar yakın olursa olsun, tekke mensuplarında devletin sistemine bir muhalefet hissettikleri zaman en sert tedbirleri almaktan geri durmamışlardır.</p>
<p>Osmanlılarda padişahla dervişler arasında oluşan bu yakınlığa ilk büyük darbe Çelebi Mehmed/fetret döneminde cereyan eden Şeyh Bedreddin olayı ile birlikte vurulmuş; devlet bazı dervişlerden ciddi olarak şüphelenmeye başlamıştır. İkinci büyük gerginlik Kadızâde-Sivasî tartışmaları adıyla tarihe geçen 17. yüzyılda yaşanmıştır. Tarikat mensuplarının yakın takibe alınmasının, “enselerinde boza pişirilmesi”nin zirvesi ise 1826 tarihinde Sultan II. Mahmud zamanında Yeniçerilikle birlikte yasaklanan Bektaşîlik vesilesiyle görülmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Son Şarkımda Sen Varsın</title>
		<link>https://www.derintarih.com/guldeste/bu-son-sarkimda-sen-varsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:13:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güldeste]]></category>
		<category><![CDATA[aşr-ı şerif]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Işık Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mevlânâ]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4914</guid>

					<description><![CDATA[Hâmil-i Kur’ân Emin Hâdim-i Kur’ân Emin Çıkdı bir melek dedi: “HÂFIZ-I KUR’ÂN EMİN” 1440 Emin Işık Hocamın İstanbul İmam Hatip Okulu’na öğretmen olarak tayin edildiği 1964 senesinde bendeniz aynı okulun talebesiydim. “Meslek hayatınızı yönlendiren kişi ve kurumlar nelerdir?” şeklindeki soruya üç kelime ile cevap veririm hep: Kader, peder, Fener. İşte bu üçüncü kelime ile Dersaadet’in Fener semtinde bulunan bu okulu ve onun öğretmenlerini kastediyorum. Söz konusu mektepte beni en çok etkileyen, bir başka ifadeyle en çok sevdiğim hocalardan biri o oldu. Emin Işık 1950’li yılların sonunda bu okulda Nurettin Topçu’nun, ben ise 1960’lı yılların sonunda onun talebesi oldum. Dolayısıyla o,&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hâmil-i Kur’ân Emin</em></p>
<p><em>Hâdim-i Kur’ân Emin</em></p>
<p><em>Çıkdı bir melek dedi:</em></p>
<p><em>“HÂFIZ-I KUR’ÂN EMİN”</em></p>
<p><em>1440</em></p>
<p>Emin Işık Hocamın İstanbul İmam Hatip Okulu’na öğretmen olarak tayin edildiği 1964 senesinde bendeniz aynı okulun talebesiydim. “Meslek hayatınızı yönlendiren kişi ve kurumlar nelerdir?” şeklindeki soruya üç kelime ile cevap veririm hep: Kader, peder, Fener. İşte bu üçüncü kelime ile Dersaadet’in Fener semtinde bulunan bu okulu ve onun öğretmenlerini kastediyorum. Söz konusu mektepte beni en çok etkileyen, bir başka ifadeyle en çok sevdiğim hocalardan biri o oldu. Emin Işık 1950’li yılların sonunda bu okulda Nurettin Topçu’nun, ben ise 1960’lı yılların sonunda onun talebesi oldum. Dolayısıyla o, öğretmenim olmasının ötesinde beni Nurettin Topçu ve Hareket dergisi çevresiyle tanıştıran zât-ı şeriftir. Bu buluşmalar ve görüşmeler fikrî, hissî, meslekî hayatımın kozasını örmüştür diye düşünüyorum. Bugünden düne doğru bakınca onun öğretmenliğinde sesi, nefesi, sevgisi ve elbisesi öne çıkıyor. Emin Işık Hoca’dan Kur’ân-ı Kerîm dersi almak, o yanık sesinden aşr-ı şerifler dinlemek demektir. Sözü sohbeti yerinde olan Hoca, bazen sınıfta coşar, şahsî sevdaları, gördüğü rüyaları dahi anlatırdı. Bir defasında Hz. Mevlânâ’dan bahsediyordu. Bir rüyasını anlattı: “Hz. Peygamber Efendimiz’i (sas) rüyada gördüm. Çok heyecanlandım. Hemen atıldım, ayağının altını öpmek istedim. Efendimiz tebessüm ederek şöyle dedi: Orasını senden önce Mevlânâ öptü.” Hocamı okulun dışında camide de dinliyordum. Öğretmen olarak atanmadan önce Bayezid Yakup Ağa Camii’nde imamdı. Öğretmen olduktan sonra da bu camide hutbe okumaya devam etti. Dosya kâğıtlarına yazdığı hutbe metinlerini bazı haftalar sınıfta da baştan sona zevkle okurdu. İşte bu hutbeleri ve Cuma öncesi kısa sohbetlerini dinlemek için öğle vakti yaya olarak mezkûr camiye intikal ediyordum.