﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Resul Orman &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/resulorman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2020 07:38:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.7</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Resul Orman &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ERDEM YÜCEL: HERKESİN AYASOFYA HAKKINDA KONUŞMASI DOĞRU DEĞİLDİR!</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/erdem-yucel-herkesin-ayasofya-hakkinda-konusmasi-dogru-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2020 07:38:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Budin]]></category>
		<category><![CDATA[sıbyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=6283</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN   Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz? 1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum. Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız? Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ayasofya Müzesi’nde ne kadar süre görevde bulundunuz?</strong></p>
<p>1982-95 yılları arasında belirli aralıklarla toplam 10 yıl 2 ay müdürlük görevi yaptım. Bu süre zarfında iki kez gidip geldim ama en uzun süre müze müdürlüğü yapanlardan biri sanırım ben oldum.</p>
<p><strong>Müze müdürlüğü görevindeyken ne gibi çalışmalar yaptınız?</strong></p>
<p>Müze müdürlüğünden önce babamın mimar olması hasebiyle tarih içinde büyümüş biri olarak ilk başta çevre düzenlemesi ve doğru bilgilerin aktarılmasına çalıştım. Ayasofya ile ilgili birçok sunum ve konuşmada bulundum. En çok Osmanlı padişah türbesinin bulunduğu Ayasofya’yı onarıp tekrar halkın hizmetine açtım. Sadece Bizans kültürünü anlatan rehberlere Osmanlı kültürünü de anlatmaları için çalışmalarda bulundum. Hatta bu konuda rehberler benden şikâyette bulunmuşlardı, sebebini sorduğumda biz Bizans noktasını biliyoruz, Osmanlı noktasını tam bilmiyoruz diye cevap verdiler. Ben de bu eksikliği gidermeye, müzenin tarihimize ışık tutması için elimden geleni yapmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal’in Ayasofya ile ilgili tasarrufları hakkında ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Ayasofya’yı camiye çevirme çalışmalarını yürüten komisyon çeşitli toplantılar yapmış ve hepsi tutanaklara geçmiştir. Başlangıçta ana mekânda mimarî yapı elemanlarının, galerilerde de Osmanlı eserlerinin sergilenebileceği görüşünde bulunulmuştur. Ancak M. Kemal komisyonun bu görüşünü kabul etmeyerek Arkeoloji Müzesi’nden getirilmek istenilen eserlerin yerinde kalmasını, Ayasofya’nın anıt müze olduğunu ileri sürerek Osmanlı eserlerinin de ilgili müzelerde sergilenmesini, yalnızca şehrin çeşitli yerlerinden getirilen mimarî eserlere yapıyı gölgelemeyecek şekilde avluda yer verilmesini istemiştir. Ayrıca Ayasofya’nın geniş avlusundaki muvakkithane, imaret, sıbyan mektebi ile şadırvanın onarılmasını, Ayasofya’nın içerisinde bulunan Vakıflara ait eserlerin geri verilmesini, yalnızca mihraptaki Budin’den getirilen şamdanlar, mermer küpler gibi müzelik olanların yerinde kalmasını istemiştir. Ayasofya’daki belgeler ile bu konudaki kararname, art niyet güdülmeden iyice okunup anlaşılmalıdır. Bundan böyle Atatürk’ün imzası kuşkulu, Kararname Resmi Gazete’de yayımlanmadı, sayı numaraları birbirini tutmuyor gibi tartışmaların yapılması son derece yersizdir. Kısacası Ayasofya Atatürk’ün isteği, Bakanlar Kurulu’nun kararıyla müzeye dönüştürülmüştür.