﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Olcay Can Kaplan &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/olcaycankaplan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Wed, 13 Sep 2023 14:36:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Olcay Can Kaplan &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Döneme Adını Veren Askerî Müdahale: 12 Eylül’ün Ayak Sesleri 1973 Seçiminde İşitilmişti</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/bir-doneme-adini-veren-askeri-mudahale-12-eylulun-ayak-sesleri-1973-seciminde-isitilmisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2023 14:36:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9778</guid>

					<description><![CDATA[Dünya tarihinde birçok askerî müdahale yaşanmış olmasına rağmen bir döneme adını veren darbe sayısı parmakla sayılacak kadar az. 12 Eylül, aradan geçen 43 yıla rağmen gerek ortaya koyduğu anayasa, gerekse de kurumlarıyla devam eden ender rejimlerden biri olarak duruyor karşımızda. İstikrarsızlığın, anarşinin, ekonomik krizin sağ-sol kavgası ve mezhep çatışmalarıyla kesifleştiği ‘darbe’ öncesi karanlık yıllara çeviriyoruz ibremizi. Türkiye topraklarında bir asırlık darbeler çağının 12 Eylül’de keskinleşen virajı ve toplumu siyasî bir felcin ortasında bırakan çetin yıllar&#8230; &#160; Devamı Derin Tarih Eylül Sayısında…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya tarihinde birçok askerî müdahale yaşanmış olmasına rağmen bir döneme adını veren darbe sayısı parmakla sayılacak kadar az. 12 Eylül, aradan geçen 43 yıla rağmen gerek ortaya koyduğu anayasa, gerekse de kurumlarıyla devam eden ender rejimlerden biri olarak duruyor karşımızda. İstikrarsızlığın, anarşinin, ekonomik krizin sağ-sol kavgası ve mezhep çatışmalarıyla kesifleştiği ‘darbe’ öncesi karanlık yıllara çeviriyoruz ibremizi. Türkiye topraklarında bir asırlık darbeler çağının 12 Eylül’de keskinleşen virajı ve toplumu siyasî bir felcin ortasında bırakan çetin yıllar&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2023">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Arabalarının Makûs Talihini Togg Değiştirdi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/devrim-arabalarinin-makus-talihini-togg-degistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2020 06:01:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Gürsel]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Bozoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mühendis]]></category>
		<category><![CDATA[TCDD]]></category>
		<category><![CDATA[TOGG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6051</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık altı ay önce, takvim yaprakları 27 Aralık 2019 tarihini gösterdiğinde Türkiye’nin ilk yerli otomobili TOGG görücüye çıktı. Haber kanallarının aynı anda canlı yayına geçmelerinden anlaşılıyordu ki ülke bu müjdeli haberi bekliyordu. Lakin meraklı halk kitlelerinde bir tedirginlik de yok değildi… Bundan 59 yıl önce şimdi televizyon karşısına geçenlerin dedeleri de benzer duygularla radyolarının sesini yükseltmişti. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’i deneyecekti. Türkiye’de yapılan bir otomobil, yerli tekerlekler üzerinde ve yine Türkiye’de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanına sunulacaktı. İkinci bir “Devrim” arabası da Paşayı Anıtkabir’e götürecek, sonra aynı arabayla Hipodrom’daki geçit&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık altı ay önce, takvim yaprakları 27 Aralık 2019 tarihini gösterdiğinde Türkiye’nin ilk yerli otomobili TOGG görücüye çıktı. Haber kanallarının aynı anda canlı yayına geçmelerinden anlaşılıyordu ki ülke bu müjdeli haberi bekliyordu. Lakin meraklı halk kitlelerinde bir tedirginlik de yok değildi… Bundan 59 yıl önce şimdi televizyon karşısına geçenlerin dedeleri de benzer duygularla radyolarının sesini yükseltmişti. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’i deneyecekti. Türkiye’de yapılan bir otomobil, yerli tekerlekler üzerinde ve yine Türkiye’de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanına sunulacaktı. İkinci bir “Devrim” arabası da Paşayı Anıtkabir’e götürecek, sonra aynı arabayla Hipodrom’daki geçit resmine katılacaktı. “Devrim” otomobilinin macerası aslında çok kısa bir süre önce, 16 Haziran 1961 günü başlamıştı. 20 kadar mühendis Ankara’da bir toplantıya çağrılıyordu. Toplantı reisi Emin Bozoğlu salondaki mühendislere dönerek mektupta yazılanları okudu: “Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi” görevi TCDD İşletmesi’ne verilmişti. Ellerindeki bütçe 1 milyon 400 bin TL idi. Mühendislerin ilk anda yaşadığı şok, teslim tarihini duyduklarında bir kat daha arttı. 29 Ekim 1961 Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına yetişmesi isteniyordu ilk yerli otomobilin. Mühendislerden bir mucize bekleniyordu adeta! Bu mucizeyi gerçekleştirmek ise imkânsıza yakın bir zorluğu barındırıyordu. Bir kısım mühendis “devletin” biçtiği 4.5 aylık sürenin kısalığına dikkat çekerek projeyi kabul etmedi. İçlerindeki idealist mühendislerin teşvikiyle geri kalanlar bu büyük taşın altına gövdelerini koyacaklardı. Türkiye’nin o zamanki yetişmiş iş gücü bu projeye inanmakta zorlanıyordu. Türkler otomobil ve motor yapacakmış denildiğinde, Teknik Üniversite toplantı salonlarındaki gülüşmelerin sesi dışarılara kadar geliyordu. Özel sohbetlerde ise bu işin gerçekleşemeyeceği yönünde fısıldaşan sanayiciler devletin ‘rezil’ olacağından emindiler.</p>
<p>Ekip içerisindeki mühendisler ise bütün bu söylenenlerden soyutlanarak çalışmaya devam ettiler. İmkânsızı gerçekleştirmeye ant içmiş bu yeni nesil genç mühendisler, Türk milletinin gururu olmak için gece gündüz çalışıyorlardı. TCDD’nin Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı fabrikaları gerekli yedek parçaları mühendisler için üretiyor, projenin liderliği yapan Emin Bozoğlu ise Ankara’daki yüksek rütbeli askerlerle ekibin koordinasyonu görevini üstleniyordu. Çünkü 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden çok kısa bir zaman geçmişti ve askerler bürokraside oldukça etkin konumdaydı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-haziran-2020">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN KÖNİ: İSRAİL’İN VARLIĞINI SÜRDÜRMESİ İÇİN ORTADOĞU’NUN HUZURSUZ EDİLMESİ ŞART</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/hasan-koni-israilin-varligini-surdurmesi-icin-ortadogunun-huzursuz-edilmesi-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Feb 2020 03:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasî]]></category>
