﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Kurşun &#8211; Derin Tarih</title>
	<atom:link href="https://www.derintarih.com/yazar/zekeriyakursun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<description>Tarih Okuyan Şaşırmaz</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 15:02:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.5</generator>

<image>
	<url>https://www.derintarih.com/wp-content/uploads/2015/12/favicon-150x150.png</url>
	<title>Zekeriya Kurşun &#8211; Derin Tarih</title>
	<link>https://www.derintarih.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Osmanlı Arapları”Na Dair…</title>
		<link>https://www.derintarih.com/1-kitap-1-yazar/bir-kitap-bir-yazar/osmanli-araplarina-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2023 15:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bir Kitap Bir Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Hilafet-Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[I.Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=9099</guid>

					<description><![CDATA[I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet (1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I.Dünya Savaşı sonrasında yaşanan keskin kopuşun ardından, istese de istemese de Osmanlı’nın varisi olan Türkiye ile Arap dünyası arasındaki sorunlar hâlâ çözülebilmiş değil. Sadece tarafları değil İslâm dünyasının kaderini de etkileyen bu sorunun çözümünde ortak tarihî tecrübeden istifade etmek mümkün mü? Bu noktada tarihçilere nasıl bir görev düşüyor? Sorularımızı 40 yıllık bir emeğin ürünü olarak geçtiğimiz aylarda yayınlanan <em>Osmanlı Arapları: Hilafet-Siyaset-Milliyet </em>(1798-1918) kitabının yazarı Prof. Dr. Zekeriya Kurşun’a yönelttik.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>II. Abdülhamid’i Sultan Olarak Gören Son Yemenliler</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/ii-abdulhamidi-sultan-olarak-goren-son-yemenliler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 06:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdunnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Sa'd b. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Selanik]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7903</guid>

					<description><![CDATA[Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir. Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Acısıyla, tatlısıyla, türküsüyle, kışlasıyla Yemen hep hatırımızdadır. Osmanlı Devleti’nin Yemen’deki varlığı şimdi okuduğunuz dosyada farklı biçimlerde ele alınmıştır. Ama bana göre hâlâ Türkiye’nin tarihi derinliğinde “uç noktası” olan Yemen ile ilgili bilgilerimiz çok eksiktir. İşte size sunduğumuz bu rapor da bunlardan bir tanesidir.</p>
<p>Özellikle 1872’den itibaren Yemen’de girişilen ıslahatlar sayesinde bir Yemen-İstanbul hattı kurulmuştu. İstanbul’a gelen giden askerler, memurlar ve hatta sivillere ilaveten halkı temsil eden ulema veya aşiret temsilcileri de vardı. İşte bu sonunculardan bir heyet, 31 Mart hadiselerinden kısa bir süre önce İstanbul’a, Padişah’ın misafirleri olarak gelmişlerdi. Nitekim bu heyet II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine ve Selanik’e sürülmesine de şahit olmuştu. Yemen’e dönen hey’etin içinde bulunan ulemadan Sa’d b. Muhammed eş-Şarkî bir rapor yazarak Yemen İmamı’na sunmuştu. Bu eser yazma olarak uzun yıllar Yemen Büyük Camii’nin kütüphanesinde bekledi, sonra yer değiştirdi. Mısır’daki Cemal Abdünnasır devrimi akabinde oluşan Mısır-Yemen Birliği sürecinde, oradaki diğer birçok eserler ile birlikte bu eserin bir kopyası da Mısır’a ulaştı.</p>