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-agustos-2020">Derin Tarih Ağustos Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ORHAN KOLOĞLU : “YAVUZ DEVLET İŞLERİNDE KATI, HALKINA KARŞI YUMUŞAK HUYLUYDU”</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/orhan-kologlu-yavuz-devlet-islerinde-kati-halkina-karsi-yumusah-huyluydu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 May 2020 10:15:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Safevi politikası]]></category>
		<category><![CDATA[Safeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5863</guid>

					<description><![CDATA[KONUŞAN: RESUL ORMAN &#160; Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı? Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONUŞAN: RESUL ORMAN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yavuz Sultan Selim nasıl bir hükümdardı?</strong></p>
<p>Yavuz Sultan Selim gerek şehzadeliği, gerekse hükümdarlığı sürecinde atılgan, savaşçı, bilgili ve devlet yönetimini iyi yürüten bir hükümdardı. Döneminde Osmanlı toprakları büyümüş ama bununla kalmamış, devleti ekonomik açıdan çok güçlü bir konuma getirmişti. Gerek ekonomik açıdan, gerekse devlet adamlarının gelişmişliği bakımından Kanuni Sultan Süleyman’ın önünü açtığını söylesek yanlış olmaz. Döneminin savaş aletlerine vakıf bir hükümdardı. Eğitimi yüksekti, okumayı severdi; hatta Farsça divan yazacak kadar da şair ruhluydu. Fethettiği devletlerin bilim, kültür, sanat adamları ve zanaatkârlarını İstanbul’a getirir, Osmanlıyı her alanda zirveye taşımak isterdi. Bir şeyi daha söylemek gerekiyor: Devlet işlerinde katı, halkına karşı yumuşak huyluydu. Onun dönemini özetleyen bir söz vardır; Halk birine kızarsa “Allah seni Sultan Selim’e vezir eylesin” derdi. Devlet adamlarının hatasına tahammülü yoktu. Âlimlere karşı ise son derece hoşgörülüydü.</p>
<p><strong>Safevilerle mücadelesi ve Şah İsmail’i yenmesi nasıl değerlendirilebilir?</strong></p>
<p>Bir kere Osmanlı Devleti’nin köklü ve oturmuş bir sistemi, yani gücü vardı. Bu gücü askerî ve ekonomik açıdan değerlendirmek gerekiyordu; çünkü köklü bir devlet karşısında yeni kurulmuş bir devlet vardı: Coğrafî olarak kurak alanları ve tarıma elverişsiz toprakları ile Safeviler. Başında genç bir hükümdar, Şah İsmail bulunuyordu. Osmanlı’nın sınır komşusu olan bu devlet Selim Han’ın sancakbeyliği döneminde savaştığı ve yendiği, en önemlisi ilerideki tehlikeyi önceden fark ettiği bir devlet vardı. Şah İsmail Anadolu’da dinî olarak yayılmak istiyor gibi görünse de asıl amacı ekonomikti. Düşünün, komşunuz güçlü ve sizi yok etmek istiyor, daha önce de bunu yaşamışsınız. Ekonomik ve savaş teçhizatı bakımından iyi değilsiniz, bir de ambargo uygulanıyor devletinize. Ayrıca tek hükümdar anlayışına sahipsiniz. Kaçınılmaz son malumdur. Nitekim 1514’te Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail yenildi ve savaş alanını kaçarak terk etti.</p>
<p>Buradaki diğer bir önemli husus, Yavuz Sultan Selim’in tehlikeye karşı dirayet gösterip kendi toprağında değil de Safevi topraklarında savaşması, geride güçlü bir askerî birlik bırakıp arkasından gelebilecek tehlikelere karşı önlem almasıydı. Düşmanını kendi toprağında sıkıştırıp ordu içinde ikilik çıkma tehlikesine karşılık savaş için çok beklememesi zaferinin keskin bir noktası oldu. Bir de Safevi ordusu süvari yani atlı birliklerden oluşuyordu; dönemin savaş aletleri açısından yeteri kadar donanımlı değildi. Bu da yenilginin diğer hazırlayıcısı olmuştu.</p>