		<category><![CDATA[Süleymanî]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Usame Bin Ladin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5541</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN   11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?   Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: OLCAY CAN KAPLAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere gerçekleştirilen saldırıyla birlikte ABD’nin Ortadoğu politikası iddetin hâkim olduğu bir yöne doğru evrildi. Kasım Süleymanî suikastına bu açıdan baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD yeni bir stratejik değişimin arifesinde mi?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Önce Afganistan, sonra Irak ve nihayet Suriye tecrübesinden anlaşıldı ki topyekûn bir harp ABD’nin ekonomik ve siyasî geleceği için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Obama dönemiyle birlikte terörün “elitlerini” yok etme stratejisini benimseyen ABD, ilk iş olarak Usame Bin Ladin’i ortadan kaldırdı. Trump da bu politikayı devam ettirerek DAEŞ lideri Ebubekir el-Bağdadî’yi, filmleri aratmayan bir operasyonla yok etti. Üçüncü hedef seçilen Süleymanî ise “resmî” İran üniforması giyen bir general olmasına rağmen Kudüs Güçlerine komutanlık etmesi sebebiyle ABD nezdinde önce terörist ilân edildi, akabinde bir suikastle öldürüldü. Büyük ihtimalle Trump’a danışmanlık yapanlar bu suikastın Şiî çevrelerde bir şok etkisi uyandıracağını ve Süleymanî gibi güçlü bir ismin bir daha ortaya çıkamayacağını düşündüler. Bense ABD’nin çok büyük bir yanılgı içinde olduğunu düşünüyorum. “Elitlere” çevrilen silahlarla sorunların ortadan kaldırılacağını düşünerek büyük hata yapıyor. Sorunlar üzerlerine eğilmeden, kökleri kurutulmadan çözülemez. Bir de meselenin diğer boyutunu düşünelim. Suriye’de barış sağlandı, İran nükleer silah yapmaktan vazgeçti, Lübnan’daki Hizbullah İsrail ile çatışmayı bıraktı… Böyle bir fütürist senaryodan İsrail zararlı çıkacaktır. İsrail’in varlık sebebini sürdürebilmek için Ortadoğu’nun her daim huzursuz olması gerekir. Süleymanî suikastini değerlendirirken şu cümleyi asla unutmayın: “Ortadoğu’da sıkılan her kurşun İsrail’in güvenliği içindir.”</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2020">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milliyetçiler Nasıl Atatürkçü Oldu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/milliyetciler-nasil-ataturkcu-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2019 08:25:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Akçura]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=5081</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti. Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’ni içine düştüğü buhrandan kurtarmak için birçok fikir gündeme gelmişti. Kimileri Batı’ya kalben ve bedenen benzemedikçe kurtuluşa eremeyeceğimizi iddia ediyor, kimileri çareyi İslam birliğinde arıyordu. Bunların içinde öyle bir grup vardı ki modern Türkiye Cumhuriyeti’ni vücuda getirecekti.</p>
<p>Zayıflayan Osmanlı Balkanlar, Afrika ve Ortadoğu’daki topraklarını kaybediyordu. Dünyadaki fikir hareketlerinden güç alan entelektüeller kurtuluş reçetesinin adını “milliyetçilik” olarak ilan ettiler. Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi isimlerin tarih sahnesine armağan ettiği “Türk milletçiliği”, imparatorluk menşeli bir toplum için hazmedilmesi pek de kolay olmayan bir düşünce yapısıydı. Üç kıtaya hükmeden ve onlarca farklı millete liderlik eden imparatorluk güçten düşmesine rağmen hâlâ Müslümanların hilafet merkeziydi ve Türklüğü ön plana çıkaracak bir fikir onları rencide edebilir, devlete küstürebilirdi. Ama ne zaman ki I. Dünya Savaşı’nın ve emperyalizmin etkisiyle kimi Arap aşiretleri de Osmanlı Devleti’ne bayrak açtılar, o zaman Türkçülüğün yayılma alanı ve destekçi sayısı arttı. Artık Osmanlı münevverlerinin bir kısmı da Batılı uluslardakiler gibi milliyete dayalı bir ayrıma gitmek istiyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden süreçte bu fikir akımı etkilerini her alanda gösterecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2019">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Solu Hareketi Nasıl Kemalize Edildi?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/turk-solu-hareketi-nasil-kemalize-edildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 09:12:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Türk tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Komünist Partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[Dönemlere ayırmak gerekirse, Türk tarihinde üçüncü ve en kapsamlı modernleşme hamlesi Cumhuriyetin kuruluş devrinde gerçekleşmiştir. Hiç şüphesiz bu “yoğunlaştırılmış” modernleşme çabalarının amiral gemisinde kaptan köşkünün sahibi Mustafa Kemal’dir. Onun Batı tipi modernleşme hamlesi, geçmişi iki asır önceye dayanan bir fikrin “şeksiz-şüphesiz” kabullenilmesiyle vücuda getirilmiş ve tabiri caizse “demir yumruk”la topluma dayatılmıştır. Farklı dünya görüşlerine sahip, toplumun her kesiminden vatandaş bu modernleşme hamlelerinden nasibini almıştır. Kemalizm ile solun yollarının kesiştiği noktalar olmakla birlikte Türkiye Komünist Partisi’nin önde gelen isimlerinin (Mustafa Suphi ve arkadaşlarının) Karadeniz’de “boğdurulmasıyla” ilk büyük ayrılıkların yaşandığı görülür. Millî mücadele sırasında SSCB’nin desteğini almak ihtiyacı hisseden lider kadro Türk&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dönemlere ayırmak gerekirse, Türk tarihinde üçüncü ve en kapsamlı modernleşme hamlesi Cumhuriyetin kuruluş devrinde gerçekleşmiştir. Hiç şüphesiz bu “yoğunlaştırılmış” modernleşme çabalarının amiral gemisinde kaptan köşkünün sahibi Mustafa Kemal’dir. Onun Batı tipi modernleşme hamlesi, geçmişi iki asır önceye dayanan bir fikrin “şeksiz-şüphesiz” kabullenilmesiyle vücuda getirilmiş ve tabiri caizse “demir yumruk”la topluma dayatılmıştır. Farklı dünya görüşlerine sahip, toplumun her kesiminden vatandaş bu modernleşme hamlelerinden nasibini almıştır. Kemalizm ile solun yollarının kesiştiği noktalar olmakla birlikte Türkiye Komünist Partisi’nin önde gelen isimlerinin (Mustafa Suphi ve arkadaşlarının) Karadeniz’de “boğdurulmasıyla” ilk büyük ayrılıkların yaşandığı görülür. Millî mücadele sırasında SSCB’nin desteğini almak ihtiyacı hisseden lider kadro Türk komünistlerden faydalanma yoluna gitmişti. Ama ne zaman Türkiye’de “müesses rejim” inşa edildi, ilk dostlar da anında Karadeniz’in karanlık sularına gömüldüler. Bu “boğdurma vakası” Kemalist rejimin ilk sol vukuatı olarak tarihte kendine yer bulacaktı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-eylul-2019">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filistin Kurtuluş Örgütü 55 Yaşında!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/filistin-kurtulus-orgutu-55-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 07:54:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[ortadogu]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4667</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Devleti’nin Batılı devletler tarafından ortadan kaldırılmasının ardından Arap yarımadasının geçirdiği travmanın izleri bugün dahi silinebilmiş değil. Hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’nin parçalanması projesi en çok Filistinlileri etkilemiştir. Filistinliler için var olma mücadelesi İsrail’in 1948 yılında kurulmasıyla başlar. İsrail’in kurulmasını kabul etmeyen Arap ülkelerinin İsrail’e karşı giriştikleri harekâtlarda başarılı olamamaları Filistinlilerin kaderini de olumsuz yönde etkileyecektir. İşte ümitsizliğin dalga dalga Ortadoğu’ya yayıldığı günlerde Cemal Abdünnasır’ın büyük desteğiyle 2 Haziran 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kuruldu. Arap devletleri tarafından oluşturulan Filistin Millî Fonu ile finanse edilen örgüt kısa süre sonra patlak verecek 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda önemli bir rol oynayacaktı. 1968’de örgütün silahlı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti’nin Batılı devletler tarafından ortadan kaldırılmasının ardından Arap yarımadasının geçirdiği travmanın izleri bugün dahi silinebilmiş değil. Hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’nin parçalanması projesi en çok Filistinlileri etkilemiştir. Filistinliler için var olma mücadelesi İsrail’in 1948 yılında kurulmasıyla başlar. İsrail’in kurulmasını kabul etmeyen Arap ülkelerinin İsrail’e karşı giriştikleri harekâtlarda başarılı olamamaları Filistinlilerin kaderini de olumsuz yönde etkileyecektir.<br />