<p>Ben bu raporun varlığını Ürdünlü tarihçi dostum merhum Profesör Muhammed İsa Salihiyye ile Osmanlı Arşivi çıkışında Sultanahmet Camii’nin karşısındaki bir sohbetimizde duymuş ve heyecanlanmıştım. Yayımlama hazırlığında olduğunu ve en kısa zamanda bana da göndereceğini söylemişti.</p>
<p>Kısa bir süre sonra Ürdün’e gittim. Diğer işlerimin yanında mutlaka dostumun yanına uğrayıp en azından yazdıklarını okumayı arzu ediyordum. Nitekim merhum Muhammed İsa Salihiyye’yi,  Ürdün’ün Salt taraflarında bir vadiye hâkim bir tepede inşa ettiği ve kitaplarından başka lüksü olmayan evinde ziyaret ettim. Benim nazarımda konu belli idi. Ama o ömrünün son yıllarında rahat konuşacağı bir arkadaş bulmanın heyecanıyla başka mevzulara girdi. Özellikle Filistin meselesi, Batı Şeria’nın ilhakı kendisinin de içinde yer aldığı Fedailer grubunun başına gelenleri anlattı durdu rahmetli arkadaşım. Yeni şeyler dinlemenin, duymanın etkisiyle raporu tamamen unuttum. Yanından ayrılır ayrılmaz da pişmanlık duydum fakat bir kaç ay sonra postadan gelen bir zarf beni mutlu etti. Zarfın içinde Salihiyye’nin bir mektubu ve yayımladığı söz konusu kitapçık (yani rapor) vardı. Benden kitabı mümkünse Türkçeye tercüme etmemi istiyordu.</p>
<p>Kitap “Şahitlerin Güzün’den II. Abdülhamid’in Hal’ Gecesi” başlığını taşımaktaydı.  “Takyîdu Havadisi İnşâi Tahdîdi Cihadi’s-Sanî” adlı bir yazmanın içinden çıkarılmış ayrı bir bölüm olarak sunulmuştu. Muhammed İsa Salihiyye’nin sunumu ve dipnotlarıyla 100 küsur sahife olan kitabı, o zaman yayımlamaları için bazı yayımcılara teklif ettim ise de pek rağbet görmedi. Bu yüzden de Türkiye’de hiç görülmedi ve kaynak olarak da kullanılmadı.</p>
<p>Rapor, Kanun-i Esasi’nin yeniden ilanından sonra Yemen’de yapılacak ıslahatlar ve talepler hakkında görüşmek üzere gelen heyetin serüvenini anlatmaktadır. Yolculuğun İzmir’den sonrasına şahit olduğumuz rapordan heyetin, saraya mensup bir yaver tarafından karşılanıp gemi ile İstanbul’a geldiğini, İstanbul’da Nişantaşı’ndaki misafirhanede ağırlandıklarını ve ondan sonra da II. Abdülhamid’im hal’ine kadar giden sürece şahit olduklarını okumaktayız.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlu Yemen’in Son Mutlu Günleri</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/mutlu-yemenin-son-mutlu-gunleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2022 05:50:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Aden Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıldeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Lahsa]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7885</guid>

					<description><![CDATA[Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz ile çevrili olan Yemen, günümüz siyasî haritalarında Suudi Arabistan ile Umman arasında 527.968 kilometrekarelik büyüklükte bir ülkedir ve ayrıca Arap Yarımadası’nın güneybatısında yer alır. Tarihte Arap Yarımadası’nda en eski uygarlıklara ev sahipliği yapan verimli bir yer olması hasebiyle buraya “Mutlu Yemen” ismi verilmiştir. Türklerin Yemen tarihi ile buluşması Selçuklular devrine kadar geri götürülebilir. Selçuklulardan sonra da Yemen’de bir Türk hanedanlığı olan Resûlîlerin hâkimiyet kurması bu müşterek tarihin ilk dayanaklarını teşkil eder. Ancak gerçekte asıl ortak Türk-Yemen tarihi dört yüzyıl süren Osmanlı dönemidir. Bu yazının başında hemen bir noktayı hatırlatmak gerekmektedir. Genellikle 1950’li yıllarda Arap&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arap Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz ile çevrili olan Yemen, günümüz siyasî haritalarında Suudi Arabistan ile Umman arasında 527.968 kilometrekarelik büyüklükte bir ülkedir ve ayrıca Arap Yarımadası’nın güneybatısında yer alır. Tarihte Arap Yarımadası’nda en eski uygarlıklara ev sahipliği yapan verimli bir yer olması hasebiyle buraya “Mutlu Yemen” ismi verilmiştir. Türklerin Yemen tarihi ile buluşması Selçuklular devrine kadar geri götürülebilir. Selçuklulardan sonra da Yemen’de bir Türk hanedanlığı olan Resûlîlerin hâkimiyet kurması bu müşterek tarihin ilk dayanaklarını teşkil eder. Ancak gerçekte asıl ortak Türk-Yemen tarihi dört yüzyıl süren Osmanlı dönemidir.</p>