<p><strong>Safevi politikası isabetli miydi?</strong></p>
<p>Politikası sert ve doğruydu; çünkü öncelikle toprak bütünlüğünü korumak zorundaydı. Özellikle daha önce yaşanan Şahkulu isyanını görmüştü ve müdahale edilmezse tehlikenin büyüyeceğinin farkındaydı. Tarihe olmuş bitmiş bir şey gibi bakmamak gerekir, ibret alıp ders çıkarılmalıdır. Yavuz</p>
<p>mücadeleye girişmeden önce tahtını sağlama alma gayesindeydi; babası vefat etmişti; bu yüzden kardeşleriyle mücadele başlamıştı. Şehzade Ahmed ve Şehzade Korkut’un tehdidini ortadan kaldırdıktan sonra divandan savaş hazırlıkları kararını çıkartmış, askerî ve ekonomik hazırlıkları başlatmıştı. Şeyhülislamdan da fetva aldıktan sonra özellikle İdris-i Bitlisî’nin desteğiyle güçlü bir şekilde yola çıkmış, geride çıkabilecek durumlar için Sivas’a güçlü bir birlik bırakmıştı. Bu arada Şah İsmail ile mektuplaştığı da olmuştu ama Safevi ordusunun bir türlü karşılarına çıkmaması asker içinde huzursuzluk oluşturmuş, askerin isyanı sırasında Yavuz’un çadırına ok isabet etmişti. Sonuçta Yavuz süreci iyi yönetmiş, Safevi ordusu ile Çaldıran Ovası’nda karşılaşmış ve mutlak bir zafer elde etmişti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-mayis-2020">Derin Tarih Mayıs Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz’un Ebediyete Yürüdüğü O An, O Mekân</title>
		<link>https://www.derintarih.com/rota/yavuzun-ebediyete-yurudugu-o-an-o-mekan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2020 05:56:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Rota]]></category>
		<category><![CDATA[Celâlzade]]></category>
		<category><![CDATA[Dulkadiroğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Ridaniye]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=5777</guid>

					<description><![CDATA[Yavuz Sultan Selim’in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Celâlzade Mustafa Çelebi, “Seksen yıllık işi, sekiz yıla sığdıran hükümdar” diye tavsif eder Sultan’ı. Sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınan Sultan Selim, şehzadeliği sırasında 1507 yılında Erzincan’da Şah İsmail’in ordusunu yenmiş, ardından Gürcülerin tehditlerine karşı gerçekleştirdiği 1508 yılındaki Kütayis seferi ile Gürcüleri yenip Müslüman olmalarını sağlamıştır. 1514 Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail ve ordusunu İran’da; bir yıl sonra da Hadım Sinan Paşa komutasında Dulkadiroğullarını Turnadağ Savaşı’nda mağlup eder. Büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in çok yaklaştığı Anadolu birliğini sağlamış olur. 1516 Mercidabık Meydan Muharebesi ile Memlûk Sultanı&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="Standard"><span lang="EN-US">Yavuz Sultan Selim’in vezirlerden gizli tutmak istediği işlere ait yazıları kaleme aldırdığı Celâlzade Mustafa Çelebi, “Seksen yıllık işi, sekiz yıla sığdıran hükümdar” diye tavsif eder Sultan’ı. Sert mizacı, cesareti ve ataklığı sebebiyle “Yavuz” lakabıyla tanınan Sultan Selim, şehzadeliği sırasında 1507 yılında Erzincan’da Şah İsmail’in ordusunu yenmiş, ardından Gürcülerin tehditlerine karşı gerçekleştirdiği 1508 yılındaki Kütayis seferi ile Gürcüleri yenip Müslüman olmalarını sağlamıştır. 