İşte ümitsizliğin dalga dalga Ortadoğu’ya yayıldığı günlerde Cemal Abdünnasır’ın büyük desteğiyle 2 Haziran 1964’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)<br />
kuruldu. Arap devletleri tarafından oluşturulan Filistin Millî Fonu ile finanse edilen örgüt kısa süre sonra patlak verecek 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda önemli bir rol oynayacaktı. 1968’de örgütün silahlı kanadı resmileşti ve Filistin Kurtuluş Ordusu adını aldı. FKÖ Filistinlilerin vatanlarını savunma hakkını her platformda anlatmak gerektiğini benimsemiş bir örgüttü ama işgal altındaki yerlerin yeniden Filistin toprağı olabilmesi için mutlaka silahlı mücadeleye ihtiyaç olacaktı. Bunun için silahlı birlikler kurulması elzemdi. Arapların 20. yüzyılda çıkardığı efsanevî şahsiyetlerden biri olan Yaser Arafat, 1969’da FKÖ Yürütme Kurulu Başkanlığına getirildi. Arafat, FKÖ içinde<br />
faaliyet gösteren el-Fetih adlı silahlı örgütün lideri konumundaydı. İsrail ile savaşmadan kurtuluş çok zordu… Filistinlilere bu zor savaş şartlarında komuta etme hususunda en isabetli kişi de gerek tecrübesi, gerek liderlik rolüyle Arafat’tan başkası olamazdı.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2019">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnönü Tip’ten Korkunca Dümeni “Ortanın Solu”na Kırdı</title>
		<link>https://www.derintarih.com/yakin-tarih/inonu-tipten-korkunca-dumeni-ortanin-soluna-kirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 21:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İdris Küçükömer]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir İktisat Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk siyasi tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4208</guid>

					<description><![CDATA[Merhum İdris Küçükömer’in “Türkiye’de aslında sağ soldur, sol da sağ” cümlesi Türk siyasî tarihinin son 60 yılını özetliyor aslında. Dünyada özgürlükleri savunan, kapitalizmin devlet eliyle halkları ekonomik dar boğaza ittiğini iddia eden ve devlet egemen bir zihniyeti değil de proletaryanın hâkimiyeti için uğraşan sol düşünce Türkiye’de yanlış algılanmış ve hatalı uygulanmıştır. 1929’da toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar uyarınca “devlet eliyle planlı ekonomiye” geçen Türkiye bir nevi Batılı dostlarını küstürmeden sosyalist Rusya’ya göz kırpma siyasetine başladı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabiatı gereği su gibi girdiği kabın şeklini alma durumu sonraki yıllarda da tekrar etti. Faşizmin Avrupa’yı kasıp kavurduğu günlerde İsmet Paşa&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhum İdris Küçükömer’in “Türkiye’de aslında sağ soldur, sol da sağ” cümlesi Türk siyasî tarihinin son 60 yılını özetliyor aslında. Dünyada özgürlükleri savunan, kapitalizmin devlet eliyle halkları ekonomik dar boğaza ittiğini iddia eden ve devlet egemen bir zihniyeti değil de proletaryanın hâkimiyeti için uğraşan sol düşünce Türkiye’de yanlış algılanmış ve hatalı uygulanmıştır. 1929’da toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar uyarınca “devlet eliyle planlı ekonomiye” geçen Türkiye bir nevi Batılı dostlarını küstürmeden sosyalist Rusya’ya göz kırpma siyasetine başladı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabiatı gereği su gibi girdiği kabın şeklini alma durumu sonraki yıllarda da tekrar etti. Faşizmin Avrupa’yı kasıp kavurduğu günlerde İsmet Paşa (!) her zamanki gibi güçlünün yanında saf tuttu ve Führer’e mektuplar yazdı. II. Dünya Savaşı’nın ardından dünyada “özgürlükçü” bir hava hâkim oldu.</p>



<p><strong>Devamı&nbsp;<a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2019">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a>&nbsp;</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avni Özgürel “Mustafa Kemal Uluslararası Meşruiyet İçin Hilafeti Kaldırmak Mecburiyetinde Kaldı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/avni-ozgurel-mustafa-kemal-uluslararasi-mesruiyet-icin-hilafeti-kaldirmak-mecburiyetinde-kaldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:13:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafeti Kaldırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Meşruiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3630</guid>

					<description><![CDATA[Hilafet gibi 14 asırlık bir kurum Mustafa Kemal tarafından kaldırıldı. Bu ani kararın ardından İslam dünyası nasıl bir tepki verdi? İki türlü tepki var. İlk olarak Arap dünyasında “Aman iyi oldu, Türklerin elinden kurtulduk” diyenler çıktı. Fakat bunun dışında Hint Müslümanlarından başlayarak Tunus, Cezayir keza Pakistan ve Endonezya’da bir hayal kırıklığı yaşandı ve sahipsizlik duygusu hâkim oldu. O insanları diri tutan bir şeydi hilafet, bir çatıydı… Bugün Papalığın bir etkisi var mı uluslararası siyasette? Yok belki ama Hıristiyan toplumuna psikolojik destek ve dayanak noktası oluyor. Şöyle diyeyim: 1. Dünya Savaşı öncesi Hint Müslümanları İngiliz zulmüne karşı ayaklandığı zaman Sultan Reşad’ın&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Hilafet gibi 14 asırlık bir kurum Mustafa Kemal tarafından kaldırıldı. Bu ani kararın ardından İslam dünyası nasıl bir tepki verdi?</strong></em></p>
<p>İki türlü tepki var. İlk olarak Arap dünyasında “Aman iyi oldu, Türklerin elinden kurtulduk” diyenler çıktı. Fakat bunun dışında Hint Müslümanlarından başlayarak Tunus, Cezayir keza Pakistan ve Endonezya’da bir hayal kırıklığı yaşandı ve sahipsizlik duygusu hâkim oldu. O insanları diri tutan bir şeydi hilafet, bir çatıydı… Bugün Papalığın bir etkisi var mı uluslararası siyasette? Yok belki ama Hıristiyan toplumuna psikolojik destek ve dayanak noktası oluyor. Şöyle diyeyim: 1. Dünya Savaşı öncesi Hint Müslümanları İngiliz zulmüne karşı ayaklandığı zaman Sultan Reşad’ın bir mektubu yetmişti ayaklanmayı bastırmaya. İngilizler o zaman gördü en etkisiz zannettikleri halinde bile hilafetin ne kadar etkili olduğunu. Ankara’nın hilafet konusunda bir siyaseti var. Bunu Türkiye’ye gelen bir İslam heyetiyle yapılan müzakerede Mustafa Kemal Paşa açıklıyor: “Bu, bugün için aldığımız karardır. Şayet günün birinde Müslüman ülkeler hilafetin gerekli olduğunda ittifak ederse ve nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerinde mutabık kalırlarsa yeniden ihya edilebilir.” Nitekim onun içindir ki bizdeki kanun zaten bir tümden yok ediş değildir.</p>