<p>Bu yazının başında hemen bir noktayı hatırlatmak gerekmektedir. Genellikle 1950’li yıllarda Arap ülkelerinde gelişen bir tarih yazımı anlayışı ile söz konusu Osmanlı asırları ikiye taksim edilmiş ve “Osmanlı’nın Yemen’deki birinci devresi (1516-1672) ve ikinci devresi (1872-1923)” gibi bir taksimat icat edilmiştir. Maalesef son yıllarda Türkiye’deki bazı tarihçiler de bu yaklaşımı benimsediler. Oysa bu tamamen yanlış bir taksim ve tarihî anlatımdır. Osmanlı idaresi ve hâkimiyeti Yemen’de, zaman zaman bazı bölgelerde kesintiye uğramışsa da, dört yüzyıl boyunca bir bütün olarak sürmüştür ve bu şekilde ele alınmalıdır. Bu mesele bu makalenin konusu olmamakla birlikte bir mukaddime olarak hatırlatılması zarurî görülmüştür.</p>
<p>Osmanlı Devleti, Arap coğrafyasına yöneldiğinde Yemen’in stratejik öneminin farkındadır. Buradaki istikrarsızlık ve o sırada Kızıldeniz’de ortaya çıkan Portekiz tehdidinin, ve bunun Haremeyn için ciddi bir tehlike oluşturduğunun da bilincindedir. Fetihten sonra Osmanlılar iç yazışmalarında Yemen’i daima Haremeyn’in kapısı olarak niteleyip orada bulunmalarının gerekçesini bu kapıyı koruyup kollamak olarak açıklamışlardır. Portekizlilerin Kanûnî döneminde Basra Körfezi ve Kızıldeniz’den uzaklaştırılmasıyla, Osmanlı Devleti hem Yemen’de hem de Basra Körfezi Lahsa’da, kurduğu beylerbeyliği idaresiyle fiilen bir buçuk asra yakın kaldı. Nitekim o tarihlerde Kanûnî’nin Aden’e yerleştirdiği toplar şimdi İngiltere’de sergilenmektedir.</p>
<p>Aradan geçen bir asırdan fazla zaman içinde Osmanlı Devleti’nin varlığı dış tehditleri ortadan kaldırdı. Böylece bölgede büyük masraflar ile asker bulundurmak anlamını yitirdi ve alınan rasyonel bir kararla Osmanlı, hem Yemen’deki ve hem de Lahsa’daki ağırlığını tahliye etmeye başladı. Yemen’den ilk tahliyesini 1644 yılında yapan Osmanlılar idareyi Osmanlı görevlileri ile birlikte Yemen’de Kâsimîlere; aynı şekilde Lahsa’da da 1672’de Benî Halid ailesine devrettiler. Hukukî olarak devletin kayıtlarında her iki coğrafya da 1672 yılına kadar beylerbeyliği olarak anıldı. Devletin askerî gücünü ve merkezden gönderilen mülkî idarecilerini geri çekmesi bölgeden ayrılmasını gerektirmedi. Bölge Hicaz Eyaleti’nin hinterlandı olarak hep gözetim altında kaldığı gibi, ahalisinin çoğunluğu da kendini Osmanlı hilafetinin tebaası olarak kabul etti.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-subat-2022">Derin Tarih Şubat Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Şehri Tripoliçe’de 40 Bine Yakın Türk Katledildi</title>
		<link>https://www.derintarih.com/dosya/osmanli-sehri-tripolicede-40-bine-yakin-turk-katledildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Kurşun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Oct 2021 08:08:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Balyabadra]]></category>
		<category><![CDATA[Hüseyin Salaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mora]]></category>
		<category><![CDATA[osmanli]]></category>
		<category><![CDATA[Tripoliçe]]></category>
		<category><![CDATA[Vostitsa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.derintarih.com/?p=7492</guid>