1514 Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail ve ordusunu İran’da; bir yıl sonra da Hadım Sinan Paşa komutasında Dulkadiroğullarını Turnadağ Savaşı’nda mağlup eder. Büyük dedesi Yıldırım Bayezid’in çok yaklaştığı Anadolu birliğini sağlamış olur. 1516 Mercidabık Meydan Muharebesi ile Memlûk Sultanı Gansu Gavri’yi, 1517’de de geçilemez denen Sina Çölü’nü 13 günde geçerek Ridaniye Meydan Muharebesi’nde Tomambey’i yener. Halifelik unvanını taşıyan Osmanlı padişahı ve Mekke ile Medine’nin koruyucusu olarak Mukaddes Emanetleri İstanbul’a getirtir.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Bu kadar başarının ardından sonraki seferinin nereye olacağı hususunda devrin büyük âlimi Kemâl Paşazâde’ye niyetinin “Feth-i Efrenciye” yani Avrupa olduğunu bildirir. Bu sefer üzere iken, Edirne yolu üzerinde fenalaşan Yavuz, Tekirdağ Muratlı’da başhekim nezaretinde tedavi görür. İki ay hasta yatıp 1520’de 21 Eylül’ü 22 Eylül’e bağlayan Cuma akşamı Osmanlı karargâhının bulunduğu Muratlı’nın Yukarısırt köyünde vefat eder.</span></p>
<p class="Standard"><span lang="EN-US">Hastalığın iyice ağırlaştığı bir sırada Yavuz Sultan Selim’in, “Hasan Can, bu ne haldir?” sorusuna karşılık, en yakınlarından olan ve vefatına kadar 6 yıl boyunca hizmetinde bulunan Hasan Can, “Sultanım, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh edip O’nunla olacak zamandır” diye cevap verir. Bunun üzerine Yavuz tarihe mâl olan o meşhur cevabını verir: “Ya bunca zamandan beri bizi kiminle bilirdin?” Ardından Yâsin-i Şerîf okumasını ister, okunurken de ruhunu teslim eder. Cenazesi İstanbul’a getirilip inşaatını başlattığı Sultan Selim Camii yanına defnedilir. Yerine geçen oğlu Sultan Süleyman tarafından cami tamamlanıp kabri üstüne türbe yapılır. Ruhu şâd olsun&#8230;</span></p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-nisan-2020">Derin Tarih Nisan Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deliler: Tarih Şuurunu Hollywood Standardında Veren Bir Film</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/deliler-tarih-suurunu-hollywood-standardinda-veren-bir-film/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Deliler dizisi]]></category>
		<category><![CDATA[Senaryo]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=4116</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde tarih dizileri hem senaryo, hem de teknik anlamda yükselişe geçti. Sinema ve televizyon tarihi keşfetti nihayet! Sizce ümit edilen noktada mıyız? Cem Uçan: Son zamanlarda ekranlarda dönem dizilerinin başarılı örneklerini izliyoruz; ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Çekimlerin haftanın 6 günü, uzun saatler boyu devam etmesi yapımcıyı da oyuncuları da yoruyor elbette ama teknik ve görsel olarak çok daha iyi işler yapacağımıza inanıyorum. Zamana ve en önemlisi tecrübeye ihtiyacımız var. Mehmet Pala: Senaryo zekâsı çok önemli! Fakat dünya geneline baktığınızda orijinal hikâye bulmak ve kaliteli bir senaryo ortaya koymak gittikçe zorlaşıyor. Dünya bu kıtlığı hazır hikâyeler üzerinden aşmaya çalışıyor&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ülkemizde tarih dizileri hem senaryo, hem de teknik anlamda yükselişe geçti. Sinema ve televizyon tarihi keşfetti nihayet! Sizce ümit edilen noktada mıyız?</strong></em></p>
<p><strong>Cem Uçan:</strong> Son zamanlarda ekranlarda dönem dizilerinin başarılı örneklerini izliyoruz; ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Çekimlerin haftanın 6 günü, uzun saatler boyu devam etmesi yapımcıyı da oyuncuları da yoruyor elbette ama teknik ve görsel olarak çok daha iyi işler yapacağımıza inanıyorum. Zamana ve en önemlisi tecrübeye ihtiyacımız var.</p>