<p>Hilafet Millet Meclisi’nin manevî şahsiyetinde mündemiçtir, denilmiş. Esasında şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclis başkanı halife unvanını kullanabilir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-3276">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Satan “Türkiye ‘Artık KKTC Vaktidir’ Demeli”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/ozel-dosya/ali-satan-turkiye-artik-kktc-vaktidir-demeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 13:03:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz'de Yunan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı-Rus Harbi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilköy Antlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3551</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan’ın bağımsızlığı ile Kıbrıs arasındaki bağlantı hakkında bilgi verir misiniz? 20 Ekim 1827’de herhangi bir savaş durumu olmaksızın Rus-İngiliz ve Fransız donanmaları Navarin’deki Osmanlı-Mısır donanmasına baskın yaparak yaktılar. Bu olay Yunan devletinin yolunu açtı. Bunun çok iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Devrin büyük devletleri Osmanlı Devleti’ne karşı hem Mora yarımadasında, hem de Akdeniz’de bir Yunan devleti inşasına giriştiler. Mora’da tertip edilen isyanların benzeri Kıbrıs’taki Ortodoks Rum cemaat tarafından denendiyse de etkili olmadı. İngiltere 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde imzalanan Yeşilköy Antlaşması’nın değiştirilmesi için tavassutta bulundu ve Kıbrıs’ı geçici olarak Osmanlı Devleti’nden talep etti. Ancak sözünde durmayıp Berlin Kongresi’nde Osmanlı Devleti’ne yardım etmek&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Yunanistan’ın bağımsızlığı ile Kıbrıs arasındaki bağlantı hakkında bilgi verir misiniz?</strong></em></p>
<p>20 Ekim 1827’de herhangi bir savaş durumu olmaksızın Rus-İngiliz ve Fransız donanmaları Navarin’deki Osmanlı-Mısır donanmasına baskın yaparak yaktılar. Bu olay Yunan devletinin yolunu açtı. Bunun çok iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Devrin büyük devletleri Osmanlı Devleti’ne karşı hem Mora yarımadasında, hem de Akdeniz’de bir Yunan devleti inşasına giriştiler. Mora’da tertip edilen isyanların benzeri Kıbrıs’taki Ortodoks Rum cemaat tarafından denendiyse de etkili olmadı. İngiltere 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi neticesinde imzalanan Yeşilköy Antlaşması’nın değiştirilmesi için tavassutta bulundu ve Kıbrıs’ı geçici olarak Osmanlı Devleti’nden talep etti. Ancak sözünde durmayıp Berlin Kongresi’nde Osmanlı Devleti’ne yardım etmek yerine Rusya ile gizlice anlaştı. Her ne kadar bu durumu tespit etse de Osmanlı Devleti Ruslarla harp hali devam ederken İngiltere’yi karşısına almayı doğru bulmayacak ve “geçici” olarak adayı İngiltere’ye “kiraya” verecekti. Padişahın “hukuk-i şahanem” dediği Osmanlı hukuku uygulanmaya devam etmek şartıyla İngilizler adaya geldi. Bugün bazı çevrelerin iddia ettiği gibi Kıbrıs’ın satılması söz konusu değil. Rusya’nın Kars, Ardahan bölgesini iade etmesi halinde İngiltere de Kıbrıs’ı bize iade edecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2018">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa Özel “Roman, En Hakiki Tarihtir!”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/mustafa-ozel-roman-en-hakiki-tarihtir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 11:57:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Özal söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[roman bilimciler]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Diliyle Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3527</guid>

					<description><![CDATA[“Roman Diliyle Siyaset”  Ziya Gökalp 100 yıl önce “Roman, en hakiki sosyolojidir!” dediği hâlde Türkiye’de romanların bir toplumbilimci, özellikle de bir iktisatçı tarafından sizin kadar önemsendiğini pek görmedik. 24 Haziran’da seçim yaşadık; bu gürültülü ortamda “Romanperver İktisatçımız” hangi romanların peşinde acaba? Seçim sonuçları millete ve insanlığa hayırlı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımız balkon konuşmasının sonunda, milletin verdiği mesajı “dünyanın tüm siyaset bilimcileri bir araya gelip yıllarca çalışsa yine de zor çözebileceğini” söyledi. İşte bilim adamlarının çözmede zorlandığı bu kördüğümlerin “romanbilimcilerin” harcı olduğunu söylemek istiyorum ben de. Gökalp’in iddiasını genişletiyor ve “Roman, aynı zamanda en hakiki tarihtir!” diyorum. Siyasî seçimlerden daha mühimi, fikrî&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Roman Diliyle Siyaset” </strong></p>
<p><em><strong>Ziya Gökalp 100 yıl önce “Roman, en hakiki sosyolojidir!” dediği hâlde Türkiye’de romanların bir toplumbilimci, özellikle de bir iktisatçı tarafından sizin kadar önemsendiğini pek görmedik. 24 Haziran’da seçim yaşadık; bu gürültülü ortamda “Romanperver İktisatçımız” hangi romanların peşinde acaba?</strong></em></p>
<p>Seçim sonuçları millete ve insanlığa hayırlı olsun. Sayın Cumhurbaşkanımız balkon konuşmasının sonunda, milletin verdiği mesajı “dünyanın tüm siyaset bilimcileri bir araya gelip yıllarca çalışsa yine de zor çözebileceğini” söyledi. İşte bilim adamlarının çözmede zorlandığı bu kördüğümlerin “romanbilimcilerin” harcı olduğunu söylemek istiyorum ben de. Gökalp’in iddiasını genişletiyor ve “Roman, aynı zamanda en hakiki tarihtir!” diyorum. Siyasî seçimlerden daha mühimi, fikrî seçimlerimizdir. Siz Derin Tarih araştırmalarınızı sürdürün, ben de Derin Roman okumalarımla sizi ikmal edeyim. Benden daha sağlam bir yolda yürümekte olduğunuzu da düşünmeyin sakın! İki taraf da kurgu ustalarının izini sürüyor aslında. Tarihçiler de tıpkı romancılar gibi önce kurguluyor, sonra yazıyorlar!</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-temmuz-2018">Derin Tarih Temmuz Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avni Özgürel: “Demokrasi Herkesin İkinci Tercihine Razı Olduğu Rejimin Adıdır.”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/avni-ozgurel-demokrasi-herkesin-ikinci-tercihine-razi-oldugu-rejimin-adidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2018 13:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[1946 seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet Paşa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3449</guid>

					<description><![CDATA[Çok partili hayata geçişle başlayalım, CHP bu kararı Batı’nın zoruyla mı aldı yoksa halktan da gelen bir baskı var mıydı?  Halktan gelen bir baskı var. İktidara astığı astık kestiği kestik bir tek parti hâkim. Partinin adı Halk Partisi ama halkla alakası kalmamış. Tüzüğünde bile “Türkiye Cumhuriyeti bir parti devletidir” ibaresi var. Yani karşımızdakiler kendisini devlet zanneden bir anlayış ve halka zulmetme mantığıyla hareket eden bir güruh. Fakat 2. Dünya Savaşı her şeyi alt üst etti. Ankara’nın ve İsmet Paşa’nın hesapları da altüst oldu. İsmet Paşa savaşı Almanların kazanacağını düşünüyordu. Türkiye savaş esnasında çekingen davrandı ama Almanları destekledi. Almanların önünü açmak&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Çok partili hayata geçişle başlayalım, CHP bu kararı Batı’nın zoruyla mı aldı yoksa halktan da gelen bir baskı var mıydı?</strong><strong> </strong></em></p>