					<description><![CDATA[Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin&#46;&#46;&#46;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mora Yarımadası’nın ortasında bulunan Tripoliçe (Tripolis/Tropolitza) Akdeniz’de önemli bir güzergâhın üzerindedir. 1460 yılında Osmanlı idaresine giren şehir 18. yüzyılda büyük ölçüde gelişerek Akdeniz’deki en önemli İslâm beldesi olarak tanınmıştır. 1668 yılında şehri ziyaret eden Evliya Çelebi camileri, han ve hamamlarıyla, nüfus ve zenginliğiyle oldukça gelişmiş bir şehirden bahsetmektedir. Şehir 1686-1715 tarihleri arasında Venedik idaresinde kalmış, ancak tekrar Osmanlı idaresine geçerek inşa edilen camiler, tekke, kütüphane ve diğer eserler ile yeniden mamur bir Osmanlı şehrine dönüşmüştür. Şehir Rusya’nın teşviki ile başlayan ilk Mora İsyanı (1770-79) sırasında tahrip edilmiş olsa da tekrar ayağa kalkmıştır. 1821 İsyanından önce yarısı Müslüman olmak üzere şehrin nüfusunun 30 bin kadar olduğu kaynaklarda ifade edilir.</p>
<p>Mora Yarımadasında isyan büyüyünce bölgedeki Müslüman askerler ile ahâli kalelere kapanmak zorunda kalmışlardı. Ancak yeterli yardım ulaşmadığı için bu kaleler birer birer isyancıların eline geçmiş veya içinde yaşayan Müslüman Türkler muhasara altına alınmıştı. Yaklaşık bir ay içinde vilayet merkezi Tripoliçe hariç bütün Mora isyancıların eline geçti. Tripoliçe aylarca isyancılara direndi. Bu arada isyancıların eline geçen Müslüman ahâli öldürülüp malları yağmalandı.</p>
<p>Daha Mart 1821 ortalarından itibaren Mora taraflarında isyancılar tertibat almış ve Müslüman ahâlinin yaşadığı yerlerin birbiriyle irtibatını kesmişti. 23 Mart’ta Mora’dan Hüseyin Salaroğlu, ulaşıp ulaşmayacağından emin olamadığı bir mektubu, Balyabadra’ya gönderdiğinde çoluk çocuklarıyla birlikte bütün Müslüman ahalinin tehlike altında olduğunu, mektubu alanların bu haberi mümkün olan her yere ulaştırmalarını istiyordu. Aynı sırada Balyabadra Voyvodası Şakir Ahmet Ağa da Mora’da Mustafa Bey’e gönderdiği bir mektupta, meseleyi biraz da hafife alarak, ahâlinin ve kimi ulemanın korkudan kalelere sığınmaya başladıklarını yazıyordu. Bu ilk çelişkili feryatların ardından asıl “Mora Hıristiyanlarının” isyan haberini ve hazırlıklarını Mora Vali Vekili Salih Ağa veriyordu. Mora isyanını anlatan Yunan kaynaklarının da ittifak ettikleri Vostitsa’da bir manastırda toplanan piskopos ve bazı metropolitlerin isyan için Rumlara beyannameler göndererek onların Müslümanlara saldırmalarını teşvik ediyorlardı. Bu yüzden Tripoliçe’ye giden yollar tutulmuş, Müslüman ahâli baskı altına alınmıştı. Mektup Sultan’a kadar ulaşmış, o da üzerine düştüğü hatt-ı hümâyûnunda bu bilgilerin Rum Patriği ile paylaşılmasını ve onun bölgeye vekiller gönderip konuyu araştırmasını istemiştir. Muhtemelen bu hadise Patriğin idamına giden süreci de başlatmıştır. Bu meselede asıl yetkili olan kişi Hurşid Paşa’ydı. O, İstanbul’a yazdığı şukkasında, isyan haberlerini doğrularken önerdiği tedbir, Balyabadra’da bulunan Kapudâne Ali Bey’in birkaç gemiyi Mora’ya göndermesini istemekten ibaret idi. Oysa Ali Bey, edindiği istihbaratla Müslüman ahâlinin kuşatma altında olduklarını bildiriyor ve o tarafa asker sevki için yeterli kayığın olmadığını yazıyordu. Bir çare olarak, o sırada Ülgünlü Hüseyin’in idaresindeki şalope ile asker gönderilecek ve yeni kayıklar buldukça da asker sevk edilecekti. Hülasa başta eski sadrazam yeni Rumeli Valisi Hurşid Paşa olmak üzere, diğer görevliler ve denizciler yazışma ve göstermelik tedbirler ile uğraşırken isyan büyüyordu.</p>
<p><strong>Devamı <a href="https://www.birlikte.com.tr/derin-tarih-ekim-2021">Derin Tarih Ekim Sayısında…</a></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