<p><strong>Mehmet Pala:</strong> Senaryo zekâsı çok önemli! Fakat dünya geneline baktığınızda orijinal hikâye bulmak ve kaliteli bir senaryo ortaya koymak gittikçe zorlaşıyor. Dünya bu kıtlığı hazır hikâyeler üzerinden aşmaya çalışıyor gibi geliyor bana. Genel itibariyle tarihî olayları ya tamamen dönüştürerek ya da küçük yorumlarla aktarıyorlar. Ülkemizde ise durum biraz daha farklı. Hem tarihimiz, hem o tarihin yarattığı medeniyetimiz, dünyada bir başka örneği olmayan pırıl pırıl bir tarih ve medeniyet. Fakat bu gerçek özellikle tiyatro, sinema, televizyon işlerinde hak ettiği gibi gösterilmedi maalesef. Hakaret eden, aşağılayan, tabiri caizse yerin dibine sokan söylemler geliştirildi hep. İnsanımız kendi sanat ürünlerinde kendi tarihine, medeniyetine, kültürüne sövülmesinden, hakaret edilmesinden bıktı. Elbette Kara Murat, Malkoçoğlu, Tarkan gibi filmler bunun dışında iyi niyetli teşebbüslerdi ama onlar da son derece kısıtlı imkânlarla ortaya çıkarılan işlerdi. Artık öyle değil&#8230; İşte Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamid ve şimdi Deliler gibi yapımlar hem teknik, hem de fikir olarak son derece iyi niyetli ve kaliteli yapımlar. Çok doğru bir kabul var: Türkiye dünyanın vicdanıdır. Bu vicdan, kendini kültür sanat eserlerinde de göstermeli, ispatlamalı. Yüzyıllardır sadece katilini seçme özgürlüğü verilen mazlumlara ve onlara insafsız sömürü düzenini reva gören zalimlere bir başka yolun, bir başka dünyanın mümkün olduğunu göstermek zorundayız. Bu hem tarihimizin, hem geleceğimizin bize yüklediği bir sorumluluk. Bu sorumluluğu yerine getirmenin en etkili yolları da bugüne kadar maalesef ihmal ettiğimiz kültür-sanat sahasındadır.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ocak-2019">Derin Tarih Ocak Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Müzesi Eski Müdürü Erdem Yücel: Ayasofya’da Bizans’ı Görmek İsteyenler Niçin Osmanlı’yı Görmeden Çıkamıyordu?</title>
		<link>https://www.derintarih.com/soylesi/ayasofya-muzesi-eski-muduru-erdem-yucel-ayasofyada-bizansi-gormek-isteyenler-nicin-osmnaliyi-gormeden-cikamiyordu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Orman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 22:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Bizans mimarisi]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Ayasofya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.derintarih.com/?p=3914</guid>

					<description><![CDATA[Ayasofya tarihi deyince ilk akla gelen isimlerdensiniz. Ayasofya’yı önemli kılan nedir sizce? Ayasofya evrensel bir yapı. İstanbul’un en yaşlı yapılarından olup üç dönem geçirmiştir: Doğu Roma yani Bizans, Osmanlı ve müze olduktan sonraki dönem. Kısacası 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuştur. Bu üç dönemin ilki pek bilinmez. Bugünkü Ayasofya’nın yerine inşa edilmiş olan ilk Ayasofya’nın İstanbul’un kuruluşunda I. Konstantinos döneminde, oğlu Konstans’ın babasının kayınbiraderi Lucinus’a karşı kazandığı zaferin anısına yapıldığı söylenir. O yapı bugünkünden oldukça farklıdır. Bizans mimarisinde bazilika olarak isimlendirilen ince uzun, dikdörtgen planlı olup üzeri kırma çatıyla örtülmüştür. İlk Ayasofya’nın yapımı tartışmalı bir konudur. Erken Bizans mimarisine&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Ayasofya tarihi deyince ilk akla gelen isimlerdensiniz. Ayasofya’yı önemli kılan nedir sizce?</strong></em></p>