<p>Halktan gelen bir baskı var. İktidara astığı astık kestiği kestik bir tek parti hâkim. Partinin adı Halk Partisi ama halkla alakası kalmamış. Tüzüğünde bile “Türkiye Cumhuriyeti bir parti devletidir” ibaresi var. Yani karşımızdakiler kendisini devlet zanneden bir anlayış ve halka zulmetme mantığıyla hareket eden bir güruh. Fakat 2. Dünya Savaşı her şeyi alt üst etti. Ankara’nın ve İsmet Paşa’nın hesapları da altüst oldu. İsmet Paşa savaşı Almanların kazanacağını düşünüyordu. Türkiye savaş esnasında çekingen davrandı ama Almanları destekledi. Almanların önünü açmak için Azerileri, Kırım Türklerini, Türkmenleri devreye soktu. Nitekim Churchill bastırdı siz de katılın savaşa diye ama olmadı. Şunu bahane ettik, bunu bahane ettik, silah yok, cephane yok dedik. Türkiye artık savaş bitip Almanya’nın yenildiği resmen ilan edildikten sonra savaşa girdi. Bu noktada zaten halk bîzar olmuştu. Ekmek yok, süpürge tohumu yiyor insanlar. Bunlar masal değil, gerçek. Türkiye beyaz ekmek diye bir şeyin varlığını 1950’den sonra öğrendi. Eski nüfus kâğıtlarını sizler bilmezsiniz, hepsinde bez verilmiştir, ekmek verilmiştir diye mühürler vardır. 2. Dünya Harbi’nin akabinde Sovyetler Birliği nasıl Avrupa’yı Amerika ve İngiltere’yle paylaştıysa Türk boğazları ve Kafkaslar üzerindeki taleplerini de seslendirdi. Bu talepler Türkiye’yi paniğe sürükledi. Biz Batı’nın baskısıyla NATO’ya girmiş değiliz, Batı hiç gönüllü değildi. ABD Batı’ya bastırdı. Rusların Akdeniz’e inişinin önüne set çekmek için Türkiye’yi NATO’ya almayı kabul ettiler. Ama iki şartları vardı… Serbest seçim ve çok partili demokrasi. Medenî milletler safında kabul görmenin şartı budur dediler.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-haziran2018">Derin Tarih Haziran Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Araştırmacı Yazar Avni Özgürel: ”Türkiye’deki Darbelerin Ortak Maksadı Ülkeyi Kontrol Edebilmek”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/arastirmaci-yazar-avni-ozgurel-turkiyedeki-darbelerin-ortak-maksadi-ulkeyi-kontrol-edebilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 May 2018 16:29:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Şehzadeler]]></category>
		<category><![CDATA[valilik yapan şehzadeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3388</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda Osmanlı dönemindeki şehzadelerin modern siyasetteki partilere benzediğini söylüyorsunuz. Bu meseleyi açar mısınız? Benzeme ifadesi lafın gelişi değil… Şehzadeler fiilen siyasî partiler aslında. Lalaları onlara devlet idaresinde hocalık yaptıkları gibi taht sırasında rakibi olan kardeşleriyle nasıl mücadele edeceği konusunda da yol gösteriyorlar. Keza her şehzadenin yanında nasıl küçük çapta bir ordu varsa, hazinesini idare eden bir kişi, İstanbul’da neler olup bittiğini takip eden, özellikle padişahın sağlığında bir olumsuzluk olup olmadığıyla veya ordunun gelişmelerden hoşnut olup olmadığıyla ilgili haberleri takip eden görevliler var. Şehzadenin İstanbul’da şehir içinde olduğu gibi Topkapı Sarayı’nda da adamlarının olduğu sır değil. Yeniçeri Ağalarının şehzadeler arasında paylaşıldığı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kitabınızda Osmanlı dönemindeki şehzadelerin modern siyasetteki partilere benzediğini söylüyorsunuz. Bu meseleyi açar mısınız?</strong></em></p>
<p>Benzeme ifadesi lafın gelişi değil… Şehzadeler fiilen siyasî partiler aslında. Lalaları onlara devlet idaresinde hocalık yaptıkları gibi taht sırasında rakibi olan kardeşleriyle nasıl mücadele edeceği konusunda da yol gösteriyorlar. Keza her şehzadenin yanında nasıl küçük çapta bir ordu varsa, hazinesini idare eden bir kişi, İstanbul’da neler olup bittiğini takip eden, özellikle padişahın sağlığında bir olumsuzluk olup olmadığıyla veya ordunun gelişmelerden hoşnut olup olmadığıyla ilgili haberleri takip eden görevliler var. Şehzadenin İstanbul’da şehir içinde olduğu gibi Topkapı</p>
<p>Sarayı’nda da adamlarının olduğu sır değil. Yeniçeri Ağalarının şehzadeler arasında paylaşıldığı taht yarışında bu tablonun belirleyici olduğu biliniyor. İstanbul’a yakın illerde valilik yapan şehzadenin tahta da yakın olacağı söylenebilir. Şehzadeler İstanbul yolunda işlerini kolaylaştıracak menzil noktalarında at değiştirme ihtiyacı duyacaklarını düşünerek belli kişilerin at yetiştirmesini önemsemişlerdir. Siyasî açıdan tahta geçtikleri takdirde neler yapacakları yanında geçemedikleri takdirde hayatlarını kurtarmak için nasıl davranmaları gerektiğini de hesaplayıp planlarlar. Kimi şehzadelerin taht şanslarını zayıf görüp İran Şahı’na sığındıkları vakalar az değil…</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mayis2018">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Budak: “Feragat, Rıza Ve Tasdik Olmasaydı Lozan İmzalanamazdı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/prof-dr-mustafa-budak-feragat-riza-ve-tasdik-olmasaydi-lozan-imzalanamazdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 10:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanları]]></category>
		<category><![CDATA[Self-determinasyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3329</guid>

					<description><![CDATA[Kitabınızda İsmet İnönü’nün ağzından Lozan Antlaşması’nın Osmanlı Devleti’ni bitirdiğini söylüyorsunuz. Uluslararası siyaset bağlamında antlaşmayı nereye oturtuyorsunuz? Devir, 1. Dünya Savaşı sonrası. Savaşın galipleri (İngiltere ve Fransa ve İtalya) ve özellikle İngiltere, kendi çıkarlarına uygun olarak yeni bir dünya düzeni (yeni uluslararası düzen) kurmak istemişlerdi. Bu düzenin esas uluslararası meşruiyet kaynağı ABD Başkanı Wilson’un 14 Prensibiydi. Bu prensiplerin 12. maddesi, çoğunluk halinde yaşayan toplulukların kendi kendilerini idare etme (self-determinasyon) hakkını öngörüyordu. Bunun anlamı, mağlup imparatorlukların topraklarını bu esas çerçevesinde paylaşmak ve paylaşılacak topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı. İşte Lozan Konferansı’nın maksadı, bu esaslar çerçevesinde  hem Osmanlı Devleti’ni hukuken sona erdirmek, hem&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Kitabınızda İsmet İnönü’nün ağzından Lozan Antlaşması’nın Osmanlı Devleti’ni bitirdiğini söylüyorsunuz. Uluslararası siyaset bağlamında antlaşmayı nereye oturtuyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Devir, 1. Dünya Savaşı sonrası. Savaşın galipleri (İngiltere ve Fransa ve İtalya) ve özellikle İngiltere, kendi çıkarlarına uygun olarak yeni bir dünya düzeni (yeni uluslararası düzen) kurmak istemişlerdi. Bu düzenin esas uluslararası meşruiyet kaynağı ABD Başkanı Wilson’un 14 Prensibiydi. Bu prensiplerin 12. maddesi, çoğunluk halinde yaşayan toplulukların kendi kendilerini idare etme (self-determinasyon) hakkını öngörüyordu. Bunun anlamı, mağlup imparatorlukların topraklarını bu esas çerçevesinde paylaşmak ve paylaşılacak topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı.</p>
<p>İşte Lozan Konferansı’nın maksadı, bu esaslar çerçevesinde  hem Osmanlı Devleti’ni hukuken sona erdirmek, hem de onun hükümran olduğu topraklar üzerinde yeni ulus-devletler kurmaktı. Yani İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’ni tarihe mâl ederek “tarihî Doğu sorununu” çözmeye çalışmışlardı. Bundan dolayıdır ki, konferansın resmî adı “Yakındoğu İşleri Hakkında Lozan Konferansı” olmuştu.</p>
<p>Bu bilgiler ışığında söyleyebiliriz ki, İtilaf Devletleri, Lozan Barış Antlaşması ile Yakındoğu adını verdikleri bölgede global uluslararası sistemin bir alt birimi/sistemi olarak bir bölgesel düzen kurdular. Kanaatimizce bu düzenin adı “Lozan düzeni” idi. Kim ne derse desin, yeni Türk devleti ya da resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti bu düzenin bir parçası olarak kurulmuş ve Lozan Antlaşması da bu yeni devletin kurucu belgesi olmuştur. Bundan dolayı olsa gerek Atatürk başta olmak üzere yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin yöneticileri  “barış, uyum ve istikrar”ı gözeten bir dış politika izlemek istediklerini dile getirmişlerdir.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-nisan2018">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Rıza Savaş: “Müslüman Kadın Hiçbir Zaman Hıristiyanlıktaki Gibi Nefret Objesi Olmamıştır”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/kapak-dosyasi/prof-dr-riza-savas-musluman-kadin-hicbir-zaman-hiristiyanliktaki-gibi-nefret-objesi-olmamistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2018 08:14:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak Dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[cahiliye devri]]></category>