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal’in Tekke Şeyhlerine Mektup Yazdığı Doğru Mu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/mustafa-kemalin-tekke-seyhlerine-mektup-yazdigi-dogru-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kara]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 21:55:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[tarikat dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Tasavvuf]]></category>
		<category><![CDATA[Tekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4478</guid>

					<description><![CDATA[Tekke, tasavvuf ve tarikat dünyası ile ilgili tartışmalar II. Meşrutiyet döneminde hızlanmıştı. Bir kanat tekke kurumunu “vazgeçilemez” olarak görürken, Abdullah Cevdet’in başını çektiği grup ise artık bu tip “kurûn-i vüstâî” müesseselerden toplumu kurtarmak gerektiğini yazıp çiziyordu. Söz konusu tartışmaları o yıllarda çıkan dergilerden bütün detaylarıyla takip etmek mümkündür. Dervişler tarafından yayınlanan Tasavvuf, Ceride-i Sûfiyye, Muhibbân… gibi dergilerde ise tasavvufî hayat ve düşüncenin güzellikleri manzûm ve mensür metinlerle insanlara anlatılırken aksayan yönlerin ıslahı için de çareler aranıyordu. Özellikle Evlâdiye usûlünün (vefat eden tekke şeyhinin yerine oğlunun geçmesi) mahzurlarını ortadan kaldırmak için Medresetü&#8217;l-meşâyıh adıyla ayrı bir müessesenin kurulmasını istiyorlardı. Balkan, 1. Dünya…&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: Times New Roman, serif;">Tekke, tasavvuf ve tarikat dünyası ile ilgili tartışmalar II. Meşrutiyet döneminde hızlanmıştı. Bir kanat tekke kurumunu “vazgeçilemez” olarak görürken, Abdullah Cevdet’in başını çektiği grup ise artık bu tip “kurûn-i vüstâî” müesseselerden toplumu kurtarmak gerektiğini yazıp çiziyordu. Söz konusu tartışmaları o yıllarda çıkan dergilerden bütün detaylarıyla takip etmek mümkündür. Dervişler tarafından yayınlanan Tasavvuf, Ceride-i Sûfiyye, Muhibbân… gibi dergilerde ise tasavvufî hayat ve düşüncenin güzellikleri manzûm ve mensür metinlerle insanlara anlatılırken aksayan yönlerin ıslahı için de çareler aranıyordu. Özellikle Evlâdiye usûlünün (vefat eden tekke </span><span style="font-family: Times New Roman, serif;">şeyhinin yerine oğlunun geçmesi) mahzurlarını ortadan kaldırmak için Medresetü&#8217;l-meşâyıh adıyla ayrı bir müessesenin kurulmasını istiyorlardı. Balkan, 1. Dünya… derken Kurtuluş Savaşı geldi çattı. Gündem büyük oranda farklılaştı. Tasavvufî şahsiyetlerin ve tekke kültürünün kamuoyu için ne anlama geldiğini çok iyi bilen Mustafa Kemal’in bu harekete başlarken yaptığı işlerden biri de nüfuzlu tarikat şeyhlerine, etki alanı geniş tasavvuf erbabına mektuplar yazarak onların desteğini istemesidir. Çünkü “onlar olmadan olmaz”dı. Bu girişiminin neticesini aldığı da söylenebilir.</span></p>
<p align="justify"><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2019">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