<p>Ayasofya evrensel bir yapı. İstanbul’un en yaşlı yapılarından olup üç dönem geçirmiştir: Doğu Roma yani Bizans, Osmanlı ve müze olduktan sonraki dönem. Kısacası 916 yıl kilise, 481 yıl cami olmuştur.</p>
<p><em><strong>Bu üç dönemin ilki pek bilinmez. </strong></em></p>
<p>Bugünkü Ayasofya’nın yerine inşa edilmiş olan ilk Ayasofya’nın İstanbul’un kuruluşunda I. Konstantinos döneminde, oğlu Konstans’ın babasının kayınbiraderi Lucinus’a karşı kazandığı zaferin anısına yapıldığı söylenir. O yapı bugünkünden oldukça farklıdır. Bizans mimarisinde bazilika olarak isimlendirilen ince uzun, dikdörtgen planlı olup üzeri kırma çatıyla örtülmüştür. İlk Ayasofya’nın yapımı tartışmalı bir konudur. Erken Bizans mimarisine tipik bir örnek olduğu bilinir. Bu yapı Bizans İmparatoru Arkadios’un eşi İudoksia ile İstanbul Patriği Aziz İoannes Christomos arasındaki çekişme sonucu çıkan bir isyan neticesinde yakılmıştır. Bu yapıdan damgalı bir tuğla dışında hiçbir iz kalmamıştır. İkinci Ayasofya’yı II. Thedeosios, Mimar Rufunos’a yaptırmıştır. Bazı lentoları, sütunları ve sütun başlıkları ikinci Ayasofya’dan arta kalan örneklerdir. Su kalıntıları İstanbul Arkeoloji Enstitüsü’nün 1935-36 yıllarında yaptığı kazıda ortaya çıkmıştır. İmparator Iustinianos aleyhine 13 Ocak 532’de başlayan Nika ayaklanması sırasında ikinci Ayasofya da yakılmıştır. İmparator ayaklanmayı bastırdıktan ve siyasî konumunu sağlamlaştırdıktan sonra Ayasofya’yı öncekilerden çok daha görkemli olarak yeniden yaptırmayı istemiştir. Bunun için de dönemin en ünlü mimar-mühendisini ve matematikçisini bu iş için görevlendirdiğini biliyoruz: Miletoslu İsidoros ile Trallesli (Aydın) Antemios. Bizans’ın bütün eyaletlerine emirnameler göndererek, antik çağların mabetlerinden arta kalan mimarî parçaların Constantinopolis’e gönderilmesini istemiştir. Bunun üzerine Aspendos, Efes, Baalbek, Tarsus başta olmak üzere Anadolu, Teselya ve Suriye’nin antik kentlerindeki sütunlar, mermerler, çeşitli renklerde taşlar Ayasofya’da kullanılmak üzere gönderilmiştir. Ayasofya’nın döşeme ve duvarlarını kaplayan beyaz mermerler Marmara Adası’ndan (Prokennesos), yeşil somakiler Eğriboz Adası’ndan getirilir. Bundan başka Teselya ile Mora yarımadasından çeşitli taşlar, Afyon yakınından pembe mermerler, Kuzey Afrika’dan sarı mermerler gönderilir. Ayasofya’nın iç mekânında orta ve yan nefleri birbirinden ayıran, dördü sağda, dördü solda bulunan yeşil-siyah damarlı mermer sütunlar Ephesos Artemis Mabedi’ne aittir. Yarım kubbe altında yer alan sekiz porfir sütun ise Kahire yakınlarındaki eski bir Mısır mabedinden gönderilmiştir. Böylelikle Ayasofya’nın yapımında Anadolu’nun çeşitli antik yerleşme alanları ile Atina, Numidia, Mısır, Suriye ve Teselya’nın taşları, sütunları ve sütun başlıklarından geniş ölçüde yararlanılmıştır. Ayasofya’nın yeniden inşası için öncelikle daha önce yapılmış olan iki Ayasofya’nın bulunduğu alan düzenlenmiş; eski kalıntılar, yıkıntılar ortadan kaldırılmış ve çalışmalara 23 Şubat 532’de başlanmıştır. Mozaikler ve bezemeler dışında yapı 5 yıl, 10 ay, 4 gün sonra, 27 Aralık 537’de tamamlanmıştır. O günün şartlarında böylesine büyük bir mabedin yapılması olağanüstü bir hadiseydi.</p>
<p><strong>Devamı <a href="http://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-kasim-2018">Derin Tarih Kasım Sayısında…</a> </strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