		<category><![CDATA[kadınların hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an nın kadına bakışı]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3287</guid>

					<description><![CDATA[Önce Cahiliye devri kadınlarını soralım. Bu dönemde kadınların haklarından söz etmek mümkün mü? Cahiliye devri Arapları kadını, erkeğin aşağısında görürlerdi. Kur’ân ise daha dünyaya gözlerini açar açmaz kız çocuklarını horlayan erkekleri sert bir dille kınamıştır. Hem erkek, hem de kız çocuk Allah’ın ebeveyne verdiği birer hediyedir. Öte yandan kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerin bu cinayeti şiddetli bir tarzda yerilmiş ve bu işi yapanlar sorumlu sayılmıştır. Bazı istisnalar olmakla birlikte Cahiliye devrinde kadın hür iradesiyle eşini seçme hakkına sahip değildi. Kadın evlenirken olduğu gibi boşanırken de zarar görürdü. Kur’ân, ayrılık sırasında kocanın zarar vererek ya da haksızlık ederek kadını alıkoymasını&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Önce Cahiliye devri kadınlarını soralım. Bu dönemde kadınların haklarından söz etmek mümkün mü?</strong></em></p>
<p>Cahiliye devri Arapları kadını, erkeğin aşağısında görürlerdi. Kur’ân ise daha dünyaya gözlerini açar açmaz kız çocuklarını horlayan erkekleri sert bir dille kınamıştır. Hem erkek, hem de kız çocuk Allah’ın ebeveyne verdiği birer hediyedir. Öte yandan kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerin bu cinayeti şiddetli bir tarzda yerilmiş ve bu işi yapanlar sorumlu sayılmıştır. Bazı istisnalar olmakla birlikte Cahiliye devrinde kadın hür iradesiyle eşini seçme hakkına sahip değildi. Kadın evlenirken olduğu gibi boşanırken de zarar görürdü. Kur’ân, ayrılık sırasında kocanın zarar vererek ya da haksızlık ederek kadını alıkoymasını yasaklamıştır.</p>
<p><em><strong>İslam dini ve Kur’ân başka ne tür hak ve imkânlar getirdi kadınlara?</strong></em></p>
<p>Kur’ân’da kadını kadın olduğu için değersiz görenlerin yanlış içinde oldukları açık bir dille vurgulanır. Hz. Muhammed’in getirdiği mesaj, kadına haksızlık yapılmamasını ve kadın olduğu için bazı haklardan mahrum edilemeyeceğini ifade etmiştir. Hz. Ömer’in (ra) ifadesiyle daha önce hiçbir değer taşımayan kadın, ilk vahiyden itibaren erkeğin yanında onunla eşit konumda yerini aldı ve haklarına hep sahip çıktı. Allah’ın emirlerine uygun yaşayan kadın da erkek de değerlidir. Eğer bir kadının yaşayışı  erkekten daha iyi ise elbette ondan üstündür. Hem dünyada, hem de ahirette yüksek dereceler elde etmenin, çalışmaya, üretmeye ve insanlara faydalı olmaya bağlı olduğu ve bunun, kadın veya erkek olmakla ya da herhangi başka bir şeyle ilişkisinin bulunmadığı açık bir dille Kur’an’da ifadesini bulur. “Erkek veya kadın, kim mümin olarak güzel bir iş yaparsa, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız…” buyurulur.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-nisan2018">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Ahmet Uçar: &#8220;Bursa Amerikan Kız Koleji’nde 4 Müslüman Kızı Nasıl Hıristiyan Yaptılar?&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/dr-ahmet-ucar-bursa-amerikan-kiz-kolejinde-4-musluman-kizi-nasil-hiristiyan-yaptilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Feb 2018 21:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1 Kitap 1 Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikalı misyonerler]]></category>
		<category><![CDATA[David B. Eddy]]></category>
		<category><![CDATA[misyoner eğitimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3233</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin eğitim üzerinde yoğunlaştığına şahit oluyoruz. Bu bilinçli bir seçim mi? Bütün misyoner kaynaklarında eğitim misyonerliğin ilk basamağı kabul edilir. Misyonerler eğitimi bu coğrafyaya yerleşebilme ve tutunabilmenin en önemli, kısa ve etkili vasıtası olarak görüyorlardı. Nitekim Osmanlı ülkesinde aktif olarak yıllarca vazife yapan Amerikalı misyoner David B. Eddy’ye göre bir misyonerin Osmanlı coğrafyasında halkla diyalog kurabilmesinin beş önemli yolu vardı: Topluluğun lisanını öğrenmek, mesajın kaynağı olan İncil’i o halkın diline çevirmek, okullar açarak halkı eğitmek, hastaları tedavi etmek, fakirlere yardım edip onlara meslek öğretmek. Bursa’nın Hıristiyanlaştırma faaliyetleri için seçilmesinin sebebi ne? Bursa 1928’den 94 yıl önce, 1834’te Amerikalı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin eğitim üzerinde yoğunlaştığına şahit oluyoruz. Bu bilinçli bir seçim mi?</strong></em></p>
<p>Bütün misyoner kaynaklarında eğitim misyonerliğin ilk basamağı kabul edilir. Misyonerler eğitimi bu coğrafyaya yerleşebilme ve tutunabilmenin en önemli, kısa ve etkili vasıtası olarak görüyorlardı. Nitekim Osmanlı ülkesinde aktif olarak yıllarca vazife yapan Amerikalı misyoner David B. Eddy’ye göre bir misyonerin Osmanlı coğrafyasında halkla diyalog kurabilmesinin beş önemli yolu vardı: Topluluğun lisanını öğrenmek, mesajın kaynağı olan İncil’i o halkın diline çevirmek, okullar açarak halkı eğitmek, hastaları tedavi etmek, fakirlere yardım edip onlara meslek öğretmek.</p>
<p><em><strong>Bursa’nın Hıristiyanlaştırma faaliyetleri için seçilmesinin sebebi ne?</strong></em></p>
<p>Bursa 1928’den 94 yıl önce, 1834’te Amerikalı misyonerler tarafından ana istasyon merkezi seçilmişti. Bunun birçok sebebi vardı. En önemlilerinden biri, o yıllarda Amerikalı misyonerlerin hedef seçtikleri gayrimüslimlerin -Ermeni ve Rumlar- Bursa’da önemli bir nüfusa sahip olmalarıydı. 100 bine yakın Müslüman’ın yaşadığı şehirde o yıllarda gayrimüslim olarak 10 bin Ermeni, 8 bin Rum, 2 bin Yahudi ikâmet ediyordu. Bursa’nın misyonerlerce merkez seçilmesinin bir başka sebebi de ticaret ve sanayi faaliyetlerine uygun bir coğrafî konuma ve ekonomik potansiyele sahip olmasıydı. Uludağ’ın eteklerine yaslanmış olan bu şehir, İstanbul ve Akdeniz havzasıyla büyük bir ulaşım kolaylığına sahipti. Zaten burada vazife yapan ilk misyonerlerin ipek üretimi ve ona bağlı olarak yapılan dokumacılıkla yakından ilgilendiklerini biliyoruz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-mart2018">Derin Tarih Mart Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marshall Yardımı İçin Ismarlanan Dervişlere “Allah”Dedirtilmedi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/oteki-tarih/marshall-yardimi-icin-ismarlanan-dervislere-allahdedirtilmedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 22:45:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öteki Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyetin kuruluş yılları]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevî]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevîhâneler]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Veled’in dönemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2972</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rumî Mevleviyye tarikatının pîri kabul edilir. Her ne kadar bazı araştırmacılar tarikatın usul ve erkânının Sultan Veled’in döneminde oluşturulduğunu belirtseler de genel kabul Mevlevîlik tarikatının silsilesinin Hz. Mevlânâ ile başladığı yönündedir. Mevlevî semâı dünyanın en estetik ayin-i şeriflerinden biridir. Osmanlı Devleti ve ileri gelen zevat Mevlevî tarikatına ve bu sanatkârane ayine her dönemde iltifat etmiştir. Buna en güzel delil, Osmanlı döneminde Kırım’dan Mısır’a, Selanik’ten Afyon’a kadar geniş bir coğrafyada açılan Mevlevîhânelerdir. İmparatorluğun birlik harcının en rafine unsurlarından olan bu dergâhlar ne yazık ki 1925’te çıkarılan “Tekke ve Zaviyelerin seddine” dair kanunla kaderlerine terk edilmişlerdir. Şıklık ve zarafeti&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hz. Mevlânâ Celâleddin-i Rumî Mevleviyye tarikatının pîri kabul edilir. Her ne kadar bazı araştırmacılar tarikatın usul ve erkânının Sultan Veled’in döneminde oluşturulduğunu belirtseler de genel kabul Mevlevîlik tarikatının silsilesinin Hz. Mevlânâ ile başladığı yönündedir.</p>
<p>Mevlevî semâı dünyanın en estetik ayin-i şeriflerinden biridir. Osmanlı Devleti ve ileri gelen zevat Mevlevî tarikatına ve bu sanatkârane ayine her dönemde iltifat etmiştir. Buna en güzel delil, Osmanlı döneminde Kırım’dan Mısır’a, Selanik’ten Afyon’a kadar geniş bir coğrafyada açılan Mevlevîhânelerdir.</p>
<p>İmparatorluğun birlik harcının en rafine unsurlarından olan bu dergâhlar ne yazık ki 1925’te çıkarılan “Tekke ve Zaviyelerin seddine” dair kanunla kaderlerine terk edilmişlerdir. Şıklık ve zarafeti temsil eden bu mekânlar bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutar hale gelmiştir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında “devrim” diye dayatılan zoraki uygulamalar neticesinde bir nesil ne yazık ki bu güzide mekânlardan ve insanlardan mahrum kalarak yetişecekti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-aralik2017">Derin Tarih Aralık Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yrd. Doç. Dr. Mustafa Çabuk: “Misyonerler Müslüman Hastaların Başında İncil Okuyorlardı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/yrd-doc-dr-mustafa-cabuk-misyonerler-musluman-hastalarin-basinda-incil-okuyorlardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 22:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Katolik misyonerlerin faaliyetleri]]></category>
		<category><![CDATA[misyonerliğin stratejisyeni]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’deki misyonerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2832</guid>

					<description><![CDATA[Misyonerlerin Osmanlı’ya ilgisi 1820 yılından sonra başlıyor. Misyonerleri özellikle Osmanlı tebaasıyla ilgilenmeye sevk eden faktör neydi? Katolik misyonerlerin faaliyetleri çok daha önceden başlamıştı. Ancak Protestan misyonerlerin faaliyetleri daha yaygın ve etkin olduğundan Türkiye’deki misyonerlik çalışmaları daha ziyade Protestanlıkla özdeşleşti. Onların etkisini artıran en önemli etken, faaliyetlerini destekleyen İngiltere ve ABD’nin bölgedeki nüfuzuydu. İngiliz ve Amerikalı Protestan misyonerler Anadolu’da daha çok siyasî yönleriyle gündeme gelen misyonerlik faaliyetlerini birlikte sürdürdüler. Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu, çok dinli ve çok dilli yapısı misyonerlerin dikkatini çekti. Çünkü faaliyetlerini farklılık veya sorunlar üzerine temellendirmişlerdi. Avrupalı Hıristiyan güçlerin dünyanın büyük bir kısmını sömürgeleştirdikleri bir dönemde Osmanlı Devleti’nin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Misyonerlerin Osmanlı’ya ilgisi 1820 yılından sonra başlıyor. Misyonerleri özellikle Osmanlı tebaasıyla ilgilenmeye sevk eden faktör neydi?</strong></em></p>
<p>Katolik misyonerlerin faaliyetleri çok daha önceden başlamıştı. Ancak Protestan misyonerlerin faaliyetleri daha yaygın ve etkin olduğundan Türkiye’deki misyonerlik çalışmaları daha ziyade Protestanlıkla özdeşleşti. Onların etkisini artıran en önemli etken, faaliyetlerini destekleyen İngiltere ve ABD’nin bölgedeki nüfuzuydu. İngiliz ve Amerikalı Protestan misyonerler Anadolu’da daha çok siyasî yönleriyle gündeme gelen misyonerlik faaliyetlerini birlikte sürdürdüler.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun çok uluslu, çok dinli ve çok dilli yapısı misyonerlerin dikkatini çekti. Çünkü faaliyetlerini farklılık veya sorunlar üzerine temellendirmişlerdi. Avrupalı Hıristiyan güçlerin dünyanın büyük bir kısmını sömürgeleştirdikleri bir dönemde Osmanlı Devleti’nin tebaası olarak çok sayıda Hıristiyanın bulunmasını kabul edemiyorlardı. Osmanlı topraklarındaki yerli Hıristiyanları açtıkları eğitim ve sağlık kuruluşlarının desteğiyle ıslah ederek onları cehaletten kurtarmak ve Türklerin karşısına bir kuvvet olarak çıkarmak istiyorlardı. Ayrıca Osmanlı topraklarında bazı eski Hıristiyan kilise ve yapılarının bulunmasının, misyonerliğin stratejisyeni kabul edilen Paul’un da Osmanlı topraklarında yaşamış olmasının misyonerleri bu topraklara sevk ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-kasim2017">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Budak İle Söyleşi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/prof-dr-mustafa-budak-ile-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Sep 2017 21:59:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhuriyet rejimi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Mücadele Hatıraları]]></category>
		<category><![CDATA[Nutuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2789</guid>

					<description><![CDATA[Önce Nutuk’u hangi kategoride değer­lendirmek gerekir? Tarihî mi, yoksa siyasî bir metin midir? Nutuk, bir siyasî liderin belli bir pe­riyotta yaşanmış olayları kendi açı­sından değerlendirdiği/yorumladığı, belgelerle desteklenmiş hatıra nite­liğinde bir eserdir. Daha açık söyler­sek, Mustafa Kemal Paşa’nın 1919-26 yılları arasında Türkiye’de gerçekleş­miş askerî ve siyasî olayları kendi açı­sından yorumladığı, yer yer belgelerle desteklenmiş bir hatırattır. Dolayısıy­la siyasî bir metindir. Peki Gazi’yi Nutuk’u yazmaya iten se­bepler nelerdi? Atatürk’e göre Nutuk, “millete he­sap vermek” ve “inkılabımızın an­laşılmasında tarihe medar-ı suhu­let etmek” için kaleme alınmış ve okunmuştur. Bir kere 1927 tarihi çok önemli. Yani Lozan Antlaşması imza­lanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, hi­lafet kaldırılmış, inkılaplar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Önce <em>Nutuk</em>’u hangi kategoride değer­lendirmek gerekir? Tarihî mi, yoksa siyasî bir metin midir?</strong></p>
<p><em>Nutuk</em>, bir siyasî liderin belli bir pe­riyotta yaşanmış olayları kendi açı­sından değerlendirdiği/yorumladığı, belgelerle desteklenmiş hatıra nite­liğinde bir eserdir. Daha açık söyler­sek, Mustafa Kemal Paşa’nın 1919-26 yılları arasında Türkiye’de gerçekleş­miş askerî ve siyasî olayları kendi açı­sından yorumladığı, yer yer belgelerle desteklenmiş bir hatırattır. Dolayısıy­la siyasî bir metindir.</p>
<p><strong>Peki Gazi’yi <em>Nutuk</em>’u yazmaya iten se­bepler nelerdi?</strong></p>
<p>Atatürk’e göre <em>Nutuk</em>, “millete he­sap vermek” ve “inkılabımızın an­laşılmasında tarihe medar-ı suhu­let etmek” için kaleme alınmış ve okunmuştur. Bir kere 1927 tarihi çok önemli. Yani Lozan Antlaşması imza­lanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş, hi­lafet kaldırılmış, inkılaplar yapılma­ya başlanmış ve en önemlisi, Şeyh Said isyanı patlak vermiş (1925), İzmir suikasti ve muhakemesi (1926) ger­çekleşmiştir. Özellikle son iki olay ba­hane edilerek muhalefet tasfiye edil­miş ya da susturulmuştur. Artık yeni rejimin temelleri atılacaktır. Dünya­da zafer kazanmış bütün siyasî hare­ketler yeni siyasî, sosyal ve ekonomik rejimlerini kurarken hem devr-i sa­bık oluşturur, hem de zafer kazanır­ken hizmet etmiş bazı kişileri tasfiye ederler. Her iki halde de yeni rejim ta­rihten yararlanır. Daha doğru bir de­yişle, her yeni rejim, kendi sistemleri­ni yerleştirmek, onu meşrulaştırmak için tarihten istifade eder. Demem o ki, bu durumlarda siyasî rejim için ta­rih meşrulaştırıcı bir işlev görmüştür.</p>
<p><strong>O zaman <em>Nutuk</em>’u nasıl anlamalıyız?</strong></p>
<p>Her şeyden önce belgelerle örülü bir hatıradır. Dolayısıyla sübjektiftir. Bu sebeple bu tür eserler, diğer hatırat ve dönemle ilgili yapılmış araştırma eserlerine kıyasen değerlendirilmeli­dir. <em>Nutuk</em>, Cumhuriyet rejiminin li­derinin kaleminden çıktığı için yeni devrin tarih yazımında Millî Mücade­le ve erken Cumhuriyet devirleri için kurucu/temel metin kabul edilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Tekrar ediyo­rum: <em>Nutuk</em>, tıpkı Ali Fuad Cebesoy’in <em>Milli Mücadele Hatıraları </em>ve Kâzım Ka­rabekir’in <em>İstiklal Harbimiz </em>adlı eserleri gibi birer hatırattır. Bilimsel araştır­malarda hatıratlara nasıl yaklaşma­mız gerekiyorsa <em>Nutuk</em>’a da öyle yak­laşmalıyız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-ekim2017">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Aksay: &#8220;Diyanet Siyasî Otoriteden Bağımsız Politika İzleyemez&#8221;</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/hasan-aksay-diyanet-siyasi-otoriteden-bagimsiz-politika-izleyemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Aug 2017 21:20:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Erbakan Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Millet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyar Altıkulaç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2669</guid>

					<description><![CDATA[1965 yılında değiştirilen Diyanet Kanunu’nda sizin de payınız olduğunu biliyoruz. O günleri anlatır mısınız? Diyanet Kanunu’nu değiştirme fikri Millet Partisi milletvekili Mehmet Altınsoy tarafından ortaya atılmıştı. Adalet Partisi’nden bizler de tasarıya destek olduk. Mehmet Bey eski Diyanet İşleri Reislerinden Ahmed Hamdi Akseki’nin damadıydı. Ortak bir kararla iki parti bu kanunu değiştirmek için komisyonda çalıştık. Ben hem komisyon üyesiydim, hem de AP’nin sözcüsüydüm; tasarıyı ben sundum. Adalet Partisi içerisinde Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy’un başını çektiği bir ekip “laikliğe aykırı mı?” diye bir müddet tasarıya muhalefet ettiler, lakin sonra mesele çözüldü. Adalet Partisi geniş bir koalisyon hareketiydi ama ana omurgayı muhafazakârlar&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>1965 yılında değiştirilen Diyanet Kanunu’nda sizin de payınız olduğunu biliyoruz. O günleri anlatır mısınız?</strong></em></p>
<p>Diyanet Kanunu’nu değiştirme fikri Millet Partisi milletvekili Mehmet Altınsoy tarafından ortaya atılmıştı. Adalet Partisi’nden bizler de tasarıya destek olduk. Mehmet Bey eski Diyanet İşleri Reislerinden Ahmed Hamdi Akseki’nin damadıydı. Ortak bir kararla iki parti bu kanunu değiştirmek için komisyonda çalıştık. Ben hem komisyon üyesiydim, hem de AP’nin sözcüsüydüm; tasarıyı ben sundum. Adalet Partisi içerisinde Celal Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy’un başını çektiği bir ekip “laikliğe aykırı mı?” diye bir müddet tasarıya muhalefet ettiler, lakin sonra mesele çözüldü. Adalet Partisi geniş bir koalisyon hareketiydi ama ana omurgayı muhafazakârlar oluşturuyordu. Bu sebeple çok büyük sorunlar yaşanmadan meclisten de geçirdik tasarıyı.</p>
<p><em><strong>Tayyar Altıkulaç’ın Başkanlığı devrinde Erbakan Hoca ile sorunlar yaşadığı iddia ediliyor. Hoca’ya yakın biri olarak cevaplarsanız seviniriz. Bunlar ne kadar doğru?</strong></em></p>
<p>Evet, başkanlığı döneminde Tayyar Altıkulaç, Erbakan Hoca ile büyük sorunlar yaşamıştır. Aslında MSP hareketinden gelen herkesle sorun yaşadı Tayyar Bey. Diyanet İşleri bünyesinde çalışan MSP kökenli isimlere baskılar yapmıştır.</p>
<p>Çok şikâyet gelirdi partililerden. Sebebini bilmiyorum ama o her zaman Demirel ve arkadaşlarına yakın olmuştur. Değiştirmek için çok uğraştık Tayyar Bey’i. Hoca, “Derhal göndermeliyiz” derdi. Ama başaramadık. Bir ara din eğitim genel müdürü yaptılar, orada da görev yapmasını istemedi Erbakan Hoca. Hasta diye Londra’ya gönderdi. Demirel, “Hoca, adam hasta, bırak görevden almayalım. Sana ne zararı var?” derdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-eylul2017">Derin Tarih Eylül Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enes Bayraklı: “Annan planı kabul edilseydi kıbrıs sorunu ortadan kalkardı”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/enes-bayrakli-annan-plani-kabul-edilseydi-kibris-sorunu-ortadan-kalkardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Olcay Can Kaplan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 22:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs’taki Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=2634</guid>

					<description><![CDATA[1974’de Türkiye’yi Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapmaya zorlayan sebepler nelerdi? 15 Temmuz 1974’de Yunanistan’daki askerî cuntanın desteklediği Kıbrıs’taki milliyetçi Rumlar III. Makarios’u devirerek iktidarı ele geçirdi. 20 Temmuz 1974’de TSK’nın Kıbrıs’a harekât düzenlemesinin en büyük sebebi budur. Çünkü darbecilerin maksadı adayı Yunanistan ile birleştirmekti. 1960 tarihli anlaşmanın ihlali anlamına Gelen bu adım, Kıbrıs’taki Türklerin can güvenliğini de ortadan kaldırıyordu. Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan hakları vardı ve bunlar kullanıldı. Türkiye adada garantör ülke konumundaydı. 1974 şunu gösterdi ki, 1960’da yapılan anlaşma işlemiyor. Müdahaleyle birlikte Kıbrıs’taki Türklerin can ve mal güvenliği korumaya alındı. Fakat aradan geçen 43 yıla rağmen müzakerelerden bir sonuç alınamadı.&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>1974’de Türkiye’yi Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapmaya zorlayan sebepler nelerdi?</strong></em></p>
<p>15 Temmuz 1974’de Yunanistan’daki askerî cuntanın desteklediği Kıbrıs’taki milliyetçi Rumlar III. Makarios’u devirerek iktidarı ele geçirdi. 20 Temmuz 1974’de TSK’nın Kıbrıs’a harekât düzenlemesinin en büyük sebebi budur. Çünkü darbecilerin maksadı adayı Yunanistan ile birleştirmekti. 1960 tarihli anlaşmanın ihlali anlamına Gelen bu adım, Kıbrıs’taki Türklerin can güvenliğini de ortadan kaldırıyordu. Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan doğan hakları vardı ve bunlar kullanıldı. Türkiye adada garantör ülke konumundaydı. 1974 şunu gösterdi ki, 1960’da yapılan anlaşma işlemiyor. Müdahaleyle birlikte Kıbrıs’taki Türklerin can ve mal güvenliği korumaya alındı. Fakat aradan geçen 43 yıla rağmen müzakerelerden bir sonuç alınamadı.</p>
<p><em><strong>O dönem açısından değerlendirirsek, Türkiye’nin Annan Planı’nı desteklemesi doğru muydu?</strong></em></p>
<p>Dönem için söylemek gerekirse en mantıklı yol, bu anlaşmanın onaylanmasıydı. Türkiye de bu sebeple arkasında durdu, destekledi. Rum tarafı kabul etmiş olsaydı müzakereler çok hızlı bir şekilde sonuçlanacaktı. 2010’a gelindiğinde belki de Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelik aşamasına gelecekti. Orada da tabii olarak Avusturya gibi Türkiye aleyhtarı ülkelerin blokajıyla karşılaşacaktık. Rum kesiminin AB’ye Kıbrıs sorunu çözülmeden alınmasını büyük bir problem olarak görüyorum. Eğer bu gerçekleşmemiş olsaydı Kıbrıs meselesi de, Türkiye’nin AB üyeliği de farklı bir şekilde ilerleyebilirdi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derintarih-agustos2017">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
